View Full Version : Hitler Stalinin savaş planlarını alt-üst etti. ("Buzkıran" eserinin çevirisi)
BUZKIRAN
http://www.ozon.ru/multimedia/books_covers/1000118304.jpg
Eserle ilgili temel bilgiler aşağıdaki gibidir:
Eser adı Türkçe “Buzkıran”, Rusça “Ledokol (http://suvorov.com/books/ledokol/)”, İngilizce “Icebreaker (http://www.amazon.com/gp/product/0241126223/qid=1139753018/sr=1-1/ref=sr_1_1/102-0125569-3642508?s=books&v=glance&n=283155)”. Orijinal dili Rusça.
Yazarı: Eski SSCB istihbarat ajanı Vladimir Bogdanoviç Rezun halen İngiltere’de ikamet ediyor. Daha ayıntılı bilgiyi Rusça'dan çevirip size en kısa sürede ulaştıracağım.
Kitap, uzun zamandan beri kabul edilmiş tarihsel gerçekleri tekrar sorgulamamıza, farklı bir bakış açısından yeniden değerlendirmemize sevk eden bir eser. Sanıldığı gibi Stalin Hitler’den daha masum, daha az gaddar değil. Sovyet propagandasından arıtılmış tarihsel veriler bize bir komünist olarak Stalin’in, bir fanatik ırkçı olarak Hitler’den belki daha tehlikeli olabileceğini gösteriyor.
Bu eserde GRU (SSCB askerî istihbarat baş idaresi) eski ajanı Victor Suvorov kitabının ana iddiasını çok farklı kaynaklara (en önemlisi Sovyet kayanaklara) dayandırarak sunuyor – Hitler Sovyetler Birliği’ne saldırmasaydı, Stalin Almanya’ya saldırmak için hemen hemen hazırdı. Komünist ideolojisinden tarihsel gerçeklere kadar tüm veriler buna işaret ediyor. Yazar hedefine adım adım, bölüm bölüm Stalin’in ve onun temsilcisi olduğu ideolojinin maskesini düşürürerek ilerliyor. Bundan dolayı, bu eser İkinci Dünya Savaşı hakkında konuşurken kanaatime göre dikkate alınması gereken olmazsa olmaz kaynaklardan bir tanesi.
Yazar iddiasında ne kadar inandırıcı?
Victor Suvorov müstaer ismi benimseyen Vladimir Bogdanoviç Rezun eski bir Sovyet ajanıdır. Harp akademisi mezunu olarak harp sanatında yetkin birisidir. Hatta, harp okulu yıllarında gösterdiği derin analiz ve stratejik fikir yürütme kabiliyetlerinden dolayı "Suvorov" lakabı takılır (Suvorov, Rusya Çarlığı zamanında en ünlü askeri dâhilerinden). Victor Suvorov’un kitapları birçok dile çevrilmiş olup birçok ülkede kabul görmüş durumda. SSCB zamanında kitaparı yasak olsa da halihazırda Rusya’da kitapları yayınlanıyor ve çok satıyor. 21 Ekim 1992 tarihli Önsöz’ünde belirttiği gibi: “Kitabım yayınlandı, onbir dile çevrildi. Almanya’da baskı sayısı sekizi bulurken Polonya’da yalnız 1992 yılının Mayıs’ında üç baskısı yapıldı”. Ama yazarın inandırıcılığını sınayabilmek için en iyi seçenek onu okumak.
Buyurun okuyun ve yazarın iddialarına kendiniz değer biçin.
================================================== ========
İÇERİK
YAZAR HAKKINDA (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=239526#post239526)
Giriş İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINI KİM BAŞLATTI? (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=386041#post386041)
Bölüm 1 MUTLULUĞA GİDEN YOL (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=386116#post386116) (2. kısmı (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=386146#post386146))
Bölüm 2 ESAS DÜŞMAN (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=386194#post386194)
Bölüm 3 KOMÜNİSTLER NEDEN SİLAHA İHTİYAÇ DUYUYORDU? (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=387059#post387059)
Bölüm 4 STALİN POLONYA’YI NEDEN BÖLDÜ (Özet) (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=387575#post387575)
Bölüm 5 PAKT VE SONUÇLARI (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=387591#post387591)
Bölüm 6 SOVYETLER BİRLİĞİ İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NA NE ZAMAN GİRDİ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=390163#post390163)
Bölüm 7 “SAVAŞ ALTYAPISINI GENİŞLETMEK” (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=390515#post390515)
Bölüm 8 ÇEKİSTLER OBÜS TOPLARIYLA NE YAPMAYI DÜŞÜNÜYORDU (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=390518#post390518)
Bölüm 9 SAVAŞTAN ÖNCE GÜVENLİK HATTI NEDEN İMHA EDİLİR (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=390571#post390571)
Bölüm 10 STALİN NEDEN “STALİN HATTI”NI YOK ETTİ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=390602#post390602)
Bölüm 11 HALK DİRENİŞÇİLERİ Mİ, PROFESİYONEL SABOTAJCILAR MI? (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=391071#post391071)
Bölüm 12 STALİN'İN ON TANE HAVA İNDİRME KOLORDUSUYLA İLGİLİ PLANI (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=392518#post392518)
Bölüm 13 KANATLI TANK HAKKINDA (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=392521#post392521)
Bölüm 14 TÂ BERLİN’E KADAR! (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=392523#post392523)
Bölüm 15 BEYAZ RUSYA ORMANLARINDA DENİZ PİYADELERİ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=394020#post394020)
Bölüm 16 PERDELEME ORDULARI NE DEMEKTİ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=394728#post394728)
Bölüm 17 UKRAYNA STEPLERİNDE DAĞCI TÜMENLER (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=395373#post395373)
Bölüm 18 KIZIL ORDU BİRİNCİ STRATEJİK KADEMENİN ÖNGÖRÜLEN AMACI (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=396756#post396756)
Bölüm 19 MAYIS AYINDA STALİN (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=396756#post396756)
Bölüm 20 SARFEDİLEN SÖZLER, YAPILAN İŞLER (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=399736#post399736)
Bölüm 21 DİŞLİ BARIŞSEVERLİK (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=399738#post399738)
Bölüm 22 BİR KEZ DAHA TASS HABERİ HAKKINDA (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=399753#post399753)
Bölüm 23 TERK EDİLMİŞ ASKERÎ BÖLGELERE DAİR (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400048#post400048)
Bölüm 24 "KARA" TÜMENLER HAKKINDA (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400300#post400300)
Bölüm 25 KOMBRİGLER VE KOMDİVLER (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400304#post400304)
Bölüm 26 İKİNCİ STRATEJİK KADEME NE AMAÇLA OLUŞTURULDU (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400308#post400308)
Bölüm 27 İLAN EDİLMEMİŞ SAVAŞ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400635#post400635)
Bölüm 28 STALİN NE AMAÇLAR ‘CEPHELER’ OLUŞTURUR (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400636#post400636)
Bölüm 29 STALİN CHURCHİLL'E NEDEN İNANMAK İSTEMİYORDU? (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400640#post400640)
Bölüm 30 STALİN NEDEN RİCHARD SORGE'YE İNANMIYORDU (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400642#post400642)
Bölüm 31 HİTLER’İN PLANLANAN SAVAŞI ALT ÜST EDİŞİ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400644#post400644)
Bölüm 32 STALİN'İN SAVAŞ PLANI VAR MIYDI? (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400647#post400647)
Bölüm 33 OLMAMIŞ BİR SAVAŞ (http://forum.arbuz.com/showthread.php?p=400649#post400649)
By Pax (http://forum.arbuz.com/member.php?u=348)©.
Böl,parçala,güçsüz bırak ve yoket !
senin deyimin ile kendi devrimini başarılı kılabilmek ve yayabilmek için 25 milyon rus'un telef olması:shock:
Birinci dünya savaşından ezik ve çökük bir durumda çıkan almanların savaşı başlatmak için çok nedeni vardı ama rusya hiç aklıma gelmezdi...ilginç;)
Viktor Suvorov'un Özgeçmişi
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/e/ef/Victor-suvorov.jpg
Viktor Suvorov (Âèêòîð Ñóâîðîâ; gerçek adı Vladimir Rezun : Âëàäèìèð Áîãäàíîâè÷ Ðåçóí) (doğum tarihi 20 Nisan 1947, yeri Rusya’nın Uzak Doğusu’ndaki Primorye vilayeti, Hasan bölgesi, Barabaş köyü).
Askerî bir ailedendir: babası Uzak Doğu Askerî Bölgesi 5. Ordu Aleksandr Nevski Nişaneli 72. Havan Topçu Alayı’nda bir topçu askeriydi. Hruşçev zamanında 1959’da yapılan personel azaltma sonucu ordudan binbaşı olarak terhis ettirilir. Büyük abisi 27 yıl füze güçlerinde görev yaptıktan sonra 1991’de yarbay olarak işten ayrılır.
Askeriye yoluna 11 yaşında başladı. 1958-63 yılları arası Voronej şehrindeki “Suvorov” harp okulu. 1963-65 yılları arasında Kalinin’deki aynı tip okula devam etti. 1965-68 yılları arası Kiyev Askerî Yüksek Okulu’nda okudu (doğrudan ikince sınıftan başlayarak). 1968’de “enternasyonal görev”, Çekoslovakya’nın işgaline katıldı. 1968-70 yılları arası Karpatlar askerî bölgesi, Storojenetsk poligonu, ardından Budepeşte 145. Motorize Piyade Eğitim Alayı 1. Taburu’nda askerî istihbarat çavuşlarının eğitim görevlisiydi. 1970-71’de Volga Çevresi Askerî Bölge karargâhının istihbarat departmanı ve ordu içi bağımsız 808. Spetsnaz (Özel Harekât Gücü) İstihbarat taburunda görev yaptı. 1971-1941 askerî-diplomasi akademisi. 1974-78 yılları arası GRU ajan diplomatı. Vatana ihanet tarihi – 10 Haziran 1978.
Sonuç olarak 1978’de Cenevre’de istihbarat görevini bırakarak İngiltere’ye kaçmadan önce Sovyet askerî istihbaratı (GRU) için çalışan etnik kökeni Rus ve Ukraynalılara dayanan bir subaydı. O günden bu yana İngiltere’de ikamet ediyor ve istihbarat analisti ve öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Daha sonra daha çok Stalin’in Avrupa’yı işgal planları konusunu işleyen bir dizi eser kaleme alıp birçok ülkedeki yayıncıların dikkatini çekmeyi başarır.
Suvorov, bu müstear adının kendisine harp okulunda arkadaşları tarafında çok soru soran ve araştırmacı ruhu için lakap olarak yakıştırdıklarını ve bundan yola çıkarak kitaplarını böyle imzalamak istediğini belirtir. Aleksandr Suvorov 18. yüzyılın Rusya’nın ünlü askerî önderlerindendi.
Eserleri ve fikirleri
Suvorov Stalin tarihini işleyen birçok tartışmayı ve polemiği başlatan yarı bilimsel tarzda birkaç kitap yayınladı. Bunların ilki “Buzkıran” adlı eser (veya “Buzkıran Gemi”, Rusça bkz. “Ëåäîêîë”, İngilizce bkz “Icebreaker”. Bu ve izleyen diğer İkinci Dünya Savaşı konulu eserlerinin kaynağını Sovyet resmi yazını, belgeleri ve Sovyet liderlerinin ifadeleri oluşturur. Suvorov’un temellerini Buzkıran’da attığı başlıca savı, Stalin’in Nazi Almanya’sına saldırmaya ciddi olarak hazırlandığı, fakat Brabrossa Harekâtı’nın Sovyetlerin planlanan harekâtından 2 hafta gibi süre önce gerçekleştiğidir. Bu sonuca ise sorunu birkaç alt sava bölerek ve doğruluğunu ıspatlamak yoluyla ulaşıyor:
Sovyet ideolojisi komünizmin fikir babalarının ifadelerinden alıntı yaparak Sovyet komünizminin barışçıl değil, militan olduğu; savaşı devrim için elverişli bir ortam olarak gördükleri için Avrupa’da savaşın patlak vermesinin tercih edilir olduğu;
toplamsal hayatın diğer alanlarında tam felaket yaşanmasına karşın Sovyet savaş altyapısının her zaman güçlü, ama İkinci Dünya Savaşı öncesi –iddia edilenin tam aksine- çok güçlü olduğu;
salt saldırı amaçlı teknolojilerin geliştirildiği, ve savunma amaçlı askerî teknolojilerin ihmal edildiği;
Barbarossa Harekâtı öncesi Kızıl Ordu’nun Almanya sınırı boyunca muazzam yığınağının Sovyet Genel Kurmay’ının taarruz operasyonu planını artık yerine getirmeye başladığı (personel, askerî teçhizat, mühimmat ve levazımat stoklarının sınırın hemen yanıbaşında bulunuşu Kızıl Ordu’nun ilk devresinde tam bir hezimet yaşamasına ve büyük kayıplar vermesi ile sonuçlanır);
savaş öncesi dönemde Sovyetlerin komşularına saldırısı ve topraklarını ilhakı ve de savaş sonrası dönemde ise Sovyetlerin işgalinden sonra Sosyalist rejimler kurması ve bu rejimleri silah zoruyla bile tutmaya kararlılığı Sovyet yönetiminin siyasî ve askerî arzularını ortaya koyması.
Nazi saldırısından önce Stalin’in kendisinin saldırı savaşına hazırladığı fikri yeni değil ve ilk defa tuğgeneral Pyotr Grigorenko tarafından dile getirilir. Suvorov bu teoriyi daha detaylı bilgiler sonarak destekler ve geliştirir.
Belki de politik yansımalarından dolayı Suvorov’un tezi sıcak tartışamara konu olmuştur.
senin deyimin ile kendi devrimini başarılı kılabilmek ve yayabilmek için 25 milyon rus'un telef olması:shock:
Bir de şuna bakın:
Kolektivizasyonun ve onun doğurduğu kıtlığın sonucunda 10-16 milyon insan açlıktan ölüme terk edildi, kamplarda veya dövülerek öldürdü. Ülke üzerinde olanca boyuyla yamyamlık hayaleti yükselmişti. Stalin ise o dehşet dolu dönemde yurt dışına her yıl 5 milyon ton buğday satıyordu.
