PDA

View Full Version : Vahhabilik Üzerine ?


gurkan
06-18-2006, 01:32 PM
Efendim Bu Vahhabiliği bilenler anlatsın.

Bu linkte bazı arkadaşlardan talep var.

http://forum.arbuz.com/showthread.php?t=30676&page=15

Yanlış oy attığıma bakmayın Ben deniz Ehl-i Sünnet Vel Cemaat... :D

(Kuran ; Sünnet ; Kuran sünnetin ışığındaki alimlerin içtihatları)

Hadi kolay gelsin... Bana müsade... :)

gurkan
06-18-2006, 01:34 PM
VEHHABILIK

es-Seyhu'n-Necdî lakabiyla bilinen Muhammed bin Abdülvehhab'in (d. 1703 Uyeyne - ö.1787 Deriye, Riyad) düsünceleri çevresinde olusan dinî, siyasî hareket. Harekete Vehhabilik adi karsitlarinca yakistirildi. Hareket içinde yer alanlar, kendilerine Muvahhidun (tevhidciler) derler ve Hanbelî mezhebini Ibn Teymiye yorumuna uygun biçimde sürdürdüklerini söylerler. Vehhabilik bir inanç hareketi olarak baslamakla birlikte, kisa zamanda siyasî bir nitelik kazandi. Arap yarimadasinda etkinlik kurarak devlet durumuna geldi. Günümüzde, Suudi Arabistan'in resmî mezhebi durumundadir.
Muhammed Ibn Abdülvehhab'in düsünceleri, Deriye Emiri olan Muhammed bin Suud ile tanismasiyla (1744) siyasi bir hareket niteligi kazandi. Ibn Abdülvehhab, Deriye'de düsüncelerini Emir Muhammed'in gücü ile yayarken, Emir Muhammed bu düsüncelerle Arabistan'a hakim olma imkânini kazaniyordu. Çünkü Ibn Abdülvehhab, insanlarin sirk içinde bulundugunu, bunlarin mal ve canlarinin kendisine inanan kisilere helal oldugunu söylüyor, Emir Muhammed bu fetvanin getirdigi ganimet olgusuyla yandaslarini çogaltiyor, gücünü artiriyordu. Ibn Abdülvehhab'in ölümünden sonra hareketin siyasî niteligi daha da agirlik kazandi. Muhammed bin Suud döneminde baslayan toprak kazanma faaliyetleri, ölümünden (1766) sonra oglu Abdülaziz zamaninda da sürdürüldû.19. yüzyilin baslarina gelindiginde (1811) Vehhabilik adina hareket eden Suud Emirligi Haleb'ten Hind Okyanusuna, Basra Körfezi ve Irak sinirindan Kizil Deniz'e kadar yayilmis bulunuyordu.
Vehhabilik hareketinin Osmanlilar için önemli bir sorun durumuna gelmesi üzerine II. Mahmud, Misir Valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa'yi sorunu çözmekle görevlendirdi. Mehmet Ali Pasa, oglu Tosun komutasindaki orduyla Mekke, Medine ve Taif'i Vehhabilerin elinden kurtardi (181213). Daha sonra bizzat Emir Abdûlaziz'in üzerine yürüdü. Emir Abdulaziz'in ölümü (1814) üzerine Vehhabiler agir bir yenilgiye ugradi. Nihayet Mehmet Afi Pasa'nin kumandani ibrahim pasa, Abdulaziz'in yerine geçen oglu Abdullah ve çocuklarini esir ederek Istanbul'a gönderdi. Bunlarin Istanbul'da asilarak öldürülmeleri (17.12.1819) ile Vehhabilik hareketinin ilk dönemi kapandi.
Savas sirasinda kaçarak kurtulmayi basaran Suud hanedanindan Türki bin Abdullah, Necd bölgesinde yeniden faaliyete giriserek 1821'den 1891'e kadar sürecek ikinci Vehhabi devletini kurmayi basardi. Daha sonralari bir takim çekismeler olmussa da Suud hanedanindan Abdülaziz bin Suud, Vehhabi devletini yeniden kurdu (1901). Hindistan Ingiliz yönetiminin de destegini saglayan Abdülaziz bin Suud 26 Aralik 1916 tarihli anlasma ile Ingilizlerce Necd, Hasa, Katif, Cubeyl ve kendisine bagli diger bölgelerin hükümdar olarak tanindi. Bu anlasmaya göre Abdülaziz, bu yerleri kendisinden sonra miras yoluyla çocuklarina birakacak ve kendisinin seçtigi veliaht da Ingilizlere bagli kalacakti.
Osmanlilarin yenik düsmesiyle sonuçlanan.1. Dünya Savasi'nin arkasindan Vehhabiler Hail, Taif, Mekke, Medine ve Cidde'yi de ele geçirdiler (1921-1926). Abdülaziz bin Suud, Necd ve Hicaz Krali olarak kabul edildi (1926). 20 Mayis 1927 tarihinde Ingiltere ile yapilan Cidde anlasmasinin arkasindan da tam bagimsizligini ilan etti. Böylece Abdulaziz bin Suud, suudi Arabistan Krali olarak tüm Hicaz'i egemenligi altina alti. Bu devlet, Suudi Arabistan Kralligi adiyla varligini sürdürmektedir.
Vehhabiligin din anlayisi, Muhammed bin Abdülvehhab'in üzerinde önemle durdugu tevhid (Allah'in birlenmesi) konusundaki yorumu çevresinde toplanir. Ibn Abdülvehhab'a göre tevhid, kullukta Allah'i bir tanimaktir. Tevhid kelimesini (lâ ilâhe ilallâh) söylemek Allah'tan baska tapinilan seyleri tanimadikça bir anlam tasimaz. Allah kalble, dille ve davranislarla birlenmelidir. Bunlardan birisinin eksik olmasi durumunda kisi Müslüman olamaz. Tevhid üçe ayrilir. Ilki, Allah'i isim ve sifatlarinda birlemek (tevhid-i esma ve sifat), ikincisi Allah'i rablikta birlemek (tevhid-i rububiyet), üçüncüsü de Allah'i ilahliginda birlemektir (tevhid-i uluhiya). Allah'i bu üç biçimde birleme, ancak amellerle mümkündür. Buna göre Kur'an ve Sünnet'in disinda emir ve yasak tanimamak, Hz. Muhammed'in döneminde bulunmayan seyleri ve tevessülü terkederek Allah'i birlemek gerekir. Bu tevhide ameli tevhid denir. Herhangi bir hüküm koyucu tanimak, Allah'tan baskasindan yardim dilemek, Peygamber için bile olsa, Allah disindaki bir varlik için kurban kesmek, adakta bulunmak kisiyi küfre düsürür, can ve mal dokunulmazligini ortadan kaldirir.
Bu tevhid anlayisinin getirdigi önemli sonuçlar vardir. Bunlardan birisi, Hz. Muhammet'ten sefaat talebinde bulunulamayacagidir. Sefaat, Allah'a özel bir haktir. Bu nedenle Hz. Muhammet'ten dogrudan sefaat talep etmek, onu Allah'a ortak tutmaktir. Nitekim müsrikler de Allah'i kabul ettikleri halde, melekleri, putlari sefaatçi kabul ettikleri için müsrik olmuslardir. Sefaat inanci gibi yaygin olan tevessül inanci da sirktir. Tevessül inanci, daha çok mutasavviflar arasinda yaygindir. Bir takim seyhlerin, velilerin hem hayatlarinda, hem de öldükten sonra tasarruf sahibi olduklarina inanilmakta, onlarin himmetleri dilenmekte ve araci kilinmaktadirlar. Bu da açik bir sirktir. Çünkü günah'in yaratmada, yönetmede, tasarruf etmede, isleri düzenleme ve belirlemede ortagi yoktur.
Vehhabiligi en önemli özelliklerinden birisi de bid'adlar karsisindaki tutumudur. Ibn Abdülvehhab'a göre Kur'an ve Sünnet'te olmayan her sey bid'attir. Bir bid'at çikaran mel'undur ve çikardigi sey reddedilmelidir. Bid'adlarin çogu insanlari sirke düsürmektedir. Bunlarin basinda mezarlar, türbeler ve bunlarin ziyaretleri gelir. Mezarlarda yapilan ibadetler sirktir. Sevap umarak Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret bile sirke neden olabilir. Sirke neden olmamalari için, mezar ziyaretleri, türbe yapimi kesin olarak yasaklanmalidir. Ölülere niyaz, tevessül, falcilara, müneacimlere inanmak, Hz. Peygamber'in anisini yüceltmek, hirka-i serif, sakal-i serif ziyaretleri yapmak, Allah'tan baskasina ibadet etmek, sirk kosmatir. Mevfit toplantilari düzenlemek, bu toplantilarda mevlid okumak, sünnet ya da nafile namazlar kilmak yasaklanmalidir. Göz degmemesi için nazar boncugu takmak, muska takinmak, agaç, tas vb. seyleri kutsal saymak, bir hastalik ya da beladan kurtulmak, güzel görünmek vb. için boncuk, ip, hamayi gibi seyler takinmak, sihir, büyü, yildiz fali gibi seylere inanmaz, iyi kisilere, velilere tazimde bulunmak, onlara dua etmek, onlardan yardim dilemek gibi seyler de tamamiyle sirke neden olan bid'adlardandir. Riya için namaz kilmak, sofuluk etmek, iyi insan gibi görünerek çikar saglamak da sirktir. Cami ve mescidlerin süslenmesi, minare yapilmasi da terkedilmesi gereken bid'adlardir.
Vehhabiligi olusturan düsünceler, birçok çagdas Müslüman düsünürü etkilemis, onlara esin kaynagi olmustur. Günümüzde ise, önemli ölçüde degisime ugramis biçimde, Suud Kralliginin resmî görüsü olmaktan öte bir anlam tasimamaktadir.
Ahmet ÖZALP

(Evet vahhabilikle ilgili bir yazı buldum.)

kurtbilal1985
06-18-2006, 02:24 PM
Saol Gürkan. Peki sizlerin görüsü nedir bu konuda.

