View Full Version : Araplar Osmanlıya İhanet Etti mi?
gurkan
09-15-2006, 06:56 AM
ne gıbı benzelık kuruyorusn ıhanet edılmesı ıcn
İhanetlerinde ki arka cephenin incelenmesini iyi analiz edilmesini istiyorum. İhanetteki İngiliz siyasetinin incelemeden bu durumu konuşmak değerlendirmek eksik olur.
EGETÜRK
09-15-2006, 09:55 AM
kimi arkamıza aldıysak sırtımızdan bıçak yedik,bunun dinle ilgisi yok,ve sanıyorum ki bizi satan araplar için dinin önemi de yok...
semetey
09-24-2006, 04:21 AM
Öyle pek hazzetmediğim, kendini olduğundan ileride sandığını gördüğüm yazar bu konularda kinci olunmaması çıkarımında da bulunabileceğimiz bir yazı yazmış:
Atatürk, Suudi Arabistan’ı ilk kutlayan devlet başkanıydı
MUSTAFA ARMAĞAN
http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5381
Suudi Arabistan’ın hırsızların elini kesen, “katı Şeriat kuralları”nı uygulayan despot bir devlet olarak nitelenmesine ve dışarıda Usame bin Ladin ile yurtiçindeki “şeriat özlemcileri”ni besleyen para kaynağının başındaki güç olarak yaftalanmasına alıştık. Ecyad Kalesi’ni yıktırmamak bahanesiyle Suudi rejimini tartışma konusu yaptığımızı da unutmadık henüz. Gelin görün ki, aynı çevrelerin arkasına sığındıkları Atatürk’ün Suudi rejimine bakışı, hiç de zannedildiği gibi olumsuz değildir. Atatürk, Suudi devletini desteklemiş, hatta Türkiye’nin en sıkı müttefiklerinden biri olarak görmüştü.
İşte Atatürk’ün “Şeriatçı” Suudi yönetimine karşı tavrı.
Bugünkü Suudi Arabistan devleti Hicaz, Necd ve yöresini birleştiren Abdülaziz ibn Suud’un melik, yani kral ilan edilmesiyle 8 Ocak 1926 tarihinde bağımsızlığına kavuştuğunda İslam âleminde olduğu kadar Türkiye’de de iyimserlik meltemleri estirmişti. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti yönetici kadrosunun, çöken Osmanlı Devleti’nin küllerinden doğan ikinci bağımsız devlet kimliğiyle Suudi Arabistan’la yakınlaşma, hatta dayanışma içerisine girdiklerini görüyoruz. 1932’de Suudi Arabistan’ı resmen tanıyan ilk devletin Türkiye Cumhuriyeti, ilk kutlama mesajını çeken kişinin de Gazi Mustafa Kemal olması, bu şaşırtıcı gerçeğin göstergeleridir.
Daha ilginç bir nokta ise şudur: Yıllar sonra Suudi Arabistan tahtına oturacak ve 1975 yılında bir suikasta kurban gidecek olan vezir Emir Faysal, 1932’de Türkiye’ye yaptığı ziyarette kelimenin tam anlamıyla “krallar gibi” karşılanmış, yani kraliyet protokolü uygulanmıştı. Başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı olmak üzere devlet adamları ve erkânından, ayrıca halktan çok yakın ve sıcak bir ilgi görmüş, hatta gazete haberlerine bakılırsa sokağa çıktığında coşkun bir şekilde alkışlanmıştır. Türk basını ise bu ziyaret sırasında Suudi rejiminin “Şeriatçı” olup olmadığıyla değil, bağımsızlığına kavuşmuş bir kardeş İslam ülkesi diye ilgilenmiştir. Hele bu ziyaret vesilesiyle Yunus Nadi’nin “Cumhuriyet” gazetesinde yazdığı bir yazı var ki, bugün o yazının aynı gazetede yayınlanması maalesef hayaldir!
14 Haziran 1932 tarihli bu yazıda Misak-ı Milli sınırları kavramına açıklık getiren Yunus Nadi, onun yalnız Türkiye’nin bağımsızlığını değil, aynı zamanda Osmanlı’dan ayrılan ülkelerin de bağımsızlığını içeren bir proje olduğunu söyler. Yani aslında Osmanlı’dan miras kalmış olan İslam alemini koruma ve kollama işlevi, Misak-ı Milli’nin de görev alanındadır! Faysal’ın ziyaretinden heyecana gelmiş olan Yunus Nadi, Arapların birleşmesini dahi savunmuştur.
Bugünün penceresinden baktığımızda bu geziyle ilgili şaşırtıcı bir gerçeğe daha tosluyoruz. Emir Faysal’ın zaman zaman tercüman kullanmayıp İstanbul şivesiyle Türkçe konuştuğunu öğrenince o zamanın gazetecileri gibi bizim de hayret damarlarımız kabarıyor. Sebep basittir oysa: Fethi Tevetoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Emir Faysal’ın dedesi Muhammed es-Sanayan, vaktiyle Osmanlı ordusunda savaşırken şehit düşmüştür! Üstelik gezi sırasında Faysal’ın yaverlik ve tercümanlığını yapan Binbaşı Halid Bey de Çanakkale gazilerindendir!
Faysal, Ankara’da resmî bir törenle karşılanır, ardından Çankaya’da Gazi Mustafa Kemal tarafından kabul edilir; şerefine bir ziyafet verilir. Ertesi gün Anadolu Ajansı “Gazi Hazretleri”nin gezi münasebetiyle “irad ettikleri” şu nutku yayınlayacaktır:
“[Bu ziyaret] münasebetlerini samimiyet ve karşılıklı itimad esasları üzerine kurmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti ile Hicaz-Necd ve Yöresi Devleti arasındaki bağları daha ziyâde kuvvetlendirecektir... Memleketlerinizin terakki yolunda inkişafı için sarfolunmakta bulunan gayret, Türkiye’de alâka ve takdirle takip olunmaktadır... Türk milleti, devletiniz ve milletiniz için devrin icablarına göğüs gerecek ciddî mesâide büyük muvaffakiyetler kazanılmasını bütün samimiyetiyle arzu etmektedir. Haşmetlû Melik Hazretleri ile yüksek Hânedânının saadeti ve Devletinizin ikbal ve tealisi hakkındaki kalbî temennilerimi bu vesile ile de ifade etmek isterim.”
Bunlar diplomatik nezaket kelamlarından ibaret değildir kuşkusuz. Öyle olsaydı Atatürk’ün Suudi Arabistan’ın bağımsızlığını ilk tebrik eden devlet başkanı olmak için acele etmesine ne lüzum vardı? O zamanlar Suudi Arabistan’ın bugünkü gibi “katı” bir şeriat rejimi olmadığını söyleyip, daha az Vehhabi ve daha az “İslamcı” olduğunu bahane etmeye kalkacaklar fazla heveslenmesinler. Zira Emir Faysal’ın İstanbul’daki basın toplantısında yaptığı konuşma ve gazetecilerin sorularına verdiği cevaplar basına yansımış ve hiçbir gazete de “Şeriatçılar adam kesiyor” yaygarası koparmamıştır. Genç misafir, basın mensuplarına lafı eğip bükmeden, ülkesinde Şeriat hükümlerinin geçerli olduğunu, hırsızlık yapanların ellerinin kesildiğini, katillere kısas uygulandığını, içki içenlerin mülklerinin ellerinden alınıp sınır dışı edildiğini, tiyatro ve sinemanın yasak olduğunu söylemiştir. Yine çıt yok!
O günden beri ne değişti acaba?
Demek ki, 1930’lardan 1990’lara gelene kadar kafalarımız epeyce yıkandı, çitilendi, ütülendi. Baksanıza, Cumhuriyet gazetesi dahi artık Atatürk gibi bakamıyor Suudi Arabistan’a.
O zaman son bir soru: Suudi Arabistan mı değişti, yoksa biz mi değiştik? Ya da şu: Bugün Suudi Arabistan’a husumet duyanlar, Atatürk’ün izinin peşini bırakmış olabilirler mi? İçinizden sanki, “Zaten hiç izlememişlerdi ki” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Öyleyse? Öyleysesi şu: Kolları sıvayıp yakın tarihin içine girecek ve ihtilallerin beyinlerimizi nasıl yıkadığını deşifre edeceğiz.
Faust öyle demişti değil mi: “Dostum, geçmiş bizim için yedi mühürlü bir kitaptır.”
