kurshad
03-16-2006, 06:40 AM
Bugun 16 Mart, cok degil bundan 86 yil once, Turk'un kizilelma ulkusunun payitahti, Islam halklarinin gozbebegi Istanbul, Hacli ordularinin cizmeleri altinda kirletildi.
Turk'ten 700 yillik intikamini alircasina, Mondros mutakeresini hice sayarak, bir sabah ansizin kirli ellerini Istanbula uzatan Hacli ordulari, tarihte bugun yani 16 Mart sabahi bir dizi teror eylemiyle Istanbul'un sehidlerle sulanmis apak topragini kirletti.
Yuce Allah, haclilarin uykuda katlettigi askerlerimize, isgal esnasinda onurunu korumak icin can verenlere hulasa tum sehidlerimize rahmet etsin..
Batılıların Türkiye vahşeti: İstanbul''un İşgali ve 16 Mart Şehidleri
Birinci Dünya Savaşı''nda Türk ordularından başta Çanakkale ve Kutülammare cepheleri olmak üzere pek çok darbe yiyen Batılı müttefikler Türkiye''den korkunç bir intikam almak hırsıyla yanıyorlardı. Savaştan kıl payı zaferle çıkmışlardı. Daha sonra birikmiş hınçlarına egemen olamadılar. Türkiye''nin ''bâkir payitahtı'' İstanbul cebren ve vahşice - mütareke şartlarına rağmen - işgal ediliyordu. Başıçeken İngilizler ayrıca İstanbul halkına dehşet saçmak için Şehzadebaşı semtinde uyku halindeki ''muzıka efradı''nı uykularında bastırarak süngülemişlerdir. İstanbul''un bu caddesi şimdi ''16 Mart Şehidleri Caddesi'' adını taşımaktadır. Cadde üzerinde üniversite binaları ve Site Talebe Yurdu gibi kamu binaları yer almaktadır. Ayrıca şehid edilen askerlerimizin daha sonra istimlak edilen binalarının bıraktığı boşluk şimdi demirlerle çevrilerek korunmaktadır. Burada yapılacak bir şey var: O şehidlerin içinde öldürüldükleri binanın geride kalan arsasında bir şehidler anıtı yapılmalı ve üzerine ''Avrupalı vahşilerin İstanbul işgalinde uykularında bastırılarak katledilen Mehmetçiklerin anısına'' gibi bir plaket yazılmalıdır. Şimdi Avrupa''da başta Fransa olmak üzere Ermeni intikam anıtları dikilirken onlara verilecek en hafif cevap böyle bir hareket olacaktır. Anakent belediye başkanlarının dikkatine arz olunur.
İstanbul Nasıl İşgal Edildi?
Görgü tanıklarının ifadelerinden tespit ettiğimiz İstanbul''un bu kahpece ve alçakça, vahşice işgalini onların dilinden aynen veriyorum:
''...16 Mart 1920 Salı sabahı gözlerini açan, zaten epeydir mağlûbiyet acısıyla hüzün ve yeis içinde kıvranan İstanbullular, beklenmedik bir facianın sarsıntısıyla kan ağlamaya başladılar: Gece yarısından itibaren şehir işgal edilmişti!
Vakıa; Birinci Dünya Harbi galipleri olan İngilizlerle, Fransız ve İtalyanlar, Mondros Mütakeresi ahkâmını hiçe sayarak Osmanlı hükümeti ve payıtahtı üzerinde kuvvetle hüküm sürmekte ve bilhassa son günlerde bir şeyler yapmak niyetinde olduklarını ihsas etmekteydilerse de, böylesine bir cüret ve cesaretle İstanbul''u işgal edebilecekleri kimsenin aklına gelmiyordu.
Bu kötü haberi, vukuu anında, makine başında, Ankara''daki Mustafa Kemal Paşa''ya ulaştıran İstanbul telgrafhanesi memurlarından Manastırlı Hamdi Efendi birbiri ardı sıra: ''Bu sabah, Şehzadebaşı''ndaki muzıka karakolunu İngilizler basıp, oradaki askerlerle müsademe ederek, neticede şimdi, İstanbul''u işgal altına alıyorlar. Belayi malûmat maruzdur.''
