View Full Version : Türkiye'de ki güncel konular
Seckjin Khan
10-03-2006, 01:58 PM
arkadaşlar NTV de şuan Asker-Siyaset ilişkileri konuşuluyor lütfen işiniz yoksa izleyelim daha sonra bizde ayrı bir konu açarak tartışabiliriz ;)
Aybike
10-03-2006, 04:50 PM
profesyonel askerin çoook olması şart evet..
ama normal askerlikte şart.
Benim zoruma giden o pisliğin türkü ve islamı kötülemesi oldu ya...Ve bunların tv lerde okunması...Ama okunma şartı vardı tabi rehinelere birşey olmaması için..
Şimdi yabancı tv ler zil takıp oynuyordur..ona yanarım...
Seckjin Khan
10-03-2006, 05:57 PM
TSK ye yine yıpratıcı haberler olmasın da ... :?
Kroker
10-04-2006, 12:46 AM
Ben her iki kanaldaki (NTV, CNN) tartışmayı da dönüşümlü olarak kısmen izledim, her kesimden katılımcının ortak görüşü asker siyasetten uzak durarak saygınlığını daha iyi korur. Günlük siyaset orduyu yıpratır. Benim de görüşüm bu yönde ve son günlerde orduyu siyaset tartışmalarının içine çeken bu durumdur, ordu çok önemli bir rejim tehlikesi olmadığı sürece bu kadar fazla siyaset konuşmamalı.
Demir Kağan
10-04-2006, 04:44 AM
Gonullu askerlik diye birsey var. Ve tum zaferler gonullu askerler ve teknoloji ile kazanilmistir. Bir bilgisayar muhendisi'nin dagda olmesinden meslegini icraa etmesin yeglerim. Burada bir beyin kaybediyoruz. Bir tufek veya makine degil. Onlardan binlerce yapabilecek bir beyin.
Gonullu askerlige bir ornek olarak shunu gosterebilirim. Alparslan savasa girmeden once "savasmak ve sehit olmak isteyen benimle gelsin arzu etmeyen geri donebilir" demistir.
Bahsettiğiniz bu konuda haklısınız, ancak ben o bilgisayar mühendisinin -eğer bir Türk evladıysa- mesleği yerine dağda ölmeyi tercih edeceğinden eminim. Nitekim bu noktada Çanakkale Savaşı'nı hatırlatırım.
dervish
10-04-2006, 05:04 AM
Bahsettiğiniz bu konuda haklısınız, ancak ben o bilgisayar mühendisinin -eğer bir Türk evladıysa- mesleği yerine dağda ölmeyi tercih edeceğinden eminim. Nitekim bu noktada Çanakkale Savaşı'nı hatırlatırım.
Tercih cikariminiz ve gosterdiginiz savas ornegi de "gonulluk" esasina dayanmiyor mu sizce?
Demir Kağan
10-04-2006, 05:08 AM
Savaşlarda etkili olacaklar gönüllülerdir ve gönüllü olmayan adamların kesinlikle askere alınmasına karşıyım. Ancak Türk Ordusu'nda, Türkiye vatandaşıyım deyip de bu devletin, bu milletin ekmeğini yiyen herkes askerlik yapmak zorundadır. Savaşa girmek demiyorum, askerlik yapmak diyorum.
dervish
10-04-2006, 05:14 AM
Zorunluluk gonulluk esasini ortadan kaldirir. Zorunlu olmak gonullu olsan da olmasan da yapacaksin demek oluyor.
Afrasiyab
10-04-2006, 02:13 PM
Dink, Kürtlere böyle taktik verdi!
HIrant Dink'in eleştirileri bu kez çizmeyi aştı:
Dink, tarihle bugünü çorba etti ve "Bizim sorunlarımızla bugün Kürtler karşı karşıya. Ermeniler halimizden ders almalı" dedi.
04 Ekim 2006 16:25
İHA muhabirine özel açıklamalarda bulunan Haftalık Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink, sözde Ermeni soykırımı ile Kürt sorunun birbirine çok benzediğini iddia etti. Dink, Kürtlere kendi yaşadıklarından ders almalarını söyleyerek, öğütler verdi!
"Fransa'nın Ermeni soykırımının inkarının suç sayılması yasa tasarısını tekrar gündeme getirecek olması yeni bir şey değil. Bundan önce denendi fakat o zaman Fransa'da iktidar olan partinin üyelerinin engellemeleriyle karşılaştı. Şimdi bir kez daha deneniyor" diyen Hırant Dink, "Anımsanacaktır biz Türkiye'den 9 arkadaş yasanın niçin yararlı olmayacağı ve yanlış olacağı konusunda düşüncelerimizi dile getirmiştik. Aynı düşünceleri bugün de koruyorum" dedi.
"Böyle bir yasa tasarısının sadece Fransa'ya veya Türkiye'ye değil hiçbir kesime Ermeni dünyasına da hiçbir yarar getirmeyeceğini açıkça söylüyorum" diyen Dink, "Çünkü bugün bütün dünyada evrensel insan haklarının temel özelliklerinden biri; insanların düşündüklerini ve bildiklerini özgürce ifade edebilmeleridir. Fransa'ya gelecek ve bu konuda Ermenilerin ya da Fransızların hoşuna gitmeyecek sözler söyleyecek bir Türk'ün ya da bir başkasının ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalması her şeyden önce bırakın hukuku, ahlaken de doğru bir şey değil" şeklinde konuştu.
"BİLDİĞİNİ KONUŞANA NE DİYECEKSİNİZ?"
Dink sözlerini şu şekilde sürdürdü ve "O insan onu biliyor ve bildiğini konuşuyorsa ne diyeceksiniz ona? Bunun için siz onu nasıl suçlayabilirsiniz ve hiçkimse unutmamalı ki Türkiye'de insanlar ve büyük çoğunluk bugün bir inkar içerisinde değiller. Yani bildiklerini inkar ediyor değiller. Ne biliyorlarsa onu ifade ediyorlar. Dolayısıyla burada önemli olan o insanların bildikleri fikir içerisinde siz ne katkıda bulunabilirsiniz? Onların bildikleri eğer yanlışsa onlara nasıl öğreteceksiniz. Bunları cezayla mı yapacaksınız yoksa onlara öğreterek, onlarla konuşarak mı yapacaksınız? Türkiye geçmişteki tarihi olaylardaki gerçeği bugüne kadar günyüzüne çıkarmamış olduğu ve tarihle yüzleşmemiş olduğu için uluslararası kamuoyu önünde bence haksız bir durumdadır. Ve bu önemli bir haksızlıktır. Türkiye bu haksızlığı bertaraf etmelidir. Ama çıkarılacak bu yasayla Ermeniler şunu bilsinler ki ifade özgürlüklerini kullanamadıkları için haksız bir konumu haklı ve madur bir konuma yükselteceklerdir.Bu anlatılmaz anlaşılmaz bir yanlıştır" ifadelerini kullandı.
"SOYKIRIM DEDİĞİM İÇİN YARGILANDIM, İNANMADIĞIM HALDE SOYKIRIM DEĞİL DERİM"
Türkiye'de yaşananların soykırım olduğunu söylediği ve bunun yanlış olduğunu söylediği için yargılandığını belirten Hırant Dink, "Bunu yanlış olduğunu söylüyorum. Ama aynı derecede Fransa'da 'hayır bu bir soykırım değildi' diyen birinin de yargılanacak olmasının aynı derecede yanlış olacağını söyleyen bir insanım. Çok açık bir şey söyleyeyim. Eğer bu yasa yasalaşırsa ben hiç inanmadığım halde, gerçeği bildiğim halde ki bu olan biten bir soykırımdır. Çıkacak olan o yasaya inat gelirim Fransa'da 'içim yana yana hayır bu bir soykırım değildi derim ve bundan da yargılanma hakkımı talep ederim. 'O zaman Fransa ve Türkiye düşünsün hangisi beni önce hapse atacak? Hangisi cezalandıracak? Türkiye'de soykırım dediğim için mi Fransa'da hayır değil dediğim için mi? Böyle bir şey olamaz.
Herkese fikir özgürlüğü şart. Eğer Ermeniler Türk toplumunun değişmesini istiyorlarsa Türklerle konuşmak zorundalar. Onlarla tarihi konuşmak zorndalar ki normalleşsinler.
Ve şunu da hiçbir zaman unutmasınlar. İnsanlar kafalarındakileri boşaltacaklar ki yerine yeni bilgiler dolsun. Bu tür yasalar insanın konuşma, ifade ve düşünme hakkını ortadan kaldıran yasalardır. Bence Fransız siyasetçiler ve Ermeni diasporası bin kez daha düşünmelidir" dedi.
"SOYKIRIM PLANINDA ALMANLARIN PAYI VAR"
Bilgilerim ve algılamam yaşananların soykırım olduğu yönünde diyen Hırant Dink, "Ama bunu şu ya da bu kesim yaptı diye bugüne kadar bir açıklama yapmadım. Bundan sonra da yapmam çünkü o tarihte yaşanmış olaylar içerisinde sadece bir kesimin sorumluluğu yok. İttihak ve Terakki'ye soykırım planını hazırlatan ve uygulatan Almanların çok büyük rolü var. Ermenilere önce ümit verip sonra yalnız bırakan Fransız ve İngilizlerin çok büyük rolü var.
Elbette İttihat'ın maşası olan ve özellikle Doğu Anadolu'da Ermenilere saldıran çok sayıda Kürt'ün de ki büyük rolü var, Türk'ün de büyük rolü var.
"TÜRKLERİ MASUM GÖSTERMEK İSTEMİYORUM"
Dolayısıyla bu olan biten de bir kesimi alıp da şu yaptı bu yaptı demem. Asıl suçlular çerçevesinde dolaşmıyorum, asıl suçlular aramıyorum. Hepimizin o yaşananlardaki sorumluluğu önemli. Bence herkesin yaşananlarda sorumluluğu vardı. Bunu bir başkasının üzerine yıkmakla da bir noktaya ulaşamayız. Burada 'evet Kürtlerin de payı vardı' derken Türkleri de masum göstermek istemiyorum" şeklinde konuştu.
"BUGÜN YAŞANAN SÖZDE KÜRT SORUNU, TARİHTE YAŞANAN ERMENİ SORUNUNA BENZİYOR"
Bugün yaşanan sözde Kürt sorunu tarihte yaşanan Ermeni sorununa çok benzediğine dikkat çeken Hırant Dink, "Hatta o kadar benziyor ki neredeyse tekrarı gibi. Ben o açıdan Kürt halkını Kürt kardeşlerimi de uyarıyorum. Aman dikkat edin. Geçmişte bizim düştüğümüz hatalara düşmeyin. Bizim yaptığımız yanlışları yapmayın. Nasıl birlikte yaşayabiliriz üzerine siyaset geliştirin nasıl ayrı yaşayabiliriz üzerine değil. Bu ayrılık teşebbüsü bu bölgede ne size ne başkalarına yarar sağlayacaktır. İnanın çok çok kayıplar verilir çok canlar verilir. Onun için ben şunu söyledim. İnşallah sonunuz bize benzemez" dedi.
PKK silah bırakma fırsatını 1999 yılında kaçırdığını ifade eden Hırant Dink, "O zaman ateşkes oldu ve o zaman keşke silah bırakma gerçekleşebilseydi. PKK'nın silah bırakmasını isteyenler gerçek anlamda istiyorlar mı yoksa bugün gelinen mevzi böyle bir politikanın devam etmesini mi gerektiriyor?
"KÜRT SORUNU ARTIK BİR İÇ SORUN DEĞİL"
Ben üzülerek şunu söyleyeyim biraz üzülerek ama biraz da şans olarak bunu görüyorum. Kürt sorunu artık Türkiye'nin bir iç sorunu değildir. Kürt sorunu artık Türkiye'nin önemli oranda da bir dış sorunudur. Bugün Kürtler Kuzey Irak'ta millet olmaktan devlet olmaya giden bir süreç yaşıyor. Kürt halkı bunun hakkını bilir. İran'daki Suriye'deki Kuzey Irak'taki bütün Kürtleri kastediyorum. Bu gidişatı çatışmasız komşularıyla iyi ilişkiler kurarak komşu ülkelerde yaşayan kendi halkından insanları esas olarak yanlış yollara sevk etmeyerek bir şans olabilir mi diye bunu yakalamak lazım.
O yüzden Türkiye'nin bir muhatabı var artık Kuzey Irak'ta.Talabani bir açıklama yaptığında Türkiye'den hemen cevabını alıyor. Ama PKK öyle değil. Dolayısıyla bu iyi bir şey de sayılabilir. Ama bu kötü bir şey olarak da sayılabilir.