Murat Bardakçı yine yanlış yazdı
25 Mart 2001 tarihli Hürriyet’te Tanzimat Fermanı’nı 1826’da, yani 13 yıl önce ilan ederek erken doğum yaptıran (!) refikimiz Murat Bardakçı, geçen pazar (13 Ağustos 2006) Kral Abdullah’ın ülkemizi ziyaretiyle ilgili bir yazı kaleme aldı. Başlık şöyleydi: “Gayet sıcak ağırladığımız Suudi Kralı Abdullah’ın büyük dedesinin kellesini kesmiştik.” Kuşkusuz olay doğru. Ancak vahim olan nokta, aktarılan bilgilerde tam 2 yıllık bir hata yapılması. (Üstelik Bardakçı, meslekten bir iktisatçıdır, yani hesap kitabı benden iyi olması gerekir.) Yazar, olayın 1820 yılında geçtiğini söylüyor ve Tarih-i Cevdet’te verilen 15 Safer 1234 tarihini garip bir şekilde Rumi tarih olarak alıyor. Halbuki bilindiği gibi Safer, Hicri aylardandır. Rumi takvimde böyle bir ay olmadığını bilecek kadar müktesebatı olduğunu sanıyorum yazarımızın. En azından İslam Ansiklopedisi’ne baksaydı, orada doğru çevrilmiş tarihi görür ve bu vahim hatayı işlemezdi. Bu durumda Abdullah ibn Suud’un idam tarihi, 14 Aralık 1818’dir. Üstelik Bardakçı’nın yazdığı gibi, bu tarihte bayram filan yoktu. Safer ayında ne bayramı bu üstat?
Sayı: 227
Son paraf hakkında : M:Bardakçı'nın Osmanlı ile dalga geçen üslubu hepimizin malumu, ama tarihi gerçekten iyi biliyor. Ondan hazzetmediği belli olan Armağan alay etmek için böyle küçük şeyler bulabilmiş. Vaktiyle Armağan'ın saçma cümleleri yüzünden girdiğim bir tartışmayı hatırlayınca eklemeden duramadım
semetey
11-21-2006, 04:57 PM
Murat Bardakçı'nin arşivinde gezinirkenrasladığım yazı herhaldeilginizi çekecektir:
Osmanlı'nın Apo'su da böyle getirilmişti
21 Şubat 1999
Murat BARDAKÇI
Abdullah bin Suud, Osmanlı döneminin Apo'suydu. 19. yüzyılın başında devlete isyan etti, Mekke'yle Medine'yi bile yakıp yıktı ve çoluk-çocuk demeden onbinlerce masumun kanına girdi. Türkiye, Abdullah'ı Mısır'la ortak bir operasyon düzenleyerek ele geçirdi. Soğuk bir Şubat günü bir gemiyle İstanbul'a getirilen terorist zincire vurulmuştu, üç gün boyunca sıkı bir şekilde sorgulandı ve 1820'nin 27 Şubat günü kafası kesildi.
Bu hafta asker, sivil, çoluk, çocuk, erkek, kadın, genç, yaşlı yahut bebek demeden onbinleri canından eden terorist Abdullah'ın yakalanmasının 179. yıldönümü.
Osmanlı tarihinin gelmiş geçmiş en kanlı teroristi olan Abdullah Türkiye'nin Mısır'la ortaklaşa düzenlediği bir operasyon sonucu Arabistan'da yakalanmış ve bundan tam 179 sene önce, 1820 Şubat'ında gemiyle İstanbul'a getirilmişti. Gemi Haliç'te özel bir limana alındı, zincire vurulmuş olarak indirilen Abdullah hemen özel bir hapishaneye kapatıldı ve üç gün boyunca sıkı bir sorgudan geçirildikten sonra idam edildi.
Tarih derslerinde ondan bahsedilmediği ve adıyla eylemleri sadece profesyonel tarih kitaplarında geçtiği için Abdullah'ın kim olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Ama böylesine önemli bir yıldönümünde Osmanlı'nın Apo'sunu her yönüyle tanımanızı istedim ve giriştiği kanlı maceranın devlete nelere malolduğunu anlatıp akıbetini yazayım dedim...
Abdullah bin Suud; yani Suud'un oğlu Abdullah, Muhammed Abdülvehhab adında bir Arap'ın torunuydu ve tarihlerin yazdığına bakarsanız, dedesi de naletin tekiydi. Dede Abdülvehhab 1703'te Arap yarımadasının orta taraflarında bir yerlerde doğmuş, küçük yaşta İslám; ilimlere merak salmış, kendisinden 500 yıl önce yaşamış bir şeriat áliminin, İbni Teymiyye'nin yolundan gitmiş ve yaşı kemále erdiği zaman sonraları kendi adıyla anılıp ‘‘Vehhabîlik'' denecek olan mezhebi kurmuştu.
Vehhabîlik, güya, peygamber zamanındaki hayat tarzına dönülmesi demekti ve Vehhabiler'e göre peygamber devrinde varolmayan yahut hoş karşılanmayan ne varsa yasak edilmeliydi. Meselá altın ve ipek kullanmak günahtı; İslámiyette mezar diye bir kavram da yoktu, dolayısıyla mezarın değil ziyareti, yerinin belli olması bile haramdı.
MEKKE'Yİ YAĞMALADI
Abdülvehhab 84 yaşında öldü ve Vehhabiler Arap yarımadasının ortasındaki Necd bölgesinde çeyrek asır boyunca sessiz sadasız ve kapalı bir halde yaşadılar. Açılmayı Muhammed'in torunu Abdullah başlattı. Sonradan Osmanlı'nın başına seneler boyu belá olacak olan Abdullah bin Suud...
Abdullah fikirlerini yaymak ve insanları ikna etmek için tek bir vasıta kullandı: Kılıç... Arabistan'da isyan bayrağını açtı, onbinlerce başıbozuğu yanına topladı ve 1801'de Kerbela'ya saldırdı. Çoluk-çocuk demedi, üç günde 5 binden fazla kafa kesti, sonra da ‘‘dinde mezar yoktur'' deyip peygamberin torunu Hazreti Hüseyin'in sandukasını yaktı.
Ertesi sene Taif'e girdi, bu defa Taifliler'i doğradı. Artık Mekke'yle Medine'nin yolu önünde açıktı; gitti, her iki kutsal şehri de işgal etti ve kendisine karşı koyan kim varsa kellelerini kesti. Halifelerin ve din büyüklerinin mezarları bile hışmına uğradı; peygamberin Medine'deki türbesinin dışında ne kadar mezar vara, hepsi yerle bir oldu.
SADECE 3 GÜN SORGULANDI
Abdullah'ın başkaldırmasından sonra, kutsal topraklara artık tek bir güç hakimdi: Terör... Hacca uzun yıllar gidilemedi ve kelleyi koltuğa alıp Mekke'ye uzananlardan da hiçbir haber gelmedi.
İstanbul, Abdullah'ın terörüne karşı çaresizdi. Tahtta bulunan İkinci Mahmud 1819'da Mısır'da, hükümdar gibi valilik eden Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan yardım istedi. Kavalalı'nın oğlu İbrahim Paşa Mısır askerinin başına geçti ve Mısır ordusu Türk birlikleriyle beraber Arap yarımadasının iç kısımlarında ortak operasyonlar yapmaya başladı. Abdullah ele geçti, Mısır'a götürüldü, bir gemiye kondu ve İstanbul'a yollandı. Binlerce kişinin katili imparatorluk başkentine ulaştığında 1820 Şubat'ının ortalarıydı. Bütün memleket bayram etti ve adalet yerini üç günlük sorgudan sonra buldu: Bostancıbaşı Halil Ağa, Abdullah'ın kafasını Sultan Mahmud'un huzurunda bir vuruşta kesti ve Osmanlı devrinin bu en kanlı teroristi mel'anetleriyle beraber tarihe intikal etti.
Abdullah bin Suud'un ismi size birilerini yahut biryerleri çağrıştırıyorsa, yanılmıyorsunuz demektir. Soyu bugün de devam ediyor ama torunları yol kesip onbinlerce hacının canını almıyor, kralık ediyorlar. Suudi Arabistan'da hüküm sürmüş olan bütün krallar ve ülkenin şimdiki kralı Fahd, Abdullah bin Suud'un soyundan. Üstelik sadece krallarının değil, Suudi -daha doğrusu ‘‘Saudi''- Arabistan'ın ismi de ondan geliyor...
Tarihçi Cevdet Paşa Osmanlı Apo'sunun yakalanışını anlatıyor
Cevdet Paşa, kendi adını verdiği ünlü tarihinde Abdullah bin Suud'un Arabistan'da yakalanıp İstanbul'a getirilişini bütün ayrıntılarıyla anlatır. Abdullah'ı taşıyan gemi Haliç'te özel bir iskeleye yanaşmış, gemiden zincire vurulmuş olarak indirilen terorist özel bir hapishaneye kapatılmış ve cezası üç günlük sorgudan geçirildikten sonra verilmiştir.
