PDA

View Full Version : Ah Osmanli, Osmanli....


Pages : 1 [2] 3

Socrates
07-18-2006, 12:21 PM
Degil miydik??Sen kendi kendine düsün,fransizlar gittikleri yere ite ite kendi kültürlerini yerlestirdiler,bizde boyle bir sey yok,her keze din ozgürlügü verdik,askerlikten muaf tuttuk karsiliginda da arkamizdan vurulduk...Sanki Katolikler haçli seferi sirasinda istanbulu istila ettiklerinde burayi yagmalamadilar ha...The Time gitti bu geldi simdide ama bunun adindan belli...

TARİH DERKİ ; İSTANBULUN İŞGALİNDEN SONRA YAPILAN YAĞMA VE TALANDA BÜYÜK BİR NÜFUS KIRIMI YAŞANDI...

VE MORA YARIMADASINDAN GETİRİLENLER BUNLARIN YERİNE İSKAN ETTİRİLDİ...

OSMANLI;HER DAİM TEHDİT ALTINDAYDI,HATA YAPMA ŞANSI YOKTU !

ÇAĞIN GEREĞİ NEYSE YERİNE GETİRDİ BU SÖZLERE AMENNA !

FAKAT HER SEFERİNDE 600 SENEYİ GÜLLÜK GÜLİSTANLIK GÖSTERİRSEK,BİZ ÇALAR BİZ OYNARIZ...

Socrates
07-18-2006, 12:23 PM
Fatihin bu emri ' saat sonra kaldirdigindan haberin varmi???

FATİH BU EMRİ 1 SAAT SONRA KALDIRMADI...

3 GÜN YAĞMA SÜRDÜ.İSTESEYDİDE YAPAMAZDI ZATEN !

PEYGAMBERİN SÖZÜNE NAİL OLMAK İSTEYEN ASKERİN OLDUĞU KADAR,YAĞMA İÇİNDE TUTUŞAN ASKERİNDE OLDUĞUNU UNUTMAMAK GEREKİR...

EGETÜRK
07-18-2006, 12:56 PM
O savas sirasinda sende vardin galiba...

Socrates
07-18-2006, 01:03 PM
O savas sirasinda sende vardin galiba...

BU SÖZ DÖNER,DOLAŞIR SİZİ BULUR EGETÜRK !

EGETÜRK
07-18-2006, 03:27 PM
ben dogru olduunu soylemedimki sadece biliyormusun diye sordum...

EGETÜRK
07-18-2006, 03:30 PM
TARİH DERKİ ; İSTANBULUN İŞGALİNDEN SONRA YAPILAN YAĞMA VE TALANDA BÜYÜK BİR NÜFUS KIRIMI YAŞANDI...

VE MORA YARIMADASINDAN GETİRİLENLER BUNLARIN YERİNE İSKAN ETTİRİLDİ...

OSMANLI;HER DAİM TEHDİT ALTINDAYDI,HATA YAPMA ŞANSI YOKTU !

ÇAĞIN GEREĞİ NEYSE YERİNE GETİRDİ BU SÖZLERE AMENNA !

FAKAT HER SEFERİNDE 600 SENEYİ GÜLLÜK GÜLİSTANLIK GÖSTERİRSEK,BİZ ÇALAR BİZ OYNARIZ...Eger dediginiz gibi olsa idi,Türkce dünyanin en önemli dili olur,ortadogu veya balkanlarda herhangi bir sorun çiktiginda kendi kendimize gelin güvey olmazdik,cünkü o ülkeler istemesede bize bagimli olurdu...Simdi gercek somurgecilerle eski somurgelerini karsilastirim bakalim karsiniza nasil bir sonuc cikacak??*

Afrasiyab
07-18-2006, 05:14 PM
Osmanlı düşmanlığında buluştularAbant Platformu, çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Arap katılımcılar, "İsrailliler var" diye toplantıyı terke kalktı. Sıra Osmanlı düşmanığına gelince birbirlerini alkışladılar.18 Temmuz 2006 12:58Yazı boyutunu büyütmek için http://image.haber7.com/font-size-12px.gif http://image.haber7.com/font-size-14px.gif http://image.haber7.com/font-size-16px.gif http://image.haber7.com/font-size-18px.gif http://image.haber7.com/haber/35657.jpg
Doç . Osman Özsoy, Tercüman gazetesindeki yazısında, Abant Toplantıları'ndan çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu.

Abant toplantısının başında salonda İsrailliler var diye toplantıyı terk etmek isteyen Araplar, nasıl oldu da aynı konuda ittifak ederek birbirini alkışlar hale geldiler dersiniz.

İsrailliler Mısırlı Bakanı alkışladı...

DOĞRUSU bu kadarını beklemiyordum. İsrailli katılımcıların Mısırlı Bakanı alkışladığını görünce şaşırdım.

Bahsettiğim sahne, pazar günkü yazımda da temas ettiğim bu yılki Abant toplantısında yaşandı. Ortadoğu sorununun tartışıldığı toplantı başlamak üzere iken, Arap katılımcılar salondan ayrılmak istedi. Kalmaları için zor ikna edildiler. Kahve arasında, Kahire Ayn Şems Üniversitesi Türkoloji Bölümü Profesörü Ahmet Al Khatoury’e toplantıdan neden ayrılmak istediklerini sordum. Meğer hiçbir Arap ülkesinin vatandaşları, İsrailliler’in katıldıkları toplantılara iştirak etmezmiş. Uzun yıllar sonra ilk kez bu toplantıda, İsrailliler’le bir arada olmuşlar.

Bir arada bulunmaktan bu kadar imtina eden insanlar, nasıl oldu da aynı toplantıda birbirlerini alkışlayacak hale geldiler dersiniz.

Anında itiraz...

ABANT Platformu Eşbaşkanı Prof. Dr. Mete Tuncay, iki gün süren toplantının son oturumu başlarken, yapılan konuşma ve müzakereleri özetleyen, dokuz kısa paragraftan oluşan ve tek sayfa tutmayan bir değerlendirme metnini katılımcıların huzurunda okudu. Metnin daha dördüncü paragrafı bitmeden, Mısır Eski Dışişleri Bakanı Ahmet Maher elini kaldırdı ve hoşnutsuzluğunu yansıttı.

Bahsi geçen paragraf şöyleydi:

“Ortadoğu halkları onaltıncı asırdan yirminci asrın başlarına kadar asırlarca huzur içinde yaşamışken, bölgenin geçtiğimiz yüzyıl içinde dünya gündemini en uzun süreli meşgul eden sorunlar yumağı haline gelmesinin nedenleri sorgulanmalıdır. Bu konuda doğru bir teşhiste bulunmadan çözüme ulaşmak güçtür...”

Mısırlı Bakan bu paragraftan çok rahatsız oldu. Metnin okunması bittiğinde uzun eleştiride bulundu. Biraz sonra anlaşıldı ki, meğer Arap ülkelerinden gelen diğer katılımcılar da aynı düşüncedeler. Söz alarak rahatsızlıklarını dile getirdiler. Metnin yayınlanmayacağı duyurulunca, hemen yakınımda oturan İsrailli tarih profesörü Benny Morris ve arkadaşı Mısırlı Bakanı alkışladılar. Alkışlara Arap katılımcılar da eşlik etti.

Onaltı ve yirminci asırlar boyunca Ortadoğu’da huzur olduğu ve Yirminci Asırda bunun yok olduğu yönündeki tarihi gerçek Araplar’ı neden rahatsız etmiş olabilir dersiniz?

Başta Mısır olmak üzere tüm Arap ülkelerinde, İngiliz kaynaklı emperyalist eğitim anlayışına dayalı nedenlerle koyu bir Osmanlı düşmanlığı pompalanıyor. Tüm Arap ülkelerinde, Osmanlılar döneminde Araplar’ın Türkler’in vahşetine maruz kaldığı resmi eğitim politikası olarak okutuluyor.

Uyanık Bakan...

UZUN yıllar büyükelçilik yapan Mısırlı Bakan haliyle uyanık. Eğer Osmanlılar döneminde Ortadoğu’da huzur olduğunu kabul ederse, aynı dönemde Mısır’da Osmanlı egemenliğinde olduğundan, tarihi gerçekleri çarpıttıkları ortaya çıkacak. Onlarca yıl boyunca kendi nesillerini, kasıtlı olarak nasıl Türk düşmanı olarak yetiştirdikleri anlaşılacak. Öyle ya, Osmanlı Devleti Arap yarımadasında adaletle hükmederken, Mısır’da vahşet uygulamış olamaz ki...

İçine düştükleri tezat yüzünden, rahatsızlıklarını başka bir madde üzerinden yansıtmaya çalıştılar. Metinde geçen; onaltı ve yirminci asırlar boyunca ibaresi, asırlarca kelimesiyle değiştirilmişse de, tutumlarından vazgeçmediler. Profesör Tuncay kapanış konuşmasında, metnin son haliyle; 11. Abant Platformu Düzenleme Kurulu adına yayınlandığını duyurdu.

Kapanış yemeğinde Mısırlı Bakan’la konuştum. İsrailliler’i çok sevindirdiniz. Sizi alkışladılar dedim. O sırada ben de karşılık verdim ve onları alkışladım dedi. Arap ve İsrailli katılımcılar, Osmanlı ortak düşmanlığında buluşmuştu.

Toplantıya Beyrut’tan katılan ve konuşmasında; Uçağım kalktıktan 10 dakika sonra havaalanı bombalandı. Ben artık ülkeme ne zaman döneceğimi bilmiyorum... diyen Lübnanlı gazeteciye yayınlanan metni nasıl bulduğunu sordum. Türk İslami bakış açısıyla yazılmış...” dedi. Anladım ki, rahatsızlıkların kaynağı Osmanlı yılları...
Kına yaksınlar. Artık Osmanlı yok. Durumları şimdi nasıl acaba?


Bu haber 17371 defa okunmuştur.

borcugin
07-19-2006, 05:05 AM
S.A.

Bu kavgalar ile ilgili üç farklı grup ve fikir var.

1- Osmanlıcı geçinen Türklük, TC, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları.
2- Atatürkçü geçinen İslâm Ümmet düşmanları.
3- Bunları yumuşak karın olarak görüp fırsat bilen ve kışkırtan her türlü Türklük düşmanları.

Hepsi de çok tehlikeli. Ama en tehlikelisi 3 numara. Uyanık olmak ve tarihi bilim zemininde değerlendirerek sonuçlara ulaşmak gerekir.

Her zamanki gibi keskin çizgilerle kırmızı kırmızı daireler ve sınırlar çizmemek gerekir. Osmanlı benim atalarımdı, onların çağına göre yaptıkları çoğu şey bir harikaydı. Allah atalarımdan razı olsun. Ama geçmişte kalmış, çağımıza uymayan uygarlık öğreti ve anlayışını tek çareymiş gibi göstermek, acizlenmek yakışıksız ve maksatlıdır. Çare Atatürk'ün çizdiği yoldur, güç damarlarımızdaki asil kanda (fizyolojik ırkçılık olarak algılamayın bunu) mevcuttur. Türk çocuğu geçmişte çok daha olumsuz koşullar altında büyük işler yapmıştır. Çanakkale savaşı sırasında Osmanlı bütçesi İngiliz bütçesinin 1300 de biri imiş. Asker, teknoloji, bilgi olarak ta bunu yakın. Acizlenip ağlayıp sızlamak yerine geçmişten kopmadan ileriye bakmak gerekir.

Selametle.

Aybike
07-19-2006, 10:19 PM
O zamanlarda yağma yapılırdı ve doğruydu..çünkü asker çoluğunu çocuğunu yıllarca köyünde bırakır savaşa giderdi..döndüğünde onu aç bihal bekleyen ailesine para yada mal ile dönmesi hakkıdır..ve doğrudurda...Ama osmanlı asla katil değildi...Bu artık ıspatlanmış ve dünya ise bu durumu ister istemez kabul etmiş..Siz tarihin kazıklı voyvodalarını unuttunuz galiba....
Ama yağmalama olayı bugünlerde yaşanmıyormu????
Amerikanın Irakı işgalinden sonra müzelerde yaşanan olaya ne diyeceksiniz..Ve evlere dalan AMi askerlerinin kadınların ziynet eşyalarını alışına ne diyeceksiniz...Ben osmanlının hatası var derken yağmayı demedimki::) Ben çok hoşgörülü oluşunu eleştirdim....:))))))

borcugin
07-20-2006, 09:04 AM
S.A.

ÇILGIN TÜRKLER kitabından alıntıdır.

Bakalım bu yaşanmış, gerçek ve tarihi olayı masaya yatırıp bir inceleyelim. Bakalım benim atalarımın kurduğu devlet son zamanlarında ne kadar vatansevermiş inceleyelim. Osmanlı tarihinin bütününü ama baştan sona hepsini, eleştirilemez, hayır, olamaz, olmamalı, olmaması gerekir diyenlere, mükemmel bir düzen, olağan üstü bir yapı gibi göstermeye çalışanlara sorup danışalım. Ne derler acaba? Doğrusu çok merak ediyorum. Kimse, iyi yanlarını da, kötü yanlarını da ortaya koymak gerektiğini söyleyen borcugin'e, Osmanlı ve Türk düşmanı ilân etmeye kalkışmasın. Çünkü artık bu tür karalama hareketlerine çocuklar dahil herkes gülüyor.

"Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve İtilaf Patisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi , Anadolu'ya geçmeye çoktan hazır, Ankara'nın İstanbul'da kalmalarını gerekli gördüğü namuslı askerlerdi. Kapı açıldı kapının boşluğu içinde yaver göründü:

"Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."