Kuzey Irak'ta oluşmaya başlayan Federal Kürt Devleti bu oluşumunu sancısız bir şekilde komşularına kabul ettirebilir ve komşularıyla iyi ilişkiler kurabilirse bence o zaman İran Suriye ve Kuzey Irak'ta yaşayan kendi halkı olan Kürtlere de büyük iyilik yapmış olur ve Kürtlerin sorunlarına da demokratik yollardan çözülmesine katkıda bulunur diye düşünüyorum. Bence şimdi top Kürtlerin elinde. Bakalım onlar ne kadar akıllı davranacaklar ne kadar heyecanlı davranacaklar bence sorun orada" şeklinde konuştu.
(İHA)
aragis
10-04-2006, 02:36 PM
Arkadaşlar şimdi size Hürriyet yazarı Emin Çölaşan'ın bir yazısını sunuyorum.
Lütfen okuyalım...
Emin ÇÖLAŞAN ecolasan@hurriyet.com.tr
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
DÜN Mardin’de bir şehit daha verdik. Teğmen Cengiz Evranos, PKK pususunda şehit düştü. Hiç kuşkunuz olmasın, biz daha nice şehitler vereceğiz, nice şehit cenazeleri kaldıracağız.
Askerlik yan gelip yatma yeri değil ki!
Dünkü Tercüman Gazetesi’nde Faruk Mangırcı’nın manşetten verilen haberi vardı. Okuyunca irkildim, şaşırdım, Türkiye’nin kimlere emanet edildiğini, kimlerin eline bırakıldığını ve bizi "milletin vekili" olarak kimlerin temsil ettiğini bir kez daha utanarak gördüm.
Adı İhsan Arslan. AKP Diyarbakır milletvekili. Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakınlarından biri. Oğlu Mücahit Arslan, yine Başbakan’ın en yakın danışmanı. Hatta sağ kolu. Bunlar müteahhit. Kamu kuruluşlarına ve AKP’li belediyelere iş yapıyorlar.
Şimdi Kürt Soruşturması isimli kitaba bakalım. AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan görüşlerini açıklıyor! Milletin vekili olan bu şahıs bakınız ne gibi inciler saçıyor:
"Doğduğum yer olarak Kürdistan vatanımdır. Halen yaşamakta olduğum yer itibarıyla da Türkiye vatanım durumundadır."
"Müslümanların vatanı neresi ise orayı korumak, orayı kurtarmak ve vatan diye orasını isimlendirmek gerekir. Bu manada Türkiye coğrafyasının Misak-ı Milli ile çizilen sınırları hiçbir anlam ifade etmemektedir."
"Son İslam devletini (Osmanlı’yı) ve onun müesseselerini (padişahlık ve halifeliği) ortadan kaldıran ve yegáne politikası İslam’a düşmanlık ve onu yok etme esası üzerine kurulan bir zihniyet ve otoriteye (Cumhuriyet rejimine) karşı tüm isyan ve başkaldırıları (Cumhuriyet dönemindeki Kürt isyanları ve PKK olayı) alkışlamak gerekir."
Evet, aynen bunları söylüyor!
* * *
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, vecize yumurtlamayı sürdürüyor:
"Zulme karşı verdiği mücadele sonunda halkın mazlumiyeti yanında onun yegáne koruyucusu ve destekçisi konumuna giren gerilla hareketi (yani PKK!) bölge halkının gözünde muteber (seçkin-saygın) bir kişiliğe sahip olmuştur. Mücadelenin ilk günlerinde bir köye gece gizlice gidebilen gerilla timleri (PKK’lılar) artık gündüzleri gitme imkánını bulmuştur. Halk, ulusal kurtuluş mücadelesi verdiği kabul edilen PKK hareketi yanında yer almaya başladı."
"Bölgedeki (Güneydoğu’daki) tüm ilave askeri birlikler geri çekilmeli, özel tim ve koruculuk sistemi kaldırılmalıdır."
"Kemalist, laik ve demokratik ilkeler Türkiye’de herkese zorla dayatılmaktadır... (PKK’yı kastederek) Bu inkárcı ve kanlı politikalar karşısında siz olsaydınız ne yapardınız?"
"Kısa vadede yegáne çözümün ve önlemin, Türkiye’nin tamamına uygulanacak yeni bir ’EYALET SİSTEMİ’ olduğunu hatırlatmak isterim."
Adam PKK’yı gerilla, PKK terörünü ulusal kurtuluş savaşı, Güneydoğu’yu Kürdistan olarak tanımlıyor, bununla da yetinmeyip Cumhuriyet rejimine dil uzatmaya yelteniyor.
Bu adam AKP Diyarbakır Milletvekili. Oğluyla birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı ve akıl hocası.
* * *
Sevgili okuyucularım, Türkiye’nin bunların elinde nerelere sürüklenmek istendiğini artık hepiniz çok iyi biliyorsunuz. O yüzden, bunları yadırgamayın. İhsan Arslan bu görüşlerinde yalnız değil. Şimdi kendisinin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan bile geçmişte benzer sözleri söylerdi:
"Bize göre demokrasi ancak bir ARAÇTIR. Hangi sisteme (Kürtçülük, İslamcılık) gitmek istiyorsanız, bu düzenin seçiminde bir araçtır."
"Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa harcanmış bir zamandır."
"Şu anda Türkiye’de 27 etnik grup yaşamakta. Bunların varlığının tanınması gerekir. TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR gibi tezler yanlıştır."
"Örneğin KÜRTLER biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilir. Bu durumda belki OSMANLI EYALETLER SİSTEMİ benzeri bir şey yapılabilir."
Başbakan ile milletvekilinin EYALET önerisi nasıl da örtüşüyor!
Başbakan sözlerini daha sonra şöyle sürdürüyor:
"(Devlet yapısını) Ben İslam’ın devlet planı içinde düşünüyorum. Bizim için en üst belirleyici İSLAM’IN İLKELERİDİR. Her şey ona göre belirlenir. Türkiye’nin yarınında artık KEMALİZME yer yoktur."
"Biz Türkiye’yi önemsiyoruz ve TÜRKİYELİLER olarak buna mecburuz... Günümüz Türkiyelileri... Biz Türkiyelilere diyoruz ki..."
Dikkat ediniz, söylemlerinde "Türk" yok, "Türkiyeli" var!
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’la başbakanının söylemleri birbiriyle ne güzel uyuşup örtüşüyor! Ülkemizi şimdi onlar yönetiyor.
Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.
Dün yine bir teğmenimiz şehit edildi, kimin umurunda! Biz onların sözlerine bakalım, teselli bulalım! Elbet vardır bir bildikleri!
dervish
10-05-2006, 02:31 AM
ADSL’de fatura hatası telafi edilecek
Türk Telekom’un, 130.000 ADSL kullanıcısının Ağustos ayı ücretlerine fazla fatura kestiği ortaya çıktı. Şirket, teknik hatadan kaynaklanan yaklaşık 7 YTL’lik fazla ücretlendirmeyi Eylül faturalarında telafi edeceğini açıkladı.
TTnet Kurumsal sözcüsü Ahter Kutadgu NTV’ye yaptığı açıklamada, kurumun özelleştirilmesi sırasındaki devir işlemlerinde oluşan teknik bir arıza nedeniyle Ağustos ayı faturalarının fazla kesildiğini açıkladı. Yaklaşık 130.000 ADSL kullanıcısının bu hatadan etkilendiğini belirten Kutadgu, tüketicilerden alınan fazla ücretin Eylül faturalarından düşüleceğini söyledi. Kutadgu, “Geç fatura ödemesinden faiz alınıyorsa, Türk Telekom da peşin aldığı bu paranın faizini tüketiciye geri ödeyecek” diye konuştu.
Ntvmsnbc
Bu gunleri de gormek varmis! Turk Telekom beni sok etti acikcasi.
dervish
10-05-2006, 03:28 AM
CHP’den ayrıldıktan sonra Halkın Yükselişi Partisi’ni (HYP) kuran İstanbul Milletvekili Yaşar Nuri Öztürk, eski lideri Deniz Baykal hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Daha önce, CHP’nin 3 Kasım 2002’de aldığı yüzde 18’lik oyun yüzde 10’unun kendisine verildiğini savunan Öztürk, bu kez Baykal’ın iktidar olamamasına sevindiğini iddia etti. Öztürk, “Adama (Baykal) siyaset yapalım, dedim. ‘Bu netameli dönemde acele etmeyelim. Allah bizi korudu, iktidar yapmadı. Bunlar (AK Parti) yandı. Bunlar yansın, biz biraz keyif yapalım.’ dedi.” şeklinde konuştu.
http://www.zaman.com.tr/?bl=politika&alt=&trh=20061005&hn=356028
Afrasiyab
10-05-2006, 06:53 AM
Papa cennette bebeklere yer açtı!
Papa, 'vaftiz edilmeden ölen bebeklerin ruhunun ne cennete ne de cehenneme gideceği yönündeki inanışı değiştirme kararı' aldı.
Papa'nın amacı, Asya ve Afrika’da Hıristiyanlığı İslamiyetten daha cazip hale getirmek.
Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benedikt, Hıristiyanlık dininin tartışmalı konularından birine açıklık getirerek başta Asya ve Afrika’da Hıristiyanlığın Müslümanlıkla rekabet edebilmesinin yolunu açmaya hazırlanıyor. İngiliz The Times gazetesinin ‘Papa vaftiz edilmemiş bebeklerin ruhunu kurtararak kalpleri ve beyinleri kazanmaya çalışıyor’ başlığıyla verdiği habere göre Papa, Hıristiyanlıkla Müslümanlık arasındaki rekabeti artıracak bir adım atmaya hazırlanıyor.
30 UZMAN SORGULADI
Hıristiyan inanışına göre vaftiz edilmeden ölen bebeklerin ruhu ne cennete ne de cehenneme gidiyor. Ancak Papa, bu inancı dünyanın dört bir yanından 30 uzman ilahıyatçıya sorgulattı. İlahıyatçılar da Tanrı’nın, bütün ruhları kurtarmak istediğinden hareketle, ölmüş günahsız bebeklerin de vaftiz edilmeseler bile cennete kabul edilecekleri sonucuna vardı. Papa bu hafta içinde Hıristiyan alemine bu sonucu duyuracak. Times’a göre Papa’nın asıl amacı bebek ölüm oranlarının yüksek olduğu Afrika ve Asya’ya şirin gözükmek.
Star gazete
gurkan
10-05-2006, 08:08 AM
Arınç: ''AB Türkiye'ye çifte standart uyguluyor''
TBMM Başkanı Bülent Arınç, ''Türkiye'deki AB desteğinin düşmesinin nedeni AB'nin Türkiye'ye uyguladığı çifte standart. Asla akla hayale gelmeyen konuların, ilerleme raporlarına girdiğini görüyoruz. Yani Avrupa bize, 'ölümü gösterip, hastalığa razı olun' diyor'' dedi.
TBMM Başkanı Arınç bugün AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli ile biraraya geldi.
Avrupa'ya eleştiri
Arınç, şimdi anketlerde AB'ye olan desteğin azaldığını gördüklerini belirtti ve bunda AB'nin de hataları olduğunu söyledi.
TBMM Başkanı, ''biz parlamento olarak kendimize bakıyoruz, 'nerede hata yaptık?' diye. Hükümet, kendisine bakıyor, aynı soruyu soruyor. Ama biz kendimizde bir hata göremiyoruz" dedi.
AB'ye de eleştiriler yönelten Arınç, "Türkiye'deki AB desteğinin düşmesinin nedeninin, AB'nin Türkiye'nin üyeliğine uyguladığı çifte standart olduğunu görüyoruz. Avrupa Parlamentosundan her gün farklı bir ses duyuyoruz. Asla akla hayale gelmeyen konuların, ilerleme raporlarına girdiğini görüyoruz. Siyasi taleplerin gerçek kritermiş gibi önümüze konduğunu görüyoruz. Yani Avrupa bize, 'ölümü gösterip, hastalığa razı olun' diyor. İşte bütün anketlerde desteği düşüren mesele budur" diye konuştu.
Arınç görüşmede Rehn'e yapılan haksızlıklara ilişkin iki örnek verdi.
301'inci madde:
TBMM Başkanı Arınç, Rehn'e, "Sayın Rehn, bu konular artık bizi çok yordu. Size iki örnek vereceğim. AB'nin kendisine bakmadan Türkiye'den her şeyi talep edebileceğini gösteren iki örnek... TCK'nın 301'inci maddesinin değiştirilmesini veya kaldırılmasını istiyorsunuz. Şimdi size diyorum ki Hollanda'ya, Fransa ve İsviçre'ye bakın. Hollanda da Ermeni soykırımını inkar ettiği için Türk kökenli siyasetçilerin politika yapmaları engellendi. Fransa'da soykırımı reddetmek suçtur. Burada bir çelişki vardır. Avrupa'da olan bir şeyin, Türkiye'de olmasına karşı çıkıyorsunuz.'' dedi.
