Turk
12-29-2005, 02:06 PM
Enformatik şiddet, belli odakların sistemli bir şekilde kamuoyu yaratmak amacıyla manipülasyon yapması şeklinde tanımlanıyor. İnternette konuyla ilgili kaynak bulamadım. Bulanlar benimle paylaşırsa sevinirim.
Bu konudaki şahsi rahatsızlığımı anlatmak istiyorum. İ.Ö (yani internetten önce ;) ) bilgiye ulaşmak için çoğunluğun kabulünü kazanmış isimlere ve oradan da alaka duyduğumuz herhangi bir mevzuda ortaya konmuş eserlere ulaşıyorduk. O zamanlar, kitapları bir saat içinde editleyip tekrar baskıya sunmak mümkün olmadığı için, "kitap"tan duyduğumuzu genellikle doğru kabul ediyorduk. Bir kitaptan duyup doğru kabul ettiğimiz şeyin yanlış olduğunu öğrenmek için ise ikinci bir yazarın konu hakkında aleyhte bir şey söylemiş olması ve sözkonusu yazarın alanında uzman olması şartı ister istemez aranıyordu.
Açıklık getirmek için bir misal vereyim: Hepimiz biliriz ki Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk Dilini Fars kültürünün istilasından kurtarmıştır. Her sene isminin yad edildiği bir "Dil Bayramı" tertip edilir ev bu zat hakkında şiir dahi yazılmıştır. Fakat, bir gün muteber bir yazarın kitabında (Erol Güngör- Tarihte Türkler) okuruz ki, Mehmet Bey'in Fars kültür istilasıyla mücadele ettiği falan yoktur. Devlet ricali, genellikle Farsça konuştuğu fakat kendisi Farsça bilmediği için sarayda dönen entrikalarla boğuşması kendisine vakit kaybettirmiştir ve ipleri eline aldığında Türkçe haricindeki dilleri kullanmayı yasaklamıştır. Bu, Erol Güngör'ün iddiası. Bunu neye dayandırıyor, bilmiyorum. Şimdiye kadar çok da tartışıldığını duymadım bu iddianın. Hatta, bu iddiadan söz açtığımda bir çok dostum, ya "Hadi canım, olmaz öyle şey" deyip kendince izahat getirmiştir meseleye ya da "Demek Erol Güngör yazmış bunu. O halde doğrudur." diiyor.
Şimdi, bu misal kenarda dursun. İnternet geldikten sonra, bilgiye ulaşma yolunda karşılaştığımız tuhaflıklardan bir başkasından bahsedip iki misal arasında bir yorum yapmaya çalışalım.
İkinci misale geçmeden önce, kaldığım yerden devam edeyim başka bir konuya değinerek. İnternet, televizyon, radyo, gazete, dergi, kitap, vs kitle iletişim araçları ile olan ilişkimiz biraz da itaatkar bir karakter içeriyor. Eğer, siyasi veya ideolojik sebeplerden ötürü itimad ettiğimiz bir yazar bir şey söylüyorsa, hemen kabul edip üzerinde fazla durmuyoruzve tahlil etme ihtiyacı hissetmiyoruz. Bu anlaşılır bir şey. Eleştirmiyorum. Ama, arada hakikatin bir çok cüzü güme gidiyor. Mesela, "Osmanlı Sultanları kardeş katili değildir" dediyse bir yazar, illa ki değildir. Ama, bir başka güvendiğimiz yazar, "Doğrudur, kardeş katili olabilirler, AMA...." dediğinde ise bağlacı takip eden ifadeye ehemmiyet verip AMA bağlacının içerdiği naifliği göremiyoruz. Peki ne var bu AMA bağlacının derininde?
Şu var: Siyasi veya felsefi algılama tarzımız, dünyayı siyah-beyaz görme illetinden kurtulmadıkça iflah olmayız.
