PDA

View Full Version : ''Aral'' Cevre Felaketlerinin En Buyugu


mustafa06
04-25-2006, 11:15 AM
ARAL GÖLÜ YOK OLUYOR
Deniz idi, göl oldu. herkes kurtarmak ichin chalıshıyor ama göl yok oluyor.

aral denizi 1985te böyle idi
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a0/Aral_sea_1985_from_STS.jpg

aral gölü 2005 böyle oldu
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/5b/AralSea.A2003283.0705.500m.jpg/450px-AralSea.A2003283.0705.500m.jpg (http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/5b/AralSea.A2003283.0705.500m.jpg)

20. yüzyılın en büyük çevre felaketlerinden biri:Aral gölünün yok edilmesi

Gözünüzün önüne ufuk hattına kadar uzanan bir çöl manzarası getirin. Beyaz kum, tuz karışımı çöl görüntüsünün sağına, soluna, daha doğrusu görüntünün uzandığı her yere Orta Asya’da çorak ve kumlu topraklarda yetişen çalı ile ağaç arası bitki olan saksavul’u ekleyin. Bitkinin yanı sıra onun dallarını yiyen başıboş develeri resme ilave edip biraz durun. Şimdi görüntünün en ilginç yanı geliyor. Yörenin geçmişini bilmeyenlerin oraya nasıl geldiğine bir türlü akıl erdiremeyeceği, boyaları dökülmüş, pas yığını haline gelmiş irili ufaklı gemi hurdalarını çölün ortasına koyunca manzara tamamlanıyor.İşte size Aral’ın kuzeyinde bir zamanlar sahil kasabası olan Jambul’un bugünkü görünümü. Yukarıda bir kaç cümle içinde tarif etmeğe çalıştığım, insanoğlunun yarattığı en büyük çevre felaketinin hem absürd, hem iç parçalayıcı portresi.

Manzaranın tekrarını bir zamanlar Aral’ı çevreleyen her yerleşim köşesinde görmek mümkün. Suyun çekildiği her yere sefalet ve fakirlik gelmiş, fakirliğin arkasından tüberküloz ve benzeri hastalıklar; kuraklığın neden olduğu iklim değişikliği ise solunum yolu hastalıkları, gırtlak kanseri ve artan oranlarda çocuk ölümlerini getirmiş.


Felaketin başka bir yüzünü ise kimyasal atıklar oluşturuyor. Dünya sağlık örgütlerinin yıllar önce yasakladığı son derece zehirli tarım ilaçları (DDT gibi) geniş alanlarda kullanılırken faciaya başka boyutlar da katıldı. Amerika’nın Vietnam savaşı sırasında ormanlarda saklanan Vietkong birliklerine karşı uyguladığı savaş teknikleri arasında ağaçların yapraklarını döken Orange Agent gibi son derece toksik defoliant malzemenin bir benzeri de pamuğun toplanacağı günlere yakın dönemlerde tarlalara uçaklarla atıldı. Yukarıda sözü edilen ve diğer kimyasal atıklar, kuruyan denizin tabanındaki tuz ve kum tozlarına karışarak (yılda 43 milyon ton olarak tahmin ediliyor) bugün bölgeyi saran kum fırtınalarının, dolayısıyla toz bulutlarının ölümcül maddesini oluşturuyor.