Kolektivizasyon ne için geçrekleştirildi? Sanayileşme için. Peki sanayileşme ne için geçrekleştirildi? Halkın yaşam kalitesini yükseltmek için mi? Hiç de öyle değil. Sanayileşme ve kolektivizasyona girişilmeden önce NEP zamanında yaşam yeterince iyi düzeydeydi. Yoldaş Stalin’in düşündüğü gerçekten halkın iyiliği ise, ne sanayileşmeye ne de kolektivizasyona gerek vardı; NEP’le aynen devam edilmeylidi.
Sanayileşme ve kolektivizasyonun hiçbir yönüyle halkın yaşam düzeyini yükseltemek hedefine hizmet etmek için öngörülmemişti. Bilakis, sözkonusu düzey o kadar aşağılardaydı ki, Cengizhan zamanında bile bu kadar korkunç bir seviyeye düşmemişti. Geçenlerde Robert Conquest, o kanlı beş yıllık dönemler üzerine iskelet çocukların can ürpertici fotoğraflarını içeren korkunç bir kitap yayınlamıştı. Komünist Etiyopya ve Pol Pot zamanındaki komünist Komboçya’dan daha da korkunç.
Demek ki, sanayileşme ve kolektivizasyon halkın yaşam düzeyini yükseltmek için değil, muazzam miktarlarda silah üretmek için gerçekleştirilmişti. Peki komünistler silahla ne yapmayı planlıyordu? İnsanları korumak için mi? Bunun da cevabı hayır. Şayet Stalin, otoban tankları, paraşüt ipeği ve Batı savaş teknolojisine karşılık yılda beş yerine sadece dört milyon ton buğday ödeseydi, milyonlarca çocuk hayatta kalırdı. Dünyanın tüm ülkelerinde silahlar, halkı ve öncelikli olarak bir ulusun geleceği olan çocukları korkunç felaketlerden korumak için kullanılır. Ne var ki, Sovyetler Birliği’nde tam tersi geçerliydi: çocuklar dahil nüfusun tamamı silah elde etmek için korkunç felaketlerle başbaşa terk edilmişti.
Stalin’in sanayileşmesiyle karşılaştırdığımızda gerçekten de Birinci Dünya Savaşı neşe dolu bir piknikti. Bu savaşa katılan tüm ülkeler dört yıl zarfında toplam 10 milyon insan kaybetmişti. Rusya ise 23 milyon. Bununla birlikte BARIŞ zamanında, otoban tankları ve saldırgan uçaklar uğruna Stalin kat be kat daha fazla insan yok etmişti. KOMÜNİSTLERİN BARIŞ ZAMANI EMPERYALİST SAVAŞINDAN KAT KAT DAHA DEHŞETLİ ÇIKTI.
asena
05-11-2005, 03:20 PM
Ellerine saglik.
Administrator
05-11-2005, 04:43 PM
off topik:
oguz
sen soyledigin 25 million sadece ruslar degildi(daha gogrusu son satistiklere gore sovetler kaybi 26,6 milliondan geciyor) bu rakamlar toplam olarak tum olmush sovet sivilleridir.
yani sovet civil ve 8,5 milliondan gecmish sovet askeri kaybin toplamidir.
Bu, allahin lanetina ugrayan nazi almanayaya, karshi savashta 1,6 milliondan daha fazla ozbekistanlikta katildi ve malesef 450 000'den daha cogu savashtan geri gelmedi
(ukrainler,beloruslar,tatar,kazaklar,azeriler ve baska kafkasyaliklarda daha cok kayib verdiler,).
bir de shunu soyleyim turkiyeliklerin cogunlugu amerikan ve bati avrupalikler etkisinde oldugu icin, 2.dunya harbinde dunyayi almanyadan ABD kurtardi diye biliyorlar ama nazi ordusunun asker ve askeri araclarinin 80% doguda yani sovet-alman frontinda yok edildi, son olarak berlini de sovetler isgal ettiler ,amerikanlar degil.amerikanlar 1944 savasha girmelerinden once zaten sovetler almanyayi kendi yerlerdinde kovarak ve onlara karshi 'Bagration' operasyonu bashlamishti. Yani almanlarin yakin zamanda yenilecegi aptal icin de belli omushtu .. amerika-britanya kuvvetleri sadece 15% - 20% % alman ordusunu ancak yok edebildi.
dikkat edersen sovetler icinde sadece ozbekistanin verdigi kaybi ABD gibi kocaman ulkenin tum 2.dunya savashinda verdigi kayibdan daha cok(ABD kaybi 350 000 gecmiyor )
Administrator
05-11-2005, 04:53 PM
Pax
sahsen ben dedeiklerine katilmiyorum..
stalin ikitidara gelen nazileri avrupa ulkelerine karsi savash bashlamaya izin verdi gibi konushmussun. savash oncesi sovetler kimdiki?o zaman sovetler super guc miydi ? hitlere bir sheyi izin verecek veya vermeyecek durumu mi vardi?
pekala izin vermedi diyelim sonra ne olacakti?sovetleri o zaman almanyayi polanda ve bati avrupayi ishgal etmesinden durduracak ordusu mu vardi?eger bilirsen sovetler 2.dunya harbinden once kucucuk Finlanda ile zor durumlarda savashiyordu.benim fikrim: hitler 1933 te secimleri kazandigi zaman avrupa takdiri hal edilmisti ,stalin ne yapsin veya yapmasin hitler savashi baslatacagina eminim..
nep'a gelirsek:
benim fikrime gore eger Satlin, Leninin baslatigi NEP('yeni ekonomik politikasini') devam etseydi belki sovetler eknomisi hic zaman cokmezdi ve tabiyki SSGB dagilmayacakti --> orta asya hic zaman bagimsizligini kazanmayacakti...buna ne dersin?
Uzbekistan2010
05-11-2005, 05:20 PM
Pax
sahsen ben dedeiklerine katilmiyorum..
stalin ikitidara gelen nazileri avrupa ulkelerine karsi savash bashlamaya izin verdi gibi konushmussun. savash oncesi sovetler kimdiki?o zaman sovetler super guc miydi ? hitlere bir sheyi izin verecek veya vermeyecek durumu mi vardi?
pekala izin vermedi diyelim sonra ne olacakti?sovetleri o zaman almanyayi polanda ve bati avrupayi ishgal etmesinden durduracak ordusu mu vardi?eger bilirsen sovetler 2.dunya harbinden once kucucuk Finlanda ile zor durumlarda savashiyordu.benim fikrim: hitler 1933 te secimleri kazandigi zaman avrupa takdiri hal edilmisti ,stalin ne yapsin veya yapmasin hitler savashi baslatacagina eminim..
nep'a gelirsek:
benim fikrime gore eger Satlin, Leninin baslatigi NEP('yeni ekonomik politikasini') devam etseydi belki sovetler eknomisi hic zaman cokmezdi ve tabiyki SSGB dagilmayacakti --> orta asya hic zaman bagimsizligini kazanmayacakti...buna ne dersin?
fikrimiz, o'yimiz bir hil ekan!
Administrator
05-11-2005, 05:49 PM
bir de Pax
Kapitalist bati yani ingletere ile fransayi sovetlerin finlanda ile yaptigi savasi bahane ederek sovetlere karshi savas acmalari ve ilk olarak azerbacandaki petrol kaynaklarini bombalmadan baslamayi planladiklari hakkinda bir sey biliyormusun? ben fazla bilmiyorum ama bu tarihi gercek ...
off topik:
oguz
sen soyledigin 25 million sadece ruslar degildi(daha gogrusu son satistiklere gore sovetler kaybi 26,6 milliondan geciyor) bu rakamlar toplam olarak tum olmush sovet sivilleridir.
yani sovet civil ve 8,5 milliondan gecmish sovet askeri kaybin toplamidir.
Bu, allahin lanetina ugrayan nazi almanayaya, karshi savashta 1,6 milliondan daha fazla ozbekistanlikta katildi ve malesef 450 000'den daha cogu savashtan geri gelmedi
(ukrainler,beloruslar,tatar,kazaklar,azeriler ve baska kafkasyaliklarda daha cok kayib verdiler,).
Bu rakamlar, 2. Dünya Savaşı'nda ölenrlerin toplam sayısı. Halbuki, bunların arasında "önleme" birliklerin arkadan açtığı ateşle (eğer ordu dağılmaya başlamışsa) ölenler, NKVD'cinin suçlu bulup mahkemesiz infaz ettiği "suçlular" ve Almanlara esir olup (Kızıl Ordu'da esir olmak yasaktı: ya emri yerine getirecektin ya ölecektin) Sibiryanın çalışma kamplarında ölenler var.
Ölenlerin sayısı ondan bu kadar yüksek.
Pax
sahsen ben dedeiklerine katilmiyorum..
Sonuna kadar hakkındır
stalin ikitidara gelen nazileri avrupa ulkelerine karsi savash bashlamaya izin verdi gibi konushmussun.
Ben demiyorum, eski KGB ajanı Suvorov öyle diyor (www.suvorov.com)
savash oncesi sovetler kimdiki?o zaman sovetler super guc miydi ? hitlere bir sheyi izin verecek veya vermeyecek durumu mi vardi?
İlginç bir şey...
Bak Almanya SSCB'ye birden bire Kızıl Orduya büyük zararlar verdirerek başlatmıştı. Bu, SSCB'yi çok zayıflattığı anlamına gelmez mi? 1941'de ne gibi büyük kayıplar verdiğini bir hatırlasana...
Ama buna rağmen SSCB savaşı kazandı. Şimdi biraz düşün: SSCB komünistlerin iddia ettiği gibi güçsüz müydü?
pekala izin vermedi diyelim sonra ne olacakti?
Yazarın iddia ettiği gibi, Stalin Avrupaya kendisi saldırıp orada Sosyalist devlet sistemini oluşturacaktı ve kendine bağlayacaktı. Zaten 2. DS'ından sonra Doğu Avrupada öyle yapmadı mı?
sovetleri o zaman almanyayi polanda ve bati avrupayi ishgal etmesinden durduracak ordusu mu vardi?
Hem de nasıl vardı. Halkın kanını sıkıp orduya kanalize ediyordu.
eger bilirsen sovetler 2.dunya harbinden once kucucuk Finlanda ile zor durumlarda savashiyordu.
Yenilginin bana göre sebepleri şöyle:
1) Finlerin Mannerheim diye bir tahkimatlar hattı vardı.
2) Sovyetordusu hazırlıksızdı. Fin kışı, Rus kışından kat be kat daha beter.
3) Buna rağmen genel kurmay savaşı... sıkı dur... ARALIKTA başlattı!! Bu şimdiden yenilmek demekti zaten.
4) Finlerin toprakları araçların geçilmesi için verimli değil. Etrafında orman, ve ormanda keskin nişancılar ve çok mobil müfrezeler kol geziyordu. Bunlar Kızıl Orduya aniden saldırarak fazla uzatmadan kaçıyordu.
benim fikrim: hitler 1933 te secimleri kazandigi zaman avrupa takdiri hal edilmisti ,stalin ne yapsin veya yapmasin hitler savashi baslatacagina eminim..
Hitler deliydi ama geri zekalı değildi.
Almanya'nın 1. DS'ında nasıl, ne şartlarda yenildiğini herkes biliyordu, biliyor da: Almanya iki cephe arasında (bir taraftan Batı'da İngiltere ile Fransa, diğer taraftan Doğu'da Çarlık Rusyası) iki arada bir derede kalmıştı. Ve yenilmeye mahkumdu. Bu hatayı tekrarlamak istemiyordu, bunun için Molotov-Ribbentrop Paktını imzaladı. Ama Stalin'in Hitler Batı'da uğraşırken onu arkadan vurmak istediğini öğrenince o paktı bozdu.
Ha, Stalin gerçekten saldırmaya hazırlanıyor muydu? Bence evet. Çünkü komünist felsefe bunu gerektiriyor: sosyalist devrimin mutlaka dünya boyunca bir sosyalist devletin kurulmasına götürmesi gerekiyor.
nep'a gelirsek:
benim fikrime gore eger Satlin, Leninin baslatigi NEP('yeni ekonomik politikasini') devam etseydi belki sovetler eknomisi hic zaman cokmezdi ve tabiyki SSGB dagilmayacakti --> orta asya hic zaman bagimsizligini kazanmayacakti...buna ne dersin?
Neden? Belki de tam tersi, daha erken bağımsız olurdu. Ve durumu daha refah..
kıpçak
01-07-2006, 01:47 PM
almanla rus iti dövüşür gibi yapıp etraflarını temizliyorlar.al birini vur ötekine.savaş meydanlarından atalarımızı sürmek için savaş bilgisi olmayan
sonradan milletler cemiyetine katılmış suni devletler vahşi ve acemice savaş meydanlarını kullanıp çevreyi kirletiyorlar.bu haksızlıklardan kurtulmanın yolu atalarımız gibi savşçılığımızı çağın yöntemleri ile buluşturup meydanı bu çakallara bırakmamalıyız.MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR MEYDAN GÜMBÜR GÜMBÜRDENİR.
Merhabalar arkadaşlar,
Bu başlığı yeniden düzneliyorum. Kitabın tercümesi tamamıyla hazırdır. Buraya sadece kitap bölümlerinden parçalar ekleyeceğim.