Şimdi gelelim ikinci misale. Malazgirt'te Alparslan'ın tuğunu farkeden Bizans güçleri içindeki Uz ve Peçenekler Türklerin safına eçmiştir. Kim dedi bunu? Herkes. Tarih kitapları da öyle dedi. Anam da öyle dedi. Teyzemin oğlu var, o da bahsetmişti. Aynı şeyi, defalarca okumak/duymak suretiyle tek bir iddanın sıhhat derecesini perçinliyoruz fakat araştırma zahmetine ne katlanıyoruz ne de gerek görüyoruz. İnternetten sonraki dönemde şöyle bir iddia ile karşılaştım. Uz ve Peçenekler, fi-sebilillah değil Alparslan'nın vaadettiği para ile ikna olup Türklerin safına geçmiştir. Peki bunu diyen kim? İnternette biri. O kimden duymuş? Kaynak yok. Kaynak yok diye fabrikasyon mudur bu iddia? Bence hayır. Peki, bu iddiayı bir kitapta okumuş olsaydık ne diyecektik? Ne diyeceğimiz, söylenene değil söyleyenin kim olduğuna bağlı olurdu herhalde.
"Kaynak nedir?" sorusunu sormayacağım çünkü sorarsak işin içinden çıkamayız. bilginin sıhhatine dair beni rahatsız eden şey, sıhhatten ziyade bilginin bize gelene kadar başına gelenlerdeki mantık hataları.
Şimdi iki misali mukayese edelim:
Misal 1: Kaynak yok.
Misal 2: Kaynak yok.
Misal 1: Söylenen değil söyleyenin itibarı sözkonusu.
Misal 2: Söylenen değil söyleyenin itibarı sözkonusu.
Misal 1: Erol Güngör'ün iddiası meşhur olmadığı için, Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk Dili'nin müdafii kabul edilir.
Misal 2: İnternetteki kişi (bilginin kaynağı), Uz ve Peçenekler'in para için Alparslan'ın safına geçtiğini iddia etmesine rağmen bu iddia meşhur olmadığı için Uz ve Peçenekler'in Türklük uğruna bize katıldıkları kabul edilir. Fakat gün gelir de konuyla alakadar olanlar bu iddiayı çok sık duyup da inanırlarsa o zaman bu iddia hakim görüş olur.
Misal 1: İnternetten sonraki dönemde, Erol Güngör'ün iddiası daha çok tartışılır. Zira eskiden bu iddiaya itiraz etmek isteyen kişi, ya yazara bir mektup göndermek zorundaydı ya da yeni bir kitap veya bir dergide bir makale yazıp iddiaya cevap vermek zorunda idi. Şimdi ise herhangi bir internet sitesinde (mesela Wikipedia) iddiaya itiraz edecek kişi, siteye üye dahi olmadan edit fasilitesini kullanıp tüm dünyaya kendi fikrini duyurur. Ertesi sabah ne olur onu bilemeyiz.
Misal 2: Aynı şekilde Uz ve Peçenekler'in, para için Türkler'in safına geçtiğini iddia eden kişi yine bir günde (şans eseri) milyonlarca kişinin yanlış veya doğru bilgi almasına sebeb olabilir.
Misal 1: Bilginin iddia sahibinden okura ulaşırken başına gelenler azdır.
Misal 2: Bilgi doğrudan iddia sahibinden okura ulaşır. Ferdi muhakeme kabiliyeti veya taassub devreye girer.
Eğer mesele sadece Karamanoğlu Mehmet Bey veya Uz ve Peçenekler olsaydı fazla dert edecek bir şey yoktu. Fakat Ermeni iddiaları ve Yunanlıların sağda solda hakkımızda yazdıklarına bir bakın:
http://www.unitedhumanrights.org/Turkish.php
Using indiscriminately force, murder, genocide, and Turcification they managed to hold on to a foreign land expelling or exterminating its natural residents: Greeks, Armenians, Kurds, and Arabs.
In the 8th century, the Oguz Turks, a semi-savage nomadic people moved westward from their homeland in Mongolia, and settled in what is today West Turkestan.
Sayfa bu tarz iftiaralarla dolu. bir keresinde İran asıllı Hıristiyan bir Amerikalı'yla günlerce Ermeni meselesini analttım. "Denial, denial" dedi durdu.
Adamın birinin cahil bir karısı varmış. Adam eve gelince karısı demiş ki: "Bey yorgunsun. Hele bi otur da dinlen sana bir masal anlatayım." Adam da "Anlat bakalım, ne masalıymış bu" demiş, kadın da başlamış: "Keçisi, minareden düşüp ölen Zekeriya'nın hikayesini anlatacam". Adam sinirlenmiş: "Yahu kadın, öğrenemedin gitti. Keçi değil, koç; Zekeriya değil, İbrahim; minareden düşmedi, gökten indi; ölmedi, kurban oldu!."
