yavuz
05-10-2006, 02:01 PM
Fetih, "kapalı veya örtülü bir şeyi açmak" demektir. Bizim fetihlerimizde açılan şey ise, insanların kafa ve gönüllerini hakikate kapatan, onların ilahî mesajın ışığını almasına mani olan "küfür örtüsü"dür...
http://www.semerkanddergisi.com/girislogo.jpg
Semerkand Dergisi (http://www.semerkanddergisi.com/) Mayıs Sayısı'nda Ali Yurtgezen'in yazısından %90 oranında alıntılar yapılmıştır...
İstanbul'u aç
Gülzâr yap.
Onbeşinci asır tarihçilerinden Yazıcıoğlu Ali, "Selçuknâme" adlı eserinde Osman Gazi'nin dilinden manzum bir vasiyetnâmeye yer verir:
"Gönül kerestesi ile;
Bir yeni şehr ü bâzâr yap.
Zulmeyleme rençberlere,
Her ne ister isen var yap."
diye başla ve:
"Osman, Ertuğrul oğlusun.
Oğuz Karahan neslisin.
Hakk'ın bir aciz kulusun.
İstanbul'u aç gülzâr yap."
mısralarıyla biten bu beş kıt'alık manzume Yazıcıoğlu'na mı, yoksa Hayrullah Efendi Tarihi'nde iddia edildiği gibi Osman Gazi'ye mi aittir, belli değil. Fakat bu da üzerinde durulacak asıl mesele değildir...
Zira bunu kim söylemişse söylemiş olsun, metnin muhtevasına harfiyyen uyulduğu, 1453 Mayısı'ına kadar bu manzum vasiyyetin tamamiyle yerine getirildiği tarihen sabittir.
Biziz bu mevzuda kalem oynatmaya sevkeden sebep, Osmanlı'yı geniş topraklardan, yer götürmez askerlerden, ganimet ekonomisinden, hatta Bizans mirasından ibaret gören seküler tarihçilerin Osman Gazi'yi tahsis (!) cür'etidir.
Nitekim zikrettiğimiz şiirin son mısrası "İstanbul'u al, gülzar yap." şeklinde güya düzeltilmektedir. "Tevarih-i Âli Osman" adıyla bilinen bütün klasik Osmanlı kroniklerinde "il açmak" tabiri yüzlerce defa kullanılmasına rağmen, "açmak" ile "almak" tefrikinde âciz kafalara bu "câhil cür'eti" pek yakılsa da neticede bizim kavramlarımızından biri elden gitmektedir...
Açmak "feth"in, almak ise "zabt"tın Türkçe karşılığıdır. Lügatte "kapalı veya örtülü bir şeyi açmak" demek olan fetih, bilahare "zafer, galebe çamla" ve "hükmetme" anlamlarını da kazanmıştır. Kelimenin İslam mesajına muhatap kılınmak üzere bir şehir veya ülkeye hakim olma" manâsı, Fetih Sûresi'nin inzâlinden sonradır. Demek ki; "fetih" Kur'anî bir ıstılahtır.
İmanın zıddı veya imansızlık anlamında küfür, lügatte "örtmek, birşeyin üzerini kapatmak, birşeyi gizlemek ve nankörlük etmek" demektir. Küfrü bu anlamıyla benimseyene "kâfir" denir. Kâfirin mübalağa edilmiş hâli ise "kâfur", "çok nankör, azılı kâfir, müfrit derecede inkarcı" anlamındadır ve bizde "gâvur" şeklinde telaffuz edilir.
Kur'an-ı Kerim'de, Allah'a oğul isnadında bulunmaları, Hz.İsa'ya ulûhiyyet pâyesi vermeleri, Kur'an'ı ve Efendimiz S.A.V.'i reddetmeleri, hıristiyanların küfrüne delil olarak gösterilmiştir. Tabiatıyla böyle bir inanışın hakim olduğu şehir ve ülkeler "örtülmüş", oralarda yaşayanlar ise İslâmi tebliğe "kapatılmış" demektir.
O halde fetih, bir ülke ya da belde halkının ilahî hakikatleri görmesini mümkün kılan vasatı tesis etmektir; İslamî tebliğin şartıdır.
Şüphesiz ilahî mesajın insanlara sürekli ve engelsiz ulaşabilmesi için, bir beldeyi bir defa fethetmiş olmak yetmiyor. Orasının devamlı "açık" tutulması, hüküm altına alınması icap ediyor. Hakimiyet kurmak böylece fethin iktizası haline geliyor ki; kelimenin "hükmetme" anlamı da buradan doğmuştur.