Sanirim bu vahabilik, Peygam,ber efendimizin öldükten sonra kurulan bütün mezhepleride kabul etmiyor. Dogrumu anladim acaba?

Afrasiyab
06-18-2006, 02:30 PM
Vahhabilik'in türbe tarzı mezarlara karşı oldugunu, onun için arabistandaki bu tür yerlerin bircogunun yıkıldıgını duymuştum.Siyasi bir fikirden çok bir mezhep diye biliyorum. Ayrıca Kafkasyada özellikle çeçenler arasında vahhabi mezhebine mensup insanlar oldugunu duydum. Ne kadar doğru bilmiyorum, araştıran arkadaşlar varsa merakla okuyacagım.

Kaptan-i Derya
06-18-2006, 03:55 PM
Vahhabilik'in türbe tarzı mezarlara karşı oldugunu, onun için arabistandaki bu tür yerlerin bircogunun yıkıldıgını duymuştum.Siyasi bir fikirden çok bir mezhep diye biliyorum. Ayrıca Kafkasyada özellikle çeçenler arasında vahhabi mezhebine mensup insanlar oldugunu duydum. Ne kadar doğru bilmiyorum, araştıran arkadaşlar varsa merakla okuyacagım. sadece türbe taslari degil, mezarlar ve hatta Hz Ebu bekir'in evini yiktirip üzerine hotel insaa ettirdiler, bakin suanki Mekkede dikilecek olan gökdelenlere:

http://tinypic.com/fcpt8k.jpg
http://tinypic.com/fcpc0j.jpg

500 metrelik hotel'in insaati, buda onun bitmis hali olacak:
http://img65.exs.cx/img65/1979/mecca1.jpg

ne güzel görüntü dimi......

Destankutluhan
06-18-2006, 11:43 PM
Dogrusu bu konuyla daha once pek ilgilenmedigimi ifade etmeliyim, bu yuzden iyi oldu. Aciklamayi okudugum kadariyla bende olusan izlenimler sunlar;

1. Halifeligin Osmanli Hukumdarlarinda olmasi siyasi otoritesinin dogal olarak tum Arap yarimadasinda, Kuzey Afrika'da etkin olmasini getiriyordu. 1700lerde gelisen bu dini siyasi hareketin bir bakima Osmanli'nin hukumranligindan kurtulmak, halifeligin etkisini de bu baglamda kirmak gibi bir iddiasi oldugunu dusundum. Ozellikle Hirka-i serif, mevlid okuma vb gibi konularin sirk sayilmasi; Bana sanki tamamen Kutsal Emanetlerin Osmanli'da olmasinin getirdigi gucu kirmaya yonelikmis gibi geldi. Yine bu anlayisa gore Halife ve Hukumdar adina okunan hutbeler, Kuran vs de sirk sayilacagindan hareketin Osmanli icin olusturdugu tehlikeyi gormek kolaylasiyor. Nitekim sonunda basariya ulasilmis.

2. Bazi yonlerden ise yani safliga yonelme (birleme )acisindan ise ilginc,
anladigim kadariyla baslangicta mezhepciligi, tarikatciligi, cemaatciligi
tamamen reddeden bir anlayis olmus. Bu yonleriyle cok olumlu.
Bana uyar ! :)

3.Incik boncuk takilmasi, turbe ziyaretlerinin sikih sayilmasi konulari ise
bana uymaz, daha dogrusu tum Turkiye'ye uymaz. :(
Buna gore Turkiye'deki "muslumanlarin" isi pek de kolay degil ! Turkiye bu ekole gore sirk ve bid'ad'tan gecilmiyor.

4. Diger Mezheplerin Vehhabiligi neden ocu gibi gordugunu yani pek sevmedigini ise anlamiyorum.

Saglicakla,

OguzK
06-19-2006, 03:40 PM
Çünkü vahhabiler işi peygamberin mezaını yıkmaya kadar götrmeye kalkmışlardır.
Biri mi öldü?Kazbirçukur, at.Ne mezar taşı ne başka birşey.
Çok kanlı katliamlar yaptıklarını duymuştum,kendlerine katılmayanlara.İngiliz destekliymiş galiba.

Seckjin Khan
06-19-2006, 04:42 PM
Bu konu hakkında bir fikrim yok ilgiyle yazılarınızı okuyorum...

Han
06-20-2006, 02:56 AM
Vehhabilik nedir

Vehhabiliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhabdır. İngiliz casuslarından, Hempher’in tuzağına düşerek, ingilizlerin (İslamiyet’i imha) etmek çalışmalarına alet oldu.

[İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır.]

Eline geçirdiği, ibni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu. Düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri Muhammed bin Süud tarafından desteklendi. Sapık din adamı ibni Teymiye’nin fikirleri ile Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir.

Mirat-ül-Haremeyn kitabının basıldığı 1888 senesinde Necd emiri, Abdullah bin Faysal idi. Aşağıdaki bilgilerin çoğu Mirat-ül-Haremeyn’den alınmıştır:

Mehmed’in babası Abdülvehhab, iyi bir müslüman idi. Bu ve Medine’deki âlimler, Abdülvehhab oğlunun sözlerinden, yeni bir yol tutacağını anlamış, herkese, bununla konuşmamasını nasihat etmişlerdi. Fakat, Abdülvehhab oğlu, 1738 senesinde Vehhabiliği ilan etti. İngilizlerin siyasi ve askeri yardımları ile, Arabistan’a yayıldı.

Vehhabilere inanan Deriyye hakimi Abdülaziz bin Muhammed bin Süud ilk olarak 1791 senesinde, Mekke emiri şerif Galib efendi ile harp etti. Daha önce, vehhabiliği gizlice yaymışlardı. Sayısız müslümanları öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını almışlar ve işkence etmişlerdi.

Abdülvehhab oğlu, Beni Temim kabilesindendir. 1699 senesinde Necd çölündeki Hureymile kasabasında, Uyeyne köyünde doğmuş, 1791’de Deriyye’de ölmüştü. Önceleri ticaret için Basra, Bağdat, İran, Şam ve Hind taraflarına gitmiş, çok zeki ve bozguncu sözleri ile (Şeyh-i Necdi) adını almıştı. Dolaştığı yerlerde çok şeyler görmüş, şef olmak düşüncesine kapılmıştı. 1713 senesinde, Basra’da tanıştığı ingiliz casusu Hempher, Abdülvehhab oğlunun devrim yapmak arzusunda olduğunu anladı. Bununla uzun zaman arkadaşlık yaptı. İngiliz Sömürgeler Bakanlığından aldığı hile ve yalanları buna telkin etti. Abdülvehhab oğlunun bu telkinlerden zevk aldığını görünce, yeni bir din kurmasını teklif etti. Bu yeni dinin esaslarını ona bildirdi. Casus da, Abdülvehhab oğlu da aradıklarına kavuşmuş oldular.

Yeni bir din kurmak için, önce Medine’de, sonra Şam’da, Hanbeli âlimlerinden okudu. Necde dönünce köylüler için küçük din kitapları yazdı. Bu kitaplara, ingiliz casusundan öğrendiklerini ve Mutezile ve başka bid’at fırkalarından aldığı bozuk düşünceleri de karıştırdı. Köylülerin çoğu buna tâbi oldular. İslamiyet’i içerden yıkmak için, İngiltere’de kurulmuş olan (Sömürgeler Bakanlığı), bu hâli, Necd şeyhi olan (Muhammed bin Süud)a bildirdi. Çok para vererek ve siyasi, askeri yardımlar vaat ederek, Abdülvehhab oğlu ile işbirliği yapmasını temin etti. Arabistan’da hasebe ve nesebe çok ehemmiyet verirlerdi. Kendisi ise, cahil olduğundan, Abdülvehhab oğlu Vehhabilik adını verdiği bu sapık inancı yaymak için, Muhammed bin Süudu maşa olarak kullandı. Kendisine (Kadı), Muhammed bin Süuda (Hakim) ismini taktı. Kendilerinden sonra da, çocuklarının bu makama geçmelerini temin eden bir anayasa yaptırdı.

Abdülvehhab oğlu, önceleri Medine’de okurken, Medine’nin salih, temiz âlimlerinden olan babası Abdülvehhab ve kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab ve kendisine ders okutan hocaları, bunun sözlerinden ve davranışlarından ve sık sık söylediği düşüncelerinden bunun ileride İslam dinini içeriden yıkacak bir sapık olacağını anlamışlardı. Kendisine nasihat verirler ve müslümanlara, bundan sakınmalarını söylerlerdi. Fakat, korktukları çabuk meydana geldi. Düşüncelerini Vehhabilik adı ile açıkça yaymaya başladı. Cahilleri, ahmakları aldatmak için İslam âlimlerinin kitaplarına uymayan yeniliklerle, dinde reformculukla ortaya çıktı. (Ehl-i sünnet vel-cemaat) mezhebinde olan doğru müslümanlara kâfir diyecek kadar taşkınlık yaptı. Peygamberimizi ve başka Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek, Allahü teâlâdan bir şey istemeye ve bunların kabirlerini ziyaret etmeye şirk dedi.