''Şimdi Harbiye''nin işgalini haber aldık. Hattâ Beyoğlu telgrafhanesinin önünde İngiliz askeri olduğunu öğrendik. Fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyeceği meçhuldür.'' dedikten sonra, Harbiye telgrafhanesinden, memur Ali Efendi de:
''Sabah İngilizler basarak altı şehit, onbeş kadar da mecruh oldu. Şimdi İngiliz askerleri dolaşıyor... Şimdi, işte Harbiye Nezaretine giriyorlar... Nizamiye kapısına... Teli kes... İngilizler buradadır.'' diyor ve tekrar Manastırlı Hamdi Efendi, Ankara''yı bularak devam ediyor:
''Paşa Hazretleri, Harbiye telgrafhanesini İngiliz bahriye askeri işgal edip teli kestiği gibi, bir taraftan Tophane''yi işgal ediyorlar, bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor. Vaziyet vahamet kesbediyor Paşa Hazretleri.''
''İşte Beyoğlu telgrafhanesi de cevap vermiyor. Orasını da işgal ettiler galiba. Allah muhafaza etsin. Burasını işgal etmesinler. İşte Beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. Kovmuşlar.''
''Bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. Şimdi haber aldım.''
Bu esnada Mustafa Kemal Paşa''nın sorduğu: ''Mebusan için bir haber aldınız mı? Mebusan telgrafhanesi muhabere ediyor mu?'' sualine de:
''Evet yapıyor. Ondördüncü Kolordu Kumandanı hazır. Paşa istiyor mu, verelim mi?'' cevabını verdikten sonra, birdenbire ses seda kesiliyor.
İstanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğu anlaşılıyor.
Filhakika; İngilizler martın onbeşini, onaltısına bağlayan gece yarısı, kamyonlarla sevk ettikleri bahriye silâhendazlariyle İstanbul, Beyoğlu ve Üsküdar''ın belli başlı noktalarını tutup, Şehzadebaşı karakolunda uykuda bulunan onuncu Kafkas fırkası karargâhı muzıka efradına baskınla bunlardan altısını şehit, onbeşini de yaraladıktan ve bir yandan da Harbiye ve Bahriye Nezaretleri ile posta telgraf merkezleri gibi devlet dairelerini işgal ettikten sonra, sokak başlarına yerleştirdikleri makineli tüfekler ve silâhlı nöbetçilerle, müthiş bir terör havası içinde, münakale ve muharebeyi de keserek, evlerine saldıkları adamlarıyla Sabık Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Cevat, Harbiye Nazırı Cemal, Âyandan Çürüksulu Mahmut, İstanbul Kongresi Reisi Doktor Esat Paşalarla İzmir Mebusu Tahsin, Edirne Mebusu Şeref ve Faik, İstanbul Mebusu Numan Beyler gibi tanınmış şahsiyetleri de, -kimini döve döve, kimini kelepçe geçirerek- yaka paça edip Arabyan hanındaki zindanlarına tıkmışlardı.
Aynı gün öğleden sonra da, Fındıklı''daki Meclisi Mebusan binasına dayanarak, Kuvayı Milliyeci mebuslardan Rauf (Orbay)''la Kara Vâsıf Bey''i ve şehrin diğer taraflarında yakaladıkları eski İstanbul muhafızı Sait, onuncu fırka kumandanı Kemal Paşalarla, Matbuat Cemiyeti Reisi ve Tasviri Efkâr gazetesi sahibi Velid Ebüzziya, yine gazeteci Ahmet Emin, edip ve şair Süleyman Nazif Beyler gibi birçoklarını da tevkif ettikten sonra, bütün bu facianın sebebini, halka hitaben yaydıkları resmî tebliğde, şu suretle açıklamışlardı:
''Beşbuçuk sene evvel Osmanlı memleketlerinin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin başında bulunanlar, Alman telkinlerine kapılarak Osmanlı devlet ve milletini umumi harbe iştirak ettirdiler. Bu haksız ve meşum siyasetin neticesi malûmdur. Osmanlı devlet ve milleti bir türlü felâket geçirdikten sonra öyle bir mağlûbiyete uğradı ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti rüesası bile mütarekenin akdini müteakıp firar etmekten başka bir çare bulamadılar. Bunun üzerine İtilâf devletlerine bir vazife terettübetti. Bu vazife Osmanlı memleketlerinin bütün ahalisinin saadetini, inkişaflarını, iktisadi ve içtimai hayatlarını temin edecek bir sulhun temellerini atmaktan ibaretti.