Aral bölgesinden çevreye yayılan pisliğe Himalayaların karlı tepelerinden Arktik bölgelerine kadar değişik yörelerde rastlandığı, Birleşmiş Milletler örgütlerince doğrulanırken ekim alanlarına verilen su Aral’a yaklaştıkça kimyasal atıklardan ötürü topraktaki tuzlanmayı hızlandırıyor ve randıman düşüyor, verimi arttırmak için büyük dozda kimyasal gübre toprağa veriliyor. Kimyasal atıklar, sonunda su yolları ile Aral’a varıyor ve içme suları zehirleniyor.
Sonuçta, sadece kuruyan deniz tabanından havaya savrulan toz bulutları tarımı öldürmekle kalmıyor, kimyasal atıklar Özbekistan’ın batısındaki Karakalpak bölgesinin tüm yeraltı sularına sızdığından insanları da öldürüyor. Normal şartlarda hiç bir sağlık örgütünün kullanılmasına izin vermeyeceği ama yöre halkının uzun süredir çaresizlik ve fakirlikten içmek zorunda kaldığı suların hemen tümü zehirlenmiştir. Yöredeki pazarlarda çok sık rastlanan görüntülerden biri de çocuk ve kadınların elinde pet şişelerde satılan memba sularıdır. Ülkenin diğer bir ucundan getirilen 1,5 litrelik şişedeki su, kaba bir hesapla yarım dolara satılır. Bölgede çalışan orta halli bir kişinin aldığı aylık ücret ise 60-80 dolar arasında değişir. Suyun fiyatı ile gelir düzeyinin arasındaki uçurum, olayın çarpıcı yanını tek başına anlatıyor aslında.
Sovyetler Birliği döneminde içme suyundan kaynaklanan sağlık sorunlarının boyutları o denli artmıştı ki, bölgeye içme suyu 300 km. ötede inşa edilen Tiyumuyun barajı ve iki yakasında kurulan arıtma tesislerinden getirilmeğe başlandı. Ancak hastalıkların önü kesilmedi. 1989 yılında dispanser verilerinden yola çıkılarak elde edilen istatistiklere göre sudaki tuz oranı litrede 2-4 gram, bakteri oranı ise sağlık normlarının 5-10 kat üstündeydi. Ayrıca sulardaki kimyasal atıklar bölgede yetişen sebze ve meyveleri de zehirliyordu. Mesela bugün bölgede yetişen kavun ve karpuzlar çok lezzetli olmalarına karşın % 20 oranında fosfat ve nitrat içerir.

Bir zamanlar dünyanın dördüncü büyük gölü veya iç denizi olan Aral’ın acı yazgısı 25 yıl kadar gerilere gider. 70’li yılların başlarında Sovyet hükümeti ülkede gün geçtikçe artan pamuk ihtiyacını karşılamak için bir dizi plan yapmağa başlamıştı. Kızılordu’nun üniformaları, halkın gittikçe artan pamuklu giysi talebi, tarihte insanoğlunun yarattığı en büyük çevre felaketinin nedeni ve başlangıcı oldu. Pamuk ve pirinç için dünyanın 4. büyük iç gölünün gözden çıkarılması kararlaştırıldı. 1960’lı yılların ortalarında doğal haliyle su yüzeyi 66,000 km2 olup ortalama derinliği 53.4 m, toplam su hacmi yaklaşık 1090 km3 ve tuz oranı litrede 10 gr olarak ölçülen ve Marmara denizinden 4,5-5 kat büyük olan, içinde 25 tür balığın yaşadığı Aral’ın kuruyan zemininde son derece verimli pamuk tarlaları hayal edildi. Politbüro’ya hiç yoktan yaratılacak yeni bir çöl ve neden olacağı çevre felaketi yerine pembe tablolar çizildi. Planlamacıların hayali daha da büyük boyutlara uzanıyordu. Onlar Sibirya’dan kuzeye akan Ob ve İrtiş nehirlerinin sularını 2500 km’lik bir kanalla Kazakistan’a da yönlendirmek istiyorlardı. Hatta bunun için 70’lerin başında Brejnev’in iznini almışlar ve işin başlaması için gereken emir bile verilmişti. Daha sonraları yeniden gözden geçirilen maliyetin boyutları başta Brejnev olmak üzere Politbüro’nun gözünü korkutmuş ve proje iptal edilmişti. Ancak Sibirya’dan aktarılacak nehir sularıyla beslenemeyen Aral’da durum, işin başında çizilen pembe tablolara pek benzemiyordu. 1980 yılında azalan sular nedeniyle Aral adeta ikiye bölünmüş, kuzeyde Sir Derya’nın Aral’a döküldüğü yerin kuzeyinde Küçük Aral meydana gelmiş, 1990 yılında su derinliği 38 m’ye düşmüş, tuz oranı ise litrede 30 grama yükselmişti.

Aslında Aral’ın sularını kullanarak çevresini (ve Kızılkum çölünü) tarım alanına çevirmek yeni bir düş değildi. Çarlık döneminden bu yana düşünülen ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen projelerden biriydi.

