PDA

View Full Version : Çanakkale GeÇİlmez !!! (18 Mart 1915)


oğuz
03-18-2005, 05:02 AM
http://www.gallipolidigger.com/2004.site/002s.18.mart.1915/KART.jpg

Çanakkale Savaşları Türk ve Dünya tarihi açısından ilginç özelliklere sahipti. Bu savaşlar iki şekilde ele alınmalıydı. 18 Mart 1915 tarihine kadar meydana gelen Deniz Savaşları ve ardından gelen kara savaşları.

Tepeden tırnağa silahlı Avrupada ufak bir kıvılcım savaşı başlatmaya yetti de arttı bile. 28 Haziran 1914 günü Saat 11.30 da Avusturya Veliahtı Saraybosna da bir Sırplı tarafından öldürüldü.Sırbistan ile Avusturya - Macaristan arasında uzun süren soğuk pretestolardan sonra, Avusturya 1914 saat 11.00 da Sırbistan a resmen savaş ilan etti. Aynı gün Avusturya topları Belgrad ı dövmeye başladı.

Daha sonra savaş ilanları birbirini kovaladı. Almanya 1 Ağustos da Rusya ya, 3 Ağustos da Fransa ya savaş ilan etti.

Böylece Avrupada tam dört sene sürecek kabus başladı.

Osmanlı Devleti ise Balkan Savaşından yenik ve ezik çıkmıştı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa 18 Temmuzda müttefik olma arzusu ile gittiği Fransa dan eli boş döndü. Daha sonra Enver Paşa Almanya ile anlaşmayı önerdi ve Osmanlı İmparatorluğu üçlü ittifaka girdi.

Önemli siyasi olaylarda peşi sıra gelmeye başladı. 3 Ağustos da Churchill kendilerine ısmarlanan iki savaş gamisine el koyduklarını resmen bildirdi. Ödenen kaporalarda iade edilmedi.

Almanya ise bu zararımızı telafiye hazırdı. Bu esnada Göben ve Breslav adlı iki Alman Harp Gemisi Fransızların nakliyatına darbe indirmek için Cezayir in Bon ve Filipvil limanlarını bombardıman ettiler. Bir İngiliz kruvazörü tarafından kovalanan gemiler Çanakkaleye doğru yol aldılar. 10 Ağustos günü Marmaraya giren gemilere 16 Ağustos da Türk bayrakları çekildi. 80 milyon marka satın alındığı söylenen gemilere Yavuz Sultan Selim ve Midilli adları verildi.

Kafakas ve Süveyş Cephelerinde Almanlara karşı zorlanan Ruslar ise Türk takviyelerinin doğuya göderilmesinin engellenmesini istiyordu. Bunun üzerine İngilizlerin kafasına Istanbul u zorlama fikrini soktular. Böylece Türkler Kafkasya daki birliklerin bir kısmını geri çekecekler, Rusların yükü hafifliyecekti.

26 Aralık 1914 Pazar günü İngiliz B-11 denizaltısı Boğazdan içeriye girerek Mesudiye zırhlısını 10 dakika içinde batırmasından heveslenen W.Churchill ,İngiliz kabinesinde ikna edici bir konuşma yaptı. Yunanlılar da kuvvetlerini İngilizlerin emrine vereceğini söylemesinden sonra 13 Ocak 1915 tarihli İngiliz Savaş Konseyi, toplantısında harekatı denenmeye değer buldu. Böylelikle Triumph, İnflexible, Queen Elizabet, İrresistible, Ocean, Bouvet, Majestik, Agamemnon gibi zırhlıların yer aldığı yaklaşık 28 büyük gemiden oluşan, Akdeniz tarihinin en büyük deniz gücünü topladılar. 3 Kasım 1914 te Boğaz ağzındaki tabyalarımızın kısa bir süre bombardımanından sonra, bu cephede uzun bir durgunluk görüldü

19 - 26 Şubat 1915 de düşman Kumkale, Orhaniye, Ertuğrul ve Seddülbahir'i içine alan top atışlarına başladı. Gün boyunca 7000 metreye kadar sokulup Türk tabyalarını bombaladılar.Bu mesafeler Türk tabyaları için oldukça fazla olduğu için suskun kaldılar. Gece yapılacak olasıbir taaruzdan korktukları için güneş batmadan evvel geri çekiliyorlardı.

17 Martta General Hamilton müttefikleri ile ertesi gün yapacakları büyük taaruzun planlarını son defa gözden geçirdi. Taarruz A ve B olmak üzere iki hat üzerinde düzenlenmişti.
SONUÇ :


Müttefik filo üç büyük gemisini ( Irresistible, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç tanesi de ( Inflexible, Gaulois, Suffren) ağır yaralanmış, bu suretle eldeki kuvvetlerin üçde birini kaybetmişti. İnsan kayıplarıda 800 ölü ve yaralıyı bulmaktaydı.

Bundan sonra kara çıkarmalarına ağırlık verildi. Donanma karacılara destek kuvvet olarak kullanıldı.







http://www.diggerhistory3.info/simpson/images/001.jpg

oğuz
03-18-2005, 05:11 AM
http://www.aslanlar.com/forum/uploads/SETH/2005-03-14_153636_duryolcu.jpg

DUR YOLCU ! BİLMEDEN GELİP BASTIĞIN,

BU TOPRAK, BİR DEVRİN BATTIĞI YERDİR.

EĞİLDE KULAK VER,BU SESSİZ YIĞIN,

BİR VATAN KALBİNİN ATTIĞI YERDİR....

oğuz
03-18-2005, 05:20 AM
http://www.aslanlar.com/forum/57alsancak.jpg

Ekte resmini gördüğünüz sancak,Çanakkale savaşında son erine kadar şehit olan 57'ci Alayın sancağıdır.

Melburn-Avustralya müzesinde sergilenen Sancağın plaketinde şu sözler yer almaktadır.

"Bu Alay sancağı çanakkale savaşları sırasında çanakkale'den getirilmiş fakat esir edilmemiştir.Türk ordusunun geleneklerine göre bir alay'ın sancağı,Alayın son eri ölünceye kadar teslim edilmez.
Bu sancak,sonuncu muhafızında altında ölü yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur.Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alay sancağını selamlamadan geçmeyiniz....

Ruhunuz şad olsun

oğuz
03-18-2005, 05:24 AM
Çanakkale savaşları ile ilgili her konuda bilgi alabileceğiniz detaylı bir site'nin linkini veriyorum...
http://www.gallipolidigger.com/index.2.htm

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008d.tavanarasi.uydu/Uydu.005.jpg

oğuz
03-18-2005, 05:28 AM
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE



Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya,
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı"
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer;
Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek,
Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ...
BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i,
KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.



Mehmed ÂKİF ERSOY

oğuz
03-18-2005, 05:32 AM
Savaşta kullanılan propoganda kartlarından biri

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008a.tavanarasi.propaganda.kartlari/Pr.krt.020.CePointro1.jpg

Pax
03-18-2005, 08:04 AM
Savaşta kullanılan propoganda kartlarından biri

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008a.tavanarasi.propaganda.kartlari/Pr.krt.020.CePointro1.jpg
Türkiye'de başka yerler dışında Çanakkale'yi de gezme şansım oldu. Doğa olarak çok güzel yerlerdir. Nasip olursa daha da gitmek isterdim. Ama Türkiye açısından o kadar önemli olayların yer alması daha da öne çıkıyor. Kısacas, bu gezi anlamlı hatıralar bıraktı bende.
Tüm TC vatandaşı kardeşlerimi kutlarım Çanakkale Zaferi Günü'nü kutlarım!!

Bu arada bu karttan o zaman da "hakla ilişkilerin" iyi çalıştığı anlaşılıyor :D

4twelve
03-21-2005, 03:09 AM
Türkiye'de başka yerler dışında Çanakkale'yi de gezme şansım oldu. Doğa olarak çok güzel yerlerdir. Nasip olursa daha da gitmek isterdim. Ama Türkiye açısından o kadar önemli olayların yer alması daha da öne çıkıyor. Kısacas, bu gezi anlamlı hatıralar bıraktı bende.
Tüm TC vatandaşı kardeşlerimi kutlarım Çanakkale Zaferi (?) Günü'nü kutlarım!!

Bu arada bu karttan o zaman da "hakla ilişkilerin" iyi çalıştığı anlaşılıyor :D
Off Topic: Oguz abicim affina siginarak biraz konu disina cikiyorum ..Kusura bakma..
Bak pax efendi sen ne ayaksin ..Seni cok uyarrdim sana akilli ol dedim ama senin anlayacagin yok insan gibi uyarilmaktan...
Allahtan bul ne diyim sana baska........Olum naapti lan sana turkiyeliler?Karin agrin nerden geliyo senin????

Pax
03-21-2005, 04:37 AM
Off Topic: Oguz abicim affina siginarak biraz konu disina cikiyorum ..Kusura bakma..
Bak pax efendi sen ne ayaksin ..Seni cok uyarrdim sana akilli ol dedim ama senin anlayacagin yok insan gibi uyarilmaktan...
Allahtan bul ne diyim sana baska........Olum naapti lan sana turkiyeliler?Karin agrin nerden geliyo senin????
Effendim???
Ya 4 twelve, senin derdini ben harbi harbi anlayamıyorum. Neyin var senin?
Yanlış bir şey yazdıysam bağışla ama nerde yanlış yapığımı da bildir.
Türliyelilere ben dil mi uzattım? Ben sadece Çanakkaleye gittiğimi, o tarihi yerleri gezdiğimi ve Türkiyeliler için bu bayramın önemli bir olay olduğunu söyledim. Yalan mı????? Öyle geliyorsa bu treaddeki ilk postumu tekrar oku!!
Ha bi de şurda abilik taslamayı bırak ya. Tepeme geldi valla.. :x "Uyardım", "akıllı ol". Lan sen kim oluyosun ya bana bunları söyleyecek, küstah herif???!! Haddini bil!!! :twisted:

AFANDI
03-21-2005, 05:55 AM
soylediginiz sheyler dogru ve güzel sheyler dir .. ama forumda pekde turkche bilen kishi fazla oldugunu zannetmiyorum (yamulmuyorsam) dolayisiyle yazilarinizi en basitinden ingilizce yazarsaniz daha faydali olacagi kanatindeyim millete ... iyi günler...

oğuz
03-21-2005, 06:11 AM
Zaferi (?)

Pax kardeşim

Herşeyi çok güzel yazmışsın ama bu zaferin yanına ? koymakla bizide ti'ye almışsın...

Pax
03-21-2005, 06:28 AM
Zaferi (?)

Pax kardeşim

Herşeyi çok güzel yazmışsın ama bu zaferin yanına ? koymakla bizide ti'ye almışsın...
Kusura bakma, o postu yazarken bayramın tam ismini hatırlamıyordum. Yani tam olarak bayramın resmi ismi bu muydu anlamında soru işareti koymuştum. Ti'ye almak gibi bir amacım yoktu kesinlikte. Zaten postumun ruhu buna uygun muydu ki?
Zafer zaferdir, bunu sorgulamanın ne anlamı olabilir ki?? Karaya ak diyenlerden değilim.

Ok, daha fazla soruna yer vermemek için ben bu soru işaretini siliyorum.