Ayrıca, bu konuyla ilgili forum müdavimlerinden bir ricam olacak. Malumunuz, Türkçe'ye ana dil seviyesinde hakim değilim, dolayısıyla Türkçesine güvenen arkadaşlar bu bölümleri okur ve:
yazım hatalarını kontrol eder
Türkçe bozukluklarını tespit eder
Türkçe ifadeyi güzelleştirmek için önerilerde bulunur
kitabı tam olarak anlamak için Sovyet tarihini iyi bilmek gerektiğinden bazı yerler anlaşılmayabilir. Açıklanması gereken olay, olgu ve kişilere işaret etmek
İçeriği zenginleştirmek babında görsel öğeler eklenebilir. Bununla ilgili tavsiyede bulunursasevinirim :)
Topu topuna 33 bölümden oluşuyor bu kitap herkes 1-2 bölüm alırsa. Veya ortaklaşa bir şey yapılabilir. Mesela Oğuz abinin dilbilgisine güvenmiyorum :lol: Ama eminim ki güçlü kalemiyle tercümenin ifadesini en üst seviyeye çıkartabilir.
Yardımcı olabilirim diye düşünen varsa bana PM çeksin, ona istediği bölümleri full versiyon olarak yollayayım.
Saygılar...
Mesela Oğuz abinin dilbilgisine güvenmiyorum
İnsanın yüzüne direk vurulmaz böyle sözler:shock:
Başta sen olmak üzere emeği geçecek herkese teşekkürler;)
DEVRİMİN BUZKIRAN GEMİSİ
http://img135.imageshack.us/img135/907/icebr29vh.jpg
... Emperyalist yamyamlarla birlikte Batı, karanlık ve kölelik düzeninin ocağına dönüştü. Amaç, sözkonusu ocağı imha ederek tüm ülkelerin emekçilerini kıvanca boğmak, onlara mutluluk tattırmak.
İ. Stalin, 1918
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINI KİM BAŞLATTI?
Bu soruya değişik cevaplar veriliyor. Fikirler birbiriyle zıtlaşıyor. Mesela, Sovyet yönetimi, bu konuyla ilgili görüşünü birkaç defa değiştirdi.
Sovyet yönetiminin 18 Eylül 1939 tarihli notasıyla Polonya savaşın patlak vermesinden sorumlu taraf ilan edilir.
“Pravda” gazetesinin 30 Kasım 1939 tarihli sayısında ise birkaç tane “suçlu” daha bulunacak: “İngiltere ve Fransa Almanya’ya saldırarak mevcut savaşın sorumluluğunu üzerlerine aldı.”
5 Mayıs 1941 tarihinde harp akademileri mezunlarına hitaben gizli konuşmasında Stalin bir suçluya daha işaret eder: Almanya.
Savaş bitiminden sonra “suçlular” güruhu daha da genişledi. Stalin, İkinci Dünya Savaşı’nı dünyadaki tüm kapitalist ülkelerin başlattığını belirtti. Oysa, Stalin’in sınıflandırmasına göre İkinci Dünya Savaşı döneminde SSCB hariç bağımsız devletlerin tamamı kapitalist devlet kabul ediliyordu. Stalin’e inanacak olursak, insanlık tarihinde en kanlı savaşı başlatan İsveç ve İsviçre dahil dünya ülkelerinin tüm hükümetleriydi, ama bunlar arasında Sovyetler Birliği yoktu.
Stalin’in, SSCB hariç herkesin suçlu olduğu bakış açısı komünist mitolojisinde uzun bir zaman için sabitleşti. Hruşçev ve Brejnev, Andropov ve Çernenko zamanında dünya uluslarına karşı bu tür suçlamalar tekrarlanıp durdu. Gorbaçev zamanında Sovyetler Birliği’nde birçok şey değişti, ama savaşı başlatanlar kim olduğu hakkında Stalin zamanının görüşü aynı kaldı. Nitekim, Gorbaçev devri Sovyet Ordusu’nun baş tarihçisi tümgeneral P.A. Jilin aynı ifadeyi tekrarlamaktadır: “Savaşın başlamasına vesile olanlar sadece ‘Almanya değildi, tüm dünyanın emperyalistleriydi’” (“Krasnaya zvezda”, 24 Eylül 1985).
Sovyet komünistlerinin İkinci Dünya Savaşı’nı başlatma suçunu tüm dünya ülkelerinin üzerine atmak çabasının, yüz kızartıcı savaş kışkırtıcısı rolünü gizlemek üzere yapıldığını gönül rahatlığıyla iddia edebilirim.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya genel olarak güçlü bir ordu ve özel olarak tank, ağır top ve askerî uçaklar dahil saldırı silahlarına sahip olma hakkından men edilmişti. Alman subaylar kendi topraklarında saldırı savaşı eğitimini görme imkanından mahrum bırakılmıştı. Alman subaylar belli bir ana kadar yasaklara uydu ve saldırı savaşlarına hazırlıklarını kendi topraklarındaki atış alanlarında yürütmedi: bunu... Sovyetler Birliği topraklarında yapma imkanını buldular. Stalin, Alman komutanlara sahip olma hakkından men edildikleri her şeyi hizmetine sundu: tankları, ağır topları, askerî uçakları. Alman komutanlarına derslik, poligon, atış alanları tahsis eden Stalin’den başkası değildi. Alman komutanlara; görsünler, hafızalarına kaydetsinler, işi öğrensinler diye dünyada en güçlü Sovyet tank fabrikalarını açan yine oydu.
Stalin’in istediği gerçekten barış olsaydı, Alman militarizminin vurucu gücünün tekrar doğuşunun her şekilde engellemeye çalışmalıydı, ki böylece Almanya askerî bakımdan güçsüz bir devlet olmaya devam ederdi. Askerî bakımdan güçsüz Almanya yanında Avrupda’da güçlü kara kuvvetlerinden mahrum Britanya, askerî bütçesinin neredeyse tamamını kendi sınırları boyunca ikinci bir Çin Seddi misali tahkimatlar kurma yolunda harcayan Fransa ve bunun dışında hem askerî hem ekonomik açıdan güçsüz diğer devletler olacaktı. Böyle bir durumda Avrupa bu kadar kolay alevlenir bir yer olmazdı... Ne var ki, her nedense Almanya’nın vurucu gücünü toparlaması için Stalin ne maddi imkanlarını ne de zamanını esirgedi. Ne amaçla? Kime karşı? Tabi ki, kendisine karşı değil! Kime karşı o zaman? Bir tek cevap var: diğer Avrupa ülkelerine karşı.
Fakat, güçlü bir Alman ordusunu ve bir o kadar güçlü askerî sanayisini ihya etmek sadece işin yarısıydı. Dünyanın en saldırgan ordusu bile durup dururken kendiliğinden savaş başlatmaz. Bunların dışında ayrıca savaşı başlatabilecek fanatik, azgın bir lidere ihtiyaç vardı. Ve Stalin, Almanya’nın başına tam böyle bir liderin geçmesi için birçok şey yapmış oldu. Stalin’in Hitler’i nasıl yarattığı ve iktidarı ele geçirtip otoritesini nasıl sağlamlaştırdığı ayrı ve derin bir konu. Bununla ilgili kitap çalışmalarım devam ediyor. Ama bu konuya daha ileride döneceğiz. Şimdiyse, Stalin’in iktidara gelen Nazileri kararlı ve sistematik bir biçimde savaşa ittiğini hatırlayalım. Molotov-Ribbentrop Paktı işte bu çabaların doruk noktasını oluşturur. Bu paktı imzalamakla Stalin Hitler’e Avrupa’da hareket serbestisi tanıdı ve esas itibariyle İkinci Dünya Savaşı’nın kapılarını açmış oldu. Avrupa’nın yarısını ısıran kuduz köpeğe küfrettiğimizde bu köpeği yetiştirip zincirlerden salıveren Stalin’i de unutmayalım. Daha iktidara gelmeden önce Sovyet liderler Hitler’e gizli bir ünvan taktılar: Devrim Buzkıranı. Anlamlı olan bu isim çok iyi seçilmişti. Stalin, Avrupa’nın ancak savaş durumunda zayıf düşeceğini ve zayıf düşürebilecek şeyin Devrim Buzkıranı’nın olduğunu biliyordu. Adolf Hitler –bunun farkında olmadan- dünya komünizmine yol açacaktı. Hitler yıldırım savaşlarıyla Batı demokrasilerini ortadan kaldırıyordu, ama bu arada, gücü Norveç’ten Libya’ya kadar yayılmıştı. Böylece insanlığa karşı en büyük suçlar işleyen Devrim Buzkıranı, kahverengi toplama kamplarını sadece kırmızı renkli kamplarla değiştiren Stalin’e, kendisini Avrupa’nın Kurtarıcısı ilan etme ahlaki hakkını sundu. Savaşı, savaşa ilk girenin değil, savaşa son katılanın kazandığını çok iyi bilen Stalin, savaşı başlatan taraf olma çirkin rolü Hitler’e seve seve bırakıp, “kapitalistlerin bir birini yiyip bitirene kadar” kenarda sessizce beklemeyi tercih etti (Stalin’in 3 Aralık 1927 tarihli konuşması).
Hitler’i alçak bir cani olarak görüyorum. Gözümde Avrupa çapında bir yamyamdır o. Bununla birlikte, Hitler’in yamyamlığından Stalin’in vejeteryen olduğu sonucu da çıkarılmalı. Nazizmin sapkınlığını gün yüzüne çıkarmak ve onun bayrakları altında ağır suçlar işleyen cellatları bulmak üzere birçok çaba sarfedildi. Bu çalışmalar devam etmeli ve yoğunlaştırılmalı da. Fakat, Nazilerin sapkınlığını ortaya çıkarırken Nazileri yaptıkları suçlara kışkırtan ve bu suçların sonuçlarından nemalanmayı uman Sovyet komünistlerin maskesini düşürmeyi de unutmamalıyız.
Sovyetler Birliği’nde arşivler çoktandır titizlikle taranıp temizlenmiştir, dokunulmamış malzemelerse araştırmacılar için hemen hemen erişilmez durumda. SSCB Savunma Bakanlığı arşivlerinde az da olsa çalışma şansım oldu daha evvel, ama gayet bilinçli olarak arşiv materyallerini nerdeyse kullanmıyorum. Elimin altında bir sürü Alman askerî arşiv malzemeleri var, fakat bunlardan da yararlanmıyorum denebilir. Kaynaklarımın büyük bir kısmını açık Sovyet yayınları oluşturuyor. Bunlar bile, Sovyet komünistlerinin foyasını çıkarıp sanıklar kafesine –Alman Nazilerinin yanında, hatta onların önünde- oturturmaya yeteriyor ve artıyor.
Başlıca şahitlerim: Marx, Engels, Lenin, Troçki, Stalin, savaş sırasında görevde olan tüm mareşaller ve ileri gelen generallerin bir çoğu. Komünistler, Hitler aracılığıyla Avrupa’da savaşı başlatıp onun harap edeceği Avrupa’yı ele geçirmek amacıyla aniden Hitler’in kendisine saldırmaya hazırlandıklarını bizzat kendileri itiraf ediyor. Kaynaklarımın değeri, suçluların suçlarını bizzat kendilerinin anlatmasında yatıyor.
Biliyorum, komünistlerin birçok savunucusu bulunacak. Baylar; komünistleri suçlarını itiraf ederken yakalamış bulunuyorum: lütfen şimdi savunmalarını kendileri yapsınlar.
Viktor SUVOROV, Aralık 1987,
Bristol
Bölüm 1.
MUTLULUĞA GİDEN YOL
Biz, dünyayı fethetme yoluna çıkan sınıfın partisiyiz.
M.Frunze
Hem Marx hem Engels bir dünya savaşının vuku bulacağını ve bu savaşın en az 15, 20 veya 50 yıl süreceği yönünde tahminlerde bulunuyorlardı. Böyle bir gelecek perspektifi onları korkutmuyordu. “Komünist Manifestosu” yazarları proletaryayı savaşı engellemeye çağırmıyor, bilakis, olası bir dünya savaşı Marx ve Engels için tercih edilen bir olguydu. Savaş devrim doğurur; bir dünya savaşıysa bir dünya devrimini doğurcaktı. Engels’e göre bir dünya savaşının sonucu, “genel bir bitkinlik ve işçi sınıfının nihai zaferi için gerekli şartların meydana gelmesi” olacaktı.
http://www.h-ref.de/personen/marx-karl/karl-marx.jpg
Komüzmin fikir babası Marx proletaryayı savaşı engellemeye çağırmıyor, bilakis, olası bir dünya savaşı onlar için tercih edilen bir olguydu.
Marx’la Engels dünya savaşına tanık olacak kadar uzun yaşamadılar, fakat izlerinin takipçisi Lenin vardı. Birinci Dünya Savaşı’nın henüz başlangıcında Lenin’in partisi, kendi devletinin yenik çıkmasını istediklerini bildirdi. Düşman ülkeyi harap ederek talan etsin, hükümetini düşürsün, milli kutsalları ayaklar altına alasın, çiğnesin... nasıl olsa bildiğimiz gibi, proleterler için vatanı kavramı yoktur. Yağmalanmış, mağlup bir ülkede “emperyalist savaşı sivil savaşa dönüştürmek” çok daha kolay bir iş. Öyleyse, güçlü bir fırtına kopsun, kol gezsin!
Lenin; dünya savaşının bir dünya çapında sivil savaşa dönüşmesi için kendi hükümetlerine karşı savaş ilan ederek “dar ulusal menfaatler” üzerine çıkabilecek hakiki marksistlerin başka ülkelerde de bulunacağını umuyordu. Ne var ki, böyleleri başka ülkelerde bulunamadı, ve dolayısıyla öngörülen dünya ihtilali olasılığı uzaklardaki bir tarihe kaydı. Olsun, sorun değil. Dünya devrimi olmasa bile ona götüren ilk adım da işi görürdü şimdilik. Daha 1914’ün sonbaharında Lenin ilginç bir minimum planı kabul eder: Birinci Dünya Savaşı sonucunda dünya devrimi meydana gelmezse, o zaman en azından küçük bir parçasını kapmak. Dünya geneli değilse, en azında bir ülkede. Hangi ülke olduğunun önemi yok. Önce bir ülkeyi ele geçirmek ve yeni bir dünya savaşı için bir üs ve diğer ülkelerde devrimin gelişeceği bir zemin olarak hazırlanması için kullanmak. “O ülkede galebe çalan proletarya, tüm dünyaya karşı duracak”, diğer ülkelerde kargaşa ve ayaklanmaları kışkırtacak “veya onlara doğrudan silahlı kuvvetleriyle saldıracak” (“Avrupa Birleşmiş Devletleri Sloganı Üzerine”).
http://mooreslore.corante.com/archives/images/Lenin.gif
Lenin savaşı devrime götüren bir araç olarak görüyordu ve Avrupa'da yeni bir savaş başlatmak için çaba sarf ediyordu.