İşte, Apo'nun Cevdet Paşa'nın meşhur ‘‘Tarih-i Cevdet''inin 11. cildinin 15. sayfasından itibaren sözü edilen İstanbul'a getiriliş öyküsünün günümüz Türkçesi'yle özeti...
‘‘...Mısır'dan İstanbul'a gönderilen Abdullah bin Suud'la adamlarını taşıyan gemi Haliç'e girdi ve Eyüpsultan yakınlarındaki Defterdar İskelesi'ne yanaştı.
...Abdullah'la adamlarının boyunlarına çifte zincir vurulmuştu. Divanyolu'ndan geçirilip Babıali'ye getirildiler ve sadrazamın huzuruna çıkartıldılar. Sadrazam, Abdullah'ı Mısır'dan getiren kapı kethüdasına, tatar ağasına, geminin kaptanına ve diğer görevlilere samur kürkler hediye etti ve her birine ömür boyu gelir bağladı.
Abdullah'la adamları Bostancıbaşı'nın hapishanesine gönderilip Mekke'yle Medine'den çaldıkları malların ortaya çıkartılması için üç gün boyunca sorguya çekildiler. Hünkár, o gün yapılan cirit ve mızrak oyunlarını seyretmek için eski saraya gitmişti. Abdullah'ı da adamlarıyla beraber eski saraya götürüp huzura çıkardılar. Hünkár mahkûmları bir müddet seyrettikten sonra idamlarını emretti.
Sorguları sırasında Mekke'yle Medine'den ve Hazreti Hüseyin'in türbesinden çaldıkları bazı mallar hakkında Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın hapsettiği öteki adamlarının bilgi sahibi olduklarını söylemişlerdi. Bu konuda Mısır'a gerekli yazılar yazıldı. Daha sonra kahvecibaşı Mehmed Ali Paşa'yla oğlu İbrahim Paşa'ya kılıç, kalkan ve ödül fermanları götürdü...''
Bardakçının bir başka yazısından:
üseyin'in 1916'nın 9 Eylül'ünde yayınladığı isyan bildirisi Cemal Paşa'ya verip veriştirmekle başlıyordu: ‘‘Cemal Paşa, Şam'da kadınlar için bir kongre tertip etti. Kadınlarla erkekleri aynı salonda, birarada oturttu'' diyordu Hüseyin... ‘‘Daha da kötüsü, bazı kadınlar ve kızlar erkeklerin önünde şiirler okuyup konuşmalar yaptılar. Paşa'nın İslâm'ın ruhuna aykırı olan hareketleri bu kadarla da kalmadı: Kadınları toplantının şeref köşesine oturttu. Kur'an'ın kadınların örtünmeleri ve yabancı erkeklerden uzak kalmaları yolundaki emirlerini bir tarafa bıraktı. Cemal Paşa, dolayısıyla da Türkler bu hareketiyle Ahzab Suresi'nin 59. ayetini ihlâl ettiler ve dinden çıktılar. Araplar'ın Türk idaresine karşı cihada girişmeleri farzdır...''
Arap isyanı, bu bildiriyle başladı
semetey
11-21-2006, 04:59 PM
Bardakçı'nin çok eski bir yazısı daha:
Murat BARDAKÇI
Ürdün sarayına bir veliahd kâbusunun çökmesi ve Kral Hüseyin'in kardeşi Hasan'ı azledip yerine yarı İngiliz olan oğlu Abdullah'ı getirmesi dünyanın gündemine yerleşince, Ürdün Krallığı'nın kurucularının geçmişini yazayım dedim... Vaktiyle bizden birkaç yüz bin can aldıklarının ve hanedan mensuplarının yataklarında ölememelerinin öyküsünü.
Dünya, Kral Hüseyin'in kanser tedavisini yarıda kesip Amerika'dan birkaç günlüğüne Amman'a dönmesini ve kardeşi Hasan'ı veliahdlıktan atıp yerine yarı İngiliz olan büyük oğlu Abdullah'ı getirmesini konuşuyor. Ürdün sarayına çöken veliahd kâbusu gündemin ilk sıralarına yerleşince Ürdün'ükuranların hikâyesini, daha doğrusu vaktiyle bize birkaç yüz bin cana maloluşlarının hazin öyküsünü yazayım dedim...
Kral Hüseyin'in büyük dedesinin ismi ‘‘Hüseyin bin Ali''ydi ve biz ona ‘‘Şerif Hüseyin'' derdik. ‘‘Şerif'' unvanını taşırdı, zira peygamber soyundan geldiğine inanılırdı. 1856'da Mekke'de doğdu. Sultan Abdülhamid'in iktidar senelerinde ‘‘Bağımsız bir Arap devleti kurup bütün Araplar'ı tek bir bayrak altında toplamak'' hevesine kapıldığı ve bu iş için İngilizlerle temasa geçtiği anlaşılınca İstanbul'a getirilip göz hapsine alındı. Şehirden ayrılması, hatta evinden dışarıya adım atması bile yasaktı. Yıllarca böyle yaşadı ama Abdülhamid'i devirip iktidara gelen İttihadçılar akıl almaz bir iş yaptılar: Hüseyin ‘‘Emir'' unvanıyla Mekke'ye yollandı, yani kurda kuzu emanet edildi.
Derken imparatorluk Birinci Dünya Savaşı'na girdi ve Hüseyin'in hayalleri de ‘‘Arap isyanı'' şeklinde yavaş yavaş hakikate dönmeye başladı. Bunda Londra'dan yollanan ve meşhur Lawrence'in dağıttığı altınların etkisi büyük oldu; Hüseyin 1916'nın 9 Eylül'ünde kendisini ‘‘Hicaz Kralı'' ilân etti, bir ‘‘isyan'' ve ‘‘cihad'' bildirisi yayınladı. ‘‘...Türkler dinden çıktılar. ...Araplar'ın Türkler'e karşı cihadı farzdır...'' diyordu.
Bildirinin neticesi, onbinlerce Mehmetçiğin Arap çöllerinde arkadan hançerlenerek can vermesi oldu. Hüseyin krallıkla yetinmedi, hemen arkasından hilâfetini de ilân etti ama halifeliğini kendisine bağlı birkaç kabileden başka kimseler tanımadı. Talihi artık yavaş yavaş ondan yüz çeviriyordu. Tahtını 1924'te Suudi Arabistan'ın şimdiki hâkimi olan Suudi hanedanının kurucusu İbn-i Suud'a terketti, önce Kıbrıs'a kaçtı, oradan Amman'a geçti ve 1931'de orada can verdi. Ölüm döşeğinde sayıklarken ‘‘Osmanlı'ya kılıç çekmemeliydim'' dediği ve lânete uğrama endişesi içerisinde olduğu rivayet edildi ama aradan geçen seneler bu rivayetleri de, endişeleri de haklı çıkardı. Kendisinden sonra tahta geçen çocuklarıyla torunlarının hiçbiri yataklarında can veremedi...
Oğullarından Faysal, beş buçuk aylığına Suriye Kralı oldu, oradan kovulunca bu defa İngiliz desteğiyle Irak tahtına oturdu. 1933'te İsviçre'de basit bir ameliyat için yattığı hastahaneden cenazesi çıktı. Yerine geçen oğlu Gazi'nin hükümdarlığı altı sene devam etti ve o da 1939'da bir otomobil kazasında can verdi. Gazi'nin oğlu İkinci Faysal ise, 1958'deki darbede ailesiyle beraber parça parça edildi.
İngilizler Irak'la beraber Ürdün tahtını da Şerif Hüseyin'in çocuklarına verdiler ama o taht da sahiplerine bir türlü yâr olamadı. Hüseyin'in diğer oğlu Abdullah 1921'de Ürdün Kralı ilân edildi, 30 sene hüküm sürdü ve 1951 Temmuz'unda Kudüs'te, kurşunlandı. Taht bu defa Abdullah'ın oğlu Talâl'a ama sadece bir seneliğine geçti. Talâl delirdi, delirince tahttan indirildi ve yerini Ürdün'ün şimdi veliahd derdine düşen kralı Hüseyin aldı. Meczup kral İstanbul'a yollandı, Ortaköy Şifa Yurdu'na kapatıldı ve 1972'deki ölümüne kadar tam 19 sene orada yaşadı.
İşte, emr-i hakkın vukuundan sonra yerini kimin alacağı şimdi bütün dünyaya derd olan Kral Hüseyin'in ve ailesinin öyküsü kısaca böyle... Ürdün'deki veliahdlık konusu gündeme gelince, Ürdün Haşimi Krallığı'nın kurucularının vaktiyle bizden birkaç yüz bin can almış olduklarını hatırlatayım dedim...
