PDA

View Full Version : TÜRKİYE, ATATÜRK ve TÜRKLER


Pages : 1 2 [3]

Aybike
12-12-2005, 10:43 AM
Len valla yazmiiim diyorum ama ..
Kardeeeeeeeeeş sen nediyon şimdi ben kafirmiyim...Tuttuğum tüm oruçlar,kıldığım namazlar,verdiğim zekatlar,ettiğim hayırlar gümemi gitti şimdi...Bunun ölçüsünü sizmi belirliyonuz.
Farkındaysanız hırıstiyanlara benziyonuz..Yok o mezhepmiş yok bu mezhepmiş..Aha işte al..parcaladılar idare ediyorlar..Buyrun burdan yakın...:lol:

borcugin
12-12-2005, 11:06 AM
S.A.

Aynı tutumu ben İran'lı ve Pakistan'lı kardeşlerimde de gördüm. Bana hangi mezheptensiniz dediler, belli bir mezhebim yoktur ama Hanefî mezhebine yakınımdır dedim, kıpkırmızı oldular, bu konuşmayı bir Arap kardeşe anlatmışlar, o Türkiye'de kalmıştı, o da demiş ki yahu bunlar Hz. Muhammed'in mezhebine inanırlar, asla şeyh eteği ve eli öpmezler, hatta bunlar Arapça'nın kutsal bir dil olduğuna bile inanmazlar demiş, onlarda demeeeeeeeeee yaaaaaaaaaa demiş....:) Sonra İranlı kardeşim bana sen kafirsin dedi. :) Tıpkı buradaki bazı Özbek Türk'ü ve Müslüman olduğunu zanneden ama aslında Vahabi-Farsi olduğu her halinden belli olanlar gibi. Arap olan işi büyüttü Türkiye'deki çoğu kişi kafir dedi :)
Ama sonra İranlı kardeşim benden 2 yıl boyunca özürdiledi. Helallik verdik. Yahu bunlar tövbe tövbe tanrıcılık oynuyorlar, bunlar İslam'ı anlayamamış ve bu gidişlede anlayamayacak kişiler.

Han kardeş bazı yargılarına katılıyorum, ancak Kur'an-ı Türkçe okumak hakkını sen veremezsin, buna katılmıyorum.

İşte en büyük çatışmamız şu, siz öyle düşünüyorsunuz, e bizde böyle dünüyoruz. Herkes İslam'ı Vahabi ve Farsi anlayışınız gibi değerlendirmek zorunda değildir. Ne yaparsan yap değildir. Bence sana bu fikirlere saygı duymak düşer. Unutma kardeşim, yargı Allah'ındır.

Selametle.

Turk
12-12-2005, 12:25 PM
S.A.

Aynı tutumu ben İran'lı ve Pakistan'lı kardeşlerimde de gördüm. Bana hangi mezheptensiniz dediler, belli bir mezhebim yoktur ama Hanefî mezhebine yakınımdır dedim, kıpkırmızı oldular, bu konuşmayı bir Arap kardeşe anlatmışlar, o Türkiye'de kalmıştı, o da demiş ki yahu bunlar Hz. Muhammed'in mezhebine inanırlar, asla şeyh eteği ve eli öpmezler, hatta bunlar Arapça'nın kutsal bir dil olduğuna bile inanmazlar demiş, onlarda demeeeeeeeeee yaaaaaaaaaa demiş....:) Sonra İranlı kardeşim bana sen kafirsin dedi. :) Tıpkı buradaki bazı Özbek Türk'ü ve Müslüman olduğunu zanneden ama aslında Vahabi-Farsi olduğu her halinden belli olanlar gibi. Arap olan işi büyüttü Türkiye'deki çoğu kişi kafir dedi :)
Ama sonra İranlı kardeşim benden 2 yıl boyunca özürdiledi. Helallik verdik. Yahu bunlar tövbe tövbe tanrıcılık oynuyorlar, bunlar İslam'ı anlayamamış ve bu gidişlede anlayamayacak kişiler.

Han kardeş bazı yargılarına katılıyorum, ancak Kur'an-ı Türkçe okumak hakkını sen veremezsin, buna katılmıyorum.

İşte en büyük çatışmamız şu, siz öyle düşünüyorsunuz, e bizde böyle dünüyoruz. Herkes İslam'ı Vahabi ve Farsi anlayışınız gibi değerlendirmek zorunda değildir. Ne yaparsan yap değildir. Bence sana bu fikirlere saygı duymak düşer. Unutma kardeşim, yargı Allah'ındır.

Selametle.

Aklıma bir karikatür geldi :)

(Öncelikle ikazda bulunayım. Müstehcen bir mana içeren bir karikatür, ama senin demek istediğini çok güzel ifade eden bir durumu resmetmiş. Böyle şeylerden hazzetmeyenler okumasın aşağıdaki diyalogu lütfen.)


Bir Arap, bir Fransız ve bir de Afrikalı sohbet ediyorlar. Üçü de Türkler'den şikayetçi:

Fransız: Ya arkadaş, bu Türkler ne iftiracı milletmiş. Bizim için tuvaletten çıkmadan önce taharet almaz, diyorlarmış.

Arap: Sorma birader, bizim için de bu Araplar pilavı elle yerler, diyorlarmış.

Afrikalı sırıtarak soruyor Arab'a: Abi bizim için ne diyolarmış bizim için?

Fransız ve Arab: Ya olum söyledik ya işte. Daha kaç defa söyleyelim

:)

Han
12-13-2005, 03:58 AM
havherleme olauyindan tutun da mezhep konusuna kadar dikkatli okumadiginiz anlashildi.

araplar mezhepsizlik hastaligina yakalandiktan sonra mezhepli olan turkleri arkadan hancherledi demishtim. bunu tersine algilayip kustunuz bu bir

demek dort mezhebin birinde bulunup ta diger uchunu kardesh bilmeyi bazilariniz vahabi veya farsi olmak diye biliyorsunuz.
ve alimlerin kitaplarinda yazdiklari hukumleri ben ortaya atmishim gibi algiliyorsunuz.

bir de suna katiliyorum suna katilmiyorum diye yine sanki ben veya benim gibi siradan birileri belirliyormush veya tayin ediyormush gibi anlamaniza da shashirdim. demek bazililariniz ichin bilenle bilmeyenin pek de farki yokmush. hukum ile gorushun de pek farkina varmadiginizi anliyorum.

size rica ederek bir adres osterdim orada shahsi fikirin dinde yeri olmadigi farsilik (bundan kasit shiilik ve humeynicilikse tabi) ve vahabiligin ne tur bir dinsizlik oldugu belgelerle yaziliyordu. onu bakmak tevazusunu gostermiyorsunuz.

bir de ben kafir miyim deiye sormak burda chok alakasizdi. chunki konu kimin kafir veya mumin oldugu degildi. benim fikrim ve gorushum de degil. alimlerin hukumleriydi.

biz turkleri osmanliyi seviyorsak once kandash ve dindash oldugu ichin seviyoruz. dushmanlarinizla tarihi bir chatishmamiz olmasa bile dushman bilioruz. yunan suudiler suriye pkk vs.

dindash olamizi saglayan faktorun siz de biz de ayni mezhep (yol) uzere olan alimler ve milletin olmasidir.

sizdeki dincileri sevmiyorsak onlarin Misirdan Irandan ithal ettigi mezhepsizlikleri ve turk dushmanligi yuzunden.

neyse lutfen bir daha bakin da mezhebin sandiginiz gibi olmadigini en azindan belki ogernirsiniz

borcugin
12-13-2005, 09:59 AM
S.A.

Han kardeş, bizim dışımızdaki diğer üç mezhebe biz ne zaman Vahabi-Farsi dedik. Adam diyor ki siz Atatürk'e tapıyorsunuz, bu kendisine Müslümanım diyen birisine yapılabilecek en büyük hakarettir. Bu hakaretleri duyunca bizde ister istemez, yaşam tecrübelerimiz, gördüklerimiz ve duyduklarımıza göre bunu diyen Vahabi-Farsi'dir diyoruz. Çünkü biliyoruz ki ve özellikle Vahabiler insanların kafir olup olmadığına karar verme sapkınlığını kendilerinde buluyorlar. Genel olarak bu böyle. Bunu mezhep ile kesiştirmedik, bunu yapsa yapsa KAPKARA CAHİL BİR VAHABİ yapar diyoruz. Ya kardeşim, bu yargıya varan birisinin mezhebi olsa ne yazar olmasa ne yazar. Yahu adam dinden çıkmak üzere. Asla herhangi bir mezhebi ya da inanışı rencide etmek gibi bir niyetim yok. Ama kardeş kimsede kendisini Allah yerine koyup benim inanışlarımla alay etmesin lütfen ya. Vallahi ben bunu söyleyeninin mezhebini de bilmem, beni de ilgilendirmezde. Temel inanış konusundaki yaşamsal ve çok önemli cahilliğidir beni ilgilendiren.

Anlayamadığınız bir şey var ise, o da, yurdum insanının tarikatlara, şeyhlere nasıl olurda ilgi göstermediğidir. Ya kardeşim bu insanların seçimidir, toplumlara ve ulusları yönlendiremezsiniz. Var demek ki bir şeyler, kuşaklardan kuşaklara aktarılan bir şeyler...

Allah aşkına ben dinbilimci değilim, ama bildiğim bir şey var ise oda, bu konuda hepimizin bilgisizliğidir. Ama tarikatı, şeyhi, mezhebi olmayan birisinin Müslüman sayılmayacağı konusunda bir hüküm var mı? Varsa lütfen bizi bilgilendir. Biz şeyh vaftiz ederse mi Müslüman oluyoruz ya da Cahil Günahkar birisinin siz kafirsiniz hükmüyle mi afaroz oluyoruz. Kur'an benim anayasam, fıkıh ve sünnet ise yasalarımdır. Bu Ulus Şeyh eteği öpmekten çok çekti kardeşim.

Selametle.

Han
12-14-2005, 01:30 AM
S.A.