Abdülvehhab oğlunun, ingiliz casusundan öğrendiğine göre, bir kabir başında dua ederken, meyyite karşı söyleyen, müşrik olurmuş. Allah’tan başka bir kimse veya bir şey için, yaptı demek, mesela, Falanca ilaçtan fayda oldu veya Peygamber efendimizi veya bir Veliyi vasıta yaparak istediğim oldu diyen müslümanlar müşrik olurmuş. Abdülvehhab oğlunun, bu sözlerine vesika olarak ortaya attığı şeyler, hep yalan ve iftira ise de, cahil halk, doğruyu eğriden ayıramadıkları için sözleri, işsizlerin, çapulcuların, bilhassa Deriyye hakimi Muhammed bin Süud’un hoşuna gitti. Cahiller ve vurguncular, taş yürekliler, Abdülvehhab oğlunun sözlerine hemen yanaştılar. Doğru yolda olan halis müslümanlara kâfir dediler.

Abdülvehhab oğlu, düşüncelerini kolayca yayabilmek için, Deriyye hakimine başvurunca, o da topraklarını genişletmek ve kuvvetlerini arttırmak için ve Londra’dan aldığı emirleri yaymak için, Abdülvehhab oğlu ile seve seve işbirliği yaptı. Onun fikirlerini her tarafa yaymakta bütün gücü ile uğraştı. İnanmayıp karşı duranlarla harp etti. Müslümanların mallarını yağma etmek, canlarına kıymak helal denilince, çöldeki vahşiler, soyguncular, Muhammed bin Süud’a asker olmak için yarış ettiler. Süud oğlu ile Abdülvehhab oğlu el ele vererek, vehhabiliği kabul etmeyenlerin kâfir ve müşrik olduklarına, kanlarını dökmek ve mallarını almak helal olduğuna 1730 senesinde karar verip, 1738 yılında vehhabiliği ilan ettiler. Buna göre, Abdülvehhab oğlu, otuziki yaşında bozuk fikirleri yaymaya başlamış, kırk yaşında ilan etmiştir.


iyiki bu konu achildi bugun buldugun bu bilgileri chok ariyordum...
devamini shurdan okuyun http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1656

Han
06-20-2006, 03:07 AM
devamini dayanamayip yapishtirdim okudukcha daha charpici olaylar anlatiliyor bunlarin hepsi halk arasindaki soylentiler olmadigi ve hatta baya ciddi ciddi hakkinda kitaplar kaleme alinmish olmasi durumun ne denli vahim oldugunu gosteriyor....

devami

Mekke-i mükerreme şafii müftüsü Esseyyid Ahmed bin Zeyni Dahlan, El-Fütuhat-ül-islamiyye kitabının 2.cüz 228.sayfasından başlayarak, Fitnet-ül-vehhabiyye başlığı altında bunların bozuk inançlarını ve müslümanlara yaptıkları işkenceleri anlatmaktadır. Bunun 234.sayfasında diyor ki:
(Mekke’deki ve Medine’deki Ehl-i sünnet âlimlerini aldatmak için, buralara kendi adamlarını gönderdiler. Bu adamlar, İslam âlimlerine cevap veremediler. Cahil ve sapık oldukları anlaşıldı. Kâfir olduklarını ispat eden bir karar yazılıp her tarafa gönderildi.)

Hicaz’da bulunan dört mezhep âlimleri ve bunların arasında Abdülvehhab oğlunun kardeşi Süleyman efendi ve kendisine ders okutmuş olan hocaları, Abdülvehhab oğlunun kitaplarını inceleyerek, İslam dinini yıkıcı, bozguncu yazılarına cevaplar hazırladılar, sapık yazılarını çürüten kuvvetli vesikalarla kitaplar yazarak, müslümanları uyandırmaya çalıştılar. Süleyman bin Abdülvehhab’ın, kardeşine karşı yazdığı kitabın ismi, Savaık-ul ilahiyye firreddi alel-vehhabiyye’dir.

Bu kitaplar onları gafletten uyandıramadı. Müslümanlara karşı olan düşmanlıklarını arttırdı ve Muhammed bin Süud’un müslümanlar üzerine saldırmasına, akıtılan kanların çoğalmasına sebep oldu. Bu adam, (Beni Hanife) kabilesinden olup, Müseyleme-tül Kezzabın peygamberliğine inanmış olan ahmakların soyundan idi. Muhammed bin Süud, 1765 senesinde ölünce, oğlu Abdülaziz yerine geçti. Abdülaziz bin Muhammed bin Süud, 1803 senesinde, Deriyye camiinde, bir Şii tarafından, karnına hançer sokularak öldürüldü. Bundan sonra, oğlu Süud bin Abdülaziz vehhabilerin şefi oldu. Arabları aldatmak, sapık inançlarını yaymak için müslümanların kanını dökmekte, üçü de, birbiri ile yarışırcasına çalıştılar.

[Vehhabilerin ve mal, mevki ele geçirmek için bunların arasına karışan cahil, vahşi kimselerin, Taif’de, Mekke ve Medine’de ve diğer yerlerdeki müslümanlara yaptıkları işkenceler ve kadınların, çocukların barbarca öldürülmeleri, Ahmed bin Zeyni Dahlan’ın Hulasat-ül-kelam kitabında ve Eyyub Sabri Paşanın 1879 senesinde basılmış olan Tarih-i Vehhabiyan ve Mirat-ül-Haremeyn kitaplarında uzun yazılıdır. Yüreği dayanabilenler oradan okuyabilirler. Bunların, Osmanlı devleti tarafından nasıl cezalandırıldıkları ve birinci cihan harbinden sonra, ingilizlerin bol para ve silah yardımı ile tekrar nasıl devlet kurdukları da yazılıdır.]

Abdülvehhab oğlunun bu düşüncelerini yayması, Allah’ı tevhidde halis olmak için ve müslümanları şirkten kurtarmak için imiş. Müslümanlar şirk üzere imişler. Yani müşriklermiş, yani puta tapan kâfirlermiş. Müslümanların dinini tazelemek için, dinde reform yapmak için, ortaya çıkmış. Diğer maddelerde bu sapık fikirlerini ve cevaplarını yazacağız. Burada önsöz mahiyetinde yazıyoruz.

Bu düşüncelerine herkesi inandırmak için, Ahkaf suresinin 5.âyet-i kerimesini, Yunus suresinin 106.âyet-i kerimesini ve Rad suresinin 14.âyet-i kerimesini vesika olarak ileri sürmüştür. Halbuki bunlara benzeyen, daha birçok âyet-i kerimeler vardır. Bu âyet-i kerimelerin hepsi, puta tapan kâfirleri, müşrikleri bildirmek için gönderildiğini, tefsir âlimleri sözbirliği ile beyan buyurmuşlardır.

Abdülvehhab oğlunun düşüncelerine göre, bir müslüman, Peygamber efendimizden veya başka Peygamberlerden yahut Velilerden, Salihlerden birinin kabrinin yanında veya uzakta iken bundan (istigase) etse, yani sıkıntıdan, dertten kurtulması için yardım istese, yahut o zatın ismini söyleyerek şefaat etmesini dilese, yahut kabrini ziyaret etmek için gitmek istese, o müslüman müşrik olurmuş. Allahü teâlâ, Zümer suresinin üçüncü âyetinde, puta tapan kâfirleri bildirmektedir. Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek dua eden müslümanlara müşrik diyebilmek için, bu âyet-i kerimeyi ileri sürüyorlar. Müşrikler de putların yaratıcı olmadığına, her şeyi Allahü teâlânın yarattığına inanıyorlardı diyorlar. Hatta Ankebut suresinin 61. ve Zuhruf suresinin 87. âyet-i kerimesinde mealen, (Bunları kimin yarattığını, onlara sorarsan, elbette Allah yarattı derler) buyuruldu. Allahü teâlânın da böyle buyurduğunu söylüyorlar. Kâfirler böyle inandıkları için değil, Zümer suresinin 3.âyetinde bildirilen, (Allah’tan başkalarını dost edinenler, onlar Allahü teâlâya şefaat ederek bizi yaklaştırırlar derler) meali şerifini söyledikleri için kâfir ve müşrik oluyorlar, diyorlar. Peygamberlerin, Evliyanın kabirlerinden şefaat, yardım isteyen müslümanlar da, böyle söyleyerek müşrik oluyorlarmış.

Abdülvehhab oğlunun, bu âyet-i kerimeyi ileri sürerek, müslümanları kâfirlere, müşriklere benzetmesi, çok çürük, ahmakça ve gülünç bir şeydir. Çünkü, kâfirler, şefaat etmeleri için putlara tapınıyorlar. Allahü teâlâyı bırakıp, dileklerini yalnız putlardan istiyorlar. Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed aleyhisselama ve getirdiği İslam dinine inanmıyorlar. Biz Müslümanlar ise, Allah’a ve Resulüne iman ediyor, getirdiği İslam dinine inanıyoruz. Zaten buna iman ettiğimiz için müslüman oluyoruz. İman edenler ile putlara tapan müşrikler hiç mukayese edilebilir mi? Hiç birbirine benzetilebilir mi? Üstelik bu müşrikler, Peygamber efendimize iman etmemekle kalmayıp, Ona ve iman eden müslümanlara her türlü eziyeti yapmış, sayısız harpler etmişlerdi. Biz, Peygamberlere, Evliyaya tapınmıyor, her şeyi yalnız Allah’tan bekliyoruz. Evliyanın vasıta, vesile olmasını istiyoruz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen en sevgili kul, en büyük Peygamber Muhammed aleyhisselam efendimizin şefaat etmesini istiyoruz.

Han
06-20-2006, 03:47 AM
bu akimdakilerin piri ibni Teymiyedir...