Belli bir ülkede iktidarı ele geçirmekle ilgili minimum planı kabul etmekle Lenin gelecek ufkunu da kaybetmiyor. Tıpkı Marx için olduğu gibi Lenin için de devrim yol gösteren yıldızdı. Fakat Lenin’in minimum programına göre Birinci Dünya Savaşı sonunda devrim ancak bir tek ülkede olacak. O halde dünya devrimi nasıl gerçekleşecekti? Neyin sonucu olarak? 1916 yılında Lenin bu soruya açık bir yanıt veriyor: İKİNCİ EMPERYALİST SAVAŞ’ın sonucu olarak (“Proletarya devriminin askerî programı”).
Belki yanılıyor da olabilirim, ama Hitler’in yazdıklarından birçoğunu okuduktan sonra 1916 yılında Adolf Schicklgruber’in İkinci Dünya Savaşı’ndan hayal ettiğine dair hiç bir kanıta kesinlikle rastlamadım. Oysa Lenin bundan tâ o sıralar hayal ediyordu. Ayrıca Lenin daha o zaman sosyalizmin bütün dünyada hakim kılınması için böyle bir savaşın zorunluluğunu teorik olarak temellendiriyordu.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/5/5e/Ac.meinkampf.jpg/200px-Ac.meinkampf.jpg
Oysa, İkinci Dünya Savaşı'nın başlıca sorumlusu ve suçlusu olarak görülen Adolf Hiter'in kaleme aldığı "Mein Kampf"ın ilk cildi 18 Temmuz 1925'te yayınlanmıştı: Lenin'in komünist devrim için savaşın tercih edilir olduğunu açıkladıktan tam 9 yıl önce (* (http://en.wikipedia.org/wiki/Mein_Kampf))
Olaylar fırtına gibi gelişir. Öyle ki, ertesi yıl Rusya’da devrim meydana gerçekleşir. Lenin alelacele Rusya’ya geri döner. Kargaşanın ve asayişsizliğin hakim olduğu bir ortamda, o büyük olmayan ama askerî düzene göre ögrütlenmiş partisiyle ani bir hükümet darbesi gerçekleştirerek iktidarı ele geçirecek. Lenin’in attığı adımlar basit olmasına karşın çok sinsiceydi. Komünist devleti ilk kurulduğu sırada Lenin “Barış Kararnamesi”ni ilan etmektedir. Propaganda açısından hiç de fena değildi. Ne var ki, Lenin barışa bizzat barış için değil, iktidarı elinde tutabilmek için ihtiyaç duymaktadır. Kararname ilan edildekten sonra milyonlarca silahlı asker cepheden eve akın etmişti. Sözüm ona “barış” kararnamesiyle Lenin emperyalist savaşı sivil savaşa dönüştürdü, ülkeyi kaosa sürükledi; diğer taraftan, komünistlerin iktidarını sağlamlaştırarak savaş yoluyla parça parça topraklar ilhak etti ve kendi idaresine bağladı. Cepheden akın eden askerler Rusya’yı kırıp parçalara ayıran buzkıranın işlevini gördü. Sivil savaşın sonucunda, ülkeye bundan önce Marx’ın arzuladığı “genel bir bitkinlik” hakim oldu. Bu da Lenin’e iktidarını elinde tutma ve sağlamlaştırma fırsatını verdi.
Dış politikada Lenin’in hamleleri bundan daha az kurnaz değildi. Burada da aynı prensibi uyguluyor: siz kavga ede durun, ben kenara çekilip sizi seyredeceğim, birbirinizi güçsüz bıraktığınız an ise...
1918 Mart’ında Lenin, Almanya ve müttefikleriyle Brest barış antlaşmasını imzalar. Oysa, o anda Almanya’nın durumu artık umutsuzdu. Lenin bunun farkında mıydı? Elbette. Bu antlaşmayı imzalayarak Lenin:
- yurtiçinde komünist diktatörlüğünü sağlamlaştırma mücadelesi için hareket serbestisi elde edecek;
- sonunda hem Almanya’yı hem Batı müttefiklerini bitkin düşürecek Batı cephesindeki muharebeleri sürdürmesi için Almanya’ya önemli miktarda maddi kaynak ve malzeme sağlyacak.
Düşmanla tek başına barış antlaşmasını imzalayan Lenin Rusya’nın müttefiklerine ihanet etti. Ama Lenin aynı zamanda Rusya’ya da ihanet etmiştir. Fransa, Britanya, Rusya, ABD ve diğer ülkelerin 1918’in başlangıcında Almanya ve müttefikleri üzerindeki zaferi çok yakın ve kaçınılmazdı. Bu savaşta minyonlarca askerini kaybeden Rusya Batı müttefiklerinin yanında galipler safında yer almayı tamamen hak etmişti. Ama Lenin’in böyle bir zafere ihtiyacı yoktu, çünkü onun hayallerini süsleyen dünya devrimiydi. Lenin, Brest “barışı”nı değil Rusya’nın çıkarları gözetilerek; dünya devrimi ve komünizmin hem Rusya’da hem diğer ülkelerde tesis edilmesi amacıyla imzalandığını kabul etmektedir. Lenin, “dünya geneli komünizmin diktatörlüğüne ve dünya geneli devrime tüm ulusal çıkarlardan daha büyük önem atfettiğini” kabul etmektedir (Merkezi Komite’nin RKP(b) [Rusya Bolşevik Komünist Partisi] VIII. Kongre raporu).
http://www.uiowa.edu/~c016003a/twofronts.gif
Brest-Litovsk Antlaşması sonucu Rusya'nın kaybettiği topraklar. Dünya geneli devrim uğruna Bolşevikler tek muharebe vermeden Rusya'nın en verimli topraklarını teslim edecek, Almanlara maddi tazminat ödeyecek.
Almanya’nın yenilgiyi kabul etmesine çok az kaldığı an Lenin “barış” antlaşması imzalıyor, ve bu antlaşma gereği Rusya’nın galip taraf olma hakkından vazgeçmesi bir yana, bir tek muharebe vermeden Almanya’ya ülkenin en verimli topraklarından bir milyon kilometre karesini ve en zengin sanayi bölgesini teslim etmekte, ve üstüne üstlük altınla savaş tazminatı ödemeyi kabul etmektedir. Ne için?!
Şunun için. Brest “barışı” milyonlarca Rus askerini gereksiz yaptıktan sonra başı boş bu milyonlarca insan devlet düzeni temellerini de yeni doğmuş demokrasiyi de yerle bir ederek evlerine dağıldılar. Brest “barışı” Birinci Dünya Savaşı’ndan çok daha kanlı ve vahşi, tarihte örneğine az rastlanan çetinlikte bir sivil savaşın başlangıcı olmuştu. Herkes birbiriyle savaşırken, komünistler iktirdarlarını sağlamlaştırıyor ve genişletiyorlardı, birkaç yıl içinde ise ülkenin tamamını kendilerine boyun eğdirdiler.
Brest “barışı” sadece Rusya’nın ulusal çıkarlarıyla çelişmiyordu, aynı zamanda Almanya’ya karşı yönelikti de. Anlamı ve ruhu bakımından Brest “barış” antlaşması Molotov-Ribbentrop Paktı’nın prototipiydi. 1918 yılında Lenin’in hilesini 1939 yılında Stalin uygular: “Almanya, Batı’da savaşarak kendisini ve beraberinde Batı müttefikleri mümkün olduğunca bitkin düşürsün. Bizse elimizden geldiğince Almanya’ya kendisini bitkin düşürmesine yardım edeceğiz, bitkin düşünce de...”
Lenin’in talimatı üzerine Brest’te Almanya ile barış antlaşması imzalanırken, Petrograd’da (St. Petersburg) Alman hükümetinin devrilmesi için yoğun çalışmalar sürdürülüyordu. O sırada Petrograd’da “Die Fackel” adlı Almanca komünist gazetesi beş yüz binlik tirajla yayınlanmaya başlar; 1918 Ocak ayında Brest “barışı” imzalanmadan bile önce Alman komünist “Spartak” grubu kurulur. "Die Weltrevolution" ve "Die Rote Fahne" gazeteleri de Almanya’da değil, Almanya ile “barış” antlaşması imzalayan Lenin’in emriyle komünist Rusya’sında çıkmaya başlar. 1920’lerin Almanya’sında komünizm derin kökler salacak. Bunun, Almanya’yı yiyip bitiren batıdaki umutsuz savaşı sürdürdüğü bir ortamda Alman hükümetiyle “barış” antlaşmasını imzalayan Lenin’in özel çabalarıyla gerçekleştiğini unutmayalım.
Lenin hesabını doğru yapmıştı: savaşla bitkin düşen Alman İmparatorluğu savaşın baskısına dayanamadı. Savaş, imparatorluğun çöküşü ve devrimle sonuçlanır. Lenin antlaşmayı derhal fesh eder. Savaşla yıkım yaşayan Avrupa’da imparatorlukların enkazlarında Lenin’in Bolşevik rejimine hayrete düşürecek derecede benzeyen komünist devletler kurulur ve Lenin “Dünya Devrimi eşiğine geldik!” diye coşkusunu artık gizleyemecek hale gelir. O sıralar Lenin minimum programını bir kenara itti. Dünya çapında devirmin Birinci Dünya Savaşı sonucunda gerçekleşebileceğine inanarak artık ikinci bir Dünya Savaşının gerekliliğinden söz etmiyordu.
Kendisini Dünya Geneli Komünist Partisi olarak tanımlayan ve Dünya Geneli Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulmasını hedef olarak belirleyen Komintern’i kurar Lenin.
Fakat dünya devrimi gerçekleşmedi. Bavyera (http://en.wikipedia.org/wiki/Bavarian_Soviet_Republic), Bremen, Slovakya (http://en.wikipedia.org/wiki/Soviet_Republic_of_Slovakia)ve Macaristan (http://en.wikipedia.org/wiki/Hungarian_Soviet_Republic)’daki rejimler güçsüzdü ve fazla tutunamadı, Batı ülkelerdeki sol partiler iktidarı ele geçirme ve elinde tutma konusunda aciz ve kararsızdı; Lenin’se o sıralar onlara ancak manevi destek verebiliyordu, çünkü bolşevikler güçlerinin tamamını iç cepheye komünizmin hüküm sürmesini istemeyen Rusya halklarına karşı sevk etmişti.
Lenin yurt içindeki konumunu ancak 1920 yılına doğru sağlamlaştırdı, bunu yapar yapmaz devrimi desteklemek amacıyla Avrupa’ya büyük güç gönderir.
Almanya’da koşulların en uygun olduğu an karçırılmakla birlikte, 1920 yılının Almanyası sınıf savaşları için yeterince uygun bir sahaydı. Almanya silahlardan arındırılmış ve aşağılanmıştı. Bütün idealleri alaşağı edilmiş ve ayaklar altında çiğnenmişti. Ülkeye fevkalade şiddetli bir ekonomik kriz kasıp kavuruyordu. 1920 Mart ayında bazı kaynaklara göre 12 milyon insanın katıldığı genel bir grev Almanya’yı derinden derine sarsar.Almanya barut fıçısına dönmüştü... bir tek onu ateşleyecek kıvılcım eksikti... Kızıl Ordu’nun resmi marşında (Bundyonıy Marşı) şu sözler var: “Ver elini Varşova! Sen de ver elini Berlin!” Sovyet komünistlerinin fikir babası Nikolay Buharin “Pravda” gazetesinde daha kararlı bir sloganı dile getirir: “Doğrudan Londra ve Paris surlarına!”
Ancak kızıl birliklerin önünde bir engel var, o da Polonya. Sovyet Rusyası ile Almanya arasında ortak bir sınır yok. Devrim yangınını alevlendirmek için ayrıcı engelin (yani özgür ve bağımsız Polonya’nın) ortadan kaldırılması gerekiyor. Komünistlerin şanssızlığına, Sovyet silahlı kuvvetlerin başında strateji esaslarından anlamayan M.N. Tuhaçevski duruyordu. Tuhaçevski’nin birlikleri Varşova dolaylarında bozguna uğrayıp rezilce kaçmışlardı. Kritik bir anda Tuhaçevski stratejik yedeklerden yoksun kaldı, bu da önemli muharebenin sonucunu belirlemiş oldu. Tuhaçevski’nin yenilgisi şans eseri değildi. Sovyetlerin Varşova ve Berlin’i “özgürleştirme seferi” başlamadan altı ay önce Tuhaçevski savaşta stratejik yedeklerin gereksizliğini “teorik olarak kanıtlamıştı”.
Strateji biliminde basit ama hiç hata kabul etmeyen kurallar vardır. Stratejinin başlıca prensibi, konsantrasyon. Stratejinin en önemli “sırrı”, kritik bir anda kritik bir noktada düşmanın en zayıf yerinde karşı konulamaz bir gücü konsantre etmek. Gücü konsantre edebilmek için yedekte güç bulundurmak şart. Tuhaçevski ise bunu kavrayamadı ve bu hatasının bedelini başıyla ödedi. Ama böylelikle Almanya devriminin tarihi de 1923 yılına sarkmış oldu...