Azınlıklar:
İkinci konunun, dini azınlıkların vakıflarla ilgili taleplerinin karşılanmasının istenmesi olduğunu ifade eden Arınç, şöyle konuştu:
''Şimdi AB üyesi Yunanistan'a bir bakın. Yunanistan'da aynı haklar bulunmuyor. Orada bulunan Türk kökenli azınlıkların vakıfları aynı haklara sahip değiller. Oradaki Türkler aynı taleplerde bulunuyorlar ama Yunanistan bunu reddediyor. Şimdi Yunanistan'ın reddettiği bir şeyi bizim kabul etmemizi istiyorsunuz. İşte Sayın Rehn, bizim AB'ye olan inancımızı ve güvenimizi etkileyen çifte standart davranışlar bunlardır. Halkımızın hevesini ve heyecanını kırmayın.
Türkiye, meclisi ve hükümeti ile AB'ye tam üye olmak için üzerine düşen her şeyi yapmaya kararlıdır ve bu konuda hiçbir mazeret üretmeyecektir. Ancak bundan sonra yapacağımız tüm reformlar ve yasalar, AB'ye üye olacak diğer ülkelere uygulanan kriterlerin aynısı olacaktır. Ne bir fazla ne bir eksik''
Rehn: "Sinirlere hakim olmak lazım"
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de, Arınç'a, AB'nin görüşlerini, olumlu ya da olumsuz, aktarmanın görevinin bir parçası olduğunu söyledi.
Rehn, ''üyelik süreciyle ilgili Türkiye'de insanların sinirlerine hakim olması gerekir. Sorunları konuşarak halletmek gerekir. Herkesin sakin ve sağduyulu hareket etmesi ve diyalog içinde olması gerekir. Aksi takdirde problemleri çözemeyiz ve ilerleyemeyiz'' dedi.
Rehn, yıllık raporun 8 kasımda yayınlanacağını, bunun; objektif, adil ve doğru bir rapor olması için Türkiye'de olduğunu ifade ederek, ''sizin başkanlığınızdaki Meclisin gerçekleştirdiği reformların, bu raporda takdir edildiğini göreceksiniz'' diye konuştu.
Ancak eksikliklerin olduğunun da görüleceğini söyleyen Rehn, parlamento ve hükümetin, kendilerine yardımcı olmasının çok önemli olduğunu kaydetti. Rehn, ''Elimize ne kadar çok malzeme verirseniz, biz o kadar güzel rapor yazarız'' dedi.
"301'inci madde değişikliği, kuvvetli mesaj olacak"
Gündemdeki konulara da değinen Rehn, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve diğer yetkililer ile din ve ifade özgürlüğü konularında AB ile aynı düzeyde ve aynı biçimde hareket etmenin önemli olduğunu konuştuklarını söyledi.
Rehn, ''eğer TCK'nın 301'inci maddesi değişirse, raporumuzda çok kuvvetli bir mesaj olacaktır. Bu konuda, AB ile aynı düşündüğünüzü göstermiş olacaksınız'' diye konuştu.
Ankara Protokolü'ne de değinen Rehn, ''bu yıl içinde bu protokolle ilgili bazı adımların atılmasını bekliyoruz'' dedi.
İmam hatipli kız öğrenci 5 aylık hamile çıktı
BURSA'nın Mustafakemalpaşa İlçesi’nde dönem başından beri okula gitmeyen İmam Hatip Lisesi ikinci sınıf öğrencisi M.Y.'nin, 5 aylık hamile olduğu ortaya çıktı. Küçük kızın Endüstri Meslek Lisesi’nde eğitim gören bir arkadaşından hamile kaldığı iddia edildi.
İmam Hatip Lisesi ikinci sınıfa giden 15 yaşındaki M.Y.'nin, dönem başından beri okula gelmemesinden endişelenen okul idaresi, durumu Orta mahallede oturan ve hayvancılık yaparak geçimini sağlayan baba N.Y.'ye bildirdi. Baba N.Y. ise, kızının karnında ur olduğunu belirtip, Bursa’ya doktora götüreceklerini ve tasdikname alıp, artık okula göndermeyeceklerini söyledi. M.Y.’nin geçen yıl da uygunsuz davranışları nedeniyle okuldan ihtar aldığı öğrenildi.
Kızın karnının iyice şişmeye başlamasından şüphelenen aile, Mustafakemalpaşa Devlet Hastanesi’nde ultrason çektirdi. Yapılan kontrollerde M.Y.’nin 5 aylık hamile olduğu ortaya çıkarken, bu durum karşısında aile de şok oldu. Başarılı bir öğrenci olduğu belirtilen M.Y.’nin İmam Hatip Lisesi yanında bulunan Endüstri Meslek Lisesi’nde eğitim gören bir arkadaşından hamile kaldığı iddia edildi. İsmi açıklanmayan erkek öğrencinin ailesinin M.Y.’nin ailesi ile aralarında anlaştığı bu nedenle de durumun adli mercilere intikal ettirilmediği öne sürüldü.
Kaynak (http://www.milliyet.com.tr/2006/10/05/son/sontur06.asp)
Normal müfredatta okuyan kız öğrencilerin hamile kalması haber değeri taşımıyor..NİÇİN :cool:
Xöx Çono
10-05-2006, 11:23 AM
"Milli Eğitim'in işi camiye yardım toplamak değil, yasaların öngörmüş olduğu ilkeler çerçevesinde eğitim yapmaktır. Yetkilileri ve idari erki bir kez daha uyarıyoruz; Laik ve demokratik eğitim sisteminin altını oymaya çalışmayın. Eğer bu sistem yıkılırsa hep birlikte enkazın altında kalırız."
O sistem zaten kıyma makinesidir, ne farkeder ki?
Aybike
10-05-2006, 11:53 AM
[QUOTE=Afrasiyab;513245]Papa cennette bebeklere yer açtı!
Papa, 'vaftiz edilmeden ölen bebeklerin ruhunun ne cennete ne de cehenneme gideceği yönündeki inanışı değiştirme kararı' aldı.
Papa'nın amacı, Asya ve Afrika’da Hıristiyanlığı İslamiyetten daha cazip hale getirmek.
Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benedikt, Hıristiyanlık dininin tartışmalı konularından birine açıklık getirerek başta Asya ve Afrika’da Hıristiyanlığın Müslümanlıkla rekabet edebilmesinin yolunu açmaya hazırlanıyor. İngiliz The Times gazetesinin ‘Papa vaftiz edilmemiş bebeklerin ruhunu kurtararak kalpleri ve beyinleri kazanmaya çalışıyor’ başlığıyla verdiği habere göre Papa, Hıristiyanlıkla Müslümanlık arasındaki rekabeti artıracak bir adım atmaya hazırlanıyor.
30 UZMAN SORGULADI
Hıristiyan inanışına göre vaftiz edilmeden ölen bebeklerin ruhu ne cennete ne de cehenneme gidiyor. Ancak Papa, bu inancı dünyanın dört bir yanından 30 uzman ilahıyatçıya sorgulattı. İlahıyatçılar da Tanrı’nın, bütün ruhları kurtarmak istediğinden hareketle, ölmüş günahsız bebeklerin de vaftiz edilmeseler bile cennete kabul edilecekleri sonucuna vardı. Papa bu hafta içinde Hıristiyan alemine bu sonucu duyuracak. Times’a göre Papa’nın asıl amacı bebek ölüm oranlarının yüksek olduğu Afrika ve Asya’ya şirin gözükmek.
hadi ya kendi nereye hazırlanıyor acaba..Yav ben hrisıtıyanlığın bu kısmına çok gülüyom :))))))
gurkan
10-05-2006, 03:14 PM
Maksatlı müslümanları karalayıcı aşağılayıcı yönlendirmeli haber değeri taşımayan başlıkların buraya taşımamasını AYKIRI kardeşimden rica ediyorum... bu enfermasyon haberlerini çarpıtıldıkları için Okumuyorum . Bunları da kötü maksatlarından dolayı Allah'a havale ediyorum. Allah onların oyunlarını bozsun.
Müslümanın müslümanın halini tasa etmesi gerekli. Onu aşağılaması değil. Hepimiz bu milletin bir ferdiyiz. Vucuddaki bir ağrı tüm vucudda sancı yapar. Bu beni etkilemez diyende onun bir azasıdır. Yanılır ve etkilenir. Bu işler önce objektif olmakla. Ülke gerçeklerini bilmekle başlar. Pravakatörlüğe luzum görmüyorum.
gurkan
10-05-2006, 04:26 PM
Durumu gereğinden fazla hafife aldığını düşünüyorum. Senin zannettiğin gibi bu tip şeyler hiç üzerinde durulmadan, sözü bile edilmeden, haberi dahi aktarılmadan düzelebilen sorunlar olsaydı benim için katiyen sorun teşkil etmezdi. Vücuttaki ağrıya tanı konulmadan tedavi yapıldığı görülmüş şey midir? Sence aşağıdaki haberde, senin varlığını kabul etmediğin sorun çok açık şekilde görülmüyor mu? Senin bu meselelerde çekindiğin konu tam olarak nedir?
Antalya'da liseli gençler, tartıştıkları Ünal Topel'i döverek öldürdü.
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2258009.jpg
Antalya'da darp edilmiş halde cesedi bulunan 44 yaşındaki Ünal Topel'in katil zanlıları yakalandı. 4'ü lisede okuyan 5 gencin Ünal'ı döverek öldürdüğü ortaya çıktı.
Taş ve sopalarla vurularak öldürülen kişinin Ünal Topel olduğunu belirleyen Antalya Emniyet Müdürlüğü Cinayet Bürosu ekipleri, cinayet zanlısı olarak 4'ü lisede okuyan 5 genci gözaltına aldı. Sorgularında cinayeti itiraf eden B.K., Ş.Ş., M.Ö., V.T. ile R.A., Ramazan ayında içki içtiğini gördükleri Ünal Topel ile aralarında önce küfürleşme geçtiğini, daha sonra kavga ettiklerini ve sopalarla dövdüklerini itiraf etti. 5 genç, ifadelerinin ardından çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Kaynak (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5204389.asp?m=1&gid=112&srid=3430&oid=1#)
Maksatlı yalan haberlerdir. Müslümanları karalamak için. Planlıdır. Hürriyet Masonların gazetesidir. Bunu ben değil bu ülkenin derin devleti söylüyor...
gurkan
10-05-2006, 04:37 PM
Suçlular kim ? Ya İmamhatipliler ve Başörtülüler...
Ortak nokta buradan hareket... Hedefte müslümanlar.
Operasyonel bir faaliyet... Bu cumhurbaşkanlığı seçimine kadar devam edecek...
Heber değeri olmayan enfermasyon yalan haberler... Şimdi sende piyonluk yapıyorsun... Tutup bende sana bunların çarşaflarını sererim. yazarlarının hainlik bağlarına kadar... Benim için zaman kaybı hemde fayda sağlamayacak boş bir tartışma olur. Bunlar lehte ve aleyte bir katkı sağlamayacaktır sana da... Bunun suçu bireylerdir. Suç bireyseldir. Bunu genel tutup tüm müslümanları kararlarcasına zan islamda yasaktır. Bir diğer örnek kötü örnek teşkil alınmaz. Misal iyidendir. Bunları incelediğimizde karşımıza toplumsal ahlakı çöküntü çıkar... Toplum içten çöküyor.. İslam tolumda oluyor... İslamın hayatta adı var kendi yok... İslamı doğru yaşayan hayatına doğru taşıyan parmakladır. Güzel ahlak toplumuzdan gidiyor... Acı ama gerçek... AYKIRI olmak çözüm değildir. Kolay yoldur...
Seckjin Khan
10-05-2006, 05:31 PM
Haberci mantelitesi Oğuz Abi ;)
normal birisine araba çarparsa birşey olmaz ama başbakan'a araba çarpara Haber olur ;)
Seckjin Khan
10-05-2006, 06:36 PM
ABBAS GÜÇLÜ'NÜN PROGRAMINA ÇIKAN AĞAR'DAN SÜRPRİZ SÖZLER:
'Benim dönemimde asker konuşamaz'
Öğrencileri yanıtlayan Ağar, "Benim dönemimde asker konuşamaz. Asker konuşuyorsa hükümet yok demektir" sözleriyle hem alkış aldı, hem de protestolara muhatap oldu
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Uludağ Üniversitesi'nde zor anlar yaşadı. Susurluk, faili meçhul cinayetler, 301 ve Amerikan üsleri konusunda sert eleştiriler alan Ağar, AKP ve ABD'ye yüklendikçe de bol bol alkış aldı.
İrtica kaçamağı
Ağar'ın kafaları karıştıran ve aynı anda hem alkış hem de protestolara neden olan söylemlerinin başında ise, "Benim dönemimde asker konuşamaz. Asker konuşuyorsa hükümet yok demektir. Hiçbir zaman bu noktaya gelinmez" sözleri geldi.