İBN-İ TEYMİYYE


Sekizinci Hicri Asrın kuru kafası, kendisinden bir kaç asır ilerideki vehhâbiliğe, ondan bir asır sonrada Mısırlı Muhammed Abduh ve Efganlı Cemâleddin’e uzaktan ve yakından ana zemini kurmuş ve İslâmı yıkılmak üzere bir bina farzedip onu dışından payandalamak isteyen daha sonraki reformcu’lara doğrudan doğruya veya dolayısıyle dayanak olmuştur.

“- İbn-i Teymiyye, dinî içinden zedeleyen kâfir...”
Bu sِözü ben söylemiyorum. Altın silsile’nin 33’üncü halkası,14’üncü Hicrî ve 20’nci Miladî Asrın İrşad Kutbu söylüyor.

Kocakarıların hayal aynasındaki mevhum çizgilerle, Allah’ın esrar perdesindeki sonsuzluk nakışları ve tasavvufun sahtesiyle gerçeği arasında ayırt edici meleke işte İbn-i Teymiyye’de mevcut olmayan selim akıl ve mü’min kalpleri ışıldatıcı ilâhî nurdur. Nur yoksunu, o....
Necip Fazıl Kısakürek
(Türkiye’nin Manzarası’ndan)

Han
06-20-2006, 03:56 AM
İBN-İ TEMİYYE


Doğan Çilingir-(İlâhiyatçı)


Hatip, vâiz ve ilmî çok bir fakîh idi. Çok kitap yazdı. Şiî’leri ve Yunan feylesofları reddetti. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. Allâme İbn-i Hacerî Mekkî hazretleri, buna “Allahü teâlânın, ilmîni sapıtmasına sebep ettiği kimsedir.” buyurdu.

Sıfat-ı İlâhiyye hakkında sorulan suale verdiği cevap Ehl-i Sünnet âlimlerini gücendirmiştir.

Allahü teâlâyı insan suret ve siretinde kabul ettiği için Kahire kalesinin kuyusuna hapsedildi.
Ehl-i Sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlıyamamış ,tasavvufu inkar etmiş ve doğru yoldan ayrılmıştı. Nitekim Zehebî de aynı yola sapmıştı.

Ehl-i Sünnet âlimlerinden ayrıldı, İslâm âlemine fitne ve fesat ateşi saldı.

İmâm-ı Suyûti, Kamu’ul Mu’ârid kitabında buyuruyor ki, “İbn-i Teymiyye kibirli idi, kendinî beğenir, herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek ve büyüklerle alay etmek âdeti idi.”

Mason Abduh’un yetiştirmelerinden Camiülezher’in eski rektörü Mustafa Abdurrazik Paşa diyor ki: “İbn-i Teymiyye fetva verirken, mezhebe uymaz, bulduğu delil ile hareket ederdi. Tasavvuf büyüklerinin keşfini inkâr ederdi.”

Yine Abdurrazik Paşa diyor ki, “Vehhâbilik, bir bakımdan İbn-i Teymiyye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi bildiğimiz M. Abduh’daki dinde reform fikirleri de bir bakımdan İbn-i Teymiyye’ye bağlıdır.”

İbn-i Teymiyye evliyanın büyüklerinden Sadreddinî Konevî hazretleri için diyor ki: “Muhyiddin-i Arabi’nin arkadaşı olan Sadreddin, Aklîyyat ile kelâm ilimlerinde üstadından daha ileride olmakla beraber, ondan daha kâfir, daha az bilgili, daha az imanlıdır. Bunların mezhebi kâfirlik olduğu için daha hünerli olanları,daha çok kâfir oluyorlar.”

İbn-i Teymiyye müslümana kâfir diyenin kendisinin kâfir olacağını bilmediği düşünülemez. Fakat şeriatı kendi sapık görüşüne uydurmaya kalktığı ve aklı ermediği hakikatleri inkar ettiği için dalâletten dalâlete sürüklenmiştir.

Kur’ân-ı kerîmi ve Hadîs-i şerîfleri Ehl-i Sünnet âlimlerinin yanlış anladıklarını iddia edecek kadar ileri gitmiş ve Ashâb-ı kirâmın bile çok yerde yanıldıklarını söylemiştir. Allah’ın dinîni kendisinin düzelttiğini, Kur’ân-ı Kerîmin mânasını sadece kendisinin anlamış olduğunu söylerdi.

Müşebbihe denilen bid’at fırkası gibi konuşur, Allahü teâlâya madde ve cisim derdi. Yaratanı insan şeklinde sanıyordu. Bu bozuk inancına o kadar saplanmıştı ki Şam Camiînin minberinde “Cenâb-ı Hak, gökten yere benim şimdi indiğim gibi iner.” diyerek minberden aşağı indiğini İbn-i Battuta haber veriyor.

Tatarhaniye fetva kitabında, Milel ve Nihal kitabında ve bütün Ehl-i Sünnet kitaplarında mücesseme ve müşebbihe fırkaları gibi düşünen ve konuşanların kâfir olduğu bildirilmiştir. İbn-i Teymiyye gibi Allahü teâlâ arş üzerinde oturur, iner, yürür gibi sözlerde bulunmak küfürdür.

Cehennem azabının kafirlere de sonsuz olmayacağını söylerdi. Dört mezhebin sözbirliği ile bildiklerine uymayan sözlerin küfür olacağını kabul etmezdi.

El-Cebel camiînde Hazret-i Ömer Radıyallahü anh’ın çok hata yaptığını söylemiştir. Hazret-i Ali Radıyallahü anh’ın ise üçyüz defa yanıldığını söylemiştir. Hadîs-i şerîfte ise “Allahü teâlâ, doğru sözü Ömer’in dili üzerine koymuştur ve Ömer hiç yanılmaz.” buyurulmuştur. İbn-i Teymiyye ise Hazret-i Ömer radıyallahü anh’ın yanıldığını söylemekle Hadîs-i şerîflere karşı gelmektedir. Halbuki böyle Hadîs-i şerîfleri bilmeyecek kadar cahil değildi, fakat bilgisinin çokluğu nisbetinde çok yanıldı.

İmâm-ı Gazalî’nin kitablarında mevzu hadîslerin çok olduğunu iddia ederdi. İbn-i Hacer-i Mekkî hazretleri, El-a’lâm bi kavatı il İslâm kitabında İbni Sübkî gibi âlimlerin kitaplarından alarak buyuruyor ki “İmâm-ı Gazalî’nin yazılarında kusur bulan kimse, ya hasetçidir veya zındıktır.” Zevacir S.37

İbni Battuta, İbni Hacer-i Mekkî, İbni Sübkî ve Ebû Hayyan Zahirî Endülûsî gibi sözleri senet olan derin âlimler, İbn-i Teymiyeyi Rafîzi saymışlardır. Hiç bir Ehl-i Sünnet âlimi İbn_i Teymiyye’yi övmemiştir. Talebeleri Zehebî ve İbnülkayyim gibi aynı yolun yolcuları onu göklere yükseltmiştir. Peygamber aleyhisselâmın anne ve babasına saldıran Aliyyül Kari ile Kur’ân-ı Kerîme mahluk diyen mason Abduh gibi kimseler İbn-i Teymiye’yi İmâm bilmişler, Ehl-i Sünnetten ayrılarak dalâlete düşmüşlerdir.

Han
06-20-2006, 04:16 AM
VEHHÂBÎLİK TEHLİKESİ


Komünizmin tehlikesi herkesçe malumdur. Komünizm tatbik edilmeye başlandı mı, o yerde müslümanlık yok olmuş demektir. Vehhâbilik bir yere musallat oldu mu, O yerde müslümanlığın adı vardır, fakat müslümanlar, bid'at, dalâlet ve hattâ küfür içinde yaşıyor demektir.

Halkımız, Rafîzilik ve Vehhâbilik gibi mezheplere beşinci mezhep adını verir, Ehl-i Sünnet âlimleri ise bu fırkalara MEZHEPSİZ demektedir.

Bazı gafiller, «Türkiye'de Vehhâbilik mi var da böyle bir tehlikeden bahsediyorsunuz?» diyorlar. Vehhâbilik damarlarımıza kadar işlemiş, hutbe ve vaazlarımızın ekserisi Vehhâbi metoduyla icra edilmekte, şairlerimiz mezarda Kur'ân okunmamasını istemekte, fakat çoğumuzun burnu koku almamaktadır.

Burunların koku almayışına bir misal: Suudi Arabistan'ın Ankara Kültür Ateşesi M. Abdülaziz Elnasrullah imzasıyle resmen Türkiye'deki bütün müftülüklere ÜCRETSİZ OLARAK en az dörder tane gönderilen BAHÇEDEN GÜLLER isimli Vehhâbi kitabını tetkik eden birçok kardeşlerimiz mezkûr kitapta, Ehl-i Sünnete aykırı hiç bir ifade bulamadıklarını beyan ettiler. Bu koku alamayışının sebebini müsaadelerinizle bir fıkra ile açıklıyalım : Dabakhanede pis kokulu deriler içinde çalışan bir debbağ, esans dükkânında bayılır, yüzüne kolonya ve çeşitli esanslar dökerler, debbağ ayılacak gibi değil.. Bu debbağı tanıyan biri, hemen koşar, arkadaşını dükkândan dışarı çıkarır, sokakta bulduğu bir maddeyi, baygın yatan arkadaşının burnuna sürüp koklatır, çok geçmez arkadaşı ayılır. Diğerleri merak eder, debbağm burnuna sürülen madde neydi diye? Arkadaşı anlatır: «Biz derihanede çalışıyoruz, burnumuz pis kokuya alışmıştır. Arkadaşım dükkâna girince esanslar bayılmasına sebep öfaiu. Ben de sokaktan köpek pisliği buldum, burnuna koklatınca gördüğünüz gibi arkadaşım ayıldı.»