Aral üstüne yapılan planların sakatlığı, işin başından beri sırıtıyordu ama hem günün, hem rejimin şartları plana karşı gelenlerin yüksek sesle konuşmasına imkân vermediği gibi plana karşı çıkmak büyük yürek işiydi. Buna rağmen sesini yükselten bir kaç kişi çıktı. Stalin, 1932’de Sovyetler’in kendine yeterli pamuk ürettiğini söylemesine karşılık Amu Derya sularını kullanarak pamuk ekim alanlarını yaygınlaştırmak istedi. 1938’de Özbekistan başbakanı Hocayev, gittikçe kısılan diğer tarım ürünlerini göz önüne alarak, “İnsanlar pamuk yiyemez” diye sesini yükseltme cüretini gösterdi. Arkasından Parti sekreteri İkramov, yerel halk için alternatif tarım planları yapmağa başlayınca her iki üst düzey yönetici, burjuva milliyetçiliği suçlaması ile ortadan kaldırıldı.
Aral’da yaratılan felaket, sonunda Sovyet yöneticilerini gerçeği görmeğe zorladı. 1987 Nisan’ında Sovyet Devlet Hidrometeoroloji Komitesi Başkanı Yu A. İzrael’in başını çektiği Aral Denizi Komisyonu kuruldu. Komisyonda konuyla ilgili çeşitli bilim adamlarının yanı sıra Orta Asya Cumhuriyetlerine ait Bilimler Akademilerinin başkanları da bulunuyordu. Aldıkları radikal değişim kararları Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulunu ve Politbüroyu etkiyecek kadar önemliydi. O kadar ki, 1988 Ocak’ında Devlet Başkanı Andrei Gromyko, Parti organı Kommunist gazetesinde ülkedeki çevre sorunlarıyla yeterince ilgilenilmediği yolunda hem suçlayıcı, hem de yol gösterici bir yazı yazdı. Ancak o yıllarda Sovyet ekonomisi iyiden iyiye kötüleşmeye başlamıştı. Bütçede Aral’ı kurtaracak para için öncelik yoktu. Böylece Aral, üstünde konuşulan ancak uygulaması olmayan bir çevre problemi olarak kalmaya devam etti. Yıllarca gizliden gizliye yürütülen Aral projesi ve problemi Gorbaçev döneminde glasnost politikasının sonucunda gerçek yüzünü göstermeğe başladı. Uydulardan çekilen fotoğrafları inceleyen bir avuç insanın dışında çok az kişinin bildiği devasa çevre felaketinin boyutları tüm çıplaklığı ile dünyaya yayılmaya başladı

mustafa06
04-25-2006, 11:17 AM
Bölüm -2

Aral’ın ölümü, Karakum kanalı ile başlar. Tüm yerel ve bilimsel ve liderlerin karşı koymalarına rağmen merkezi planlama bir asırlık rüyanın cazibesine kapılarak sonunda bildiğini okudu. Politbüro, Karakum kanalının açılması için fetvasını verdikten sonra kanal 1950’lerde kazılmağa başlandı. Kanal 1950’lerin ikinci yarısında tamamlandığı zaman Amu Derya’dan aldığı suyu Karakum çölünü geçip Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’a, oradan da 1200 km’lik yolunu tamamlayarak Hazar Denizi’ne ulaşıyordu. Karakum kanalının 1200 km’lik güzergahının büyük bir bölümü yaz aylarında ısı düzeyi 55 dereceye kadar yükselen, adı üstünde Karakum çölünden geçer. Başından sonuna kadar tabanı kumla kaplı olan kanalda Amu Derya’dan akan suyun % 30-35’i toprağa karışıyor, diğer % 30-35’lik kısmı ise özellikle yaz aylarında buharlaşıyordu. Suyun bu denli kıt olduğu bir bölgede, onu böylesine insafsızca ve bilgisizce israf etmenin mantığını anlamak mümkün değil.
Kanal sorunu sadece Karakum kanalı ile başlayıp biten bir sorun olsa belki güç ve pahalı da olsa bir çözüm yolu bulunabilirdi. Aral’ı besleyen iki büyük nehirde, kuzeyde yoğunluğu pirinç tarlaları olan toprakları, güneyde ise pamuk tarlalarını sulamak için küçük büyük binlerce açılmış kanalın hepsi de Karakum kanalı gibi ilkel su yolları olarak hizmet görüyor. Aral gerçekten kurtarılmak isteniyorsa herşeyden önce açılan ilkel su kanallarının yerine, suyu israf etmeden nakledecek modern sistemler uygulanmalı. Sadece işin bu tarafını gerçekleştirmek için gereken projelerin faturası milyarlarca ABD doları tutuyor. Bu paranın nasıl, ne zaman ve nereden bulunacağı Aral denkleminin bilinmeyenlerinin başında gelir.