Bu arada, sağol oğuz. Sen sorunun ne olduğunu söylemeseydin 4twelve'le yaka paça olurduk ama kimin neyi kastettiğni ne istediğini bir türlü anlayamazdık. Keşke kuduz gibi sağlı sollu saldıranlar bir de sorunlarını dile getirmeyi öğrenseler... :rolleyes:

satik
04-02-2005, 04:03 PM
evet evet...

oğuz
08-05-2005, 08:29 AM
http://resim.forumtr.com/uploads/1c25c80dbd.jpg


http://img237.echo.cx/my.php?image=cnkl0rs.jpg (http://img237.echo.cx/my.php?image=cnkl0rs.jpg)
beni çok etkileyen bu fotoğrafın Çanakkale Savaşı günlerinde bir sabah vakti çekildiği söylendi bana. Türkiye'nin her bir yanından vatan savunması için kopup gelen askerler komutanlarıyla birlikte sabah duasındalar bu fotoğrafta. Uzmanların yine bana anlattığı, bu duadan birkaç dakika sonra başlayacak taarruz esnasında fotoğraftaki askerlerin büyük çoğunluğunun şehit olacaklarıdır. Bu duaya başlamadan önce hepsi de büyük ihtimalle biraz sonra başlayacak savaşta öleceklerini biliyorlardı, buna rağmen büyük bir gönül rahatlığıyla ve sakinlik içinde dualarını yapıyorlar.
Bu fotoğrafın anlamını iyi analiz ettiğimiz takdirde bugünkü günlerimize ve geleceğe ışık tutacak sonuçlara varabiliriz. Ne yazık ki modern zamanlar, dini duyguları siyasi çıkarları için sömüren ve dinibütün insanlarla ordu arasına duvarlar örmeye çalışan politik akımlarla dolup taşmıştır. Dini bu şekilde istismar etmeye çalışanlar, Türk insanını zerre kadar tanımamaktadırlar. Sıradan insanımız geçmişine, geleneklerine sahip çıkarken dışarıdan müdahale olmadığı takdirde tavırlarını modern zamanlara uygun şekilde bir ayarlamaya sokup makul olanı bulabilmektedir. Her toplum kendi geçmişinden kaynaklanan kolektif hafızasını bir tür süzgeçten geçirerek oluşturur. Bunu yaparken de o geçmişine ait olabilecek olumsuz anıları unutmasını sağlayacak elemeleri gerçekleştirir, olumlu anıları seçip alarak yeni zamanlara kendisini adapte eder. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sonuna doğru Almanya bombalanmıştır. Bu feci bir bombalanmaydı ve çok kısa süre içinde çeşitli Alman şehirlerinde 600 bin sivil öldü. Birçok şehir ise haritadan silindi. Modern Alman insanı bu korkunç olayı kafasından tamamen sildi bir içgüdüsel korunma hissiyle. Böylesine bir büyük olayın nasıl olup da bir ulusun kolektif hafızasından tamamen silinebilmiş olacağı W.G. Sebald'ın 'On the Natural History of Destruction' adlı kitabında analiz edilmiştir. Hafızasını ayıklama yoluyla tazeleme işlemini bütün uluslar yapar. Bizim geçmişimiz de zaferler, acılar hem de büyük acılar ve güzelliklerle doludur. Modern Türk insanının şimdiki hayata tavrı işte böyle bir işlemden, süzgeçten geçilerek oluştuğu için biz en kötü olayda bile kendimize güzel yanları arayıp bulma gücüne sahibiz.
Türk insanının dini duygularını siyasi çıkarlar doğrultusunda sömürmek isteyenler ve bunu kullanarak ordu ile halk arasına duvarlar kurmak isteyenler bu çalışmalarında hiçbir zaman başarılı olamamışlardır, hiçbir zaman da olamayacaklardır. Çünkü makul insanların dine yaklaşımları ve orduya saygıları ortak gelişmiş bir duygudur ve bunun temelleri bu fotoğrafta görülen türde yüzlerce olaya dayanır. Büyük komutanın emri üzerine şehitliği göze alarak savaşa gelenlerin, savaşın başlamasından önce arkadaşlarıyla birlikte son duasını eden bu insanların torunları onlardan devraldıkları genler nedeniyle kendilerine yönelik din ticareti yapanların, asker karşıtı söylem geliştirenlerin ne dediğini bile anlamazlar ve umursamazlar. Bu tür söylemler hep ters teper, sonunda halk kendi makul bildiğini yapar.
Bu makulü bulmaya yönelik tavır sıradan insanlarımızın genelde başardığı iştir. Bu nedenle de ülkemizde birçok siyasi fikir, uçları zorlamaya çalıştığı ve makulü göz önüne almadığı için kısa sürede ölmüştür. Bu nedenle ben milliyetçilik ve muhafazakarlık düşüncelerinin yanına modern tavırların da bir an önce eklenmesini savunuyorum, çünkü bu yapıldığı takdirde kolektif hafızamızı yeniden oluşturma ve tavırlarımızı yeniden düzenleme süreci daha kolaylaşacaktır. Bu yazı fikri aklıma Anayasa Mahkemesi'yle ilgili son tartışmaları izlerken geldi. Bu tartışmayı başlatanlar Türk insanının kolektif hafızasının gücünü ve makul olanı bulmadaki becerisini anlayamıyorlar. Bunu anlamaya başlamaları için köşede yayınladığım fotoğrafı iyice incelemeleri ve üzerinde düşünmeleri gerekiyor. Sıradan insanımızın makulü bulma gücü modernite ile muhafazakarlığın ve milliyetçiliğin sentezinin yapılabileceğinin en büyük garantisidir. Türkiye'yi tekrar büyük yapacak sentez de budur.

Sisqui

ÇANAKKALEDE YATAN ŞEHİTLERİMİZ RAHMETMİ İSTEDİ BİLMİYORUM BU RESİM VE YAZI KARŞIMA ÇIKTI...
ALLAH RAHMET EYLESİN...

kurshad
08-05-2005, 03:16 PM
[QUOTE=oğuz]http://resim.forumtr.com/uploads/1c25c80dbd.jpg

Allah rahmet eylesin o buyuk kahramanlara.. Ufacik bir cocukken gitmistim Canakkaleye. Sehitlikleri, muzeleri gezmistik. Sivil bir muzede gordugum kanli bir kilic, kursun saplanmis bir kafatasi ve sehit bir subayin cebinden cikmis annesine yazdigi dokunakli mektubun latin alfabesine cevrilmis metni hic bir zaman aklimdan cikmadi. Beynime kazindi kanla yogrulmus o kutsal topraklarin goruntusu.

Her turk cocugunun hic olmazsa bir kez CAnakkale sehitliklerini gezmesi lazim. O zaman baska hic bir soze kalmadan bu buyuk milletin bir ferdi olmaktan gurur duyacaktir.

Bu arada;
Canakkale harbini cok guzel bir bicimde kaleme alinmis, akici, belgelere dayanan ve bazen insani gozyaslarina ister istemez bogan,Erol Mutercimler'in "CANAKKALE" isimli kitabini herkese tavsiye ediyorum. Bu savas hakkinda bildiklerimizin boluk porcuk oldugunu bu kitabi okuduktan sonra bir kez daha idrak ettim.
Binbasi Mahmut Sabri'yi, Yuzbasi Hasan'i , Tegmen Mevsuf'u ve daha binlerce gercek kahramanin gercek hikayesi.
Allah hepsine rahmet etsin..

Bilge_Kagan
08-05-2005, 04:27 PM
Ekte resmini gördüğünüz sancak,Çanakkale savaşında son erine kadar şehit olan 57'ci Alayın sancağıdır.

Melburn-Avustralya müzesinde sergilenen Sancağın plaketinde şu sözler yer almaktadır.

"Bu Alay sancağı çanakkale savaşları sırasında çanakkale'den getirilmiş fakat esir edilmemiştir.Türk ordusunun geleneklerine göre bir alay'ın sancağı,Alayın son eri ölünceye kadar teslim edilmez.
Bu sancak,sonuncu muhafızında altında ölü yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur.Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alay sancağını selamlamadan geçmeyiniz....

Mevzubahis olay bircok kaynak tarafindan dogrulanmistir, ancak burada sergilenen sancak, 57. alay sancagi degil, Sam'da elegecirilen bir diger alay sancagidir ( eger kaynagi hatirlayabilirsem buraya koyacagim, kesinliginden cok da fazla bir suphem yok... ).

Bu olayin anisina bugun Turk ordusunda 57. alay yoktur.

şehitlikteki "dünya askerlik tarihinin en kahraman birliği 57. alay" başlıklı yazıdan alıntı yapacak olursak:


"18 mart 1915 deniz zaferimiz sonucunda ortaya çıkan bozgun, itilaf devletlerini, karadan destek almaksızın yalnız donanma ile boğazın geçilemeyeceğini gösterdiğinden, karaya çıkarma kuvveti hazırlamaya sevk etti.

25 nisan 1915 günü sabaha karşı avustralya ve yeni zelanda askerlerinden oluşan kolordu, arıburnu (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=arıburnu)'na çıktı. sarp yamaçlara doğru ilerleme kaydeden düşman kuvvetleri hiç ummadığı bir anda 261 rakımlı tepede 5. ordu ihtiyat tümeni kumandanı yarbay mustafa kemal (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mustafa+kemal) ve bir grup askerin sarsılmaz direnişiyle karşılaştı. mustafa kemal (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mustafa+kemal) herhangi bir emir almadığı halde 57. alayı bir dağ bataryası ile takviye ederek karşı taarruz için arıburnu (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=arıburnu)'na sevk etti.

olayın geri kalan bölümünü bizzat mustafa kemal (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mustafa+kemal)'den dinleyelim:

bu esnada conkbayırı (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=conkbayırı)'nın cenubundaki 261 rakımlı tepeden sahilin tarassut ve teminine memuren oralarda bulunan bir müfreze efradının conkbayırı (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=conkbayırı)'na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. size şu muhavereyi aynen okuyacağım! bizzat bu efradın önüne çıkarak:
- niçin kaçıyorsunuz? dedim.
- efendim düşman! dediler.
- nerede?
- işte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve kemali serbestiyle ileri doğru yürüyordu. şimdi vaziyeti düşünün: ben kuvvetlerimi bırakmışım. efrat on dakika istirahat etsin diye...düşman da bu tepeye gelmiş...demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir vaziyette ducar olacaktı. o zaman artık bunu bilmiyorum. bir muhakeme-i mantıkiye midir yoksa sevk-i tabii ile midir bilmiyorum.

kaçan efrada:
- düşmandan kaçılmaz, dedim.
- cephanemiz kalmadı, dediler.
- cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim.

ve bağırarak bunlara süngü taktırdım, yere yatırdım. aynı zamanda conkbayırı (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=conkbayırı)'na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile cebel bataryasının yetişebilen efradının "marş marş"la benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir zabitini geriye saldırdım. bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı. kazandığımız an bu andır.

bir koca muhaberenin ufacık bir lahzeye bağlı olduğunu, hatta bir memleket hayatının fena kullanılmış bir an yüzünden tehlikeye düşebileceğini, burada olduğu gibi iyi kullanılmış bir anın ise bir muharebenin ve bir vatanın mukadderatını iyileştireceğini o dakikayı görür gibi canlanmış bir ifade ile duymak insanın tüylerini ürpertiyordu!"

alayın komutanı yarbay hüseyin avni bey'dir. 18 mayıs 1915'te şehit düşmüştür. bununla beraber 57. alayın gösterdiği kahramanlık arkadan gelen 72. ve 77. alaylar tarafından gösterilmediği için anzac kolordusunun çıkarma günü denize geri dökülmesi başarılamamıştır.

ek bilgi 1 : 72. ve 77. alaylar arıburnu cephesinin güneyini savunan 27. alaya destek olarak gelmişti ama büyük bir coğunluğu saldıramadı, sinip fundalıklarda saklandılar. cephe tamamen 27. alayın bölgesiydi ama 57. alay conk bayırından yetişip kuzey sektörü kendi savunmasına almıştı.

ek bilgi 2 : bu iki alay adana'da toplanmıştı ve ağırlıklı araplardan oluşmaktaydı.

Bu konuyla ilgili farkli birseyler okumak ve yorum yapmak isterseniz: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ben+size+savasmayi+degil+olmeyi+emrediy orum/@immanuel+tolstoyevski okumanizi tavsiye ederim...

Ruhlari sad olsun...

kurtbilal1985
08-08-2005, 03:46 PM
http://resim.forumtr.com/uploads/1c25c80dbd.jpg


...

gercekten merak ettigim icin soruyorum. Özellikle yakin zamanda askerligini türkiyede yapan arkadaslar herhalde cevap verirler.
kislalarda, kisacasi askeri bölgelerde insanlarimizin dini inanclarini yasayabilecegi, örnegin toplu olarak namaz kilabilecekleri bir yer varmi acaba?

Torcoman
08-08-2005, 03:56 PM
gercekten merak ettigim icin soruyorum. Özellikle yakin zamanda askerligini türkiyede yapan arkadaslar herhalde cevap verirler.
kislalarda, kisacasi askeri bölgelerde insanlarimizin dini inanclarini yasayabilecegi, örnegin toplu olarak namaz kilabilecekleri bir yer varmi acaba?

bir üst rütbelinin toleransına göre ibadete izin verilebiliyorsun,
yanlız şu da var, savaş çıkarsa bunu dinin için yapmayacaksın, vatanın için yapacaksın, bu yüzden askerlikte yapılan dini kısıtlamaları çok doğru buluyorum
sonuçta insan "kazaa" olarak da ibadetini yapabilir daha sonra

kurtbilal1985
08-09-2005, 03:00 PM
bir üst rütbelinin toleransına göre ibadete izin verilebiliyorsun,
yanlız şu da var, savaş çıkarsa bunu dinin için yapmayacaksın, vatanın için yapacaksın, bu yüzden askerlikte yapılan dini kısıtlamaları çok doğru buluyorum
sonuçta insan "kazaa" olarak da ibadetini yapabilir daha sonra

torcoman. sence su yukaridaki resimde askerler kaza namazimi kiliyor acaba? onlar allah yolunda sehit olmak icin toplu namaz kiliyor gibime geldi nedense.
insanlar savasin taaa gobeginde namaz kilabiliyorsa, savas olmadigi bir zamanda tabiki namazlarini kilabilirler.
o askerler düsman saflarina giderken hep bir agizdan "allah allah" diyerek gittiler, "türkiye türkiye" diyerek degil.
bir insan oncelikle inanclari icin savasir, vatan sevgiside, insanin, genelde inancindan gelir.