Han kardeş, bizim dışımızdaki diğer üç mezhebe biz ne zaman Vahabi-Farsi dedik. Adam diyor ki siz Atatürk'e tapıyorsunuz, bu kendisine Müslümanım diyen birisine yapılabilecek en büyük hakarettir. Bu hakaretleri duyunca bizde ister istemez, yaşam tecrübelerimiz, gördüklerimiz ve duyduklarımıza göre bunu diyen Vahabi-Farsi'dir diyoruz.
...
Allah aşkına ben dinbilimci değilim, ama bildiğim bir şey var ise oda, bu konuda hepimizin bilgisizliğidir.

Ama tarikatı, şeyhi, mezhebi olmayan birisinin Müslüman sayılmayacağı konusunda bir hüküm var mı?

Varsa lütfen bizi bilgilendir. Biz şeyh vaftiz ederse mi Müslüman oluyoruz ya da Cahil Günahkar birisinin siz kafirsiniz hükmüyle mi afaroz oluyoruz. Kur'an benim anayasam, fıkıh ve sünnet ise yasalarımdır. Bu Ulus Şeyh eteği öpmekten çok çekti kardeşim.

Selametle.


borcugin
sen beni birileriyle karishtiriyorsun.
ben ataniza hichbir layik olmayan laf etmedim.
tapiyorsunuz diyen bashkalariydi ama siz hincinizi benden aliyorsunuz?
ne zaman size sheyhin veya tarikatin etegine yapishmanizi tavsiye ettim?
bu karacahil tarikatci ve sheyhlere siz ne kadar dushmansaniz ben de o kadar dushmanim.
ama siz benim mezhep dediklerimi tarikata veya sheyhe baglanmak diye algiliyorsaniz bu chok yanlishtir. o0nun ichin bir daha rica ediyorum bir bakin diger konularda ne dediklerine de bakin o siteye bashka turkche site bulsam bu konuda size faydali olacak onu da haber veririrm.

bir de ne zaman size yuzunuze baka baka sirf benim dediklerinize uymuyorsunuz diye kufurle suchladim. e lutfen beni de zamamncilarin kefesine koydugunuz anlashiliyor. Insaf. aforoz etme olayi olsa olsa diyalog furyasina kapilan grupta olur. ben grupchulugu, firkaciligi sheyhler veya tarikatlari degil Kurani kerimi ve sunneti binlerce sene orijinal bir shekilde anlatan ve muslumanlari kardeshche yashatan hak mezheblerin guzelligi ve gerekliginden bahsettim.

borcugin
12-14-2005, 10:48 AM
S.A.
havherleme olauyindan tutun da mezhep konusuna kadar dikkatli okumadiginiz anlashildi.
Evet haklısın. Ama bizim tepkilerimiz burada mikserlik yapanlaraydı. Sana değildi kardeşim. Senden daha efendi birisi var mı bu forumda? Yok.
demek dort mezhebin birinde bulunup ta diger uchunu kardesh bilmeyi bazilariniz vahabi veya farsi olmak diye biliyorsunuz.
Ben bu sözlerinize karşı mezhepçi olmadığımı, ayrımcı olmadığımı belirtmeye çalıştım. Ama "sen kafirsin" sapkınlığını yapanlar olsa olsa vahabi olabilir dedim.

dindash olamizi saglayan faktorun siz de biz de ayni mezhep (yol) uzere olan alimler ve milletin olmasidir.

İşte buna katılmıyorum. Benim için önemli olan kişinin Türk ırkından olması, Türk gibi yaşamasıdır. Bundan sonrası beni ilgilendirmez, ha müslüman olmuş, ha hıristiyan olmuş, ha sünni olmuş ha şii... Şimdi hoppala diyeceksin. Ama bu benim görüşüm. Beni bağlar.

neyse lutfen bir daha bakin da mezhebin sandiginiz gibi olmadigini en azindan belki ogernirsiniz

Haklısın. Mezhepçilik kötü değil. Türkiye insanının çoğu Hanefi mezhebindendir. Ama bizdeki mezhepçilik diğer ülkelerdeki kadar derin ayrılıklar oluşturucu bir yol olarak algılanmıyor. Örneğin İran, Irak gibi yarı yarıya farklı mezhep olayı yok bizde. Belki olsaydı farklı mı olurdu onu da bilmiyorum.

Seni kırdıysam hakkını helal et. Benim seninle bir alıp veremediğim yok. Ama öyle mikserler ve sapkınlar var ki? Bazen bizde onların tuzağına düşüp onlar gibi olabiliyoruz. Ama onlar gibi olmamak gerekir.

Selametle.

zorlu
12-23-2005, 09:39 AM
Merhaba dostlar...
Bakıyorum da konu bayağı dağılmış burda...
başlığı okumadanmı yazıyorsunuz buraya onu anlamadım..
başlıktaki konularla ilgili bir sözünüz özünüz varsa deyiverin :)
ama bakıyorum bazı konuları kişiselleştiriyorsunuz burada..
sözüm üstüne alınanlara sadece...
güzel yazmalar hepinize..

oğuzun EN 'lerine sizde katkılarınızı esirgemeyin lütfen...

Qizilbash
12-24-2005, 06:38 AM
Hadi bakalım dostlar birazda buradan buyurun bakalım.
TÜRKİYE için ne düşünüyorsunuz?
ATATÜRK için,
ve TÜRK'ler için düşündükleriniz.
paylaşalım...


Bence Türkiye türkçülüğü destekleyen yegane ülke. Azerbaycana nisbeten daha demokratik. Güzel yönleri çok Türkiyenin. Kötü yönleri haddinden çok avrupalaşmasıdır her halde (bu benim fikrim. doğru olmaya bilir.). Modenleşmek güzel ama ahlakı, maneviyyatı itirmemek şartı ile.

Türkler İslamiyyeti yaşatan halk.

Atatürk - Vatanını çöküşten kurtaran insan.

Turk
12-24-2005, 02:53 PM
Bence Türkiye türkçülüğü destekleyen yegane ülke. Azerbaycana nisbeten daha demokratik. Güzel yönleri çok Türkiyenin. Kötü yönleri haddinden çok avrupalaşmasıdır her halde (bu benim fikrim. doğru olmaya bilir.). Modenleşmek güzel ama ahlakı, maneviyyatı itirmemek şartı ile.

Türkler İslamiyyeti yaşatan halk.

Atatürk - Vatanını çöküşten kurtaran insan.

Bu sözleri Türkiye'de yaşamayan birinden duymak gerçekten çok hoş. Söylediklerinin hepsine katılamayacağım ama temiz yürekliliğin için teşekkür etmek istiyorum. Maneviyat konusunda seninle aynı düşünmüyorum ama bunu tartışmaya gerek de görmüyorum. Zaten teferruat.

Hürmetle.

zorlu
01-24-2006, 05:28 AM
ATATÜRK'ÜN BAZI ÖZDEYİŞLERİ

- Ne mutlu "Türküm" diyene.
- Geldikleri gibi giderler.
- Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
- Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
- Yurtta sulh, cihanda sulh- Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum.
- Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.
- Doğruyu söylemekten korkmayınız.
- Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir.
Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız bu yeterlidir.
- Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.
- Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
- Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri !
- Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine
ve refaha ulaştırmaktır.
- Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.
- Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden
sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler
kazanmaya devam edeceğiz.
- Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise,
"Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım"
diyebilenindir.
- Egemenlik verilmez, alınır.
- Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
- Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
- Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.
- Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
- Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının
yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır.
Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz
ve yaşamayacaktır.
- Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.
- Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir
bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.

Han
01-25-2006, 06:55 AM
Yasasin Yuce Ataturk! Yasasin Sanli ve Serefli Turk Askeri! Yasasin Turkiye! Yasasin Laik Turkiye Cumhuriyeti! Yasasin Ataturkcu Turkler! Yasasin Ataturk'un Ilkeleri ve Dusunceleri!

eee, biz ne diye bagiralim bu mitingde? :rolleyes:

anew
01-25-2006, 07:24 AM
eee, biz ne diye bagiralim bu mitingde? :rolleyes:

Delidir. Kendisi calar, kendisi oynar. Ne yapsa yeridir.

Shirin_Qiz
01-25-2006, 08:08 AM
H.Cem KANIBİR tarafından derlenmiş bu e-kitabı herkesin okuması gerektiğine inanıyorum. Birçok ülke altındaki basın, kişi tarafından Atatürk için yapılmış görüşleri okuyabilirsiniz. Kitap tam 41 sayfa ve onlarca basın ve ülke yer almakta.

Bakınız birkaçı;
Bir yenilginin uçurumuna düşmesine karşın, ilkin sonuçsuz sanılan Bağımsızlk Mücadelesini yapan Türk Ulusu, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez. Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını “Hayır!” diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar,
Türklere borçluyuz.
Alman Askeri Dergisi Vissen Und Vehr
Mustafa Kemal; hırpalanmış, silahı elinden alınmış olan ulusla el ele vererek tarihe yeni bir çağı açmak için mücadeleye atıldı ve mücadelesinde, ruh erkinin dünya yüzündeki bütün silahlardan üstün olduğunu kanıtladı.
Tarih Profesörü Herbert MELZIG
Atatürk, Türkiye’yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet önderinin başaramadığıdır.
Volkischer Beobachter Gazetesi
Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntümse bu adamla tanışmak konusundaki şiddetli isteğimin gerçekleşmesine artık olanak kalmamış olmasıdır.
ABD Başkanı Franklen D. Roozwelt
Kitabın Adı : Yabancıların Gözüyle Atatürk
Yazarı : H.Cem KANIBİR
Yayın : http://turkbilim.sitemynet.com (http://turkbilim.sitemynet.com/)
Yayın Yılı : 2004
Sayfa : 41
Boyut: 246 KB
İndirmek için buraya tıklıyoruz (http://www.filelodge.com/files/hdd4/71021/YABANCILARIN_GOZUYLE_ATATURK.rar).

zorlu
04-01-2006, 06:23 AM
Kitabın Adı : Yabancıların Gözüyle Atatürk
Yazarı : H.Cem KANIBİR
Yayın : http://turkbilim.sitemynet.com (http://turkbilim.sitemynet.com/)
Yayın Yılı : 2004
Sayfa : 41
Boyut: 246 KB
İndirmek için buraya tıklıyoruz (http://www.filelodge.com/files/hdd4/71021/YABANCILARIN_GOZUYLE_ATATURK.rar).

burada başka yazı ve linklerinizi beklerim..
teşekkürler..

babangida
04-08-2006, 07:52 PM
Hareketli ATA .gif resimleri

1.
http://img472.imageshack.us/img472/5321/ata10005ga.gif

2.
http://img472.imageshack.us/img472/1609/ata1a9uc.gif

3.
http://img456.imageshack.us/img456/1930/ata2a7tl.gif

4.
http://img516.imageshack.us/img516/5479/ata3a4za.gif

5.
http://img249.imageshack.us/img249/9822/ata3b7ph.gif

6.
http://img249.imageshack.us/img249/6325/ata4a8db.gif

7.
http://img249.imageshack.us/img249/7189/ata5a8ht.gif

8.
http://img249.imageshack.us/img249/9766/ata5b5ch.gif

9.
http://img397.imageshack.us/img397/7738/atauniform20ig.gif

Tıklayın (http://www.forumgozde.com)

panturkist
04-09-2006, 07:10 AM
Buna kısmen katılıyorum, Türkiye'nin adı Batı Türkmenistan olmalıydı.
Çünkü Türkiye Halkı Müslüman olduktan sonra Türkmen adını alan Oğuzların soyundandır.