Başka bir çözüm yolu ise suların daha azının ekim alanlarına verilerek, Aral’a daha fazla suyun gitmesini sağlamak olabilir. Sovyetler döneminde Özbekistan her ne pahasına olursa olsun pamuk yetiştirmeğe zorlanmış, bağlar-bahçeler sökülüp yerine pamuk ekilmişti. Yıllar süren bu zoraki tarım politikaları sonucunda 1980’de pamuk üretimi Özbekistan ekonomisinin gayri safi toplam üretiminin % 65’ini oluşturuyordu. Nüfusun % 40’ı pamuk üretiminde çalışırken Sovyetler Birliği’nde üretilen tüm pamuğun % 70’i Özbekistan’da yetişmesine karşılık Sovyetler Birliği’ndeki toplam tekstil üretiminin sadece % 5’i Özbekistan’da yapılıyordu. 1992’ye gelindiği vakit Özbekistan, 1914’de 2.189.000 dönüm ekili topraktan ürettiği 646.000 ton pamuğa karşılık 1940-1980 arasında pamuk üretimini 2.24 milyon tondan 9.1 milyon tona çıkartarak tam bir monokültüre dönüştü. İşin acı sonucu ise tüm ülkenin pamuk tarımına ekonomisi ve insanı ile esir düşmüş olmasıydı.

Aral ve çevresininin geleceği pek parlak olmadığı gibi en azından geriye dönüşün başlaması için Aral’a yeterli oranda suyun akması gerekiyor. Bu şimdilik mümkün görünmüyor. Aşağıda bulacağınız anekdotların işin özünü kolaylıkla anlatacağını umut ediyorum.

2000 yılında Aral ve çevresine olduğu kadar Aral’a dökülen nehirlerin çıktığı dağlara da olağanüstü miktarda kar ve yağmur yağdı. Bizler Aral’ın batı kıyısından Kızılkum çölünü geçerken 30 yıldan beri ilk defa Ağustos ayında çöle yağmur yağdığını söylediler. Hem de ne yağmur! Çöl birden çamur denizine dönüşüverdi. 2 Landrover arazi aracı ile 5 gün aralıksız yağan yağmurda saatlerce çamura bata çıka, günde ancak 60-70 km yol alabildik.
Nukus’un içme sularından sorumlu idarenin başı (yani müdürü) Makhset Eregepov, içme sularının kirliliği konusunda sorularımıza önce şiddetle direndi. Suların temiz olduğunu iddia etti. Biz de kendisine aktardığımız bilgileri Karakalpak Bilimler Akademisi üyeleri ile yaptığımız toplantı sonucunda elde ettiğimizi söyledik. Odada kısa bir sessizlik oldu. Eregepov, başka soruya cevap vermeden “Bu yıl sular temiz olacak” dedi. “O niye?” diye sorduğumda, eliyle gökyüzunü işaret ederek, “25 yıldan bu yana bu kadar yağmur yağmadı” dedi. Arkasından, “Gelen taze su, yeraltındakiler dahil su kanallarından açık su barajlarına kadar her taraf olabildiğince temizlendi” diye ilave etti. “Ya kimyasal atıklar ve tuz?” sorusunda ısrar ettiğimde cevabı değişmedi. “Olabildiğince temizlendi” dedi.
Karakalpak Bilimler Akademisi üyeleri ise suyun böylesine bol olduğu yılda Aral için başka bir tablo çizdiler. Aral sorunu, su ve tuzlanma konusunda büyük bir birikime sahip Bahtiyar Jollybekov ile Akademide yaptığımız konuşmada verdiği bilgiler oldukça ilginçti. Konuşmanın daha iyi anlaşılması için aşağıdaki kısa ön bilgileri yazıya eklemek gereğini duyuyorum:
Amu Derya’nın Muynak civarındaki deltasında suyun Aral’a gitmesi önlenmiş, açılan kanallarla çevrede 5-6 küçük göl oluşturulmuş. Amaç malum; bozulan ekolojik dengeyi biraz olsun yerine oturtup, kum fırtınalarına karşı olabildiğince önlem almak, aç ve işsiz kalan balıkçılara bir yaşam ortamı sağlamaktı.

