kılıçbek
06-06-2005, 04:35 AM
O bir 'Bey'di...
O bir 'key'di...
O, Türk Milleti'nin aziz evladı,
O 'Yaralı Bozkurt' Elçibey'di...
O'nunla ilk defa telefonda tanıştık ve danıştık, yani konuştuk. Ama ne konuşma... Diliyle değil, yüreğiyle danışıyordu. O sırada, Rus zulmüne karşı hürriyet bayrağını yeniden açan, Mehmed Emin Resulzade'nin izinde, 'Bir defa yükselen bayrak, bir daha inmez' diye
haykıran Azerbaycan Türkleri'nin önderiydi... Rus tanklarına göğüslerini siper edercesine sokaklara meydanlara dökülenlerin kurduğu Azerbaycan Halk Cephesi'nin cesur lideriydi...
'Servet Bey'im, kardaşım, Türkiye ile Gıbrıs'ın yanında, yeni bir Türk Devleti'nin, Azerbaycan Türk Cumhuriyeti'nin de ebediyyen hürriyet bayrağını galdırması ırak değildir. Ardından İnşallah Türkistan'dan Kırım'a hürriyet bayraklarının dalgalandığını görmek de
nasib olacah Allah (CC) goyarsa!..'
Allah'a hamdederiz ki bu telefon konuşmasıyla başlayan dostluğumuzu fan” ömrümüzün en önemli şeref nişanelerinden biri olarak taşıdık ve yaşatıyoruz. O bir 'Bey'di dedik. Ömrünü bir Türk Bey'i asaletinde milletinin çilesini çile bilerek
sürdürdü ve bey olarak Hakk'a yürüdü...
O bir 'key'di dedik. Yani kahramandı, yiğitti... Günümüzde örneği çok görülen, üstelik de soyu sopu, kökü belli olmayan itlere inat, yiğitti Elçibey... Özü bir, sözü birdi... O'na Türk Milleti'nin aziz evladı dedik. Özü sözü, içi dışı bir olma özelliğinin yanında,
kıvırtmayan, sözünden dönmeyen, hak bildiğini, zaman ve zemin kaygısı çekmeden söyleyen, yani her doğruyu her yerde haykıran bir aziz adamdı. Bu güzellik de Müslüman Türk Milleti'nin asaletine yakışıyordu ancak...
O, 'Yaralı Bozkurt' tu dedik. Biz O'na 'haralısan' (nerelisin?) diye sordukça, bize 'yaralıyam' cevabını verdi Elçibey... Çünkü O, Azerbaycanlı'ydı, Türkistanlı'ydı ve ruyalarına giren, hülyalarını süsleyen Turanlı'ydı... Azerbaycan'dan Turan'a giden yolda,
gönlü yaralı, hürriyete sevdalı bir Yiğit Bozkurt'tu O... O, mangal yürekli bir dava adamıydı. O, çileyi hayat tarzı olarak seçmiş bir 'ülkücü'ydü...
İlk seyahat İstanbul'a...
AZERBAYCAN dışına ve Türkiye'ye ilk seyahatiydi. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'na seçileli çok olmamıştı. İlk Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı'na katılmak için gelmişti. Can kardeşim Kemal Çapraz ile birlikte Çırağan'da kaldığı süite girdiğimizde, bir sarılış sarıldı ki... Sanki yıllardır hasret kaldığı öz kardeşini sarıp sarmalıyordu. Kaç saniye, kaç dakika kaldık o vaziyette bilmiyorum... Belki zaman bile durmuştu. İkimizin de gözleri yaşlıydı nihayet ayrıldığımızda...
Kısa sohbetimizde, kendisine 'siyaset yapması gerektiğini' ima yoluyla arz etmeye çalıştık ama ne mümkün... Yarım saat sonra Türkiye'deki bu ilk basın toplantısında, Türk ve dünya medyasına, sözü siyasete uydurmadan, eğip bükmeden 'Ülkücü Tavrını' koyarak başladı...
- 'Eziz dostlar, men ele bilirem ki Böyük Türk Milleti'nin esgeriyem. İki devlet bir milletig biz. Azerbaycan Türkleri'nden Türkiye'deki canlara selam getirmişem. Öz ihtiyarıma galsaydı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarah ilk seyahatimi, Güney Azerbaycan'ın Payitahtı
Tebriz'e yapmağ isterdim. Yine de Allah'a (CC) şükreyliyerim ki, Azad Türklüğün Kültür Payitahtı İstanbul'dayam!..'
Ah Bey, Elçibey...
'BEY' le, Bakü'de, İstanbul'da, Davos'ta, Ankara'da, Keleki'de, yüzyüze ve telefonla bir çok sohbetimiz, danışmamız, dertleşmemiz oldu. Bu dertleşmelerin, sohbetlerin çoğu, ömrümüz boyunca bize 'Bey'den Allah Emaneti olarak kalacak... Bazılarını, 'Can
Azerbaycan'ın demokrasi mücadelesine bir faydası olur ümidiyle yazdık veya dostlarımıza, ağabeylerimize anlattık, onların özleri gibi güzel kaleminden yansıdı kamuoyuna...