Maalesef Vehhâbilik kokusu, İslâm Devletlerini sardığı gibi Türkiye'mizi de iyîce sarmış, senelerce din kültürü gören kardeşlerimiz bile bîr kitabın vehhabiler tarâfından yazıldığını farkedemiyecek haldedirler. Eğer BAHÇEDEN GÜLLER isimli kitabın Suudi Arabistan Elçiliğinden geldiği bilinmese ve yazarının da İbni Teymiye'nin talebesi olduğu söylenmemiş olsaydı, sanırız çok kimseler bu kitabın bir mezhepsiz tarafından yazıldığını anlıyamazdı. Zira piyasada mevcut kitapların çoğu aynı metodla yazılmıştır. Meselâ kendi ifadesiyle mezhebim yok diyen EL KARDAVİ, yazdığı kitaplarını aynı usulle kaleme almıştır. Mevdûdî gibi İbni Teymiyeci sapıkların yazdıkları bütün kitaplar hep aynı usulle yazıldığı için vatandaş işin içinden çıkamaz haldedir. Debbağın esans burnuna gidince bayıldığı gibi, müslüman kardeşlerimize de Ehi-i Sünnet âlimlerimizin te'lif ettikleri muteber kitapları gösterince şaşıp kalıyor. Mantığını demokratik usulle çalıştırarak «Piyasada beş yüz tane kitap bu usulle yazılmış, Millî FİKİR çıkıyor bize beş on kitap gösteriyor, beş yüze mi inanalım, yoksa beşe mi?»diyorlar. Ne cevap verirsiniz?

Çeşitli itikatlarıyla ve sünnî hacılar müşriktir, kâfirdir diyerek onların kestikleri .kurbanları buldozerlerle toprağa gömen vehhâbiler, ayakbastı adı altında aldığı harâm paralarla, bolca vehhâbi kitabı bastırarak Türkiye'ye gönderiyorlar. Vehhabi olmayanları kâfir bildikleri için onlardan alınan ayakbastı isimli paraları ganimet sayıyorlar.

Vehhabiler tarafından ÜCRETSİZ OLARAK İmam-Hatip Okullarına gönderilen kitaplardan bazıları da şunlardır: İbni Teymiyye'nin VASİTİ AKİDE'si, Muhammed bin Abdülvahhab'ın KEŞF-EL ŞUBUHAT va ÜÇ TEMEL VE DELİLLERİ, ayrıca TAHKİK VE İZAH, YALNIZ ALLAH VEYA TEVHİD, İTİKADIN TEMİZLENMESİ v.s. Şirk ve mezhepsizlik zehiriyle dolu olan bu kitaplar ellerimizde mevcuttur.

Bu gönderilen vehhâbi kitaplarında neler yazıyor? Mezhepsizlerin Efendileri İbni Teymiyye'nin Allahü teâlânın -hâşâ- gökte olduğunu isbata çalışan VAKİTİ AKİDE isimli kitabından birkaç misal:

Fâtır Sûresi 10. Âyet-i kerîmesi «Allah İsa'yı kendi yanına yükseltti.» şeklinde tefsir edilmekte. (S. 13)

Hadis diye yazıp kendine göre tevil ve tefsir ettiği ifadeler:
1 - «Rabbınız hayrın yakınlığına rağmen, kullların ümitsizliğe kapılmasına hayret eder. Kurtuluşunuzun yakın olduğunu bildirdiği için zelil ve ümitsiz olduğunuz zaman size GÜLER.» denilmekte (S. 17)
2 - Allah ayağını Cehennemin içine koyunca her tarafın dolacağı yazılmakta (S. 17)
3- Peygamber Aleyhisselâmın «Ey gökteki Râbbimiz»diye dua ettiği kaydedilmekte (S. 17)
4 - Yine Peygamber Aleyhisselâmın «Ben semada bulunan Allahın eminiyim» dediği bildirilmekte (S. 17)
5 - Arşın su üzerinde, Allahü teâlânın da Arş üzerinde olduğu zikredilmekte “S. 17)
6 - Bir cariyenin «Allah semadadır» demesini Peygamber Aleyhisselâmın beğendiği anlatılmakta (S. 18)
7 -Namazda sağ veya öne tükürülmemesi gerektiği, Zira Allahü teâlânın önde olduğu iddia edilmekte (S. 18)
8 -Allah semavatın üzerinde, Arşının üstünde ve mahlûkatına açık olduğu hükmü çıkarılmakta (S. 20)
9 - Mü'minlerin bulutsuz günde güneşi gördükleri gibi Cenâb-ı Allahı aynı şekilde gözleriyle görecekleri ifade edilerek Allahü teâlâya cihet isnat edilmekte (S. 22)
10 – El arş isimli kitabında “Allahü teâlâ Arşın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resûlullah’a da yer bırakır” demekte. VASİTİ AKİDE kitabının 13. sayfasında ve yine İbni Teymiyye’nin kitabı olan ELFURKAN BEYNE EVLİYAİRRAHMAN VE EVLİYAİŞŞEYTAN isimli hezeyannamenin 134. sayfasında güya te’vilden kaçan İbni Teymiyye, Mü’min Sûresinin 36 ve 37. Ayet-i kerîmelerini zikrederek “Eğer Mûsâ Aleyhisselâm ilâhının gökte olduğunu haber vermemiş olsaydı, Fir’avun Hâmân’a “bana bir yüksek kule yap göklerin yollarına ulaşırım da Mûsâ’nın tanrısına yükselip çıkarım.” Demezdi. “Ben Mûsâ’yı yalancı sanıyorum.” demesi de Mûsâ’nın böyle bir şey söylemiş olduğuna delâlet eder.” şeklinde âyet-i kerîmeleri kendi kafasına göre te’vil etmiştir.

KİTABÜSSÜNNE isimli vehhâbi kitabında ise,

1- Peygamber Aleyhisselâmın Allahü teâlâyı dört meleğin altın bir kürsü üzerinde gördüğü zikredilmekte (S. 35)
2- Allah üte^lânın gece yarısı semaya indiği, sabaha karşı yukarı çıktığı bildirilmekte (S. 57)
3- Allahü teâlâ Tevratı kendi eli ile yazdığı, kendi eli ile Mûsâ Aleyhisselâma verdiği ve Tevratı yazarken de sırtını bir kayaya dayadığı ifade edilmekte (S. 67)

Bütün müftülüklere gönderilen BAHÇEDEN GÜLLER isimli Vehhâbi kitabının Suûdi Arabistan Hükûmetince yazılan önsözünde bu kitabın İbni Teymiyye ve talebesi İbnül-kayyımın kitaplarından istifade edilerek yazıldığı, bu iki zat gibi Hanbeli mezhebine bağlı kalmadan (yani mezhepsizce) şer’i delille kuvvetli gördüğü görüşü tercih ettiği, ancak bazı meraklıların yaptığı gibi mezhep imamlarına dil uzatılmadığı kaydedilmektedir.(S.5)

Vehhâbi idarecileri, mezheb imamlarına dil uzatmayı meraklılık olarak vasıflandırmaktadır. Halbuki evliyaya, Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatmak küfürdür.

Şeytanın bilgisinin çok olduğu herkesce malum… Baş yardımcısı İbni Teymiyye’nin ise geniş kültüre sahip olduğu Ehl-i sünnet âlimlerince de teslim edilmekte, fakat mes’ele çok bilmekte değil doğru bilmektedir. Biz İbni Teymiyye’yi tenkid edecek kadar kültüre sahip değiliz. Fakat Ehl-i Sünnet âlimleri onun sapıklıklarını ve küfürlerini tesbit ederek kitaplarına dercetmişlerdir. Biz sadece o kitaplardan nakil yapıyoruz.

Büyük Ehl-i sünnet âlimi Yusûf Nebhani hazretleri, ŞEVAHİÜLHAK kitabında, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi EL İLM VE AKL kitabında, İbni Teymiyye’nin sapıttığını vesikalarla isbat etmişlerdir. HİTTÜŞ-ŞAM kitabında “İbni Teymiyye Luther’e benzer, ancak Hıristiyanlığın reformcusu hedefine ulaştı, fakat İslâm reformisti muvaffak olamadı.” denmektedir.

İslâm âlimlerinin çoğu İbni Teymiyyenin Müslümanlıktan çıkarak MÜRTED olduğunu bildirmişlerdir. İbni Battuta, İbni Haceri Mekkî, İmâm-ı Subkî gibi sözü senet bir çok Ehl-i sünnet âlimleri yazdıkları eserlerle İbni Teymiyyenin ağzının payını vermişleridir.

Ehl-i sünnet kitablarında İbni Teymiyye şöyle anlatılmaktadır: İbni Teymiyye, Allahü teâlâyı yaratılmış bir mahluk, bir insan gibi tasavvur eder, madde olarak görür. Evliyanın büyüklüğüne inanmaz. Türbelere yapılan ziyaretlere saldırır. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalmayacağını söyler. Bir müslümana kâfir diyenin kendisinin kâfir olacağını bildiği halde, Şeyh-i Ekber Muhiddin Arabi hazretleri gibi Tasavvuf büyüklerini tekfir etmekten çekinmez.

Bugün piyasada mevcut kitapların ekserisi bu usulle yazılmıştır. Vatandaş bir vâizi veya bir talebeyi Kur’âna mana veriyor diye övmektedir. 72 sapık fırkanın Kur’ân-ı kerîme yanlış mâ’nâ vermek suretiyle dalâlete düştükleri maalesef yeteri kadar ilim ehlince anlatılmamaktadır. Bu yüzden vehhâbi metoduyla herkes, âyet-i kerîmeden, hadîs-i şerîften deliller getirmektedir. Halbuki bizim için delil, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları ve o kitapların bildirdiği âyet-i kerîmelerin ve hadîs-i şerîflerin tefsir ve te’villeridir. Tabiî Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları demekle İCMA ve kıyası da içine almış oluyoruz.