Sulh konferansı bu vazifenin ifasıyla meşgulken, firari İttihat ve Terakki erkânının fikirlerini yayan bazı kimseler ''Milli Teşkilât'' müstear ismi altında bir tertip teşkil ederek ve padişah ile merkezî hükümetin emirlerini hiç addetmekle, harbin elim neticeleriyle büsbütün tükenmiş olan ahaliyi askerlik için toplamak, muhtelif unsurlar arasında nifak çıkarmak, millî iane bahanesiyle ahaliyi soymak gibi hareketlere cüret ettiler ve böylece sulh değil, adeta bir muharebe devri açmaya teşebbüs ettiler. Bu teşvik ve tahriklere rağmen, sulh konferansı vazifesine devamla, İstanbul''un nihayet Türk idaresinde kalmasına karar vermiştir. Ancak bu kararını Babıâli''ye tebliğ ettikleri zaman, icrasının ne gibi şartlara tâbi olduğunu da ihtar eylediler. İşbu şartlar; Osmanlı vilâyetlerinde bulunan Hıristiyanların hayatlarını tehlikeye maruz bırakmamak ve elyevm İtilâf devletleri ile müttefiklerin askerî kuvvetleri aleyhine mütemadiyen vuku bulan hücumlara nihayet vermekten ibaretti. Merkezi hükümet bu ihtara karşı bir dereceye kadar iyi niyet göstermiş ise de, millî teşkilât müstear ismi altında hareket edenler, maalesef, tahrik ve teşviklerinden vazgeçmemişlerdir.
Herkesin kemali hevesle beklediği sulh için, büyük bir tehlike teşkil eden bu vaziyete karşı, İtilâf devletleri yakında karar altına alınacak sulh hükümlerinin tatbikini temin edebilmek üzere, lüzumlu tedbirleri düşünmeye mecbur oldular ve bunun için bir tek çare buldular: Bu da İstanbul''u muvakkaten işgal etmekti.
Bu karar, bugün icraa mevkiine vazedildiğinden umumi efkâra, aşağıki noktalar tasrih olunur:
İşgal muvakkattır (fakat maazallahı Taalâ taşrada umumi iğtişaş ve katliam gibi vukuat zuhur ederse, bu kararın tadili ihtimali vardır).
Turk'ten 700 yillik intikamini alircasina, Mondros mutakeresini hice sayarak, bir sabah ansizin kirli ellerini Istanbula uzatan Hacli ordulari, tarihte bugun yani 16 Mart sabahi bir dizi teror eylemiyle Istanbul'un sehidlerle sulanmis apak topragini kirletti.
Yuce Allah, haclilarin uykuda katlettigi askerlerimize, isgal esnasinda onurunu korumak icin can verenlere hulasa tum sehidlerimize rahmet etsin..
Batılıların Türkiye vahşeti: İstanbul''un İşgali ve 16 Mart Şehidleri
Birinci Dünya Savaşı''nda Türk ordularından başta Çanakkale ve Kutülammare cepheleri olmak üzere pek çok darbe yiyen Batılı müttefikler Türkiye''den korkunç bir intikam almak hırsıyla yanıyorlardı. Savaştan kıl payı zaferle çıkmışlardı. Daha sonra birikmiş hınçlarına egemen olamadılar. Türkiye''nin ''bâkir payitahtı'' İstanbul cebren ve vahşice - mütareke şartlarına rağmen - işgal ediliyordu. Başıçeken İngilizler ayrıca İstanbul halkına dehşet saçmak için Şehzadebaşı semtinde uyku halindeki ''muzıka efradı''nı uykularında bastırarak süngülemişlerdir. İstanbul''un bu caddesi şimdi ''16 Mart Şehidleri Caddesi'' adını taşımaktadır. Cadde üzerinde üniversite binaları ve Site Talebe Yurdu gibi kamu binaları yer almaktadır. Ayrıca şehid edilen askerlerimizin daha sonra istimlak edilen binalarının bıraktığı boşluk şimdi demirlerle çevrilerek korunmaktadır. Burada yapılacak bir şey var: O şehidlerin içinde öldürüldükleri binanın geride kalan arsasında bir şehidler anıtı yapılmalı ve üzerine ''Avrupalı vahşilerin İstanbul işgalinde uykularında bastırılarak katledilen Mehmetçiklerin anısına'' gibi bir plaket yazılmalıdır. Şimdi Avrupa''da başta Fransa olmak üzere Ermeni intikam anıtları dikilirken onlara verilecek en hafif cevap böyle bir hareket olacaktır. Anakent belediye başkanlarının dikkatine arz olunur.
