PDA

View Full Version : Yorumsuz!!!


4twelve
10-20-2005, 03:36 PM
Şevket Süreyya Aydemir (1897 - 1974)document.title="Şevket Süreyya Aydemir (1897 - 1974) - Kim Kimdir? - FORSNET";


Yazar ve İktisatçı (Tarihci diyenler olmustu )Şevket Süreyya Aydemir 1897 yılında Edirne'de doğdu. Edirne Muallim Mektebi'ni bitirdi. Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan'da öğretmenlik yaptı. Moskova İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu'nu bitirdi. 1924 yılında Türkiye'ye döndükten sonra siyasal faaliyetlerinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi'nce 10 yıl hapse mahkum edildi ve 1925'de 18 ay sonra aftan yararlandı.
Eğitimci ve iktisatçı olarak devlet hizmetinde görev aldı; Yüksek ve Teknik Öğretim Umum Müdür Muavini Ankara Belediyesi İktisat müdürlüğü, Ankara Ticaret Lisesi müdürlüğü İktisat vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti reisliği görevlerinde bulunduktan sonra emekliye ayrıldı. İktisadi devletçiliği savunan toplumcu Kadro dergisinin yazı kurulunda yer alan Şevket Süreyya, bu dönemdeki siyasal ve ekonomik görüşlerini İnkılap ve Kadro adlı kitabında dile getirdi. 1924 yayınlanan Lenin ve Leninizm, 1930 yayınlanan Cihan İktisadiyatında Türkiye, kendi hayat hikayesini de 1959'da yayımladığı Suyu Arayan Adam adlı kitabın da anlattı. Bu tarihten sonra yoğun bir yazı dönemine girdi. Toprak Uyanırsa adlı romanında bir Anadolu köyünün bir aydının öncülüğüyle kalkınması hikaye ediliyordu. Tek Adam Mustafa Kemal İkinci Adam, İsmet İnönü'nün hayat hikayesi Menderes'in dramı (1969), Makedonya'dan, Orta Asya ya Enver Paşa adlı biyografya eserleri, kahramanlarının ayrıntılı hayat hikayeleriyle birlikte Birinci Meşrutiyetten günümüze kadar Türk toplumunun geçirdiği değişmeleri ve yaşanan olayları dile getirir. Cumhuriyet gazetesinde makaleleri düzenli olarak yayımlanan Aydemir, ihtilallerin mantığı adlı eserinde, toplumda yapı değişikliklerini, Türkiye'deki devrim ve ihtilal hareketlerini inceler.



www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=518 (http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=518)

Şevket Süreyya Aydemir

Yazar Şevket Süreyya Aydemir 25 Mart 1976’da Ankara’da öldü. Aydemir, başta kendi yaşamını anlattığı Suyu Arayan Adam (1959) olmak üzere, Atatürk ve İnönü dönemlerini incelediği Tek Adam (1963-1965, 3 cilt) ve İkinci Adam (1966-1968, 3 cilt) adlı kitaplarıyla tanınıyordu. 1897’de Edirne’de doğan Aydemir Edirne Muallim Mektebi’nde okurken Turancı görüşleri benimsedi. 1915’te gönüllü olarak katıldığı I. Dünya Savaşı’nda, Kafkas cephesinde yaralandı. Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan’da öğretmenlik yaptığı sırada Marksizmi benimsedi. Daha sonra Türkiye Komünist Partisi’ne giren Aydemir, Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kongresi’ne katıldı. Moskova Üniversitesi’nde iktisat öğrenimini görerek Türkiye’ye döndü ve Aydınlık dergisinde yazılar yazdı. 1925’te bu dergi kapatılınca yazılarından dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve 10 yıl hapse mahkum oldu. Ancak, bir buçuk yıl sonra aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927’de yeniden tutuklandı, yargılanarak beraat etti.
1928’den 1951’e kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. 1932-1936 yıllarında 36 sayı çıkan ve milliyetçi-devletçi bir kalkınma modeli öneren Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı; İnkılap ve Kadro (1932) adlı kitabını da bu dönemde yayımladı. 1951’den itibaren kendini tamamen yazarlığa veren Aydemir’in, yakın tarihin siyasal ve toplumsal yaşamını incelediği Enver Paşa (1970-1972, 3 cilt), Menderes’in Dramı (1969) ve İhtilalin Mantığı (1973) kitapları yanında bir de romanı (Toprak Uyanırsa) vardır.

http://www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/sureyya_aydemir.htm


Atilla Ilhan Anlatiyor

Şevket S. Aydemir

Paris’te vazgeçiyor

Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, 28 Ocak 1921 tarihinde Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye Mustafa Kemal’in davetlileri olarak gelirken, Karadeniz’de boğdurularak öldürüldüler.