Atatürk çağında Türkmen kökenli Türklerin oranı %75 (Bu orana Azeriler de dahil)
Kıpçak Türklerin(Tatar-Nogay-Kazak), Karluk Türklerin(Özbek, Uygur ) ve Kırgızların oranı Türkiyede toplamda ancak %10 ve bu %10'un %95 i de Tatar
Anadolu bir Türkmen yurdudur.

Yine o zamanlar %85 Türk, %5 Kürt %10 diğer Müslim ve Gayri Müslim azınlıklar.
AMA bugün durum ne?
%60 Türk, %30 Kürt ve %10 Diğer.
2050 yılında ise ne olacak?
%48 Kürt, %40 Türk %12 diğer.

Türkiye Kürtleşiyor.
Milletimin Dikkatine.

evet türkiye bir Türkmen yurdudur .Ancak Türkiyenin % 30'unun Kürt olduğunu da nerden çıkarıyorsun. Bugün Kürtlerin yarısından çoğu Dehap-Dtp'ye oy veriyor .Adamlar %4.5- % 5 oy alıyorlar . Türkiyede ki Kürt oranı en fazla% 10 dur.

zorlu
04-11-2006, 02:50 AM
sabah gelen ve mail serverlerde dolaşan bir yazı..

Herkes bu aksam bayraklari asiyor!
Bugüne kadar mail yolu ile binlerce mesaji birbirimize yolladik! Bir
kerede gerçekten yararli bir is bu mail trafigini kullanalim! Üzerinde
yasadigimiz bu topraklara borcumuzun en azindan ufak bir miktarini
ödeyelim!

Peki amaç ne? Amaç Diyarbakir basta olmak üzere TÜRKIYE CUMHURIYETI'NIN
bir kaç ilinde patlak veren ayrilikçi seslere, sokaga inen terore karsi
TEK VÜCUT olarak tepkimizi göstermek!

EYLEM ZAMANI
Gün ATA'mizin bizlere emanet ettigi çagdas laik ve demokratik TÜRKIYE
CUMHURIYETI'NI müdafa etme günü! Bizim seçecegimiz eylem elbette
onlarinki gibi olmayacaktir!
Onlara karsi verilecek en güzel cevap sehitlerimizin kaniyla yikanmis
TÜRK bayraklarimizi Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ün çocuklara hediye
ettigi
23 Nisan ULUSAL EGEMENLIK VE ÇOCUK BAYRAMI'na kadar evlerimizde,
okullaramizda, dükkanlarimizda, arabalarimizda, sokaklarimizda kisacasi
yasadigi topraklarin neresi oldugunu unutanlara, burasinin TÜRKIYE
CUMHURIYETI oldugunu hatirlatacak her yere asmaktir!

BU MAIL'I HERKESE YOLLAYALIM VE BAYRAGIMIZI 23 NISANA KADAR ASILI
TUTALIM!

zorlu
04-12-2006, 08:36 AM
AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.


GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI




Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:

ATATÜRK...


Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
esliğinde
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan
ayağında
spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren
mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize
döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde
bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks
çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden
gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra
arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur
atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...





Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE
BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:38 AM
Mustafa Kemal Atatürk,1881(Rumi 1296) yılında Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi'nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi.Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi, Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi'dir.

Mustafa Kemal'in hem baba, hem de anne tarafından soyu Rumeli'nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu'dan göçürülerek iskân edilen "Yörük" (Yürük) veya "Türkmenler"den gelmektedir.

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/resim/ataevi.jpg

Mustafa Kemal Atatürk'ün baba soyu, Konya/Karaman'dan gelerek Manastır Vilayeti'nin Debre-i Balâ Sancağı'na bağlı Kocacık'a yerleşmişlerdir. Kocacık, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti'nde Arnavutluk sınırına yakın olan Debre şehrine bağlı bir nahiyedir. Aile sonradan (muhtemelen 1830'larda) Selanik'e göç etmiş; Ali Rıza Efendi de muhtemelen 1839'da Selanik'te dünyaya gelmiştir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet Emin'in taşıdığı "Kızıl" lâkabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan "Kocacık"ın da gösterdiği üzere, Mustafa Kemal'in baba tarafından soyu Anadolu'nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan "Kızıl-Oğuz" yahut "Kocacık Yörükleri, Türkmenleri"nden gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün anne soyu da, Konya/Karaman'dan gelerek Selanik ile Manastır'ın arasında bulunan Vodina Sancağı'na bağlı "Sarıgöl" de denilen "Kayalar" Nahiyesine yerleştiler. Aile, sonradan Selanik yakınlarında bugün de kaplıcaları ile meşhur olan Lankaza'ya yerleşmiştir. Dedesi Feyzullah Efendi'in taşıdığı "Sofu-zade" (Sofular) lâkabı, yerleştikleri Sarıgöl bölgesindeki yer adları ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere, Atatürk'ün anne soyu Konya/Karaman'dan Rumeli'ye gelen ve bundan dolayı da "Konyarlar" olarak Rumeli'de anılan Yürük, Türkmenlerdendir. Zübeyde Hanım, 1857'de Lankaza'da dünyaya gelmiştir

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/resim/atasoykutuk.jpg

Atatürk'ün Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi'nin Evi
Kocacık Köyü / Debre-Makedonya

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/resim/dedeevi.jpg

SOYU, AİLESİ VE KARDEŞLERİ

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/resimler/1-86.jpg

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/resimler/1-87.jpg

1857 doğumlu Zübeyde Hanım ile 1839 doğumlu Ali Rıza Efendi 1870 veya 1871 yılında evlendiler. Bu evlilikten altı çocukları olmuştur: Fatma (1871/72-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901). Bu çocuklardan Fatma dört, Ahmet Dokuz, Ömer sekiz yaşlarında o senelerde Rumeli'yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler En küçükleri Naciye Mustafa Kemal Harp Okulu'nu bitirdiği sene, oniki yaşında hayata gözlerini kapadı. Ailede çocuklardan en uzun yaşayan Makbule Hanım olmuştur.

Ali Rıza Efendi

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/resimler/1-89.jpg

Zübeyde Hanım

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/resimler/1-90.jpg

Babası Ali Rıza Efendi'nin hastalanarak 28 Kasım 1893 tarinde vefat etmesi üzerine 12 yaşında yetim kalan Mustafa Kemal ve iki küçük kardeşin (Makbule ve Naciye) büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde Hanım'a düştü.

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:39 AM
Küçük Mustafa, Haziran 1887'de başladığı ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selanik'te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa'nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.

Küçük Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Ali Rıza Efendi'nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Lankaza'da bulunan Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat, çok geçmeden Selanik'e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.

ATATÜRK'ÜN İLK ÖĞRETMENİ ŞEMSİ EFENDİ

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/hayativekisiligi/ogrenimhayati/resim/semsiefendi.jpg

Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulundan sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve 1894 yılının Temmuz-Ağustos aylarında kendi kararı ile Askerî Rüştiye'ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi'nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa, bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.

Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.

ATA'mızın Askeri Öğreniminin Kısa Kronolijisi

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/hayativekisiligi/ogrenimhayati/notlari/resim1/F44.jpg

ÖĞRENİM HAYATI

Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896'da Manastır Askerî İdadisine girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

Manastır İdadisi

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/hayativekisiligi/ogrenimhayati/resim/idadi02.jpg

Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisini de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisinde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu

Harbiye Mektebi / Pangaltı -İSTANBUL

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/hayativekisiligi/ogrenimhayati/resim/harbiyemektebi.jpg

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:40 AM
Harp Okulunda ve Harp Akademisinde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimî oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı.

Bugün Askerî Müze Olan
Pangaltı Harbiye Mektebi

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/hayativekisiligi/ogrenimhayati/resim/pangalti.jpg

Atamızın Öğrenim hayatına Aşağıdaki Linkten Bakabilirsiniz..
http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/hayativekisiligi/ogrenimhayati/notlari/index.htm

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:40 AM
ASKERÎ GÖREVLERİ ( Bölüm 1 )

Şam'da 5. Ordu'nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye'nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs'te de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam'a döndü. Şam'dan uzaklaşışı hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam'da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam'daki Ordunun Kurmay Başkanlığında bir göreve getirildi.
Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik'teki şubesinde çalışmak üzere Selânik'e geldi. Bu sıralarda Selânik'teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almış olan Îttihat ve Terakki Cemiyeti" faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik'e gelişini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler Onun da baş düşüncesiydi. Selânik'e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi.

Bu esnada Rumeli'de büyük faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i,1876 Anayasası'nı yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan'ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyet'in ilânına uzandı.