Şimdi, bu hergelelerin nesine laf anlatacan. Ve bilginin sıhhatinden nasıl emin olacağız. Fikir beyan edecek arkadaşları dinliyorum.
Bu konudaki şahsi rahatsızlığımı anlatmak istiyorum. İ.Ö (yani internetten önce ;) ) bilgiye ulaşmak için çoğunluğun kabulünü kazanmış isimlere ve oradan da alaka duyduğumuz herhangi bir mevzuda ortaya konmuş eserlere ulaşıyorduk. O zamanlar, kitapları bir saat içinde editleyip tekrar baskıya sunmak mümkün olmadığı için, "kitap"tan duyduğumuzu genellikle doğru kabul ediyorduk. Bir kitaptan duyup doğru kabul ettiğimiz şeyin yanlış olduğunu öğrenmek için ise ikinci bir yazarın konu hakkında aleyhte bir şey söylemiş olması ve sözkonusu yazarın alanında uzman olması şartı ister istemez aranıyordu.
Açıklık getirmek için bir misal vereyim: Hepimiz biliriz ki Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk Dilini Fars kültürünün istilasından kurtarmıştır. Her sene isminin yad edildiği bir "Dil Bayramı" tertip edilir ev bu zat hakkında şiir dahi yazılmıştır. Fakat, bir gün muteber bir yazarın kitabında (Erol Güngör- Tarihte Türkler) okuruz ki, Mehmet Bey'in Fars kültür istilasıyla mücadele ettiği falan yoktur. Devlet ricali, genellikle Farsça konuştuğu fakat kendisi Farsça bilmediği için sarayda dönen entrikalarla boğuşması kendisine vakit kaybettirmiştir ve ipleri eline aldığında Türkçe haricindeki dilleri kullanmayı yasaklamıştır. Bu, Erol Güngör'ün iddiası. Bunu neye dayandırıyor, bilmiyorum. Şimdiye kadar çok da tartışıldığını duymadım bu iddianın. Hatta, bu iddiadan söz açtığımda bir çok dostum, ya "Hadi canım, olmaz öyle şey" deyip kendince izahat getirmiştir meseleye ya da "Demek Erol Güngör yazmış bunu. O halde doğrudur." diiyor.
Şimdi, bu misal kenarda dursun. İnternet geldikten sonra, bilgiye ulaşma yolunda karşılaştığımız tuhaflıklardan bir başkasından bahsedip iki misal arasında bir yorum yapmaya çalışalım.
İkinci misale geçmeden önce, kaldığım yerden devam edeyim başka bir konuya değinerek. İnternet, televizyon, radyo, gazete, dergi, kitap, vs kitle iletişim araçları ile olan ilişkimiz biraz da itaatkar bir karakter içeriyor. Eğer, siyasi veya ideolojik sebeplerden ötürü itimad ettiğimiz bir yazar bir şey söylüyorsa, hemen kabul edip üzerinde fazla durmuyoruzve tahlil etme ihtiyacı hissetmiyoruz. Bu anlaşılır bir şey. Eleştirmiyorum. Ama, arada hakikatin bir çok cüzü güme gidiyor. Mesela, "Osmanlı Sultanları kardeş katili değildir" dediyse bir yazar, illa ki değildir. Ama, bir başka güvendiğimiz yazar, "Doğrudur, kardeş katili olabilirler, AMA...." dediğinde ise bağlacı takip eden ifadeye ehemmiyet verip AMA bağlacının içerdiği naifliği göremiyoruz. Peki ne var bu AMA bağlacının derininde?
Şu var: Siyasi veya felsefi algılama tarzımız, dünyayı siyah-beyaz görme illetinden kurtulmadıkça iflah olmayız.
Şimdi gelelim ikinci misale. Malazgirt'te Alparslan'ın tuğunu farkeden Bizans güçleri içindeki Uz ve Peçenekler Türklerin safına eçmiştir. Kim dedi bunu? Herkes. Tarih kitapları da öyle dedi. Anam da öyle dedi. Teyzemin oğlu var, o da bahsetmişti. Aynı şeyi, defalarca okumak/duymak suretiyle tek bir iddanın sıhhat derecesini perçinliyoruz fakat araştırma zahmetine ne katlanıyoruz ne de gerek görüyoruz. İnternetten sonraki dönemde şöyle bir iddia ile karşılaştım. Uz ve Peçenekler, fi-sebilillah değil Alparslan'nın vaadettiği para ile ikna olup Türklerin safına geçmiştir. Peki bunu diyen kim? İnternette biri. O kimden duymuş? Kaynak yok. Kaynak yok diye fabrikasyon mudur bu iddia? Bence hayır. Peki, bu iddiayı bir kitapta okumuş olsaydık ne diyecektik? Ne diyeceğimiz, söylenene değil söyleyenin kim olduğuna bağlı olurdu herhalde.