Vehhâbilik Türkiye’de o kadar ilerlemiş ki, Vehhâbi elçiliğinde resmen kitap gönderebiliyor. Bu vaziyet karşısında din mekteplerimiz, müftülerimiz, vâizlerimiz, imâmlarımız neden susuyor? Hükûmetten mi emir bekliyorlar? Yoksa maaşlarımızdan oluruz diye mi korkuyorlar? Rızkı kimin verdiğini bilmiyorlar mı?

Han
06-20-2006, 06:19 AM
VEHHABILIK


Vehhabiligin din anlayisi, Muhammed bin Abdülvehhab'in üzerinde önemle durdugu tevhid (Allah'in birlenmesi) konusundaki yorumu çevresinde toplanir. Ibn Abdülvehhab'a göre tevhid, kullukta Allah'i bir tanimaktir. Tevhid kelimesini (lâ ilâhe ilallâh) söylemek Allah'tan baska tapinilan seyleri tanimadikça bir anlam tasimaz. Allah kalble, dille ve davranislarla birlenmelidir. Bunlardan birisinin eksik olmasi durumunda kisi Müslüman olamaz. Tevhid üçe ayrilir. Ilki, Allah'i isim ve sifatlarinda birlemek (tevhid-i esma ve sifat), ikincisi Allah'i rablikta birlemek (tevhid-i rububiyet), üçüncüsü de Allah'i ilahliginda birlemektir (tevhid-i uluhiya). Allah'i bu üç biçimde birleme, ancak amellerle mümkündür. Buna göre Kur'an ve Sünnet'in disinda emir ve yasak tanimamak, Hz. Muhammed'in döneminde bulunmayan seyleri ve tevessülü terkederek Allah'i birlemek gerekir. Bu tevhide ameli tevhid denir. Herhangi bir hüküm koyucu tanimak, Allah'tan baskasindan yardim dilemek, Peygamber için bile olsa, Allah disindaki bir varlik için kurban kesmek, adakta bulunmak kisiyi küfre düsürür, can ve mal dokunulmazligini ortadan kaldirir.
Bu tevhid anlayisinin getirdigi önemli sonuçlar vardir. Bunlardan birisi, Hz. Muhammet'ten sefaat talebinde bulunulamayacagidir. Sefaat, Allah'a özel bir haktir. Bu nedenle Hz. Muhammet'ten dogrudan sefaat talep etmek, onu Allah'a ortak tutmaktir. Nitekim müsrikler de Allah'i kabul ettikleri halde, melekleri, putlari sefaatçi kabul ettikleri için müsrik olmuslardir. Sefaat inanci gibi yaygin olan tevessül inanci da sirktir. Tevessül inanci, daha çok mutasavviflar arasinda yaygindir. Bir takim seyhlerin, velilerin hem hayatlarinda, hem de öldükten sonra tasarruf sahibi olduklarina inanilmakta, onlarin himmetleri dilenmekte ve araci kilinmaktadirlar. Bu da açik bir sirktir. Çünkü günah'in yaratmada, yönetmede, tasarruf etmede, isleri düzenleme ve belirlemede ortagi yoktur.
Vehhabiligi en önemli özelliklerinden birisi de bid'adlar karsisindaki tutumudur. Ibn Abdülvehhab'a göre Kur'an ve Sünnet'te olmayan her sey bid'attir. Bir bid'at çikaran mel'undur ve çikardigi sey reddedilmelidir. Bid'adlarin çogu insanlari sirke düsürmektedir. Bunlarin basinda mezarlar, türbeler ve bunlarin ziyaretleri gelir. Mezarlarda yapilan ibadetler sirktir. Sevap umarak Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret bile sirke neden olabilir. Sirke neden olmamalari için, mezar ziyaretleri, türbe yapimi kesin olarak yasaklanmalidir. Ölülere niyaz, tevessül, falcilara, müneacimlere inanmak, Hz. Peygamber'in anisini yüceltmek, hirka-i serif, sakal-i serif ziyaretleri yapmak, Allah'tan baskasina ibadet etmek, sirk kosmatir. Mevfit toplantilari düzenlemek, bu toplantilarda mevlid okumak, sünnet ya da nafile namazlar kilmak yasaklanmalidir. Göz degmemesi için nazar boncugu takmak, muska takinmak, agaç, tas vb. seyleri kutsal saymak, bir hastalik ya da beladan kurtulmak, güzel görünmek vb. için boncuk, ip, hamayi gibi seyler takinmak, sihir, büyü, yildiz fali gibi seylere inanmaz, iyi kisilere, velilere tazimde bulunmak, onlara dua etmek, onlardan yardim dilemek gibi seyler de tamamiyle sirke neden olan bid'adlardandir. Riya için namaz kilmak, sofuluk etmek, iyi insan gibi görünerek çikar saglamak da sirktir. Cami ve mescidlerin süslenmesi, minare yapilmasi da terkedilmesi gereken bid'adlardir.
Vehhabiligi olusturan düsünceler, birçok çagdas Müslüman düsünürü etkilemis, onlara esin kaynagi olmustur. Günümüzde ise, önemli ölçüde degisime ugramis biçimde, Suud Kralliginin resmî görüsü olmaktan öte bir anlam tasimamaktadir.
Ahmet ÖZALP



bashtan sona dinsizlikle doludur... ingiliz niye desteklemesin bunu?

bir nazar boncugunun bile mahiyetini anlayamayan herife bilgin,, onun achtigi rezalet yola da tevhid yolu diyenlere YAziklar olsun...

Han
06-25-2006, 08:07 AM
Suudiler Hz. Muhammed'in doğduğu evi yıkıyor

Hz Hatice'nin evi yıkıldı, Hz Ebu Bekir'in evi Hilton Oteli'nin müştemilatında kaldı. İslam kültür mirası yok edilirken kimsede ses yok. Mekke'ye veda zamanı mı?

Taliban yönetimi, altı yıl önce İslam öncesi heykelleri yıkmaya başladığında dünya ayağa kalktı. Kabil, Celalabad, Herat, Kandahar, Gazni ve Bamiyan'daki heykeller, tanklardan atılan top ateşiyle yıkılmış, Bamyan'daki 53 metrelik Buda heykelleri patlatılarak yok edilmişti. BM ve UNESCO başta olmak üzere uluslararası toplum "insanlığın ortak mirası" olarak görülen heykellerin yıkılmasını kınamış, Batı bunu Taliban'a yönelik Afganistan saldırısının imaj operasyonu için kullanmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mekke'de yapılan 350 yıllık Ecyad Kalesi, Türkiye'nin tepkisine ve UNESCO'nun uyarılarına rağmen Suudi Arabistan yönetimi tarafından 2001'de yıkıldı. Yerine binlerce odası olan dev oteller ve alışveriş merkezi yapıldı. Türkiye'nin bütün uyarılarına, ricasına rağmen tarihi kalenin yıkımı önlenemedi. Kültür Bakanlığı, UNESCO nezdinde Suudi yönetimini kınadı. ABD'nin Irak işgali sırasında müzeler yağmalandı, kütüphaneler yakıldı. Korkunç bir kültürel yıkım yaşandı. Amerikan ordusu iki yıl önce ünlü Babil kalıntılarının bir kısmını yıkarak helikopter pisti yaptı.
Ama paylaşacağın konu çok daha rahatsız edici. İslam kültür mirasına yönelik saldırılar bizzat Müslümanlardan geliyorsa ne olacak? Bin dört yüz yıl öncesinden günümüze kalabilen mirasın yıkılması, ortadan kaldırılması ve yerlerine oteller, lüks apartmanlar, alışveriş merkezleri yapılması vicdanları sızlatmıyor mu? İslam'ın kutsal beldesi Mekke'nin Dubai'ye dönüştürülmesi, tarihi mekanların yıkılıp yerlerine gökdelenlerin kurulması, Hz. Peygamber'in yakınlarına ait evlerin ve camilerin yok edilmesi nasıl bir zihniyet?