Doğal olarak Türkiye Komünist Partisi, bir süre için başsız kaldı. Partinin o gün için aktif olan üyeleri, Mustafa Suphi’nin yerine Şevket Süreyya Aydemir’in geçmesi yönünde karar aldılar.

1897 doğumlu Şevket Süreyya, Edirne Muallim Mektebi’nde Turancı görüşleri benimsemiş; Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan’da öğretmenlik yaptığı yıllarda ise marksist olarak TKP’ye girmişti.

Bakü’deki Doğu Halkları Kongresi’ne katılmış, Moskova Üniversitesi’nde iktisat eğitimi görmüştü. Sultangaliyevci millî komünist çizgide idi.

1921-1925 yılları arasında Paris’te bulunduğu günlerde, büyük bir olasılıkla 1923 sonrası, TKP’nin başına geçmesi önerisi kendisine iletildi. Doğal olarak bu öneriyi kabul etme eğiliminde idi.

Tam o günlerde Ankara’dan özel bir ekip Paris’te ziyaretine geldi. MİT’in o günlerdeki uzantısı konumundaki bu gizli teşkilat üyeleri, tehdit veya vaat - artık ne söyledilerse, Aydemir’i söz konusu öneriyi kabul etmekten vazgeçirdiler.

Aydemir, Türkiye’ye döndü. Milliyetçi-Devletçi bir Kemalist söylemin sözcüsü oldu. Kadro Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1959 yılında yayınlanan Suyu Arayan Adam adlı eseri ile bir anlamda kapalı yaşam öyküsünü anlattı
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=79432


AGAH OKTAY GUNER

Bilim Araştırma Vakfı tarafından gerçekleştirilen "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" başlıklı konferansta, son gelişmeler ışığında Kıbrıs sorununa çözüm önerileri sunuldu
Bilim Araştırma Vakfı'nın düzenlediği "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" konulu toplantı, 6 Şubat Perşembe akşamı Çırağan Kempinski Oteli Bellini salonunda yapıldı. Çok sayıda tanınmış siyasetçi, diplomat, bilim adamı ve emekli generalin katıldığı toplantı geniş ilgi gördü.
Başkanlığını Kültür eski Bakanı Agah Oktay Güner'in yürüttüğü toplantıda, KKTC Girne milletvekili İlker Nevzat, KKTC Cumhurbaşkanı Danışmanı Sebahattin İsmail, Kıbrıs Harekatı'nda adaya ilk çıkan amfibi alayın komutanı Em. Dz. Albay Neşet İkiz, İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga, Ulusal Türk Kuruluşları Dünya Konseyi Başkanı Hüseyin Macit Yusuf ve Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş konuşmacı olarak yer aldı. Bu arada harekata katılmış olan emekli generallere teşekkür plaketleri sunuldu.
www.bilimarastirmavakfi.org/ dis_politika/dis_politika_03.html

ANAP’ta istifa furyası dinmek bilmiyor. Partide gerçekleşen son istifa ise, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın istifa etmemesi için hayli çaba sarfettiği Balıkesir milletvekili Agah Oktay Güner dün partisinden istifa etti.

”ANAP bitmiştir”

Agah Oktay Güner partisinden istifa etti. Parti yönetimini ve Hükümet’i eleştiren Güner, ”Sayın Yılmaz’ın Ecevit’e tabiyeti ANAP’ı bitirmiştir” dedi. Güner,

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=politika&tarih=2001-11-02

Güner, DYP’ye katıldı
Balıkesir Bağımsız Milletvekili Agah Oktay Güner`in DYP`ye katılmasıyla TBMM`deki sandalye dağılımı da değişti. Güner’in katılımı ile DYP`nin milletvekili sayısı 85`e yükselirken, bağımsızların sayısı 16`ya düştü.