"İçeri al."

Nazır subaylara bilgi verdi:

"Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."

Yüz başı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasına hızla ilerleyerek nazırın masasının önünde durdu, selam verdi.

"Yüzbaşı Faruk , İstanbul. Beni emretmişsiniz."

Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "oğlum.." dedi. "..dün akşam Beyoğlu'nda, İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller'i , emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?"

"Evet efendim, doğru."

Nazır , dürüst subaya babacanca yol gösterdi:

"Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocoğum?"

"Hayır efendim, gördüm."

Nazırın canı sıkıldı:

"Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım Paşam. askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmezmiydi?"

Ziya Paşa derin bir kederle elini açtı:

"Askerlik töresimi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil. Hemen şu müzevir teğmeni bulda özür dile. Olayı kapatalım.

Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı.

"Paşam , birde beni dinlemenizi rica ediyorum."

Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.

"Balkan Savşı'nda teğmendim. Çanakkale'de üstteğmen, Suriye Cephesinde yüzbaşı oldum. ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehitin ve gazinin hakkı var. onların hakkını korumak namus borcumdur. beni affedin özür dileyemem."

Harbiye Nazırı bozuldu:

"Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum."

Yüzbaşı sukunetle."Anladım, efendim." dedi , apoletlerini bir hamllede söküp nazırın masasına bıraktı:

"Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim."

Selam vermenden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul'u tutan birkaç kişi dışında, hepsi saygıyl ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüz başından daha büyüktü.

Gözleri dolarak, yüzbaşıya selam durdular. "

Bakın resime, Atatürk Cumhuriyet öncesi (yanlışlıkla sonrası diye yazmışım) Balkan Ülke büyükelçilerinin verdiği bir davete hangi kıyafetle katılmış. İşte o kadar Osmanlı'yız ve ona sahip çıkarız!

Selametle.

Socrates
07-20-2006, 09:08 AM
RESİM BULGARİSTANDA ASKERİ ATEŞE İKEN BİR DAVETTE GİYDİĞİ FOTOĞRAFA AİT...

EGETÜRK
07-20-2006, 09:12 AM
O cumhuriyet bulgaristanda atese iken çekilmis,1. d.s'den de önce olmali

Aybike
07-20-2006, 02:44 PM
Çılgın türklerde beni ağlatan bir bölüm..


Sinop kıyıları görünür görünmez hepsi ayağa fırladılar ve üzerlerindeki yırtık ve pis kılığı çıkarıp (deniz subayları) uniformalarını giydiler..Ve hepsi bir ağızdan sahile bakarak -Karadeniz karadeniz gelen düşman değil biziz..türküsünü (marşını) söylediler...

Ruhları ŞAD OLSUN....

EGETÜRK
07-20-2006, 03:18 PM
evet akilda kalan önemli anlardan biri

yavuz
07-27-2006, 04:43 AM
Ataturk e Istiklal marsina dil uzatma bizi osmanli dan kurtardi sinirdisi etti tum osmanli ailesini hilafeti kaldirdi benim savundugum herseyi yapti niye arkasina siginayimki canim feda yoluna .

"bizi osmanlıdan kurtardı" derken herhalde oradaki "biz" kelimesi o dönemlerde filistin'e yerleşmek için fırsat arayan siyonistlerden bahsediyor. yoksa osmanlı'dan başka kim kurtulur?

doranos
07-28-2006, 06:25 AM
osmanlıdan,osmanlının son dönemlerinde kendi devleti tarafından 2.sınıf olarak görülen ve 3 kıtada en ağır vergileri ödeyen anadolu halkı kurtulur.kabul edilmeli ki çöküş döneminde osmanlı türklere pek itibar göstermiyordu.

Han
09-10-2006, 04:54 AM
Osmanlı’ya ABD övgüsü

http://www.dinikitablar.com/images/topics/new_day.gif (http://www.dinikitablar.com/modules.php?name=News&new_topic=2)
http://www.dinikitablar.com/resim/kultur/55.jpg

Amerikan History Channel (Tarih Kanalı) televizyonunda Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili yayınlanan belgeselde, Osmanlı’dan övgüyle bahsedildi.

ABD televizyonundaki belgeselde Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşçı bir kabile tarafından kurulduğu ve kısa sürede büyüdüğüne değinilirken, “Yavuz Sultan Selim yaşasaydı dünyayı fethederdi” denildi.

Âdeta “Savaş makinesi”
Osmanlı’nın, dünyanın 3. büyük imparatorluğu olduğuna dikkat çekilen belgeselde, Osmanlı’nın din adına fetih yapmadığına da dikkat çekildi. Fatih Sultan Mehmet için “dünyanın sayılı fatihlerinden” ifadesi kullanılırken, Kanuni Sultan Süleyman’ın reformlarının eşi benzeri görülmemiş nitelikte olduğu kaydedildi.

Osmanlı’nın adeta bir savaş makinesi olduğunun belirtildiği belgeselde, Osmanlı fetih politikası ve askeri yapısı uzun uzun anlatıldı.

Asker verme yarışı
Devşirme sisteminin uzun uzun anlatıldığı belgeselde, Balkanlar’daki ailelerin önce tereddüt etseler de sonradan Osmanlı ordusuna asker vermek için birbirleriyle yarıştıkları anlatıldı. Devşirilen bir çocuğun Osmanlı idaresinde en yüksek mevkilere gelebildiğine de dikkat çekildi.

Belgeselin İstanbul’un fethi ile ilgili bölümünde ise Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra kenti yağmalatmamasına dikkat çekildi. Fatih Sultan Mehmet’in daha 19 yaşındayken fetih için yoğun biçimde askeri taktikler üzerinde çalıştığı vurgulandı.

weci
09-10-2006, 05:15 AM
Osmanlı Imparatorlugu bu kadar buyuk ve ıhtısamlı ıken bence yaptıgı en buyuk hata fethettıgı topraklarda kendı ıcınden ınsanları tam anlamıyla yerlestıremdı ve bılıme cok onem vermedı bu yuzden son zamanında asta ve yorgun gozukdu :(

EGETÜRK
09-10-2006, 05:53 AM
önce kendi dilini ve kültürünü yerlestirmeliydi,Frankofon afrika ülkeleri nasıl fransaya bağlıysa Ortadoğu ve balkanlar da bize o şekilde bağlı olmalıydı...

weci
09-10-2006, 06:09 AM
evet egeturk benden sana bı tesekkur yanı ıc egemelıgıdde almalıydı o yuzden osmalı ımparatorlua cok uzuluyorum o zamanı tabııkıde tam anlamıyla bılmıyoruz

Redd-i İlhak
09-10-2006, 07:52 AM
1- Osmanlıcı geçinen Türklük, TC, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları.
2- Atatürkçü geçinen İslâm Ümmet düşmanları.
3- Bunları yumuşak karın olarak görüp fırsat bilen ve kışkırtan her türlü Türklük düşmanları.



Allah bu üç grubu da Türklerden korusun...

EGETÜRK
09-10-2006, 08:08 AM
ad vererek denklestirme yapayim, 1-Dinciler 2-liboslar ve de satilimislar 3-Kürtler ve avrupalilar

Han
11-28-2006, 07:54 AM
boyle bir mail gelmish bugun

Son asırda yetişen, zahir ve batın ilimlerinde kamil ve dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir, büyük alim ve ruh bilgilerinin mütehassısı büyük veli Seyyid Abdülhakim Arvasi (Kuddise Sirruh) 63 yıl önce bugün 27 Kasım 1943'de aramızdan ayrıldı. Aşağıda geçen metinde Sultan Vahideddin Han ile ilişkisini ortaya konmaktadır. Allah, cümlemizi şefaatine kavuştursun. AMİN.


Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri 5 Ağustos 1919'da Sultan Vahideddîn Han tarafından Süleymâniye Medresesine tasavvuf müderrisi (ordinaryüs profesörü) olarak da tâyin edildi. Böylece hem çeşitli câmilerde vâz ederek ve hem de üniversitede hoca olarak İslâmiyeti yaymaya, din düşmanlarını susturmaya ve sindirmeye başladı.

Seyyid Abdülhakîm Efendi din bilgilerinde ve tasavvufun ince bilgilerinde çok derin idi. Üniversite mensupları, fen ve devlet adamları, çözülemez sandıkları güç bilgileri sormaya gelir, sohbetinde, dersinde bir saat kadar oturunca, cevâbını alır, sormaya lüzum kalmadan, o bilgi ile doymuş olarak geri dönerdi. Teveccühünü, sevgisini kazananlar, sayısız kerâmetler görürdü. Çok mütevâzi, pek alçak gönüllü idi. Ben dediği hiç işitilmemişti. İslâm âlimlerinin adı geçtiği zaman: "Bizler o büyüklerin yanında hazır olsak sorulmayız, gâib olsak aranmayız." ve;"Bizler o büyüklerin yazılarını anlayamayız. Ancak bereketlenmek için okuruz." buyururdu. Halbuki kendisi bu bilgilerin mütehassısı idi.

Sultan Vahideddîn Han kendilerini çok sever, takdîr ederdi ve duâlarını isterdi. Nitekim Abdülhakîm Efendi hazretleri şöyle anlattı: Memleketin işgâl altında bulunduğu ve kurtuluş savaşının başladığı günlerdi. Beşiktaş'ta Sinanpaşa Câmiinde vâz edip çıkıyordum. Kapı önünde duran bir saray arabasından, kibar bir bey inip; "El melikü yakraükesselâm ve yed'ûke iletta'âm." yâni "Sultan sana selâm ediyor ve seni iftara çağırıyor." dedi. Araba ile saraya gittik. İstanbul'un seçilmiş vâizleri, imâmları çağırılmıştı. Yemekten sonra ser müsâhib geldi. Sultanın selâmı var. Hepinizden ricâ ediyor. Anadolu'da kâfirlerle çarpışan kuvây-ı milliyenin gâlib gelmesi için duâ etmenizi ve Anadolu'daki mücâhidlere para ve duâ ile yardım etmeleri, eli silah tutanların onlara katılmaları için milleti teşvik etmenizi ricâ ediyor, dedi. Bu emir üzerine çok kimseyi Anadolu'ya gönderdim. Çok yardım yapılmasına sebeb oldum.

Bir defâsında da Sultan Vahideddîn Han, Ramazân-ı şerîf ayında Hırka-ı seâdetin bulunduğu odayı ziyâret edecekti. Seyyid Abdülhakîm Efendi'yi de dâvet etti. Diğer ileri gelen devlet adamları ve din adamları da oradaydı. Bu vakanın devâmını hizmetlerini gören Şakir Efendi şöyle nakletmektedir: Sultan tam Hırka-i seâdetin bulunduğu odanın kapısına gelince, Abdülhakîm Efendi nerededir? diye sordu. Oradaki kalabalık birbirlerine bakıştılar. O isimde birisini tanımıyorlardı. Arkaya doğru haber verdiler. Efendi hazretleri, benim ismim Abdülhakîm'dir deyince, sultan sizi istiyor deyip, hemen yol açtılar. Sultan kendilerini bekleyip yanyana biri dünyâ, biri âhiret sultanı olarak, Sultanü'l-enbiyâ Peygamber efendimizin seâdetli hırkalarının bulunduğu odaya girdiler. Berâberce ziyâret ettiler. Çıkınca Sultan bereket sayarak orada olanlara birer mendil, ona ise iki mendil hediye etmişler. Ben dış kapıda Efendi'yi bekliyordum. Geldiler ve ziyâretlerini anlattılar. "Sultan herkese bir mendil verdi, bana iki tane verdi. Birisi senindir." deyip birini bana verdiler.

nurhak
11-29-2006, 06:28 AM
Allah bu üç grubu da Türklerden korusun...

sevgili Dylan Allah Türkler'i bu üc grubtan korusun demek istedin herhalde.saygılarımla

Aybike
11-29-2006, 10:57 PM
sevgili Dylan Allah Türkler'i bu üc grubtan korusun demek istedin herhalde.saygılarımla


yok doğru yazmış..Türklerden gelecek intikamdan manasında sanırsam...

SeYYaH_tr
12-02-2006, 02:58 PM
Osmanlı Imparatorlugu bu kadar buyuk ve ıhtısamlı ıken bence yaptıgı en buyuk hata fethettıgı topraklarda kendı ıcınden ınsanları tam anlamıyla yerlestıremdı ve bılıme cok onem vermedı bu yuzden son zamanında asta ve yorgun gozukdu :(

Kendi insanlarını yerleştirdi ama sayıca fazla olmadığımızdan dolayı bu fark edilemiyor. Birde bilime en çok önem veren ülke idi Osmanlı 1600'lere kadar. Ondan sonra biraz duraksadı 1700lerde ise batıda gelişen olaylara fazla hayran kalarak kendileri yapmayı bırakıp onları yaptıklarını izlemeye başladılar. Ama Meşrutiyet ve sonrasında Abdülmecid tekrar eski osmanlıyı geri getiriyorduki maalesef ömrü yetmedi. İngiliz p*çi Lawrence düzelmeleri için tarih boyunca peygamberlerin 4'te 3'ünün gönderildiği pislik arapların kolay insan sattığını fark edip Osmanlı'ya karşı kışkırtması Osmanlı'nın en büyük kaçınılmaz sonunu hazırladı.

Osmanlı'nın gerilemeye başlamasının en önemli sebebi ise Sürekli hristiyan devletlerinden oğullarına kız alarak güçlü Osmanoğlu soyunu zayıflattı. Birde Kanuni'nin Hürrem sultanın kandırması sonucu taht uğruna iki oğlunu ve en yakın çocukluk arkadaşını öldürmesi ile Fransızlara kapütülasyonların verilmesi idi. Kapütülasyonlar ile vergilerde büyük düşüşler oldu ve avrupa zenginleşmeye başladı.