23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilân edildiği zaman Mustafa Kemal, Kolağası rütbesiyle Selânik'te askerî görevini sürdürmekte, bir yandan da "İttihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalışarak İstanbul'daki siyasî gelişmeleri yakından izlemektedir. O, II. Meşrutiyet gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine inanıyordu.Fakat kendisinin görüşleri "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ileri gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen, fikirleriyle zamanın söz sahibi kişilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.
II. Meşrutiyet'in ilânı üzerinden henüz bir sene geçmemişti ki, İstanbul'da 13 Nisan 1909'da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak'ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli'de oluşturulan Hareket Ordusu'nun Kurmay Başkanlığına getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'a geldi. Hareket Ordusu'nun gerek yolda gerekse İstanbul'daki sevk ve idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu'nun İstânbul'a girdiği gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıştı. Hareket Ordusu'nun duruma hakim oluşundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan Reşat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından sonra İstanbul'da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909'da tekrar Selânik'e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan mânevralarda, tatbikatlarda düşünce ve görüşlerini cesaretle savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken bazılarının da tahammülsüzlüğüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.

, II. Meşrutiyet'i takiben Ordu'nun "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile sıkı alâkasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış, bu görüşlerini 22 Eylül 1909'da Selânik'te toplanan "İttihat ve Terakki Bûyük Kongresi"nde açıkça dile getirmişti. Fâkat, cemiyetin önde gelenleri onun bu görüşlerini paylaşmadılar. Mustafa Kemal de kendisini cemiyetten uzak tutarak doğrudan doğruya askerî vazifesine verdi. "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile anlaşmazlığı ve aralarının açılması böyle başladı.
Mustafa Kemal, Selânik'teki görevini başarı ile yürütürken 1910 yılı Eylül ayında Pikardi manevralarını izleme amacıyla Fransa'ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik'e dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart'ında Arnavutluk'ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın yanında görev aldı.
Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911'de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik'te bulunan 38. Piyade Alayı'nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle şevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde de büyük başarılar gösterdi; eskiden olduğu gibi yine kumandanlarının, arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu Müfettişliğinin hoşuna gitmedi. O'nu Selânik'teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu atama üzerine İstanbul'a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığında çalıştı.


5 Ekim 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Trablusgarp'a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahallî kuvvetlerin başında bulundu.12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasım 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.

1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912'de Trablusgarp'tan hareket ederek İstanbul'a geldi. 21 Kasım 1912'de Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğüne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu'ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selânik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca'ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığına getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne'nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetler gördü.

Mustafa Kemal, Balkan Harbi'nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı.11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrat ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliği'ne atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliği'ne atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti.1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya'da kaldı.

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:43 AM
ASKERİ GÖREVLERİ ( Bölüm 2 )

Bu sıralarda 1 Ağustos 1914'te Almanya'nın Rusya'ya harp ilânı ile I. Dünya Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal, gelişen siyasî ve askerî olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi 29 Ekim 1914'te Osmanlı Devletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal, bu gelişmeler üzerine Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915, tarihinde, Tekirdağ'da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofya dan ayrılarak İstanbul'a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek tümenini kurdu. Bu tümen, kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915'te Tekirdağ'dan Maydos (Eceabat)'a nakledildi. Mustafa Kemal, burada 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2.Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.
Gelibolu Yarımadası'nda önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı'nı geçmeye teşebbüs etti ise de kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanması ile Boğaz'ı geçemeyen düşman, bu defa Gelibolu Yarımadası'nı çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu şekilde gelişirken, Genelkurmay Başkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu'da 5. Ordu kurulmasına karar vermiş, Komutanlığına da Alman Generali Liman von Sanders'i atamıştı.
Liman von Sanders, muhtemel düşman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak plânını yapmış; Mustafa Kemal'in başında bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal, bu plân gereğince 18 Nisan 1915 günü tümeniyle Bigalı'ya geçti.

Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal'i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı'dan Conkbayırı'na sevk etmişti. Arıburnu'ndan Conkbayırı'na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.
Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdiği emre şu cümleleri de ilâve etmişti: "Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir !"

Düşman, Çanakkale'de başarı sağlayamamasına, ilerleme gösterememesine rağmen, yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. Düşünülen çıkarmanın gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce ilk direnç hatlarını oluşturan Arıburnu ve Seddülbahir'deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler, bu amaçla 6 ve 7 Ağustos l9l5 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düşman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal'in aldığı önlemIer sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkânı bulamadı. Arıburnu ve Seddülbahir'deki taarruz devam ederken İngilizler, 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkale'nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı. Bu suretle, Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleşti.

Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman von Sanders'in emri ile komuta değişikliği yapılarak, "Anafartalar Grubu Komutanlığı'na 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal getirildi. 9 Ağustos 1915 günü komutayı ele alan Mustafa Kemal, beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmemiş; aksine tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hâkim olunmuştu.

Mustata Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda olduğu gibi 9 ve 10 Ağustos taarruzlarında da bizzat ateş hattında bulunmuş, ateş hattından emirler vermiş, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız cesaret kaynağı olmuştu.
Conkbayırı'nda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık O, "Anafartalar Kahramanı" olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale'den çekildiler. Düşmanların Çanakkale Boğazı'nı geçememesi, İstanbul'un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştü. Bütün bu olaylar, bir anlamda, I. Dünya Savaşı'nın akışını da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü değiştiriyordu. Bu savaşlarda İngilizler insan, araç ve gereç yönünden Türklerden şüphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta, Türk askerinin tarihsel kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.

Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebelerinin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman von Sanders tarafından, düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal,10 Aralık 1915'te "Anafartalar Grubu Komutanlığı"nı, Fevzi (Çakmak) Paşa'ya bırakarak izinli olarak Çanakkale den ayrıldı; İstanbul a döndü.
Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916'da karargâhı Edirne'de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığına atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu'nun aynı isimle Diyarbakır'da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916'da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesi'ne tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916'da Diyarbakır'a gelerek komutayı ele aldı.1 Nisan 1916 da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakır'a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri, Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslar'la iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis, kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916'da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917'de Muş'u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.
Mustafa Kemal Paşa, Aralık l9l6'da Ahmet İzzet Paşa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Komutanlığı'na tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır'da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey'di. Büyük Komutan'ın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.

Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığına atanması üzerine Şam'a giderek Sina Cephesi'ni teftiş etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır'da 2. Ordu'ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır'a dönen Mustafa Kemal Paşa,16 Mart 1917'de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına bağlı olarak Halep'te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu'nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal Paşa,15 Ağustos 1917 günü Halep'e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askerî görüşler ve uygulanacak harekât bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa,1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır'daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul'a geldi. 7 Kasım 1917'de Genel Karargâh'ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cepheleri'ni ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.15 Aralık 1917 - 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askerî çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi'nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.
Mustafa Kemal Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul'a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad'a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 - 4 Ağustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat dönüşü General Falkenhein'in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirilmiş olan General Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu'ya Ağustos 1918'de tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep'e geldi. Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O'nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep'e kadar çekilme başarısını göstermişti. Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul'da Talat Paşa kabinesi istifa etmiş, yeni kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa, yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak l. Dünya Savaşı'ndan çekildi.

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:44 AM
ÇAĞDAŞ BİR DEVLETİN TEMELLERİ ATILIYOR

Artık sıra barış görüşmelerine gelmişti. Lozan Barış Konferansı, 20 Kasım 1922 günü toplandı. Aylarca süren, zaman zaman da çok çetinleşen bu görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ni -Mudanya görüşmelerinde olduğu gibi- İsmet (İnönü) Paşa temsil ediyordu. Nihayet 24 Temmuz 1923 günü antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile yeni Türkiye Devleti'nin bağımsızlığı bütün dünyaca onaylanıyor, millî sınırlarımız çiziliyor, ekonomik alanda Osmanlılar devrinden kalma eski pürüzler temizlenerek kapitülâsyonlar kaldırılıyordu. Diplomasi alanında kazanılan bu sonuç gerçekten çok önemliydi. Zira bu antlaşma Atatürk'ün ifadesiyle "Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir vesika" idi. "Bu sebeple Osmanlı devrine ait tarihte benzeri görülmemiş bir siyasî zafer eseri idi".

13 Ekim 1923'de Ankara, Büyük Millet Meclisi kararı ile, Türkiye Devleti'nin Hükûmet Merkezi oldu. Artık mevcut yönetimin isminin de açıkça ifadesi ve ilânı gerekiyordu. Nihayet 29 Ekim 1923 akşamı, yapılan bir Anayasa değişikliği ile - Cumhuriyet ilân olundu. Milletvekilleri bu büyük olayı ayakta "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle kutladılar. Bu sonucu takiben Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa, oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyetin ilânı ile gerçekleşen bu büyük inkılâbın yanı sıra devlet örgütü ve toplum yönetiminin de çağdaş devlet anlayışına uygun olarak lâikleşmesi gerekiyordu. Böyle bir anlayış içinde halifeli Cumhuriyet söz konusu olamazdı. Bu sebeple 3 Mart 1924'te artık hiçbir lüzumu kalmayan, aksine zararlı bir kuruluş halini almış bulunan halifelik de kaldırıldı ve son halifeyle beraber Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.

Artık devletin modern bir şekil alması ve milletin çağdaş uygarlık seviyesine en kısa zamanda erişebilmesi yolunda büyük inkılâplar birbirini takibe başladı. Bu devre esnasında şapka ve kıyafet inkılâpları yapıldı. Halkı uyuşukluğa sevk ederek her türlü hayat enerjisini yok eden tekkeler, zaviyeler, türbeler kapatıldı; Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldirıldı. Lâik devlet prensibi kabul edilerek din ve devlet işleri kesin olarak birbirinden ayrıldı. Hukuk alanında, şeriye mahkemeleri ve Mecelle kaldırılarak Türk Medenî Kanunu'yla beraber birçok yeni kanunlar kabul edildi.