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=politika&tarih=2002-01-10


CKMP-MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ
1965, Ankara
Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin Köylü Partisiyle birleşmesiyle CKMP olan adı, 1961 Aralığında Bölükbaşı’nın Genel Başkanlıktan ayrılmasıyla Tahtakılıç’ın Genel Başkan olması, sonra yerini Ahmet Oğuz’a bırakmasıyla devam ederken 1965’te bu partiye Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının alınmasıyla ve Türkeş’in o tarihte Genel Başkanlığa seçilmesinden sonra 1969’da MHP’ye çevrilmiştir.
Yöneticiler: Alparslan Türkeş (Genel Başkan), Necati Gültekin, Dündar Taşer, Mehmet Irmak, Agah Oktay Güner, Mustafa Erkovanlı, Yaşar Okuyan
http://tarihim.tripod.com/partiler.htm


dEVAM ETCEK

4twelve
10-20-2005, 04:27 PM
nihat (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=nihat) genç (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=gen%E7)

bir yandan yazarken ağzından tükürükler çıktığını düşündürtecek kadar saldırgan; öte yandan da siyasi yazılar yazıyor olmasına rağmen sağcısından solcusuna herkesi kendine hayran bırakacak kadar başarılı ve farklı bir üsluba sahip, tarafımdan her zaman bilmeyenlere şiddetle tavsiye edilen yazar. >tam bir futbolcu ismine sahip olmasına rağmen futbolla alakası olmayan kişi ('menu122518','hidden')" value=3>türkiye gerçeklerini insanın böğrüne vurur gibi anlatan leman yazarı (vonalı (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=vonal%FD), 18.05.2004 23:23)
amerikan köpekleri, nöbetçi yazılar, edebiyat dersleri ve memleket hikayeleri kitaplarını çıkaracak leman dergisi yazarı
>nihat genç yazıları için
(bkz. http://www.metu.edu.tr/~ulubay/nhgliste.html (http://www.metu.edu.tr/~ulubay/nhgliste.html)) (lethe (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=lethe), 17.09.2004 20:31 ~ 14.08.2005 02:17)

<
http://www.milliyet.com.tr/2003/06/30/cumartesi/yazsari.html (http://www.milliyet.com.tr/2003/06/30/cumartesi/yazsari.html)
http://www.metu.edu.tr/~ulubay/cevap.htm (http://www.metu.edu.tr/~ulubay/cevap.htm) (
bir zamanların aşırı sağcısı şimdilerin ise hızlı solcusudur.türkiyede yanlış olan herşeyi korkmadan çekinmeden sert bir dille eleştiren ender yazarlardandır.yapmış olduğu eleştirileri yatsıyanlar ise bir yerlerinde yarası olduğu için yatsıyodur.değeri bilinmesi gereken önemli şahsiyetlerdendir.sanırım şuan ki siyasal düşünceleri attila ilhan (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=attila+ilhan)la paralellik gösteriyor.
kendisi sağcılıktan solculuğa geçişini bir fıkrayla anlatmıştır bir , iyi niyetleriyle meşhurdur. işte belçikalı bir kadın da fransa'da biryazısında. yazıyı tam hatırlamadığım için bazı yanlışlıklar olabilir, önce sayın genç'ten sonra da sözlük okurlarından şimdiden özür dilerim.

belçikalılar saflıklarıyla geneleve düşmüş, fransız fahişeleriyle meslektaş olmuş. gel zaman git zaman erkeklerle yatmış fakat kimseden karşılığında para almamış çünkü fransız fahişeler onu bu işin ücretsiz olduğunu söyleyerek kandırıp eğleniyorlarmış.
bir sabah belçikalıyı fahişeyi yatağında ölü bulmuşlar, kadın intihar etmiş. geride intihar sebebi olarak "fransızlar bu işi para için yapıyormuş, kandırıldım" yazan bir not bırakmış.