Torcoman
08-09-2005, 05:05 PM
torcoman. sence su yukaridaki resimde askerler kaza namazimi kiliyor acaba? onlar allah yolunda sehit olmak icin toplu namaz kiliyor gibime geldi nedense.
insanlar savasin taaa gobeginde namaz kilabiliyorsa, savas olmadigi bir zamanda tabiki namazlarini kilabilirler.
o askerler düsman saflarina giderken hep bir agizdan "allah allah" diyerek gittiler, "türkiye türkiye" diyerek degil.
bir insan oncelikle inanclari icin savasir, vatan sevgiside, insanin, genelde inancindan gelir.

birçok insan dersek yanlış olur
oradaki insanlarda cihad için ölmediler, vatanları için öldüler

genco
08-09-2005, 07:52 PM
Son iki yazının sahibi arkadaşlar...(Kurtbilal ve Torcoman)

Din ve millet kavramı dünyada hiç bir millette olmadığı kadar bizde iç-içe geçmiş kavramlardır.

Bugün bizi bir arada tutan en ulvi değerlerdir her ikisi de...

Öbür türlü düşünmek ise bizi, din-millet kavramını ayrıştırmaya götürür.
Tıpkı "Sen önce Türk müsün, Müslüman mısın" diye sorulan tuzak sorudaki gizli amaç gibi...

Kaldıki; bu ülkenin ekseriyeti Türk ve Müslümandır...

Şahsi görüşüm-Müslümanlık şart değil, başka bir dini inanış da olabilir- dini inanç vatan-millet sevgisi için şart değildir.
Çünkü:
Din, bireyi ilgilendirir....İnançlı ya da inançsız oluşu kişinin kendi bileceği bir iştir, bir hayat tarzıdır.... Kimseyi ilgilendirmemeli ve kimse de yargılamamalı. Yüce Allah kimseye öyle bir yetki de vermemiştir.

Vatan-millet sevgisinde ise bireysellik arayamayız. Yaşadığı ülkeye zarar veren biri "hain" damgası yer. Toplum onu dışlar ve kanunen de suçtur. Cezası da bellidir.
Aynı kıstaslar din için de geçerlidir diyemeyiz...Çünkü dinde zorlama yoktur; yani kimse kimseyi zorlayamaz...Cezalandıramaz...
Olursa da bunun adı din olamaz... Totaliter Orta-Çağ kilise anlayışı gibi olur...(Tıpkı bazı Arap ülkelerindeki gibi)

Ancak, dediğim gibi, bizde din ve millet, manevi açıdan etle tırnak gibidir..
Türk insanı, inancından dolayı kimseyi hor görmeyen bir asalete sahiptir. Çekilmek istenilen tuzaklara da bügüne kadar düşmemiştir; düşmez de...

Ümmetçilik yaparak, ırkçılık yaparak bizi bölmeye çalışanların hevesleri kursağında kalacaktır. Çığırtkanlık yapanlar, boşuna nefes tüketmesin...

O nedenle, diyorumki:
Çanakkale'deki zafer; yüreği vatan sevgisiyle çarpan, göğsü iman dolu yiğitlerin ölüme meydan okuyan cesaret ve azimleri sayesinde kazanılmıştır.

Özet:
"İnanç ve sevgi"
Birinin var olması, diğerinin varlığına bağlıdır... tıpkı iki koldan bir ummana doğru çağlayan ırmak gibi....


.........sevgiyle........

Bilge_Kagan
08-10-2005, 05:29 AM
Bana kalirsa, oradaki insanlar vatanlari icin carpistilar, din icin sehit dustuler de diyebiliriz. Kabul etmek gerekir ki, burada savasmis insanlarda "vatan-millet" bilinci cok da gelismis degildi ( bunun nedeni Osmanlinin farkli milletleri Islam ve hosgoru catisi altinda bir arada tutma siyasetidir. Isterseniz daha sonra buna da gelebilirim... ). Kaldi ki Canakkaleden milyon kilometre uzaktaki arabi getirip burada carpistirmanin da tek yolu dindi bana gore, ya da Anadolu'nun herhangi bir yerinden alinip getirilen, cahil, medeniyet ve luks gormemis ( Allah'a sukur ki gormemisler, gorenlerinin ne yaptigini hepimiz biliyoruz... ) vatan ya da millet bilinci olmayan, kendine Turk degil Islam diyen ( yine Osmanli politikasinin sonucudur ) bir vatan evladini, bu cehennem gibi yerde carpistirmanin tek yolu " dinin salahiyeti icin savastigina inandirmak "tir ( ki zaten bir yandan da amaci budur, biliyorsunuz 19. yuzyildan sonra Dunyadaki tek bagimsiz musluman devlet Osmanli devleti kalmisti ( yanlis hatirlamiyorsam.. ) ).Boyle insanlari karsidaki nufus ve techizat olarak gayet ustun dusmanin ustune yurutmenin de yolu sehitlik maneviyatina inandirmaktir ( bildigim kadariyla her alayin imami vardi...yanlissam duzeltin ).

En nihayetinde, o insanlar orada hem vatan hem din icin carpistilar, ama kendileri icin, din yolunda sehit dustuler...

( Bu arada, genco hocam umarim bu donusunuz temelli olur artik...Hosgeldiniz... )

oğuz
08-10-2005, 06:50 AM
İMKANI OLSAYDIDA AZİZ ŞEHİTLERİMİZDEN BİRİNİ ŞU SORU İLE SORGULAMA FIRSATI BUYSAYDIK ,

VATAN İÇİNMİ DİN İÇİNMİ ŞEHİT OLDUNUZ ?

HERHALDE BU SORUDAN SONRA ŞEHİT OLDUĞUNA PİŞMAN OLACAKTIR AZİZ ŞEHİDİMİZ:rolleyes:

genco
08-10-2005, 11:25 AM
İMKANI OLSAYDIDA AZİZ ŞEHİTLERİMİZDEN BİRİNİ ŞU SORU İLE SORGULAMA FIRSATI BUYSAYDIK ,





VATAN İÇİNMİ DİN İÇİNMİ ŞEHİT OLDUNUZ ?



HERHALDE BU SORUDAN SONRA ŞEHİT OLDUĞUNA PİŞMAN OLACAKTIR AZİZ ŞEHİDİMİZ:rolleyes:

Oğuz,

O soruyu sorana sormak lazım aslında "Senin aklınla bir zorun mu var" diye...
Yoksa halen bu ülkede milyonlarca kişi var aynı değerler uğruna şehit olmaya hazır...

Bilge,
Şimdilik buralardayım.. Göstermiş olduğun yakınlığa teşekkür ederim... Sen de benim için değerli bir arkadaşsın. Senin memleket(Altınoluk,Akçay..)tarafındaydım. 6 gün kaldım.

Torcoman
08-10-2005, 12:26 PM
arkadaş o fotoğraftaki insanların Allah yolunda şehit olduğunu söyledi, bu yanlış,
şu an kendini bombayla patlatıp öldüren, cihad yapıyorum diye masum insanlara saldıranlarda aynı cümleyi söylerler"Allah yolunda şehit olmak" diye.

Ben orada şehit düşenlrein farklı bir nedeni olduğunu belirtmek için dedim o lafı, tabiki hepimiz müslümanız ama Çanakkale savaşını da bu koulardan muaf tutalım isterseniz

TÜRK
08-11-2005, 04:34 AM
Arkadaşlar biz bu ülkeyi kolay kazanmadık onbinlerce şehit verdik lütfen güzel ülkemizin ve türki cumhuriyetlerin kıymetini bilelim ve birlik olalım

mehmet_2006
03-10-2006, 01:56 PM
Konu güncel olmalı.Bilmeyenler öğrenmeli kahramanlıklarımızı.

Tabriz_Han
03-10-2006, 03:03 PM
Re: Turkish army(Sanli ordumuz) photos
http://img326.imageshack.us/img326/6673/denbirresim9ad.jpg

Seckjin Khan
03-10-2006, 03:43 PM
Büyük bir destan Çanakkale...

Oraları gidip görmek isterim.mutlaka gidip göreceğim o yüce destanın yaşandığı siperleri

narcoleptic
03-10-2006, 09:46 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !



ORDULAR


Osmanlı Ordusu
Osmanlı ordusu, Anadolu Türkleri’nin yanı sıra Arap, Ermeni, Kürt ve Suriyeli azınlıklardan oluşuyordu. Bu ordu, Balkan savaşında çok kötü savaşmış ve büyük bir hezimete uğramıştı. Şiddetle yeniden organize olmaya ve reforma ihtiyacı vardı. Bu nedenle, 1913’teki Jön Türk hükümeti, 1800’ün ortalarından beri uygulanan anlaşma çerçevesinde Almanya’dan askeri ıslah heyeti talep etti. Alman genelkurmayı da, bu iş için tanınmış generallerinden Liman von Sanders’i görevlendirerek Türkiye’ye gönderdi.
Savaşın başladığı günlerde, Osmanlı ordusu 36 tümenden oluşan 3 orduluk bir güçtü. Ordu sayısı, seferberlik ilanından sonra arttırıldı ama, ordu mevcudundaki artış çok fazla olmadı, kapasite 43 tümenin üzerine çıkarılamadı.
Ordunun başkomutanı, aynı zamanda Padişah ve Müslümanların Halifesi olan Sultan V. Mehmet’ti. Enver Paşa da, hem Başkomutan Vekili, hem de Padişah Damadı olarak tüm kontrolü elinde tutuyordu. Kurmay Başkanı ise bir Alman subayı olan Bronsart von Schellendorf’tu (Bronsart Paşa)… Enver Paşa, ordu üzerindeki bu gücü eline geçirir geçirmez yaklaşık 1000 kadar üst rütbeli subayı emekliye sevk etmiş ve çok hızlı ve hak etmeden rütbe alarak çok yükselmiş bazı subayların da rütbelerini indirmişti.
Bu ordu, gerek eğitim, gerekse donanım açısından bir felaket durumdaydı. Çoğu alaydan yetişme, günün askeri teknolojisinden habersiz, okuma-yazma bile bilmeyen yaşlı üst rütbeli subayların emrinde, kimi aylar maaşlarını bile alamadan görev yapan, geçim derdine düşmüş küçük rütbelilerin yönettiği askerler, yaklaşık 4 yıldır cepheden cepheye sürünüyordu. Giyim-kuşam, teçhizat ve askeri malzeme çok eksikti. Kimi bölüklerde 20 ayrı marka tüfek bulunuyor, kimi tüfekler de hiç çalışmıyordu. Cephane olmadığı gibi, ülkede cephane üretecek fabrika da yoktu. Cephane, o güne kadar hep yabancı ülkelerden alınmıştı ve 1914 yılının sonbaharından itibaren de bu ülkelerle savaş hali mevcuttu. Küçük silahlar için ilk cephane fabrikası, Liman von Sanders’in girişimleri ve Alman yardımıyla 1915 başlarında İstanbul’da kurulmuştu.
Osmanlı ordusu, savaşın ilk yıllarında özellikle Gelibolu’da ve Kafkaslar’da cephane açısından büyük sıkıntılar çekti. Alman müttefiklerin cephane yardımı da ancak savaşın 2. yılında mümkün olabildi. Bu ordu, cephanenin yanı sıra iaşe zorluğu da çekmekteydi. Askerin yiyeceği çok zor temin ediliyor, kimi zaman sıcak bir yemek bile yiyemiyordu. Sıcak ülkelerde savaşan birlikler kuzeye gönderildiklerinde, giysi takviyesi yapılamıyordu. Sarıkamış’ta yazlık elbiseyle eksi 40 derece soğukta aç-bilaç savaşa sürülen 90.000 kişilik 3. Ordu’nun yüzde 80’i donarak ölmüştü.
Savaş sırasında düzgün kayıtlar tutulamadığından, Osmanlı ordusunun kayıplarının net miktarı hiç öğrenilemedi; şehit sayısının 470.000 ile 530.000 arasında, yaralıların 750.000, diğer nedenlerle ölümlerin de 100.000 civarında olduğu iddia edildi.