SeYYaH_tr
12-02-2006, 03:04 PM
önce kendi dilini ve kültürünü yerlestirmeliydi,Frankofon afrika ülkeleri nasıl fransaya bağlıysa Ortadoğu ve balkanlar da bize o şekilde bağlı olmalıydı...


Osmanlı yönetim kurallarını ve ahlakını İslam dininden alıyordu. Bencede en iyi demokrasi dini kuralların gerçek ve düzgün bir biçimde uygulanması ile olur ve doğrusunuda yaptı. Bu doğrultuda birçok kişi İslamın ne kadar huzurlu ve doğru birşey olduğunu görünce Müslüman oldular. Bkz. Bosnalılar, Bkz. Kırımlılar ve daha niceleri.

Osmanlı fethettiği yerlere sıradan aileleri yerleştirmiyordu, yerleştirdikleri yaşadığı çevrede en dürüst ve islamı en iyi uygulayan insanlardan seçiyorduki, oraya gittiklerinde islamı en iyi şekilde temsil ederek onları islam saflarına geçirsinler. Bu sebep doğrultusunda Kırımlılar, Bosnalılar, Arnavutlar vs. gibileri Osmanlı'ya hiç ihanet etmeyip yardım ettiler. Diğer şekilde zorla yapsaydılar böyle dostlar olmazdı bence.

yavuz
12-02-2006, 03:07 PM
Han, ne güzel mail imiş o öyle... Allah hepimize nasip etsin "bir dost"tan böyle mailler ;)

SeYYaH_tr
12-02-2006, 03:17 PM
Sen kimsinki beni kovuyorsun ? Kendi dusuncenden baska dusunce istemiyorsan git forum kur zit fikirleri banla dur sana gore degil tartismak.
Bana gorede sen mankurtsun din yuzunden kimligini benligini kaybetmissin araplasmissin Turklugunu unutmussun Islam imparatorlugunu ozluyorsun.

Biz (Türklerin Osmanlısı) arap değiliz, zaten araplarda senin gibi örümcek kafalı.

Sen islam hakkında birşey bilmiyorsan konuşma. Yoksa ağırlaşır laflarım. Sen islamı bir devlet, halk gibi algılamışsın galiba. İslam ne bir halk topluluğu, nede arapların bir kültürü. İslam tüm insanlığın kötülükten, cimrilik ve israftan arındırmak için. Sana tavsiyem git bir ilmihal al, sonra islam üzerine bir, iki sohbete katıl. Sonra iki gün bu konuyu kendi kanfa düşün. O zaman bu yazdıklarını birdaha yazmak aklına bile gelmez.

yavuz
12-02-2006, 03:18 PM
METE'nin üslubu öyle, ne yapsın? Hor görmemek lazım...

Demir Kağan
12-02-2006, 03:41 PM
İslam ne bir halk topluluğu, nede arapların bir kültürü.

Bunu anlamanız güzel. Peki sizce başkaları bunu anlamış mı? METE'nin ve onun gibilerin isyanı da buna.

SeYYaH_tr
12-02-2006, 03:46 PM
Bunu anlamanız güzel. Peki sizce başkaları bunu anlamış mı? METE'nin ve onun gibilerin isyanı da buna.


Birçok kişi bunu anlamış değil vede bunları sayısı gittikçe artıyor. Ama Metenin isyanı bunu anlamayanlara değil gibime geliyor. Laflarından islamın kötü birşey olduğuna inandığını düşünerek yazdım.

Han
12-10-2006, 03:43 AM
OSMANLI



Müthiş bir hadise, göz yaşartacak türden....2004 yılında Frankfurt'ta
hayatını kaybeden Merhum İlhan Bardakçı'nın Kudüs'te yaşadığı bir
hatıra
hakikaten ilginç ve bir o kadar da ibret verici. Okurken çok
etkilendim. Ve
bu satırlarda sizlerle paylaşmak istedim.

Bardakçı anlatıyor ;
''Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve
gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri
rehberlerinin
yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz. Kudüs Kapalı Çarşısı'nda
rüzgâr
gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz
yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa'nın önüne
avuşturur.
Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble'mize yani... Hemen oracıkta,
ilk
avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. "12 bin şamdanlı avlu"
derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs'ü devlete
katmıştır
da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve
bütün
ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan
kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes
Mescid'in bağdaş kurduğu ikinci
avluya ulaşırsınız.

Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy...
İskeletleşmiş
vücudu üzerinde bir garip giysi... Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya
kaftan?.. Değil. Öyle bir şey, işte. Başındaki kalpak mı, takke mi, fes
mi?
Hiçbsirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm.
Hasadı
yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve
kavruk
bir deri kalıntısı.
Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski
vatandaşımız. İstanbullu.

"Kim bu adam?" dedim.
Lâkaydi ile omuz silkti. "Bilmem." diye cevap verdi.

"Bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı
gibi,
hâlâ duruyor ya... Kimseye bir şey sormaz. kimseye bakmaz, kimseyi
görmez."
Kan mı çekti nedir? Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım.
Selâmünaleyküm baba." dedim.
Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle
çizilmişçesine
donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu
Türkçemizle cevap verdi:
- Aleykümüsselâm oğul...
Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm...
- Kimsin sen, baba? dedim.
Anlattı ki, ben de size anlatacağım.

Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet (Osmanlı) çökerken, biz Kudüs'ü 401
yıl 3
ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız.

Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu
bozulmuş,
çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen
zaman
içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki
kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir
muamelesi yapmaz.

Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım.
- Ben, dedi, Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı
bölüğünden...
Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi
zımbaladı:
- Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11.
Ağır
Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım..
Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki
başı,
öpülesi sancak gibiydi...Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi
mırıldandı:
- Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine
teslim
eden mi?
- Elbette, dedim, buyur hele...

Konuştu:
- Memlekete avdetinde (dönüşünde) yolun Tokat Sancağı'na düşerse...
Git,
burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi'yi
bul.
Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki...
Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:
- O'na de ki, gönül komasın. Ona de ki, "11. Makineli Takım Komutanı
Iğdırlı
Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır.
Tekmilim tamamdır kumandanım. dedi" dersin...


Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri
ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi
gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl
kendisini
unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti.

''Kaynak: Zafer Dergisi. (Sayı: 345

METE
12-10-2006, 05:21 PM
[QUOTE=SeYYaH_tr;551410]Biz (Türklerin Osmanlısı) arap değiliz, zaten araplarda senin gibi örümcek kafalı.

Sen islam hakkında birşey bilmiyorsan konuşma. Yoksa ağırlaşır laflarım. Sen islamı bir devlet, halk gibi algılamışsın galiba. İslam ne bir halk topluluğu, nede arapların bir kültürü. İslam tüm insanlığın kötülükten, cimrilik ve israftan arındırmak için. Sana tavsiyem git bir ilmihal al, sonra islam üzerine bir, iki sohbete katıl. Sonra iki gün bu konuyu kendi kanfa düşün. O zaman bu yazdıklarını birdaha yazmak aklına bile gelmez.[/QUOTE

Diger dinlerde boyle seylerden bahseder hicbiri demezki kotuluk yapın cimrilik yapın israf yapın diye.:cool:

SeYYaH_tr
12-11-2006, 05:44 AM
[QUOTE=SeYYaH_tr;551410]Biz (Türklerin Osmanlısı) arap değiliz, zaten araplarda senin gibi örümcek kafalı.

Sen islam hakkında birşey bilmiyorsan konuşma. Yoksa ağırlaşır laflarım. Sen islamı bir devlet, halk gibi algılamışsın galiba. İslam ne bir halk topluluğu, nede arapların bir kültürü. İslam tüm insanlığın kötülükten, cimrilik ve israftan arındırmak için. Sana tavsiyem git bir ilmihal al, sonra islam üzerine bir, iki sohbete katıl. Sonra iki gün bu konuyu kendi kanfa düşün. O zaman bu yazdıklarını birdaha yazmak aklına bile gelmez.[/QUOTE

Diger dinlerde boyle seylerden bahseder hicbiri demezki kotuluk yapın cimrilik yapın israf yapın diye.:cool:


Diyorlardı ama uygulamıyorlardı. Osmanlı ise uyguluyordu.


ve
Senin hala islam karşıtı bir misyoner olduğunu düşünüyorum.

BOZ-OK
12-11-2006, 05:56 AM
Diyorlardı ama uygulamıyorlardı. Osmanlı ise uyguluyordu.


Soyle diyelim de gerceklere daha uygun olsun... "Uyguladigi zamanlar da olmustur, uygulamadigi zamanlar da"....:cool:

yavuz
12-11-2006, 03:25 PM
Osmanlı'yı eleştirirken öbür dünyayı da düşünmek gerekli...

BOZ-OK
12-11-2006, 03:39 PM
Osmanlı'yı eleştirirken öbür dünyayı da düşünmek gerekli...


Niye? Cehenneme mi gidecekler Osmanli'yi elestirenler?

yavuz
12-13-2006, 01:57 PM
Niye? Cehenneme mi gidecekler Osmanli'yi elestirenler?

Allah'ın bayrağını bu dünyada 600 yıl şerefle dalgalandıran bir devleti ve hanedanı haksızca eleştirince öyle olacağından şüphemiz olmasın!

-ki Osmanlı'yı "var olmayan" sayısız kötü yönleriyle eleştirmeyelim...

Tabriz_Han
12-13-2006, 02:14 PM
Yavuz bey, Osmanliya cok saygim var ama "Allahin Bayragi" diye birsey yoktur, tabiki Osmanliyada elestirebiliriz. Allahin bayragi, partisi filan yok.

yavuz
12-13-2006, 02:32 PM
Elbette eleştirebiliriz... Benim kastım gündem oluşturmak için eleştiri yapanlaradır. (Osmanlı-Safevi mücadelesi konusunda olduğu gibi.)

BOZ-OK
12-13-2006, 04:40 PM
Allah'ın bayrağını bu dünyada 600 yıl şerefle dalgalandıran bir devleti ve hanedanı haksızca eleştirince öyle olacağından şüphemiz olmasın!



Tan eylemen hocalar,
Hatiriniz hos olsun,
Varuben ol tamuda,
Biraz yanasim gelir.

:rolleyes:

Han
12-14-2006, 01:41 AM
Kula belâ gelmez Hak yazmayınca
Allah belâ vermez, kul azmayınca...

******-

BOZ-OK
12-14-2006, 02:18 AM
Kula belâ gelmez Hak yazmayınca
Allah belâ vermez, kul azmayınca...

******-


Eger yukardaki beyite katilirsak, ornegi Osmanli Imparatorlugu'dur....

O cihan imparatorlugu, 150 yil boyunca surekli gerilemis ve sonunda batmistir.... Kissadan hisse...:rolleyes:

gurkan
12-14-2006, 02:29 AM
Eger yukardaki beyite katilirsak, ornegi Osmanli Imparatorlugu'dur....

O cihan imparatorlugu, 150 yil boyunca surekli gerilemis ve sonunda batmistir.... Kissadan hisse...:rolleyes:

Deme bilmiyorduk. Osmanlı İmparatorluğu bir kul idi.:rolleyes:

Demek devletlerde Kul olabiliyor. Ben insanları bilirdim;)

Han
12-14-2006, 02:35 AM
Eger yukardaki beyite katilirsak, ornegi Osmanli Imparatorlugu'dur....

O cihan imparatorlugu, 150 yil boyunca surekli gerilemis ve sonunda batmistir.... Kissadan hisse...:rolleyes:


onun için Ah çekiyorum ya bozok... onlar bile yıkılmaktan kurtulamıyorsa, bir hisse de biz çıkartalım kendimize...

Gelmemiş türkçede ''Lebid'' Hassan'ın
Yok bizde ne ''Bürde'' ne ''Muâllaka''.
Yolunda baş veren Al-i Osman'ın
La'l ile yazdığı tarihten başka.
****
****

BOZ-OK
12-14-2006, 02:38 AM
Elbette eleştirebiliriz... Benim kastım gündem oluşturmak için eleştiri yapanlaradır. (Osmanlı-Safevi mücadelesi konusunda olduğu gibi.)