Ürdün sarayında kim kimdir?
ANA KRALİÇE ZEYN
Kral Hüseyin'in annesi. Kocası Kral Talâl gibi o da Haşimi soyundandı. 1915'te doğdu, 1934'te Talâl'la evlendi, bir yıl sonra oğlu Hüseyin'i dünyaya getirdi ve Talâl'dan altı çocuğu daha oldu. 1994'te İsviçre'de öldü.
PRENS HASAN
Kral Hüseyin'in kendisinden 12 yaş küçük anne-baba bir kardeşi ve geçen haftaki saray entrikasına kadar kadar Ürdün veliahdı. İngiltere'de çok iyi bir egitim gördü, 1965'te veliahd ilân edildi ve 24 yıl boyunca Ürdün'ün ikinci adamı olarak kaldı.
KRALİÇE DİNA
Kral Hüseyin'in ilk karısı. Annesi İstanbul'lu bir çerkes aileden; babası Mekke Şerifleri'nden, yani peygamber soyundandı. Cambridge Üniversitesi'nde İngiliz Edebiyatı okudu ve 1955'te, daha 20'sine varmadan Kral Hüseyin'le evlenip Amman'a gelin gitti. Evliliği sadece üç yıl devam etti ve çift, kızları Prenses Aliye'nin doğumundan sonra ayrıldı. Kraliçe Dina Kahire'ye yerleşti, 1970'lerde El Fetih Örgütü'nün önde gelen isimlerinden Salâh Tameri adında bir Filistinliyle evlendi. Tameri, İsrail'in 1982 yazında Lübnan'ı işgali sırasında tutuklandı ve kapatıldığı zindandan Dina'nın başlattığı uluslararası kampanya sayesinde kurtuldu. Türkçe'yi mükemmel şekilde konuşan Kraliçe Dina, hayatını ‘‘Özgürlük İkilemesi'' isimli kitabında anlattı.
PRENSES MONA EL HUSEYN
Kral Hüseyin'in ikinci karısı. Asıl ismi Tony Gardiner'di ve İngilizdi. Kraliçe ilân edilmedi ve Hüseyin'le 11 yıl evli kaldıktan sonra 1972'de ayrıldı. Ürdün'ün yeni veliahdı Prens Abdullah, Muna'nın oğluydu.
KRALİÇE ALİYE
Kral Hüseyin'in üçüncü karısı. Ürdün'ün dört yıl boyunca kraliçesi oldu ve 1977'de bir helikopter kazasında can verdi. Amman havaalanı ve Ürdün'deki birçok kuruluş bugün onun ismini taşıyor.
KRALİÇE NUR
Kral Hüseyin'in beşinci karısı. Asıl adı Elizabeth Halaby idi, Amerikan vatandaşıydı ve babası hristiyan Arap, annesi Amerikalıydı. Kralla 1978'de evlenip Müslüman olduktan sonra ‘‘Nuru'l-Huseyn'' adını aldı.
Biz Osmanlı'nın 700'ünü, onlar Osmanlı kesmenin 100'ünü kutluyorlar
Biz Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken, Suudi Arabistan'da ‘‘Osmanlı'dan kurtuluşun 100. yıldönümü'' şenlikleri yapılıyor. Suudiler 100 yıl önce küçük bir çöl kasabası olan şimdiki başkentleri Riyad'ın Abdülaziz El Saud tarafından işgalini ve Suudi Arabistan'ın kuruluşunu kutluyorlar.
Türkiye Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünü kutlarken, bizden öyle pek uzaklarda olmayan bir başka ülkede ‘‘Osmanlı'dan kurtuluşun 100. yıldönümü'' şenlikleri yapılıyor.
Suudiler bugünlerde, devletlerinin kurucusu olan Abdülaziz El Saud'un hicri tarihle 1319'da Riyad'ı ele geçirerek bağımsızlığını ilân etmesinin bayramını kutluyorlar. Hicri 1319 tarihi milâdi takvimle 1902'ye rastlıyor, Suudiler hicri tarih kullandıkları ve Riyad'ın işgalinin 100. yıldönümünü de hicri tarihle hesapladıkları için bayram 2002 yerine bu yıla, 1999'a geliyor.
Riyad o zamanlar bizden gönderilen valilerin yahut bizim tarafımızdan idareci olarak tayin edilen kabile reislerinin hakimiyetinde olan bir kasabaydı. 1902'de henüz 22 yaşında olan Abdülâziz el Saud, İstanbul'un bölgeye idarecisi olarak tayin ettiği El Raşid ailesinin hakimiyetini kırdı, birkaç yüz savaşçısıyla beraber El Musmak kapısından kasabaya girdi ve Suudiler bu girişi devletlerinin kuruluşu ilân ettiler. Şimdi yapılan şenlikler, işte bu işgalin kutlamaları.
Ben, Suudiler'in 100. yıl kutlamalarına Türkiye'den katılan olup olmadığının, bu şenlikler için Ankara'ya resmi davet gelip gelmediğinin ve kutlamalarda devlet olarak temsil edilip edilmediğimizi merakındayım.
Aybike
11-21-2006, 05:41 PM
Başlık arablar osmanlıya ihanet ettimi..
ETTİ kardeşim etti..Lawrencenin anılarını okudum..
"dehşet içindeydim,trendeki yorgun,aç bitab türk askerleri teslim olmak için bile kollarını kaldıracak güçleri yoktu
ama suvari arab birliği öyle bir katliama giriştilerki...artık boğazım kurumuş yapmayın diyemiyordum...havada türk askerlerinin kolları bacakları uçuşuyordu..o yorgun askerlerden geri kalan kalan arab kılıcı ile parçalanmış cesetler...kulaklarımda ise emirin askerlerinin korkunç zafer çığlıkları idi."
bana burda masal anlatmayın...eğer arab ihanet etmeseydi osmanlı yıkılmazdı...hayırmı şermi bilmiyorum ....bildiğim tek şey şu..bir unı kantininde bir arab öğrencinin
-Siz bizim dinimizi çalacak kadar şerefsiz bir ırksınız demesi..ve tabi akabinde 8 hafta raporlu oluşu:)))))))))))))))))))
Biz Osmanlı'nın 700'ünü, onlar Osmanlı kesmenin 100'ünü kutluyorlar
Biz Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken, Suudi Arabistan'da ‘‘Osmanlı'dan kurtuluşun 100. yıldönümü'' şenlikleri yapılıyor. Suudiler 100 yıl önce küçük bir çöl kasabası olan şimdiki başkentleri Riyad'ın Abdülaziz El Saud tarafından işgalini ve Suudi Arabistan'ın kuruluşunu kutluyorlar.
Türkiye Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünü kutlarken, bizden öyle pek uzaklarda olmayan bir başka ülkede ‘‘Osmanlı'dan kurtuluşun 100. yıldönümü'' şenlikleri yapılıyor.
kardes onlar osmanli dususunun 100 yilligini degil, devletlerinin kurulusunun 100 yilligini kutluyorlar...
sen de cumhuriyetin kurulusunu kutlarken, birisi ne osmanlinin dususunu mu kutluyorsun diye sucliya bilir...
cumhuriyetin ilaninin son anina kadar osmanli kanunlari gecerlidir, bu uluslar arasi bir gorustur, yani sen cumhuriyeti kutlarken ayni anda osmanlinin dususunu da kutlamis oluyorsun...
suudi icin de aynisini dusunebilirsin...
ps:diger butun yazdiklarina katiliyorum, ama objectif olmak lazim...
asena
11-22-2006, 03:38 AM
Uki,Cumhuriyet kurulana kadar TBMM vardi ve ondan once de kongrelerin kararlari hakimdi.Lakin Lozan Antlasmasi Cumhuriyetin ilanindan oncedir,ancak Osmanli kanunlari olsaydi,Padisahin bir vekili giderdi.Ancak Ismet Inonu gitmistir.
Sanirim mantikli olarak Osmanli kanunlarinin kalkmaya baslamasi Amasya Genelgesiyle birlikte basladi.Bizler o genelgeyi kutlamayiz.
semetey
11-22-2006, 05:29 AM
kardes onlar osmanli dususunun 100 yilligini degil, devletlerinin kurulusunun 100 yilligini kutluyorlar...
sen de cumhuriyetin kurulusunu kutlarken, birisi ne osmanlinin dususunu mu kutluyorsun diye sucliya bilir...
cumhuriyetin ilaninin son anina kadar osmanli kanunlari gecerlidir, bu uluslar arasi bir gorustur, yani sen cumhuriyeti kutlarken ayni anda osmanlinin dususunu da kutlamis oluyorsun...
suudi icin de aynisini dusunebilirsin...
ps:diger butun yazdiklarina katiliyorum, ama objectif olmak lazim...