tekrardan hikayedeki yanlışlıklar için af dilerim, uzun zaman oldu yazıyı okuyalı. nihat genç'in yazıdaki fikrinin anlaşılacağını umuyorum. kendisi hemşehrimdir. tipik bir karadeniz çocuğu olarak elbetteki muhaliftir. ancak, muhaliflikte bile ayrı saflardayızdır hala o da başka tabii. not alın özlü sözümü söylüyorum: "kaleyi sağlam görmeyip terk edenler; selamette ilk önce idam edilenler olacaklardır!"
an itibariyle sky türk'te döktürmekte olan yazar
(sadece bir okur olarak takip ettiğim zamanlar aklımdaki imajıyla sky türkteki aşırı hümanist söylemleri arasında dağlar kadar fark bulunan, ben nerde hata yaptım dedirten yazar.
bitmez öfkesiyle bi süre sonra sıkan, "hepimiz böyle olsak ne b.k yeriz acaba" diye düşündürtmeyi kendine borç bilen adam...

doğruları söylüyor orası ayrı. bi de en son bu adam satılmış (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=bu+adam+sat%FDlm%FD%FE) denilebilecek insanlardan
"gay lobisi kurduk, ne dersin abi!" diyen gayleri, "lobiyi .ikeyim! size bişey olmasın çocuklar" diyerek teslli eden kişi. (canlucgodard (http://www.itusozluk.com/goster.php?t=canlucgodard), 21.03.2005 03:57)

http://www.itusozluk.com/goster.php?t=nihat+gen%E7


Nihat Genç şimdi köpekleşmiş mi oldu?


Komikçi Leman dergisi yazarlarından ve SkyTurk kanalında Serdar Akinan'la birlikte "Ne Var Ne Yok" adlı programı sunan Nihat Genç, Akşam gazetesinde yazmaya (http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/02/03/yazarlar/yazarlar277.html) başladı (http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/02/03/yazarlar/yazarlar277.html).

Bu lemantrik yazarımız yıllardır sermayeye, ona buna ve dahi para sahiplerine küfreder durur. Ülkücülükten ulusalcılığa terfi etmiştir filan. Ama işte bu son aldığı vaziyet de her nedense bizim aklımıza bazı soruları düşürdü. Ne gibi mi? Şu gibi:


Nihat Genç küfrettiği sermayenin neresine denk düşer onu nasıl açıklar acaba?
Salak solcular, salak devrimciler ve benzeri gençler şimdi enayi yerine mi konulmuş oldu?
Mesela İsmet Özel yıllarca millete üç beş mesele anlatıp durdu. Sonra da Milliyet gazetesine son bir röportaj vererek İslamcı gençlere en güzel yerinden budaksız bir kazık ikram etti. Şimdi Nihat Genç sevenlerini kıçından ısırmış mı sayılmalıdır?
İt iti ısırmaz ve bunlar sadece birbirine havlar mı? Ve ataların sözleri neden hep gerçeklere denk düşer?
Ve son soru: Nihat Genç şimdi köpekleşmiş mi oldu?P.S: Bilmeyenler için belirtelim, Nihat Genç "Köpekleşmenin Tarihi" ve "Amerikan Köpekleri" gibi havhavların tarihine ilişkine birçok uzmanlık kitabının yazarıdır.

En dipnotmuş: Nihat Genç yazısını, "...piyasaya yeni girdim. Yavaş yavaş yeni bir şekil alırım. Hiç Kimse kendine 'harika, mükemmel' denilmesine karşı koyamaz." diye bitiriyor. Demek ki neymiş? Muhalifleri aç bırakmayacak, en kısa sürede karınlarını doyuracaksııın! Piyasaya sokup duranları piyasaya sokacaksııın! Hatta daha iyisi piyasayı ona sokacaksın ki yeni bir şekil alsıın!!!

http://jurnal.blogg.de/index.php?cat=Medya

4twelve
10-20-2005, 04:44 PM
Nihat Genc Devam ...
Cok ilginc Tespitler.........