Yavuz, bu konudaki dusuncelerim bu konu basliginin 12. sayfasinda acikca ifade edilmistir, tarihin menkibeler uzerinden yazilamayacagini bir kere daha hatirlatirim...:)


Kenaney kardesim,

Bu threadin adi Osmanli, dolayisiyla Osmanli imparatorluguyla ilgili her turlu konunun konusulmasi gayet dogaldir....Herkesin bildigi gibi, Osmanli 600 yil hukum surmus buyuk bir devlettir...Bu sure icerisinde kurulmus, yukselmis, duraklamis ve nihayet cokmustur...Gayet tabiidir ki, 6 yuzyil icersinde cok buyuk basarilarin yaninda cok buyuk hezimetler de olmus, cok dogru yapilan seylerin yaninda cok buyuk hatalar da yapilmistir....Osmanli zaman zaman cok yetenekli, faziletli ve buyuk devlet adamlari tarafindan yonetilmis, zaman zaman da yeteneksiz, capsiz ve hatta rezil yoneticilerin eline kalmistir....Ben inaniyorum ki Osmanli imparatorlugu donemi, her yonuyle dikkatli bir sekilde analiz edilmesi ve objektif olarak degerlendirilmesi gereken bir donemdir uzun Turk tarihinde.....Ustelik Osmanli tarihi, sadece Turklerin tarihi degil, ayni zamanda Osmanli imparatorlugunun tebasi olmus diger butun uluslarin da tarihidir....Eger bunu yapmaz ve objektif tarih yerine, duygusal ve hamasi bir Osmanli edebiyati yaparsak bununla sadece kendimizi kandirmis oluruz ve bunun da hickimseye bir faydasi dokunmaz....Halbuki tarih iyi degerlendirilmesi ve ders alinmasi gereken bir seydir....Yoksa ona objektif tarih denmez ve bu yapilanin da Battal gazi kara prense karsi menkibelerinden bir farki kalmaz....Sonuc olarak Osmanli sadece Turk tarihinde degil, fakat dunya tarihinde de cok onemli bir yeri ve etkisi bulunan bir devlettir...O ne bazi arkadaslarin kendilerini inandirmaya calistiklari gibi sadece her yonuyle mukemmeliyetten ibaret, ne de bazi Islam ve Turk dusmanlarinin propaganda ettikleri gibi sadece kaba kuvvetten olusan bir barbar devletidir....Bence bu sekilde ortaya atilan tarih tezlerinin hepsi de maksatlidir veya en azindan tamamen duygusaldir (ask veya nefret)....Ama kesin olan bir sey var ki, her iki durumda da gercekten uzaktir....Ben isterdim ki bu threadda Osmanlinin niye sanayi devrimini iskaladigi tartisilsin, ulema-asker-reaya iliskisi ve bu iliskinin sosyal yanlari konusulsun, matbaanin niye osmanliya bir kac yuzyil gecikmeli olarak geldigi tartisilsin, devsirme sisteminin Osmanli devleti uzerindeki etkileri konusulsun, ne bileyim kisacasi hamasi edebiyat yerine objektif tarih konusulsun, objektif degerlendirmeler yapilsin....Ama goruluyor ki, bir takim insanlar gercekler yerine hayallerin dayanilmaz hafifliginde uyumayi tercih ediyor....Kendi kendilerine hic bir akli basinda insanin ciddiye almayacagi menkibeler anlatmayi tarih konusmak saniyor....Ben simdi burada, Osmanli her konuda mukemmeldi, tarihi boyunca mukemmel idare edildi, butun padisah ve Osmanli yoneticileri de cok kahraman idi desem, cok mu iyi yapmis olacagim...Boyle soyleyince Osmanli devletinde yapilmis olan butun yanlislar, yonetimde bulunmus olan butun reziller ortadan mi silinecek, tarih degisecek mi? Niyedir gerceklerden bu kadar korkmak, yoksa kendi soylediklerimize kendimiz de mi inanmiyoruz? Her neyse, anlasilan o ki, henuz bu tur tartismalar icin cok erken bu forumda....Bol eglenceli menkibeler...

BOZ-OK
12-14-2006, 02:40 AM
Deme bilmiyorduk. Osmanlı İmparatorluğu bir kul idi.:rolleyes:

Demek devletlerde Kul olabiliyor. Ben insanları bilirdim;)


:lol: :lol: :lol:

Ohomm, cok zekice bir yanitla beni mat ettin Gurkan, aferin....:rolleyes:

gurkan
12-14-2006, 02:41 AM
:lol: :lol: :lol:

Ohomm, cok zekice bir yanitla beni mat ettin Gurkan, aferin....:rolleyes:

Yok olmadı oyun bozdun. böyle zevki olmuyor. :lol:

BOZ-OK
12-14-2006, 02:54 AM
onun için Ah çekiyorum ya bozok... onlar bile yıkılmaktan kurtulamıyorsa, bir hisse de biz çıkartalım kendimize...

Gelmemiş türkçede ''Lebid'' Hassan'ın
Yok bizde ne ''Bürde'' ne ''Muâllaka''.
Yolunda baş veren Al-i Osman'ın
La'l ile yazdığı tarihten başka.
****
****

Han, iste tam ifade etmeye calistigim da budur... Tarih ders almak icindir, gecmisini gercekci olarak degerlendiremeyenler, gelecegini de sekillendiremez...Osmanli tarihini menkibeler ve hamaset uzerine yazmaya calismanin da anlamsizligi ve zavalliligi buradadir zaten... Osmanli 150 yil boyunca gerilemis ve batmistir... Aslinda En guclu oldugu dusunuldugu zamanda, Kanuni Sultan Suleyman'i izleyen donemde de duraklama donemine girmistir... Begenelim veya begenmeyelim, gercek budur...Bunun sebepleri vardir ve asil incelenmesi ve tartisilmasi gerekenler bunlardir... Osmanli Imparatorlugunu her sartta, hakli veya haksiz savunmaya ve onu her yonuyle mukemmel gostermeye calisan, elestirilmesine bile dayanamayan arkadaslari maalefesef tarihi olaylar ve hayatin gercekleri yalanlamaktadir, dolayisiyla dustukleri durum komiktir... Osmanli devleti, dogrulariyla, yanlislariyla bir imparatorluktu, cok buyuk Padisahlar ve devlet adamlariyla yonetildigi donemler oldugu gibi, basiretsiz, cahil ve beceriksiz (ve hatta deli) Padisahlar ve devlet adamlariyla da yonetildigi donemler olmustur... Neyse, ben kim ne derse desin, gercekler ile yasamayi, hayallerin hafifligine tercih ediyorum... Ve kim ne derse desin, dogru bildiklerimi soylemeye devam edecegim, fikirlerime katilirsiniz veya katilmazsiniz, bu sizin bileceginiz bir is...

Han
12-14-2006, 03:04 AM
bu konuyu açtığımda kendi vatandaşlarımaTürkiyeyi bunlarla asevdirme gayesi vardı... dolayısıyla hep iyi yönleriyle örenketeşkil edecke yönleriyle anlatmaya gayret ettim...
çünkü bugün dindar bilinen vatandaşlarımız bile Osmanlıyı din düşmanı olarak biliyor a'rap kaynaklarından...

burası sırf türkiyelilere hitap eden forum olsaydı dediğine ses çıkartmazdım... ama ... bu konu altında güzel şeyler anlatılabilirdi... bu hassaiyeti diğer Özb Rus bölüğmlerinde de gösterimeye çalışıyorum TR ye düşman kazandırmamak için...

neyse

BOZ-OK
12-14-2006, 03:45 AM
bu konuyu açtığımda kendi vatandaşlarımaTürkiyeyi bunlarla asevdirme gayesi vardı... dolayısıyla hep iyi yönleriyle örenketeşkil edecke yönleriyle anlatmaya gayret ettim...
çünkü bugün dindar bilinen vatandaşlarımız bile Osmanlıyı din düşmanı olarak biliyor a'rap kaynaklarından...

burası sırf türkiyelilere hitap eden forum olsaydı dediğine ses çıkartmazdım... ama ... bu konu altında güzel şeyler anlatılabilirdi... bu hassaiyeti diğer Özb Rus bölüğmlerinde de gösterimeye çalışıyorum TR ye düşman kazandırmamak için...

neyse

Han, seni anliyorum, bu gayretini de takdir ediyorum ama senin amacina ulasmanin yolu menkibeler ve gercekten kopuk bir Osmanli portresi degildir, bu tur bir yaklasim aslinda son tahlilde senin amacinin tam tersine hizmet eder hale gelecektir... Senin bahsettigin kaynaklarin maksatli olduguna katiliyorum ve Osmanlinin bu tur cevreler tarafindan bu sekilde saldiriya ugramasinin aslinda Turk dusmanligini yaymak amacina yonelik oldugunu da biliyorum, maalesef Arap ulusunun karakteri ve ozellikle Ingilizlerin sinsi politikalari nedeniyle Arap milliyetciligi Turk'e karsi sekillenmis bir milliyetciliktir... Acizane, icinizde Araplari benden daha iyi taniyan biri daha oldugunu sanmiyorum, dolayisiyla soylediklerinden ve hatta cok daha fazlasindan haberdarim... Ancak, Turklere karsi yurutulen propaganda o kadar basit bir propaganda degildir ve bu propaganda cok zekice sekillendirilmistir...Maalesef, adamlarin savlari da bir takim gerceklere ve tarihi olaylara dayanmaktadir, yani tamamen mesnetsiz degildir... Yani boyle bir propagandanin karsisina menkibe anlatilarak ve cok kolayca aksi ispatlanabilecek tarih savlariyla cikilamaz, bu sadece inanilirligi ve guvenilirligi zedeler... Aldanmanin en kolay yolu kendini baskalarindan daha kurnaz sanmaktir demisler...Bizlerin elindeki en buyuk guc, guvenilirlik, gercekleri soylemek, akil ve mantigi kullanarak dogru tahliller yapmaktir, zaten Osmanlinin gercek portresini iyi ve kotu yanlariyla ortaya koymak korkacagimiz bir sey olmamalidir, tarihimizin buyuklugune inanmiyormuyuz yoksa? Binlerce yillik, 3 kitaya yayilmis koca Turk tarihini sadece Osmanli donemiyle mi sinirliyoruz? Niye onun yanlislarini da savunmak zorunda oluyoruz? Yani, koskoca Turk tarihi butun bunlara ipotekli de, Osmanli'da hasbelkader gelip gecmis bazi kotu padisah ve yoneticileri de mutlaka savunmak zorundamiyiz? Ben tam tersini dusunuyorum, Turk tarihi oyle genis ki, Osmanli icinde sadece bir yapraktir... Mesela, Ulu Emir Timur Yildirim bayezid'den daha az mi buyuktur? Veya Hasbelkader meshur Caldiran savasini Yavuz Sultan Selim degil de, Sah Ismail kazansaydi, bu gun tarih ayni mi yazilmis olacakti? Bunlar hep dusunmeye deger konulardir Han, ama anlamaniz gereken bir gercek var, eger planli bir iftira kampanyasinin karsisina hamaset ile cikarsaniz kaybedersiniz... Ben koca Turk ulusunun, Adriyatik'ten Cin'e kadar bunu haketmedigini dusunuyorum, ben bu ulusun Anadolulusuyla, Gagauzuyla, Azerisiyle, Ozbegiyle, Kirgiziyla, Kazagiyla, Uyguruyla ve diger kollariyla cok buyuk olduguna inaniyorum, esas onemli olan bu buyuklugu vurgulamaktir, koca tarihimizi sadece Osmanli'dan ibaretmis gibi gorup, ona ipotek etmek degil...Umarim kendimi ifade edebilmisimdir...

BOZ-OK
12-14-2006, 06:05 AM
Bu arada, Osmanli Imparatorlugu'nu yonetmis ve sonunda gerileyip, aciz duruma dusup, yikilmasina sebep olmus cigeri bes para etmezlerin yaninda, asagidaki gibi bir ferman verebilmis padisahlar da olmustur... Biz vatanini savunmak icin dusmana direnenlerin katli vaciptir fetvasi verebilmis seyhulislamlarin, o hareketin komutaninin idam fermanini verebilmis padisahlarin yaninda, asagidaki ferman gibi insanlik tarihinin bilinen ilk insan haklari beyannamesini yayinlamis padisahlar oldugunun da farkindayiz...Ama bu dahi, bu fermani vermis olan padisahin yeri geldiginde gercekci bir gozle elestirilmesine engel degildir...Bizim uzerinde durmamiz gerekenler iste bunlardir Han...

Yil 1463, Fransız İhtilâli'nden 326, 1948 Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesinden 485 ve Amerika'nın keşfinden 29 yıl önceki bir tarih...

Bu gunku Turkce ile,

MURAT HAN'IN OĞLU, MEHMET DAİMÎ MUZAFFER!

DÜNYA FATİHİ, HAŞMETLİ VE ULU SULTAN'IN İMZALI VE PARLAYAN MÜHÜRLÜ FERMANI AŞAĞIDADIR.

BEN FATİH SULTAN HAN, BÜTÜN DÜNYAYA İLÂN EDİYORUM Kİ; KENDİLERİNE BU PADİŞAH FERMANI VERİLEN BOSNALI FRANSİSKENLER HİMÂYEM ALTINDADIR VE EMREDİYORUM:

HİÇ KİMSE NE BU ADI GEÇEN İNSANLARI NE DE ONLARIN KİLİSELERİNİ RAHATSIZ ETMESİN VE ZARAR VERMESİN. İMPARATORLUĞUMDA HUZUR İÇERİSİNDE YAŞASINLAR VE BU GÖÇMEN DURUMUNA DÜŞEN İNSANLAR ÖZGÜR VE GÜVENLİK İÇERİSİNDE YAŞASINLAR. İMPARATORLUĞUMDAKİ TÜM MEMLEKETLERE DÖNÜP KORKUSUZCA KENDİ MANASTIRLARINA YERLEŞSİNLER.

NE PADİŞAHLIK EŞRÂFINDAN, NE VEZİRLERDEN VEYA MEMURLARDAN, NE HİZMETKÂRLARIMDAN, NE DE İMPARATORLUK VATANDAŞLARINDAN HİÇ KİMSE BU İNSANLARIN ONURUNU KIRMAYACAK VE ONLARA ZARAR VERMEYECEKTİR.

HİÇ KİMSE BU İNSANLARIN HAYATLARINA, MALLARINA VE KİLİSELERİNE SALDIRMASIN, HOR GÖRMESİN VEYA TEHLİKEYE ATMASIN. HATTA BU İNSANLAR BAŞKA ÜLKELERDEN DEVLETİME BİRİSİNİ GETİRİRSE ONLAR DA AYNI HAKLARA SAHİPTİR.