"Kaynak nedir?" sorusunu sormayacağım çünkü sorarsak işin içinden çıkamayız. bilginin sıhhatine dair beni rahatsız eden şey, sıhhatten ziyade bilginin bize gelene kadar başına gelenlerdeki mantık hataları.
Şimdi iki misali mukayese edelim:
Misal 1: Kaynak yok.
Misal 2: Kaynak yok.
Misal 1: Söylenen değil söyleyenin itibarı sözkonusu.
Misal 2: Söylenen değil söyleyenin itibarı sözkonusu.
Misal 1: Erol Güngör'ün iddiası meşhur olmadığı için, Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk Dili'nin müdafii kabul edilir.
Misal 2: İnternetteki kişi (bilginin kaynağı), Uz ve Peçenekler'in para için Alparslan'ın safına geçtiğini iddia etmesine rağmen bu iddia meşhur olmadığı için Uz ve Peçenekler'in Türklük uğruna bize katıldıkları kabul edilir. Fakat gün gelir de konuyla alakadar olanlar bu iddiayı çok sık duyup da inanırlarsa o zaman bu iddia hakim görüş olur.
Misal 1: İnternetten sonraki dönemde, Erol Güngör'ün iddiası daha çok tartışılır. Zira eskiden bu iddiaya itiraz etmek isteyen kişi, ya yazara bir mektup göndermek zorundaydı ya da yeni bir kitap veya bir dergide bir makale yazıp iddiaya cevap vermek zorunda idi. Şimdi ise herhangi bir internet sitesinde (mesela Wikipedia) iddiaya itiraz edecek kişi, siteye üye dahi olmadan edit fasilitesini kullanıp tüm dünyaya kendi fikrini duyurur. Ertesi sabah ne olur onu bilemeyiz.
Misal 2: Aynı şekilde Uz ve Peçenekler'in, para için Türkler'in safına geçtiğini iddia eden kişi yine bir günde (şans eseri) milyonlarca kişinin yanlış veya doğru bilgi almasına sebeb olabilir.
Misal 1: Bilginin iddia sahibinden okura ulaşırken başına gelenler azdır.
Misal 2: Bilgi doğrudan iddia sahibinden okura ulaşır. Ferdi muhakeme kabiliyeti veya taassub devreye girer.
Eğer mesele sadece Karamanoğlu Mehmet Bey veya Uz ve Peçenekler olsaydı fazla dert edecek bir şey yoktu. Fakat Ermeni iddiaları ve Yunanlıların sağda solda hakkımızda yazdıklarına bir bakın:
http://www.unitedhumanrights.org/Turkish.php
Using indiscriminately force, murder, genocide, and Turcification they managed to hold on to a foreign land expelling or exterminating its natural residents: Greeks, Armenians, Kurds, and Arabs.
In the 8th century, the Oguz Turks, a semi-savage nomadic people moved westward from their homeland in Mongolia, and settled in what is today West Turkestan.
Sayfa bu tarz iftiaralarla dolu. bir keresinde İran asıllı Hıristiyan bir Amerikalı'yla günlerce Ermeni meselesini analttım. "Denial, denial" dedi durdu.
Adamın birinin cahil bir karısı varmış. Adam eve gelince karısı demiş ki: "Bey yorgunsun. Hele bi otur da dinlen sana bir masal anlatayım." Adam da "Anlat bakalım, ne masalıymış bu" demiş, kadın da başlamış: "Keçisi, minareden düşüp ölen Zekeriya'nın hikayesini anlatacam". Adam sinirlenmiş: "Yahu kadın, öğrenemedin gitti. Keçi değil, koç; Zekeriya değil, İbrahim; minareden düşmedi, gökten indi; ölmedi, kurban oldu!."
Şimdi, bu hergelelerin nesine laf anlatacan. Ve bilginin sıhhatinden nasıl emin olacağız. Fikir beyan edecek arkadaşları dinliyorum.