İstanbul Nasıl İşgal Edildi?
Görgü tanıklarının ifadelerinden tespit ettiğimiz İstanbul''un bu kahpece ve alçakça, vahşice işgalini onların dilinden aynen veriyorum:
''...16 Mart 1920 Salı sabahı gözlerini açan, zaten epeydir mağlûbiyet acısıyla hüzün ve yeis içinde kıvranan İstanbullular, beklenmedik bir facianın sarsıntısıyla kan ağlamaya başladılar: Gece yarısından itibaren şehir işgal edilmişti!
Vakıa; Birinci Dünya Harbi galipleri olan İngilizlerle, Fransız ve İtalyanlar, Mondros Mütakeresi ahkâmını hiçe sayarak Osmanlı hükümeti ve payıtahtı üzerinde kuvvetle hüküm sürmekte ve bilhassa son günlerde bir şeyler yapmak niyetinde olduklarını ihsas etmekteydilerse de, böylesine bir cüret ve cesaretle İstanbul''u işgal edebilecekleri kimsenin aklına gelmiyordu.
Bu kötü haberi, vukuu anında, makine başında, Ankara''daki Mustafa Kemal Paşa''ya ulaştıran İstanbul telgrafhanesi memurlarından Manastırlı Hamdi Efendi birbiri ardı sıra: ''Bu sabah, Şehzadebaşı''ndaki muzıka karakolunu İngilizler basıp, oradaki askerlerle müsademe ederek, neticede şimdi, İstanbul''u işgal altına alıyorlar. Belayi malûmat maruzdur.''
''Şimdi Harbiye''nin işgalini haber aldık. Hattâ Beyoğlu telgrafhanesinin önünde İngiliz askeri olduğunu öğrendik. Fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyeceği meçhuldür.'' dedikten sonra, Harbiye telgrafhanesinden, memur Ali Efendi de:
''Sabah İngilizler basarak altı şehit, onbeş kadar da mecruh oldu. Şimdi İngiliz askerleri dolaşıyor... Şimdi, işte Harbiye Nezaretine giriyorlar... Nizamiye kapısına... Teli kes... İngilizler buradadır.'' diyor ve tekrar Manastırlı Hamdi Efendi, Ankara''yı bularak devam ediyor:
''Paşa Hazretleri, Harbiye telgrafhanesini İngiliz bahriye askeri işgal edip teli kestiği gibi, bir taraftan Tophane''yi işgal ediyorlar, bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor. Vaziyet vahamet kesbediyor Paşa Hazretleri.''
''İşte Beyoğlu telgrafhanesi de cevap vermiyor. Orasını da işgal ettiler galiba. Allah muhafaza etsin. Burasını işgal etmesinler. İşte Beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. Kovmuşlar.''
''Bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. Şimdi haber aldım.''
Bu esnada Mustafa Kemal Paşa''nın sorduğu: ''Mebusan için bir haber aldınız mı? Mebusan telgrafhanesi muhabere ediyor mu?'' sualine de:
''Evet yapıyor. Ondördüncü Kolordu Kumandanı hazır. Paşa istiyor mu, verelim mi?'' cevabını verdikten sonra, birdenbire ses seda kesiliyor.
İstanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğu anlaşılıyor.
Filhakika; İngilizler martın onbeşini, onaltısına bağlayan gece yarısı, kamyonlarla sevk ettikleri bahriye silâhendazlariyle İstanbul, Beyoğlu ve Üsküdar''ın belli başlı noktalarını tutup, Şehzadebaşı karakolunda uykuda bulunan onuncu Kafkas fırkası karargâhı muzıka efradına baskınla bunlardan altısını şehit, onbeşini de yaraladıktan ve bir yandan da Harbiye ve Bahriye Nezaretleri ile posta telgraf merkezleri gibi devlet dairelerini işgal ettikten sonra, sokak başlarına yerleştirdikleri makineli tüfekler ve silâhlı nöbetçilerle, müthiş bir terör havası içinde, münakale ve muharebeyi de keserek, evlerine saldıkları adamlarıyla Sabık Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Cevat, Harbiye Nazırı Cemal, Âyandan Çürüksulu Mahmut, İstanbul Kongresi Reisi Doktor Esat Paşalarla İzmir Mebusu Tahsin, Edirne Mebusu Şeref ve Faik, İstanbul Mebusu Numan Beyler gibi tanınmış şahsiyetleri de, -kimini döve döve, kimini kelepçe geçirerek- yaka paça edip Arabyan hanındaki zindanlarına tıkmışlardı.