Alman Ordusu
Alman ordusu, 1914’te dünyanın en güçlü, en etkili ordusu olarak tanınıyordu. Kısa bir dönem mecburi askerlikten sonra uzun süreli ihtiyat görevi yapan erkeklerden oluşuyordu. Çok sayıda deneyimli üst rütbeli subayların eğittiği bu ordu, disiplini ve işleyişiyle de dikkatleri çekiyordu.
Planlama ve operasyonun bir kurmay heyeti tarafından yapıldığı bu ordunun resmi komutanı Kaiser II. Wilhelm’di ama, savaş alanlarındaki yönetim, Kaiser’in kurmay başkanı Helmuth von Moltke’deydi. Daha sonraki yıllarda onun yerine Erich vo Falkenhayn (1914-1916), sonra da Paul von Hindenburg (1916-1918) geçti.
Alman ordusu, 1914’te 700.000 kişilik 25 kolordudan oluşuyordu. Bu kolordular sekiz ordu komutanlığına, daha ileriki yıllarda da on ordu komutanlığına bölünmüştü. Her iki tümen, bir süvari alayı ve destek birlikleriyle güçlendiriliyordu.
Savaşın ilk haftasında Alman ordusuna, ihtiyatlardan 4 milyona yakın asker çağrıldı. Ağustos 1916’da, batı cephesinde 3 milyona, doğu cephesinde ise 2 milyona yakın asker savaşıyordu.
Kasım 1918’de savaş sona erdiğinde, Alman ordusunun 1,75’i ölü, 5 milyon kaybı vardı… Savaş sonunda yapılan Versailles Antlaşması’nda, Alman ordusunun mevcudu 100.000 askerle sınırlandı.

Avustralya ve Yeni Zelanda orduları
(AIF + NZEF=ANZAC)
Avustralya, yüzyılın başında, Britanya İmparatorluğu’nun kendi kendini idare eden dominyonlarından biriydi. Parlamento üyeleri seçmenlerce seçiliyor, federal hükümet bir İngiliz Genel Vali tarafından atanıyordu. Aynı yıllarda kıtanın nüfusu, genellikle sahillerde toplanan 5 milyon kişi kadardı. Kıta içlerinde yaşayan 200 bin kadar da Avustralya yerlisi (Aborigine) vardı.
Avustralya ordusu 1901’de kuruldu. Başta küçük bir güçtü ama, kısa zamanda gönüllülerden oluşan düzenli bir ordu haline geldi. 1914’te sayısı 45.000’e ulaşmış olan bu ordu, kanunla silahlı eğitim altına alınmış yetişkin erkeklerden oluşuyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde Avustralya hükümeti, Britanya’ya 20.000 kişilik bir güç göndermeyi taahhüt etmişti. Sadece ülkeyi savunma amacıyla kurulmuş olan düzenli ordudan ayrılan bu güce de Avustralya Kraliyet Güçleri (AIF) adı verildi.
Yeni Zelanda’da ise her erkek, 12 yaşından itibaren askeri eğitim alıyordu. 1911’de ülke, 25.000 kişilik bir milis gücüne sahipti. Ağustos 1914’te, Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri (NZEF) adıyla oluşturulan güce katılanlar, bu milis gücünden gönüllü olarak gelenlerdi… NZEF, General Alexandre Godley komutası altında AIF’e katıldı.
İlk AIF ve NZEF birliklerini taşıyan gemi, Avustralya’yı 7 Kasım 1914’te terk etti. Bu birlikler, İngiliz silahlarıyla eğitim yapmaları için Mısır’a indirildiler. Orada, bir araya getirilen Avustralya ve Yeni Zelanda kolorduları, o günden itibaren Avustralya ve Y. Zelanda Kolordusu (ANZAC) olarak adlandırıldılar. Bir kısmı Süveyş Kanalı’nın korumasına ayrılan bu kolordunun geri kalan kısmı, General William Birdwood komutasında Gelibolu harekatına gönderildi.
ANZAC birlikleri, 25 Nisan 1915’teki çıkartmadan Gelibolu’dan tahliye edildikleri 1916’nın Ocak ayına kadar, üçte biri ölü olmak üzere 33.600 kayıp verdiler…


İngiliz ordusu
20. yüzyılın başında İngiliz ordusu, gönüllü ve düzenli askerlerden oluşan küçük bir güçtü. Boer Savaşı’ndan sonra İngiliz Savaş Bakanı Richard Haldane, yabancı bir ülkede savaş ihtimaline karşı Britanya Seferi Kuvvetleri’ni (BEF) oluşturdu. Ağustos 1914’te, 250.000 askerden oluşan İngiliz ordusunun 120.000’i, bu Seferi Kuvvetler’e aitti. Britanya, Avustralya, Y. Zelanda ve Kanada gibi sömürgeler dışında dünyanın hemen her yerindeki İngiliz topraklarında asker bulunduruyordu.
Savaş ilanı sırasında Savaş Bakanlığı’na Lord Kitchener atanmış; o da hızla askere alma işlemini başlatmıştı. İlk günlerde, günde ortalama 33.000 kişi asker olmak için başvuruyordu. Bu da orduda ciddi bir soruna neden oldu; ilgililer, bu askerlere ne üniforma, ne silah, ne de cephane yetiştirebiliyordu. 1916 başında, Britanya ordusuna 2,6 milyon kişi yazılmıştı ama yöneticiler daha fazla asker gerektiğini düşünüyorlardı.
Savaş boyunca bu ordunun 1,6 milyon askeri yaralanmış, 665.000’i ölmüş, 150.000 kadarı da kayıp ya da ölü olarak kayıtlara geçmişti.


Britanya Seferi Kuvvetleri (BEF)
Savaşın ilanında, Sir John French komutasında 4 piyade tümeni Belçika’ya gönderilmesine karar verildi. Ekim 1914’te BEF, 7 piyade ve üç süvari tümeniyle Fransa ve Belçika’da savaşıyordu.
Aralıkta BEF, birinci ve ikinci olmak üzere iki orduya ayrıldı. 3. Ordu Temmuz 1915’te, 4. Ordu da Mart 1916’da kuruldu. Sir John French, Aralık 1915’e kadar BEF’in komutanıydı. Bu tarihte yerini Sir Douglas Haig’e bıraktı…


Newfoundland Ordusu
Newfoundland Meclisi, 1914 Ağustosu’nda İttifak güçlerine katılmaya karar verdi ve 250.000 kişilik nüfusundan 6500 kişiyi savaşa gönderdi. Newfoundland Alayı olarak tanınan bu birlik, gerek Gelibolu’da, gerekse batı cephesinde 2000 kişi kaybetti.


Fransız Ordusu (AEF)
1914 Ocak ayında Fransız ordusu 777.000 Fransız ve 46.000 koloni askerinin oluşturduğu 47 tümenlik bir güçtü. 21 bölgesel kolordu biçiminde teşkilatlanmış; süvari ve topçu birlikleriyle donatılmış bu gücün büyük bölümü da anavatanda, özellikle doğu sınırında yerleşikti..
Almanya’yla savaş korkusu, Fransa’ya seferberlik ilan ettirmiş ve bu yolla yaklaşık 3 milyon kişiyi askere aldırmıştı. Savaşın ilk günlerinde batı cephesindeki ağır kayıpları, seferberlik yaş sınırını da 45’e kadar yükseltmişti.
Fransız ordusunun yapısı ve dengesi savaş boyunca değişti. Örneğin; 1918’de batı cephesindeki Fransız ordusunun yüzde 40’ı topçuydu. Makineli tüfek kullanımının artması, zırhlı araç ve tank kullanımı, piyade sayısını azalttı. 1915 Haziranı’nda 1,5 milyon olan piyade gücü de, 1918’de 850.000’e inmişti.
Savaş sonunda Fransa’nın zayiatı, 8,3 milyon askerin (500.000’i koloni birliği) yarısıydı. Ölü sayısı ise 1,5 milyondu.

narcoleptic
03-10-2006, 10:15 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


Hint Ordusu
Hint Ordusu, Lord Kitchener tarafından, ordu komutanı olduğu 1902-1909 yılları arasında, 10 tümene ayrılmış 155.000 kişi ile 80.000 kişilik iç güvenlik güçlerinden oluşturulmuştu. Piyade ve süvarinin dörtte biri, topçunun da tamamı İngiliz kökenlilerden oluşuyordu. Savaşın başında Avrupa’daki batı cephesine ilk olarak 70.000 kişi gönderildi. Hintli askerler, Mezopotamya, Gelibolu, Filistin, Mısır ve Doğu Afrika’da da savaştılar.

Yunan Ordusu
Barış zamanında Yunan ordusu 32.000 kişiydi. Balkan Savaşı’nda bu sayı 210.000’e çıkarılmıştı. Üst rütbeli subaylar kraliyet taraftarıydı ve İngiltere’den çok Almanya taraftarı olan Kral I. Konstantin’i destekliyordu. Dünya Savaşı’nın başında Yunan Başbakanı olan Venizelos, Britanya, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu askeri topluluğa bir askeri güçle katılmaktan yanaydı. Onun Çanakkale harekatına katılma konusundaki isteği, Kral Konstantin tarafından reddedildi ve istifası istendi. Yapılan seçimlerde yeniden seçilen Venizelos, Mart 1915’te seferberlik ilan ederek 150.000 kişilik bir güç oluşturdu ve bu gücün büyük kısmını Sırbistan sınırına yığdı. Ancak, İtilaf güçlerinin Selanik’e yerleşmesine izin vermesi nedeniyle Kral Konstantin tarafından tekrar kovuldu.
Girit’e kaçan ve orada bir devrim hükümeti kuran Venizelos, Selanik’teki İtilaf güçlerinin desteğiyle Atina üzerine yürümeyi planladı. 1917’nin Haziranı’nda Konstantin’in tahttan uzaklaştırılması üzerine tekrar güçlenince, İttifak güçlerine karşı savaş ilan etti. Girit’te
oluşturduğu 60.000 kişilik ordu, yeni ordunun çekirdeğini oluşturdu.

Avusturya-Macaristan Ordusu
Avusturya ve Macaristan, kendi ordularını koruyorlardı. 1914’te Avusturya’nın 40.000, Macaristan’ın ise 30.000 askeri vardı. Ayrıca, ülkenin her yanından katılanların oluşturduğu kraliyet ve imparatorluk ordusu da vardı. Doğrudan İmparator Franz Josef’e bağlı olan bu ordunun mevcudu da 350.000 kişiydi.
Ordu komutanı, resmi olarak 84 yaşındaki İmparator Franz Josef’ti ama, gerçek yönetim genel kurmay başkanı Kont Franz Conrad’daydı. Conrad, saldırgan bir dış politika izliyordu ve Avusturya-Macaristan’ın İtalya ve Sırbistan gibi ülkelerle olan sorunlarının askeri yöntemlerle çözülmesini destekliyordu.
Savaş başladığında 2,5 milyon insanı seferber eden Avusturya-Macaristan, bu sayıyı kısa zamanda arttırmak için ülkenin her yanına 15 farklı dilde yazılmış ilanlar astı.
İmparatorluk ordusu ile Kraliyet ordusu arasındaki dil sorunu büyüktü… Subayların yüzde 80’i Almanca konuşuyordu. Geri kalan kısım, özellikle de küçük rütbeli subaylar arasında çok farklı diller ve lehçeler konuşuluyordu.
Savaşın ilk yılında Avusturya-Macaristan ordusu gücünün yüzde 40’ıını kaybetti. Özellikle de deneyimli subaylarını… 500.000’den fazla asker esir düştü, ordunun morali çok zayıfladı, buna ulusal bir tepki belirdi.
Franz Josef 21 Kasım 1916’da ölmesi üzerine yerine geçen I. Karl, Kont Franz Conrad’ın tersine daha uzlaşmacı bir insandı. Ordunun kontrolunu da kendi ellerine almak istiyordu. 1917 Martı’nda Conrad’ın yerine Arz von Straussenberg’i getirdi. Ancak, Straussenberg de pek başarılı olamadı. Özellikle Vittorio Veneto yenilgisinden sonra ülkede tepkiler arttı; imparatorluk ve kraliyet orduları da bozulmaya başladı. Bunun üzerine Karl, 3 Kasım 1918’de barış imzaları ve 8 gün sonra da tahtını terk etti.
Resmi kayıtlar, Avusturya-Macaristan ordusu askerlerinin 1,5 milyonunun öldüğünü, 1,2 milyonunun esir edildiğini ve yaklaşık 2 milyonunun da yaralandığını gösteriyor.

Kanada Seferi kuvvetleri (CEF)
1914’te Kanada, özellikle liman bölgelerini korumak amacıyla 3000 kişilik bir düzenli ordu bulunduruyordu. Bu ordu, yerel gönüllü milis güçlerinden oluşuyordu. Savaş çıkma olasılığına karşı, Kanada hükümeti, 1914 yazında Kanada Seferi Kuvvetleri’ne (CEF) asker toplama kararı aldı.
Ekim 1914’te 30.000 Kanada askeri İngiltere’ye eğitime geldi. Korgeneral William Anderson komutanlığındaki 1. Kanada Tümeni Şubat 1915’te batı cephesine ayak bastı ve doğrudan Ypres savaşına girdi. Bu askerlerin bir kısmı İngilizler’le birlikte Gelibolu’ya da geldi.

narcoleptic
03-10-2006, 10:26 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


SAVAŞA GİRİŞ

19.Yüzyıl sonunda Almanya, güçlü bir devlet olarak dünyanın dengesini altüst etmişti. İngiltere ve Fransa bu durumdan çok rahatsızdı. Çünkü Almanya her geçen gün dünya üzerinde kuvvetleniyordu. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa yakınlaşmaya , çıkar dostluğu yapmaya başladılar. Almanya ve Rusya arasında kalan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise barındırdığı Islavlar nedeniyle Rusya’nın karşısındaydı. Almanya, Rusya ve Avusturya-Macaristan arasındaki bu çekişmede Avusturya - Macaristan tarafında olunca devletlerarası kutuplaşmalar başladı. İşte bu sıralarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Saraybosna ziyareti sırasında Sırp ajanlar tarafından öldürünce , Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Temmuz ayında Sırbistan’a savaş ilan etti. Böylece insanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan Birinci Dünya Savaşı başlamış oldu.