İlim ve kültür işlerine büyük önem verildi; Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kurularak Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalışmalar yapıldı. Medreseler kapatılarak çağdaş kültürü benimseyen Cumhuriyet okulları açıldı. Eğitim ve öğretimde, lâik ve millî bir yol takip edildi. Atatürk'ün en büyük eserlerinden biri olan Harf İnkılâbı meydana geldi; Arap harfleri terk edilerek Lâtin harfleri esasına dayanan Türk alfabesi yapıldı. Üniversite'de de büyük bir reform gerçekleştirilerek ona çağdaş bir görünüm kazandırıldı; bu arada ihtiyaç duyulan çeşitli fakülteler ve kürsüler açıldı. Uluslar arası takvim, saat ve rakamlar kabul edildi. Kadın hukukunda reform yapıÎarak Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Ekonomik hareketlere önem verildi. 1923 yılında Türkiye'de ilk defa olarak bir İktisat Kongresi toplanarak memleketin ekonomik problemleri görüşüldü. Ziraî faaliyetler genişletildi; ticaret ve millî sanayi geliştirildi. Sağlık işlerine önem verildi. Güçlü bir ordu kuruldu. Yeni Türkiye Devleti'nin temeli olan bütün bu inkılâplara

"Atatürk İnkılâpları" adı verildi. İnkılâpların memlekette daha süratle ve daha sağlam yerleşmesi için bütün Türk halkını içine almak üzere Cumhuriyet Halk Partisi teşkil edildi. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik ve inkılâpçılık Türkiye siyasetinin ilkeleri olarak kabul edildi.

Milleti çağdaş uygarlığa götüren bu zorunlu gidiş karşısında, muhalefeti teşkil eden, fakat bir kolu da tutuculuğa ve gericiliğe dayanan bir grup tedirgin oldu. Politik sahada da kendilerine temsilciler bulan bu grup, bütün bu gidişten Atatürk'ü sorumlu tuttukları için ona birkaç suikast girişiminde bulundularsa da muvaffak olamadılar ve millet tarafından tel'in edildiler.

Mustafa Kemal Paşa, inkılâpların büyük kısmını başardıktan sonra Türk bağımsızlık mücadelesini ve yeni Türkiye'nin kuruluşunu anlatan Büyük Nutku'nu yazdı. Bunu 1927 yılında, Parti Kongresi'nde altı gün devam eden büyüleyici hitabetiyle okudu. Değerli tahlil ve tenkitlerle dolu olan bu eser, Türk tarihinin olduğu kadar Türk edebiyatının da ölmez eserleri arasında yer aldı.

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/resimler/atakaratahta.jpg

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:46 AM
BÜYÜK DAHİNİN VEFATI

Büyük Önder, kurtuluştan sonra memleketi baştan başa dolaşarak halka inkılâpların ve yeni Türk Devleti'nin ideolojisini anlattı. 1934 senesinde Meclis, özel bir kanunla kendisine "ATATÜRK" soyadını verdi. Son senelerinde bitmeyen bir heyecanla Hatay'ın ana vatana ilhakına çalıştı. Kendisinde mevcut karaciğer kifayetsizliği zamanla ağırlaştı; son günlerini hasta ve rahatsız olarak geçirdi. 10 Kasım 1938 perşembe günü saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini kapadı. Ölümü bütün dünyada derin akisler yaptı ve büyük üzüntü yarattı.


Atatürk'ün na'şı, tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayı salonunda özel bir katafalka yerleştirildi. Türk bayrağına sarılı ve başında silâh arkadaşlarının nöbet tuttuğu mukaddes tabut, üç gün müddetle milletin ziyaretine bırakıldı. Na'şı, bilâhare 20 Kasım'da Ankara'ya getirildi. 21 Kasım'da büyük törenle Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrine kondu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Çanakkale'de ve diğer muharebelerde ona karşı savaşmış yabancı generaller törende bilhassa dikkati çekiyordu.10 Kasım 1953'te na'şı, Etnografya Müzesinden alınarak muhteşem bir törenle Anıtkabir'e nakledildi.

http://www.kho.edu.tr/atasayfa/biyografi/resimler/ataanitkabir.jpg

Shirin_Qiz
04-21-2006, 11:53 AM
http://www.denizce.com/images/galeri/ataturk/ata4.jpg

http://www.denizce.com/images/galeri/ataturk/ata7.jpg

Kaptan-i Derya
04-21-2006, 03:41 PM
bi resimde benden olsun:
http://img507.imageshack.us/img507/6866/atatrk2tp.jpg

Qarshi
06-16-2006, 03:25 AM
Mailime gelen bir mesaj.Bazılarını biliyordum ama içlerinde ilk defa duyduğum sözlerde var...

ATATÜRK HAKKINDA BUNLARDAN HANGİSİNİ BİLİYORSUNUZ

* Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu,

* Bir geometri kitabı yazdığını. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasını bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu,

* Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye sorulur,
Atatürk: "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz". BM yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke biz oluruz dediğini,

* Yıl 1938, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
"Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı :
"Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk' tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir" dediğini,

* Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı :
"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir"

* Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu,

* Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var.
Ama dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış Üsteğmen Kara Fatma olduğunu,

* `Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landin`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını,

* Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

* "Minber" adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini

* Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği metni bırakmıştır. Diyor ki: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm" ,

* Yıl 2005, Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr.
Johns`un önerisi "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk' ü örnek alsın yeter" dediğini,

VE ATATÜRK :

"Milletimi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla gurur duyuyorum."
M. Kemal ATATÜRK

lalegul
06-16-2006, 03:31 AM
teşekkürler. bu çalışmayı yaınlayan ve güzel yorumlarıyla süsleyen tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.

zorlu
06-20-2006, 04:22 AM
eee, biz ne diye bagiralim bu mitingde? :rolleyes:

bağıran bağarmış zaten :)

kayagungor
06-20-2006, 09:48 AM
Türk'üz, Türkçü'yüz, Atatürkçü' yüz...!!!

Qarshi
08-16-2006, 10:56 AM
http://www.youtube.com/watch?v=cobJChvrXmU&mode=related&search=

Atatürk ile ilgili bir mini video kayıt...

Aybike
08-17-2006, 08:35 AM
bağıran bağarmış zaten :)

Ben daha bağırmadım valla...

aspava
11-04-2006, 09:25 AM
bu Sayfa GerektİĞİnde Lazim Oluyor...

zorlu
11-06-2006, 02:48 AM
bu Sayfa GerektİĞİnde Lazim Oluyor...

Bence de gerek duyacak olanlar gerçekten var.
en baştan inceleseler çok iyi olur onlar için..

asena
11-06-2006, 10:44 AM
AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.


GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI




Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:

ATATÜRK...


Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
esliğinde
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan
ayağında
spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren
mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize
döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde
bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks
çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden
gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra
arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur
atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...





Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE
BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI IÇMEKTI
O KADAR.....



Biliyor musunuz,bu yazi,4 sene once milliyette yayinlanmisti.ve orjinalinde son cumle kesinlikle yoktu.

zorlu
11-06-2006, 11:06 AM
Biliyor musunuz,bu yazi,4 sene once milliyette yayinlanmisti.ve orjinalinde son cumle kesinlikle yoktu.

sayın asena gereken yapılmış ve yanlışdan dönülmüştür..
saygılarımla...


http://forum.arbuz.com/showpost.php?p=424080&postcount=519

asena
11-06-2006, 12:31 PM
sayın asena gereken yapılmış ve yanlışdan dönülmüştür..
saygılarımla...


http://forum.arbuz.com/showpost.php?p=424080&postcount=519


Zorlu abi,benim Asena,gardasin Asena,sayin deme bana,utaniyorum.

zuluraptor
11-07-2006, 06:40 PM
Buna kısmen katılıyorum, Türkiye'nin adı Batı Türkmenistan olmalıydı.
Çünkü Türkiye Halkı Müslüman olduktan sonra Türkmen adını alan Oğuzların soyundandır.

Atatürk çağında Türkmen kökenli Türklerin oranı %75 (Bu orana Azeriler de dahil)
Kıpçak Türklerin(Tatar-Nogay-Kazak), Karluk Türklerin(Özbek, Uygur ) ve Kırgızların oranı Türkiyede toplamda ancak %10 ve bu %10'un %95 i de Tatar
Anadolu bir Türkmen yurdudur.

Yine o zamanlar %85 Türk, %5 Kürt %10 diğer Müslim ve Gayri Müslim azınlıklar.
AMA bugün durum ne?
%60 Türk, %30 Kürt ve %10 Diğer.
2050 yılında ise ne olacak?
%48 Kürt, %40 Türk %12 diğer.

Türkiye Kürtleşiyor.
Milletimin Dikkatine.

Kaynak verirmisin Güzel arkadaşım Türkiye'de Şuan 10 miyon Cİvarı kürt olduğu varsayılıyor Kıçınızdan % oranı uydurmayın. İleride neymiş Türkiyede Türk Nüfusu Azalacakmış bla bla bla. Onlar çocuk yapıyorda bizmkiler Boş mu Duruyor. Sen Trakyaya Hiç Gitmedin Heralde Tekirdağ Kırklareli Edirne Geliboluda köylerde 5 çocuktan aşağı Çocuk yapan yok. Karadeniz Ege İç anadolu Marmara Akdeniz e karşı sadece güneydoğu Anadolu vede Doğu anadolunun bir kısmı. Bence Gözünde Çok Büyütüyorsun..
ÖLe Kaynak vermeden Atıp Tutmayın. Milleti Provokasyona Getirmeyin. Milletin Zaten Bir Sürü Dersi var bide Ülkeyi Kürtler İşgal ediyor Cart Curt Sallayıp Yapay Gündem Oluşturup Saçma sapan düşüncelerinizi burada satmayın.
Link Verilmiyor Bende yazıyı kopyalayayım bari

Türkiyenin %7 si kürt.

Nüfusun yüzde 7'si Kürt...

Ve bayram geldi, nice mutlu-kutlu bayramlar dilerim sizlere ey kıymetlim okur... Kısa bir tatil arası vereceğiz birlikte; ki ben şu andan bu molanın ruhuna kapıldım, ruhum uçuşmaya başladı.


Rutin-boğucu gündemin dışına çıkalım bugün, size birkaç kitap önermek istiyorum, ilki Prof.Dr.Ümit ÖZDAĞ'a ait; 'Kürtçülük sorununun çözüm politikaları.' Sayın Özdağ, farklı başlıklar altında kaleme aldığı 'bir millet uyanıyor' üst başlıklı bu dizi kitapların arka kapağına parola da koymuş; vatan, işareti; namus...