Aynı şekilde, Cumhurbaşkanı Sezer, CHP Genel Başkanı Baykal, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ve kuvvet komutanlarının irticaya yönelik sözlerinin de onları bağladığını dile getirmesi ve "Sizce de Türkiye'de irtica var mı?" yönündeki sorulara, ısrarla kaçamak cevaplar vermesi, salonda farklı tepkilere neden oldu.
İncirlik tepkisi
Öğrencilerin önce alkışladığı, sonra da eleştirdiği konu başlıklarından biri ABD ile ilişkiler oldu.
Ağar, ABD'den icazet alan liderlerden olmayacağını, ABD'nin başta Irak olmak üzere yaptıklarının yanlış olduğunu, Büyükelçi'nin "kakofoni yapılıyor" sözleriyle Türkiye'nin iç işlerine karışmasını hiç doğru bulmadığını dile getirip bol bol alkış aldı.
Ağar, bir öğrencinin "ABD karşısındaki dik duruşunuz nedeniyle sizi kutluyoruz. Eminiz ki, Başbakan olduğunuzda İncirlik'teki ABD üssünü kapatırsınız" yönündeki bir sorusunu, "O konuya iktidara gelince karar veririz. Ülkemizin menfaati neyi gerektiriyorsa o yönde hareket edilir" şeklinde cevaplandırınca, bu kez, şiddetli protestolarla karşılaştı.
Avşar'a kapı açık
Önceki gece, Kanal D'de yayımlanan Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına, 5. yılda 4. kez konuk olan Ağar, Hülya Avşar'a kapılarının açık olduğunu, önseçimleri kazanırsa partisinden milletvekili olabileceğini söyledi.
Zaman zaman çok elektrikli bir ortamda geçen programda Ağar hem alkışlandı ve hem protesto edildi.
Ağar en fazla hangi soruya sinirlendi?
Neredeyse her soruyu hoşgörüyle karşılayan Ağar'ın en fazla sinirlendiği soru, emniyet müdürüyken İsrail ve ABD gizli servisleriyle görüşüp satın aldığı silahların, faili meçhul cinayetlerde kullanılıp kullanılmadığına yönelik soruydu. Bir öğrencinin, 'artık kan üzerine inşa edilen politikacılar istemiyoruz' yönündeki değerlendirmesi de bardağı taşıran son damla oldu.
Mehmet Ağar, uzun uzun bu silahların sadece terör amaçlı kullanıldığını anlattıktan sonra, öğrencilere doğruları iyice araştırmadan eleştiri getirmemeleri gerektiğini söyledi.
Alkışlanan sözleri:
# Hükümete yönelik her eleştirisi
# Milletvekili seçilme yaşı 25'e indirilsin
# Paran yoksa öl dönemi yaşanıyor
# Erken seçime gidilsin, cumhurbaşkanını yeni meclis seçsin
# IMF'nin esiri olmayacağız
# AB, Türkiye'ye karşı dayatma içinde
# Türkiye'de artık silahlar değil, hukuk konuşulsun
# Başarısız olmuş bir iktidarla koalisyon kurmayız
# Yabancıya mülk satışı karşılıklı olmalı
# Benzini, vergi yükünü kaldırıp ucuzlatacağız
Tepki çekenler:
# Susurluk'ta adalet gereğini yerine getirdi
# Derin devlet, derin ülke sevgisidir
# İncirlik üssü kalabilir
# İrtica var diyememesi
# Çatlı'ya pasaport, Kırcı'ya nikâh şahitliği
# 301 birçok ülkede var
# İsrail'den alınan silahlar terör için kullanıldı. Faili meçhullerle ilgisi yok
# Üç ayda kapkaçı da bitiririz; ekonomiyi düzeltir, işsizliğe çare buluruz
İşte karnesi
Ağar'ın karnesi yıldızlı pekiyi ile dolu olmasa da, kırık yoktu. Ağar, Hitabet Gücü, Vizyon, Karizma, İnandırıcılık, Konulara Hâkimiyet ve Giyim Kuşam'dan oluşan dersler içinde en az alkışı, İnandırıcılık konusunda aldı. Öğrenciler, "Söylediklerinin yarısını yapsa yeter" değerlendirmesinde bulundu.
Baykal'la kıyaslama
Geçen hafta ile bu haftanın bir değerlendirmesi yapıldığında ortaya şu tablo çıktı: Solcu CHP askere daha yakın, muhafazakâr DYP ise askere mesafeli. Reytinglerde ise Baykal, Ağar'a göre açık ara önde. Samimiyet konusunda öğrencilerin tercihi Ağar'dan yanaydı...
Kaptan-i Derya
10-05-2006, 06:44 PM
su agar bizm pederin dedigi gibi "fasa-fiso" yani erdogan'in bi esi, arastirin Erdogan'da buna benzer seyler demisti iktidara gelmeden önce.
Seckjin Khan
10-05-2006, 06:58 PM
Erdoğan'ın seçimlerden önce kş söylemi;
# IMF'nin esiri olmayacağız
hatta ileri gidip IMF yi kovacağım dedi ilk gününde oturup konuşacağız IMF ile olur mu öyle şey demişti :P
güldüğüme bakmayın halkımız herşeyi hak ediyor aynen böyle devam halkımız devam
dervish
10-06-2006, 12:11 AM
Oruç cinayeti de yalan çıktı
‘Liseliler oruç cinayeti işledi’ haberi yalan çıktı. Cinayete karıştıkları gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine gönderilen 5 öğrencinin polise verdiği ifadeye göre olay, sokakta yaşayan Ünal Topel’in (44) öğrencilerin yolunu keserek para istemesi nedeniyle gerçekleşmiş.
Topel’in iki gün önce okuldan dönerken önlerini kesip kendilerinden para istediğini iddia eden öğrenciler, şunları söyledi: “Olay günü okuldan dönerken önümüze çıkan adını bile bilmediğimiz bu şahıs bizden para istedi. Paramız olmadığını söyleyince eliyle bizi taciz etti. Biz de kaçtık. Durumu arkadaşlarımıza anlatınca, Topel’in yanına gidip kendisiyle konuşmak istedik. Ancak o bize saldırdı. Biz de karşılık verdik. Öleceğini hiç tahmin etmiyorduk.”
Polis, olayın çarpıtılarak verilmesine anlam veremezken medya mensupları da bu durumun meslek etiğini yerle bir ettiğini söyledi. Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Türkiye Gazetecileri Federasyonu Genel Sekreteri Erdoğan Kahya, herhangi bir kaynağa doğrulatmadan yapılan söz konusu haberin etik olmadığını belirtti.
Haber: Lütfi Aykurt
Kaynak: www.zaman.com.tr
Demir Kağan
10-06-2006, 04:47 AM
Sedat Çelebi benim din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenimdi. Kendisini severdim, siyasi konularda pek konuşmasak da, diğer din öğretmenlerinden farklı olarak pek irticai konuşmalarda bulunmazdı. Ancak şunu söylemeliyim ki, neden ve nasıldır bilmem, Hasip Dinçsoy'daki bütün öğretmenler dini hassasiyet taşır, hem de azımsanmayacak şekilde.
Adı M.A
İtiraf ediyorum, benim; Muhammet AYDIN. :)
dervish
10-06-2006, 03:23 PM
Bir bakanın asker oğlu Lübnan'da
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda yedek subay olarak askerlik yapan oğlu Bülent Yıldırım, bugün Deniz Kuvvetleri'nin TCG Gaziantep Fırkateyni ile Lübnan'a gitmek üzere yola çıktı.
Ulaştırma Bakanı Yıldırım'ın Denizcilik Fakültesi mezunu olan Bülent Yıldırım, 430 kişilik Deniz Kuvvetleri gücü ile birlikte bugün sabah saat 10.00'da Lübnan'a hareket etti. Oğul Yıldırım, askerliğini Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın Türkiye'deki tek eğitim merkezi olan İzmir Poligon Merkezi'nde yapıyordu. 6 aylık Bahar isimli bir kız çocuğu olan Bülent Yıldırım, İzmir Poligon Merkezi'nde 3 haftalık eğitim gördü. Bülent Yıldırım'ın dağıtım yeri ise Lübnan oldu. Bülent Yıldırım'ın uzak yol kaptanlığı yaptığı kaydedildi.
Hatırlanacağı gibi, 'Politikacıların oğulları askerliklerini hep risksiz yerlerde yapıyor' tartışmaları üzerine Bakan Yıldırım, "Oğlum Bülent şu anda İzmir'de denizci olarak askerlik yapıyor. Vatanın bütün evlatları nasıl askerlik yapıyorsa, nasıl Lübnan'a gidiyorsa, oğlum da Lübnan'a gidebilir" açıklamasını yapmıştı.
gurkan
10-06-2006, 11:50 PM
“Tanırım irticayı, iyi çocuktur...”
Hangi taşı kaldırsan altından çıkıyor bu meret.
Musluklar mı bozuldu, sebep odur.
Maaş mı yetmiyor, sebep odur.
Çok mu içiyor adam, sebep odur.
Cari açıklar mı arttı, odur sebep.
Sevgilin mi terketti, sebep arama, odur.
Hava mı yağmurlu, sebep odur.
Uzaya mı çıkamıyorsun, sebep o.
Finaller kötü mü geçti, sebep odur.
Karından fırça mı yedin, sebep belli.
Gülünç durumda mısın, al sana sebep.
Kontörün mü bitti, onun yüzünden işte.
Ayakkabın mı sıkıyor, sebep odur.
Fasulye iyi pişmemiş mi, sebep odur.
Bu hemen herşeyin sebebi olup da şimdiye kadar hiç karşılaşmadığım bu varlığı önemli bir yetkiliye sordum ve şu cevabı aldım: “tanırım irticayı, iyi çocuktur...”
gurkan
10-06-2006, 11:54 PM
Türkiye ayakta!
Türkiye, 12 Ekim’de sözde Ermeni soykırımının inkárını suç sayan tasarının Fransa Meclisi’nde görüşülecek olması nedeniyle bu ülkeye karşı siyasi ve askeri atağa geçti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a ağır bir mektup gönderdi, Dışişleri "Kamuoyunu denetleyemeyiz" dedi, Genelkurmay da "İlişkiler biter" mesajı verdi.
CUMHURBAŞKANI Sezer, çarşamba günü gönderdiği mektupta, Türkiye ve Fransa’nın tarih boyunca iyi ilişkiler için yatırım yaptığını anımsatarak, tarihi gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan iddiaları kabul etmeyen görüşlerin suç sayılmasının, ilişkilere ağır bir darbe vuracağını belirtti. Türk kamuoyunun son derece hassas olduğu bir konunun, ülkedeki seçim propagandalarına alet edilmesinin Fransız kültürüne yakışmadığının altını çizen Sezer, tasarının kabul edilmesi halinde Fransa’nın Türkiye’yi ve Türk halkını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını vurguladı. Sezer, Fransa’nın sağduyu ile hareket ederek Türkiye’nin görüş ve düşüncelerini dikkate alacağı umudunu yitirmediğini de belirtti.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de Fransız mevkidaşı Philippe Dousty-Blazy’le bir telefon görüşmesi yaparak, konuyla ilgili tepkisini ortaya koydu. Tasarının yeniden gündeme gelmesinin ilişkileri yaraladığını ifade eden Gül, bu tutumuyla Fransa’nın ifade özgürlüğünü kaldırdığını belirtti. Gül, bu durumda Türkiye’nin ortak tarih komisyonu önerisinin içinde yer almak isteyecek Fransız bilim adamlarının görüş bildirme imkanının da ortadan kalkmış olacağını vurguladı.
BENİ DE Mİ CEZALANDIRACAKSINIZ
Ermenistan’ın, Türkiye’nin başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini bozmak için yoğun bir gayret gösterdiğini kaydeden Gül, Blazy’e "Fransa’ya gelip, ’soykırım yok’ dediğimde, beni de mi cezalandıracaksınız" sorusunu yöneltti.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan da dünkü basın toplantısında, tasarının kabulü halinde, bunun iki ülke ilişkilerine telafisi çok ağır bir darbe indireceğini ifade etti. Tan, "Ermeni konusu geçmişte ilişkilerimizi fazlasıyla zehirlemiştir. Kamuoyumuzun tepkisinin kontrol altında tutulması mümkün olmayacaktır" dedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan da bugün İstanbul’da, Türkiye’ye yatırımları bulunan Fransız firmalarının üst düzey yöneticileri ve işadamlarıyla bir toplantı yapacak. Erdoğan, bu tasarının kabul edilmesi durumunda Fransız firmalarının Türkiye’de iş yapma olanaklarının ciddi şekilde azalacağı mesajını verecek.