Yazı bana değil Murat Bardakçı'ya ayit.
Osmanlı'nın düşüşü ile Cumhuriyetin kuruluşu arasında ilişki kurmaya çalımak saçmalığın daniskası.
Şimdi kalkıp tarih öğretecek değilim,saltanatın saltanatın kaldırılması ile Osmanlı Devletinin düşüşü aynı şey değildir. Saltanat Cumhuriyetin ilanından bir yıl önce kaldırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti başlangıçta resmen inkâr etse de Osmanlı devleti'nin devamıdır. Cumhuriyetin Kuruluşunu kutlamak Cumhuriyet yönetim türüne geçişi kutlamaktır. Osmanlı hanedanının yönetimi İkinci Meşrutiyetle, Sevr'le Saltnatın Kaldırılmasıyla son buldu. Neyin kutlandığını idrak etmek gerek
Gerçekten Suud ailesinin neyi kutladığını da idrak etmek lazım yazıları bir kere daha oku, anlayacaksın. Suud ailesinin Türk olan her şeyle problemleri var, mantıksız biçimde Türk olan her şeye kin güttükleri, sır değil.
Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar Osmanlı Kanunları geçerlidir ne demek ? Osmanlı'dan kalma ve halen geçerli olan kanunlar var, 1921-24 döneminden kalıp geçerli olan kanunlar var.
Osmanlı'nın düşüşü ile Cumhuriyetin kuruluşu arasında ilişki kurmaya çalımak saçmalığın daniskası.
evet ama nedense cumhuriyetten once yapilanlari hep osmanliya mal ediyorlar...
Gerçekten Suud ailesinin neyi kutladığını da idrak etmek lazım yazıları bir kere daha oku, anlayacaksın. Suud ailesinin Türk olan her şeyle problemleri var, mantıksız biçimde Türk olan her şeye kin güttükleri, sır değil.
salla suud ailesini, onlarin musluman veya arab oldugu bir kere 40 tane sahit ister...
BOZ-OK
11-22-2006, 06:41 AM
evet ama nedense cumhuriyetten once yapilanlari hep osmanliya mal ediyorlar...
Kime mal etmeleri gerekir sizce? Patagonya'ya mi? :rolleyes:
salla suud ailesini, onlarin musluman veya arab oldugu bir kere 40 tane sahit ister...
Soyle bir cumle uygun olurmuydu, "salla Osmanli ailesini, onlarin musluman veya Turk oldugu bir kere 40 tane sahit ister..."....:rolleyes: Sonucta bu gunku Suudi Arabistani onlar idare ediyorlar ve hic bir Suudi Arabistanli da bundan sikayetci degil, degil mi? :rolleyes:
gurkan
11-22-2006, 07:24 AM
Soyle bir cumle uygun olurmuydu, "salla Osmanli ailesini, onlarin musluman veya Turk oldugu bir kere 40 tane sahit ister..."....:rolleyes:
Ben sallamam. Ben şahidim. Müslümandırlar. Türktüler.Tarih şahittir. Sahiplenirim. Beğenmiyorsan Şah ismail verelim.Bektaşi şahid olmasa da olur.:lol: Ona gerek şahid söylediği doğrumu yalan mı. meşhur Bektaşı menkibelerini bilin hep sen mi menkibe okuyun. :lol: :lol: :lol:
semetey
11-22-2006, 07:26 AM
evet ama nedense cumhuriyetten once yapilanlari hep osmanliya mal ediyorlar...
Eee ne olmuş iyisiyle kötüsüyle Osmanlı yaptı. 23 Nisan 1920 ile (galiba 24 Kasım) 1922 arasında Türkiye'de iki devlet vardı Osmanlı Devleti ve Türkiye Millet Meclisi Devleti aralarındaki iktidar kavgasının izleri bu gün de görülüyor.
salla suud ailesini, onlarin musluman veya arab oldugu bir kere 40 tane sahit ister...
İhanet eden kabilelerin birinin başında oldukları için mi bu söyleniyor. Ne önemi var Neden hiç bir şeyi tarafsızca göremiyoruz? Neden ya sonuna kadar iyi ya da sonuna kadar kötü olmak zorunda. Böyle romantik tahayyüller eskiden de vardı, ama Avrupa'nın bulaştırdığı sapık zihniyetinin etkisiyle daha da arttı.
BOZ-OK
11-22-2006, 08:53 AM
Ben sallamam. Ben şahidim. Müslümandırlar. Türktüler.Tarih şahittir. Sahiplenirim. Beğenmiyorsan Şah ismail verelim.Bektaşi şahid olmasa da olur.:lol: Ona gerek şahid söylediği doğrumu yalan mı. meşhur Bektaşı menkibelerini bilin hep sen mi menkibe okuyun. :lol: :lol: :lol:
Ustune bastin, kaldir ayagini....;)Iste o Osmanli ne kadar Musluman ve Turk ise, Suud ailesi de o kadar Musluman ve Araptir...
Bu arada, oteki sozlerini ciddiye aldigimi pek soyleyemeyecegim Gurkancigim, bilirsin ben sayiklamalari pek ciddiye almam...:rolleyes:
yavuz
11-22-2006, 11:51 AM
Fitne başladıysa önüne geçmek çok zordur... Dönemin Arabistan'ındaki onlarca sapık düşünce var olması ve çıkarcı yaklaşımlar Arapları ihanete yöneltmiş olabilir. Yavuz Sultan Selim, hasta yatağında yatarken "Mekke'den gelenler var" denildiğinde ayağa kalkmış olsa da, Fatih, bu topraklar kendi sınırları dışındayken bile buraya yapılacak su kanallarının yapımında yardım teklif etmiş olsa da, 2.Abdülhamid bugün bile kullanılan Bağdat-Hicaz demiryolunu binbir tehlike içinde tamamlamış olsa da(tehlike de yine aynı Araplar) ihanet etmişlerdir... Arap insanının "koyunluk" özelliği de katılınca ihanetin sebepleri ortaya çıkmaya başlıyor.
Bir dönem Saddam'ı körü körüne destekleyenler, ABD askeri gelince onun heykellerini bir bir yıkmadılar mı?
Eee ne olmuş iyisiyle kötüsüyle Osmanlı yaptı. 23 Nisan 1920 ile (galiba 24 Kasım) 1922 arasında Türkiye'de iki devlet vardı Osmanlı Devleti ve Türkiye Millet Meclisi Devleti aralarındaki iktidar kavgasının izleri bu gün de görülüyor. .
ben de onu diyom kardes, cumhuriyet kuruldugu zaman artik resmen osmanli tarihe gomulmus oldu... cumhuriyet kuruldugunu kutlarken ayni anda Osmanlinin olum yil donemine denk geliyor... hani ikisi arasinda ne alaka demistin ya...
İhanet eden kabilelerin birinin başında oldukları için mi bu söyleniyor.
yo bunu sen yazdin ya, Murad Bardakcinin yazisindan...
semetey
11-22-2006, 06:12 PM
ben de onu diyom kardes, cumhuriyet kuruldugu zaman artik resmen osmanli tarihe gomulmus oldu... cumhuriyet kuruldugunu kutlarken ayni anda Osmanlinin olum yil donemine denk geliyor... hani ikisi arasinda ne alaka demistin ya...
Yanlışın var 23 Nisan 1920'de Türkiye Millet Meclis'i kuruldu. Her ne kadar koşullar el vermediğinden açıkça söylenmese de bu yeni bir devlettir. Aynı anda Osmanlı devleti resmi olarak varlığını sürdürmektedir. İkinci Meşrutiyet'in ilanında zaten hükümdarın bütün yetkileri elinden alınmıştı. Dikkat edersen ikinci Meşrutiyet sonrası Abdülhamit politikasının sözü edilmez, etkisi yoktur çünkü. Devirler Devlet politikasına yön verenlerin adıyla anılır: Sokollu devri, Köprülüler, Kanuni, İkinci Abdülhamit, Fatih. Son olarak ikinci meşrutiyet ya da İttihat ve Terakki devri. Osmanlı saltanatı aslında ikinci Meşrutiyetle son bvulmuş sayılabilir. Saltanat 1922 yılında TMM'nin kararıyla kaldırıldı. Vahidettin TMM'yi otorite kabul edip ülkeyi terk etti. Cumhuriyet 29 Ekim 1923'de ilan edildi. Saltanatın kalktığı günün yıldönümünde biz Öğretmenler gününü kutluyoruz saltanatın kalkmasını değil.
Neden ısrarcısın anlayamıyorum öbürüne meseleye cevap vermeye gerek görmüyorum Bardakçı'nın yazılarını bir kez daha okumanı salık veririm.