Özdağ'dan bahsetmiş iken, Ümit Bey'in şu günlerde MHP yönetimi ile başı dertte . ASAM eski Başkanı ÖZDAĞ, önümüzdeki ay yapılacak MHP kongresine kısa bir süre kala, genel başkan adaylığını ilan etmeye hazırlanıyor iken, MHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Nacar, Özdağ'ın, MHP'ye 'sızmak' için 'sahtekarlık' yaptığını iddia ederek, hakkında kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Peki neler oluyor o cephede? Kulislere göre Ümit Bey'in genel başkanlık iddiası-mücadelesi MHP üst yönetimini fazlasıyla rahatsız etmeye başlamış ve bazı caydırıcı yöntemlere başvurma kararı almışlar, bundan öte yoruma gerek var mı artık efendim? Yok, her şey ortada sanırım...


Evet, bir başka kitap önerime geçelim; Ali Tayyar Önder'in 'Türkiye'nin etnik yapısı' isimli eserinin mutlaka kütüphanenizde olmasını tavsiye ederim, şimdi kitaptan bazı alıntılar sunmak istiyorum sizlere;


Türkiye'nin etnik bir mozaik olduğu 'kabulü', yıllardır, devlet yetkilileri, birçok aydın dahil geniş bir kesimin sorgulamadan benimsediği, adeta ön yargıya dönüşmüş büyük bir yangıdır.

Bütünüyle yanlıştır ve bilimsel gerçeğe aykırı bu 'kabul', geleceği yıllar öncesinden planlayan Batılıların, Sevr'le (1920) bölemedikleri Türkiye'yi içten bölmek için, özellikle, Lozan Anlaşması (1923) sonrasında belirledikleri politikalarına; meşru bir zemin, bölücü etnik dayatmalarına gerekçe oluşturmak üzere, Türkiye'ye bilinçli olarak çok ince bir şekilde empoze ettikleri bilimsel dayanaktan yoksun bir yakıştırmadır.


Bilimsel ölçütle ve uluslararası kabulle, bir ülkenin etnik yapısının 'mozaik' olarak tanımlanabilmesi için 2 şartın birlikte var olması gerekir. Bu şartlardan biri, 'etnik çeşitlilik', diğeri, ülkeleri etnik grupların toplam nüfusunun, ülke nüfusunun %35'ini oluşturmasıdır. Etnik çeşitlilik, ülkede, genel etnik yapıyı etkileyen büyüklükte 'anlamlı' bir nüfusa sahip 'çok sayıda' grubun var olmasıdır. Bu gruplar 'asli' gruplar olarak tanımlanır. Ülkenin etnik yapısını değerlendirmede, nüfus olarak belirleyici bir etkisi olmayan 'küçük' nüfuslu gruplar, 'tali' gruplar kabul edilir ve topluca diğerleri olarak değerlendirilir.


Bu ölçütle, tüm resmi tespitler ve bilimsel veriler ortalamasıyla, bugün, Türkiye'de, 'yüzde' oranıyla 'anlamlı' büyüklükte nüfusa sahip kabul edilebilecek gruplar, yaklaşık %7 nüfus oranıyla Kürtler, bir ölçüde, %1 nüfus oranıyla Araplar ve yine %1 nüfus oranıyla Zazalardır.

Bunlar dışındaki gruplardan Çerkeslerin nüfusu yaklaşık %0.4 ve Lazların nüfusu yaklaşık %0.27'dir. Diğer grupların toplam nüfusu yaklaşık %0.4'tür (bindedört).

Bu oranlarla değerlendirildiğinde, bugün nüfusu yaklaşık 74 milyon kabul edilen Türkiye'de, etnik grupların nüfusları ve bu nüfusların oransal dağılımı yaklaşık olarak aşağıdaki gibi tespit edilmektedir;


Gruplar Nüfus Oranı (%) Türkler 66.650.000 yüzde 90.00. Kürtler 5.000.000 yüzde 6.76. Zazalar; 800.000 yüzde 1.08. Araplar 800.000 yüzde 1.08. Çerkesler 300.000 yüzde 0.40. Lazlar 200.000 yüzde 0.27. Diğer; 300.000 yüzde 0.41. Diğerleri içindeki Ermenilerin nüfusu 60.000, Yahudilerin nüfusu 25.000, Rumların nüfusu 1.800'dür.


Başta da belirttiğimiz gibi bir ülkenin etnik yapısının mozaik olarak tanımlanabilmesi için, toplam etnik nüfusun ülke nüfusunun en az %35'ini oluşturması gerekir.


Yani... Türkiye bir mozaik değildir.


Bugün, bir AB ülkesi olan Fransa'da toplam nüfusları ülke nüfusunun yaklaşık %22'sini oluşturan 1166 etnik grup mevcuttur. Buna rağmen ne Fransa kendisini etnik bir mozaik olarak tanımlamasına izin vermekte ne de herhangi bir AB ülkesi Fransa'yı etnik bir mozaik olarak tanımlamaktadır.....'


Evet, devamı için kitabı almanız gerekiyor efendim. Kitaptaki bazı değerlendirmeler oldukça tartışma yaratacağa benziyor, Ne dersiniz?


Güler Kömürcü

asena
11-07-2006, 06:44 PM
%30 cok asilsiz bir rakam.
Ancak 2050'de,tore cinayetleri sayesinde %5'lere ineceklerini umit ediyorum.

Aybike
11-08-2006, 04:25 PM
inşallah...kendi başlarını yesinler...

semetey
11-08-2006, 04:47 PM
Az olanlar hep sayılarını beş, onla çarpar kendisini güçlü göstermek için. Yirmi beş milyon Alevi, otuz milyon kürt dört milyon zenci kökenli, on milyon Laz, Arap peştu, Boşnak,Çeçen, Çerkez...
Neredeyse hepsinin sayısını nedense hep dış kaynaklar abartıyor. :D

Qarshi
02-27-2007, 08:54 AM
Rehber kaynak :cool:

Karayılan
02-27-2007, 11:26 AM
Bu adamlar basa bela arkadas. Ne yapacagız bu kurdlerle bilmyorum. Tanrım ne sucumuz vardı da bunları basımıza sardın? Bizans'ın canını cok yaktık ondan mı? :D :D

Aybike
02-27-2007, 03:54 PM
Ben Asena yı Ozledim...

Qarshi
03-01-2007, 09:31 AM
müslümanlığınızdan şüphe ederim

Bende ara sıra kendimden şüphe ediyorum :mrgreen:

Karayılan
03-01-2007, 09:42 AM
Ben de bir türküm fakat atatürk ve milliyetçilik konusunda sizlerden farklı düşünüyorum yakın çağ tarihimiz hakkında bir çok da eser okudum ben bir müslümansam islama karşı olan herşeye karşı olmak zorundayım mesela islam milliyetçiliği kesin bir dille yasaklamıştır bu konuda bir çok hadis-i şerif vardır
bu yüzden milliyetçiliği yanlış buluyorum. atatürke gelince onun şahsiyeti beni pek alakadar etmiyor fakat inkılap adına yapmış olduğu yenilikler islamla bağdaşmamaktadır söyler misiniz harf inkılabı tevhid-i tedrisat laiklik vs islama uyar mı?ayrıca hilafeti kaldıran, ayasofyayı müze yapan,batıdan anayasa ihraç eden,kılık kıyafeti islami olmaktan çıkaran ,bir şapka kanunu uğruna yüzlerce alim ve din adamını sallandıran kim? atatürk derseniz ve hala atatürkü eleştirmeye yanaşmazsanız müslümanlığınızdan şüphe ederimBen senin Turklugunden suphe ederim asil... Sen de Basbug'u elestirecek zeka yok bos yere ugrasma git Ahmedinejad seni beslesin. Burasi Ataturk'un devleti...

Demir Kağan
03-01-2007, 09:48 AM
Ben de bir türküm fakat atatürk ve milliyetçilik konusunda sizlerden farklı düşünüyorum yakın çağ tarihimiz hakkında bir çok da eser okudum ben bir müslümansam islama karşı olan herşeye karşı olmak zorundayım mesela islam milliyetçiliği kesin bir dille yasaklamıştır bu konuda bir çok hadis-i şerif vardır
bu yüzden milliyetçiliği yanlış buluyorum. atatürke gelince onun şahsiyeti beni pek alakadar etmiyor fakat inkılap adına yapmış olduğu yenilikler islamla bağdaşmamaktadır söyler misiniz harf inkılabı tevhid-i tedrisat laiklik vs islama uyar mı?ayrıca hilafeti kaldıran, ayasofyayı müze yapan,batıdan anayasa ihraç eden,kılık kıyafeti islami olmaktan çıkaran ,bir şapka kanunu uğruna yüzlerce alim ve din adamını sallandıran kim? atatürk derseniz ve hala atatürkü eleştirmeye yanaşmazsanız müslümanlığınızdan şüphe ederim

Arap harfleriyle yazıyor olmak, Arapça konuşmak ve dahi Arap olmak bize Allah katında hiçbir şey kazandırmayacak çünkü ne Arap'ın bize, ne bizim Arap'a üstünlüğümüz var. Harf inkılâbının yapılmış olması sizleri neden bu kadar rahatsız ediyor? Harf inkılâbının neresi İslam'a uymuyor?

Hilafet hilafet diyorsunuz da hangi hilafetten bahsettiğinizi anlamıyorum. Madem halife vardı da, cihad ilan edildi de, cihad etmek yerine bizleri öldüren kimlerdi? Din kardeşlerimiz değil miydi? Neden dinlemediler halifeyi? Halifelik çürümüş bir kurumdu.

Atatürk'ün yaptıklarının İslamla bağdaşmayan yanlarını örneklendirmişsiniz ancak hiçbirisi müslümanları yolundan saptıran, Allah'tan uzaklaştıran inkılâplar değiller. Ayasofya'nın tarihi bir yapı olduğunu biliyoruz, Fatih Sultan Mehmet'in camiiye çevirdiğini de biliyoruz, Atatürk'ün müze yapmış olması neden mantıksız? Ayasofya'ya kaç defa gittiniz? İki semavi dinin sembollerinin bir arada olması ve bunların halka açık bir müze haline getirilen tarihi bir eserde sergilenmesi mi kötü? Camii mi istiyorsunuz? Adım başı bulabilirsiniz.