EGETÜRK
10-07-2006, 02:07 AM
artık fransa'nın sömürgeci tavırlarını unutması gerek,üstünden yüzyıllar geçti hala Dünya siyasetinde Kendilerine rol arıyorlar,olmadı zamanında yerleştirdikleri ekinimlerini kullanıyorlar...Bir biçimde kendilerini etkin halde tutmak istiyorlar,ama artık yeter demenin tam zamanı,biz buna köprüleri atarak başlayabiliriz...Fransız'ın artık dikburunluluğunu bırakıp onları koruduğumuz dönemleri hatırlaması gerekiyor...Bilmem Fransa Bu Kadar yaşlı nüfusuyla nassıl bu düzenini sürdürecek...Tabi aynısı avrupa içinde geçerli,ama Fransa'nın artık Emperyal Defterini bir an önce kapatması gerekiyor...
firari
10-07-2006, 02:15 AM
Fransızların simgesidir horoz..Kendi bokun üstünde olup yaygara çıkaran ender hayvanlardan biridir horoz...ve haliyle fransa...
Her yapılan hareket ile kendilerine zarar verdiklerini çok geç anlayacaklar..
dervish
10-07-2006, 07:44 AM
Üniversiteler dünya liginde sıfır çekti
Çin ve İngiltere’de yapılan iki ayrı araştırma, Türk üniversitelerinin bilimsel başarısızlığını ortaya koydu. Türkiye’den hiçbir akademik kuruluş, dünyanın en iyileri sıralamasında ilk 500’e giremedi.
Üniversiteler, 2006-2007 akademik yılına görkemli törenlerle adım atıyor. Rektörler açılışlarda bilimsel çalışmalardan ziyade siyasi içerikli konuşmalarıyla dikkat çekiyor. Dünya çapında yapılan 2 ayrı araştırma, rektörlerin bu tavrının altında yatan temel sebebi ortaya çıkardı: Türk üniversiteleri bilimsel başarı açısından uluslararası alanda varlık gösteremiyor.
Daha fazlasini okumak icin: http://www.zaman.com.tr/?bl=haberler&alt=&trh=20061007&hn=356852
Aybike
10-07-2006, 01:30 PM
Ben şu okullarda ısrarla belirli kitapların alınması isteğine uyuz oluyorum..
Kızımın edebiyat hocası bir yazar..ve kendi kitaplarını almayan çocuklara davranışı farklı..
Ayrıca okulunun birde yayın evi var..Bu yayınevinden çıkan "Dini" kitaplarıda almak zorunda.Başlarda alıyordum fakat okudukça dinden uzaklaşasım geldi ..şimdi almıyorum..Ama sıkıntılar başladı tabi...:)
Afrasiyab
10-07-2006, 03:23 PM
Durumu gereğinden fazla hafife aldığını düşünüyorum. Senin zannettiğin gibi bu tip şeyler hiç üzerinde durulmadan, sözü bile edilmeden, haberi dahi aktarılmadan düzelebilen sorunlar olsaydı benim için katiyen sorun teşkil etmezdi. Vücuttaki ağrıya tanı konulmadan tedavi yapıldığı görülmüş şey midir? Sence aşağıdaki haberde, senin varlığını kabul etmediğin sorun çok açık şekilde görülmüyor mu? Senin bu meselelerde çekindiğin konu tam olarak nedir?
Antalya'da liseli gençler, tartıştıkları Ünal Topel'i döverek öldürdü.
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2258009.jpg
Antalya'da darp edilmiş halde cesedi bulunan 44 yaşındaki Ünal Topel'in katil zanlıları yakalandı. 4'ü lisede okuyan 5 gencin Ünal'ı döverek öldürdüğü ortaya çıktı.
Taş ve sopalarla vurularak öldürülen kişinin Ünal Topel olduğunu belirleyen Antalya Emniyet Müdürlüğü Cinayet Bürosu ekipleri, cinayet zanlısı olarak 4'ü lisede okuyan 5 genci gözaltına aldı. Sorgularında cinayeti itiraf eden B.K., Ş.Ş., M.Ö., V.T. ile R.A., Ramazan ayında içki içtiğini gördükleri Ünal Topel ile aralarında önce küfürleşme geçtiğini, daha sonra kavga ettiklerini ve sopalarla dövdüklerini itiraf etti. 5 genç, ifadelerinin ardından çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Kaynak (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5204389.asp?m=1&gid=112&srid=3430&oid=1#)
Milliyet'in 'oruç cinayeti' yalanı
Milliyet'te yer alan 'Liseli gençler, Ramazanda içki içen kişiyi öldürdü' başlığı ile verdiği haber asılsız çıktı. Çocukları cezaevine gönderen olayın ayrıntısı yazılandan bambaşka.
Milliyet'in son haftalarda yalan haberlerine bir yenisi daha eklendi. "Liselilerin oruç cinayeti” haberi de yalan çıktı.
Cinayete karıştıkları gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine gönderilen 5 ögrencinin polise verdigi ifadeye göre olay, sokakta yaşayan Ünal Topel’in (44) öğrencilerin yolunu keserek para istemesi nedeniyle gercekleşti.
Topel’in iki gun önce okuldan dönerken önlerini kesip kendilerinden para istedigini iddia eden ogrenciler, olayı şöyle anlattı:
“Olay günü okuldan dönerken önumuze çıkan adını bile bilmedigimiz bu şahıs bizden para istedi. Paramız olmadığını söyleyince eliyle bizi taciz etti. Biz de kactik. Durumu arkadaslarimiza anlatinca, Topel’in yanina gidip kendisiyle konuşmak istedik. Ancak o bize saldırdı. Biz de kaçtık. Durumu arkadaslarimiza anlatınca, Topel’in yanına gidip kendisiyle konusmak istedik. Ancak o bize saldirdi. Biz de karsılık verdik. Ölecegini hic tahmin etmiyorduk.”
ANTALYA GAZETECİLER CEMİYETİ BAŞKANI HABERLE İLGİLİ NELER ANLATTI?
__________________________________________________ ___
AYKIRI senin haber yalan çıktı :D :D :D
Gürkan abi haklı çıktı, her ramazanda böyle yalan haberler çıkıyor...
mustafa06
10-07-2006, 04:04 PM
Gechmishte de, bu yıl da ramazan ayında özellikle bu tip haberler bazı gazeteler tarafından özellikle gündeme getiriliyor.
Ramazanın ilk gününde de, Ankarada sahur dayağı gibi bir haber chıkmıshtı. ve bu haber buraya da tashınmıshtı.
Daha sonra anlashıldı ki sarhoshların birbirleri ile olan kavgası imish.
Bu tip haberlerin arkasını arashtırmadan ve diğer basın organlarındaki haberlerle garantiye almadan buralara tashımakla, belki de istemeden bazılarının amacına hizmet etmish oluyoruz.
Bu tarz spekülatif haberlerde daha dikkatli olmak gerektiği görülmektedir.
Hata yapmak insanlara mahsustur. Bu tip haberleri arashtırıp bulabilecek kapasitedeki arkadashlarımız , kesinlikle haberin yalan olduğunu da bulabilecek kapasitede insanlardır. (Eğer haberin yalan olduğunu bile bile kullanmıyorsak) Bu durumda eski haberi kaldırarak , Durumu düzelten bir achıklama yazması ve hata sonucu böyle bir durumun meydana geldiğini belirtmesi hem dostlara saygı, hemde erdemli bir davranısh olur diye düshünüyorum.
sevgi ile
wolfie
10-07-2006, 05:26 PM
Şehitlerimize ölü diyen satılmış basına fazla güvenmeyiniz.
mustafa06
10-07-2006, 06:07 PM
Ben o haberi Milliyet'ten değil Hürriyet'ten aldım. Düzeltmesi gereken ben değilim onlar. Baktım ve haberler olduğu gibi duruyor. Düzeltme de göremedim. Belki müracaat ederseniz düzeltirler. Zaman gazetesine güveniniz sonsuz bakıyorum da...
Bulduğum yazı ideolojime uygunsa , doğruluğu- yanlıshlığı beni ilgilendirmez, sorun onu yazanındır diyorsan,
Shüphesiz Kendi kararlarınla ilgili değerlendirme ve takdir senindir.
Tabiki güvenilirlik konusundaki takdirde herkesin kendisine aittir.
sevgi ile
kurshad
10-08-2006, 07:03 AM
Sokakta Bile TÜRBAN Yasağı Olan Ülke
Türkiye'de sadece devlet daireleri ve üniversitelerde yasak olan TÜRBAN'ın sokakta bile yasak olduğu Müslüman ülkesi var. İşte Müslüman ülke Tunus...
Bu hurriyet gazetesi yazari Ibrahim Sahin denilen vatandas herhalde Turkiye'de ve dunyada zorbaligi ve diktatorlugu savunuyor. Tunusta yapilan tam bir laik diktatorluk. Bunu solcu laik aydinlar bile ifade ederken bu gerizekali ibrahim sahin bize ornek ulke olarak Tunus'u gosteriyor.
Camilerin namazdan sonra kilitlendigi, sakal birakanin takip edildigi, yazili ve gorsel basinin buyuk baskilara tabii oldugu bir ulke Tunus. Su andaki baskanin ve ailesinin yolsuzluklari tum Tunus'ta dillerde. Fakat kimse birsey yazmaya cizmeye cesaret edemiyor. Hapishanelerde kaybolan yazarlardan bahsediliyor.
Turizm icin harika, vatandasi icin ise zulum ulkesi Tunus..Bir tarafta Tunus'u elestiren batili ve dogulu demokratik sivil orgutler diger tarafta gerizekali gazeteci ibo sahin..
mustafa06
10-08-2006, 07:38 AM
Bu hurriyet gazetesi yazari Ibrahim Sahin denilen vatandas herhalde Turkiye'de ve dunyada zorbaligi ve diktatorlugu savunuyor. Tunusta yapilan tam bir laik diktatorluk. Bunu solcu laik aydinlar bile ifade ederken bu gerizekali ibrahim sahin bize ornek ulke olarak Tunus'u gosteriyor.
Camilerin namazdan sonra kilitlendigi, sakal birakanin takip edildigi, yazili ve gorsel basinin buyuk baskilara tabii oldugu bir ulke Tunus. Su andaki baskanin ve ailesinin yolsuzluklari tum Tunus'ta dillerde. Fakat kimse birsey yazmaya cizmeye cesaret edemiyor. Hapishanelerde kaybolan yazarlardan bahsediliyor.
Turizm icin harika, vatandasi icin ise zulum ulkesi Tunus..Bir tarafta Tunus'u elestiren batili ve dogulu demokratik sivil orgutler diger tarafta gerizekali gazeteci ibo sahin..
Bahsettiğiniz konular bazıları ichin pek önem arzetmemektedir, Bir gazeteye kim yazarsa yazsın,( yeterki gazete olsun haberlerin doğru olmasıda önemli değildir . Yalansa o gazetenin sorunudur. !) yeterki islamla ilgili ve aleyhte olması buraya tashınması ichin yeterli sebeptir.!
Shu anda Türkiye de islam aleyhine ermenistan veya rumlardan Türkche bir gazete haberi bulsalar, ishte flash haber diye önümüze koyacaklar.
..................................................
Tunusta iktidardaki parti LAİK PARTİ , arkasında fransa var.
Bu konularda bashka nasıl bir tutum beklenebilir
mustafa06
10-08-2006, 07:44 AM
Aykırı,
sokakta bile türban yasağı olan ülke
chok haklısın , diktatör iktidar öyle bir karar almısh ama,
Tunusta GÜNLÜK HAYATTAN FİİLİ DURUM'UN resimleri,
Not , RESİMLERİ ÖZELLİKLE YABANCI SİTELERDEN ALDIM. :)
mustafa06
10-08-2006, 07:47 AM
Tunusta günlük hayattan ,
(Tunusta achık giyinen insanlarda var,
ancak Aykırı'nın vermeye chalıshtığı imaj gibi, Tunusta halkın tamamı achık giyiniyor iddiası aynı diğer haberlerde olduğu gibi kuyruklu bir yalandır. )
gurkan
10-08-2006, 08:12 AM
(Tunusta achık giyinen insanlarda var,
ancak Aykırı'nın vermeye chalıshtığı imaj gibi, Tunusta halkın tamamı achık giyiniyor iddiası aynı diğer haberlerde olduğu gibi kuyruklu bir yalandır. )
Aykırı Bu forumun Kuyruğu En büyük yalancısı.
Aynı Zaman da İslam düşmanlığı yapan bir üyesi...
Allah Onun Elini Kurutsun...
(Tebbet Süresinden Öğrendim Her düşmanlık yaptığında bu bedduayı yapacağım ona... Ben ona güzellikle anlattım o İslam düşmanlığı yapmayı yeğledi. )
Peygamber efendimiz (s.a) Buyurdu ki;
Sizden kim çirkin bir davranış görürse ona eliyle engel olsun. Buna gücü yetmezse diliyle uyarıda bulunsun. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu sonuncusu imanın en zayıf şeklidir.(Müslim ;iman 78)
gurkan
10-08-2006, 08:27 AM
İki dünya: Secdeye varanlar ve varamayanlar!