BU PADİŞAH FERMANINI İLÂN EDEREK BURADA, YERLERİN, GÖKLERİN YARATICISI VE EFENDİSİ ALLAH, ALLAH'IN ELÇİSİ AZİZ PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED VE 124 BİN PEYGAMBER İLE KUŞANDIĞIM KILIÇ ADINA YEMİN EDİYORUM Kİ; EMRİME UYARAK BANA SADIK KALDIKLARI SÜRECE TEBAAMDAN HİÇ KİMSE BU FERMANDA YAZILANLARIN AKSİNİ YAPMAYACAKTIR.

BOZ-OK
12-14-2006, 09:11 AM
Anadolu'da sapkın bir inanış olan şiiliğin propagandası yapılması karşısında buna engel olma çabası ve İran Seferi de menkıbedir, değil mi... Şah'ın kısa sürek meydan savaşının sonlarına doğru kaçması da...

Yavuz, evladim, hala anlamamakta inat ediyorsun...Biliyorum, anlamayacaksin da, cunku senin Sunni inanci disindaki butun inanclarla problemin var ve bunu uzerinden atmadigin surece objektif bir degerlendirme yapman da imkansizdir...Ama bir kere daha deneyecegim,

1- O donem Anadoludaki durum senin dusundugun gibi basit bir Sii-Sunni catismasi degildir... Butun ciddi tarihciler bir konuda birlesirler, o da konunun dini degil, siyasi oldugudur ve altinda bir cok sosyo-ekonomik sebeplerin yattigidir...Anadolu Turkmenlerinin Sah Ismail tarafinda yer almalari da cok daha baska sebeplere dayanir...Kaldi ki, Anadolu Aleviligi, Iran Siiliginden cok farkli bir seydir... Bu konuda Kurshad'in yine bu konu basligi altinda yazmis oldugu iletileri bir kere daha gozden gecirmeni tavsiye ederim, oldukca yararlidirlar...Sen tarihi olaylara din gozluguyle bakmaya devam ettigin surece de asla saglikli bir analize varamayacaksin...O sapik bir inanctir, bu degildir gibi yaklasimlar subjektif yaklasimlardir....Iste hamasetle tarih yazilamiyordan da kastim zaten budur...

2- Sah Ismail savas alaninindan kacma konusunda ne ilk, ne de sondur... Osmanli tarihine bakarsan, bunun bazi orneklerini orada da goreceksin... Kaldi ki, Yavuz Sultan Selim savasi kazandi da ne oldu? Savas alaninda kazandigi topraklarda hic bir hakimiyet kuramadan geri dondu ve Safeviler daha Osmanli ordusu bolgeyi terkeder terketmez topraklarini tekrar savassiz geri aldilar... Yani bu zafer aslinda sonuclari itibariyla attigi tas urkuttugu kurbagaya degmeyen bir zaferdir... Anadoluda Turkmen isyanlari daha da azmis, Siiler daha da guclenmistir, yani sonuclari itibariyla son tahlilde bu, Siilerin isine yaramistir... Bu konuda konusulacak pek cok konu vardir ama kusura bakmazsan, boyle bir tartismayi 15 yasindaki bir cocukla yapmama hakkimi sakli tutayim...:)

yavuz
12-15-2006, 08:33 AM
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=%22ak%C4%B1l+ya%C5%9Fta+de%C4%9Fil+ba%C5%9Ftad%C 4%B1r%22&meta=

Han
01-18-2007, 06:28 AM
Bitmeyen Osmanli


Arkadaşımız, Medine’de Ravza-i Mutahhara’da namaz kılar. Terlemeye başlayınca hırkasını çıkarır, yan tarafına koyar. Yanında duran kişi, bir arkadaşımıza bakar, bir hırkasına bakar. Sonra da hırkasını kaldırır, tazimle el üstünde tutar.
Arkadaşımız bu yapılana bir anlam veremez, önce sorgulayıcı bakışlarını çevirir, sonra da mahcup bir tavırla bu hareketin sebebini sorar.
Hırkayı hâlâ tazimle tutmaya devam eden kişi, arkadaşımızın elbisesindeki ay-yıldızlı armayı işaret eder, Osmanlı, Müslümanların hamisi gibi kelimeler kullanır, Osmanlılara ait elbisenin yere bırakılmaması gerektiğini anlatmaya çalışır.
Arkadaşımız bu durum karşısında hem çok duygulanır, hem de utanır; ama elbisesinin tutulmasının da doğru olmadığını anlatmaya çalışır...
O saf, tertemiz Müslümanın bildiği Osmanlı’nın artık bulunmadığını da anlatmaz, iç sızısıyla kalır...
***
Aynı arkadaşımız Medine’de gezerken, nur yüzlü, Pakistanlı olduğunu sandığı bir kişi yaklaşır, ihtiyacı olduğunu belirterek, bir miktar para ister. Adamın görünüşü dilencilere benzemiyor, arkadaşım üstünü arıyor ama verecek parayı bulamıyor. Mahcup bir şekilde para bulunmadığını söyler. Nur yüzlü ihtiyar da mahcup bir şekilde ayrılır, Mescid-i Nebi’ye doğru gider. İhtiyar ayrıldıktan sonra cepler bir daha aranır, bir miktar para bulunur, hızlı gidebilecek bir arkadaşlarına, o zata parayı yetiştirmesi ricasında bulunulur.
Parayı götüren kişi hızlı adımlarla gidiyor, ama ihtiyarı yakalamak kolay değil. Zaten başka kimseden de para istemiyor, Mescid-i Nebi’ye doğru gidiyor.
Parayı götüren kişi Mescide varmadan ihtiyar zata yetişip parayı veriyor. İhtiyar zat tekrar dilenci olmadığını, yiyecek için bir miktar paraya ihtiyacı bulununca uygun kişiler aradığını, kendilerindeki ay-yıldız armasının Osmanlı’yı hatırlattığını, Müslümanların hamisi olan Osmanlılardan bu parayı istemenin daha doğru olduğuna inandığı için kendilerinden bu parayı istediğini belirtir...

nurhak
01-18-2007, 10:43 AM
Osmanlıda Ahlak:

Sultan Selîm Han’ın:
“Şâyet askerlerimin torbasında yabancı bağlardan koparılmış meyve görseydim, Mısır seferinden vazgeçerdim. Haramla zafer elde edilmez!” sözü meşhurdur.

Osmanlılar, doğruluk husûsunda eşsiz, nâmus konusunda da da son derece hassas bir gönül yapısına sahiptirler. Bu halleri, pek yüksek ve müstesnâ bir fazîlet arzeder ki, bu da, Kur’ân-ı Kerîm ile sünnet ahkâmından kaynaklanır.

Diğer taraftan Osmanlı’da doğruluk ve nâmus anlayışı, yalnız kendilerine değil, ırk ve mezhep ayırımı yapılmaksızın bütün milletlere karşı tatbik edilen umûmî bir şuûr hâlindedir. Bu gerçeği birçok misâllerde görebilmek mümkündür. Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Osmanlı mülkünü tedkîk eden papazların, kızlarını bir medreseye gönderip de sabahleyin onlardan aldıkları Türkler’in nâmusları hakkındaki mâlumat ve benzeri gerçekler, kendilerini İslâm ile şereflendirecek kadar tesirli olmuştur.


Gerek sultanların tâlimatları, gerekse ahâlî ve askerlerin tavır ve davranışlarında pek bâriz bir şekilde görülen bu hassâsiyet, düşmanlarımız tarafından bile itiraf ve ikrâr edilmiştir. Bu yüksek fazîletin yaşandığı Osmanlı’da tabiî bir netice olarak birçok ticarî ve iktisâdî antlaşmalar senetsiz yapılmıştır. Tek bir kişinin yıllarca dağlardan altınlar naklettiği halde hiçbir tecâvüze uğramaması da, Osmanlı’daki eşsiz doğruluk ve nâmus mefhûmunun başka yerlerde misli görülmemiş bir tezâhürüdür. Memlekette görülen birtakım hîlekârlık, sahtekârlık ve eğrilik gibi menfîliklerin, müslüman ahâlîden ziyâde gayr-i müslimlere münhasır olduğu yabancılar tarafından da açıkça ifâde ve itiraf edilmiştir.

A. de la Motraye şöyle der:
“Türkler’in namuskârlığını ifâde etmek husûsunda bir an bile tereddüt edemem. Ben dalgın bir kimseyim. Muhtelif dükkânlardan öteberi satın alırken bazen kesemi, bazen vakti anlamak için baktığım saatimi eşyâ yığınları arasında unuttuğum çok olmuştur. Bazen de vereceğim paranın iki mislini bıraktıktan sonra, dükkâncının fazla verdiğim parayı görmesine vakit kalmadan çekip gittiğim olur. Fakat şunu ifâde edeyim ki, benim bütün bu hâllerime rağmen Türk dükkânlarında hiçbir şeyim ve bir tek meteliğim bile kaybolmamıştır. Zîrâ dükkâncılar, vaziyeti anlar anlamaz peşimden hemen adam koştururlar. Eğer dalgınlığımın neticesini anladıktan sonra dükkâna dönememişsem, o zaman da unuttuğum şeyi iâde için ikâmetgâhımın bulunduğu Beyoğlu’na kadar adam gönderirler. Bu hâl bir kez değil, defalarca tahakkuk etmiştir.”

İsveç’in stanbul sefirliğini yapan ve bu esnâdaki tedkîkleri ile Osmanlı müesseseleri ve teşkilatı hakkında yedi ciltlik bir eser yazan d’Ohsson:
“Osmanlı Türkleri, diğer fazîletleri kadar nâmuskârlık, dürüstlük ve doğruluk gibi Kur’ân’ın en kıymetli ahkâmına dayanan meziyetleri itibariyle de şayân-ı takdîrdirler. Onların medh ü senâ edilecek meziyetlerinden biri de, verdikleri söze sâdık olmalarıdır. Onlar, başkalarını aldatmaktan ve emniyeti suistimal ile birkısım insanların saflığından istifâdeye kalkışmak ve istismar etmekten büyük bir vicdan azâbı duyarlar. Kendi aralarındaki bütün muâmelelerine yerleşmiş bulunan bu kemâli, hangi dîn ve mezhebe mensub olursa olsun, bütün yabancılara karşı da aynı şekilde gösterirler. Bu noktada müslimle gayr-i müslim arasında hiçbir fark gözetmezler. Çünkü onlar, her türlü gayr-ı meşrû kazançları İslâmiyet bakımından haram sayarlar ve meşrû olarak kazanılmamış bir servetin ne bu dünyâda, ne de âhırette hiçbir hayrı olamayacağına kat’î surette îmân ederler.” demektedir.

borcugin
01-18-2007, 05:08 PM
Anadolu'da sapkın bir inanış olan şiiliğin propagandası yapılması karşısında buna engel olma çabası ve İran Seferi de menkıbedir, değil mi...

Osmanlıda Ahlak:
hangi din ve mezhebe mensub olursa olsun
S.A.

Şiilik inancına sapkın bir inanc dememistir benim (!) atalarım. Musluman ve de Osmanlı Ahlakina sahip insanlar olarak bir inanca saldirmamistir benim atalarim. Mekanlari cennet olsun.

Selametle.

Karayılan
01-18-2007, 09:14 PM
Osmanli degil daha iyisi var Turan
Bu illa devlet olmak zorunda da degil AB gibi bir birliktelik olabilir mesela bosverin artik arap yarimadasini orta doguyu onlar bizi istemiyorlar ki biz onlari isteyelim. Artik onlarla ancak iki dost millet olabiliriz o da eger dostlugumuzu hakederlerse. Tek Budun Tek Ulke Turan

Karayılan
01-18-2007, 09:21 PM
Yavuz, evladim, hala anlamamakta inat ediyorsun...Biliyorum, anlamayacaksin da, cunku senin Sunni inanci disindaki butun inanclarla problemin var ve bunu uzerinden atmadigin surece objektif bir degerlendirme yapman da imkansizdir...Ama bir kere daha deneyecegim,

1- O donem Anadoludaki durum senin dusundugun gibi basit bir Sii-Sunni catismasi degildir... Butun ciddi tarihciler bir konuda birlesirler, o da konunun dini degil, siyasi oldugudur ve altinda bir cok sosyo-ekonomik sebeplerin yattigidir...Anadolu Turkmenlerinin Sah Ismail tarafinda yer almalari da cok daha baska sebeplere dayanir...Kaldi ki, Anadolu Aleviligi, Iran Siiliginden cok farkli bir seydir... Bu konuda Kurshad'in yine bu konu basligi altinda yazmis oldugu iletileri bir kere daha gozden gecirmeni tavsiye ederim, oldukca yararlidirlar...Sen tarihi olaylara din gozluguyle bakmaya devam ettigin surece de asla saglikli bir analize varamayacaksin...O sapik bir inanctir, bu degildir gibi yaklasimlar subjektif yaklasimlardir....Iste hamasetle tarih yazilamiyordan da kastim zaten budur...