Şu cümleyi de atlamadan:Abdullah bin Suud; yani Suud'un oğlu Abdullah, Muhammed Abdülvehhab adında bir Arap'ın torunuydu ve tarihlerin yazdığına bakarsanız, dedesi de naletin tekiydi
Kenanhan
02-02-2007, 03:18 PM
Araplar İhanet Etti Mi?
Bugünlerde bazı internet sitelerinde ve gazetelerde resmi tarihin kalıplaşmış bir söylemi olan “Araplar Osmanlı’ya ihanet etti” vaveylesı tekrar dillendirilmeye başlandı. Bunu tekrar ısıtıp önümüze getirenler aslında şunu demek istiyorlar: “Araplar ve tabii Filistinliler gördükleri zulümle ihanetlerinin bedelini ödüyorlar. Oh olsun!” Bazıları bunu üstü kapalı olarak ima ederken, bazıları da alenî söylüyor.
Ayrıca yine aynı iddia sahipleri Filistinliler’in Yahudilere toprak sattığı konusunda da bir takım söylemler içine giriyorlar. Fakat gerek “ihanet” gerekse “toprak satma” iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Ben daha çok bu “ihanet” meselesi üzerinde duracağım için toprak satma konusunda bilgilendirici bir yazının adresini vermekle yetineceğim.
Şu ihanet meselesine bakalım o halde.
Araplar Osmanlı’ya ihanet etti mi?
Bu soru birçok kişiye sorulduğunda tereddütsüz “evet” diyecektir. Arapların Osmanlı’ya ihanet ettiğine dair söylem hemen bütün resmi kaynaklarda sözbirliği edilmişcesine tekrarlanır durur. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” şovenizmiyle başlayan söylemler “Ne Şam’ın şekeri ne Arab’ın yüzü” vaveylası ile devam eder. Pekii bu hikayenin ne kadarı doğru temellere dayanıyor ?
Münferit çapta ihanetler olmuştur. Mesela Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizlerle anlaşarak bazı bedevi kabileleri ayaklandırması gibi. Ancak Arapların bir bütün olarak ihanet ettikleri kesinlikle söylenemez. İhanet edenler, Arap nüfusu ile karşılaştırıldığında çok küçük yer tutarlar, Arap kabilelerin büyük çoğunluğunun Müslümanlık bağıyla son ana kadar Halifeye bağlılıklarını koruduklarını insaf sahibi tarihçiler söylemektedir. Araştırmacı-Yazar Mustafa Akyol’da bu konuda sitesinde bir yazı kaleme almıştı. Mutlaka okumanızı öneririm. O yazıda Mustafa Akyol şöyle diyor :
“Gerçek şudur: Osmanlı’nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak “ihanet ettikleri” kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı’ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul’a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz”
Önce, en yaygın olan birinci ‘yalan’dan başlayalım. Bu o kadar uzun yıllar üzerinde hiç tartışılmadan söylenegelmiştir ki, adeta üzerinde tartışılması gereksiz bir ‘dogma’ haline almıştır: ‘Araplar, Birinci Dünya Savaşı’nda bizi arkadan vurdu.! ”
Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Hicaz’da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916′da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun ‘askeri açıdan’ tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği ‘bağımsızlık vaadi’ ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin’in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani ‘asıl cephenin gerisi’nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur.
‘Asıl cephe’, önce Süveyş Kanalı ve Kanal Harbi’nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini ‘arkadan vuran’ herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Türkiye’ye sadık kalmıştır. Cephedeki komutan, Şam Valisi Cemal Paşa, çok sayıda Arap milliyetçisini idam ettirmiştir. Cemal Paşa’nın ve İttihatçıların, kaba baskı politikalarının Araplarda büyük tepki yaratmasına karşılık, Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.
Peki, daha sonra İsrail’in kurucu kadroları olacak unsurların, Filistin’de İngiliz ordularının ‘içinde’ Türklere karşı savaştığını biliyor musunuz?
Bir başka ilginç ‘tarihi bilgi’, İsrail’in kurucusu David Ben Gurion’un anılarında mevcut. Ben Gurion, Birinci Dünya Savaşı patladığı sırada, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde. Amacını şöyle anlatıyor:
“… İktidar merkezine bu kadar yakın olarak, Filistin’deki Yahudilerin durumunu geliştirebilmeyi düşünüyordum. Çeşitli yollarla Yahudi özgürlük hareketini ilerletebilirdim; önce özerklik, nihai olarak tam bağımsızlık elde ederek. Akıl yürütmem böyleydi. İstanbul’da rasladığım Arap öğrencilerle bu konuda düşüncelerimin çok farklı olduğunu görmekten şaşırdım… Bu genç entellektüel Araplar, mücadelelerinin geleceğini Türk idaresinden bağımsızlık olarak görmüyorlardı. Hiçbiri Arap topraklarının bağımsızlığından söz etmedikleri gibi böyle bir amaç için çalışmıyorlardı. Tam tersine, birçoğu, daha geniş ve daha büyük bir Türk imparatorluğu görmek istiyorlardı…” (Ben Gurion Looks Back-Talks with Moshe Pearlman, s.46)”
Peki, 1922 sonlarında Türk Milli Mücadelesi zafere doğru yürürken, ‘bazı Filistinli Arap liderlerin Kemalistlere başvurarak, kendi kaderlerini tayin hakkı elde edebilecekleri Türk mandası istediklerini’ biliyor muydunuz? Filistin, İngiliz mandası altına konulmuşken, Filistinli Araplar, ‘Türk mandası’ istiyorlar. Kaynak, yine bir Yahudi-İsrailli tarihçi; Y.Porath’ın ‘The Emergence of Palestinian-Arab National Movement 1918-1929′ (Filistin Arap Ulusal Hareketinin Doğuşu 1918-1929) adlı kitabının 160-165. sayfaları… “
Birçok akl-ı selim tarihçi aynı şeyleri söylüyor. Topyekün bir ihanetten yada Filistinliler’in lokal bir ihanetinden bile söz edemiyoruz ki Filistinliler’in çektiği zulmün, bu ihanetin bedeli olduğunu iddia edebilelim. Böyle bir iddia tutarsızdır ve herhangi bir temele dayanmamaktadır.
Bu meselenin tabii bir de başka yönü var. O da Arapların bize olan bakışı. Ulus devletlerimizi kurma sürecinde Araplar bizi “Sömürgeci ve talancı” biz de onları “İşbirlikçi, hain” olarak tanıdık. Bu konu da maalesef iç açıcı değil(di.) “Değildi” diyorum çünkü artık bu ezberin son yirmi yılda yavaş yavaş bozulduğu da ortada. Zaten gerçekte de ne Osmanlı “sömürgeci ve talancı”ydı, ne de Araplar topyekün haindi.
Hatıratlar bir devri anlamada fevkalade öneme sahiptir. Resmi tarihin gözlerden kaçırdığı hususlar, hatıratların ayrıntılarında belirginleşir. Ve bir itiraf; ben bu kitapları aldım ama hala okumadım fakat en kısa zamanda okuyacağım. Mutlaka yararlanacağıma da inanıyorum. Bu seriden de Ülkü Özel Akagündüz’ün Aksiyon dergisindeki yazısından haberdar olmuştum. Akagündüz’ün kitaplar hakkındaki yorumlarını da mutlaka okumalısınız.
Uzun lafın kısası artık şu dilimize pelesenk olmuş; “Araplar Osmanlı’ya ihanet etti” söylemini bir kenera bırakmalıyız.
Bu meselenin bir yönü.
Diğer bir yönü şayet böyle bir şey (topyekün ihanet) gerçekten vuku bulmuş olsaydı bile İslamî bilincin ve bununla yoğrulan Osmanlılığın gereği, bizim bu meseleye “oh olsun” şeklinde yaklaşamayacağımızdır. Biz herzaman zulmün karşısında ve mazlumun yanında olmalıyız. Bize yakışan budur, İslam bunu emreder ve bugün Osmanlı olsaydı geçmişte ne olmuş olursa olsun, mazlumun yanında olurdu.
İsrail Filistinde insanlık dışı uygulamalar yapıyor. İşgal ediyor, yakıyor, eziyor, aç ve susuz bırakıyor, çoluk - çocuk, genç - yaşlı, erkek - kadın, asker- sivil demeden katlediyor, kartondan lütfen verdiği evleri bile çaresiz insanların başlarına yıkıyor. Bizim buna bütün benliğimizle karşı çıkmamız ve mazlumun yanında olmamız gerekir.
Hele hele, münferit hadiseleri genelleştirip “Araplar Osmanlı’ya topyekün ihanet etti” şeklinde algılayarak, masum ve mazlum insanlara, “gördüğünüz zulümle diyet ödüyorsunuz” demek fevkalade yanlış ve haksız bir söylemdir.