Bir güzel hatırayı da ben anlatayım...
Türkiye'ye Cumhurbaşkanı olarak yaptığı son seyahatte, Kayseri'yi de ziyaret etmişti Cumhurbaşkanımız Rahmetli Turgut Özal ile birlikte... Kayseri Halkı, yollarda, törenlerde 'Bozkurt Elçibey' diye tempo tutmuştu. Kayseri'den İstanbul'a gelmişlerdi. Önce Çırağan
Sarayı'nda ziyaret ettim Bey'i... Dolmabahçe Sarayı'nda şerefine resm” yemek verilecekti. Ayrılıp oraya geçtim. Merhum Özal, bahçede Bey'i karşılamak için bekliyordu. Beni görür görmez heyecanla sordu...'Oğlum, seninkiler Kayseri'de, Ebulfeyz Bey'e Bozkurt diye tezahürat yaptılar. Ayıp olmaz mı, alınmaz mı?..'
'Merak etmeyin efendim aksine memnun olmuş, sevinmiştir...'
O sırada Bey'i getiren limuzin yanaştı, kucaklaştılar... Ben de Bey'in elini öpmek üzere eğildim. Ama Bey öptürmedi elini ve söylediği sözlerle benim cevabımı teyid etmiş oldu... 'Servet Beg Gardaş, biz kimik ki elimizi öpersiz. Biz de bozgurt, siz de bozgurt. Allah
goysa, ikimiz beraber Başbuğ Türkeş'in elini öpeg!..' Bey için söylenecek çok söz var... O, bir büyük 'Ülkü Adamı'ydı. Bir Türk-İslam
Ülkücüsü olarak yaşadı ve Ülkücü olarak Hakk'a yürüdü. Ülkücü geçinenler ile Ülkücüler'den geçinenler, Ülkücüler'in oylarıyla ve desteğiyle iktidardalardı... O'na bir cenaze namazını, bir devlet törenini bile çok gördüler. Apar topar kaçırdılar.
Elçibey'e Cenab-ı Hakk'tan sonsuz rahmetler niyaz ederken, O'nun yolunda yürüyen gönüldaşı, 'Dava Adamı' İsa Gamber
SERVET KABAKLI
GARDAŞ AZERBAYCAN GARDAŞ
KERKUKLÜYÜM GÖZÜMDE YA
TRAKYADAN ALSIN BİR BAŞ
TURANDIR BİZİM ÜLKÜMÜZ
O bir 'key'di...
O, Türk Milleti'nin aziz evladı,
O 'Yaralı Bozkurt' Elçibey'di...
O'nunla ilk defa telefonda tanıştık ve danıştık, yani konuştuk. Ama ne konuşma... Diliyle değil, yüreğiyle danışıyordu. O sırada, Rus zulmüne karşı hürriyet bayrağını yeniden açan, Mehmed Emin Resulzade'nin izinde, 'Bir defa yükselen bayrak, bir daha inmez' diye
haykıran Azerbaycan Türkleri'nin önderiydi... Rus tanklarına göğüslerini siper edercesine sokaklara meydanlara dökülenlerin kurduğu Azerbaycan Halk Cephesi'nin cesur lideriydi...
'Servet Bey'im, kardaşım, Türkiye ile Gıbrıs'ın yanında, yeni bir Türk Devleti'nin, Azerbaycan Türk Cumhuriyeti'nin de ebediyyen hürriyet bayrağını galdırması ırak değildir. Ardından İnşallah Türkistan'dan Kırım'a hürriyet bayraklarının dalgalandığını görmek de
nasib olacah Allah (CC) goyarsa!..'
Allah'a hamdederiz ki bu telefon konuşmasıyla başlayan dostluğumuzu fan” ömrümüzün en önemli şeref nişanelerinden biri olarak taşıdık ve yaşatıyoruz. O bir 'Bey'di dedik. Ömrünü bir Türk Bey'i asaletinde milletinin çilesini çile bilerek
sürdürdü ve bey olarak Hakk'a yürüdü...
O bir 'key'di dedik. Yani kahramandı, yiğitti... Günümüzde örneği çok görülen, üstelik de soyu sopu, kökü belli olmayan itlere inat, yiğitti Elçibey... Özü bir, sözü birdi... O'na Türk Milleti'nin aziz evladı dedik. Özü sözü, içi dışı bir olma özelliğinin yanında,
kıvırtmayan, sözünden dönmeyen, hak bildiğini, zaman ve zemin kaygısı çekmeden söyleyen, yani her doğruyu her yerde haykıran bir aziz adamdı. Bu güzellik de Müslüman Türk Milleti'nin asaletine yakışıyordu ancak...