En büyük korkumuz ne? Bizi en çok ne endişelendiriyor? Türkiye’de Alevi-Sünni, Laik-Şeriatçı, Kürt-Türk... gibi ayrımların keskinleşmesi. Bu ayrımların zıtlaşmalara, çatışmalara, bölünmelere sebep olması ihtimali bizi dehşete düşürüyor. Milletçe kenetlenmenin yollarını arıyoruz. Siyasi, sosyal, entelektüel merkezlerden bir kardeşlik çağrısı, bir kareşlik türküsü yükselsin istiyoruz. Sonunda, Yazar Nihat Genç, su gibi, yağmur gibi, şelale gibi bir kardeşlik manifestosu ortaya koydu. Ankara’da Nihat Genç’le buluştuk, teybi açtık, ”Buyurun” dedik, ”sizi dinliyoruz.” Nihat Genç de, ağzından ballar akaral konuştu...



HAZIRLAYAN: MURAT MENTEŞ
]OSMANLI TORUNU, CUMHURİYET ÇOCUĞU
Cumhuriyeti kurduk. Yani iyi ki kurduk. Biz de Cumhuriyet çocuklarıyız. Cumhuriyetin birçok değerini sırtlandık. Bizden sonraki nesillere ulaştırmaya çalışacağız. Ancak, Osmanlı’nın da torunlarıyız. Osmanlı’yı nereden yıktık, nasıl yıktık, niçin yıktık? ”Osmanlı’nın eğitim sistemi kötüydü, adaletsizlik vardı, bir despotizm, bir imparator vardı...” böyle çok kaba tabirlerle Osmanlı’nın son dönemini anlattık. Osmanlı’da yaşayan birçok büyük kurumu, mesela tarikatları, yıkılmaması gereken yerleri de yıktık.
Cumhuriyet bir vatandaşlık, bir yurttaşlık projesi olarak hayatına başladı. Ve Cumhuriyetin bu projesinin arkasında da bir millet teorisi, bir Türk milleti, Türk milliyetçiliği teorisi yer aldı. Batı’da gelişen bir teori...
İran, Mısır, Suriye de bizim gibi, tarihini ilginç bir şekle soktu. Birimiz Asurlara, birimiz Firavunlara kadar gittik ve bir millî tarih oluşturmaya çalıştık. Bu millî tarihten de bir millet düşüncesi oluşturmaya çalıştık. O millet düşüncesine din, dil, ırk gibi ortak nitelikler, ortak heyecanlar ekledik. Bugüne geldiğimizde bu teorinin belli bir dönemde, ihtiyaçtan, ortamın şartlarından doğduğunu ama Batılıların bize empoze ettiği bir şey olduğunu görüyoruz.
ASALET, DOĞU’DAN YÜKSELİR
Şimdi netlikle görüyoruz ki bize empoze edilen bu tanım ve tarifler bu ülkede çok büyük ideolojiler meydana getirdi ve bu ideolojiler Batılılar tarafından çok güzel kullanılıyor. Diyelim Türkçü, Kürtçü gibi. Ve bunlar bu ülkedeki birtakım bölünmeler veya en azından bölünme tehditleriyle ortaya çıkıyor. Burada, Batının bir özelliğine dikkat yöneltmeliyiz. Batı bir sınıf toplumundan, sınıf çatışmalarından geliyor. Aristokrasi bir sınıftır, asalet babadan geçer. Oysa bizde asalet, her insanın kendi dürüstlük ve çalışkanlığından, gayretinden hareketle açığa çıkar, kabul edilir, tasdik edilir.
Ya da burjuvayı ele alalım. Burjuvanın en büyük özelliği şu: Başka insanlarla karışmaz. Kız alıp vermez. Şatafatlı şatosunda oturur. Üstün bir sanat, üstün bir mimari ile alakadardır ve çok farklı giyinerek, çok farklı özellikleri olduğunu söyleyerek toplumun diğer kesimlerinden ayrı olduğunu düşünür. Aristokrasinin babadan getirdiği asaleti o servetiyle inşa etmeye çalışır. Ünlü sanatçılarla oturur, büyük müzisyenlere, ressamlara hamilik yapar.
Yoksul kesimler, sahipsiz kitleler, işçiler veyahut köylülerle bu sınıflar arasında bitmeyen bir kan davası, Batı’nın sanayileşme çağına rengini verir. Mezhep savaşları, işçilerle çatışmalar, halkla didişmeler... Ve demokrasi işte bu sınıf çatışmasının tarihinden doğdu. Bu yüzden Batı, sınıflı toplumunun ihtiyaçlarına göre bir demokrasi oluşturdu. Bugün bizim tanıdığımız Avrupa’daki demokrasinin oluşum süreci bu.
BİZİM SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIMIZ TARİKATLARDIR