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/savasanasilgirdik_dosyalar/arsiduk.franz.ferdinand.jpg
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Arşidük Franz Ferdinand suikaste uğrarken

İtilaf Devletleri: Rusya , İngiltere ,Fransa
İttifak Devletleri: Almanya,Avusturya-Macaristan
olarak gruplaştılar.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/savasanasilgirdik_dosyalar/sav.nasil.001.jpg

Daha sonra İtalya da Bağlaşma Devletleri’ne katıldı. Birkaç ay sonra savaşın boyutu büyüyecek ve bu devletlere yenileri de eklenecekti. Osmanlı Devleti , Balkan Savaşından sonra, fırtına sonrası sessizliği yaşıyordu. O sırada hem Milli Savunma Bakanı , hem de Başkomutan vekili olan Enver Paşa, Almanya’ya karşı ılımlı bir şekilde yaklaşıyor , Osmanlı Devleti’ni bilmeden bu çılgın savaşın içine sürüklüyordu. Almanlarla gizlice anlaşan Enver Paşa, İngiliz Donanmasından Çanakkale'ye doğru kaçan iki gemiye kucak açmıştı (Geoben ve Breslau).

narcoleptic
03-10-2006, 10:37 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/savasanasilgirdik_dosyalar/goben.jpg

Bu gemileri satın alarak 28-29 Ekim’de Karadeniz’e Rus limanlarını bombalamaya gönderdi. Resimde Goeben ve Breslau.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/savasanasilgirdik_dosyalar/sav.nasil.003.jpg
http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/savasanasilgirdik_dosyalar/sav.nasil.005.jpg
(Osmanlı'yı hükümetten ve padişahtan bile gizli bir anlaşmayla I.Dünya Savaşına sokan, Talat Paşa,Said Halim Paşa, Enver Paşa.)


Enver Paşa’nın bu hareketiyle Osmanlı İmparatorluğu da , Anlaşma devletlerine karşı savaşa girmiş oldu. Kısa bir süre sonra da Japonya’da Almanya’ya karşı savaş ilan etmiş ve böylece savaş dünyaya yayılmıştı. Almanlar Osmanlı Padişahının halife olmasından dolayı dünyadaki Müslüman nüfusu üzerinde etkili olabileceğinden emindiler. Oysa Hind Müslümanları ve Araplar , cihat çağrısına rağmen Osmanlılara sırtını dönmüşlerdi.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/savasanasilgirdik_dosyalar/sav.nasil.004.jpg

narcoleptic
03-10-2006, 10:44 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


Gelibolu Harekatı
Gelibolu Harekatı ile Müttefik Devletlerin amacı , İstanbul’u ele geçirmek , Türkiye’yi savaş dışı bırakmak , Sovyetler Birliği’ne giden ve ikmal yolu vazifesini gören ılık deniz yolunu ele geçirmek ve Avusturya-Macaristan ‘a karşı bir cephe açmaktır .
Bu harekat dört safhaya ayrılır . Birinci safha deniz harekatı olarak 1915 yılının başlarında başlar ve 18 Mart’ta en yüksek noktasına ulaşır . Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileri ile geçmek için yapılan bu teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanır . İkinci safha , 25 Nisan’da başlayan İngiliz ve Fransız ordularının Seddülbahir ucuna ve Avustralya ve Yeni Zelanda ordularının ( Anzaklar ) Arıburnu ( Anzak ) kumsalına yaptıkları çıkarmalardır . Seddülbahir’deki harekatta , 05 Haziran’a kadar olan sürede büyük kayıplara malolan bazı ilerlemeler sağlanır . Fakat Arıburnu çıkarmalarında çok kuvvetli savunulan arazi , birliklerin ancak bir kilometre kadar içeri ilerlemesine olanak sağlar . Üçüncü safha ise , 06 Ağustos’ta Arıburnu’nun kuzeyindeki Anafarta Limanı’na (Küçük Kemikli Körfezi’ne) yapılan çıkarmalardır ki , Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde de aynı zamanda yapılan taarruzlar ile birlikte yürütülür . Bu harekat hemen başarıya ulaşır gözükür . Ancak bunda da başarı sağlanamayınca , her iki tarafın orduları , kurtuluş olarak sabit siper muharebelerine geçerler ve kilitlenip kalırlar. Dördüncü safha ise , çekilme yani yarımadayı terk etmedir. Gelibolu Yarım adası 2 aşamada boşaltılır . Anfarta ve Arıburnu’ndan 19-20 Aralık gecesi ve Seddülbahir’den 08-09 Ocak gecesi yapılan bu çekilme harekatı hiçbir kayıp vermeksizin gerçekleştirilir .

18 MART 1915
Çanakkale Savaşları Türk ve Dünya tarihi açısından ilginç özelliklere sahipti. Bu savaşlar iki şekilde ele alınmalıydı. 18 Mart 1915 tarihine kadar meydana gelen Deniz Savaşları ve ardından gelen kara savaşları.

Tepeden tırnağa silahlı Avrupada ufak bir kıvılcım savaşı başlatmaya yetti de arttı bile. 28 Haziran 1914 günü Saat 11.30 da Avusturya Veliahtı Saraybosna da bir Sırplı tarafından öldürüldü.Sırbistan ile Avusturya - Macaristan arasında uzun süren soğuk pretestolardan sonra, Avusturya 1914 saat 11.00 da Sırbistan a resmen savaş ilan etti. Aynı gün Avusturya topları Belgrad ı dövmeye başladı.
Daha sonra savaş ilanları birbirini kovaladı. Almanya 1 Ağustos da Rusya ya, 3 Ağustos da Fransa ya savaş ilan etti.
Böylece Avrupada tam dört sene sürecek kabus başladı.
Osmanlı Devleti ise Balkan Savaşından yenik ve ezik çıkmıştı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa 18 Temmuzda müttefik olma arzusu ile gittiği Fransa dan eli boş döndü. Daha sonra Enver Paşa Almanya ile anlaşmayı önerdi ve Osmanlı İmparatorluğu üçlü ittifaka girdi.
Önemli siyasi olaylarda peşi sıra gelmeye başladı. 3 Ağustos da Churchill kendilerine ısmarlanan iki savaş gamisine el koyduklarını resmen bildirdi. Ödenen kaporalarda iade edilmedi.
Almanya ise bu zararımızı telafiye hazırdı. Bu esnada Göben ve Breslav adlı iki Alman Harp Gemisi Fransızların nakliyatına darbe indirmek için Cezayir in Bon ve Filipvil limanlarını bombardıman ettiler. Bir İngiliz kruvazörü tarafından kovalanan gemiler Çanakkaleye doğru yol aldılar. 10 Ağustos günü Marmaraya giren gemilere 16 Ağustos da Türk bayrakları çekildi. 80 milyon marka satın alındığı söylenen gemilere Yavuz Sultan Selim ve Midilli adları verildi.
Kafkas ve Süveyş Cephelerinde Almanlara karşı zorlanan Ruslar ise Türk takviyelerinin doğuya göderilmesinin engellenmesini istiyordu. Bunun üzerine İngilizlerin kafasına Istanbul u zorlama fikrini soktular. Böylece Türkler Kafkasya daki birliklerin bir kısmını geri çekecekler, Rusların yükü hafifliyecekti.
26 Aralık 1914 Pazar günü İngiliz B-11 denizaltısı Boğazdan içeriye girerek Mesudiye zırhlısını 10 dakika içinde batırmasından heveslenen W.Churchill ,İngiliz kabinesinde ikna edici bir konuşma yaptı. Yunanlılar da kuvvetlerini İngilizlerin emrine vereceğini söylemesinden sonra 13 Ocak 1915 tarihli İngiliz Savaş Konseyi, toplantısında harekatı denenmeye değer buldu. Böylelikle Triumph, İnflexible, Queen Elizabet, İrresistible, Ocean, Bouvet, Majestik, Agamemnon gibi zırhlıların yer aldığı yaklaşık 28 büyük gemiden oluşan, Akdeniz tarihinin en büyük deniz gücünü topladılar. 3 Kasım 1914 te Boğaz ağzındaki tabyalarımızın kısa bir süre bombardımanından sonra, bu cephede uzun bir durgunluk görüldü.
19 - 26 Şubat 1915 de düşman Kumkale, Orhaniye, Ertuğrul ve Seddülbahir'i içine alan top atışlarına başladı. Gün boyunca 7000 metreye kadar sokulup Türk tabyalarını bombaladılar.Bu mesafeler Türk tabyaları için oldukça fazla olduğu için suskun kaldılar. Gece yapılacak olasıbir taaruzdan korktukları için güneş batmadan evvel geri çekiliyorlardı.
17 Martta General Hamilton müttefikleri ile ertesi gün yapacakları büyük taaruzun planlarını son defa gözden geçirdi. Taarruz A ve B olmak üzere iki hat üzerinde düzenlenmişti.

SONUÇ:

Müttefik filo üç büyük gemisini ( Irresistible, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç tanesi de ( Inflexible, Gaulois, Suffren) ağır yaralanmış, bu suretle eldeki kuvvetlerin üçde birini kaybetmişti. İnsan kayıplarıda 800 ölü ve yaralıyı bulmaktaydı.
Bundan sonra kara çıkarmalarına ağırlık verildi. Donanma karacılara destek kuvvet olarak kullanıldı.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/18martharekati_dosyalar/KART.jpg

narcoleptic
03-10-2006, 11:02 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


NUSRET

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.009.jpg

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.014.jpg
Nusret Mayın gemisi'ne ait flama

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/DSC_0021a.jpg
Nusret Mayın Gemisine ait gemi isim levhası, 1915 yılında yapılmıştır.

Geminin "NUSRAT" olan ilk adı zaman içinde "NUSRET" olarak kullanılmıştır. Tarihi Nusret gemisi 1911 yılında Almanya'nın Kiel şehrinde kızağa konmuş; 1913 yılında Osmanlı donanmasına katılmış ve hizmet dışına çıktığı 1955 yılına kadar Türk Deniz Kuvvetleri'ne hizmet etmiştir. Nusret gemisi, Türk ulusu ile gönül köprüsü kurmuş ve Deniz Harp Tarihi'nin unutulmazları arasındaki şerefli yerini almıştır.
Nusrat Mayın Gemisi'nin künye bilgileri :
Tipi Mayın Gemisi
İnşa Yeri Almanya
Tonajı 360T
Boyu 40 m
Eni 7,4 m
Çektiği Su 2 m
Silahları 1 adet 7,5/40 Top, 2 Adet 4,7 Top, 2 mk. 5b.
Sürat 15 mil


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.013.jpg

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/DSC_0083ab.jpg
Komutan Yüzbaşı Hakkı Bey

Kendisinden çok emin ve devrinin yenilmez armadası olarak nitelenen üstün ve mağrur müttefik donanması, hiçbir zaman hesaba katmadığı Yüzbaşı Hakkı Bey (Tophaneli) komutasındaki NUSRET mayın gemimizin en uygun zaman ve mekanda döktüğü elde kalmış son 26 mayın karşısında ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmış ve bu başarı Çanakkale Harbi'nin kaderini değiştirmiştir.

narcoleptic
03-10-2006, 11:13 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.010.jpg
NUSRET'in icra ettiği bu harekat, belki de , sonuçları yönünden Dünya Deniz Harp Tarihi'nin örnek ve en etkili mayın harekatıdır.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/deniz.bnbs.nazmi.bey.jpg
Deniz Binbaşı Nazmi Bey ( Akpınar)

NUSRET gemisinin, dahiyane bir zeka ve sezgi ile dökmüş olduğu 26 mayın, sadece Türk'ün zor durumlarda mucizeler yaratma yeteneğini ortaya çıkaran bir taktik başarı olarak kalmamış, İtilaf Devletlerinin Rusya ile askeri coğrafi açıdan birleşmesine engel olmuş, destek bulamayan Çarlık Rusyası Bolşevik Devriminin gelişip büyümesini önleyememiş ve böylece dünya tarihinin akışının değişimine neden olabilecek global bir jeopolitik sonuç doğurmuştur.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.008.jpg
Nusret mayın gemisi 1962 yılında özel kişilerce satın alınmıştır. "Kaptan Nusret" adıyla kuru yük gemisi olarak Mersin -Magosa arasında kullanılırken, Mersin açıklarında 1990 yılının Nisan ayında alobora olarak batmıştır.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.001.jpghttp://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.002.jpg
Daha sonra gemi, 1999 yılında gönüllü bir dalgıç grubu tarafından Mersin'de satha çıkarılmıştır.