İngiliz basınının iddiaları!
The Independent gazetesi dün Daniel Howden imzalı bir yazı yayınladı. Kabe'nin birkaç metre kenarında yükselen gökdelenlerin çarpıklığına, günümüze kadar ulaşabilen İslam kültür mirasının gökdelenler içi nasıl yok edildiğine, bidatlerle mücadele kılıfı altında hüküm süren petrodolar zihniyetinin, bir buçuk milyar Müslüman'ın inançlarını nasıl rencide ettiğine, her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği insanlığın en büyük hacc mekanının nasıl adım adım yok ettiğine dair rahatsız edici bilgiler içeriyor. Hal böyle iken İslam dünyasından hiçbir itirazın gelmemesi ibret verici. Para ve güç, kültür, değer ve inançlara üstün mü geliyor?
Suudi yönetimi, Mekke ve Medine'nin "korunması" için yılda 19 milyar dolar harcıyormuş. Peygamber'in evi, bin dört yüz yıl önceden kalma mekanlar yıkılırken bu 19 milyar ne için kullanılıyor? Sakın Kâbe'nin çevresini gökdelenlerle kuşatmak için olmasın!
Islamic Heritage Faundation'ın başında bulunan İrfan Ahmet Alavi bakın ne diyor:
"Hz Muhammed'in annesi Amina'nın mezarı 1998'de bulundu. Buldozerlerle yıkıldı ve içine benzin döküldü. İslam dünyasında binlerce kişiye dilekçe göndermemize rağmen kimse bu yıkımı durdurmak için harekete geçmedi." Bugün Mekke'de 1400 yıl önceden kalma 20'den az yapı kaldı. Bu kayıp tarihten örneklere bakalım:
Peygamber'in ilk eşi Hz Hatice'nin evi: Yıkıldı ve yerine abdesthane yapıldı.
Peygamber'in en yakın dostu Hz Ebu Bekir'in evi: Şimdi Hilton Oteli'nin kompleksi içinde. 1200 yıllık Ebu Kubeys Camii'nin yerinde Kraliyet Sarayı var.
Daha da korkuncu var:
80 yıllık Suudi Krallığı'nın yıkımları Hz Muhammed'in doğduğu evi tehdit etmeye kadar vardı. Suudi yönetimi, şimdi bölgeyi yenileme çalışmaları yapıyor. Nasıl mı? Araba parkı yaparak!
Hayatını hicaz bölgesindeki kalıntıları kurtarmaya adayan Sami Angavi'ye kulak verin: "Mekke'ye veda zamanı yaklaştı. Bugün Mekke ve Medine'nin son günlerine şahit oluyoruz."
Kâbe'yi kuşatan gökdelenlere şimdi bir yenisi ekleniyor: Zam Zam Tower! Yani Zemzem Kulesi. İstanbul'da yapılacak Dubai Towers gibi. Güç, azamet ve zenginliğin göstergesinin gökdelenler olduğunu sanan zihniyet için büyük bir zafer!
Onlara göre ilk ayetin indiği Hira Dağı'ndaki mağara da yıkılmalı. Çünkü "Peygamber bize bu dağa çıkmaya, orada ibadet etmeye, kayalara dokunmaya izin vermedi." Peygamber'in eşinin mezar kalıntıları 1950'de yok edildi. Suudi polisi gece gündüz nöbet tutarak insanların mezarın yerine çiçek bırakmasını, saygı göstermesini engelledi.
İçinde Hz Paygamber'in torunlarından El Ureyd'in mezarının bulunduğu cami dinamitlendi. Yıkıntının etrafında toplanan Suudi polisi kutlama yaptı.
20 Nisan 2006 PerşembeİBRAHİM KARAGÜL**** VAKİT

Han
09-10-2006, 07:30 AM
Vehhabilerin İslama verdikleri zarar

Bugün bütün dünyada Müslümanlığın imajının yerle bir olmasının sebebinin büyüğü Vehhabiliktedir.

Radikal İslam denen şeyin kaynağı Vehhabilik olduğu için Türkiye'de İslam'ın radikal versiyonu tutunamamıştır, tutunamaz. Bu sebeple Afganistan, Çeçenistan ve Bosna savaşlarına 1500 Türkiyeli gitmiş ve Vehhabilikle tanışmış. (MGK Raporundan)

Bu Vehhabilik denilen şey İngiliz İstihbaratı tarafından kurulmuştur.

Mezar ziyaretlerini yasaklayanlar, kızların kendi babaları ile bile sokağa çıkmalarını yasaklayanlar onlar.

Aşırılık her alanda kendini gösterdi ve Vehhabilik sonradan gelişen her türlü yeniliğe sonradan olma diyerek hep karşı çıktılar. Böylece tüm yenilikler engellendi. Dikkat edilirse bu tür davranışlar ağır baskı rejimleri ve istila zamanlarında ortaya çıkıyor.

Vehhabi inancı Şia'ya (İran) karşı aşırı düşmancadır. Ama bunun yanında Maliki, Şafi ve Hanefi'ye de düşmandır. Bunlar "Kuran bize yeter" sloganıyla hareket edip hadisleri inkâr ederler.

Şimdi... Vehhabiliğin en ataerkil çöl aşiretleri arasında filizlenmesi, kadınların kimlik kartına dahi sahip olmadıkları Suudi Krallığı'nın resmi ideolojisi haline gelmesi ve aynı ideolojiye bağlı grupların bugün ABD yönetimi ve diğer emperyalistler tarafından destekleniyor olmasının hiç de tesadüfi bir tarafı yoktur.

Vaktiyle İngilizler tarafından kurulan Vehhabiliğin çelişkileri bugün ABD tarafından sonuna kadar karşı propaganda olarak kullanılmaktadır ama Suudi Arabistan da sonuna kadar kollanmaktadır.

Aslında Suudi Arabistan Amerikan işgali altındadır. Bu ülkede 1980'den bu yana beş askeri üssü var ABD'nin. Ve 30 bin Amerikan askeri... Bu rejimin ayakta durmasını sağlayan ABD'den başkası değildir. Çünkü Suudi Arabistan halkının Vehhabilikle alakası yoktur, bu yüzden ülkede sıkı bir dikta uygulanmakta.

Sovyetler'in Afganistan'dan çekilmesinin ardından Taliban'ı sahneye süren yine ABD'dir.

Afganistan egemenliği Orta Asya egemenliği stratejisinin en önemli parçası olmalı. Doğu, Batı, Kuzey ve Güney tüm geçitleri denetleyen Afganistan'a ABD tarafından Çin ve Sovyetler'i tehdit eden askeri üsler kuruluyor. Şahghay İşbirliği Örgütü işte ABD'nin bu stratejisine karşı kuruldu.

Sufi ve Rasyonalist inançlara sahip olan bu anlamda da daha ılımlı ve barışçıl olan Çeçenistan Bosna Hersek, Afganistan halklarına karşı Vehhabilik ABD tarafından dolaylı yollarla hep desteklenmiş ve yaygınlaşması sağlanmıştır.

Bu acaip akım bugün İslam Alemi'nin kangreni halindedir. İslam'a büyük zarar veriyor.
28 Haziran 2006 Çarşamba
Nuh Gönültaş
Bugün gazetesi

Aybike
09-10-2006, 11:38 AM
Türkün karısı ve malı suidiye helaldir diyen yine vahhabilerdir..
Kulaklarımla duydum ve donup kaldım...

Abu Hurayra
11-01-2006, 03:24 PM
:salam:
Bu soruya cevab vermeden önce bunlari bilmemiz lazim:

1)Töhmet edilen taraflarin hepisi Hanbaliy Mazhabina mansubdir. Hanbaliy mazhabi de Hanafiy, Shafeiy ve Malikiy gibi dog’ru yolda diye bilinen do'rt büyuk mezheblerdendir. Mazhablar arasinda cheshitli ihtilaflar olabilir. Ama InshaAllah FIKH konusundaki ihtilaflar insani günahkar etmez. Chünkü bu konuda „kim fikhla ilgili bir soruya güchlü esasla(Qur’an ve Sahih Hadis)yakashsa o 10 sevab, aksine 1 sevab alir. Onun ichin bu Alimlerde InshaAllah dog’ru yoldalar

2) Al-Vehhab, Allahin 99 isminden biridir. Allaha mensub ismle kulunu sifatlamak (Allah korusun böyle: Allahiy-Rahmaniy- Vehhabiy) en büyük olan günah ishlenmesine vesile olur, hatta SHIRK-Allaha Ortak koshmaya vesile oluyor. Öyleyken Allaha aid Esma ul Husna’yla kullarini chag’irmamaliyiz! (Eg’er Müsülmanligi dava ediyorsak). Böyle ismlerle chagirmak Ilmsizligin-Jahaletin neticesidir.

3) Ulama’Alimlerin eti zehirlidir. Ma’lumunuz kim bir chok genchler Islami ög’renmek isteyen yashda achik kalbla camiilere gidiyor. Türkiye örneginde alsak Shimde Türkiyede sayisiz Cemaatlar var. Allaha shükr Kitab ve Sünnete uygun yashayan, bid’atlardan uzak olanlarda var ama onlar az. Ishte Bazi bir genchler Tasavvufcu –Tarikatci, Allahla kulunun ortasinda vasite kilan, Evliyalari Allaha yaklashtirir inanciyla yashayanlarin ta’sir altina girmish, onlardan chok etkilenmish. Shimdi Zombi gibi gözünün aldine Delillerle bir shey göstersende bile red eden cahillerde chogalmish.
Bu threadde özellikle bir Tasavvufci arkadashimizin birisi esaslanan kaynak İLÂHÎ GÖRÜŞ BİRLİĞİ-, Fırka-i nâciye adiyla tanilan tasavvufcu cematdir.Shu sirada bir hadis hatirama geldi:
Rasul s.a.v dediler: "Yahidiler arasinda karama karshiliklar olmushdu ve onlar 72 firkaya bölünmüshtü.Aynen onu gibi benim ümmetimde karama karshiliklarlara ug'rayib parchalanacak. Ummetim 73 firkaya bölünecek. Birisi Haric 72 tanesi Cehenneme atilacak"
Shu zaman adamlar o taddan hangi firka dog'ru yolda olacak diye sorduklarinda, Peygamberimiz :saws:"Cennete girecek firka Ahli sunne vel Cemaatdir, Onlarin chogunluktur"dediler (At-Tirmidhi, Imam Ahmad, Abu Davud, Mishkat, (Ibnu Macede bu manadaki Hadisi rivayet emishler), Ne yazikki Evliyalara tapinanlardanda hangi cematdasin diye sorsaniz, Ehli sünnet vel Cemaat diyor. Zira Sunnetde böyle bid'at ve Shirk ameller yok
Cahil Cahil Onlara aid esassiz bir sembollar toplamini getirib Büyük Alim Ibnu Teymiyye ye körlerce töhmet etmish. Zira bu gibi kafasi yikananlar 1 sayfa olsada bile O Alimin kitablarini okumamish. Okuduysa hücetleri –Delilleri getirsin, Mesala: Ibnu Teymiyyenin bu kitabinin Bu sayfasini okudum burasi Yanlish yazilmish diye.
Tasavvufcilerin Ibnu Teymiyyenin etlerini hep yemelerine neden Ibnu Teymiyyenin Tavhid, Tek Allahai ibadet etmek, Tek Allahdan sormak, Ahli Sunnet vel Cemat konularinda yazan kitablaridir.