2- Sah Ismail savas alaninindan kacma konusunda ne ilk, ne de sondur... Osmanli tarihine bakarsan, bunun bazi orneklerini orada da goreceksin... Kaldi ki, Yavuz Sultan Selim savasi kazandi da ne oldu? Savas alaninda kazandigi topraklarda hic bir hakimiyet kuramadan geri dondu ve Safeviler daha Osmanli ordusu bolgeyi terkeder terketmez topraklarini tekrar savassiz geri aldilar... Yani bu zafer aslinda sonuclari itibariyla attigi tas urkuttugu kurbagaya degmeyen bir zaferdir... Anadoluda Turkmen isyanlari daha da azmis, Siiler daha da guclenmistir, yani sonuclari itibariyla son tahlilde bu, Siilerin isine yaramistir... Bu konuda konusulacak pek cok konu vardir ama kusura bakmazsan, boyle bir tartismayi 15 yasindaki bir cocukla yapmama hakkimi sakli tutayim...:) Alevilere karsi nedense Milliyetciyim diyenlerin bir tepkisi var anlamiyorum. Size bir sey soyleyeyim Alevi Turkmen topluluklari dis evlilige kapali olduklarindan orta asyadan getirdikleri kani bizden daha iyi muhafaza etmislerdir. Peki siz bu insanlara milliyetcilik adi altinda nasil dusman olabiliyorsunuz? Milliyetcilik millet duygusuna dayalidir ayni milletten olan insanlarin birbirlerine dusman olmalari Milliyetcilige aykiridir. Artik Ulkucu dusunceye mensup soydaslarimin bu gibi dusuncelerden arinmasini ve alevi kandaslarimiza sahip cikmalarini istiyorum. dincilik yapmayalim lutfen

Han
01-19-2007, 12:40 AM
2. Abdülhamid’in petrol haritası...

> Haber Merkezi

ANKARA- 34’üncü Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid, özellikle 1800’lerin son çeyreğinde tüm dünyada gündeme gelen ve stratejik bir maden olduğu kabul edilen petrol için büyük çaba harcamıştı. Padişah tarafından hazırlanan bu petrol haritası ile, “Güneydoğu’da petrol var mı, yok mu?” sorusuna bir asır önce cevap verilmişti. Haritaya göre Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamında yüksel ölçekte petrol rezervleri bulunuyor. Görevli mühendisler araştırmalarını Doğu ve Güneydoğu ile sınırlı tutmayıp Osmanlı toprakları içinde bulunan Zaho, Erbil, Kerkük, Süleymaniye, Musul ve Bağdat gibi bölgeleri de taramışlar. En ilginci ise, 106 yıl önce hazırlanan petrol haritasının birçok yerinde hâlihazırda petrol çıkarılıyor olması. Geçtiğimiz yıl Barzani ailesi tarafında Habur Çayı’nın öteki kıyısında çıkartılan ve Türkiye’nin, tabir yerindeyse, iştahını kabartan petrol kuyuları bunlardan sadece biri.

Kendi kesesinden harcadıSultan 2. Abdülhamid, bilhassa 1800’ün son çeyreğinde tüm dünyada gündeme gelen ve stratejik bir maden olduğu kabul edilen petrol için büyük çaba harcadı. Fakat o zamanlar yetişmiş jeoloji ve maden mühendisi olmaması Devlet-i Aliyye’nin elini kolunu bağlıyordu. Uğruna savaşların çıkartılacağı, yeni bir dünya düzeninin oluşturulacağı petrolün ehemmiyetini anlayan Abdülhamid Han, sıkıntıları kendi fedakârlıkları ile aşmasını bildi. Hazîne-i Hâssa’sından, yani şahsî mal varlığından ödenek çıkartarak, geniş çaplı bir petrol rezervi tespit çalışması başlattı. Sultan’ın kendi parasıyla yaptırdığı bu çalışmada, yabancı ve yerli mühendisler eşliğinde Musul ve Bağdat bölgesinde, Dicle ve Fırat havzasında petrol taraması yapıldı. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habib Necib Efendi yönetimindeki araştırma ekibi, çalışmalarını 22 Ekim 1901’de Sultan Abdülhamid’e sundular.

Hakkâri ve Bitlis vurgusu
Bu zamana kadar söylenegelen ancak mahiyeti hakkında fazla bilgi bulunmayan Sultan’ın petrol haritası, sadece Kuzey Irak’ta değil, Hakkâri ve Bitlis’te de petrol bulunabileceğini gösteriyor. Haritayı hazırlayan heyet, Bitlis Suyu denilen çayın kıyısı boyunca önemli petrol rezervleri tespit etmiş. Heyetin başkanı Paul Groskoph, petrol noktalarını tek tek tespit ettiklerini aktarırken, takip ettikleri güzergâhı da detaylı bir şekilde anlatıyor. Petrol havzasını dolaşan Groskoph, Siirt tarafında ve Dicle Nehri kıyısında zengin petrol rezervlerinin bulunduğunu belirtiyor. Dicle Nehri kıyısındaki noktalarda yeterli araştırmayı yükselen sulardan dolayı yapamadıklarını da raporuna ilâve eden Groskoph, nehrin kıyısı dışında, Dicle’nin kıyı şeridi boyunca uzayıp giden yüksek dağlarda da petrol bulunduğunu arz etmiş. Groskoph, o dönemin teknik imkânları sebebiyle 900 metre yükseklikteki bu dağlardan petrolün çıkarılması ve nakliyatının zor olacağını hatırlatmayı da unutmamış.

‘Kerkük’te bol petrol var’
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çalışmalarını tamamlayan heyet daha sonra, bugün Irak sınırları içinde kalan merkezlerde petrol taramasına devam etmiş. Kerkük, Babagürgür, Zaho, Süleymaniye, Bağdat, Musul ve Altınköprü’deki petrol noktaları, kilometre ve yerleşim yerlerine göre yön tayini yapılarak kayıt altına alınmış. Raporda Kerkük ve şehre 15 kilometre uzaklıktaki Babagürgür bölgesinde yoğun miktarda petrol rezervinin bulunduğu belirtiliyor. Ekip, yaptığı tetkikler neticesinde en kaliteli petrolün Bağdat yakınlarındaki El-Kayra ile Mendel’de olduğu kararına da varıyor. Ne var ki, kısa bir zamanda bu kadar noktada tarama yaptırarak günün kıt imkânlarına rağmen petrol tespitini belgelendiren Abdülhamid Han’ın saltanat ömrü petrol çıkartmaya yetmiyor.

Mühendisin iki önemli notu
Ulaşımın Dicle’de sal üstünde, karada da at ve eşek sırtında yapıldığı bir dönemde aylarca süren bu çalışmanın neticesinde, Başmühendis Paul Groskoph, ince detayların yer aldığı raporun sonuna iki önemli noktayı da ilâve etmeyi unutmamış: “Dicle ve Fırat nehirleri havzasında zengin ve mühim petroller bulunuyor. Bunların işletilmesi ve pazarlanması için Bağdat’a uzanan bir tren yolu lâzım. 1889’da inşaatına başlanan ve 1902’de biten (Hicaz) demiryolu, petrolün Anadolu’ya taşınmasını sağlayacaktır. Bunun için ana hatta sadece birkaç ilâve ek hattın yapılması yeterlidir.” Başmühendisin ikinci notu ise, iyi değerlendirilmesi durumunda bu petrol coğrafyasının gelecekte “dünyanın en önemli merkezlerinden” biri olacağı...

>>> 106 yıl önce çizilen petrol haritası

http://img116.imageshack.us/img116/723/haritaci7.jpg

Petrol rezervi tespit edilen 65 nokta
1. Diyarbakır
2. Mardin
3. Bismil
4. Hazro Çayı
5. Sinan
6. Batman Çayı
7. Dicle
8. Midyat
9. Bedran
10. Bitlis Suyu
11. Tulan
12. Siirt
13. Botan Çayı
14. Habur
15. Fındık
16. Cizre
17. Dehuk
18. Zaho
19. Habur Çayı
20. Hakkari
(Çölemerik)
21. Ahmediye
22. Bisan
23. Alkuş
24. Akra
25. Büyük Zap
26. Revanduz
27. Musul
28. Karakuş
29. Nemrut
30. Küçük Zap
31. Erbil
32. Köysancak
33. Altınköprü
34. Şargat
35. Hamrin Dağı
36. Kerkük
37. Taşhurmatı
38. Tavuk
39. Karadağ
40. Süleymaniye
41. Karadağ
42. Aksu
43. Tuzhurmatı
44. Kefri (Salahiye)
45. Deli Abbas
46. Tikrit
47. Samarra
48. Haso çayı
49. Narbin Suyu
50. Diyale Suyu
51. Ramadi
52. Felluce
53. Mendeli
54. Bakuba
55. Kâzımiye
56. Bağdat
57. Museyyeb
58. Hılle
59. Kerbela
60. Hit
61. Fırat
62. Anah
63. El-Kadim
64. Ebu Kemal
65. Meydani

nurhak
01-19-2007, 08:39 AM
Alevilere karsi nedense Milliyetciyim diyenlerin bir tepkisi var anlamiyorum. Size bir sey soyleyeyim Alevi Turkmen topluluklari dis evlilige kapali olduklarindan orta asyadan getirdikleri kani bizden daha iyi muhafaza etmislerdir. Peki siz bu insanlara milliyetcilik adi altinda nasil dusman olabiliyorsunuz? Milliyetcilik millet duygusuna dayalidir ayni milletten olan insanlarin birbirlerine dusman olmalari Milliyetcilige aykiridir. Artik Ulkucu dusunceye mensup soydaslarimin bu gibi dusuncelerden arinmasini ve alevi kandaslarimiza sahip cikmalarini istiyorum. dincilik yapmayalim lutfenSevgili Turansoyu,yanlış bir kanı kardesim.Ben milliyetci bir adamım ve hiçbir zaman alevi insanımla bir sıkıntım hiçbir konuda olmadı.Buda küresel güçlerin ayrıstırma cabasından baska bir sey degil.Normal alevi,sünni vatandasın birbiriyle bu topraklarda yüzyıllardır hiçbir meselesi olmamıstır,olamazda,olan birkac olayda ise iktidar hevesiyle gözü hiçbirsey görmiyen kuklalardır kardesim,iri,diri ve bir olduktan sonra bunların hepsi avuclarını yalar.saygılarımla

Han
01-26-2007, 06:07 AM
http://img183.imageshack.us/img183/2636/aacaaslanzekatparasfv0.jpg

..............

afsharkizi
01-26-2007, 02:04 PM
Dünya en büyük zenginliklerine sahiptik....

Demir Kağan
01-26-2007, 02:36 PM
Dünya en büyük zenginliklerine sahiptik....

Hadi canim..:lol:

Han
02-19-2007, 11:53 PM
İşte Abdülaziz'in kanlı gömleği

Zaman, bileklerini keserek intihar ettiği ileri sürülen Sultan Abdülaziz'in kanlı giysilerini ortaya çıkardı. 131 yıldır Topkapı Sarayı'nın depolarında saklanan kıyafetler, cinayet iddiasını güçlendiriyor.

http://medya.zaman.com.tr/2007/02/16/abdulaziz.jpg
Sultan Abdülaziz'in ölümünden birkaç gün önce çekilmiş son fotoğrafını gündeme taşıyan Zaman, şimdi de padişahın 'şehadeti'nde üzerinde bulunan kanlı giysileri buldu. 131 yıldır saklanan kıyafetler, Topkapı Sarayı'nın depolarında ortaya çıktı. Giysiler pantolon, hırka, dizlik, gömlek, atkı ve iç kıyafetten oluşuyor. Yanlarında, Sultan'ın bileklerini kestiği iddia edilen bir makas da var. Tanıtıcı etikette, "Abdülaziz'in şehadetinde üzerinde bulunan giysiler" kaydı düşülmüş. Olayın üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen elbiseler hâlâ kan kokuyor. Padişahın cenazesini yıkayan imamın, "Hâlâ bileklerinden kanlar süzülüyordu, vücudunda darp izleri vardı." ifadesini doğrularcasına kıyafetler kanlar içinde. Ancak herhangi bir yırtılma yok.

Resmî tarih, Sultan Abdülaziz'in 30 Mayıs 1876'da tahttan indirildikten dört gün sonra iki bileğini keserek intihar ettiğini yazsa da, tarihçilerin büyük bölümü öldürüldüğü konusunda hemfikir. Giysileri sandıkta saklayan Pertevniyal Valide Sultan da, oğlunun intihar ettiğine hiçbir zaman inanmadı. Hatıratında, Abdülaziz'in Feriye Sarayı'na gizlice sokulan üç pehlivan tarafından öldürüldüğünü söyledi.

Pertevniyal Valide Sultan'ın, elbiseleri bugüne ulaşmasını sağlayarak tarihî gerçeklerin ortaya çıkmasını amaçladığı belirtiliyor. Tarihçiler, bir insanın her iki bileğini keserek intihar etmesinin mantıken mümkün olmadığına işaret ediyor.

Abdülaziz dönemiyle ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Vahdettin Engin, padişahın öldürüldüğü kanaatini yineliyor. Serasker Hüseyin Avni Paşa ile meşrutiyet arayışında olan Yeni Osmanlılar'ın bir olup Sultan'ı katlettiğini düşünen Engin, tarihin bu belgeler ışığında yeniden yazılması gerektiğini söylüyor. "Sultan Abdülaziz neden öldürüldü?" sorusunu ise şöyle cevaplıyor: "Abdülaziz'den sonra başa geçen V. Murad, aklî dengesi yerinde olmayan sağlıksız biriydi. Bunu herkes biliyordu. Onun başarısızlığı halinde başa yeniden geçecek ilk isim Abdülaziz olacaktı. Darbeciler bu ihtimali göz önünde bulundurarak padişahı katletti." Tartışmalı tarihî olaylarla ilgili kitaplarıyla tanınan Dr. Erhan Afyoncu, "Sultan Abdülaziz'in öldürüldüğü şüphe edilmeyecek bir gerçektir. Bir bileğini kesen biri diğer bileğini nasıl keser? Bu bir kere akla mantığa ters. Sultan, gerek hapsedildiği sarayda gerekse bu saraya götürülürken ağır hakaretlere uğradı. Sadece o değil, Harem'de yaşayan annesi, ablası da hakaret gördü. O dönemde kimse tahttan indirilse bile padişah ailesine bunu yapmaya cesaret edemezdi. Öldürüldükten sonra padişahın cesedi günlerce karakolda bekletildi. Bu bile çok ağır ve birçok soruyu içinde barındıran bir durum. Zaten padişahın kayınbiraderi Çerkes Hasan, bir süre sonra Hüseyin Avni Paşa'yı öldürüyor. Bu cinayet de bize padişahın intikamını almak için yapıldığını gösteriyor." diye konuştu. Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketlerini sürdüren Abdülaziz (1830-76), 14 yıl 11 ay 5 gün tahtta kaldı. Mithat Paşa'nın kışkırtmalarıyla üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876'da bir protesto yürüyüşü düzenledi. 30 Mayıs 1876 Salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir. Abdülaziz'in tahttan indirildikten 4 gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayı'nda sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği iddia edilse de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar var.