Şimdi bunu Türkiye’ye getirdiğin zaman çuvallıyorsun. Bugünlerde, Avrupa Birliği’nin ülkemize teklif ettiği yasal ve demokratik dönüşümleri birtakım sivil kurumlar ifade etmeye çalışıyor. Nedir bu sivil kurumlar? Yapısına baktığımız zaman, bunlar Türk’ü, Alevi’yi kendi kabuğuna iten, toplumdan dışlayan, bunları kategorize eden, bunları sınıflayan bir etkinlik içinde. Yani bizim tarih köklerimizde olmayan ama ”Biz onları da koruyalım, her etniği, her dini koruyalım” diye Batı’nın bir sınıf kültürüyle donattığı ya da sınıflaştırdığı, standartlaştırdığı, etnik, din gibi, güya bunların hepsi hakmış gibi, böyle bir yere gidiyor.
Halbuki biz kendi tarihimize baktığımız zaman binlerce yıl, tarihin en büyük sivil kurumları tarikatlar, Alevi-Bektaşi tarikatları, Nakşi, Kadiri türü tarikatlar, Bayrami gibi tarikatlar ya da esnaf teşkilatları görüyoruz. Bizim sivil kurumlarımız bunlardır.
Esnaf teşkilatları Mısır, Suriye, İran, Irak, Anadolu ve Balkanlarda binlerce yıl yaşadı. Bizim bildiğimiz tarihi Selçuklular’dan başlar ve Horasan’a, Semerkant’a kadar geniş bir coğrafyaya yayılır. Bu tarikatlar, çok kültürlü bir coğrafyada yaşadı. İpekyolu ve kervan yolu ayağında, Çerkez’inden, Laz’ından, Boşnak’ından, Bulgar’ına, Macar’ına kadar, Tatar, Kazak’ına kadar yüzlerce çeşit iklimden ve renkten insanları birarada tutuyorlardı. Bunlar çünkü İstanbul’da da esnaflık yapıyordu, İzmir’de de...
KARDEŞLİK KULTURUMUZUN KAYNAĞI, MEDİNE’YE HİCRETTİR
Ahi birliklerine bir bakalım. ”Ahi” demek ”kardeş” demek, ”kardeşim” demek. Tarikatta da hiçbir zaman ”mürit” denmez tarikata giren insanlara, ”ihvan” denirdi. İhvan da ”kardeş” demek. Yani siz ahi esnaf birliklerine katıldığınız zaman kardeş oluyorsunuz. Hem tarikat kardeşliği çok ciddi bir kardeşliktir, hem de esnaf teşkilatlarındaki ahilik çok ciddi bir kardeşliktir.
Bu kardeşlik telakkisi, Mekke’den Medine’ye hicret edilmesiyle, Peygamberimizin ensar ile muhacirleri kardeş ilan etmesinden, kaynaştırmasından doğmuş bir gelenektir. Bu, çok yüksek bir kültür haline gelmiştir.
Bütün Anadolu’nun, Ortadoğu’nun, Balkanların tüm ara sokaklarına kadar, bakkallara ve fırınlara kadar her insan bu esnaf loncalarının kontrolünde yaşıyor. Dağın başındaki çoban da. Çünkü o da mal satacak. Kasap da, celep de, boyacı da, kumaşçı da, kuyumcu da, derici de... Aklına gelenherkes buna uymak zorunda.
Nedir uyacağı şey? Kardeşlik. Bunun haftalık törenleri var. İki üç türlü töreni var. Bu törenlerden bir tanesi esnafın kardeşleşmesi, bir nevi fikir organizasyonu, fikir kulübü diyelim. Hileli tarttı mı, şu mahalleye şu dükkan açılsın mı, ihtiyaç var mı bir fırına daha... gibi.
KARDEŞLİK AŞISI
Fakat bugün bizi öncelikle ilgilendiren törenlerden bir tanesi, Çerkez, Kürt, Laz kimse, onları kardeşliyor. Kardeşlemenin töreni var. Kardeşleme diye bir şey... Aşılama gibi. Bizim kültürümüz bin yıl bu kardeşlik aşısıyla sıhhat bulmuş. İnsanlar karışmış, kaynaşmış ve birbirine lehimlenmiş, kenetlenmiş. Din kardeşliğiyle, esnaf kardeşliğiyle karışmış. Bu çok büyük bir sosyal imkan.
Böylece bizde, Batı’daki şekliyle sınıflar oluşmamış. Niye? Siz başka bir esnafın çocuğuyla, halktan birisiyle kardeşleşiyorsunuz, yani toplumsal doku sıklaşıyor, pekişiyor. Doğu’su, Batı’sı, ilerisi, gerisi, zengini, ağası, paşası hepsi birbirinin içine giriyor. Böyle mucizevi, karmakarışık, birbiri içinde birtoplumdan konuşuyoruz. 1908 yılına kadar ya da sanayi mallarının geldiği ve ahi birliklerinin dağıldığı 1850’li yıllara kadar.
devami icin........
http://www.gercekhayat.com/dusuncealemi/icsayfa.php?newsid=0000000113&catid=24