Mersin'de satha çıkarılan Nusret, 2003 yılında Tarsus Belediyesi tarafından, Çanakkale Savaşları ile ilgili heykellerin de yer aldığı bir çevre düzenlemesi ile anıt haline getirilmiştir.



http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nusr.mers.fw.jpg

Birebir sac modeli, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 1982 yılında Çanakkale'deki "Çimenlik Kalesi"nde inşa edilmiştir. Bu model halen müze olarak kullanılmaktadır.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/nusratmayingemisi_dosyalar/nus.012.jpg

narcoleptic
03-10-2006, 11:25 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


MESUDİYE ZIRHLISI

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/mesudiyezirhlisi_dosyalar/mes.004.jpg

25 Haziran 1861 de tahta çıkan ve 1861 yılına kadar yaklaşık 15 yıl tahtta kalan Sultan Abdülaziz’in en büyük hayali, saltanat sırası kendisine geldiğinde, dünyanın önde gelen kara ve deniz kuvvetlerine sahip olmaktı. 1871 yılında, Sultan Abdülaziz için, çocukluk hayallerini gerçekleştirme zamanı gelmişti. İngiltere, Fransa ve Avustralya’ya zırhlılar, fırkateynler sipariş edilmişti. Bunlardan biri de ‘Mesudiye Zırhlı Fırkateyn-i Hümayunu’idi.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/mesudiyezirhlisi_dosyalar/mes.005.jpg

Mesudiye 1871 yılında İngiltere’nin Thames Iron Works tersanesine sipariş edilmişti.1872 yılında, kızağa konmuş ve 1874 yılında denize indirilmişti. 1875 yılında deneme seferlerine başlandı.
Rüyaları gerçekleşen Sultan Aziz,hayallerinin keyfini sürme noktasında iken bir sabah, içinde Mesudiye’nin de olduğu donanma, Şeyhülislam’dan alınan fetfa sonrasında denizden; Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa komutasındaki Harbiye öğrencileri de karadan, Dolmabahçe sarayını sarmışlardı. Bu esnada donanma toplarını ateşlemişti. Yeni padişahı selamlıyorlardı. Abdülaziz saraydan çıktı ve bir kayığa bindirildi.Kendi yaptırdığı gözbebeği donanmasının yanından geçirtilerek Sarayburnu’na götürüldü.
Mesudiye, kendisini yaptıran efendisine vefasızlık etmiş ve devrilmesinde önemli bir rol oynamıştı...

Dönüşünden sonra Mesudiye’nin sabit bir batarya olarak Sarısığlar Koyu’na demirlenmesi emredilmişti.Bu Mesudiye’nin sonunu hazırlamıştı. O günlerde Yavuz Ağır Muharebe Kruvazörünü torpillemek için, N.Holbrook komutasındaki B-11 ingiliz denizaltısı görevlendirilmişti.13 Aralık 1914 günü, B-11 boğaza girdi.Mayın hatlarını geçerek Mesudiye’yi saat 11:58‘de 800 metre mesafeden torpilledi. Düşman denizaltısının ikinci torpilinden sonra gemi sulara gömüldü.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/mesudiyezirhlisi_dosyalar/holbrook.jpg
Norman Douglas Holbrook

(1888-1976)
Holbrook, Kraliyet Donanması’nda Victoria Nişanı almaya hak kazanan ilk üyesiydi. Bu nişanı da 1914 Aralığı’nda Çanakkale Boğazı’nda yaptığı operasyonlarla kazandı.
Holbrook, 13 Aralık 1914’te, Çanakkale Boğazı’nı zorlamak üzere gönderilen Müttefik Donanması’nın denizatlılarından birinin kaptanıydı. Emrindeki İngiliz denizatlısı B 11 ise, 9 yıllık eski bir tekneydi.
Anaforlar ve zorlu akıntılara rağmen Holbrook, Boğaz’daki mayın hatlarının beşini geçerek Boğaz’da ilerledi ve Türk savaş gemisi Mesudiye’yi torpilleyerek batırdı. Top ateşlerine ve gambot takibine rağmen tekrar geri dönmeyi başardı.
Bu olay, bir denizaltının bir düşman savaş gemisini batırmasının ilk örneğiydi. Bu başarısı nedeniyle aldığı Viktoria Nişanı, hem donanmanın, hem de denizaltı filosunun aldığı ilk Victoria nişanı oldu.
Daha sonraları kumandanlıklara yükselen Holbrook, 1976’da öldü.


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/mesudiyezirhlisi_dosyalar/mes.002.jpg
Tüm kurtarma çalışmaları sona erdikten sonra tespit edilen şehit sayısı 25 er ve 10 subay olmak üzere 35 kişiyi bulmuştu.
Mesudiye’nin hazin hikayesi sona ermiş, fakat kahramanlıkları sona ermemişti. Zira Mesudiye battıktan sonra sökülen topları, geminin adının verildiği bataryaya monte edilmiş ve 18 Mart 1915 tarihinde yapılan Çanakkale Deniz Savaşı esnasında, adeta Mesudiye güvertesinde iken yapamadıklarını yapmış, sahibinin intikamını Fransızların Bouvet muharebe gemisine büyük hasar vererek almıştır.

narcoleptic
03-10-2006, 11:46 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !



Muavenet-i Milliye


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/muavenetimilliye_dosyalar/muav.milly.4.jpg
1915 yılının Mayıs ayı başlarında Kerevizdere'deki düşman birlikleri, Goliath ve Cornwalls zırhlılarının deniz top ateş desteği ile bu bölgede bulunan kuvvetlerimize ağır zayiat verdirmekteydi. Düşman harp gemilerinin bitmek tükenmek bilmeyen ağır bombardımanı muharebenin akışını düşman lehine değiştirmişti.5'inci Ordu Komutanlığımızın ana karargahında yapılan toplantıda, düşman zırhlılarının faaliyetlerinin önlenmesi için donanmaya görev verilmesi kararlaştırıldı.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/muavenetimilliye_dosyalar/muav.mill.komt.binb.ahmet.bey.2.jpg
Binbaşı Ahmet Bey


Yurtsever halkımızın yaptığı yardımlarla 1910 yılında Almanya'dan satın alınan Muavenet-i Milliye torpido botunda personel sessiz bir hazırlık içerisindeydi. Gemi komutanı Binbaşı Ahmet Bey, son kez torpido atış kontrol sistemini gözden geçirdi. Torpidolara 3 metre derinlik değeri tatbik edildi.


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/muavenetimilliye_dosyalar/muav.milly.3.jpg
Binbaşı Ahmet Bey'e ait kılıç (Beşiktaş Deniz Müzesi)


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/muavenetimilliye_dosyalar/muav.milly.2.jpg

Sade bir harekat planı geliştirildi. Karanlık bir gece beklenecek, gizlice Morto koyuna sızılarak düşman zırhlıları torpillenecekti.
Muavenet-i Milliye 12 Mayıs gecesi Kilitbahir'den ayrıldı. Görev, ancak bir baskın yaratılarak başarılabilirdi. Düşman karakol gemilerinin mevcudiyeti nedeniyle, gemi adeta sahili yalayarak Morto koyuna girdi.
Binbaşı Ahmet Bey, Goliath zırhlısının savaş düzeninde olmadığını anlayınca, süratle yaklaşmaya başladı. 10 saniye ara ile 500 metre mesafeden ard arda iki torpido atmaya karar verdi.
Aniden Goliath'da alarm sesleri yükselmeye başladı. Sirenler çalıyor, toplar hazırlanıyor, personel savaş yerlerini donatıyordu. Ancak , artık çok geçti. İlk torpido Goliath'ın baş tarafında büyük bir infilak yarattı. Gemiden alevler yükseliyordu. Gece gündüz olmuş, gökyüzü kızıla boyanmıştı. Can çekişen gemi, aldığı ikinci torpido yarası ile kendisini derinliklerin sonsuzluğuna bıraktı.
Bundan sonra hiçbir düşman gemisi Çanakkale Boğazı'na girmeye cesaret edemeyecekti.

narcoleptic
03-10-2006, 11:53 PM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


Sultanhisar

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/sultanhisar_dosyalar/sultan.2.jpg
Çanakkale Boğazı'nı geçerek Marmara'ya sızmayı başaran ilk düşman denizaltısı olan Avustralya'ya ait AE-2 Denizaltısı cesur bir komutan ve iyi eğitilmiş bir personele sahipti ve İstanbul'dan Çanakkale Cephesini desteklemek üzere gerçekleştirilen deniz nakliyatımız için önemli bir tehdit yaratıyordu.
Mütevazi bir torpido botu olan Sultanhisar ve onun kahraman komutanı Yüzbaşı Ali Rıza Bey, AE-2'nin bu cüretkar macerasına son vermeye and içmişti.

Marmara Adası açıklarında, 30 Nisan günü AE-2 denizaltısı bir Türk ticaret gemisine taarruz için satha çıktığında beklemediği bir süprizle karşılaştı. Sultanhisar yüksek süratle torpido atış mevkiine ilerliyordu.
Yüzbaşı Ali Rıza Bey ilk atışında isabet kaydetti. Yara alan denizaltı beyaz bayrak çekerek personelini gemi güvertesine çıkardı. Yüzbaşı Ali Rıza Bey gemi komutanı dahil olmak üzere tüm personelin emniyetle gemiyi terk etmesinden sonra top taarruzları ile AE-2'yi batırdı.
Marmara Adası'nın batısında 85m.derinlikte sessizce uyuyan denizaltı, Türkiye ve Avustralya arasındaki tarihi dostluğun önemli bir simgesi oldu.
Araştırmacılar tarafından denizin dibinde yeri tespit edilen AE-2 denizaltısını, denizden çıkararak Türkiye ve Avustralya arasındaki bir dostluk müzesine dönüştürmek yönünde iki ülke arasındaki çalışmalar halen devam etmektedir.

narcoleptic
03-11-2006, 12:08 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


25 NİSAN 1915 KARA HAREKATI

ANZAK KOYU
2:00
Üç savaş gemisi (Queen,Prince of Wales, London), Kabatepe'deki buluşma noktasına varır ve küçük tekneleri indirmek üzere makinalarını durdurur. İlk saldırıyı düzenleyecek olan 1500 Avustralyalı sessizce güvertede toplanır. Filikalara binerler.

4:00
Kıyıdan 2750 metre kadar uzaktırlar. Palamarlar çözülür, savaş gemilerinin kara gölgeleri yavaşça açığa doğru uzaklaşır. Bir dizi römorkör teknelere kıyıya kadar eşlik eder. Kıyıda yaşam belirtisi yoktur. Römorkörler kıyıya 175 ya da 275 metre kala palamar çözerler,denizciler küreğe geçer. Şafak sökmek üzeredir.
http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.001.jpg

5:00
Birden bire yamaçlardan bir roket yükselir, peşinden tüfekler ateşlenir. Askerler teknelerden atlar, kıyıya kalan 45 metrelik mesafeyi kendi çabalarıyla aşacaklardır. Vurulan ve boğulanlar dışında çoğu suyu aşıp kıyıya ulaşmayı başarır. Süngüler takılır, Anzaklar ve Türkler birbirine girer.Türklerin sayısı azdır ve Anzaklar bir kaç yüz metre ilerler. Daha sonra tepelerden yoğun bir Türk ateşi başlar. Birbirinden bağımsız ona yakın boğuşma görülür, birlikler birbirine karışır, haberleşme çöker. Küçük Avustralyalı gruplar içeriye doğru iki mil kadar yol almışlardır; ancak geriye kalanların çoğu yarlar ve dik yamaçların dibinde, kıyıya çakılıp kalmışlardır.

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.002.jpg

Şimdi herkes çıktıkları kumsalın Kabatepe olmadığının farkındadır. Bilinmedik bir akıntı karanlıkta gemileri bir mil kuzeye sürüklemiş, böylelikle Anzaklar Sarıbayır Tepeleri'nin topraklarına çıkmak zorunda kalmıştır. Olanlar Türkler için de şaşırtıcıdır; onlar da böylesi bir saldırıya karşı koymak için herhangi bir plan hazırlamamışlardır. Kabatepe'den hala kıyıya hakim durumdadırlar, tırmanmaya çalışan Avustralyalıları geri püskürtürler ancak teknelerin tesadüfen girdikleri koy görüş ve menzil dışındadır.