Tuhaçevski’nin komuta ettiği birliklerin Polonya’daki bozgunu bolşevikler için çok olumsuz sonuçlara yol açar. Komünistlerin kana boğup bütünüyle kendi güçlerine boyun eğdirdiğini sandıkları Rusya, cılızca silkinip komünist diktatörlerini üzerinden atmaya yeltendi. Devrimin beşiği olan emekçi St. Petersburg greve başladı. İşçiler ekmek istiyordu. İşçiler özgürlük istiyordu. Bolşevikler işçi protestolarını bastırıyor, fakat bu sefer Baltik Denizi donanmasına bağlı bir filo işçileri destekledi. Lenin ve Troçki’ye iktidarı hediye eden Kronstadt denizcileri, Şûraları komünistlerden arındırmayı talep ediyordu. Ülke genelinde çiftçi gösterileri dalgası geldi geçti. Tambov ormanlarında çiftçiler iyi örgütlenmiş fakat silahlanma bakımından zayıf komünist karşıtı bir ordu kurar.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/d/d8/Tukhachevsky-mikhail.jpg
Rusya'nın Tambov vilayetinde Sovyet rejimine karşı çiftçi ayaklanmasını bastıran Kızıl komutan Mihail Nikolayeviç Tuhaçevski.
Pek ala... o zaman bu angaryayı Tuhaçevski halletsin, temizlesin bakalım. Ve Tuhaçevski, stratejik falsosunun utancını diğerlerin kanıyla temizleyecek. Ki, Tuhaçevski’nin Kronstadt’taki gaddarlığı dillere destan olur. Tambov vilayetindeki çiftçilerin zalimce yok edilmesi insanlık tarihinin en korkunç sayfalar arasına girer. Bu sayfanın yazarı da Tuhaçevski. 20. yüzyıl Yejov, Himmler , Pol Pot gibi birçok büyük çaplı zalimlere tanık oldu. Dökülen kanın miktarı bakımında Tuhaçevski bunların arasında yer almayı tamamiyle hak etmiştir, zaman bakımındansa Tuhaçevski hepsinin selefi.
1921 yılında Lenin Yeni Ekonomi Politikası’nı, kısacası NEP’i, uygulamaya başlar. Bu politikada yeni bir şey yok, zira eski hayırlı günlerin kapitalizmiydi bu. Komünistler iktidarı ellerinde tutabilmek uğruna serbest piyasanın kimi öğeleri dahil bir çok tavize başvuracaklar. Kronstadt ve Tambov olaylarının, Lenin’i bazı serbest piyasa öğelerine yer vermesine ve toplum üzerindeki ideolojik boyunduruğun bir nebze hafifletmesine ittiği görüşü kanıksanıp benimsene gelmiştir. Sanırım, gerçekler daha derinlerde yatıyor. 1921 yılında Lenin Birinci Dünya Savaşı’nın dünya çapında bir devrimi tetikleyemediğini gördü. Troçki’nin önerdiği gibi sürekli bir devrime geçmek gerekiyordu, ki böylece özgür toplumun zaaf noktalarına darbe arkası darbe indirilmesi ve aynı zamanda sonunda “özgürlük” getireceği beklenen İkinci Dünya Savaşı için zemin hazırlıklığı yapılması gerekiyordu. 1920 Aralığında NEP hayata geçirilmeye başlamadan az bir süre önce Lenin dünya savaşından söz ediyordu: “... bunun tıpkısı olan yeni savaş kaçınılmaz”.
Ve tekrar aklıma Hitler geliyor. Onu burada savunmuyorum, ancak en azından o 1920 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın kaçınılmazlığı ve gerekliliği hakkında alenen dem vurmuyordu. Şimdi o zamana ait Lenin’in bir demecine bakalım: “Savaşların bir dizisini atlattık, sonrakilere şimdiden hazırlanmalıyız”. NEP işte bunun için kabul ediliyor. Barış; savaşlar arası bir teneffüstür. Bunu Lenin söylüyor, Stalin söylüyor, “Pravda” söylüyor. NEP, gelecek savaşlar için dinlenme bir devresidir. Komünistlerin, ülkeye çekidüzen vermek, iktidarlarını sağlamlaştırmak ve güçlendirmek, süper güçlü bir savaş sanayisini tesis etmek, halkı gelecek savaş, muharebe ve “özgürleştirme sefer”lerine hazırlamak gibi görevleri yerine getirmeleri gerekiyor. Bunlarla meşguller.
Serbest piyasanın kimi öğelerin serbest bırakılması, hiç bir şekilde dünya çapında bir devrim ve bu devrimin meydana gelmesi için İkinci Dünya Savaşı’na hazırlıklardan vazgeçme anlamına gelmiyordu. Hemen ertesi yıl SSCB, yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, kurulur. SSCB’nin kuruluş deklarasyonunda SSCB’nin, bir Dünya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde kararlı ilk adım olduğu ilan edilir. Bünyesindeki cumhuriyet sayısının, tüm dünya SSCB’nin bir parçası olacağı ana kadar artması öngörülüyordu.
http://img149.imageshack.us/img149/2604/600stalin8vn.jpg
Komünist ideolojisinde tüm ulusların -gönüllü veya güç zoruyla- Dünya Sosyalist Cuhmuriyeti bünyesinde birleşmesi öngörülüyordu.
SSCB’nin kuruluş deklarasyonu... açıktan ve doğrudan DÜNYANIN GERİ KALANINA SAVAŞ İLAN EDİYORDU. Bu deklarasyon halen yürürlüktedir. Hiç iptal edilmedi. Hitler’in “Kavgam” kitabı ile deklarasyon arasında önemli bir fark var. Hitler, kitabını çok sonraları kaleme almış ve tek şahsın görüşünü yansıtmaktadır. Zira, BENİM kavgam. SSCB’nin kuruluş deklarasyonu ise, muazzam bir devletin geri kalan dünya devletlerini yok etmek ve kendisine boyun eğdirmek olan ana hedefine ilişkin resmi bir belgeydi.
Bölüm 2.
ESAS DÜŞMAN
Avrupa’nın her hangi bir köşesinden devrime götüren huzursuzluk başlanacaksa eğer, bu köşe Almanya olacaktır... devrimin Almanya’da zafere ulaşması ise dünya uluslararası devriminin zaferine götürecek.
İ. Stalin
1923 yılında Almanya devrimin eşiğine geldi. Lenin artık ülke yönetimi işlerine karışmıyor. Yönetim dizginlerinin nerdeyse tamamını Stalin ele geçirmiş durumda; oysa, bundan ne ülke insanları ne de parti içi rakiperi bile haberdar.
http://www.dictatorofthemonth.com/Stalin/Lenin-Stalin.jpg
1923 yılı Alman devriminin hazırlıklarında oynadığı rolünü Stalin kendisi şöyle tarif eder: “... Zinovyev, Buharin, Stalin, Troçki, Radek ve birkaç Alman asıllı yoldaştan oluşan Komintern’in Almanya komisyonu, iktidarı ele geçirme konusunda Alman yoldaşlarımıza doğrudan yardımla ilgili somut önlemler almıştır” (RKP (b) MK ve MKK genel toplantısında 1 Ağustos 1927 tarihli konuşması).
Stalin’in özel sekreteri Boris Bajanov hazırlığı daha ayrıntılı biçimde tarif eder. Alman devrimi için büyük kaynakların tahsis edildiğini, sonra maddi desteğin sınırsız tutulmasına karar verildiğini belirtiyor. Sovyetler Birliği’ndeki tüm Alman kökenli komünister ve Almanca’ya hakim diğer komünistler seferber edilir. Onlar, illegal çalışmalar için hazırlanıp Almanya’ya gönderilir. Almanya’ya gönderilenler arasında sadece sıradan Sovyet komünistleri değil, Narkom V.Schmidt, Devlet siyaset dairesi şefi yardımcısı Unschlicht, Sovyet Merkezi Komite üyeleri Radek, Pyatkov ve diğerleri dahil, üst düzey yöneticiler de vardı.
Sovyetlerin Almanya’da büyükelçisi Krestinski güçlü bir gizli casus şebekesini kurar. Almanya’daki Sovyet büyükelçiliği devrimin organizasyon merkezine dönüşür. Büyükelçilik üzerinden Moskova’nın talimatları ve yığınla para geliyordu; bu paralar hemen rejimin yıkılmasını savunan literatüre, vagonlarca silah ve mühimmata dönüştürülüyordu. “Unschlicht’e darbe için gereken silahlı isyancı birliklerinin örgütlenmesi, bunlara silahlı askerlerin temin edilmesi görevi verildi. Aynı anda, darbeden sonra burjuva sınıfını ve devrim karşıtlarını ortadan kaldırmak üzere Alman ÇK’sının kurulmasından sorumlu olarak tayin edilir.
Sovyet Politbürosu darbenin detaylı planını geliştirip onaylattırdıktan sonra darbenin tarihi de belirlendi: 9 Kasım 1923.
Ama devrim gerçekleşmedi. Birçok nedenden ötürü.
Birincisi: kitleler orta direği seçip komünistleri değil sosyal-demokratları izledi. Alman komünist partisi iktidarın ele geçirilmesi için gereken kitlelerin desteğinden mahrum olmanın yanında parti iki hizibe bölündü ve iki hizipten hiçbiri Lenin ve Troçki ruhunda bir kararlılık sergileyemiyordu.
İkincisi: Sovyetler Birliği ile Almanya arasında ortak bir sınır yoktu. Üç yıl önce olduğu gibi şimdi de onları Polonya ayırıyordu. Ortak bir sınır olsaydı, Kızıl Ordu Alman komünist partisine ve kararsız liderlerine yardım edebilirdi.
Üçüncü neden ise, herhalde en önemlisidir: uzun bir süredir Lenin ne Sovyetler Birliği’ni yönetiyor ne de dünya devrimini. Lenin ölüyordu. Birçok vâris adayı var: Troçki, Zinovyev, Kamenev, Rıkov, Buharin. Apaçık rakiplerin yanınbaşında bir de kimsenin iktidar için mücadele edeceğini beklemediği mütevazi Stalin çalışıyor. Ne var ki, Lenin’e göre işte bu Stalin adlı adam “ellerinde hatsiz otorite toplamış durumda”.
1923 yılı Alman devrimi Kremlin’den yönetiliyordu, ama dünya devrimi dümen mahalinde acımasızca bir kavga yaşanıyordu. İktidara alenen göz dikenlerden hiçbiri, Alman ve dolayısıyla Avrupa devriminin lideri rolünde rakibini görmek istemiyordu. Liderler dümen etrafında itişip kakışarak astlarına çelişkili emirler yağdırıyorlardı. Bu hiçbir şekilde zaferle sonuçlanamazdı.
Akıllı Stalin bu durumda dümenciliğe soyunmamayı seçti. Kendi kişiliği etrafında otoriteyi toplamayı ve otorite tekelini kurmayı ilk iş olarak belirleyen Stalin, dünya devrimi dahil tüm diğer sorunlarla daha sonra ilgilenmeyi yeğledi.
http://img47.imageshack.us/img47/4804/stalinposter083kh.jpg
Lenin, sağlık durumu nedeniyle politikadan çekildikten sonra Stalin dümenciliğe soyunmamayı, önce rakiplerini birbirine çarpıştırmayı seçti. Stalin rakiplerini rakiplerinin eliye saf edecek kadar kurnazdı.
Takip eden yıllarda Stalin otoriteyi ele geçirmenin peşinde olan herkesi bir kat aşağı indirecek, ve bunlar aşama aşama Lubyanka’nın bodrum mahallerine kadar indirilecek. Otoriteyi ele geçirdikten sonra Stalin Almanya’da devrimin önünde olan engelleri kaldıracaktı:
- Almanya komünist partisine çekidüzen verip Moskova’nın talimatlarını harfiyen yerine getirmesini sağlayacak;
- Almanya ile ortak sınırlar oluşturacak;
- Alman sosyal-demokrasisini yok edecek. Tabi ki, sosyal-demokrasiyi kendi elleriyle yok etmeyecek. Stalin birisini kendi elleriyle hiç öldürmüş müydü ki?
Marx ve Lenin’e göre, devrim savaş sonucunda doğar. ....haliyle sosyal-demokratlara amansız bir savaş edilmeli. 7 Kasım 1927’de Stalin şöyle bir slogan telaffuz edecek: “Sosyal-demokrasiyi bertaraf etmeden, kapisalizmin kökünü kazımamız mümkün değildir” (“Pravda”, 6-7 Kasım 1927 tarihli sayı No: 255). Ertesi yıl Stalin sosyal-demokrasi ile mücadeleyi komünistlerin ana hedefi olarak ilan edecek: “İlk olarak, buraya burjuva barışçılığı dahil olmak üzere... tüm cephelerden sosyal-demokrasiye karşı savaş açmalıyız” (C.11, S. 202).
Rövanş ve savaş peşinde olanlarla –örneğin, Alman Nazileriyle- ilgili olarak, Stalin’in pozisyonu bir o kadar basit ve belli bir mantığa hizmet etmektedir: biz onları desteklemeliyiz. Naziler barışçıları ve sosyal-demokratları ortadan kaldırsın. Naziler yeni bir savaş başlatsın. Büyük bir savaşı neyin izlediğini hepimiz biliyoruz... 1927’de Stalin Nazilerin Almanya’da iktidara geleceklerini öngörmekte ve böyle bir gelişmenin tercih edilir olduğunu düşünmekte. “Tam da kapitalist hükümetlerinin faşizanlaşması gerçeği, işte bu durum... kapitalist ülkelerinde iç durumun kötüleşmesine ve işçilerin devrimsel eylemlere katılmaya itmektedir (1 Ağustos 1927 tarihli MK ve MKK birleştirilmiş genel toplantısındaki demeci. İlk defa 25 yıl sonra yayınlanmıştır. T 10, S. 49). Hitler’in rejimini “terörist diktatörlük” tabiriyle tanımlayan Stalin, “devrime götürecek krizin, burjuvazi kendi kombinasyonlarında ne kadar çok dolanıp kalacağı ve terörist metotlara ne kadar sık başvurcağına orantılı bir hızla gelişeceğinin” altını çizdi. Komünist partisi 17. kongresinde sunduğu raporunda ise şunu özellikle vurguluyordu: “Genel olarak faşizmden söz etmiyorum ben; benim bahsettiğim öncelikli olarak Alman tipi faşizm”.