Lütfen sizlerden bir ricada bulunmak istiyorum
Kendiniz arastirin ve belli bagimliliktlardan kendiniz kurtarin
Özgür olun
Tamam simdi beni mahkemeye verebilirsiniz
Saygilarimla
http://www.turkislambirligi.com/images/anim3.gif
afsharkizi
02-02-2007, 03:25 PM
Bir taraftandan ettiler ama bilinci degil ingilizlerin sinsi planlarina kandilar...
Cünkü yillarca kardes gibiydik avrupada araplar ve türkler birbirini sevmez... Osmanliya dayatirlar hep...
kurshad
02-02-2007, 03:25 PM
Bu konu ayni isimle daha once acilmisti. Buyuk ihtimalle moderatorumuz bu thread'i digeriyle birlestirecektir...
Kenanhan
02-02-2007, 03:29 PM
afsharkizi olumlu Yorumun icin Tesekkur sunarim
bende Avrupada Arap dostlarimla beraberim ama sizin dediginiz saygisizlik mevcut degil aramizda
tam tersin
turk oldugumu FARK ETTIKLERI ZAMAN DAHA SICAK DAVRANIYORLAR
bu benim sahsi tecrubem
Sayhilarimla
Scofield
02-02-2007, 03:52 PM
evet ihanet etti. ve bu tartisildi. konu kapatildi. olay bitti... ihanet etti... o kadar basit!
bu "araplar ihanet etti mi" sorgulamasi ayni "Menemen olayindaki caniler seriatci degil de sadece ayyas miydi" sorgulamasina cooooooooooooooook benziyor!!!!!!
afsharkizi
02-02-2007, 03:53 PM
afsharkizi olumlu Yorumun icin Tesekkur sunarim
bende Avrupada Arap dostlarimla beraberim ama sizin dediginiz saygisizlik mevcut degil aramizda
tam tersin
turk oldugumu FARK ETTIKLERI ZAMAN DAHA SICAK DAVRANIYORLAR
bu benim sahsi tecrubem
Sayhilarimla
benim birsürü arap arkadaslarim var... aramizda saygisizlik mevcut degil ama tabiki anlasamadigim arap birsürü...
Seckjin Khan
02-02-2007, 04:27 PM
hadi bakalım :lol:
forumumuzun en sevdiği konuların başında geliyor ;)
KaskırJürek
02-02-2007, 04:31 PM
araplar... Acaba araplar kadar Türk öldüren bir millet varmı diye düşünüyorum, burda hala ihanet'ten bahsediliyor.
İslamı yayma amacıyla Türkistan giren, Türkü katleden, esir alan, aşagılayan, zulümeden bu araplar değil mi?
Hadi buna tarih'te kalmış diyelim... ırak'ta öldürülen Türk kamyon şoförlerin suçu neydi? Çok güzel bir kardeşlik örneği.
benay
02-02-2007, 05:02 PM
Araplari hiç sevmeyiz ama sevmedigimiz için'de oyuna gelmemeliyiz, neden sevmedigimizi'de bilmeliyiz, sevmiyoruz cunku Muslumanlar, Arap deyince akila pis kelimesi gelir ama onlari'da yanlis yere suçlamamaliyiz...
"Türkiye'de yıllardan beridir kalplere Arap düşmanlığının yerleştirilmesi için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütülüyor. Bu konuda kullanılan en önemli malzeme ise onların Osmanlı'ya ihanet ettikleri ve arkadan vurdukları iddiasıdır. Tabii bunu yapanların kimler olduğu hakkında tafsilatlı bilgiler verilmediğinden, iddianın tüm yükünün Filistin halkının üzerine yüklenilmesine çalışıldı. Böylece Türkiye toplumunun Filistin davasına bigane kalması hatta o halka şiddetle tepki göstermesi için zeminin oluşturulmasına gayret edildi ve büyük ölçüde başarılı olundu. Filistin halkının Osmanlı'ya karşı isyanlarda hiçbir payı olmadığı ve Osmanlı'ya ihanet edenler en büyük ihaneti o halka yaptıkları halde böyle bir toplumsal anlayışın yaygınlık kazanmasının sebebi uluslar arası siyonizme hizmet eden medya organlarının yürüttüğü propagandalardır."
Daha fazlasi, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya6/1620.html
BOZ-OK
02-02-2007, 05:29 PM
Yine siyonistler...:lol: Bilmiyorum ne zaman bazilari su ortadogu capsizligindan kurtulup her sey icin kendilerinden baska herkesi suclamaktan vazgececekler... Agizlara sakiz olmus... Siyonistler!!!! Masonlar!!!! Sabetaycilar (bu Turk versiyonudur)!!!! Tabii bu arada, merd-i kipti secaatin arzederken sirkatin soylermis sozune uygun sekilde, aslinda kendi acizliklerini itiraf ettiklerini hic dusunmez bu tosunlar... Ulen Arkadas, atmaya gelince mangalda kul birakmazlar ama hic dusunmezler ki, her Masonlar, her Siyonistler vesaire sizlanmasi ile aslinda, "ey ummet-i Muhamed, biz Araplar, hatta butun Islam dunyasi 5-10 milyon siyonist kadar etmiyoruz" acizligini itiraf ettiklerini farketmezler bile... Adamin kendisine bari biraz saygisi olur be...
Haa, Araplar Osmaliya ihanet etmislermidir, etmemislermidir sorusunun yanitina gelince... Yuz turlu sey soyleyebilirsiniz... Dogrudur, ihanet edenler de olmustur, etmeyenler de ama son tahlilde genelleme yaparsak, evet etmislerdir... Etmemis olsalardi Osmanli ortadogudan cekilmez, Araplar Turkler ile birlikte Osmanlinin dusmanlarina karsi savasa devam ederlerdi... Boyle bir sey olmamistir... Eger bazi safdillerin soyledigi gibi Araplarin cogunlugu Osmanliyi desteklediyse niye Osmanli ordulari bozgun halinde taa Yemen'den Anadoluya kadar cekildi acaba?
BuyukTuran
02-03-2007, 12:56 AM
Araplari hiç sevmeyiz ama sevmedigimiz için'de oyuna gelmemeliyiz, neden sevmedigimizi'de bilmeliyiz, sevmiyoruz cunku Muslumanlar, Arap deyince akila pis kelimesi gelir ama onlari'da yanlis yere suçlamamaliyiz...
"Türkiye'de yıllardan beridir kalplere Arap düşmanlığının yerleştirilmesi için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütülüyor. Bu konuda kullanılan en önemli malzeme ise onların Osmanlı'ya ihanet ettikleri ve arkadan vurdukları iddiasıdır. Tabii bunu yapanların kimler olduğu hakkında tafsilatlı bilgiler verilmediğinden, iddianın tüm yükünün Filistin halkının üzerine yüklenilmesine çalışıldı. Böylece Türkiye toplumunun Filistin davasına bigane kalması hatta o halka şiddetle tepki göstermesi için zeminin oluşturulmasına gayret edildi ve büyük ölçüde başarılı olundu. Filistin halkının Osmanlı'ya karşı isyanlarda hiçbir payı olmadığı ve Osmanlı'ya ihanet edenler en büyük ihaneti o halka yaptıkları halde böyle bir toplumsal anlayışın yaygınlık kazanmasının sebebi uluslar arası siyonizme hizmet eden medya organlarının yürüttüğü propagandalardır."
Daha fazlasi, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya6/1620.html
sağol benay
kendimde ilk arap düşmanlığımı hissettiğimde kendimi sorguladım ve bunlar çıktı
gerçekten böyle çünkü araştırdığım zaman ortaya çıkanlar Lawrence ve yandaşlarının ne kadar büyütüldüğü oldu sonra baktımki bizimle savaşan arapların çoğu yahudi bir kısmı arap onlarda arap milliyetçiliğini körüklemek için baştalar ama yorgun bitâb düşen halkın sadece yüksek zümreleri bunlara katılıyor bu konu bukadar dedim :)
sonra geçtim hedefte filistin var ve bir iddia daha var filistinde pkk kampları
Bir düşünün Ülkenin her yanı işgal edilmiş halk kendini patlatarak savunuyor:( her an ölüm var ölebilirsin kafana bir helikopter füze atabilir ya da B-52 ler mahalleyi dümdüz edebilir veya düşman askeri gelip size burayı boşaltın diye filistinin en merkezi yerinde emir verebilir sonra elini kolunu sallayarak gider ve o boşaltılan yer bombalanır :evil:
Bu durumda o ülkenin bir devleti var fitne fesatın merkezi yahudilerin işgali altında bir ülkenin devleti adam askeri yok direnişçiler var onların liderleri bile araştırınca yahudi çıkıyor:evil:
Bu devletin topraklarında pkk kamp açar buna devlet dur dese de açar.