Ergun Çağatay-fotoğrafçı-yazar

zorlu
04-25-2006, 11:32 AM
biraz önce google Earth den çekilen hali..

mustafa06
04-25-2006, 12:35 PM
Dünyada Nükleer felaketler dıshında belkide en büyük felaket ARAL chevre felaketidir.
Bir rus bilim adamı yapılanlara isyanını '' Bir nesilde koskoca bir denizi yok etme basharısını ! gösteren bir ulus olarak tarihe gechtik'' sözleri ile anlatmaktadır.
aral denizi 20 yılda suları yaklashık 100 km geri chekilerek küchülmüshtür. bu olayın etkisi ile özbekistanın horazm vilayetinden bashlayan , karakalpakistan ,Türkmenistanın kuzey doğusu ve kazakistanın göle yakın bölgelerinde etkisini göstermishtir. anılan yerlerde topraktaki tuz oranı yükselmish, chölleshme hızlanmısh, hava sıcaklıklarında değishmeler olmush, cheshitli hastalıklarda artmalar olmushtur.
Bir zamanlar tatil ve balıkchılığın gözde yeri olarak bilinen MUYNAK ve JAMBUL shehirleri adeta chöl hayatı yashamaya bashlamıshtır.
Birleshmish milletler öncülüğünde pekchok ülke ARAL'ın kurtarılması chabalarına katılmıshtır Türkiyede bu chalıshmalara katılan ülkelerden birisidir. BASHARABİLMELERİ EN BÜYÜK DİLEĞİMİZDİR.
dileğimiz bu facia herkese ders olmalı, gelecekte chevre konusunda daha da duyarlı davranılmasıdır.
BU DÜNYA KORUNMALI VE GELECEK NESİLLERE DAHA TEMİZ OLARAK BIRAKILMALIDIR.
CHÜNKÜ GİDEBİLECEĞİMİZ BASHKA BİR DÜNYA YOKTUR.

Sizlere bahsettiğim shanssız shehirlerden ve eskiden göl olan topraklardan resimler vermek istiyorum
insanım diyen herkesin ichinin sızlayacağı resimler
aralın ve muynağın dünü ve bu günü;

mustafa06
04-25-2006, 12:37 PM
Resİmler -2

mustafa06
04-25-2006, 12:39 PM
Resİmler-3

mustafa06
04-25-2006, 01:02 PM
Harezm'de kaldığım dönemde benimle birlikte chalıshan gench bir özbek kardeshim vardı. adı Satımbay'dı bir süre sonra Satımbay'ın asker olduğunu öğrendim. Ama o benimle chalıshıyordu . Bu nasıl askerlik diye sordum ama
o pek achıklamadı.
Arashtırdığımda bir sheyi öğrendim(Ne kadar doğrudur bilemem); Aral gölünün yarattığı felaket bu bölgede de cheshitli hastalıkların olushmasına sebep olduğu ichin, bu bölgede askerlik chağına gelenlerin askere alınmadıkları, buna karshılık olarak maddi bedel ödediklerini öğrenmishtim.

TURKiSTAN
04-25-2006, 03:42 PM
Aral'a Ağıt

Karada kalan kayıklar
Eski günleri sayıklar
İnci mercan saçan Aral
Nerede o şakayıklar.

Aral’ın suyu kan gibi
Yaralı bir ceylan gibi
Meğer göller de ölürmüş
Kuğu gibi, insan gibi.

Ural’dan inen marallar
Aral’da saçın tararlar
Yıkanacak göl mü kalmış
Bilmem ki neyi ararlar.

Göl değil kımızdı Aral
Bir iffetli kızdı Aral
Kalınca küffar elinde
Yer altına sızdı Aral.

Devran geçmiş, kervan göçmüş
Aral’ı bir evran içmiş
Ah neden sonra anladım
Buraları sevmek suçmuş.


Ali Akbaş

Demin
04-25-2006, 09:08 PM
Fotograflardaki gemileri görünce yazıda anlatılanları daha iyi özümsedim.Sovyetlerin bile bile bu katliama ortak olması da çok düşündürücü.Bir gölün çapının bu kadar küçülmesi, sanki kanser hastası olmuş insan gibi sonunu beklemesi çok üzücü.Umarım biraz da olsun eski haline dönüş yaşanır.

mustafa06
04-26-2006, 09:24 AM
Az önce google earth'tan aldığım resimde Aral gölünün orijinal yatak sınırları sarı chizgi ile belirli olarak gözükmektedir.
Muynak shehri eski sınırların kenarında sahil shehri imish
shimdiki gölden oldukcha uzakta kaldığı net olarak gözüküyor.

narcoleptic
04-29-2006, 09:31 PM
Kur'an 'da haram olarak addedilen hemen hemen bütün fiillerin bedene zararı vardır.

