Göktürk Kızı
05-08-2006, 06:51 AM
RUHUNU ŞEYTANLA YATAĞA SOKANLAR
YAHUT SATILMIŞLIĞIN DAYANILMAZ CAZİBESİ
Kişi için ahlâk nedir? Ya da onu var eden değerler nedir? Bunu sorduğumuzda çok değişik yanıtlar alırız. Çünkü hepimizin değer yargıları farklıdır. Kimi için ahlâk yada namus denen kavram, iki bacak arasından ibaretken, kimi için dürüstlük, ulusal onur gibi kavramlardır.
Şimdi gözlerinizin önüne her gün, etrafımızda ya da televizyonlarda gördüğümüz hayat kadınlarını getirin. Bir de üç paralık çıkarı uğruna ata yurdunu, ona buna peşkeş çekenleri. Şimdi bunlardan hangisi, ahlâk bakımından daha düşüktür?
Eminim ki, birçok kişi hemen ilk gruptakileri söyleyecektir. Yani bir şekilde fuhuş bataklığına düşmüş, oradan kurtulamamış ve buna mecbur bırakılmış kadınları. Birçok kişi için onların adları da bellidir. ******. Ama gerçek ******lar kimlerdir? Şehit edilen 35 bin insanı unutup, PKK’lıları “okumuş çocuklar” olarak gösteren gazeteciler, “Kıbrıs, bizim için 30 yıldır yüktür” diyen baronlar, “Bayrakla, Türkler arasında hastalıklı bir ilişki var” diyen yazarlar. İşte bunlardır, gerçek ******lar. Çünkü bunlar, üç paralık çıkar için ruhlarını şeytanla yatağa sokmuşlardır. Bunlara yapacak bir şey bulamıyorsanız, yedi cedlerine bir dolu sövebilirsiniz.
* * *
Günümüzde (Türkiye’de) en geçerli iş, satıcılıktır. Ama bundan, kendi ekmek parası peşinde koşan, çoluk çocuğu için alın teri döken insanlarımızı kastetmiyorum. Ülkesini, babasının çiftliğiymiş gibi, satan, hainleri kastediyorum. Evet, Türkiye’de bugünlerde en geçerli meslek, bu oldu.
Nereye elimizi atsak, bunlarla karşılaşıyoruz. En ufak yazarlık yeteneği olmayanlar, Türkiye’ye, Türklüğe, Atatürk’e, vatana, bayrağa sövünce istediği yere yükseliyor. Adamın yazdıklarına bakıyorsun, en anlam bütünlüğü var, ne akıcılık, ne de yaratıcılık. Hiçbir şey yok. Ama nerden aldığı bilinmeyen pâyesine bakıyorsun, “büyük yazar”.
Bazen diyorum, keşke okumasaydım. Gerçekten. En azından, okumuşların bu ihanetini görmez ve koyun gibi yaşamaya devam ederdim. Ama ne yapalım, serde Türklük var.
Hintli filozof Krishnamurti’nin çok doğru bir sözü var. “Bilgi, insanı köleleştirir”. Katıldığım ve benimsediğim bir düşünce. Bildiğimizi, öğrendiğimizi ve öğrendikçe özgürleştiğimizi sandığımız bir ortamda, daha fazla köleleşiyoruz. Çünkü bir şeyi, bir kaynaktan okuduktan sonra, başka bir kaynaktan okumuyoruz. Bu yüzden de, okumuş olarak nitelenen insanların, çoğunun zihnini açamıyoruz. Gerçekleri anlatamıyoruz. Sıradan insan ise... Onlar her şeyi anlıyorlar. Yeter ki, birileri gerçekleri versinler.
25 Ocak 2005
Kutlu Altay KOCAOVA
www.elbirligidernegi.org (http://www.elbirligidernegi.org)
YAHUT SATILMIŞLIĞIN DAYANILMAZ CAZİBESİ
Kişi için ahlâk nedir? Ya da onu var eden değerler nedir? Bunu sorduğumuzda çok değişik yanıtlar alırız. Çünkü hepimizin değer yargıları farklıdır. Kimi için ahlâk yada namus denen kavram, iki bacak arasından ibaretken, kimi için dürüstlük, ulusal onur gibi kavramlardır.
Şimdi gözlerinizin önüne her gün, etrafımızda ya da televizyonlarda gördüğümüz hayat kadınlarını getirin. Bir de üç paralık çıkarı uğruna ata yurdunu, ona buna peşkeş çekenleri. Şimdi bunlardan hangisi, ahlâk bakımından daha düşüktür?
Eminim ki, birçok kişi hemen ilk gruptakileri söyleyecektir. Yani bir şekilde fuhuş bataklığına düşmüş, oradan kurtulamamış ve buna mecbur bırakılmış kadınları. Birçok kişi için onların adları da bellidir. ******. Ama gerçek ******lar kimlerdir? Şehit edilen 35 bin insanı unutup, PKK’lıları “okumuş çocuklar” olarak gösteren gazeteciler, “Kıbrıs, bizim için 30 yıldır yüktür” diyen baronlar, “Bayrakla, Türkler arasında hastalıklı bir ilişki var” diyen yazarlar. İşte bunlardır, gerçek ******lar. Çünkü bunlar, üç paralık çıkar için ruhlarını şeytanla yatağa sokmuşlardır. Bunlara yapacak bir şey bulamıyorsanız, yedi cedlerine bir dolu sövebilirsiniz.
* * *
Günümüzde (Türkiye’de) en geçerli iş, satıcılıktır. Ama bundan, kendi ekmek parası peşinde koşan, çoluk çocuğu için alın teri döken insanlarımızı kastetmiyorum. Ülkesini, babasının çiftliğiymiş gibi, satan, hainleri kastediyorum. Evet, Türkiye’de bugünlerde en geçerli meslek, bu oldu.
Nereye elimizi atsak, bunlarla karşılaşıyoruz. En ufak yazarlık yeteneği olmayanlar, Türkiye’ye, Türklüğe, Atatürk’e, vatana, bayrağa sövünce istediği yere yükseliyor. Adamın yazdıklarına bakıyorsun, en anlam bütünlüğü var, ne akıcılık, ne de yaratıcılık. Hiçbir şey yok. Ama nerden aldığı bilinmeyen pâyesine bakıyorsun, “büyük yazar”.
Bazen diyorum, keşke okumasaydım. Gerçekten. En azından, okumuşların bu ihanetini görmez ve koyun gibi yaşamaya devam ederdim. Ama ne yapalım, serde Türklük var.
Hintli filozof Krishnamurti’nin çok doğru bir sözü var. “Bilgi, insanı köleleştirir”. Katıldığım ve benimsediğim bir düşünce. Bildiğimizi, öğrendiğimizi ve öğrendikçe özgürleştiğimizi sandığımız bir ortamda, daha fazla köleleşiyoruz. Çünkü bir şeyi, bir kaynaktan okuduktan sonra, başka bir kaynaktan okumuyoruz. Bu yüzden de, okumuş olarak nitelenen insanların, çoğunun zihnini açamıyoruz. Gerçekleri anlatamıyoruz. Sıradan insan ise... Onlar her şeyi anlıyorlar. Yeter ki, birileri gerçekleri versinler.
25 Ocak 2005
Kutlu Altay KOCAOVA
www.elbirligidernegi.org (http://www.elbirligidernegi.org)