O, 'Yaralı Bozkurt' tu dedik. Biz O'na 'haralısan' (nerelisin?) diye sordukça, bize 'yaralıyam' cevabını verdi Elçibey... Çünkü O, Azerbaycanlı'ydı, Türkistanlı'ydı ve ruyalarına giren, hülyalarını süsleyen Turanlı'ydı... Azerbaycan'dan Turan'a giden yolda,
gönlü yaralı, hürriyete sevdalı bir Yiğit Bozkurt'tu O... O, mangal yürekli bir dava adamıydı. O, çileyi hayat tarzı olarak seçmiş bir 'ülkücü'ydü...
İlk seyahat İstanbul'a...
AZERBAYCAN dışına ve Türkiye'ye ilk seyahatiydi. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'na seçileli çok olmamıştı. İlk Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı'na katılmak için gelmişti. Can kardeşim Kemal Çapraz ile birlikte Çırağan'da kaldığı süite girdiğimizde, bir sarılış sarıldı ki... Sanki yıllardır hasret kaldığı öz kardeşini sarıp sarmalıyordu. Kaç saniye, kaç dakika kaldık o vaziyette bilmiyorum... Belki zaman bile durmuştu. İkimizin de gözleri yaşlıydı nihayet ayrıldığımızda...
Kısa sohbetimizde, kendisine 'siyaset yapması gerektiğini' ima yoluyla arz etmeye çalıştık ama ne mümkün... Yarım saat sonra Türkiye'deki bu ilk basın toplantısında, Türk ve dünya medyasına, sözü siyasete uydurmadan, eğip bükmeden 'Ülkücü Tavrını' koyarak başladı...
- 'Eziz dostlar, men ele bilirem ki Böyük Türk Milleti'nin esgeriyem. İki devlet bir milletig biz. Azerbaycan Türkleri'nden Türkiye'deki canlara selam getirmişem. Öz ihtiyarıma galsaydı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarah ilk seyahatimi, Güney Azerbaycan'ın Payitahtı
Tebriz'e yapmağ isterdim. Yine de Allah'a (CC) şükreyliyerim ki, Azad Türklüğün Kültür Payitahtı İstanbul'dayam!..'
Ah Bey, Elçibey...
'BEY' le, Bakü'de, İstanbul'da, Davos'ta, Ankara'da, Keleki'de, yüzyüze ve telefonla bir çok sohbetimiz, danışmamız, dertleşmemiz oldu. Bu dertleşmelerin, sohbetlerin çoğu, ömrümüz boyunca bize 'Bey'den Allah Emaneti olarak kalacak... Bazılarını, 'Can
Azerbaycan'ın demokrasi mücadelesine bir faydası olur ümidiyle yazdık veya dostlarımıza, ağabeylerimize anlattık, onların özleri gibi güzel kaleminden yansıdı kamuoyuna...
Bir güzel hatırayı da ben anlatayım...
Türkiye'ye Cumhurbaşkanı olarak yaptığı son seyahatte, Kayseri'yi de ziyaret etmişti Cumhurbaşkanımız Rahmetli Turgut Özal ile birlikte... Kayseri Halkı, yollarda, törenlerde 'Bozkurt Elçibey' diye tempo tutmuştu. Kayseri'den İstanbul'a gelmişlerdi. Önce Çırağan
Sarayı'nda ziyaret ettim Bey'i... Dolmabahçe Sarayı'nda şerefine resm” yemek verilecekti. Ayrılıp oraya geçtim. Merhum Özal, bahçede Bey'i karşılamak için bekliyordu. Beni görür görmez heyecanla sordu...'Oğlum, seninkiler Kayseri'de, Ebulfeyz Bey'e Bozkurt diye tezahürat yaptılar. Ayıp olmaz mı, alınmaz mı?..'
'Merak etmeyin efendim aksine memnun olmuş, sevinmiştir...'
O sırada Bey'i getiren limuzin yanaştı, kucaklaştılar... Ben de Bey'in elini öpmek üzere eğildim. Ama Bey öptürmedi elini ve söylediği sözlerle benim cevabımı teyid etmiş oldu... 'Servet Beg Gardaş, biz kimik ki elimizi öpersiz. Biz de bozgurt, siz de bozgurt. Allah
goysa, ikimiz beraber Başbuğ Türkeş'in elini öpeg!..' Bey için söylenecek çok söz var... O, bir büyük 'Ülkü Adamı'ydı. Bir Türk-İslam
Ülkücüsü olarak yaşadı ve Ülkücü olarak Hakk'a yürüdü. Ülkücü geçinenler ile Ülkücüler'den geçinenler, Ülkücüler'in oylarıyla ve desteğiyle iktidardalardı... O'na bir cenaze namazını, bir devlet törenini bile çok gördüler. Apar topar kaçırdılar.
Elçibey'e Cenab-ı Hakk'tan sonsuz rahmetler niyaz ederken, O'nun yolunda yürüyen gönüldaşı, 'Dava Adamı' İsa Gamber
SERVET KABAKLI
GARDAŞ AZERBAYCAN GARDAŞ
KERKUKLÜYÜM GÖZÜMDE YA
TRAKYADAN ALSIN BİR BAŞ
TURANDIR BİZİM ÜLKÜMÜZ