örneğin : zina çoğaldı, AIDS başladı.bilimsel bütün içerikler Allah'ın varlığının delilleridir.

nükleer denemeler yapılırsa,binlerce yıl boyunca yokolmayan plastik maddeler çevreye atılırsa,petrol tankerleri herhangi bir nedenden dolayı batarsa ve binlerce varil denize karışırsa ,vsvsvs. sonuç bu olur.

senin bir an boş bulunarak sokağa attın çöp,yarın öbür gün karşına nice Aral felaketleri çıkaracaktır.ve bir gün yerküreden daha büyük bir çöpküreyle karşılaşacak ve çöpküre tarafından yutulacaksın.

Kur'an 'da haram olarak addedilen bütün fillerin dünyaya verdiği zararları ibretle izlemeye devam edelim. hep birlikte!

mustafa06
12-16-2006, 04:20 AM
Aralda felaket devam ediyor.
Aral gölünü besleyen nehir suları, binlerce KM kanallarla daha fazla pamuk üretebilmek ichin başka yerlere aktarılması nedeni ile aral gölündeki susuzluk sürüyor.
suyu aktarma amacı ile açılan kanalların ilkel kanal olması ve hava sıcaklığının chok yüksek olması nedeni ile suyun 2/3 u buharlaşıyor.

kısacası atılan taş ürkütülen kurbağaya değmiyor.


Chevre ülkeleri, özellikle Özbekistan siyasi bir karar alarak bu duruma ''DUR'' demedikleri sürece bu felaket devam edecek, yeni chöller doğacak ve o bölgede hastalıklı nesiller yaşamaya devam edecektir.

mustafa06
04-13-2008, 04:53 PM
Prof.Dr. Mikdat KADIOĞLU
Aral örneği hepimize ders olsun

Bugün komşu gezegenden getirilebilecek bir bardak su, dünyada fırtınalar koparmaya yeter.


Ama koca göllerin kuruması karşısında insanlığın duyarsız kalması, ne hazin bir çelişki! Dünya artık milyarlarca insanın zeká ve hırsını taşımakta zorlanıyor. Gezegenimizin, gelecekte de yaşanılabilir olması için daha fazla merhamet ve dayanışmaya ihtiyaç var. Bunun için Aral Denizi’nin derslerle dolu hazin hikáyesine bakmalıyız.


Büyük bölümü çöller ve kurak bozkırlardan oluşan Orta Asya’da su, hayatın lokomotifi. Zorlu coğrafi koşullar, Sırderya ve Amuderya nehirlerini bölgenin can damarları haline getirmişti. Doğudaki Pamir ve Tanrı dağlarından kopan iki karayağız nehir, binlerce yıldır dünyanın en büyük iki çölü Karakum ve Kızılkum’u yenip batıya ulaşıyor, çölün mavi gözü Aral’ını oluşturuyordu. Aral, 1960’lara kadar dünyanın en büyük dördüncü iç deniziydi. Marmara Denizi’nin 6 katı genişliğinde bir alanı kaplıyordu. Amuderya ve Sırderya deltaları ise Aral havzasındaki biyo çeşitliliği zenginleştiren son derece verimli doğal yaşam alanlarıydı. 20’den fazla balık türünün yaşadığı koca deniz, berekete yelken açanları hiç mahcup etmezdi.


DENİZİ PAMUK KURUTTU


20. yüzyılda Orta Asya için İpekyolu’nun yerini "Pamukyolu" almıştı. Bölgede üretilen pamuk, Muynak limanına yükleniyor, buradan kuzeydeki Aral limanına taşınıyor ve demiryoluyla diğer tüm Sovyet ülkelerine dağıtılıyordu. Orta Asya’da bulunmayan mallar da kuzeyden yine aynı yol izlenerek getiriliyordu. Aral’ın gemileri canla başla taşıdılar beyaz altını, balya balya, akın akın. Bir gün onun kurbanı olacaklarını bilmeden. Aral çevresinde yüzyıllardır yaşanan maviden düş, bir gün bir karabasana döndü. Deniz kıyılarına küstü, gemiler çöle demir attı.