Sonuç olarak Stalin Nazileri destekliyor. Ateşli devrimciler, mesela Alman komünist partisi politbüro üyesi bay Remelle iktidar ihtirası peşinde olan Alman Nazilerini tamamıyla açıktan destekliyordu. Nazilerin Almanya’da iktidarı ele geçirmelerinde Stalin önemli bir rol oynamıştır. Bu ayrı bir kitapta işlencek. Şimdilik Lev Troçki’nin 1936’da telaffuz ettiği fikri dikkatlerinize sunacağım: “Stalin olmasaydı, Hitler olmazdı ve Gestapo olmazdı!” Troçki’nin 1938 Kasım’ında sarfettiği başka bir sözü, onun uzak görüşlülüğüne ve konuya hakimiyetine işaret ediyor: “Stalin, Hitler’e olduğu gibi rakiplerinin de ellerini çözerek Avrupa’da savaşı tetikledi”. Bu söz, Chamberlain savaş olmayacak diye sevindiği, Mussolini kendisini barış elçisi hünlyalarına kaptırdığı ve Hitler’in Polonya’ya hele hele Fransa’ya karşı saldırı planlarının hazırlanması için talimat vermediği bir zaman söylendi.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/5/5b/Trockiy2.jpg/200px-Trockiy2.jpg
Stalin'in komünist partisi içinde siyasi rakibi ve Kızıl Ordu kurucusu Leo Troçki: “Stalin olmasaydı, Hitler olmazdı ve Gestapo olmazdı!”
Avrupa’nın, savaşın olmayacağına inanıp rahat bir nefes alarak “oh” çektiği bir anda. Troçki, tâ o zaman savaşın olacağını ve kimin tarafından başlatılacağını biliyordu. Troçki’ye artık tamamıyla inanmamız için 21 Temmuz 1939’da dile getirdiği kehanetini dinleyelim. O sıralar; Britanya, Fransa ve SSCB arasında Almanya’ya karşı yoğun müzakerelerin devam ettiğini hatırlayalım. Sürpriz gelişmeler ve komplikasyonların doğabileceğine işaret eden hiçbir şey yok. Troçki’nin söyledikleri ise şu: “SSCB, Üçüncü Reich dünya haritasını yeniden şekillendirme mücadelesine müdahil olacağı an bütün cesametiyle Almanya’nın sınırlarına yanaşacak”. Almanya Fransa ile savaşırken, Stalin “bütün cesametiyle” batı sınırlarındaki tarafsız devletler üzerine eğilecek ve ortadan kaldıracak ve böylece Almanya’nın sınırlarına yaklaşır.
Troçki’nin kehanetlerini 50 yıl sonra okuyan bizler günümüz gerçekleriyle değerlendirerek kendimize şöyle bir soru soruyoruz: Bunu nasıl bilebildi? Troçki bunu sır olarak saklamıyor. Troçki, komünist darbesinin babası, Kızıl Ordu’nun kurucusu ve Brest görüşmelerinde Sovyet tarafı temsilcisiydi. Troçki, Sovyet diplomasisinin ilk önderi ve Kızıl Ordu’nun geçmişteki şefi, SSCB’nin geçmişteki önde bir lideri ve dünya devrimi geçmişteki dümencisi. Komünizmin ve Kızıl Ordu’nun ne olduğunu, Stalin’in kim olduğunu onun bilmesi muhakkaktır. Troçki kendi kehanetlerini, yayınlanmış açık Sovyet kaynaklara –mesela Komintern sekreteri Dimitrov’un beyanatlarına- dayandırdğını söylüyor.
Troçki, Batı liderlerinin çözemediği, ilk olarak Hitler’in de görmediği Stalin’in oyununu dünyada ilk çözen insan.
Stalin’in oyunu ise gayet basitti. Troçki kendisi bu oyunun ilk kurbanı olduğu için onu çok iyi kavrıyor. Stalin Zinovyev ve Kamenev ile ittifak yaparak Troçki’yi iktidardan uzaklaştırır; Zinovyev ve Kamenev’i Buharin’le ittifak yaparak bertaraf eder, daha sonra Stalin Buharin’i de saf dışı edecek. Dzerjinski kuşağından olma çekistleri Stalin Heinrich Jagoda’nın elleriyle, akabinde, Heinrich Jagoda’yı Yejov’un elleriyle, daha sonra Yejov ve kuşağını Beriya’nın elleriyle makamından indirir, ve bu döngü tekrarlanıp durur. Stalin bu oyunu uluslararası bir arenada sürdürüyor ve de Troçki bunun farkında. Alman faşizmi Stalin için yalnızca bir araçtan ibaret.
Alman faşizmi, Devrim’in Buzkıran gemisidir. Alman faşizmi savaşı başlatabilir, savaş ise devrime götürecek. Bırakın buzkıran gemi Avrupa’yı parçalasın! Stalin için Hitler, etrafı temzileyen Avrupa’nın sağnak yağmuru. Stalin kendisi yapması durumunda yakışmayacağı şeyleri Hitler gerçekletirmeye soyunur.
1927’de Stalin, İkinci Dünya Savaşı’nın tamamıyla kaçınılmaz olması kadar Sovyetler Birliği’nin bu savaşa katılmasının da zorunlu olduğunu ilan eder. Ama dirayetli Stalin, savaşı kendisi başlatmak ve bu savaşa ilk gününden müdahil olmak istemiyor: “Biz savaşa gireceğiz, ama son sözü söylemek, terazinin kefesine kendi ağırlığımızı koymak üzere en sonunda gireceğiz” (C. 7, S. 14).
Stalin’in arzusu; Avrupa’da kriz, savaş, yıkım ve açlığın kol gezmesidir. Bunun hepsini Hitler getirebilir. Hitler Avrupa’da ne kadar çok suç işlerse, o kadar çok Stalin’in işine geliyor ve bir o kadar Stalin’e günün birinde “özgürleştirici” Kızıl Ordu’sunu Avrupa’ya sokmak için neden oluşur. Troçki bunların hepsinin henüz İkinci Dünya Savaşı başlamadan ve Hitler iktidara gelmeden önce anlamıştı. 1932’de Troçki, Stalin’in Alman Nazileri ile olan ilişkisini açıklar. “Hele iktidara gelsinler, kendilerini suçlu durumuna düşürecek bir şey yapsınlar... sonra icabına bakılır...”
1927’den itibaren, Stalin var gücüyle (ama bunu kamu oyundan gizleyerek) iktidar için kavga veren Nazileri destekliyor. Stalin iktidara gelen Nazileri var gücüyle savaşa girmelerine kışkırtacak. Onlar savaşa girdikleri an, Stalin demokratik ülkelerdeki komünistlerden geçici olarak barışçı olmaları, Batı ülkelerin ordularının çözülmesi için çabalamaları, “emperyalist savaşı” bitirilmesini talep etmeleri ve kendi hükümet ve ülkelerinin askerî harekâtlarını sabote etmelerini isteyecek.
Bununla birlikte, demokratik Avrupa üzerine ittiği Buzkıran’ın kendisi hakkında Stalin çoktandır ölüm kararı vermiş bulunuyordu. Almanya’da Nazilerin iktidara gelmeden beş yıl önce Stalin onları bertaraf etme planını yapmıştı bile: “... faşizm yok edilecek, kapitalizmin izleri silinecek, Sovyetlerin iktidarı kurulacak ve koloniler kölelikten kurtarılacak” (C. 11, S. 202).
Faşizm, Avrupa’nın celladıdır. Stalin celladı destekliyor, ama cellat kanlı işine henüz başlamamışken bile, Stalin cellada kurbanlarının payına düşen aynı kaderi kararlaştırıyor.
eline saglik. teshekkur ederim. tezin buydu galiba. noldu kitap olarak basildi mi/yayinladiniz mi bari?
Bölüm 3.
KOMÜNİSTLER NEDEN SİLAHA İHTİYAÇ DUYUYORDU?
İnsanlar metal uğruna can veriyor...
1933 yılında Alman albayı Heinz Guderian Sovyetler Birliği’nde Harkov kentindeki lokomotif fabrikasını ziyaret eder. Guderian, fabrikanın lokomotif dışında yan ürün çıkardığını, bu ürünün ise tanklar olduğunu öğrenir. Üretlen tankların sayısı: günde 22 adet.
http://dict.faventia.de/img/de/thumb/3/3c/180px-Heinz-guderian.jpg
Sovyetlerin yetiştirdiği Alman komutanlar:
Heinz Wilhelm Guderian (17 Haziran 1888 - 14 Mayıs 1954) İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusunda birçok yeniliğe imza atan bir general ve askerî teorisyendi. Almanların tank (panzer) birlikleri onun kitaplarını okumuş ve onlara göre savaşmıştı. Sırasıyla, tank kolordusu, tank ordusu komutanı, Zırhlı Birlikler Başmüfettiişi ve Alman Başkomutanlığı Başkanı pozisyonlarında görev almıştı. Temmuz 1940'ta Generaloberst yani korgeneral rutbesine terfi eder. Feldmareşal hiçbir zaman olamamasına rağmen İkinci Dünya Savaşı'nın başlıca generallerden kabul edilir.
Yapılandırdığı tank güçleri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Ordusu'nun çekirdeğini oluştururken, geliştirdiği teoriler Blietzkrieg doktrininin temeli oldu.(* (http://en.wikipedia.org/wiki/Guderian))
BİR TEK Sovyet fabrikasının BARIŞ ZAMANINDA YAN ÜRÜN miktarını doğru değerlendirmemiz için 1933 yılında Almanya’nın hiç tank üretimi bulunmadığını hatırlamalıyız. 1939 yılında Hitler elinde ancak 3195 tank varken İkinci Dünya Savaşı’nı başlatacak. Oysa bu kadar tankı barış zamanı rejiminde çalışan Harkov lokomotif fabrikası yarım yıl içinde üretebilirdi.
Günde 22 adet tank rakamını daha iyi kavrayabilmemiz için Amerika Birleşmiş Devletlerinin 1940 yılında, İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra, toplam 400 adet tanka sahip olduklarını hatırlamalıyız.
Şimdi Guderian’ın Harkov lokomotif fabrikasında gördüğü tankların kalitesine değinelim. Bunlar tank tasarımı dahisi G.W.Christy’nin yarattığı tanklardı. Sovyet teknoloji geliştiricileri hariç Christy’nin başarılarının değerini kimse bilemedi. Amerikan tankı, satın alınıp tarım traktörü olduğunu gösteren sahte belgelerle Sovyetler Birliği’ne ulaştırıldı. Sovyetler Birliği’nde ise bu “traktör”, bıstrohodnıy tank (yüksek hızlı tank) ibaresinin kısaltması olan BT markası altında muazzam sayılarda üretilmeye başladı. İlk BT’lerin hızı saatte 100 km dolaylarındaydı.
Sovyet kaynklarda bu rakam 86 hatta 70 km/saat olarak geçiyor. Açıklaması oldukça basit: SSCB yollarında fazlasıyla güçlü bir motor kendi hareket sistemine tehlike oluşturduğundan motorlara güç sınırlayıcı yerleştirmek şarttı. Otobanlara çıktıktan sonra sınırlayıcı çıkarılabilirdi... Batı’nın en iyi uzmanları, BT tanklarının maksimum hızının 70 km/saat yerine 70 mil/saat olduğunu düşünüyorlar. 60 yıldan sonra bile tüm tankçılar böyle bir hıza imrenir.
Sovyet BT serisi tanklar hızlı ve manevra kabiliyeti yüksek bir taarruz savaşı aracıydı. Paletsiz olarak ancak Merkezi ve Batı Avrupa'nın karayollarında kullanılabilirdi. Hafif ve zırhı ince olduğundan savunma savaşında kullanılamazdı
http://img488.imageshack.us/img488/5144/tm14bt51wi.jpg
Sovyet BT-5 tankı: Muharebe ağırlığı 11,5 ton. 3 kişilik mürettebat. Silahlar: 45 mm kalibreli top, 7,62 mm DT mitralyöz. Ön kısım ve kule zırh kalınlığı: 13 mm. M-5 uçak motorunun gücü 400 beygir. Karayolu hızı: palet üzerinde - 52 km/saat (mil/saat?), tekerlek üzerinde - 72 km/saat (mil/saat?). Menzili, sırayla, 200 ve 300 km.
BT tanklarının gövde yapısı basit ve dahice yapılmıştı. O zaman, Amerikan silahlı kuvvetleri için üretilenler dahil, tüm dünyada hiç bir tank markası bu tankın sahip olduğu tarzda bir zırha sahip değildi. İkinci Dünya Savaşı’nın en iyi tankı olan T-34, BT’nin doğrudan varisidir. Gövdesinin şekli, büyük Amerikan tank teknoloji geliştiricisine ait fikrinin geliştirilmiş hali. T-34’ün öndeki zırh saçlarının eğimli olarak yerleştirme prensibi daha sonra “Panthera” ve akabinde dünyanın diğer tanklarında kullanılmaya başlar.
1930’larda dünyada tankların neredeyse tamamı şu şemaya göre üretiliyordu: motor kıç tarafında, transmisyon mekanizması ise burun kısmında. BT ise bir istisnaydı: motor ve transmisyon mekanizması kıç tarafında. 25 yıl sonra herkes BT’de uygulanan düzeninin avantajlarını kavrayacak.
http://img47.imageshack.us/img47/6887/tm14bt73iz.jpg
Sovyet BT-7 tankı: Muharebe ağırlığı 13,8 ton. 3 kişilik mürettebat. Silahlar: 1932 model 45 mm top, bir/iki 7,62 mm mitralyöz. Zırh kalınlığı: gövde önü 20 mm, yanları 13 mm, kule 15 mm. M17T benzin motorunun gücü 400 beygir. Karayolu hızı 52/73 km/saat (mil/saat?). Menzili, sırayla, 350 ve 500 km (yedek yakıtla).