Tevhid-i Tedrisat kanunun neresi kötü peki? Kız ve erkek öğrencilerin bir arada eğitim görmelerinin neresi kötü? Eğer gördüğünüz her kızla ilgili aklınıza başka şeyler geliyorsa burada sorun sizindir, kızların veya diğer erkeklerin değildir. Önce kendiniz kadınlara bakış açınızı değiştirmelisiniz. Kadınlar çocuk yapmak, ev işleri yapmak ve size itaat etmek için yaratılmamışlardır. Kadınlar da insandır, erkeklerle eşittirler.

Laikliğin neresi sizi rahatsız ediyor? İslam'a göre yönetilsin devlet diyorsunuz, hangi İslam'a göre yönetilsin? Onlarca mezhep var, hangisine göre ayarlayalım devlet ve hukuk işlerimizi? Tüm inançlardan herkesi tek bir çatı altında birleştirebilme özelliğine sahip laikliği kaldıramayan köhne zihniyetlerin üzerimizde kurmaya çalıştığı baskıyı reddediyor, laikliğe sonuna kadar sahip çıkıyoruz!

Kılık kıyafeti İslam olmaktan çıkartan derken? Siz şimdi başörtüsü takmayanlara, kara çarşafa girmeyenler kâfir mi diyorsunuz? Bu hakkı size kim veriyor? Kendi inancınızı kendiniz yaşayın, bizlere dikte etmeye çalışmayın. Nitekim benim Atatürkçü bir müslüman olamayacağımı söyleyebilecek kadar cüretiniz var! Siz Allah mısınız bizleri yargılayabilme ve elinizden gelse cezalandırma hakkını görüyorsunuz kendinizde?

Sizin gibi Eş'ari zihniyetine inat, Atatürk! Sonuna kadar Atatürk!

Karayılan
03-01-2007, 09:59 AM
Arap harfleriyle yazıyor olmak, Arapça konuşmak ve dahi Arap olmak bize Allah katında hiçbir şey kazandırmayacak çünkü ne Arap'ın bize, ne bizim Arap'a üstünlüğümüz var. Harf inkılâbının yapılmış olması sizleri neden bu kadar rahatsız ediyor? Harf inkılâbının neresi İslam'a uymuyor?

Hilafet hilafet diyorsunuz da hangi hilafetten bahsettiğinizi anlamıyorum. Madem halife vardı da, cihad ilan edildi de, cihad etmek yerine bizleri öldüren kimlerdi? Din kardeşlerimiz değil miydi? Neden dinlemediler halifeyi? Halifelik çürümüş bir kurumdu.

Atatürk'ün yaptıklarının İslamla bağdaşmayan yanlarını örneklendirmişsiniz ancak hiçbirisi müslümanları yolundan saptıran, Allah'tan uzaklaştıran inkılâplar değiller. Ayasofya'nın tarihi bir yapı olduğunu biliyoruz, Fatih Sultan Mehmet'in camiiye çevirdiğini de biliyoruz, Atatürk'ün müze yapmış olması neden mantıksız? Ayasofya'ya kaç defa gittiniz? İki semavi dinin sembollerinin bir arada olması ve bunların halka açık bir müze haline getirilen tarihi bir eserde sergilenmesi mi kötü? Camii mi istiyorsunuz? Adım başı bulabilirsiniz.

Tevhid-i Tedrisat kanunun neresi kötü peki? Kız ve erkek öğrencilerin bir arada eğitim görmelerinin neresi kötü? Eğer gördüğünüz her kızla ilgili aklınıza başka şeyler geliyorsa burada sorun sizindir, kızların veya diğer erkeklerin değildir. Önce kendiniz kadınlara bakış açınızı değiştirmelisiniz. Kadınlar çocuk yapmak, ev işleri yapmak ve size itaat etmek için yaratılmamışlardır. Kadınlar da insandır, erkeklerle eşittirler.

Laikliğin neresi sizi rahatsız ediyor? İslam'a göre yönetilsin devlet diyorsunuz, hangi İslam'a göre yönetilsin? Onlarca mezhep var, hangisine göre ayarlayalım devlet ve hukuk işlerimizi? Tüm inançlardan herkesi tek bir çatı altında birleştirebilme özelliğine sahip laikliği kaldıramayan köhne zihniyetlerin üzerimizde kurmaya çalıştığı baskıyı reddediyor, laikliğe sonuna kadar sahip çıkıyoruz!

Kılık kıyafeti İslam olmaktan çıkartan derken? Siz şimdi başörtüsü takmayanlara, kara çarşafa girmeyenler kâfir mi diyorsunuz? Bu hakkı size kim veriyor? Kendi inancınızı kendiniz yaşayın, bizlere dikte etmeye çalışmayın. Nitekim benim Atatürkçü bir müslüman olamayacağımı söyleyebilecek kadar cüretiniz var! Siz Allah mısınız bizleri yargılayabilme ve elinizden gelse cezalandırma hakkını görüyorsunuz kendinizde?

Sizin gibi Eş'ari zihniyetine inat, Atatürk! Sonuna kadar Atatürk!Kardes guzel yazmissin da bu kadar seyi buna anlatmak mumkun degil. Simdi adam zannediyor ki seriat gelince hersey duzelecek.

Benim dedemin tanker atolyesi var. Seriatla yonetilen Iran'a Suudi Arabistan'a giden kamyonlari tamir eder. Yanlizca tamir mi? Gizli bolmelerde yapiyor heralde :D tam bilmiyorum haa ;) neyse Iran'a giden kamyonlar sise sise alkol gotururler. Git bir tanker soforuyle konus sana yilda ne kadar alkolun Iran'a ve Suudi Arabistan'a gectigini anlatsin.

Aklinizin nereniz de oldugu belli... Fuhus'un en yaygin oldugu yerlerden biri de seriatla yonetilen Irandir. Ha avrupali alenen yapiyor bu pislikler gizli yapiyor. Sanki yorganin altini Tanri gormeyecek :D

Hadi Ahmedinejad'i bekletme :D

daturkishulan
03-01-2007, 10:08 AM
mesela islam milliyetçiliği kesin bir dille yasaklamıştır bu konuda bir çok hadis-i şerif vardır


allah nezamandan beri yasaklarını ve emirlerini kullarına hadislerle bildirir olmuş???

farz ve haramların açıklandığı tek kaynak kuran değil midir???heee varsa başka bildiğiniz bi kaynak bize de söyleyin öğrenelim;)

daturkishulan
03-01-2007, 10:14 AM
Arap harfleriyle yazıyor olmak, Arapça konuşmak ve dahi Arap olmak bize Allah katında hiçbir şey kazandırmayacak çünkü ne Arap'ın bize, ne bizim Arap'a üstünlüğümüz var. Harf inkılâbının yapılmış olması sizleri neden bu kadar rahatsız ediyor? Harf inkılâbının neresi İslam'a uymuyor?

Hilafet hilafet diyorsunuz da hangi hilafetten bahsettiğinizi anlamıyorum. Madem halife vardı da, cihad ilan edildi de, cihad etmek yerine bizleri öldüren kimlerdi? Din kardeşlerimiz değil miydi? Neden dinlemediler halifeyi? Halifelik çürümüş bir kurumdu.

Atatürk'ün yaptıklarının İslamla bağdaşmayan yanlarını örneklendirmişsiniz ancak hiçbirisi müslümanları yolundan saptıran, Allah'tan uzaklaştıran inkılâplar değiller. Ayasofya'nın tarihi bir yapı olduğunu biliyoruz, Fatih Sultan Mehmet'in camiiye çevirdiğini de biliyoruz, Atatürk'ün müze yapmış olması neden mantıksız? Ayasofya'ya kaç defa gittiniz? İki semavi dinin sembollerinin bir arada olması ve bunların halka açık bir müze haline getirilen tarihi bir eserde sergilenmesi mi kötü? Camii mi istiyorsunuz? Adım başı bulabilirsiniz.

Tevhid-i Tedrisat kanunun neresi kötü peki? Kız ve erkek öğrencilerin bir arada eğitim görmelerinin neresi kötü? Eğer gördüğünüz her kızla ilgili aklınıza başka şeyler geliyorsa burada sorun sizindir, kızların veya diğer erkeklerin değildir. Önce kendiniz kadınlara bakış açınızı değiştirmelisiniz. Kadınlar çocuk yapmak, ev işleri yapmak ve size itaat etmek için yaratılmamışlardır. Kadınlar da insandır, erkeklerle eşittirler.

Laikliğin neresi sizi rahatsız ediyor? İslam'a göre yönetilsin devlet diyorsunuz, hangi İslam'a göre yönetilsin? Onlarca mezhep var, hangisine göre ayarlayalım devlet ve hukuk işlerimizi? Tüm inançlardan herkesi tek bir çatı altında birleştirebilme özelliğine sahip laikliği kaldıramayan köhne zihniyetlerin üzerimizde kurmaya çalıştığı baskıyı reddediyor, laikliğe sonuna kadar sahip çıkıyoruz!

Kılık kıyafeti İslam olmaktan çıkartan derken? Siz şimdi başörtüsü takmayanlara, kara çarşafa girmeyenler kâfir mi diyorsunuz? Bu hakkı size kim veriyor? Kendi inancınızı kendiniz yaşayın, bizlere dikte etmeye çalışmayın. Nitekim benim Atatürkçü bir müslüman olamayacağımı söyleyebilecek kadar cüretiniz var! Siz Allah mısınız bizleri yargılayabilme ve elinizden gelse cezalandırma hakkını görüyorsunuz kendinizde?

Sizin gibi Eş'ari zihniyetine inat, Atatürk! Sonuna kadar Atatürk!

:thumbs: güzel yazı ama konuşurken ve yazarken dilimizi korumaya özen gösterelim

dikte etmek > dayatmak

Demir Kağan
03-01-2007, 10:23 AM
Ararsan çok fazla Türkçe olmayan kelime bulursun yazımda.