4twelve
10-20-2005, 05:02 PM
Nihat Genc Yazilari Devam...Okuyun ey TUrancilar.....

Yüzlerce insanın leşini bu devlet tarlalara atmadı mı? Önüne gelen herkesin evine baskın yapıp yüzlerce işadamını öldürmediler mi? Sokağa çıkan herkesi tutuklayıp hapislere tıkmadılar mı? Neymiş? Bizler Kürt propagandası yapıyormuşuz, onlar milliyetçiymiş..[
Yeşiller vurdu, Murat Demirciler banka soydu, Kurtuluş Savaşı'nda da böyle oldu, Topal Osmanlar savaştı, boşalan Rum, Ermeni evlerine Koçlar leşten oturdu. Devletin silahşörleri dağları, köyleri yaktı, Ankara'da Demireller Mesutlar, Tansular bankaları soydu.[]Uğur Mumcu solcu muydu, hayır, devletin ta kendisiydi. Kendi evlatlarını bile acımadan öldürdüler. Sonunda GATA askeri hastane, yüzlerce delirmiş subayla, yüzlerce bacağı-elleri kopmuş askerlerle doldu. Şimdi, sosyal huzur istiyorlarmış
Bizler geçen yirmi senede Türkçü, Kürtçü olmadığımız için vatan hainliğiyle suçlandık. Bunların dümen suyuna gelmedik. Yirmi yıldan bugüne, yüzlerce değerli bilim adamı, yazar, kalem oynatıp, ülkenin bütünlüğünü savundu. Hakkari de benim, Edirne de benim, dedi. Vay sen misin diyen. Bu ülkenin her taşı, her canlısı, her otu, kutsaldır, değerlidir, dedi. Vay sen misin diyen. Bu topraklarda doğup büyüyen her insan Fatih kadar saygın, kutsaldır, dedi... Dediği için öldürüldü, sürüldü, Türkçüler gibi, Kürtçüler gibi, bu ülkeyi "kısmen; "parça-parça" değil, bütünüyle seven bu bilim adamları susturuldu. Kürtçülükle suçlanıp hapislere atıldı, işleri ellerinden alındı
Türkçülerin gözlerini kan bürümüştü, sokakta, evde, gazetede yüzlerce faili meçhul. Türkiye halkını, köy, şehir demeden makineli tüfeklerle taradılar. Az buz değil, otuz bin ölü. Ne oldu şimdi? Devlet silahşörlerini kullanıp bankalar soydu, Türkiye'ye yirmi sene aralıksız nefes aldırmadan cenaze kaldırıp ülke yi tam bir ahlaksızlık ve mafyanın kol gezdiği sağ iktidar cennetine çevirdi
Ne oldu? Ülkemizi bütünüyle sevme hakkını bize vermediler, ölenlerin dinini, ırkını ayırt etmeden artlarından üzülme hakkını bize vermediler
Amerika yeni politikasını uygulamaya koydu: Türkiye'de huzur, İran'da kar­gaşa. Bizde oynanan oyunlar artık İran’da oynanacak
Hem Türkçülerine, hem Kürtçülerine emir verdi. Hayat nasıl hızlı geçiyor, bu satırları yazarken PKK İran’da karakol bastı.
]İran’da, öyle böyle değil, otuz milyon Türk var. Güney Azerbaycan tabir edi­len tüm bölge Iran topraklarında. Yani bizde ne kadar Kürt, onlarda o kadar Türk. Yakında Türk televizyonlarına Tebriz'den Türk profesörler gelip "bizi ezirler, bizi .ikirler" demeye başlar
Hayat nasıl hızlı geçiyor, İranlı muhalifler Türk televizyonlarında konuşma­ya başladı bile
Amerika, İran’daki özgürlükçü ve aydın ve öğrenci hareketinden beklediği­ni bulamazsa, Kürtler, Türkler devreye girecek
]Türkiye'deki Türk-Kürt savaşı bitiyor, iç savaşımız hızla yan komşuya ha­vale ediliyor
Türkçüleri ne kadar tanırsınız? Silahşörlerini Susurluk'ta gördünüz, I MHP'nin yayın organlarına biraz bakmışlığınız da vardır