Muynak’ta bir zamanlar şarkılara, şiirlere, aşklara katılan deniz kokusu unutulur oldu. Ve Aral’sız büyüyen kuşaklara bırakılmak üzere, gemi enkazları üzerinde son üniformalı pozlar verilmeye başladı. Aral Kasabası’nda varlığı denize bağlı tüm tesisler işlevsiz kalmıştı. Tek servetleri deniz olan balıkçı köyleri, değil balık tutmak; kendilerini, evlerini, çöl fırtınalarından koruyamaz hale gelmişti. Aral kıyılarında artık iki kuşak yaşıyordu: çölle büyüyenler ve denizi özleyenler. Hayatlarının baharını Aral kıyılarında yaşayanlar, koca denizin nasıl olup da kuruduğuna akıl sır erdiremiyordu. Oysa neden çok yakınlarında, gemilerin limanlar arasında akın akın taşıdığı pamuk balyalarında gizliydi.


Aral’daki esas trajedi Karakum Kanalı’yla başladı. Nehirlerin Aral’a taşıdığı yıllık su miktarı 110 kilometreküpten 5 kilometreküp seviyesine kadar düştü. Deniz 1960’tan 1990’a kadar alanının yarısını, hacminin yüzde 70’ini kaybetti. 90’larda kuzey ve güneyde iki parçaya bölünen deniz, Küçük Aral ve Büyük Aral diye anılmaya başladı. Aral’ın kolları kesilebildi, çünkü Sovyet planlamacılarının hesaplarına göre, Orta Asya’da pamuk yetiştirmek, balıkçılığın 100 misli bir ekonomik değer yaratacaktı.


YAPAY GÖL YAPILIYOR


Planlamada atlanan çevre faktörü, upuzun bir çarpıklıklar zinciri örecekti. Bu zincirin başını sulama çekti. Pamuk çok fazla su isteyen bir bitkiydi ve Orta Asya’dan sürekli ve hep daha fazla üretmesi bekleniyordu. Ancak aşırı sulama, yeraltındaki tuzları yüzeye çıkarmaya ve tarlaları tahrip etmeye başladı. Pamuk üretimi düşmeye başlayınca Moskova hemen devreye girdi. Başlatılan kimyasal gübre ve zirai ilaç seferberliği, kısa zamanda trajik bir ize dönüştü. Tarlalarda biriken tuz ve tarım ilaçları drenaj kanallarıyla Aral’a gidiyordu. Aral ise çekilirken gerisinde zehirli bir çöl bırakıyordu.


Zehirli çölden rüzgárlarla savrulan kumlar doğal yaşamı vurmaya başladı. Kara hayvanları, su kuşları birer birer kayboldu. 1960-1990 arasında Aral havzasındaki 100’den fazla bitki türü yok oldu. Aynı süreçte deniz canlılarının etrafındaki çember iyice daralıyordu. 1980’de deniz suyundaki tuz oranı tam 3 kat artmıştı. Bu, tüm balıkları yok etti. Balıkçılığı da. 80’lerden itibaren Aral halkı için artık hava solumak, sebze yemek, su içmek tehlikeli eylemlerdi. Halk akın akın hastaneleri doldurmaya başladı.


Bugün, Aral’da taş, demir ve çimento kullanılarak yeni bir Gökaral inşa etmeye çalışılıyor. Aral’ın iyi bir başlangıç olması dileğiyle... Dünya Çevre Günü vesilesiyle, TEMA Vakfı’nın yukarıda hikáyesi özetlenen Aral Belgeseli’ni herkes seyredip gerekli dersleri almalı.
.......
Tema tarafından hazırlanan ibret belgesi Aral belgeselini,
http://www.cografyaogretmeni.org/video/Aral_Golu_Belgeseli-cografyamiz.net.rar

adresinden indirebileceginiz gibi

Youtube'danda izleyebilirsiniz

Bolum 1;
YouTube - ARAL GÖLÜ BELGESELİ 1. BÖLÜM
....................

mustafa06
04-13-2008, 05:24 PM
Belgesel Bolum 2,

YouTube - ARAL GÖLÜ BELGESELİ 2. BÖLÜM

Belgesel bolum 3,

YouTube - ARAL GÖLÜ BELGESELİ 3. BÖLÜM

mustafa06
04-13-2008, 05:26 PM
Aral belgeseli bolum 4,
YouTube - ARAL GÖLÜ BELGESELİ 4. BÖLÜM

Aral belgeseli bolum 5,
YouTube - ARAL GÖLÜ BELGESELİ 5. BÖLÜM