ERTUĞRUL KOYU
5:00
http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.004.jpg


İngilizler Hunter-Weston komutasındaki 29.tümen (takviyelerle birlikte) Seddülbahir yakınlarında 5 ayrı noktaya çıkmakla görevliydi. Plan: Kalenin bulunduğu kumsala denizden açılacak güçlü baraj atışıyla, ingiliz askerlerinin karaya çıkarken karşılaşacakları (Türk) savunma hattı kaldırılmış olacaktı. Albion Savaş Gemisi saat 5:00 da koyu ve orada bulunan köyü inanılmaz yoğunlukta bir top ateşine tutar. Kıyıdan hiçbir ses gelmez. River Clyde kıyıya doğru yola çıkar, geminin yanında 20 kadar ufak tekne vardır. Küçük tekneler akıntıdan dolayı çok zorlanır. River Clyde (gelen emirle) zaman zaman onları beklemek zorunda kalır.



6:22http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.005.jpg


River Clyde 6:22 de büyük bir gürültüyle karaya oturur. Kıyıyla arasında mesafe kaldığından dolayı askerlerini direk gemiden indiremez. Bu arada ufak teknelerden ilki karaya birkaç metre kala kurşunların hedefi olmaya başlamıştır.River Clyde'da Yarbay Unwin güçlüklerle boğuşmaktadır. Gemiden askerlerini indirebilmek için eline halat alarak kaptan köşkünden ayrılır. Gemiyle kara irtibatını kurabilmek için iyi bir denizci olan Williams'la beraber kıyıya yüzer. Ateş hattında layterleri yan yana bağlayarak kıyıyla aralarında köprü kurarlar. Askerlerin gemiden boşalmasıyla korkunç bir can pazarı başlar. Ufak tekneler ölü doludur. O sırada Williams da vurulur. Layter Unwin'in elinden kaçar ve o tekrar layterleri yerleştirmeye uğraşır. Askerler o sırada gemiden çıkıp düşmanın korkunç ateşi ile burun buruna geliyorlardır. Bu atmosfere ve yorgunluğa daha fazla dayanamayan Unwin bayılır. Sonra tekrar aşağı inmeye çalışır ve tekrar bayılır ve gemiye götürülür.

narcoleptic
03-11-2006, 12:20 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


Anzak Koyu saat : 7:00


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.008.jpg
Mustafa Kemal şafaktan beri yedekleriyle birlikte Kilitbahir yakınındaki Boğalı'da beklemiş, saat 6:30 da da taburlardan birini güneye, Anzaklara karşı gönderme emri almıştır. Hemen askerlerini alıp yola koyulur.

Saat yediye doğru Anzak'lı genç bir subay ve iki izci kıyıdaki üç yarı aşmayı başarır, artık üçbuçuk mil ötedeki asıl hedeflerini, boğazın sakin sularını görürler. Bir başka grup da Conk bayırı'nın yarısına kadar tırmanmayı başarır. Mustafa Kemal Sarıbayır Tepelerinden aşağı baktığında savaş ve nakliye gemilerini görür. Askerlerine dinlenmelerini emreder, kendisi de yanına üç subay alarak Conkbayırının eteklerine doğru gider.http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.009.jpg

Saat sekiz olduğunda kıyıda 8000 asker vardır. Türkler geri çekilmiştir. Anzaklar arasında güven duygusu hakimdir. Subaylar daha düzgün bir ilerleyiş için adamlarını toplamaya başlar. Burada kendilerine doğru koşan Türk askerlerini görür,cephaneleri kalmamış bu askerlere süngü taktırır ve yere yatırır. Onlara çok yakın olan Avustralyalılar Türk askerlerinin savaş düzeni aldıklarını görünce peşlerinden gelmeye tereddüt edip sipere girerler. Onlar tereddüt ederken Mustafa Kemal emir subayını geriye, tepenin öbür yamacındaki taburu getirmeye gönderir. Ardından elindeki en iyi taburu 57.Alay'ı getirtir, çarpışmaların en yoğun anında da emri altındaki Arap Alayı'nı ateş hattına sürer. Tümen Komutanı olarak böyle bir emir yetkisi olmamasına rağmen, yaptıklarını Esad Paşa' ya iletmesi öğleni bulur. Esad Paşa'dan 19.Tümen'in üçüncü ve son alayını ateşe sürmek için izin alır. Kemal geri döndüğünde tüm Anzak cephesinin komutasını almıştır. 57.Alay kısa sürede yok olacaktır. Böylece vahşi karmaşa öğle saatleri boyunca sürer, kesin olan İtilaf Devletleri'nin karaya çıktığı ve her geçen saatle birlikte durumlarını güçlendirdikleridir.

ERTUĞRUL KOYU

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.010.jpg
Hava komodor Samson o sırada uçağı ile Seddülbahir üzerinden geçerken kıyıda 50 mt. bir şerit boyunca denizin kana bulandığını görür

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.011.jpg

Dünyada ilk kez uçakla 50 kiloluk bombalar Türk askerlerine atılacaktır. Hava komutanı Samson uçağın yanında.


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.006.jpg
Kayıplar yüzlercedir.Karaya çıkmayı başaran askerlerden 200 kadarı kıyıda kumdan küçük bir topuk arkasına gizlenir. Önlerindeki dikenli tellerin üstleri, Türk siperlerine saldırmak isteyen askerlerin cesetleriyle dolmuştu. Bin kadar asker River Clyde'ın içine adeta haps olmuştur. Kimse dışarı çıkıp vurulmak istemiyordur.
Euryalus Kruvazörü'nün güvertesinde, gelişmelerden hiçbir bilgisi yoktur ve bu nedenle planın 2. aşamasını uygulamaya koyar. Tuğgeneral Napier askerin asıl bölümüyle karaya çıkma emri alır. İlk saldırıdan geriye kalan 6 tekne nakliye gemilerine yanaşır, ölü ve yaralıları bıraktıktan sonra tekrar kıyıya dnmeye hazırlanır. Bu sırada Napier teknelerden birine atlar ve kıyıya doğru yol alır. River Clyde'dan bağıran askerler kıyıya çıkmanın imkansız olduğunu söylerler.Napier denemeye kararlıdır. Fakat kıyıya ulaşamadan ölür. Napier'in denemesi Seddülbahir Çıkarması'nın sonunu belirler. Bu sırada yarımadanın ucunda İlyas burnu çevresinde düzenlenen çıkarmalar başarılı devam eder. İki köprü başı tutarlar ve Hunter-Weston takviyelerini öğlene doğru bu bölgelere yönlendirir.

narcoleptic
03-11-2006, 12:30 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


Zığındere16:00
En ilginç sahneler batıda yaşanır. Hamilton her yerden millerce uzak bu bölgeye 2000 kadar asker çıkararak Türklere pusu kurma niyetindedir. Karaya çıkanların görevi güneye doğru yürüyerek, Türklerin arkasından dolanıp, onları çember içine almak daha sonra yarımadanın ucuna (V Kumsalı'na) çıkanlarla birleşmekti. Böylece Türk'lerin merkezle olan bağları kesilmiş olacaktı. Çıkılan yerde kumsal yoktur. 70 metre bir tepe tırmanılır. Rahat bir bölgedir. Düşman yoktur. Arkadaşlarının, yürüyüşle bir saat mesafede, Seddülbahir ve İlyas Burnunda öldüklerinden haberleri yoktur. Oturur rahatça mola verir, çay içerler. Oysa Y kumsalındaki İngilizlerin sayısı yarımadanın güneyindeki tüm Türkler'den fazladır.Karaya askerle birlikte çıkan iki albay (Albay Koe ve Albay Matthews) gün boyunca Y Kumsalından Euryalus'a bilgi ve talimat isteyen mesajlar gönderirler. Ancak Hunter-Weston'dan yanıt gelmez. Bu trajik koşullar gün boyu sürer. Bir çıkmazın içine girilmiştir.

Ertuğrul Koyu 16:00

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/25nisan_dosyalar/25.007.jpg

İlyas Burnu'nda her üç tugay komutanı da kaybedilmiştir; yerine gelen iki albay da kısa sürede öldürülür. Karar vermek ve hareket etmek kıyıdaki küçük rütbeli subaylara kalmıştı. Gemiler, sık sık kıyıya yaklaşıp ateş ederler. River Clyde'da kalan askerler bir deneme daha yapar ve kıyıya ayak basarlar. Yeni çıkanlar topuğun arkasında gizlenen askerlerle birleşirler.
Türk tarafından gelen yoğun ateşle hareket edemezler ve beklerler.

Zığındere 17:30
Beklenen olur ve Türkler ,batan güneşin ışığında, İngiliz askerlerinin rahat bir 11 saat geçirdikleri Y Kumsalı'na (köprübaşına) saldırırlar. Saldırılar tüm gece devam eder. Sabah İngilizler ölü ve yaralı toplam 700 kayıp vermiştir. Albay Koe ölmüştür ve askerleri yamaçtan aşağı inerek kıyıya ulaşmaya çalışır. Bu arada aynı cephede albay Matthews olanlardan habersizdir. Savaşa devam eder,süngü saldırısını püskürtür. O zaman anlar ki mevzilerin bir bölümü terkedilmiştir ve hemen geri çekilme emri verir. Bu sırada Türkler de yenildiklerine karar verip çekilirler.
Böylece İngilizler Y kumsalından çekilirken tek bir mermi sesi duymazlar ve ayrılırlar.




Ertuğrul Koyu 17:30
25 Nisan akşamı River Clyde'dan kalan askerler, Türklerin ateşinin hafiflemesiyle kayıp vermeden kıyıya inerler. Gece yarısı İngilizler ilerleyebilecek, hatta yarımadanın ucundaki Türkleri yok edebilecek güçtedirler. İlyas Burnu'nda altıya bir üstündürler. Fakat emir verebilecek rütbeli subay yoktur ve gece saldırısı olabileceğinden korkarlar. İlyas Burnu'nu koruyan 2000 Türk'ün yarısı ölü yada yaralıdır. O gece hiçbirşey olmaz ve gölgelere ateş edilir. Güneşin doğmasını beklerler. Böylece ilk günün bilançosu her iki taraf için ağır olmuştur.

narcoleptic
03-11-2006, 12:53 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !
Çekilme hazırlıkları :

Kesin bir karar alınmamakla beraber, İngilizler Kasım ayında gizliden gizliye çekilme hazırlığı yapmaya başlamışlardı. Fakat Kasım sonuna doğru hava birden bire bozdu. Ani olarak bastıran kış, herkesi gafil avladı. Kırk senedir, o bölgede böyle soğuk görülmemişti. Gündüzleri sağanak halinde yağmur yağıyor, geceleri korkunç bir ayaz ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu durum iki tarafa da savaşı unutturmuştu. Türk ve İngiliz askerleri siperlerini terk edip suların erişemeyeceği yüksekliklere yerleştiler. İki düşman, karşıdan karşıya titreyerek birbirlerini süzüyor, fakat kimse silaha sarılmıyordu.

Yağmurları tipi halindeki kar yağışları takip etti. Anzak birliklerini teşkil eden Avustralya ve Hintli askerlerin bir kısmı ilk defa kar görüyordu.Toz, dizanteri, sinekler yok olmuştu. Fakat soğuk dayanılır gibi değildi. Askere, kışlık elbisesi yetiştirilememişti. Herkes sırılsıklamdı ve ıslak battaniyelerine sarılıp ısınmaya çalışıyordu. Kasımın son günü hava biraz düzeldi. Üç gün içinde müttefik askerlerinin onda birinin savaş dışı olduğu tespit edildi.

O güne kadar tahliyeyi düşünmemiş olanların bile artık kafasında tek düşünce vardı: Bir an önce bu lanetli toprakları terk edip gitmek

Ancak, İngiliz hükümetini bir an önce tahliye kararı almaya zorlanan Ruslar’la Fransızlar oldu. Onlar Selanik’in ne pahasına olursa olsun elden çıkmaması için direttiler. İngiliz hükümeti, 7 aralık günü toparlandı ve Anzak ile Suvla kesimlerini boşaltarak cephenin daraltılmasına karar verdi.