Devami icin
http://www.metu.edu.tr/~ulubay/cevap.htm

4twelve
10-20-2005, 05:44 PM
Nihat Genc

Devam

Isci Partisi .....

ANITKABİRE YÜRÜYÜŞ

Yeniden gençlerin yanına eklemlenmiş bir avuç yaşlılar olarak Anıtkabir’e doğru yürüyüş. Güvenlik güçlerinin izinsiz olma gerekçesinden çok halkın gösterdiği ilgiden ve bu ilgiyle yürüyüşün bütünleşmemesini sağlama kaygısından doğan hırçınlıklarının deneyimli İP yöneticilerince aşılması. Coşku ve halkın alkışladığı sloganlarla Anıtkabir’e ulaşmayı başardı. Öncü Gençlik üyelerinin mozoleye çelenk koymaları ve saygıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önünden geçmeleri. Genç gazeteci Nihat Genç ile saygı duruşu yapıp Anıtkabir’den çıktık. Ulusal Kanal ikimize eyleme ilişkin görüşlerimizi sordu. Ortam yürüyüşçülerin sloganları bayrak sallamaları hızlıca gidip gelmeleri araç trafiği ve halkın Anıtkabir çıkışındaki yoğun ilgisi nedeniyle bayram gibiydi. Her ikimiz de Öncü Gençlik’in Sakarya Caddesi’nden bu yana gösterdiği düzeyli, düzenli, kararlı ve coşkulu havasından etkilenmiştik. Destek sözleriyle ve Ulusal Kanalın genç spikerinin sorularına yanıt verdik.

Devami

http://oncugenclik.ip.org.tr/haber_devam2.asp?id=20

4twelve
10-26-2005, 09:07 PM
Iste bu olsa gerek 21.yuzyilin trendi,batinin yaninda,batiya karsi,tezatlarin bulusmasi..Anemon ve palyoco baliginin dostlugu gibi,

Son yillarda Ticaret hayatinda da trend rakibini kendin inkisaf ettirki ,her zaman kontrol edebilesin tipki Uluslararasi politikalarda oldugu gibi,bir seye taraftar saglamak istiyorsan bok at,antipati yaninda sempatileride gonca guller gibi topla..

Kurbaga misali,cekirge misali hep daldan dala,bir o yana bir bu yana,veya populizme bulasmis opurcunistlik gibi,sekilden sekile,bukalemun olmus insaciklarin arasinda Mehmet Akifin yazdigi Istiklal Marsini ezberlemis,ozumsemis nice insanlar elbette her seyi goruyor,ona gore gardini aliyor,o uhveri amac ugruna her seye ragmen mucadelesini veriyor...

Selamlarin en guzeli onlarin ustune olsun....