Böyle şeylere gerenk yok, oha falan oluyorum sizler böyle yazınca.

Bazı şeyleri aşmamız gerenk diye düşünüyoruaaam.

Qarshi
03-01-2007, 10:25 AM
:thumbs: güzel yazı ama konuşurken ve yazarken dilimizi korumaya özen gösterelim

dikte etmek > dayatmak

Bu yeni nesil enteresan :cool:

Karayılan
03-01-2007, 10:37 AM
daturkishulan
Super manyak dusuncelerınız var kanka. Diyosunuz ki su cool ingilizce kelimeleri kullanmayalim olur mu babeko ya? Ex oluruz. Bide arapca varmis pekte cakmam yani ama kullagim oyle alisti diye kullaniyorum. Yani ne gerenk var boyle seylere abi. Yani simdi ben intenet'e ne diycem? ya da fast food'a? Bazen alim goruneyim diye iki arapca kelime sallıyorum nolcak baboli yani maksat millete bilgic gorumek :D

Demir Kağan
03-01-2007, 10:42 AM
Cıvıtmamak iyidir, iyi.

Karayılan
03-01-2007, 10:45 AM
Cıvıtmamak iyidir, iyi.Di mi kanka civiyip vicik vicik olalim. Neye boyle ciddi takilio bu daturkishulan anlamiyorum.

Husrewinejad
03-02-2007, 06:11 AM
Şimdi ben sizin şahsınıza bir hakarette bulundum mu? Ülkenizdeki pislikleri saydım mı?
Sadece fikirlerinizi söylemeniz yeterli idi. neyse gelelim hususlara.

1-) Türkler Araplar isyan etmeden önce milliyetçilik akımını başlatıp, Abdülhamid han gibi Arabistana ve de hicaza önem veren bir şahsı devirmekle Araplar'ın şu sözü söylemesine yol açmış oldular: Bir de baktık ki Müslüman türk kardeşlerimiz bizi kendi kaderimize bırakıp bir milliyetçilik havası içinde içlerine kapandılar. artık kurtuluşun Osmanlı tarafından gelecek bir yardımla olmayacağını anladık.

Unutmayın ki her şey zıddıyla vardır. 73 ırkın olduğu bir toplumda milliyetçilik yapmak mantıklı zihinlerin de onaylayacağı gibi dağılmayı hızlanndırır. Keşke Araplara karşı olan kininizin bir benzerini İngilizlere veya Avrupaya duyabilseniz. Onlar sizi çok mu seviyor? Yunanlıları kapınıza kim getirdi? Hangi biriniz ingiliz mallarını veya takımlarını veya filmlerini sevmiyorsunz?

İkinci bahse gelelim. Hilafeti yaşatan Abdülhamid di. onun 33 yıllık döneminde 1 santim dahi toprak kaybedilmedi. Kurtuluş savaşı sırasında Hindistan'dan gelen yardımlar hilafet için değildi de sizi çok sevdiklerinden miydi? Çanakkale de Arap ve kürt ve dahi başka ırklardan savaşanlar ne için savaştı taa oaralardan gelip?

Laiklik kelime anlamını Fransızcadan alır. Bir araştırın isterseniz. Merak ettiğim nokta şu neden Türkiye diğer laik ülkelerden hatta laikliği örnek aldığı ülkelerden farklı bir laiklik anlayışına sahip bunu anlamıyorum.
Size de kitap okumanızı acizane tavsiye ederim. Göreceksiniz kulaktan dolma bilgilerden daha faydalı oluyor. Ve ben siz gibi kuru kuruya bir fikre saplanıp inat etmem. İkna edin bilgi verin tamamdır. Allah teala vicdana hapsedilemez. O heryerdedir. Ayrım yapılması doğru mudur sizce?

Gelelim 3, bahise. Sizin dininiz islamsa mezhepten ayrılmak sizi dinden çıkarmaz. yani mezhepler ayrı dinlr değildir. Burda esas olan Müslüman toplumunun çoğunluğunun uyduğu esaslara uyulabileceğidir.
"Ümmetim dalâlet üzere ittifak etmez" (Hadis-i Şerif)
İngiltere'de yapılan bir araştırma'da kız erkek birlikte eğitim yapılması başarı oranını %23 oranında düşürüyor. Şu anda bu ülke bunu tartışıyor. Japonya'da kadınlar için otobüslere ayrı bölmeler yapılıyor. Şimdi biz bu ülkelere geri mi diyeceğiz? Bilakis dünyanın en ileri ülkeleri. Varın kararı siz verin.

İstanbul'a gelen ve neden harflerinizi değiştirdiniz diye soran bir İtalyan bilim adamına kütüphane görevlisinin verdiği düşündürücü cevap şudur: "Bir gecede kütüphanelerimmiz tuğla yığınına döndü" Bunlar benim sözlerim değil. Ben sadece tarihten sahneler sunuyorum. Arıca hiç düşündünüz mü? Neden göktürk alfabesi almadık acaba? Latince Göktürkçeden daha mı iyi?

Neyse ben szin yaptığınızı yapmayıp Saygılarımla diyorum. Her insan doğruyu bulunca fikrini değiştirebilmeli. Yani bunu değiştiremezsin diyen arkadaşa tessüf ediyorum. Saygılar sevgiler

Demir Kağan
03-02-2007, 06:25 AM
1-) Türkler Araplar isyan etmeden önce milliyetçilik akımını başlatıp, Abdülhamid han gibi Arabistana ve de hicaza önem veren bir şahsı devirmekle Araplar'ın şu sözü söylemesine yol açmış oldular: Bir de baktık ki Müslüman türk kardeşlerimiz bizi kendi kaderimize bırakıp bir milliyetçilik havası içinde içlerine kapandılar. artık kurtuluşun Osmanlı tarafından gelecek bir yardımla olmayacağını anladık.

Ve kurtuluşu Hz. Muhammet (S.A.V.)'ın kabrine gâvur ayağı basmasın diye sonuna kadar direnen, çişini içen ve çekirge yiyen Türk askerini öldürmekte buldu, değil mi?

Unutmayın ki her şey zıddıyla vardır. 73 ırkın olduğu bir toplumda milliyetçilik yapmak mantıklı zihinlerin de onaylayacağı gibi dağılmayı hızlanndırır. Keşke Araplara karşı olan kininizin bir benzerini İngilizlere veya Avrupaya duyabilseniz. Onlar sizi çok mu seviyor? Yunanlıları kapınıza kim getirdi? Hangi biriniz ingiliz mallarını veya takımlarını veya filmlerini sevmiyorsunz?

Üç Tarz-ı Siyaset hakkında hiç mi fikrin yok senin?

İkinci bahse gelelim. Hilafeti yaşatan Abdülhamid di. onun 33 yıllık döneminde 1 santim dahi toprak kaybedilmedi. Kurtuluş savaşı sırasında Hindistan'dan gelen yardımlar hilafet için değildi de sizi çok sevdiklerinden miydi? Çanakkale de Arap ve kürt ve dahi başka ırklardan savaşanlar ne için savaştı taa oaralardan gelip?

Tek halife Abdulhamit miydi? İslam dünyasındaki ayrılıklar sebebiyle Sünniler dışında kim dinliyordu Halife'yi? Kurtuluş Savaşı sonrasında gelen yardımlar ne için geldi peki? Halifelik için mi? :)

Laiklik kelime anlamını Fransızcadan alır. Bir araştırın isterseniz. Merak ettiğim nokta şu neden Türkiye diğer laik ülkelerden hatta laikliği örnek aldığı ülkelerden farklı bir laiklik anlayışına sahip bunu anlamıyorum.
Size de kitap okumanızı acizane tavsiye ederim. Göreceksiniz kulaktan dolma bilgilerden daha faydalı oluyor. Ve ben siz gibi kuru kuruya bir fikre saplanıp inat etmem. İkna edin bilgi verin tamamdır. Allah teala vicdana hapsedilemez. O heryerdedir. Ayrım yapılması doğru mudur sizce?

Bak güzel kardeşim, burada hiçkimsenin müslüman bir bayanın taktığı başörtüsünde gözü yok ve bu başörtüsüne sözü yok. Bizim sözümüz laik sistemimizi yıkmaya çalışan örümcek beyinlileredir.

Gelelim 3, bahise. Sizin dininiz islamsa mezhepten ayrılmak sizi dinden çıkarmaz. yani mezhepler ayrı dinlr değildir. Burda esas olan Müslüman toplumunun çoğunluğunun uyduğu esaslara uyulabileceğidir.
"Ümmetim dalâlet üzere ittifak etmez" (Hadis-i Şerif)
İngiltere'de yapılan bir araştırma'da kız erkek birlikte eğitim yapılması başarı oranını %23 oranında düşürüyor. Şu anda bu ülke bunu tartışıyor. Japonya'da kadınlar için otobüslere ayrı bölmeler yapılıyor. Şimdi biz bu ülkelere geri mi diyeceğiz? Bilakis dünyanın en ileri ülkeleri. Varın kararı siz verin.

Sözde bilimsel özde yobaz. Geçelim bunları, bu ülkede sadece kızlara veya erkeklere ait okullar da var. Gönderirsin kızını veya oğlunu oraya, olur biter. Japonya'daki haberi ben mi yanlış okudum yoksa sen mi suistimal ediyorsun? Taciz sebebiyle ayrı bölmeler yapılıyor! İnançlarından değil.

İstanbul'a gelen ve neden harflerinizi değiştirdiniz diye soran bir İtalyan bilim adamına kütüphane görevlisinin verdiği düşündürücü cevap şudur: "Bir gecede kütüphanelerimmiz tuğla yığınına döndü" Bunlar benim sözlerim değil. Ben sadece tarihten sahneler sunuyorum. Arıca hiç düşündünüz mü? Neden göktürk alfabesi almadık acaba? Latince Göktürkçeden daha mı iyi?

Soruya bak, verilen cevaba bak. Göktürkçe'yi okuması ve yazması çok zordur. Zor bir alfabeden başka bir zor alfabeye geçmenin mantığı nedir? Latince ise son derece basit.

Neyse ben szin yaptığınızı yapmayıp Saygılarımla diyorum. Her insan doğruyu bulunc