Aynı gün öğleden sonra da, Fındıklı''daki Meclisi Mebusan binasına dayanarak, Kuvayı Milliyeci mebuslardan Rauf (Orbay)''la Kara Vâsıf Bey''i ve şehrin diğer taraflarında yakaladıkları eski İstanbul muhafızı Sait, onuncu fırka kumandanı Kemal Paşalarla, Matbuat Cemiyeti Reisi ve Tasviri Efkâr gazetesi sahibi Velid Ebüzziya, yine gazeteci Ahmet Emin, edip ve şair Süleyman Nazif Beyler gibi birçoklarını da tevkif ettikten sonra, bütün bu facianın sebebini, halka hitaben yaydıkları resmî tebliğde, şu suretle açıklamışlardı:
''Beşbuçuk sene evvel Osmanlı memleketlerinin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin başında bulunanlar, Alman telkinlerine kapılarak Osmanlı devlet ve milletini umumi harbe iştirak ettirdiler. Bu haksız ve meşum siyasetin neticesi malûmdur. Osmanlı devlet ve milleti bir türlü felâket geçirdikten sonra öyle bir mağlûbiyete uğradı ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti rüesası bile mütarekenin akdini müteakıp firar etmekten başka bir çare bulamadılar. Bunun üzerine İtilâf devletlerine bir vazife terettübetti. Bu vazife Osmanlı memleketlerinin bütün ahalisinin saadetini, inkişaflarını, iktisadi ve içtimai hayatlarını temin edecek bir sulhun temellerini atmaktan ibaretti.
Sulh konferansı bu vazifenin ifasıyla meşgulken, firari İttihat ve Terakki erkânının fikirlerini yayan bazı kimseler ''Milli Teşkilât'' müstear ismi altında bir tertip teşkil ederek ve padişah ile merkezî hükümetin emirlerini hiç addetmekle, harbin elim neticeleriyle büsbütün tükenmiş olan ahaliyi askerlik için toplamak, muhtelif unsurlar arasında nifak çıkarmak, millî iane bahanesiyle ahaliyi soymak gibi hareketlere cüret ettiler ve böylece sulh değil, adeta bir muharebe devri açmaya teşebbüs ettiler. Bu teşvik ve tahriklere rağmen, sulh konferansı vazifesine devamla, İstanbul''un nihayet Türk idaresinde kalmasına karar vermiştir. Ancak bu kararını Babıâli''ye tebliğ ettikleri zaman, icrasının ne gibi şartlara tâbi olduğunu da ihtar eylediler. İşbu şartlar; Osmanlı vilâyetlerinde bulunan Hıristiyanların hayatlarını tehlikeye maruz bırakmamak ve elyevm İtilâf devletleri ile müttefiklerin askerî kuvvetleri aleyhine mütemadiyen vuku bulan hücumlara nihayet vermekten ibaretti. Merkezi hükümet bu ihtara karşı bir dereceye kadar iyi niyet göstermiş ise de, millî teşkilât müstear ismi altında hareket edenler, maalesef, tahrik ve teşviklerinden vazgeçmemişlerdir.
Herkesin kemali hevesle beklediği sulh için, büyük bir tehlike teşkil eden bu vaziyete karşı, İtilâf devletleri yakında karar altına alınacak sulh hükümlerinin tatbikini temin edebilmek üzere, lüzumlu tedbirleri düşünmeye mecbur oldular ve bunun için bir tek çare buldular: Bu da İstanbul''u muvakkaten işgal etmekti.
Bu karar, bugün icraa mevkiine vazedildiğinden umumi efkâra, aşağıki noktalar tasrih olunur:
İşgal muvakkattır (fakat maazallahı Taalâ taşrada umumi iğtişaş ve katliam gibi vukuat zuhur ederse, bu kararın tadili ihtimali vardır).