BT tankları sürekli olarak modernize ediliyordu. Yakıt ikmali yapmadan katettiği mesafe 700 kilometreye çıkarıldı. Aynı şekilde bu da, 50 yıl geçtikten sonra bile tank uzmanları için bir hayal. 1936 yılında BT tankları nerdeyse tamamen suyun altında olarak derin nehirlerin tabanı üzerinden geçmeyi başarır. 20. yüzyılın sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin olası düşmanları arasında ancak bazılarında böyle bir özelliğise sahip tanklar bulunuyor. 1938 yılında BT tanklarına dizel motorlar monte edilmeye başlar. Dünyanın diğer ülkeleri bunu ancak 10-20 yıl sonra yapmaya başlayacak. Ve son olarak da, BT tankları o zamana göre oldukça güçlü silahlarla donatılmıştı. Sovyet tanklarının sayısı ve kalitesi hakkında o kadar çok olumlu şeyler anlattıktan sonra teraziyi biraz dengelemek üzere bu tankların ufak bir dezavanatjını da dile getirelim: bu tankları SOVYET TOPRAKLARINDA KULLANMAK İMKANSIZDI.
BT’nin esas avantajı, onun hızıdır. Tankın bu özelliği başka özellikleri üzerinde o kadar baskındı ki, tankın adında da yansıtılmıştı: hızlı tank .
BT bir taarruz tankıdır. Özellikleri bakımında BT küçük ama hareket özelliğü son derece güçlü Cengizhan’ın sayısız ordularının atlı süvarilerini andırıyor. Dünyanın büyük savaş dahilerinden Cegnizhan düşmanlarına karşı savaşları beklenmedik bir anda fevkalade mobil birlikleriyle güçlü bir darbe indirmek suretiyle kazanıyordu. Cengizhan düşmanlarını silah gücüyle değil, hızlı ve önüne geçilmez bir manevrayla yeniyordu. Muharebelerde Cengizhan’ın ihtiyaç duyduğu, ağır ve hantal şövelyeler değil, sulu engelleri yüzerek geçebilecek ve muazzam mesafeleri katederek düşmanın savunmasız bölgelerine sızarak saldırabilecek hafif, hızlı ve mobil süvarilerden oluşan birliklerdi.
BT de tam böyle bir tank türüydü. 1 Eylül 1939 itibariyle bu tanklardan TÜM dünyada TÜM diğer tank türlerinden daha fazla üretilmişti. ....
…. Tekerlek üzerinde ise bu tanklar ASLA kullanılmadı. Harika BT tanklarının potansiyeli hiçbir zaman gerçekleştirilmedi, fakat bu potasiyeli SOVYET TOPRAKLARINDA GERÇEKLEŞTİRMEK ZATEN İMKANSIZDI.
…..
BT markası tanklar hangi yerde etkin olarak kullanılabilirdi sorusuna ancak bir cevap bulabiliriz: Orta ve Güney Avrupa. Paletler çıkarılarak atıldıktan sonra ise BT tankları ancak Almanya, Fransa ve Belçika’nın topraklarında etkin olarak kullanılabilirdi.
............ Mesela, KV – Klim Voroşilov, IO – İosif Stalin. Ama tank markaların çoğuna “T” harfini içeren kodlar veriliyordu. Tank markası kodunda “T” harfinin yanına bazen “O” (ognemetnıy, alev püskürtücü), “B” (bıstrohodnıy, hızlı) ve “P” (plavayuşiy, yüzen) harfleri ekleniyordu. Bu arada, Sovyetler Birliği, yüzücü tankların büyük sayılarla üretildiği dünyanın tek ülkesiydi. Savunma savaşında, tankların yüzme özelliğinin yararlı olabileceği bir yer yok. Dolayısıyla, Hitler “Barbarossa” operasyonunu başlattığında Sovyetler savunma savaşında etkisiz olan yüzücü tankları yerinde terk etmekten başka çare bulamadı ve BT tankları gibi onların üretimini de derhal durdurdu.
Sovyet KV tankı (SSCB Savunma Halk Komiseri Klim Voroşilov).
http://img145.imageshack.us/img145/5556/kv194128na.jpg
Muharebe ağırlığı 47,5 ton. 5 kişilik mürettebat.
Ebatlar: genişliği 3,32m, uzunluğu 6,75m, yüksekliği 2,60m.
Silahlar: 1 adet 76,2 mm top, üç adet mitralyöz.
Mühimmat takımı: 114 top ve 3000 mitrayöz mermisi.
Zırh kalınlığı: gövde önü 95-100mm, yanları 75mm, kule ön kısım 100mm.
V-2-K dizel motorunun gücü 600 beygir.
Karayolu hızı 35 km/saat.
Karayolu menzili 250 km.
“BT” konusu esas konudan bir sapmaydı. Asıl konu bu değil. 1939 yılında Sovyetler Birliği’nde “A-20” kodlu tamamyla yeni tip tankın geliştirilmesine yönelik yoğun çalışmalara başlatılmıştır. “A-20”nin ne olduğu hakkında Sovyet askeriye ders kitaplarından hiçbirinde cevap vermiyor. Muhtemelen, elinizdeki bu kitabım yaynlandıktan sonra komünistler büyük gecikmeyle de olsa bu koda da sözde bir açıklama uydururlar, ama şimdiye kadar dünya uzmanlarının birçoğu için bu kod deşifre edilmemiş kalıyor. Bu soruya uzun zamandır cevap arayan ben onu sonunda fabrika No: 183’te buldum. Bu benim yukarıda bahsettiğim ve eskiden olduğu gibi lokomotif yanında yan ürün üretmeye devam eden lokomotif fabrikası. Açıklamanın doğru olup olmadığını bilmiyorum, ama savaş gazileri “A” harfinin “avtostradnıy” (yani “otoban tipi”) anlamdına geldiğini söylüyorlar. Şahsi fikrim; yeterince inandırıcı bir açıklama. “A-20” tankı, BT ailesi tankının geliştirilmiş türü. BT tanklarının temel özelliği kodunda yansıtılıyorsa, A-20’nin temel özelliği de kodunda neden yansıtılmış olmasın? A-20’lerin ana hedefi, paletler üzerinde otobanlara ulaşmak, ulaştıktan sonra paletleri çıkarıp hız kralına dönüşmek.
...
Sovyet uçaklarının sayı ve kalitesi, Sovyet tanklarının sayı ve kalitesine paraleldi. Komünist sahtekârlar şöyle diyorlar: evet, uçakların sayısı fazlaydı, ama bunlar iyi uçaklar değildi... Yani, MiG-3, Yak-1, Pe-2, İl-2 ve benzerlerini; savaştan birkaç yıl önce üretilenleri ise artık hurdaya dönüştükleri için ıskartaya çıkarıldı.
Sovyet propagandasının iddia ettiğinin aksine, SSCB'nin savaş öncesi uçakları tankları gibi rakip tarafın muadillerinden üstündü
http://img137.imageshack.us/img137/3489/mig3z0fc.jpg
MiG-3 avcı uçağı.
http://img134.imageshack.us/img134/9440/yak17bs.jpg
Yak-1 avcı uçağı.
Hayatında kırktan fazla değişik tip uçak kullanan ve havada toplam 4 bin saaten fazla zaman geçiren İngiliz pilotu Alfred Price bu “hurdalar” hakkında ne diyor peki? Sözde “hurda” Sovyet avcı uçağı hakkındaki görüşü şöyledir: “1939 Eyül ayı itibariyle seri olarak üretilen avcı uçaklar arasında silah donanımı bakımından dünyada en iyi seviyeye uçak tasarımcısı Polikarpov’un geliştirdiği I-16 sahipti.
http://img134.imageshack.us/img134/457/i16299up.jpg
Sovyet I-16 avcı uçağı. Ateş gücü bakımından I-16, Messerschmidt-109E’den 2kat, Spitfire’dan ise 3 kat daha üstündü. Pilot etrafının zırhla çevrilmiş olması açısından I-16, savaş öncesi avcı uçakları arasında dünya genelinde eşsizdi.
... Rusların İkinci Dünya Savaşı öncesi geri kalmış köylü kalabalığı olduğunu ve Alman tecrübesini uyarlamaları sayesinde ilerleyebildiklerini zannedenler gerçekleri dikkate almalılar” (A. Price. World War II Fighter Conflict. P. 18-21).
http://img149.imageshack.us/img149/9503/me109f46rl.jpg
Nazi Messerschmidt-109E.
Buna ek olarak, 1939 Ağustos’unda dünyada ilk kez Sovyet avcı uçaklarının muharebe anında silah olarak füze kullandıklarını ilave edelim. Ayrıca, o sıralar Sovyet silah teknolojisi geliştiricilerinin zırhlı gövdeye sahip bir uçak üzerinde çalıştıklarını belirtmekte yarar var. İl-2, 8 adet jet füzesi dahil tüm standartlara göre fevkalade güçlü silahlarla donatılmış kanatlı bir tanktır.
... Cevabı çok basit. Avcı uçak kullananlar dahil, Sovyet pilotlarının çoğunluğu HAVADA İT DALAŞI YAPMAYA EĞİTİLMEMİŞTİ. Peki ne yapmaya eğitilmişti? Toprak sathındaki hedefleri vurmak için eğitilmişlerdi. .... “İnisiyatifi kullanıp düşmana ilk saldırmak çok avantajlı bir durum olarak değerldirilmekte. Hava filosuyla düşman hava meydanlarına ve hangarlarına saldırarak inisiyatif kullanan taraf, sonuçta havada hakimiyetini kurmayı umabilir”. Sovyet teoritisyenler genel olarak herhangi bir düşmanı değil, kimliği gayet açık olan bir düşmandan söz ediyordu. Sovyet hava harp stratejisi baş teotetisyeni A.N. Lapçinski görüşlere somut örnek vermek için standart bombalama hedefilerin ayrıntılı haritalar kitaplarına ekliyordu. Bu haritalar arasında Leipzig demiryolu istasiyonu, Friedrichstrasse caddesi, Berlin Merkez Garı v.b. mevcut. Lapçinski, Sovyet topraklarının nasıl savunulması gerektiğini şöyle açıklar: “Kararlı bir kara taaruzu, düşmanın hava kuvvetlerini mıknatıs gibi üzerine çektiğinden bir ülkenin düşmana karşı hava savunması en iyi şekilde bu yöntemle sağlanır. Bir ülkenin hava savunması, derinden gelen bir manevrayla değil, derine uzanan bir manevrayla gerçekleştir”.
http://www.booksite.ru/fulltext/1/001/008/pictures/001/292033339.jpg
Alman ve Sovyet uçakları arasında hava muharebesi.
1941 yılında Sovyet hava kuvvetlerinin tamamı tam bu sebeple sınırların hemen yanında toplanmıştı. Mesela, 123. Avcı Uçak Alayı’nın arazi hava meydanı, Alman sınırından sadece iki kilometre uzaklıktaydı. Böylece, savaş durumunda uçak düşman tarafına doğru havalandığında uçak yakıtından tasarruf sağlanırdı. Diğer birçoklarında olduğu gibi 123. Alay’da da irtifa alımı Alman toprakları üzerinde gerçekleştirilecekti.
.... İl-2, toprak sathındaki hedefleri vurmak amacıyla gelişitirilmiş olup Sovyetlerin o zamana ait havacılık teknolojisinde en büyük başarısıdır. Başlıca hedefi hava meydanlarıydı. Bu saldırgan uçağı yaratan teknoloji geliştiricisi İlyuşin küçük bir savunma bölümünü de öngörmüştü. İlk versiyonda İl-2, iki kişilik olarak tasarımlanmıştı: uçağı kullanan pilot hedeflere ateş ediyor, kıçtaki tüfekli ise arka yarım-küreyi rakibin avcı uçaklarının saldırılarından korumaktadır. İlyuşin’e bizzat Stalin telefon açıp otomatik tüfekliyi kaldırmasını ve İl-2’yi tek kişik olarak üretmesi talimatını verir. Stalin, İl-2’yi rakibin uçaklarından henüz hiçbirinin havalanamadığı bir durumda kullanmayı düşünüyordu.
http://img484.imageshack.us/img484/1081/il210nv.jpg
Sovyet İl-2 hücum uçağının tek kişilik ilk sürümü.
Taarruz savaşında savunma öğeleri minimuma indirilir.
Stalin tüm rakip uçakları yerinde vurmayı planlıyordu.
“Barbarossa” operasyonu başladıktan sonra Stalin İlyuşin’i tekrar arar ve İl-2’yi iki kişilik olarak çıkarmasını emrer. Zira, savunma savaşını yürüttüldüğünde saldırgan uçaklarının da savunma silahları olması şart.
http://img484.imageshack.us/img484/3843/il22rs.jpg
Sovyet İl-2 hücum uçağının iki kişilik sürümü.
Kısa sürede bu savaşın Stalin’in senaryosuna göre gelişmeyeceği ve savaşın SSCB için bir savunma savaşı olduğu anlaşılınca uçağa mitralyözlü arka kabin eklenir.
Yıl 1927; Stalin’in eninde sonunda ve kalıcı olarak yönetimin en zirvesine çıkıp yerleştiği yıl. ...
Yıl 1927; Stalin’in İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin kaçınılmaz olduğu, ... Nazilerin desteklenip ardından ortadan kaldırıması gerektiği ile ilgili karara vardığı yıldır.
Yıl 1927; SSCB’de sanayileşme... süper saniyleşme... hiper saniyleşmenin başlandığı yıl. ... Birinci beş yıllık dönemin başlangıcında Kızıl Ordu 92 tanka sahipken beşinci yılın sonunda bu rakam 4000’e fırlar. İlk beş yıllıktaki askerî meyil henüz o kadar belirgin değil. Şimdilik asıl vurgu silahların üretimi üzerine değil, sonunda bu silahları üretecek olan sanayi altyapısının yaratılması üzerineydi.
İkinci beş yıllık dönem, sanayi altyapısı geliştirme atılımının devamıydı. ... Silahların üretimi henüz önemli bir yer işgal etmiyordu. Gerçi bu konuyu da yoldaş Stalin ihmal etmiyor: ilk iki dönem zarfında tam 24,708 savaş uçağı üretilir.