Kanlar içindeki bu elbiseler ibret verici

Evet gerçekten de Sultan Abdülaziz'in kanlı kıyafetlerinin Topkapı Sarayı Müzesi'nde saklanıyor olması son derece önemli. Bu her şeyden önce Osmanlı'nın tarihe, atalarının mirasına verdiği önemi gösterir. Müzecilik tarihi açısından da fevkalade önemli bir şey. Kanlar içindeki elbise ibret verici. Kanlı bir elbiseyi atmamış, yakmamış, bugüne kadar aynen korumuşuz. Atalarımızdan kalan Kaşıkçı Elması da, bir kumaş parçası da müzeciler için değerlidir. Sultan Abdülaziz'in ölümüne gelince, intihar etti demek mümkün değil, basbayağı öldürülmüştür. Bu kadar net.

Öldürülmeden önceki son fotoğrafını da yayınlamıştık

İki yıl önce yayınladığımız Sultan Abdülaziz'in son fotoğrafı, Osmanlı sultanına reva görülen 'aşağılayıcı' tavrı gözler önüne seriyordu. Saray fotoğrafçılarından Vasilaki Kargopulo tarafından çekilen fotoğrafta, padişahın giydiği kıyafetler ve arkasında lâubali şekilde duran sarayın alt görevlileri dikkat çekiyor. Endişeli gözlerle bir sandalye üzerinde oturan Abdülaziz'in arkasında duran iki görevli, sultanın omuzuna dirsek dayamış şekilde poz veriyor. Fotoğraf, Bahattin Öztuncay'ın hazırladığı "Hatıra-i Uhuvvet: Portre Fotoğraflarının Cazibesi 1846-1950" adlı kitapta yayınlanmıştı.

Abdullah Kılıç
16/02/2007

Han
03-07-2007, 04:09 AM
Osmanlı bilimi çağının 500 yıl önündeymiş

http://www.gazetevatan.com/pics/news/110221000.jpg Pergelle gelişigüzel çizildiği sanılan Osmanlı çinilerinin, aslında günümüzde yeni uygulanan bir teknikle çizildikleri ortaya çıktı

Dünyanın en saygın eğitim kurumlarından Amerikan Harvard Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmada Avrupalı bilim adamlarının 1970’lerde geliştirdiği ve şu anda uçak sanayisinde kullanılan matematik formüllerini Müslüman sanatçıların 15’inci yüzyılda geliştirdiğini ortaya çıkardı.

Avrupa Uzay Ajansı fizikçilerinden Peter Lu, araştırmasında, Bursa ve Erzincan’da Osmanlı sanatçılarının 15’nci yüzyıl cami süslemelerini inceledi. Seramik ve çinilerde sanatçılar, üçgen, kare gibi temel geometrik şekilleri kullanarak, kendini tekrar etmeyen ve sonsuza kadar giden karmaşık şekiller kullanıyordu. Bilim adamları bugüne kadar, bu şekillerin cetvel ve pergelle “gelişigüzel” çizildiğine inanıyordu.

Ancak Prof.Lu, bu süslemelerin bu kadar basit olmadığını ve Avrupa’da 1970’e kadar bilinmeyen bir karmaşık bir yöntemle çizildiğini ortaya çıkardı. Peter Lu, süslemelere örnek olarak Bursa ve Erzincan’daki camileri gösterdi. Prof. Lu, Amerikan Science dergisinde yayınlanan araştırmasında “Süslemeler, bugüne kadar üstünde durmadığımız İslam kültürünün aslında düşündüğümüzden daha ileri seviyede olduğunun bir göstergesi” diye yazdı.

PENROSE YÖNTEMİ
Çini ve seramiklerdeki şekiller, Avrupa’da 1970’te Oxford Üniversitesi matematikçisi Roger Penrose tarafından geliştirilen “Penrose” yöntemiyle benzerlik gösteriyor. Penrose Çizimi, modern matematikte bir düzlemde kendini tekrar etmeyen şekilleri inceleyen “Kuasikristal Geometri”nin en büyük örneği olarak gösteriliyor. Penrose, bugün, uçakların dış kaplamasında mühendislerin en çok başvurdukları yöntem.

http://www.gazetevatan.com/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=26.02.2007&Newsid=110221&Categoryid=7

PS: Ah Osmanli, Osmanli....

deyrambel
03-07-2007, 04:54 AM
Osmanlı Milletler Topluluğu

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül’e şunları söylemiş:
“Osmanlı Milletler Topluluğu kuralım. İngiltere Commonwealth denen Britanya Milletler Topluluğu’nu eski sömürgeleriyle kurdu. Biz Osmanlıyı hiçbir zaman sömürgeci görmedik. Güçlü olduğu kadar hoşgörülü Osmanlı düzeni günümüzde de uygulanamaz mı? Biz Osmanlının parçasıyız. Osmanlıyı biz Cezayirliler Cezayir’e davet ettik ama gitmesini istemedik.”

Tarihini bilen bir devlet adamının sözleri... Osmanlı, Tunusluların ve Cezayirlilerin daveti üzerine Kuzey Afrika’ya geldi. Gelmese idi bugün 4 Kuzey Afrika Arap devleti, İspanyolca konuşan Katolik Latin Kuzey Afrika idiler. 300-400 yıl kaldık.

(Birinci Cihan Savaşı’na girmese idik Osmanlı İmparatorluğu devam eder miydi?) sorusu bugün hâlâ bana en çok sorulan suallerden biridir. Devam etmez, bütün imparatorluklar gibi sona ererdi. Ancak kendi irademizle tasfiye ederdik. İkinci Cihan Savaşında İngiltere ve Fransa’nın yaptığı gibi (tabii bize yabancı bir ülkede kalmak için o ülkenin bir milyon insanını falan öldürmezdik). Türkiye, yakılıp yıkılmazdı. Daha doğal sınırları içinde, şüphesiz Halep, Musul, Kerkük, Adalar gibi Türkiye’nin parçalarını sınırlarımız içinde bırakarak Arap ve diğer kavimlerin ülkelerinin bağımsızlığını tanıyıp, dostça ilişkilerimizi devam ettirirdik. Bugün Commonwealth’de 50 kadar bağımsız devlet üyedir.

Biz imparatorluğumuzu kendi irademizle tasfiye etmek şansını, Enver Paşa adında 33 yaşındaki genç bir generalin macera hevesi ve cehaleti sebebiyle kaybettik. Aksi takdirde bugün, büyük devletler arasında bulunacak, tamamen gelişmiş milli bir Türkiye’de yaşayacaktık. Ama imparatorluğumuzu, 1918’de bizi yenen, en dehşetli düşmanlarımız istedikleri gibi tasfiye ettiler.

Bugün bir Osmanlı Topluluğu mümkün mü? Gerçi Clinton gibi en yetkili ağızlar böyle bir imada bulundular. Ama zorluk şuradadır ki biz, imparatorluk esprisinden mahrum nesiller yetiştirdik. Osmanlı falan deyince, babalarını ve dedelerini aşağılayıp tüyleri diken diken olan nesiller... İmparatorluk yönetmek yeteneğinin kanlarında mevcudiyeti öne sürülse bile, ispata muhtaçtır.

(Yılmaz Öztuna, Türkiye, 13.04.2005)

bugun turan birligi, islam birligi gibi bir chok fikirler ortaya atilmakta savunucusundan fazla yadirgayani var. ama her ikisinde de gozler donup dolaship Turkiye'ye chevirilmekte. boyle bir kapsamli ishin uhdesinden ancak Turkiye gelir anlami chikiyor bundan. Turkiye bu birliktelik ishine Islam da Turan da demeyip Osmanli Milletler Toplulugu ile bashlasa nasil olur acaba?
eger biz 1. dunya savasina girmeseydik bu gun anadolu da rum ermeni gibi hristyanlar olacakti..
dua et girdik savasa koskoca anadoluyu musluman turk hale getirdik
ittihat terakkiperverin bu ulkeye katkisi da oldu kotulugu de ama en buyuk katkisi su ermenilerden kurtulmamizdir parazit gibi adamlar
simdi amerika da orda burda yasiyorlar
iyi ki isyan etmislerde osmanli gondermis halebe oraya buraya gitmisler

Han
04-24-2007, 03:17 AM
OSMANLI TARİHİNDE İLKLER

http://www.osmanli700.gen.tr/tr_images/album/tablo17.jpg
* Osmanlıların ilk Beylik merkezleri ve bir bakıma ilk başkentleri Söğüt Kasabasıdır. Daha sonra sırasıyla Yenişehir, Bursa, Edirne ve İstanbul başkent oldu.

* Osmanlı tarihinde ilk savaş, 1284 yılında Bizans tekfurlarıyla yapılan Ermeni Beli savaşıdır.


* Osman Bey'in ele geçirdiği ilk kale Kolca Hisar Kalesi dir (1285).


* Osman Bey'in ilk askeri anlaşması 1306 yılında Ulubad Tekfuru ile yapılan anlaşmadır.


* İlk fethedilen ada, 1308 yılında alınan İmralı Adası dır.


* İlk barış anlaşması, 1330 yılında Orhan Gazi ile Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos arasında imzalanmıştır.


* "Rumeli" adı verilen Avrupa yakasında ilk ele geçirilen yer, Gelibolu da Orhan Gazi nin büyük oğlu Süleyman Paşa tarafından alınan Çimpe limanıdır.


* "Sikke" adı verilen ilk Osmanlı madeni parası Orhan Gazi adına 1327 yılında basılmıştır.


* İlk daimi ordu 1328 yılında Orhan Gazi Bey in emriyle kurulmuş olup bu orduya "Yaya" adı verilmiştir.


* Osmanlı tarihinde ilk şair padişah Fatih Sultan Mehmed in babası İkinci Murad dır.


* Osmanlı padişahlarından İstanbul u ilk kuşatan Yıldırım Bayezid dir (1391).


* Osmanlı tarihinde savaş meydanında şehid olan ilk (ve tek) padişah Birinci Murad dır (1389). (1. Kosovo Savaşı)


* İstanbul a defnedilen ilk padişah Fatih Sultan Mehmed dir.


* Fethin sembolü olan Ayasofya da ilk Cuma Namazı fetihten üç gün sonra 1 Haziran 1453 günü Akşemseddin tarafından kıldırılmış olup cemaat arasında Fatih ve O nun şanlı askerleri hazır bulunmuşlardır.


* Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul a tayin edilen ilk vali Karıştıran Süleyman Bey dir.


* İlk İstanbul Kadısı Hızır Bey Çelebi olup; bugünkü Kadıköy semti O na tahsis edildiği için bu adı almıştır.


* Devşirmelerden olup da Sadrazamlık makamına yükselen ilk kişi, fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından tayin edilen Mahmud Paşa dır.


* Önceleri Asya ve Avrupa da toprakları bulunan Osmanlı İmparatorluğu na ilk defa Afrika da toprak kazandıran padişah Mısır Fatihi Yavuz Sultan Selim dir.


* İstanbul da öldürülen ilk padişah, "Genç Osman" adıyla bilinen İkinci Osman dır.


* "Valide Sultan" adıyla anılan ilk padişah anası, İkinci Selim in hanımı ve Üçüncü Murad ın anası olan Nur Banu dur.


* Osmanlılarda ilk matbaa, Üçüncü Ahmed zamanında ve 1727 yılında faaliyete geçen İbrahim Müteferrika Matbaası dır.


* İlk vapur, İkinci Mahmud zamanında ve 1827 yılında satın alınmış olup halk arasında "Buğu gemisi" adıyla anılmıştır.


* İlk kıyafet kanunu 3 Mart 1829 yılında ve İkinci Mahmud zamanında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre sarık ve cüppe ilmiye sınıfına ayrılmış olup devlet memurlarının fes, setre, pantolon ve kaput giymeleri kararlaştırılmıştır.


* İlk gazete yine İkinci Mahmud döneminde ve 1 Kasım 1831 Salı günü yayınlanan Takvim-i Vakayi dir.


* Osmanlı tarihinde ilk borçlanma Sultan Mecid döneminde ve 1855 yılında olmuştur. 28 Haziran Perşembe günü Londra da imzalanan anlaşma ile İngiltere ve Fransa dan beş milyon İngiliz altını borç alınmıştır.


* Türkiye de ilk telgraf da yine Sultan Mecid döneminde kurulmuş, 9 Eylül 1855 Pazar günü faaliyete geçmiştir.


* Avrupa seyahatine çıkan ilk ve tek Osmanlı Padişahı Sultan Aziz dir 21 Haziran 1867 tarihinde başlayan bu yolculuk 44 gün sürmüştür.