Fethedilen, İslam'ın mesajına "açılan" ülke veya şehir, neticede bir "yer"dir ama, madem ki maksat Î'lâ-yı Kelimetullah'tır, toprağın değil oradaki insanların akıl ve kalplerinin kazanılması esastır.
http://www.semerkanddergisi.com/girislogo.jpg
Semerkand Dergisi (http://www.semerkanddergisi.com/) Mayıs Sayısı'nda Ali Yurtgezen'in yazısından %90 oranında alıntılar yapılmıştır...
İstanbul'u aç
Gülzâr yap.
Onbeşinci asır tarihçilerinden Yazıcıoğlu Ali, "Selçuknâme" adlı eserinde Osman Gazi'nin dilinden manzum bir vasiyetnâmeye yer verir:
"Gönül kerestesi ile;
Bir yeni şehr ü bâzâr yap.
Zulmeyleme rençberlere,
Her ne ister isen var yap."
diye başla ve:
"Osman, Ertuğrul oğlusun.
Oğuz Karahan neslisin.
Hakk'ın bir aciz kulusun.
İstanbul'u aç gülzâr yap."
mısralarıyla biten bu beş kıt'alık manzume Yazıcıoğlu'na mı, yoksa Hayrullah Efendi Tarihi'nde iddia edildiği gibi Osman Gazi'ye mi aittir, belli değil. Fakat bu da üzerinde durulacak asıl mesele değildir...
Zira bunu kim söylemişse söylemiş olsun, metnin muhtevasına harfiyyen uyulduğu, 1453 Mayısı'ına kadar bu manzum vasiyyetin tamamiyle yerine getirildiği tarihen sabittir.
Biziz bu mevzuda kalem oynatmaya sevkeden sebep, Osmanlı'yı geniş topraklardan, yer götürmez askerlerden, ganimet ekonomisinden, hatta Bizans mirasından ibaret gören seküler tarihçilerin Osman Gazi'yi tahsis (!) cür'etidir.
Nitekim zikrettiğimiz şiirin son mısrası "İstanbul'u al, gülzar yap." şeklinde güya düzeltilmektedir. "Tevarih-i Âli Osman" adıyla bilinen bütün klasik Osmanlı kroniklerinde "il açmak" tabiri yüzlerce defa kullanılmasına rağmen, "açmak" ile "almak" tefrikinde âciz kafalara bu "câhil cür'eti" pek yakılsa da neticede bizim kavramlarımızından biri elden gitmektedir...
Açmak "feth"in, almak ise "zabt"tın Türkçe karşılığıdır. Lügatte "kapalı veya örtülü bir şeyi açmak" demek olan fetih, bilahare "zafer, galebe çamla" ve "hükmetme" anlamlarını da kazanmıştır. Kelimenin İslam mesajına muhatap kılınmak üzere bir şehir veya ülkeye hakim olma" manâsı, Fetih Sûresi'nin inzâlinden sonradır. Demek ki; "fetih" Kur'anî bir ıstılahtır.
İmanın zıddı veya imansızlık anlamında küfür, lügatte "örtmek, birşeyin üzerini kapatmak, birşeyi gizlemek ve nankörlük etmek" demektir. Küfrü bu anlamıyla benimseyene "kâfir" denir. Kâfirin mübalağa edilmiş hâli ise "kâfur", "çok nankör, azılı kâfir, müfrit derecede inkarcı" anlamındadır ve bizde "gâvur" şeklinde telaffuz edilir.
Kur'an-ı Kerim'de, Allah'a oğul isnadında bulunmaları, Hz.İsa'ya ulûhiyyet pâyesi vermeleri, Kur'an'ı ve Efendimiz S.A.V.'i reddetmeleri, hıristiyanların küfrüne delil olarak gösterilmiştir. Tabiatıyla böyle bir inanışın hakim olduğu şehir ve ülkeler "örtülmüş", oralarda yaşayanlar ise İslâmi tebliğe "kapatılmış" demektir.
O halde fetih, bir ülke ya da belde halkının ilahî hakikatleri görmesini mümkün kılan vasatı tesis etmektir; İslamî tebliğin şartıdır.
Şüphesiz ilahî mesajın insanlara sürekli ve engelsiz ulaşabilmesi için, bir beldeyi bir defa fethetmiş olmak yetmiyor. Orasının devamlı "açık" tutulması, hüküm altına alınması icap ediyor. Hakimiyet kurmak böylece fethin iktizası haline geliyor ki; kelimenin "hükmetme" anlamı da buradan doğmuştur.
Fethedilen, İslam'ın mesajına "açılan" ülke veya şehir, neticede bir "yer"dir ama, madem ki maksat Î'lâ-yı Kelimetullah'tır, toprağın değil oradaki insanların akıl ve kalplerinin kazanılması esastır.