Sovyetler Birliği’nin savaş altyapısı
http://www.booksite.ru/fulltext/1/001/009/001/223017624.jpg
Sovyet İl-2 hücum uçaklarının üretildiği fabrikada.
http://www.booksite.ru/fulltext/1/001/010/001/279814100.jpg
Rusya’nın Ural bölgesinde bir fabrikanın atölyesinde.
1942’de tamamlanması gereken üçüncü beş yıllık dönemdeyse artık ürünlerin üretilmesine geçilecekti. Askerî ürünlerin. Muazzam miktarda ve çok yüksek kalitede.
...
Kolektivizasyonun ve onun doğurduğu kıtlığın sonucunda 10-16 milyon insan açlıktan ölüme terk edildi, kamplarda veya dövülerek öldürdü. Ülke üzerinde olanca boyuyla yamyamlık hayaleti belirmişti. Stalin ise o dehşet dolu dönemde yurt dışına her yıl 5 milyon ton buğday satmaktaydı.
Kolektivizasyon ne için geçrekleştirildi? Sanayileşme için. Peki, sanayileşme ne için gerçekleştirildi? Halkın yaşam kalitesini yükseltmek için mi? Hiç de öyle değil. Sanayileşme ve kolektivizasyona girişilmeden önce NEP zamanında yaşam yeterince iyi düzeydeydi. Yoldaş Stalin’in düşündüğü gerçekten halkın iyiliği ise, ne sanayileşmeye ne de kolektivizasyona gerek vardı; NEP’le aynen devam edilmeylidi.
Sanayileşme ve kolektivizasyon, hiçbir yönüyle halkın yaşam düzeyini yükseltemek hedefine hizmet etmeye öngörülmemişti. Bilakis, sözkonusu düzey o kadar aşağılara düştü ki, Cengizhan zamanında bile bu kadar korkunç bir seviyede değildi. Geçenlerde Robert Conquest, o kanlı beş yıllık dönemler üzerine iskelet çocukların can ürpertici fotoğraflarını içeren korku dolu bir kitap yayınladı. Komünist Etiyopya ve Pol Pot zamanındaki komünist Komboçya’dan daha da korkunç.
....
Stalin’in sanayileşmesiyle karşılaştırdığımızda gerçekten de Birinci Dünya Savaşı neşe dolu bir piknikti. Bu savaşa katılan tüm ülkeler dört yıl içinde toplam 10 milyon insan kaybetti. Rusya ise 23 milyon. Bununla birlikte BARIŞ zamanında, otoban tankları ve saldırgan uçaklar uğruna Stalin kat kat daha fazla insan yok etti. KOMÜNİSTLERİN BARIŞ ZAMANI EMPERYALİST SAVAŞINDAN KAT KAT DAHA DEHŞETLİ ÇIKTI.
“Stalin’in sanayileşmesiyle karşılaştırdığımızda gerçekten de Birinci Dünya Savaşı neşe dolu bir piknikti...”
http://academic.brooklyn.cuny.edu/history/core/pics/0255/img0014.jpg
“Dünyanın tüm ülkelerinde silahlar, halkı ve öncelikli olarak bir ulusun geleceği olan çocukları korkunç felaketlerden korumak için kullanılır. Ne var ki, Sovyetler Birliği’nde tam tersi geçerliydi...”
Ukrayna'da Kızıl Haç hastanesinde kıtlık yaşayan Rus çocuklar (* (http://academic.brooklyn.cuny.edu/history/core/pics/0255/img0014.htm))
Sovyet askerî gücünün yapılanması dış bir tehlikenin varlığıyla dikte edilmiyordu, çünkü Hitler’in iktidara gelmesinden önce başladı. Silah üretimi uğruna çocukların ölüme terk edilmesi, Stalin’in Batı’daki barışçı güçleri susturmak ve Nazileri yükseltmek için muazzam çaba harcadığı zamana denk geliyor.
Bazıları, Stalin’in milyonlarca insanı nüfusun diğer kısmını koruyacağı silahları geliştirmek yolunda feda ettiğini iddia edebilir. Hayır! Yukarıda gördüğümüz ve ileride tekrar tekrar göreceğimiz gibi, geliştirilen silahlar kendi toprakların savunulması ve kendi halkı korumak işlevi için uygun değildi ve kullanım amacı dışında kullanılır veya bütünüyle yerinde terk edildi.
Komünistler devasa silah cephanelerini kendi topraklarını savunmak ve kendi halkını kormak dışında bir amaçla ürettiyse, o halde asıl amaç neydi?
Komünist yoldaşlar, kürsüye buyrun, sizi dinliyoruz.
eline saglik. teshekkur ederim. tezin buydu galiba. noldu kitap olarak basildi mi/yayinladiniz mi bari?
Ben teşekkür ederim.
Yalnız, bunları okuyup bir yorumda bulunursanız çok sevinirim.
Henüz yayınlanmadı ama o umuttayız. Ve bu eseri kendim kaleme almadım, bana sadece tercümesi ait. Bkz. Başlığın ilk iletisi.
Selamlar...
Bölüm 4.
STALİN POLONYA’YI NEDEN BÖLDÜ
Biz –şayet başarılı olursak- dünyanın tamamını alt üst edecek ve işçi sınıfının tamamını özgür bırakacak bir işle uğraşıyoruz.
İ. Stalin
1.
22 Haziran 1941 günü Almanya birden bire haince Sovyetler Birliği’ne saldırdı. Bu tarihsel bir gerçek. Yalnız aynı zamanda bu oldukça tuhaf bir gerçek. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Almanya Sovyetler Birliği ile ortak sınırlara sahip değildi ve saldırmasına, hele hele birden bire saldırmasına imkan yoktu.
Almanya ile Sovyetler Birliği birbirinden tarafsız devletlerden oluşan kesintisiz bir engelle ayrılmıştı. Sovyet-Alman savaşının meydana gelebilmesi için gerekli şartların sağlanması gerekiyordu. Yani, tarafsız devletlerden oluşan engel ortadan kaldırılmalı ve Almanya ile Sovyetler arasında ortak sınırlar oluşturulmalıydı.
22 Haziran 1941 günü ilgi duyan her insan, Hitler’e lanetler yağdırmadan ve kalleşlikle suçlamadan önce en azından aşağıdaki iki soruya kendisine dürüstçe bir cevap vermeli:
- Tarafsız devletlerden oluşan Almanya ile Sovyetler arasındaki ayırıcı engeli kim yok etti?
- Ve ne amaçla?
2.
......
“Hitler’in Polonya üzerinden açmaya çalıştığı geçidi açmaya neden yardım etti Stalin?” sorusuna, komünizm dünya görüşlü tarihçiler başarısız da olsa cevaplar uydurmaya çalışmadı değil. Fakat, kendileri için daha zor ve dolayısıyla uygunsuz olan “Stalin engelin tamamını neden yok etti?” sorusunu es geçmeyi tercih ediyorlar. Biz de müneccimlik yapmayacağız. Stalin’i dinleyelim. Bu soruya yalnız o açık ve net bir cevap verir: “Tarih bize şunu öğretiyor; bir devlet başka bir devletle, hatta kendisiyle sınırı olmayan bir devletle savaşmaya karar verdiğinde, saldırmak istediği o devletin sınırlarına ulaşmak için üzerinden saldırı düzenleyebileceği yeni sınırlar oluşturmaya başlar” (“Pravda”, 5 Mart 1936).
http://img124.imageshack.us/img124/2885/europe1939aug600x5403eb.jpg
İkinci Dünya Savaşı öncesi SSCB'yi Almanya'dan Polonya ayıroıyor, ve dolayısıyla herhangi bir savaşa karşı koruyordu. Fakat Stalin bu güvenlik duvarını yıkmayı tercih etti. Neden?
Soru: Kızıl Ordu’nun ulaştığı sınırlarda durması öngörülüyor muydu?
Sovyetler Birliği Mareşali S.K. Timoşenko’nun cevabı: “Litvanya, Letonya ve Estonya’da işçi sınıfının nefret ettiği toprak ağaları ve kapitalistler iktidardan indirildi. Sovyetler Birliği önemli bir oranda büyüyüp sınırlarını batıya kaydırmayı başarır. Kapitalist dünya biraz sıkışmak ve toprak vermek zorunda kalır. Ama Kızıl Ordu askerleri olan bizlere gerçekleştirilen işlerle yetinmek ve bunlarla böbürlenmek yakışmaz!” (Savunmadan Sorumlu Halk Komiseri’nin 7 Kasım 1940 tarihli No 400 emri).
Bu, bir demeç veya bir TASS Haberi değil. Bu, Kızıl Ordu’nun bir emri. Ama, Sovyet sınırlarının doğusunda ancak Almanya ve onun müttefikleri yer alıyor. Sınırları daha da batıya mı kaydırmak? Faturası da Almanya’ya mı kesilecek? Hani onunla pakt imzalanmıştı ama...
Bölümün bütün metni için başvuru (http://www.forum.uz/private.php?do=newpm&u=348)
bacha
02-12-2006, 11:27 PM
Soviet Union ruled no metter what some turks may think about it.
It is Nazis who started the war, and they got their response from a unique state with the population mixture of different races, religions and ethnic groups.
Soviet Birligi savashi bashlamadi, Nazilar bashladilar. Sizi duyan insan, birinci dunya savashinda sizler almanlarla olmadiginizide duyacak, ve sizince inanmali :)
Bölüm 5.
PAKT VE SONUÇLARI
Stalin Hitler’den daha kurnazdı. Daha kurnaz ve daha sinsiydi.
A.Antonov-Osviyenko
Almanya'nın saldırması ve SSCB'nin arkadan vurması sonucu Polonya'nın siyasi haritadan silinmesi.
http://polishclaims.isuisse.com/logos/partage.jpg
Dışarından herşey gayet adil gözüküyor. Polonya’nın bir kısmı Hitler’in. Polonya’nın diğer kısmı Stalin’in. Fakat, Molotov-Ribbentrop Paktı imzalandıktan bir hafta sonra Stalin ilk sinsi oyununu yapar. Hitler Polonya’ya karşı savaş başlattığında Stalin ordusunun henüz hazır olmadığını söyler. Paktı imzalamadan önce Ribbentrop’a böyle söyleyebilirdi, ama yapmadı. Hitler savaşı başlatır tek başına kalır.
Hitler için bunun ilk sonucu şuydu: İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından o ve sadece o sorumlu olacak.
Polonya’ya karşı savaş açan Hitler aynı anda Fransa’ya karşı savaş da ilan etmiş oldu ve iki cepheli bir savaşla karşı karşıya kaldı. Oysa, iki cepheli savaşın eninde sonunda Almanya için nasıl sonuçlandığını her Alman öğrencesi bile biliyordu.
........
Stalin pakta uymayı düşünüyor muydu?
Stalin’i dinleyelim: “Mücadele konusunu... hakkaniyet açısından değil, siyasi durumun açısından... her bir zaman dilimi için ayrı olarak partinin siyasi gereksinimleri açısından ele alınması gerekir” (Komintern yürütme kurulu toplantısı konuşması, 22 Ocak 1926 ).
Sovyetlere teslim edilen doğu Leh Brest kentinde düzenlenen Sovyet-Nazi askerî resmi geçidi. 22 Eylül 1939.
http://pobeda.rambler.ru/images/object_37.1119272978.56383.jpg
Sağda 25. Mekanize Kolordu komutanı korgeneral Krivoşein, yanındaki Blietzkrieg'in general Guderian’la birlikte yönetmişti.
http://img157.imageshack.us/img157/7331/fakt37zi.jpg
Sovyet ve Nazi askerler resmi geçitte yan yana.
“Savaş herşeyi ve bütün anlaşmaları alt üst edebilir” (İosif Stalin, “Pravda” gazetesi, 15 Eylül 1927).
Stalin’in konuşmalarını kongrelerde dinleyen parti üyeleri liderlerini doğru anlarlar ve onu gerekli yetkilerle donatırlar: “Kongre, şu hususun altını özellikle çizmektedir – Merkezi Komite’ye gerektiğinde her an emperyalist ve burjuva devletleriyle akdedilen barış antlaşmaları ve ittifakları feshetme yetkisinin yanı sıra bunlara savaş ilan etme yetkisini de verilmiştir” (XVII. Parti Kongresi kararı ). Bu arada, sözkonusu karar günümüzde de iptal edilmemiş durumda...
.....
Sovyet komünistlerin paktın geçerliliğine ne kadar inandıkları ve ona uymaya ne derecede hazırlandıkları ile ilgili Sovyetler Birliği Mareşali L.İ.Brejnev’in konuşmaları mevcut. 1940’ta Dnepropetrovsk’ta parti propagandacılarının toplantısını şöyle anlatıyor:
“- Tovariş Brejnev, saldırmazlık paktının ciddi olduğunu anlatmalıyız, inanmayanların provokatif konuşmalar yapıtığını söylemeliyiz. Ama halk pek inanmıyor. Ne yapmalı? Bu konuda bilinçlendirme çalışmaları yürütelim mi, yürütmeyelim mi?
Çok zor bir durumdu, salonda bulunan dört yüz kişi benim cevabımı bekliyordu, ve de iyice düşünüp taşınmak için fazla zaman yoktu.
- Mutlaka yürütülecek, dedim. – Nazi Almanyası’ndan taş üstünde taş kalmayacağı ana kadar bilinçlendirme çalışmalarını yürüteceğiz, dedim” (L.İ.Brejnev, Malaya Zemlya. S.16).
.....
Hitler, bundan böyle beklemenin artık tehlikeli olabileceğini anladı. Özgürleştirici baltasını arkasından yemeden ilk hamleyi kendisi attı. Fakat, savaşı tarih boyunca saldırgan taraf için en verimli şartlarda başlatmasına rağmen savaşı kazanamadı. En verimsiz konjonktürde bile Kızıl Ordu Avrupa’nın yarısını “özgürleştirme”yi başarır ve yarım yüzyıl orada hüküm sürdü. Şu konuyu gerçekten merak ediyorum; Almanya gü