Kimse anlattıklarımın Batı’yla Doğu; Hristiyanlıkla İslam ve diğer doğu dinleri arasında sıradan bir ibadet farkı olduğunu iddiaya kalkışmasın!
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Geçmiş zaman...
Yabancı bir ülkede, bir otel odasında televizyondan yayınlanan paskalya törenlerini izliyorum.
Neredeyse her kanalda başka bir kiliseden canlı yayın var.
Bakıyorum. İnsanlar gösterişsiz fakat şık giysileriyle gelmiş. Huşu içindeler.
Töreni yöneten Ortodoks papazlar ise göz alacak kadar ihtişamlı cüppeler giyinmiş. Mumlar yakılıyor, dualar okunuyor, şarkılar söyleniyor bir ağızdan.
Bir nokta özellikle dikkatimi çekmeye başlıyor, hatta giderek kafam takılıyor.
Herkesin davranışlarında inançlı insanlara özgü yoğun bir saygı var.
Ama... Ama sanki teslimiyet yok!
Neden böyle algılıyorum.
Çünkü sadece başlarını eğiyorlar; İsa tasvirleri önünde bellerini büker gibi yapıyorlar. Evet, sadece büker gibi...
Zorlanıyorlar sanki!
Dışarıdan bakınca çok garip geliyor insana!
İlahi olan karşısında saygılılar, bu açıkça görünüyor.
Fakat bir yandan da konser veya tiyatro gösterisinde gibiler.
O sırada çoktandır zihnimde donup kalmış eski bir anı canlanıyor.
Şöyle...
Doğu kültürlerine, inançlarına meraklı bir Katolik tanıdığımız secde hareketini denemek istemişti.
Dizini kırıyor, diz üstü çöküyor ama olmuyor! Başını ve burnunu yere bastırıncaya kadar eğilmek sanki dünyanın en zor, en yorucu hareketiymiş gibi geliyor ona. Birkaç denemeden sonra mırıldanır gibi “bedenim değil sanki ruhum zorlandı” diyor da, bu saptama karşısında hepimiz çarpılıp kalıveriyoruz.
Ey okur, şimdi yazacaklarımı sıradan bir din veya dinler yazısı olarak algılamaya kalkışma ne olur!
Anlatmak, dikkat çekip düşündürmek istediğim şey en derin biçimde İNSANa özgü bir hal ve onun belli bir kültürdeki yansımalarıdır.
Geçenlerde ölen ünlü gazeteci yazar Oriana Fallaci’nin “günde beş vakit k.çlarını havaya diken toplumlar” sözü geldi aklıma.
Fallaci ayrıksı bir örnek değil. Birçok Batılı veya fena halde Batılılaşmışlar namaz kılan çok sayıda Müslümanı gösteren bir fotoğrafa baktığında k.çlarını havaya kaldırmış insanlar görür.
O resime bakıp da yüzünü yere yapıştırmış, koskoca evrenin içinde iyiden iyiye büzülmüş, kendini gönülden “küçültmüş” insanları görmekte nedense çok zorlanırlar.
***
Modern insan (aslında az veya çok hepimiz) kibir kültürünün meyvesi...
Bedeni de öyle! Dışı çılgınca hoplayıp zıplarken bile içi kibirle kaskatı ve dimdik...
Her türlü eğilmenin zayıflık; her türlü diz çöküşün yenilmek, alnını yere koymanın ise bir daha asla ayağa kalkamayacak biçimde düşmek olmasından korkan bir zihnin bedeni bu...
Sadece haz için eğiliyor, bükülüyor. Sadece hazza veya işkenceye “teslim oluyor” bu beden...
Geçen gün internette “Tibet Budizminde secde” başlığı altında Budist ritüelleri Batılılara anlatan bir yazı çıktı karşıma.
Orada Budist rahibin ettiği şu söz durumu yeterince ve acıklı biçimde açıklıyordu: “Her şeyden önce, secdenin Tibet anlayışında asla bir zayıflık işareti olmadığını belirtmeliyim.”
***
Kimse anlattıklarımın Batı’yla Doğu; Hristiyanlıkla İslam ve diğer doğu dinleri arasında sıradan bir ibadet farkı olduğunu iddiaya kalkışmasın!
Hayır, o kadar basit değil.
Dahası, insanın ibadetinde, Tanrı düşüncesi karşısındaki ürperişinde geçmişte bir fark yoktu.
Hristiyanlığın kendisinin kabul ettiği vahye, mesela orada Hz. İsa’nın nasıl dua ettiğine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. “Biraz ileri gidip yüzüstü yere kapandı ve ey Baba mümkünse bu kâse benden geçsin, benim istediğim gibi değil, senin istediğin gibi olsun diye dua etti.” (Matta 26/39)
Peki sonra ne oldu da bu fark oluştu? Hayati önemdeki nokta bu!
Yaşam biçiminin değişmesi neden ve nasıl inançlı insanların bile (ilahi varlık huzurunda) yere yüz sürmesini güçleştirdi?
Onun tam secdeye varacakken elini ayağını tutan, ruhuna üşengeçlik kilitleri vuran şey ne?
Ön sıradakilerin ayak kokusu mu?
Kültürel dönüşümlerin ibadetleri etkileyen muazzam gücü mü?
Yoksa modern insanın o sözünü ettiğim derinlere kök salmış kibirle beslenen egosu mu?
Haşmet Babaoğlu
VATAN
PS: Bu adam ilgimi çekiyor.
gurkan
10-08-2006, 08:31 AM
Cumhurbaşkanlığı seçimi
iktidarın, mevcut şartlarda daha yatıştırıcı bir tavır içinde olması gerekiyor.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Ortamı germek, huzuru kaçırmak, insanımızı ümitsizlik ve karamsarlığa düşürmek, ekonomiyi rayından çıkarmak gibi birçok kötü sonuç doğuran, buna rağmen seçime bir yıldan fazla vakit var iken ortaya atılan ve tartışılan bir konu da budur. Arkalarına orduyu, Cumhurbaşkanı'nı, üniversiteleri ve bazı bürokratları alarak siyaset alanını daraltmak, yetki alanlarına girmediği halde ülkeyi yönetmek, iktidarı etkisiz kılmak isteyenler, son yazılarımda ele aldığım konulardan biri olarak da bu cumhurbaşkanlığı seçimini dillerine doladılar. Hukuka göre bugünkü Başbakan'ın cumhurbaşkanı olmasına bir engel bulamadıkları için, eşinin başının örtük olması, kendisinin gerici bir geçmişe sahip olması gibi hukuk dışı gerekçelere sarılıyor, bunlar da fayda vermeyince erken seçim, istifa vb. yollar arıyorlar. Bu arada, gelecek cumhurbaşkanına kalmasın diye YÖK Başkanı, bazı rektörler gibi kritik elemanların istifa ettirilmesi, mevcut Cumhurbaşkanı tarafından yenilerinin veya yeniden tayini gibi formüller de -fısıltı halinde- gündemde.
Bütün bunları açıklayacak birkaç kelime şunlar olabilir: Hazımsızlık, demokratik ahlak ve terbiye eksikliği, farklılığa tahammülsüzlük, kendi menfaatini ülke menfaatinin önünde tutma alışkanlığı, dogmatik ideoloji köleliği…
Meseleye siyasi ihtiras ve tarafgirlik dışında bakarsak, bir iki gün önce İsmet Berkan'ın da yazdığı gibi "Anayasa'nın 104. maddesini tadil ederek, sorumsuz cumhurbaşkanının yetkilerini de azaltmak" bir çaredir. Ama şu günlerde yapılabilir mi? Ayrıca demokrasiyi hazmedemeyenler, yetkileri biraz daha arttırılmış Meclis ve başbakan kendi adamlarından olmazsa onu da hazmedemez, ona da itiraz eder, çıngar çıkarırlar
Cumhurbaşkanını halkın seçmesi de düşünülebilir. Bu takdirde yarı veya tam başkanlık sistemine geçiş gündeme gelecektir. Halkına güvenmeyenlerin buna da direneceklerini sanıyorum.
Çözüm nedir?
Önce kafaların değişmesi gerekiyor. Demokrasiyi kabul etmiş bir ülkede rejimi korumak için de anayasal tedbirler alınmış olur. Hukuka ve buna dayalı hiyerarşik yetki makamlarına iş bırakılır. Asker, sivil kim olursa olsun durumdan vazife çıkararak rejim koruyuculuğuna soyunmaz. Yoktan tehlike icad edilip, hukuk ve mantık dışı tehlike tarifleri yapılıp bunları istismar edilerek siyaset yapmaz. Hasılı halka ve hukuka güvenilir, kimse kendini halkın üstünde görmez, hukukun verdiği yetkilerinin dışına çıkmaz.
Cumhurbaşkanının özel hayatı, aile hayatı, inancı, ibadeti kendine bırakılır. Halkın yadırgamadığı, ayıp ve günah sayılmayan, uluslararası ilişkilerde kabul edilebilir olan davranışları dile dolanmaz, engel olarak değerlendirilmez. Merhum Özal namaz kılardı, alkol almazdı, Demirel cuma ve bayram namazları kılardı. Bunlar evin içinde olup biten şeyler değil, kamuya açık alanlarda oluyor. Başkanın dinle, gelenekle ilgisi bakımından da başörtüsünden farkı yok; her ikisi de bir dini aidiyet sembolü. Buna rağmen kimsenin itirazı -en azından Erdoğan'a olduğu ölçüde- olmadı.
İkinci olarak da iktidarın, mevcut şartlarda daha yatıştırıcı bir tavır içinde olması gerekiyor. Karşı taraf haksız, Başbakan da cumhurbaşkanlığını anasının ak sütü gibi hak ediyor olsa da başka formüller de düşünülmelidir; sonunda ne şiş yanmalı, ne de kebap.
Hayrettin Karaman
YENİ ŞAFAK
gurkan
10-08-2006, 08:37 AM
Kamuoyu önünde tartışmak
Son irtica tartışmaları, Türkiye’de kriz çıkartmak ve kriz yönetmek konusunda canlı bir laboratuvar değerinde idi.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Son irtica tartışmaları, Türkiye’de kriz çıkartmak ve kriz yönetmek konusunda canlı bir laboratuvar değerinde idi. Bu laboratuvardaki deneylerden ve gözlemlerden herkes bazı sonuçlar çıkartmış olmalı.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Muhalefet liderleri ve analizcilerin kahir ekseriyeti bu tartışmaların cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik rekabetten kaynaklandığını öne sürdüler. Durgun sularda fırtınalar kopuyor. “Çankaya Kalesi”ni hedef alan bir savunma ve saldırı savaşından söz ediliyor. Bu iddiaya göre, rejim meseleleri, laiklik prensibi ve irtica tehdidi bu savaşın cephanesi olarak kullanılıyor.
Gücün, zenginliğin, itibarın, geleneksel olarak devlete yakınlık ile elde edildiği bir ülkede devlet iktidarı etrafında dönen güç mücadelesinin sert geçmesi doğal. Hatta bu mücadelede kullanılan araçların, seferber edilen fikirlerin sık sık mantık sınırlarını zorlaması ve saçmalığa dönüşmesi de normal. Daha da önemlisi, bu güç mücadelesi içinde hak, hukuk, adalet gibi prensiplerin yara alma ihtimali mevcut. Bütün bunlar devlet iktidarını kullananlar veya devlet iktidarına talip olanlar için geçerli. Ya vatandaşlar?
Başbakan, ortalığı yatıştıran, yumuşatan sözler söylerken “İrtica tartışmalarını kamuoyu önünde yapmamak lâzım.” dedi. “İrtica” yerine “aşırılık” kelimesini önermenin, irticayı tanımlamaya çalışmanın problemi çözmesi ve tartışmaları sona erdirmesi imkânsız. Birileri için ortalıkta dolaşan ve herkesin ikna edildiği “öcüler” lazım. “Öcülerin bizi yememesi için” güç sahiplerine daha fazla güç verilmesi veya ellerindekini muhafaza etmeleri gerekiyor. İrtica, laiklik gibi alanlarda yürütülen tartışmaları hukuk çerçevesi içine yerleştirebilmek için kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Peki o zaman “kamuoyu önünde tartışmamak” bize ne kazandıracak? Halkın, yani kamunun oyu ve desteği ile iktidarda olan bir başbakanın, üzerinde fırtınalar kopartılan bir tartışmada kamuoyunu dışarıda bırakması ne anlama geliyor? Hele söz konusu olan tartışmanın kendisi güç mücadelesinin bir vesilesi ise kapalı kapılar arkasındaki müzakere halkı temsil edenleri zayıflatmaz mı? Kamuoyuna kapıları kapatmak demokrasiye aykırı bir talep değil mi?