Ben önemserim bu durumu ama filistini asla kötülemem çünkü başı olmayan bir devlet yani başıboş bütünlük yok ne dersin KARŞINDA BİR ÜLKE bile yok!!!
ben bunlar için filistini filistinlileri kötüleyemem hem biz onların abileriyiz halifelik en son bizdeydi en son onları biz yönettik benim için onların arap olmasının önemi yok Mümin, Mümin kardeşine yardım etmeli kardeşim :x
Kenanhan
02-03-2007, 01:08 AM
BuyukTuran
Hakikatten ozgur bir dusunceye sahipsin,bagimsiz bir dusunce..tebrik ederim
gurkan
02-03-2007, 01:19 AM
BuyukTuran
Hakikatten ozgur bir dusunceye sahipsin,bagimsiz bir dusunce..tebrik ederim
Arablar konusunda seni destekliyorum dostum.
Bizim safdiller yıllarca Vay hain Araplar bizi Arkadan vurdular efsanesi aş gibi pişiririr pişirir yerler.
Bunlar siyaset bilmez kuru safsatalarıdır.
Belki 1000 yıl geçse bunlar bundan geçmez.
İsyan Arabları bağlamaz . Şerif Hüseyin ve etrafındakileri bağlar.
Ulen İngilizler Seni yıktı parçaladı bu oyunları kurguladı. Dost olurlar.
Bizim Bölge insanı hain. Ulen sen bölgende etkinsen güçlüsün
Bu emperyalistler senin böyle kolunu bacağını etki alanını daraltıyorlar yok abi.
Hep Aynı Terane...
Osmanlıyı Arkadan Vurdu Hain Araplar.
Osmanlıya ihanet Etti Hain Araplar.
Sen misin Bunları Yapan Hain Arap.
Devam edelim... Bunu dillendiren çevreler eklerler...
Osmanlı Kakadır. Katletti. Yıktı. Gayritürkleşti. Halifede zaten haindir.
Kenanhan
02-03-2007, 01:26 AM
gurkan
21 ci asirda yasadigimiz halde,bu sitelerdse ozgur dusunceye sahip olan insanlar kalmamis diye
dusunup duruyordum
ama yanilmisim..Tesekkurler
Saygilarimla
BuyukTuran
02-03-2007, 01:29 AM
kenanhan ben de buraya gelinceye kadar öyle düşünüyordum ;)
gurkan
02-03-2007, 01:30 AM
Dostum Geçmişte Burada Hararetli Tartışmalarımız oldu. Bu Konu ile ilgili aşağıdaki linke bakmanı tavsiye ederim.http://forum.arbuz.com/showthread.php?t=26348
Kenanhan
02-03-2007, 01:33 AM
Bildirin icin Tesekkur sunarim gurkan
Demir Kağan
02-03-2007, 03:33 AM
Başlık birleştirilmiştir, buradan devam edelim.
benay
02-03-2007, 04:29 PM
Araplar bosuna suçlaniyor, boylece baska bir gerçegin gizlenmesi saglaniyor...
Müslüman Hoşgörüsüne Yahudi İhaneti
Osmanlı devletinin kendilerine sağlamış olduğu imkanlardan yararlanarak kısa zamanda büyük bir güce sahibi olan yahudiler Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasında da önemli rol oynamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasında büyük fonksiyon icra etmiş olan İttihad ve Terakki Cemiyeti 'ni kuranlar ve Jöntürkler (Genç Osmanlılar) hareketini başlatanlar arasında çok sayıda yahudi vardı.
Yürüttüğü lobi faaliyetleri ile kısa zamanda dünya çapında bir güce kavuşan ve İngiltere başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ile işbirliği içine giren Siyonizm hareketinin de Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasında önemli rolü olmuştur. Avrupa ülkelerinin yahudi azınlıklara baskı yapmalarına ve bu ülkelerdeki yahudi düşmanı (antisemitist) hareketlere karşı bir tepki olarak doğan ve bütün dünya yahudilerini bir araya getirecek bir yurt bulunup bu yurt üzerinde bir yahudi devletinin kurulmasını amaçlayan siyonizm hareketine Osmanlı yahudileri başlangıçta pek iltifat etmediler. Ancak zamanla Avrupa'daki siyonist liderlerin etkisiyle Osmanlı yahudilerinin ileri gelenlerinin pek çoğu da bu hareketin içerisine girdi.
Siyonistlerin Osmanlılara cephe almalarının en önemli sebebi Osmanlı sultanı II. Abdülhamid 'in Filistin topraklarına yahudilerin göç etmelerine ve bu topraklar üzerinde bir yahudi kantonunun kurulmasına izin vermemesidir. Siyonistlerin Osmanlı devletinin 33 milyon İngiliz altını tutarındaki borçlarının tamamını ödemeleri, Osmanlı İmparatorluğu için 120 milyon İngiliz frangına mal olacak bir deniz filosu yaptırmaları ve devletin mali durumunu canlandırmak üzere 35 milyon altın lira tutarında faizsiz borç vermeleri karşılığında Filistin toprakları üzerinde bir müstemleke (kanton) kurmaları yolundaki tekliflerine Sultan II. Abdülhamid 'in başbakanı Tahsin Paşa vasıtasıyla vermiş olduğu cevap meşhurdur. Şöyle demişti Sultan II. Abdülhamid : "Tahsin! Onlara de ki: Devletin borçları onun için bir ayıp değildir. Çünkü Fransa gibi başka devletlerin de borçları vardır. Ve borçları onlara zarar vermemektedir. Kudüs-i Şerif'i İslam'a ilk önce Hz. Ömer fethetmiştir. Burayı yahudilere satma kara lekesini ve Müslümanların korumam için bana tevdi ettikleri emanete ihanet etme suçunu yüklenemem. Yahudiler mallarını kendilerine saklasınlar. Devleti Aliyye'nin İslam düşmanlarının mallarıyla yapılan kalelerin arkasına sığınması mümkün değildir. Emret çıksınlar bir daha benimle görüşmeye veya buraya gelmeye uğraşmasınlar".
Şunu da belirtelim ki, yahudilerin Osmanlı devleti aleyhine yürüttükleri faaliyetler Filistin'le ilgili tekliflerine, Sultan II. Abdülhamid 'in iltifat etmemesiyle başlamış değildir. Belki II. Abdülhamid 'in bu tutumu onların Osmanlı aleyhindeki faaliyetlerine hız kazandırmalarında sebep teşkil etmiş olabilir. Ama mesela büyük ölçüde yahudilerin yönlendirdiği İttihad ve Terakki Cemiyeti, Jöntürkler hareketi bu olaydan çok önce sahneye çıkmışlardı.
Dulkadiroglu
02-03-2007, 05:21 PM
"Kürtler ise, daha da belirgin bir sadakatle önce Osmanlı İmparatorluğu'nu ardından da Milli Mücadele'yi desteklemişler ve Müslümanlık bağının getirdiği "kardeşlik"ten asla taviz vermemişlerdir. Ankara'nın kendisi bundan taviz verene kadar..."
Yanlı tarih diye iste buna denir!!!
hem ayaklanan arablar digerlerini baglamaz diyin hem siyonistlerin yaptıgını tum yahudilere mal edin...amacım yahudileri savunmak deil ortadaki tezat!!!
amerika bile pkk'yı teror orgutu olarak kabul etmisken su ana kadar 1 tek arap ulkesinin pkk'ya teror orgutu demedigini ustune kurdugu kamplarla pkk'ya yardım ettigini bilmiyor musunuz??!!!!ihaneti gecmiste aramayın dune,bugune baktıgınızda bile ihaneti gorursunuz!!!Suriye'nin apo itine ne kadar yataklık yaptıgını da unutmussunuz bakıyorum!!!!
ve cok dogru bir tesbiti tekrarlıyorum "TURK'UN TURK'TEN BASKA DOSTU YOKTUR"...
"kurdlerin gercek yuzu" diye bir baslık acmıstım usenmeyip ordaki yazıyı okursanız kurd "kardes"lerinizin kurtulus savasında neler yaptıgını gorursunuz!!!
http://www.turksolu.org/92/basyazi92.htm
dikkatle okuyun ve dostunuzu dusmanınızı tanıyın...
Bi de son olarak konustugum bi arap "Osmanlı medreselere Turkleri doldurdu biz cahil kaldık ondan altın cagımızı bi daha yasayamadık" demisti...burdan da bizi ne kadar sevdiklerini anlayabilirsiniz;)
vBulletin® v3.7.0, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.