* Türkiye nin yurt dışında katıldığı ilk sergi 1851 yılında Londra da düzenlenen Tarım ve Sanayi Ürünleri Sergisi dir.


* Türkiye de ilk sergi ise 27 şubat 1863 tarihinde Sultan Ahmed Meydanı nda Sultan Abdülaziz in de katıldığı bir törenle açılan "Sergi-i Osmani" dir. Çeşitli el sanatları ile tarım ve sanayi ürünlerinin yer aldığı bu sergiye İmparatorluk sınırları içinde kalan ülkelerden olduğu gibi bazı Avrupa ülkelerinden de katılımlar oldu.


* İstanbul a ilk tünel yine Sultan Abdülaziz zamanında Fransız Mühendis Emile Gavand tarafından yapıldı ve bu tünel 17 Ocak 1874 günü hizmete girdi. Dünyanın üçüncü yeraltı treni olan bu tünel 575 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir.


* Türkiye de Meşrutiyet in ilk ilanı, 23 Aralık 1876 (Sultan İkinci Abdülhamid).


* İlk olarak Sultan İkinci Abdülhamid döneminde açılan okullar: Mekteb-i Hukuk-i Şâhâne (Hukuk), Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne (Tıp), Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne (Siyasal Bilgiler), Mekteb-i Şâhâne Hendese-i Mülkiye (Teknik Üniversite), Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi, Orman ve Madenler Mektebi.


* Haydarpaşa - İzmit - Ankara demiryolu ilk olarak 1888 yılında İkinci Abdülhamid in Almanya dan aldığı mâli destekle gerçekleştirildi. Ankara - Bağdat demiryolu hattının yapımına girişildi.


* İlk Boğaziçi Köprü Projesi de Sultan İkinci Abdülhamid döneminde yapıldı. 1900 yılında, Anadoluhisarı ile Rumeli Hisarı arasında bir köprü kurulması için Bosphorus Railroad Company adlı şirket çalışmalara başladı. Köprü üzerine demiryolu döşenmesi de planlanmıştı. Böylece, Avrupa dan kalkan bir tren Bağdat a kadar gidebilecekti. Ancak iç karışıklıklar ve Sultan Abdülhamid in tahttan indirilmesi o zaman için bu projenin gerçekleştirilmesine engel oldu.

BOZ-OK
04-24-2007, 05:43 AM
Minarelere yildirim dusmesini onlemek icin paratoner takilmasi onerisini de dine aykiri oldugu gerekcesiyle Seyhulislam fetvasiyla engellemek gibi bir ilke de imza atmistir sanli Osmanli... Mekanlari cennet olsun, her konuda ilk olmayi kimselere birakmaz idi o akil-i evveller...

HYML
04-24-2007, 06:00 AM
Minarelere yildirim dusmesini onlemek icin paratoner takilmasi onerisini de dine aykiri oldugu gerekcesiyle Seyhulislam fetvasiyla engellemek gibi bir ilke de imza atmistir sanli Osmanli...

Hocam tarih neydi hatırlayamadım. Ben öyle bir fetvaya imza atmadım.:cool:

borcugin
04-24-2007, 06:45 AM
Minarelere yildirim dusmesini onlemek icin paratoner takilmasi onerisini de dine aykiri oldugu gerekcesiyle Seyhulislam fetvasiyla engellemek gibi bir ilke de imza atmistir sanli Osmanli... Mekanlari cennet olsun, her konuda ilk olmayi kimselere birakmaz idi o akil-i evveller...
S.A.

Belge sunabilirim. Yıl 1890. Medresenin bugünkü anlamdaki bazı akademik tezleri:

1- Bir suçluya bıldırcın kuşunun dilini suda haşlayıp üç kere Ayet-el Kürsi okurup yedirirseniz suçlu iltisaka gelir.

2- Siyah iplik ile beyaz iplik mübarek bir adamın mezarından alınan toprak içinde üç gün bekletilirler ise renk değiştirirler.

Hemen zıplamayın. Osmanlı'yı eleştiriyoruz. Onu sevmediğimizi söylemiyoruz. Ama mükemmel bir Osmanlı ortaya koymak isteyenlerin bazı gerçekler ile yüzleşmesini ve hayal dünyasında yaşamamasını niyaz eyliyoruz. :)

Selametle.

BOZ-OK
04-24-2007, 09:35 AM
Hocam tarih neydi hatırlayamadım. Ben öyle bir fetvaya imza atmadım.:cool:

Bu vakia, 18. asir ortalarinda, bir Alman sirketinin Devlet-i Ali Osmani'ye minarelere paratoner takilmasini teklif ile bir mukavele yapma arzusunu beyan etmesi ile meydana gelmis bir vakiadir, buyuk ihtimalle senden onceki Seyhulislamlardan birisi imzalamistir... :cool:

O cennet mekanlar, din-i Islam'a mugayyir tasarruflardan oylesine imtina ederler idi ki, "prasa" denilen sebzenin yenilmesinin dinen caiz olup olmadigi bile Seyhulislam'a sorulur idi... Neyse ki, Seyhulislam'in cevabi olumlu olmustur da, bu gun o cennet mekanlar sayesinde zeytinyagli prasa yeme saadetine nail olabiliyoruz, Allah onlardan razi olsun...:cool:

bezgin
04-24-2007, 10:07 AM
Osmanli, bir halife ve ona bagli bir ümmetten ibaretti. Bu yüzden hanedan soyunu cok cabuk unutmus ve asagilamistir. Bunun yazili kanitlari var isterseniz bir sonraki mesajima ekleyebilirim.

Osmanli, tarihin belirli bir döneminde cok önemli ve saglikli bir güctü ve gerekliydi. Gerekliligini Türk ve Islam özelliklerini dengede tutabildigi sürece korudu.

Ama Türklügü'nü kaybederken gücünü de kaybetti. Osmanli'yi dis gücler degil, Türk milleti tasfiye etmistir. Ve dogru da yapmistir.

yavuz
04-25-2007, 01:59 PM
Minarelere yildirim dusmesini onlemek icin paratoner takilmasi onerisini de dine aykiri oldugu gerekcesiyle Seyhulislam fetvasiyla engellemek gibi bir ilke de imza atmistir sanli Osmanli... Mekanlari cennet olsun, her konuda ilk olmayi kimselere birakmaz idi o akil-i evveller...

"Kuyruk acısı" denilen bu olsa gerek... :rolleyes:

(Tabi üstte eleştirilen yazının, yapılan eleştiriyle alakasız olması da ayrı bir olay... Han ağabeyim demiş ki; "OSMANLI TARİHİNDE İLKLER". Bizim BOZ-OK ağabeyimiz bunu "DÜNYA TARİHİNDE OSMANLI İLKLERİ" olarak algılamış. Doğaldır, ben de aynı hataya İsrail veya ABD söz konusu olsaydı düşebilirdim.)

BOZ-OK
04-26-2007, 02:40 AM
"Kuyruk acısı" denilen bu olsa gerek... :rolleyes:

Hangi kuyruk acisi Yavuzcugum? Turk ulusu burada, Osmanli devleti nerede? :lol:

Sakasi bir yana... Yavuz, Turklerin kurmus olduklari devletler ve onlarin basarili-basarisiz tarihsel surecleri ile Turklugu birbirine karistiriyorsun sen... Turklugu Osmanlidan ibaret sanma cahilligine veriyorum ben bunu... Turkler tarihte bir cok devletler kurmuslardir, bunlarin hepsi de tarihsel surec icinde yikilip gitmislerdir, Osmanli da bunlardan biridir ama dunyanin belki de en eski ulusu olan Turk ulusu dimdik ayaktadir... Yani Hz. Ebu Bekir'in sozlerine kinaye yaparsak, "Eger Turklugun sadece Osmanli devleti demek oldugunu saniyorsan, bil ki Osmanli devleti yok olmustur ama eger Turkluge inaniyorsan, bil ki Turk ulusu yasiyor"....:cool:



(Tabi üstte eleştirilen yazının, yapılan eleştiriyle alakasız olması da ayrı bir olay... Han ağabeyim demiş ki; "OSMANLI TARİHİNDE İLKLER". Bizim BOZ-OK ağabeyimiz bunu "DÜNYA TARİHİNDE OSMANLI İLKLERİ" olarak algılamış.

Sanirim haklisin, ben "dunya tarihinde Osmanli ilkleri" olarak anlamisim, senin dedigin acidan, yani "Osmanli tarihinde ilkler" acisindan bakinca, minarelere paratoner takilmasi konusundaki fetvanin Osmanli tarihindeki ilk abuk sabuk fetva olmadigi aciktir, daha eski ve abuk sabukluk konusunda rekor sayilabilecek baska fetvalar vardir...:lol:


Doğaldır, ben de aynı hataya İsrail veya ABD söz konusu olsaydı düşebilirdim.)


Ne demek istedigini bir acsana, elim kasiniyor da...:lol:

Karayılan
04-26-2007, 06:26 AM
Yakinda Duyunu Umumiye kurulur siz de ozlediginiz eski gunlere donersiniz.
Bu gun kac sirket yabancilar tarafindan satin alindi acaba? Bilen var mi?

Turkiye bu birliktelik ishine Islam da Turan da demeyip Osmanli Milletler Toplulugu ile bashlasa nasil olur acaba?

Sevgili Han Osmanlicilik fikri oleli bir asirdan fazla oldu. Bize ayriliklarin yasanmayacagi bir birliktelik gerek. Ne dini ne etnik yonden ayriliga dusmeyecegimiz tek toplum Turk dunyasidir.
Ayrica kimsenin "ah Osmanli nereye gittin" dedigi filan yok. Su an itten rezil durumda yasayan Araplar bile boyle birseyi dusunmuyor. Ne diyelim "kendi dusen aglamaz". O tren kacti siz arkasindan mendil sallayin...

bezgin
04-26-2007, 06:48 AM
"You must spread some Reputation around before giving it to Turansoyu again."

O degil de simdiki halimizin de Osmanli'dan bir farki kalmadi zaten. Rüsvet, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma vs.

Orta Asya'ya bakiyorum onlarin da durumu bizden farkli degil. Yönetimlerde her türlü yozlasma var, iste ultra ya da micro-milliyetciligi kullanarak durumu idare ediyorlar.

Türk Birligi'nin önündeki en büyük engel: Sorunsuz isleyen bir demokrasi yok asil sorun burada. Türkiye de dahil olmak üzere bu cografyanin on yil sonra ne durumda olacagi hakkinda garanti verebilen var mi?

Osmanli isteyenler, zaten Osmanli'da yasiyorsunuz haberiniz yok.

METE
04-26-2007, 07:09 AM
Osmanlı bilimi çağının 500 yıl önündeymiş

http://www.gazetevatan.com/pics/news/110221000.jpg Pergelle gelişigüzel çizildiği sanılan Osmanlı çinilerinin, aslında günümüzde yeni uygulanan bir teknikle çizildikleri ortaya çıktı



VAYYYY ANASINI SAYIN SEYIRCILER NE BUYUK BULUS BU SEKILLER BIZI DUNYANIN EN ILERI MILLETI YAPAR .
Simdi soruyorum piramitlerin yapim sirrini daha yeni ogrendiler 5-10 yil oluyor simdi MISIR lilar dunyadan 1000 yil ileridmiydi ?
Yarın haber yaparlar yine degisik nakis sanati kullanmis osmanli cagin 500 yil ilerisindeymis diye bırakın yahu bunlarlamı ovunuyorsunuz osmanlı bilim ve ilim devleti degildi .

Karayılan
04-26-2007, 07:22 AM
Bir zamanlar yerli para babalari tarafindan somurulen Turk ulusu simdilerde uluslararasi sirketler tarafindan somurulmeye baslandi.
Ozellestirilen her kurumun ne kadar isciyi isden cikardigi konusunda en ufak bir fikriniz var mi?
Yada yabancilasan ozel sektorun bu ulkeden ne kadar para cektigi konusunda?

Ayni seyler bir zamanlar kapitulasyonlar araciligi ile Osmanli'da yasandi ve koca imparatorluk dagilip gitti. Simdi ayni kaputilasyonlarin 21.yy versiyonunu goruyorsunuz arkadaslar UYANIN!!!
Osmanli boyle bitti elimizdeki de ayni yolla ALINACAK!!!
Artik tarihin tozlu sayfalarinda yasamayi birakin
UYANIN!
UYANIN!
UYANIN!

Karayılan
04-26-2007, 07:28 AM
Bu halki uyutan baslica etkenlerden biri duygusal ve temelsiz milliyetcilik, buna sentezlenerek dayatilan din istismarciligidir.

Sekil 1A bu forumdaki bazi klavyeler...

yavuz
04-26-2007, 09:06 AM
VAYYYY ANASINI SAYIN SEYIRCILER NE BUYUK BULUS BU SEKILLER BIZI DUNYANIN EN ILERI MILLETI YAPAR .
Simdi soruyorum piramitlerin yapim sirrini daha yeni ogrendiler 5-10 yil oluyor simdi MISIR lilar dunyadan 1000 yil ileridmiydi ?
Yarın haber yaparlar yine degisik nakis sanati kullanmis osmanli cagin 500 yil ilerisindeymis diye bırakın yahu bunlarlamı ovunuyorsunuz osmanlı bilim ve ilim devleti degildi .

Yok yok... Kuyruk acısı asıl bununki!..

Gayri-Müslim Alevi Gama... :lool:

Qarshi
04-26-2007, 10:57 AM
Hoşgörü, bu topraklarda hiçbir zaman vârolmadı
Malatya'da yaşanan vahşetin hemen ardından, s