Son irtica tartışmaları, cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir güç savaşına işaret ediyorsa; rejim tartışmalarının tamamı devlet iktidarının yeniden paylaşımı mücadelesinden çıkıyor demektir. Öyleyse içinden çıkamadığımız tartışmalardan kurtulmak için, devlet iktidarının kullanımı konusunda bir uzlaşmaya ihtiyacımız var. Rejimin temel esasları üzerinden yürütülen güç mücadelesi ülkemize, devletimize ve halkımıza zarar veriyor. Üstelik demokratik siyasette, bir tarafa rekabet üstünlüğü sağlıyor. Son tartışmaların AK Parti’ye diğer partiler karşısında avantaj sağlaması gibi.
Siyasî iktidarın, devlet iktidarının belirleyici ilkesi halk iradesidir. İktidarı halkın tercihleri belirleyecektir. Ancak bu ilke, temsilî demokraside halkın yönetmesi anlamına gelmez. Demokrasi, halkın yönetmesinden çok halkın devlet iktidarını denetlemesidir. Kamu gücünü ve iktidarını belirleyen her makam halk tarafından denetlenecektir. Seçimle gelen yasama ve icra gücünün aslî görevi ise bu denetim görevini halk adına ifa etmekten ibarettir. Bu denetimin çerçevesini tayin eden ise hukuktur. Temel hakları anayasa ile garanti altına almış bir devlet, iktidarı da hukuk çerçevesinde paylaşacak ve denetleyecektir. Devlet içindeki güç mücadelesinin kamuya (hem devlete hem de halka) zarar vermesi ancak böyle engellenebilir.
İrtica tartışmalarını, dolayısıyla iktidar mücadelesini devletin zirvesinde, kapalı kapılar arkasındaki müzakerelere havale etmek, seçimle gelenlerin halkı temsil niteliğini ortadan kaldırır; bu, iktidar mücadelesini güç pazarlığına, kişisel bir uzlaşma konusuna dönüştürür.
Son tartışmalardan çıkan sonuçların başlıkları şöyle: Silahlı gücün demokratik ve hukukî denetiminin daha sıkı yapılması gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi, siyasî sorumluluğunu ifa etmekten kaçındığı için hem kendisi hem de demokrasi güç kaybediyor. Hükümet arkasındaki halk desteğini, kapalı kapılar arkasında avantaja dönüştürmeye niyetleniyor. Sonuçlardan istifade edemese de kazananları ve kaybedenleri halk belirliyor. O zaman, her şeyin kamuoyunun önünde yapılması lâzım.
Şeffaflığın olmadığı yerde demokrasiden söz edilebilir mi?
08.10.2006 Mümtaz'Er Törküne
Aybike
10-08-2006, 10:33 AM
İslam,kendine düşmanlık edeni boğar...!!!!!!
Bizlerin bişey yapmasına ve demesine gerek kalmaz!!!!
Düşmanlık etmeden önce ,her dini incele oku...sonuçtan UTANACAKSIN......
firari
10-08-2006, 12:46 PM
Aykırı çoğu konuda yanlış anlama ama bilmediğin çok açık ama herkesten önce sen atlıyorsun...
Peyagamber efendimizi seviyorum diyen biri asla Ezanın Türkçe okunmasını istemez bunu aklından sakın çıkarma ayrıca Gürkan arkadaşım..
Boşver beddua etme..ALlah inşaallah bu kardeşimizide Sırat-ı Müstakime eriştirsin de..
gurkan
10-08-2006, 03:00 PM
İrticayı İslam olarak görüyorsanız
:argue:
Seni kendi yoluna bırakacağım... Şunu söyleyeyim...
Ektiğini biçiyorsun... Ben Ne ekiyorum diye düşün ???
firari
10-08-2006, 06:29 PM
Yahu hâlâ ne diyorsun? Ben hiçbir mesajımda İslam düşmanlığı yapmadım. Yaptığımı söylüyorsan kanıtlarsın. Yok eğer "ben senin irtica dediğin şeyleri islam içinde değerlendiriyorum" diyorsan bu konuda benim yapabileceğim birşey yok. Başımızda yeterince Arap zihniyetli, şeriatçı, ümmetçi, lâiklik karşıtı, örümcek kafalı var. Ruhum isyan ediyor hepsine ve bütün yaptıklarına... Ne isterseniz onu düşünün... Ben, iman ve kanaatimin gereği, düşündüğümü söylerim.
temcid pilavı gibi laiklik karşıtı...
Örümcek kafalı...
Önce kendi kafandaki ağları bi at kardeş...iiman ediyorsan..
Gerektiği gibi davranırsın..Emin ol müslüman olmayan birçok insan islama senden daha çok saygı duyuyor...
islami yaşamak sadece innaıyorum deme ile olmuyor...
İrtica dediğin şeylerde hep ucu açık hiç bir net ifade yok..
Birileri ortaya atıyor diğerleri de inanmak için can atıyor..
Bence sizin gibi Türki yedeki barış ve kardeşliği bozmak isteyen insanlar çıkarıyor bunu her dönemde tam kapanacak diyoruz ..O arada sağolsunlar birileri çıkıp AYnı sahneyi oynuyorlar ama artık yemezler kimsede yemeyecek..Bunu da böyle bilesiniz..
Kardeşimi bana düşman edemeyeceksiniz...
Kendi karanlık yolunda ilerlemeye devam et...
gurkan
10-08-2006, 11:04 PM
Ben, iman ve kanaatimin gereği, düşündüğümü söylerim.
De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. (Enam 162)
Öyle ise Seninle benim aramada ne fark var. Aynı Kitaba aynı peygambere iman etmiyormuyuz. Eğer öyle ise bununla çelişen ameller niye ??? Peki yaptıklarını Bir de Yukarıda ki mealen ayet çerçevesinde düşün. yaptıkların Allah için mi ? İnsanın yaratılış gayesine... Var olma gayesine uygun mu ?
Allah Cümlemizi Doğru yola iletsin. Zarara uğrayanların yoluna değil...
dervish
10-09-2006, 02:45 AM
Din dersi kitabında 'tarikat' değişikliği
Peki senin gibi Ilhan Selcuk, Emin Colasan gibilerinin uye oldugu tarikati, cemaati ne yapacagiz?
Aybike
10-09-2006, 03:17 AM
Tarikat,cemaat laflarından ve bunlatrı oluşan topluluklardan bıktım.İğreniyorum artık..
Ya anlayın artık İSLAMIN tarikata (Ki bu yol demek ) cemaatlere ihtiyacı yok..
Slogan gibi olacak ama..TEK YOL İSLAM yolu tarif edense KURAN...Yeter da...
dervish
10-09-2006, 03:33 AM
Cemaat (Gruplar) Sosyoloji'nin ve Davranış Bilimleri'nin bir gerçeğidir. Bu gerçek insanLAR var olduğu sürece de var olmaya devam edecektir. Boşuna kasılıp durmaya gerek yok.
nogayhan
10-09-2006, 04:14 AM
Cemaat (Gruplar) Sosyoloji'nin ve Davranış Bilimleri'nin bir gerçeğidir. Bu gerçek insanLAR var olduğu sürece de var olmaya devam edecektir. Boşuna kasılıp durmaya gerek yok.
S.A
koptum valla bunlar kasila kasila heykel olacaklar oda korkunc bir sey ya.
:D
mustafa06
10-09-2006, 04:16 AM
Aykırı,
KİTABIN 2006 BASIMI
Tarikatlar, tarihimizde önemli görevler üstlenmiştir. Selçuklu ve Osmanlı'nın kuruluşunda, önemli katkıları olmuştur. Özellikle Mevlevilik, Bektaşilik ve Ahilik, devlet düzeninin bozulduğu zamanlarda, toplumu bir arada tutmaya yardımcı olmuşlardır. Balkanlar'da ve Kafkaslarda günümüzde de etkisi ve izi bulunmaktadır. Osmanlı'nın son zamanlarında bazı tarikatlarda, bozulma başlamıştır. Bozulan tarikat anlayışları, mensuplarını dini istismara yöneltmiştir...
Burada verilmish olan biigiler yanlısh mıdır doğru mudur?
eğer yalan , yanlısh, yanıltıcı bir bilgi varsa hep birlikte karshı chıkalım.
selchuklu ve osmanlının kurulushlarında tarikatlarin katkısı yoktur diyebilirmisiniz ,
Eğer yoktur diyorsanız, Mevlanayı, Hacı bektash'ı , Hacı bayram veliyi, ahir evranı' ve diğerlerini nereye saklayacaksınız.
Bu akımların bugünde hala izleri sürdüğü yalanmıdır. Akın akın insanlar mevlanaya neden geliyorlar, Alevi, bektashi dernekleri heryıl hacı bektashta neden bulushuyorlar. toplum üzerinde hala etkileri olduğu yalanmıdır.
Bu gün bu konuda eleshtirdiğimiz en önemli sebeplerin bashında dini istismar değil midir? bu bozulma değilmidir.
verdiğiniz yazıda bunu belirtmiyormu?
Bu bilgilerin neresini eleshtiri konusu yapıyorsunuz hala anlamısh değilim.
Bu haberi Bir TV kanalında izlemishtim. demekki senin gazetede vermish.
tabi sende herzamanki gibi sazan misali hemen atladın. Ama iyi incelersen haberin komik olduğunu görürsün. tabi verenlerin düshtüğü durum ayrı bir durum.
chünkü adamlar üstüne vazife olmayan bir ishi değil, aksine vazife olan bir ishi yapmıshar ve doğru yapmıshlar. Daha bir chok konularda değishiklikler yapılmıshtır. ama burada tarikat kelimesi gechtiği ichin sizin ilgi alanınıza giriyor.
İyide be arkadash sadece bashlığına bakıp buraya tashıyacağına, hich olmazsa önce oku ondan sonra tashı ki, ideolojine uygun olmayan haberleri de tashımamısh olursun.
Ben bu haberi yadırgamıyorum . Eğer senin verdiğin gibi yazmıshlarsa mahsurda görmüyorum. Aksine alkıshlıyorum . chünkü gerchekleri öğrenmenin mahsuru yoktur. yarın yanıltıcı ve yalan olmayan yeni değishiklikler de gelse yine aynı gözle bakarım.
Lütfen yeni basımdaki sözleri herkes kafasında yorumlasın, verilen bilgilerde yalan ve yanlısh nerede .
Yoksa bu adamlar hepimizi, aklı kıt, salak, gerizekalı falanmı görüyorlar. her sheyi önümüze haber diye dayıyorlar. lütfen düshünün ve samimiyetle yorumlayın.
Bu ülkede tarih, dinbilgisi vs ders kitaplarındaki bilgiler ilk defa değishtirilmiyor , sonuncusuda değildir.
mustafa06
10-09-2006, 05:56 AM
Tarikat,cemaat laflarından ve bunlatrı oluşan topluluklardan bıktım.İğreniyorum artık..
Ya anlayın artık İSLAMIN tarikata (Ki bu yol demek ) cemaatlere ihtiyacı yok..
Slogan gibi olacak ama..TEK YOL İSLAM yolu tarif edense KURAN...Yeter da...
Chok haklısınız bugün ihtiyach yok. Bugün olmaması , gechmishte var olanı ve ortaya koyduğu ishlevleri öğrenmemize engel olmamalıdır. Eğrisi ile doğrusu ile tanımakta da bir mahsur olmamalıdır. değil mi?
Vereceğim örnek uyarmı bilmiyorum ama, osmanlı bir padishahlık yönetimi idi. Kimse bu gün padishahlığı savunmuyor, ve ihtiyach ta yok. Ama osmanlı döneminde yashananları öğretilmesininde bir mahsuru yoktur.
Bu ülkenin milli eğitim bakanlığının talim terbiye kurulu tarafından onaylanan ve bastırılan tarih kitaplarında Osmanlının anlatılıyor olmasına, genchlerimizi cumhuriyetten soğutup padishahlığın reklamı yapılıyor denemeyeceği gibi, Tarihimizin bir gercheği olan hacı bektash, mevlana türü tarikatların yerine getirdikleri tarihsel ishlevlerinin ve son dönemlerde siyasete karıshmısh olmalarının genchlerimize anlatılması da , cumhuriyete karshı bir yaklashım olarak yorumlanamaz .
2002 yılında DSP ağırlıklı hükümetche aynı kısmın değishtirilmesine sessiz kalanların (yazılarda yalan bir bilgi olmamasına rağmen) bu gün tepki vermelerini anlamak mümkün değildir. bu yol kötü niyettir. Bir gazetenin politika amachlı haberini buralara tashıyarak yapılmak istenenlerden birisi , insanların kandırılabilir olduğuna inanmaktan gechmektedir.
Diye düshünüyorum.
sevgi ile
dervish
10-09-2006, 06:13 AM
Bir tek, Teñriçi ben miyim burada?
:idee: :shy: :flame: :vampv: :shocked:
Olmayabilir ama bir tek tahta eksikligi problemi yasayan arkadas olma ihtimalin yuksek.
dervish
10-09-2006, 07:22 AM
Sana şu şiirle yanıt vermek isterim, Derviş bey!