Suvla ve Anzak Cephesi boşaltılıyor :

Aralık ayının ikinci haftasında tahliye başladı.Her akşam ortalık karardıktan sonra ANZAK ve SUVLA koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıyor ve durmadan asker, hayvan top ve diğer savaş malzemesi taşınıyordu. Önce hasta ve yaralılar nakledilmişti. Onları harp esirleri takip etti. En son sıra birlik askerlerine geldi. Ayak sesleri duyulmasın diye herkesin postalına paçavralar sarıldı. Ortalık aydınlanıncaya kadar kıyıda yükleme faaliyeti durup dinlenmeden devam ediyordu. Fakat tan yeri ağarmadan kısa bir süre önce tekneler açığa çekiliyor, geride kalanlar yine siperlere siniyor ve güneş doğduğu zaman her şey normale dönmüş oluyordu.Görünüşte Türkler olup bitenlerin farkında değildiler. Aslında onları kuşkulandırmamak için, gündüzleri İngiliz kesiminde ne gösteriler yapılmıyordu ki. Bir kısım askere birliklerindeki hayvanlarla akşama kadar ortalıkta dolaşmak görevi verilmişti. Bunlar bir oyunun figüranları halinde Türk siperlerine karşı gövde gösterisi yapıyorlardı.18 Aralık Cuma günü müttefik kuvvetlerin yarısı ve malzemelerin büyük bir kısmı tahliye edilmişti. Geriye kalan 40 000 kişi cumartesi ve Pazar gecesi kıyıdan ayrılmış olacaktı. Artık herkesin kafasında tek düşünce vardı, herkes birbirine aynı sözü söylüyordu : “ Allah vere de hava bozmasa…Cumartesi sabahı Gelibolu Yarımadası yine ilkbahardan kalma bir gün yaşıyordu. Son hazırlıklar da hızla tamamlanmıştı. İngilizler, Conkbayırı’nın altındaki mevzie bir tonluk tahrip maddesi yerleştirmişler, boş sahaları mayınlamışlar ve daha bir alay öldürücü tuzak kurmuşlardı. Siperleri kıyıya bağlayan patikalara bile uzun çizgiler halinde un ve şeker döküp tehlikesiz geçitleri işaretlemişlerdi. Cumartesi gecesi, şans bir defa daha müttefiklere güldü. Anzak ve Suvla kesimlerindeki 20 000 asker, tek bir kayıp vermeden denize açıldıPazar sabahı Türk topları kıyıya birden mermi yağdırmaya başladı. Donanma
hemen karşılık verdi. Fakat geriye kalan 20 000 kişinin geleceği
karanlıkgörünüyordu. Birden Nisan ayındaki il çıkarmagünününşartlarınadönülmüştü. Saat 17.00’ye doğru güneş battı…Hava iyice kapanmıştı. Ay bir yüzünü gösteriyor, bir kayboluyor, sicim gibi ince bir yağmur yağıyordu. Silah sesleri kesilmişti. Yalnız Helles Burnu’nda gürleyen topların homurtusu duyuluyordu…En uzak mevzilerdekiler, ilk gidenler oldu. Siperlerinden çıktılar ve birer kol halinde unlu, şekerli izlerini takip ederek kıyıya indiler. Sigara içmek, konuşmak yine yasaktı. Saat 22.00’de kıyıda topu topu bin beş yüz kişi kalmıştı. En tehlikeli an da buydu işte. Fakat Türk mevzilerinde herhangi bir hareket görülmüyordu. Saat 03:00’te karada hiçbir müttefik askeri kalmadı. Geride kimsenin unutulmadığına emin olmak için tekneler bir süre daha bekletildi. Ufuk hafiften aydınlanırken, saat tam dörtte kıyıdaki cephanelik ateşe verildi. Ve son grup da Gelibolu’yu terk etti.Liman von Sanders, tahliyeyi haber aldığı zaman, Anzak ve Suvla cephelerinde girişeceği büyük hücümun hazırlığını tamamlamıştı. 20 Ocak gecesi için emir bile vermişti. Fakat Türkler mayınlı, tuzaklı alanda kolay ilerleyemediler. Düşmanın oyununa gelmek endişesi onların rahat etmelerini engelledi. Bu sayede de koca bir ordu kazasız belasız kendini kurtarmış oldu.General Monro, Suvla ve Anzak cephelerinden çekildikten sonra, Helles dolaylarında daha fazla tutunamayacaklarını anlamıştı. Hemen Londra’ya telgraf çekerek, Helles Burnu’nu da boşaltmak için izin istedi.O sırada Helles kesiminde 35 000 müttefik askeri bulunuyordu. Ayrıca 4000 hayvan ve Suvla ile Anzak’taki kadar savaş malzemesi vardı. 1916 yılının ilk günü, hava karardıktan sonra, çekilme faaliyeti tekrar başladı. Karayı önce terk eden Fransızlar oldu. Sonra her gece, sırası gelen birlik, belirtilen yerden denize açıldı.Hava zaman zaman bozuyor, Türkler küçük hücumlara kalkışıyorlar, Alman denizatlılarının o dolaylarda dolaştığı söylentileri herkesin yüreğini azına getiriyordu. Ama her şeye rağmen 7 Ocak günü müttefiklerin mevcudu 19 000 kişiye inmişti.Liman von Sanders hücum emrini işte o sırada verdi. Aslında yapılan hazırlıklara göre 48 saatlik bir gecikme olmuştu. Sebep de her zamanki gibi Enver Paşa’ydı. Ani bir emirle 5’inci orduya bağlı 9 tümenin Trakya istikametine gönderilmesini istemişti. Harbiye nazırının bu talimatına Liman von Sanders her zamanki tarzınla karşılık verdi: İstifa etti. Enver bir defa daha emrini geri aldı. Ama bu sürpriz emir, istifa, emri geri alış Türkler için 48 saatlik bir zaman kaybına sebep oldu.7 Ocak günü öğleden sonra, Türk hücumu şiddetli bir top atışı ile başladı. Önce toplar 4,5 saat aralıksız kıyıyı dövdü. Hava kararırken Mehmetçik “Allah Allah…Vur vur” sesleri ile hücuma kalktı. Fakat İngilizler, ümitsiz bir direnişle karşı koydular. Uzun süre tutunamayacaklarını biliyorlardı. Onlar için ölüm kalım savaşıydı bu.Akşama doğru Türkler henüz ilerleme kaydetmemişlerdi. Bu arada İngilizler’i hayrete düşüren bir olay oldu.Türkler top ateşini kestiler. Liman von Sanders, müttefik askerlerinin şiddetli direnmesi karşısında, İngilizlerin Helles cephesini elde tutmak istedikleri inancına kapılmıştı. Ve daha iyi hazırlanabilmek için hücumu durdurmuştu…8 Ocak günü akşama doğru, tahlisiye sandalları ve çıkarma gemileri kıyıya yaklaştığı sırada hava birden bozdu. Barometre süratle düşmeye başladı. Rüzgarın esiş hızı saatte 50 kilometreyi bulmuş, deniz karışmıştı. Kurtarıcılar yarı bellerine kadar suya girmiş, durmadan çalışıyorlardı. Saat 02.00’de 19 000 kişiden karada kalan 3200 kişiydi. Bir saat içinde 3 000 asker de kurtarıldı. Kıyıdan son ayrılanlar cephaneliği ateşlemekten geri kalmadılar.Mareşal Kitchener bile tahliyenin en iyimser tahminle 20 000 askerin canına mal olacağını sanmıştı. Oysa bir iki yaralının dışında, müttefikler hiçbir zayiat vermemişlerdi. Bozgun, İngilizlerin gözünde sürpriz bir başarı, umulmadık bir zafer olup çıkmıştı.Tahliye sonuna kadar direnen General Monro ile kurmay heyetinin başarısıydı bu. Hepsine törenle şeref madalyaları verildi. Fakat aylardan beri Çanakkale’de her türlü mahrumiyete katlanan ve canını dişine takıp savaşan askerlere birer hatıra nişanı bile çok görüldü.

Alan Moorhead

narcoleptic
03-11-2006, 12:54 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/tahliye_dosyalar/002.jpg

Çekilme sırasında ve sonrasında HMS Cornwallis kıyıyı bombalıyor.



http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/tahliye_dosyalar/001.jpg



Bölgeyi gizlice terk eden İngilizler, tahliye operasyonunun tehlikeye girmemesi ve Türkler tarafından fark edilmemesi için, ilkel metotlarla 20 dakika gecikme ile patlayan tüfek yapıp zaman kazanmaya çalışmıştı.


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/tahliye_dosyalar/004.jpg



Düşmandan ele geçen top arabaları



http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/tahliye_dosyalar/003.jpg



Düşmanın çekilirken tahrip ettiği gıda v.s.malzemeler



http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/tahliye_dosyalar/006.jpg



Düşman çekilirken, cephede halen asker olduğu görüntüsü vermek için, içi samanla doldurulan üniformaları kullanmıştı

narcoleptic
03-11-2006, 01:52 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !

ŞEHİTLERİMİZ
http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/sehitlerimiz_dosyalar/bayrak.gif
ADANA (842)ADIYAMAN (11)AFYON (95)AKSARAY (285)AMASYA (32)ANKARA (1772)ANTALYA (183)ARTVİN (10)AYDIN (1746)BALIKESİR (2779)BARTIN (254)BAYBURT (21)BİLECİK (854)BİNGÖL (8)BİTLİS (59)BOLU (1405)BURDUR (606)BURSA (3737)ÇANKIRI (972)ÇANAKKALE (1788)ÇORUM (1333)DENİZLİ (2195)DİYARBAKIR (49)EDİRNE (858)ELAZIĞ (159)ERZİNCAN (282)ERZURUM (109)ESKİŞEHİR (843)GAZİANTEP (502)GİRESUN (114)GÜMÜŞHANE (39)HATAY (283)İÇEL (1218)ISPARTA (55)İSTANBUL (1648)İZMİR (1720)KAHRAMANMARAŞ (213)KARAMAN (455)KARS (1)KASTAMONU (2425)KAYSERİ (771)KIRIKKALE (232)KIRKLARELİ (366)KIRŞEHİR (448)KOCAELİ (583)KONYA (2488)KÜTAHYA (1487)MALATYA (141)MANİSA (2174)MARDİN (7)MUĞLA (671)MUŞ (7)NEVŞEHİR (525)NİĞDE (509)ORDU (56)RİZE (71)SAKARYA (526)SAMSUN (44)SİİRT (40)SİNOP (1488)SİVAS (25)TEKİRDAĞ (646)TOKAT (47)TRABZON (155)TUNCELİ (30)URFA (383)UŞAK (818)VAN (36)YOZGAT (661)ZONGULDAK (753)

TOPLAM : 48148

Genel Şehit Toplam : 589 + 56.495 = 57.084

http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/sehitlerimiz_dosyalar/b.z.jpg

Maalesef zayiatla şehit kelimelerini eş anlamlı zanneden pek çok yazar ve üst düzeyde kamu görevlisi şehit miktarımızı hatalı olarak , 250.000 hatta 300.000 sayısına kadar çıkartmaktadır. Resmi yayınlarda, Çanakkale Milli Parkı'ndaki anıtlarda ve konuyla ilgili bazı neşriyatlarda bu abartmalı miktara rastlamak beni üzmektedir. Daha geniş bilgi sonuç bölümünde verilmiştir.

Bu çalışmada yer alan bilgiler Genelkurmay Başkanlığı'nın özel izniyle düzenlenmiştir. İzin alınmadan başka bir internet sitesi veya yayın organında kullanılamaz.

KAYNAK:
http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/sehitlerimiz.htm

narcoleptic
03-11-2006, 02:13 AM
BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB ! NE GÜNEŞLER BATIYOR !


ŞEHİTLİKLERİMİZ


http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/sehitliklerimiz_dosyalar/sehitliklerimiz.jpg


Öl emri aldılar, bir gecede, on bini birden öldüler...
BALKAN HARBİ ŞEHİTLİĞİ
AKBAŞ BAHRİYE ŞEHİTLİĞİ
KİREÇTEPE ŞEHİTLİĞİ
ÜSTEĞMEN HASAN TAHSİN VE MÜFTÜ EFENDİ ŞEHİTLİĞİ
ÜSTEĞMEN NAZİF ÇAKMAK ŞEHİTLİĞİ
57' NCİ ALAY ŞEHİTLİĞİ
YÜZBAŞI MEHMET ŞEHİTLİĞİ
YARBAY MANASTIRLI HÜSEYİN AVNİ ŞEHİTLİĞİ
YAHYA ÇAVUŞ ANITI VE ŞEHİTLİĞİ, HALİL İBRAHİM MEZARI
SEDDÜLBAHİR CEPHANE ŞEHİTLİĞİ
İLK ŞEHİTLER ANITI
ÇANAKKALE MEHMETÇİK ANITI VE ŞEHİTLİĞİ
KAYMAKAM (YARBAY) HASAN BEY ŞEHİTLİĞİ
NURİ YAMUT ŞEHİTLİĞİ
SARGIYERİ ŞEHİTLİĞİ (ZIĞINDERE)
SONOK ŞEHİTLİĞİ
ALÇITEPE (KİRTE) ŞEHİTLİĞİ
HAVUZLAR ŞEHİTLİĞİ
MECİDİYE ŞEHİTLİĞİ
İSTİHKÂM YÜZBAŞI TAHİR BEY ŞEHİTLİĞİ
İSİMSİZ TOPÇU YÜZBAŞI ŞEHİTLİĞİ
MEHMET ÇAVUŞ ANITI
ÇANAKKALE ŞEHİTLER ABİDESİ
ANADOLU HAMİDİYESİ ŞEHİTLİK ANITI
HASTANE BAYIRI ŞEHİTLİĞİ
KUMKALE ŞEHİTLİĞİ
ÇARDAK (ARIBURNU) ŞEHİTLİ