Tarihlere,destânlara yol bulabilsem
Hiç durmadan, düşünmeden geri giderim...
Buna şaşma ki geçmişte yaşamayı ben,
Gelecekte yaşamaya tercih ederim!
Sana şu bir iki gavur lafiyla yanıt vermek isterim, Xöx Çono bey!
CARPE DIEM. CARPE NOCTEM.
dervish
10-09-2006, 08:30 AM
Ben de öyleyse...
Ülkü uğrunda gönüller delidir.
Kişiler ülkü için ölmelidir.
Tanrı’nın insana değmiş elidir
Şu ölüm adlı güzel şey... Saralım.
Hiç düşündün mü niçindir yaşamak?
Bir görev yapmak içindir yaşamak.
Er kişiysen görevin neyse, başar.
Zevke, eğlenceye hayvan da koşar.
...diyorum!
Ben de öyleyse...
Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenlerde hep senin gibiydiler
Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
Er geç kuyusunu kazar herkesin
...diyorum!
dervish
10-09-2006, 09:08 AM
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi "ilerle"
Bir yaz günü geçtik tunadan kafilelerle
Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan
Bir gün yine doludizgin atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla
Cennette bu gün gülleri açmış görürüzde
Hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Bilir misin? Ölüm nereden gelirse gelsin, ben her zaman şerefliyim!
Şimdi şerefini boşverelim de, ben bu şiirin altına Fethullah Gülen'in şu şiirini yazmak istiyorum
Atlastan cepkenli yiğit akıncı!
Dönmedin geriye bunca yıl oldu.
Gözlerim yollarda rûhumda sancı,
Elimde güllerim buruşup soldu.
Gezdiğim her yerde hep seni sordum;
Şimdi gelir diye hayâller kurdum.
Günler geçip gitti bekleyip durdum,
Bin hafakan sînem boşalıp doldu...
Ger dizgini artık, şahlansın atın!
Ger ki, vadedilen günler pek yakın!
Ufukta bahar var, unutma sakın!
Zulmet silindi, her taraf nûr oldu.
dervish
10-09-2006, 09:45 AM
Ne yazıktır ki her laf salatasından şiir oluvermiyor.
Petuk XöX Çono'nun lakırtısına...
dervish
10-09-2006, 10:08 AM
Tıkla bakalım, burada ne var? (http://img109.imageshack.us/img109/6303/03fo4.jpg)
Bir gün, kellelerinizden tekrâr k'ala kurunca dikilecek olan tuğumuz, defterimden şimdi fotoğrafını çektim.
Bir zamanlar Eski Urgenc'te Mongol'un oglu Mongol, insanligin yuz karasi Çingiz de kellelerden kala kurmus, kutuphaneleri, medreseleri yakip yikmisti. Amu Deyayi yikip medeniyeti su altinda birakmisti. Ne olduysa ondan sonra oldu.
aragis
10-09-2006, 11:00 AM
arkadaslar manili atismalarinizi baska bir baslik altinda yapsaniz nasil olur???
ben bu baslik altinda güncel haberleri okumak istiyorum atismalarinizi degil
saygilar
dervish
10-11-2006, 04:52 AM
Din dersi kitabında 'tarikat' değişikliği
Milli Eğitim Bakanlığı, ücretsiz dağıttığı ders kitabında tarikat tanımını değiştirdi
http://www.aksam.com.tr/foto/2006/10/09/manset.jpg
Bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı'nın ücretsiz dağıttığı ders kitapları arasında yer alan İlköğretim 8'inci sınıf 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi' dersi kitabının 2006 yılı baskısında, tarikat ve cemaatlerin tanımlandığı bölümlerde tartışma yaratacak önemli değişikliklere gidildi.
Kitabın, 2002-2005 baskılarında yer alan ve tarikatları toplumda ayrımcılık ve kutuplaşmaya neden olmakla suçlayan bölümler, 2006 yılı baskısından çıkarıldı. Kitabın yeni baskısında, daha önceki görüşle taban tabana zıt ifadeler kullanılarak, tarikatların toplumun bir arada tutulmasına yardımcı olduğu savunuldu.
'KARDEŞLİĞE KATKI'
Cemaatlerle ilgili olarak da ilk kitapta 'Kuran öğüt verirken bireyi hedef alır. Her birey yaptıklarından kendi sorumludur. Birey, dinsel konularda yetkin olanlara danışarak bilgilenmeli ve kendi kararını kendi vermelidir. Kişinin başkasının aklı ve kararı ile hareket etmesi doğru değildir. Bizler de cemaatlerin zararlı oluşumlar olduğunu bilmeli ve bunlardan uzak durmalıyız. Dinimizi Kuran'dan öğrenmeliyiz. Bunun için Kuran'ın Türkçe açıklamalarını okumalıyız' denirken ikinci kitapta 'Cemaatlerin hoşgörüyü desteklemeleri, ayrımcılık ve bölücülük yapmamaları durumunda, ülkenin birlik ve beraberliğine, insanlar arasında kardeşliğe katkıları olur.' cümlelerine yer verildi.
2002 yılında DSP-MHP-ANAP Koalisyonu döneminde, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı uzmanları ve İlahiyat profesörleri tarafından hazırlanan 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi' ders kitabına ilişkin değişiklikler, kitabın 'Tarikatlar' başlıklı 91'inci sayfası ile 'Cemaatler' başlıklı 92'nci sayfasında yapıldı.
KİTABIN ESKİ BASIMI
Tarikatlar, toplumda kutuplaşmalara ve ayrımcılıklara yol açmaktadır. Bu da insanlar arasındaki sevgi barış ve hoşgörü ortamına zarar vermektedir. Ayrıca, tarikata bağlı olmak bireyin özgürlüğünü de kısıtlamaktadır. Çünkü bir tarikata üye olan insan, o tarikat liderinin görüş ve düşünceleri doğrultusunda hareket etmektedir. Bu durum da o kimsenin özgür düşünmemesine, kendisini geliştirmemesine ve toplumda gruplaşmalara neden olmaktadır. Tekke ve zaviyelerde insanların dini duyguları sömürülmektedir.
KİTABIN 2006 BASIMI
Tarikatlar, tarihimizde önemli görevler üstlenmiştir. Selçuklu ve Osmanlı'nın kuruluşunda, önemli katkıları olmuştur. Özellikle Mevlevilik, Bektaşilik ve Ahilik, devlet düzeninin bozulduğu zamanlarda, toplumu bir arada tutmaya yardımcı olmuşlardır. Balkanlar'da ve Kafkaslarda günümüzde de etkisi ve izi bulunmaktadır. Osmanlı'nın son zamanlarında bazı tarikatlarda, bozulma başlamıştır. Bozulan tarikat anlayışları, mensuplarını dini istismara yöneltmiştir...
Z. Kıvanç EL/AKŞAM (http://www.aksam.com.tr/?tarih=09.10.2006)
‘Sonsuz Nur’ haberi resmen yalanlandı
Esenler Hasip Dinçsoy İlköğretim Okulu’nda, ‘Sonsuz Nur’ isimli kitabı okumayan öğrencilerin din kültürü dersinden sınıfta kaldığı yönündeki iddialar asılsız çıktı.
Kitabı okumak istemediği için din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Sedat Çelebi’yi şikâyet eden ve Hasip Dinçsoy İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi olduğu iddia edilen M.A.’nın gerçek isminin M.Ç. olduğu ve başka bir okulda okuduğu belirlendi.
Esenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, geçtiğimiz hafta Akşam ve Güneş gazetelerinde Hasip Dinçsoy İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi olduğu öne sürülen M.A.’nın iddiaları üzerine bir soruşturma başlattı. İsmi ve soyisminin ilk harfleri M.A. olan öğrencilerle velileri nezaretinde görüşüldü. Araştırma sonucunda habere konu olan öğrencinin Hasip Dinçsoy İlköğretim Okulu’nda değil, Esenler Engin Can Güre İlköğretim Okulu’nda kayıtlı olduğu ortaya çıktı. İsminin de M.A. değil M.Ç. olduğu öğrenilen öğrencinin, 8. sınıfta değil 6. sınıfta okuduğu belirtildi.
M.Ç.’nin, 2005-2006 eğitim-öğretim yılında Hasip Dinçsoy’un 5. sınıfında öğrenim gördüğünü anlatan Esenler İlçe Milli Eğitim Müdürü İlyas Tekin, öğrencinin sene sonunda okuldan ayrılarak şu an okuduğu okula geçtiğini söyledi. Tekin, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Sedat Çelebi’nin hiçbir zaman M.Ç.’nin dersine girmediğini ifade etti. Tekin, Akşam gazetesinde yer alan ‘Gülen’i oku, yıldızlı pekiyiyi kap’ ve ‘Okulda kafatası avı’ haberleri ile Güneş gazetesinde yayımlanan ‘Okulda rezalet’ ve ‘Bu nasıl okul Bakan Bey?’ başlıklı haberleri ‘tümüyle yalan, asılsız ve mantığa aykırı’ olmakla suçladı. Tekin, incelemeler neticesinde, öğretmen Çelebi’nin öğrencilere herhangi bir kitap ismi vermediğini, zorlama yapmadığını, Sonsuz Nur isimli kitabın alımı için para toplanmadığını ve kitabın satışının yapılmadığını da sözlerine ekledi.
Güneş gazetesi ve Akşam gazetesini 29 Eylül tarihli haberlerinde, Esenler Hasip Dinçsoy İlköğretim Okulu din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Sedat Çelebi’nin Fethullah Gülen’e ait Sonsuz Nur isimli kitabı ders geçmek için zorunlu kıldığı iddia edilmişti. 6 Ekim tarihli Akşam gazetesinde ise okul idaresinin M.A.’yı bulmak için okulda kafatası avı başlattığı öne sürülmüştü. Gazete, idarenin, öğrencilerin saçlarının ıslatılarak ve kafataslarını yoklayarak, gazetelerdeki öğrenciyi bulmaya çalıştıklarını da iddia etmişti.
11.10.2006
Sıtkı Özcan
İstanbul
dervish
10-11-2006, 08:12 AM
Fransız sosyalistler, Türk solcuları hayal kırıklığına uğrattı
Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Başkanı Aydın Cıngı, Fransız Parlamentosu’nda görüşülmesi beklenen “Ermeni Soykırımı”nın sosyalist grup tarafından sunulmasının Türkiye’deki solcularda hayal kırıklığı yarattığını açıkladı.
SODEV Başkanı Aydın Cıngı, “Ermeni Soykırımı” yasa tasarısını, “Fransa'da her seçim sürecinde Ermeni kökenli seçmenlerin oylarına dönük manevra” olarak niteledi. Tasarının iki ülkenin ilişkilerini bozduğunu, şoven milliyetçi ve içe kapanmacı tutumları alevlendirdiğini kaydeden Cıngı, “yasa tasarısı kabul edildiği taktirde söz konusu olumsuz ortam kalıcılık edinebilecektir” dedi.
Cıngı, “Türkiye’de, demokratikleşme sürecinde her alanda özgürlüklerin geliştirilmesi için uğraş verilirken, özgürlüklerin ve demokrasinin beşiği Avrupa’da atılan bu geri adımlar hem düşündürücü hem ürkütücüdür” dedi. Cıngı, bunları dikkate alan SODEV’in, Fransız Sosyalist Partisi'ne (PS), Avrupa Sosyalist Partisi'ne(PES) ve PS'ye bağlı sivil toplum örgütü Jean Jaurès Vakfı ile Sosyalist Enternasyonal Başkanlığı’na mektup gönderdiğini söyledi.
Mektupta, tasarının, yasalaştığı takdirde, Türkiye ve Fransa devletleri ve halkları arasındaki her türden ilişkinin bozulmasına; Fransa topraklarında ifade özgürlüğünü ağır ve kalıcı bir biçimde kısıtlanmasına; Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşme sürecinin engellenmesine; Türk toplumu bünyesinde demokratların konumunun zayıflatılmasına ve içe kapanmacı akımların güçlendirilmesine; çok sayıda Türk akademisyen ve aydınının giriştiği, tarihi aydınlatma çalışmalarının geciktirilmesine; politikacıyı tarihçinin yerine koyarak, geçmişin kaçınılmaz olarak yanlış değerlendirilmesine yol açacağı kaydedildi. [13:42:00]
http://www.zaman.com.tr/?bl=sondakika&alt=&trh=20061011&hn=358305
Aybike
10-11-2006, 08:27 AM
Hala anlamıyorsunuz anlamamakta direniyorsunuz..Ben zamanımızdan bahsediyorum...Bakın Tarikat ,cemaat diye diye ne hallere düştük...Elin dinsizi alay eder oldu bizle..İnananlar tek bir konuda anlaşamaz olduk..Yok benim yolum bu yok senin yolun bu der hale geldik..Gerçekte inanç aynı iken..YETER ya..
dervish
10-11-2006, 08:37 AM
Hala anlamıyorsunuz anlamamakta direniyorsunuz.