Shimdi Soruya Cevab verelim:

Cevab chok basit:
Müsülmanlarin bir birlerine, büyük alimlere töhmet etmeye bashladiklarina, Shimdiki gündeki gibi parcha parcha olarak dag’ildiklarina, Bashka milletlerden geriye kalarak,gülgü olmalarina vsr onlarin Kur’an ve Hadisdan uzaklashtiklari ve Islami hayatlarinda Pratik yapmayi birakmalaridir.
Musulman ümmatine Peygambarimiz :saws: devrlerindan shu güne kadar chok dshmanliklar yapildi (yapiliyor). Sahabeler, Tabeinler Halifaligin ilk lerinde Kitab ve Sünnete göre hayat gechiriyordu ümmeti Resulullah (:saws:). Halifeligin Orta ve sonlarinda Ümmet Kitab ve sünnetden uzaklashmaya bashladi. Din düshmanlari bu firsatdan faydalanib Müslümanlari bir birlerrine karshi yapti. Müsülman Kardesh Kendi Kardeshini öldüldü! Halifelikde Allah rizasi ichin deg’il Dünya hirsi, zengin olmak ichin savashlar kilindi…
Shimdiki Gündede Müsülmanlar aynen atalari yapan yanlishliklari devam ediyorlar. Kafir ve Din düshmanlarinin uyduran fitne sözlerine onlari arashtirmadan Inaniyorlar, ve kendi din kardeshlerini cheshitli isimlerle-lakablarla chagiriyorlar. Onun Icin birlik yok, onun ichin Ishti Müsülmanlara ap chik töhmetler rahatca ediliyor, Islami artik Müsülman olanlarda „Ya gechekden Dinimiz Terrorizm biniymish??“diye kendi dinlerine shübhe ediyorlar, choklari dininden chikiyor, Kafirler Istedikleri Ishkenceleri yapiyor (Bosnya, Afganistan, Irak vsr).
Müsülman ümmeti sanki Hep Farzlari, Sünnetleri, tam bitirib yapmaya ish kalmamish gibi oturub Kendi arashtirmadan, ög’renmeden kendi kardeshlerinin etlerini yiyiyor, yazik….
Zira Allah sv.t Kur’ani Kerimde Iyman Edenlere shöyle buyuruyor:
(Ashagidaki Ayet sadice Iyman Edenler ichin, bundan Hariclar dedi kodu ve esassiz uydurma giybetlerinizi devam ettirebilirsiniz):


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ

49.6 . Ey iman edenler! Eğer fâsıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın, birden bire kapılmayın da, açıklama isteyin, araştırıp anlayın dinleyin, fısk'tan kaçınmayan yalandan da kaçınmaz. Fâsıkın karşılığı adildir.

49.11 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْراً مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْراً مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

49.12 . Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Evliyalari Alaha Yaklashtirir diye ibadet edenleri Allah kitabinda uyariyor:
Zumer suresi 3ci ayet:

İyi bil ki halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. şüphe yok ki, Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyle hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.


Allah fitne sözlerden, Müsülmanlarin ölü etlerini yemeden, En büyük günah Shirkden Korusun. Bu parcha parcah olan ümmeti birleshtirsin, Chesitli bidatlardan uzak tutsun! Allahin rizasi ichin Islama hizmet eden ehli sünne vel Cemaat alimlerinindan razi olsun!

NOT: Bazilerin Shahsiyetime karshi töhmetlerinden önce shunu söyleyim: Ben kendimi Peygamberimiz :saws: tarifleyen Ahli Sunna vel Cemaatdan biliyorum. Mezhebim Abu Hanifa Imam 'Azam, Cheshitli lakablarla, chesitli isimlerle hich ilishkim yok, hayatini Kitab ve sünnete uygun olarak yashamaya chalishan basit bir musulmanim...

Abu Hurayra
11-01-2006, 03:33 PM
Türkün karısı ve malı suidiye helaldir diyen yine vahhabilerdir..
Kulaklarımla duydum ve donup kaldım...
:salam:
dog'ru söylemish!
Yani Kafir kadina evlenmenin yerine Turk (müsülman) karisina evlenmek,
Ve müsülmanin mali (mesela Et kesmesi, haramdan uzakligi dolaysiyla)dan satin alib yemekhelal demishtir.
**********
eg'er ko'tü manada söylemishse :

Saudi denen kishi, Müsülman olmayabilir. Saudilerin ichindede cahil, hristian vsr leri var.
Onun öyle lakabli tiplerden oldugunu Kendisi söyledimi? Ben böyleyim diye?
Nasil bu karara geldiniz?
Bir kishiye hükm vermede acele etmeyin, iyice arashtirin ablacigim!

saygilarla...

Demir Kağan
11-02-2006, 05:03 AM
dog'ru söylemish!
Yani Kafir kadina evlenmenin yerine Turk (müsülman) karisina evlenmek,
Ve müsülmanin mali (mesela Et kesmesi, haramdan uzakligi dolaysiyla)dan satin alib yemekhelal demishtir.
**********
eg'er ko'tü manada söylemishse :

Saudi denen kishi, Müsülman olmayabilir. Saudilerin ichindede cahil, hristian vsr leri var.
Onun öyle lakabli tiplerden oldugunu Kendisi söyledimi? Ben böyleyim diye?
Nasil bu karara geldiniz?
Bir kishiye hükm vermede acele etmeyin, iyice arashtirin ablacigim!

saygilarla...

Her şekilde Bedevinin yanındayım, korurum diyorsun yani. Koruyun bakalım.

Aybike
11-02-2006, 06:35 AM
:salam:
dog'ru söylemish!
Yani Kafir kadina evlenmenin yerine Turk (müsülman) karisina evlenmek,
Ve müsülmanin mali (mesela Et kesmesi, haramdan uzakligi dolaysiyla)dan satin alib yemekhelal demishtir.
**********
eg'er ko'tü manada söylemishse :

Saudi denen kishi, Müsülman olmayabilir. Saudilerin ichindede cahil, hristian vsr leri var.
Onun öyle lakabli tiplerden oldugunu Kendisi söyledimi? Ben böyleyim diye?
Nasil bu karara geldiniz?
Bir kishiye hükm vermede acele etmeyin, iyice arashtirin ablacigim!

saygilarla...

Mazlum..orada genel düşünce buymuş..
ben eklemeyi unuttum KAN da demişti..
Türkün kanı,karısı,malı...bana diyen de müslüman suidi..
Hatta biri bizim dinimizi çaldınız demişti..:)

Abu Hurayra
11-12-2006, 01:16 PM
Mazlum..orada genel düşünce buymuş..
ben eklemeyi unuttum KAN da demişti..
Türkün kanı,karısı,malı...bana diyen de müslüman suidi..
Hatta biri bizim dinimizi çaldınız demişti..:)
Müsülman kishinin müsülman kishiye kani HARAMdir, Hadisu Sherifden.
Saudi lerdede Islamdan haberi yok milletchiler chok. Kendi Din kardeshlerini sevmeyenleri var. Sizin dedig'iniz laf gibi demishse Ben onu Müsülman oldug'una shübhe ediyorum...

hangi dindeymish acaba :rolleyes:
Islamda öyle bir shey yok...

saygilarla...

Han
03-23-2007, 02:42 AM
İbrahim Karagül
ikaragul@yenisafak.com.tr 22.03.2007

--------------------------------------------------------------------------------


Mekke Las Vegas'a döndü!

İsrail'in arkeolojik araştırma adını verdiği ancak asıl amacı Süleyman Mabedini yeniden inşa etmeyi amaçlayan Mescid-i Aksa'daki kazı çalışmaları son olarak İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Türkiye ziyareti sırasında büyük bir krize neden oldu. Kazı çalışmalarını yerinde incelemek için, Başbakan Tayip Erdoğan'ın bir teknik heyet gönderme talebi Olmert tarafından kabul edildi. İsrail içinde egemenlik tartışmalarına neden olan heyet, önceki gün Kudüs'e gitti. İki günlük incelemeden sonra bir raporla Türkiye'ye dönecekler.

Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın Müslümanlar için önemini anlatacak değiliz. Kudüs gibi, Müslümanların kıblesinin bulunduğu Mekke'nin anlamını da anlatmaya gerek yok. Ancak Kudüs'e duyulan hassasiyetin birazının da Mekke'ye gösterilmesi gerekmiyor mu? Kudüs işgal altında, doğru. Mekke, Suudi yönetiminin kontrolünde ama orada da benzer bir kültürel soykırım yaşanırken neden kimse sesini çıkarmaz?

20 Nisan 2006'da “Suudiler Hz Muhammed'in doğduğu evi mi yıkıyor?” başlıklı bir yazıyla Mekke'deki kutsal mekanlara yönelik yıkımı gündeme getirmiştim. Yıkım şimdi çok daha vahim boyutlara ulaştı.

Hz Hatice'nin evinin yerinde şadırvan, Hz Ebu Bekir'in evinin yerinde Hilton olduğunu, yıkımın 350 yıllık Ecyad Kalesi ile sınırlı olmadığını belirterek şu ifadeleri nakletmiştim:

“Hz Muhammed'in annesi Amina'nın mezarı buldozerlerle yıkıldı ve içine benzin döküldü. İslam dünyasında kimse bu yıkımı durdurmak için harekete geçmedi. Bugün Mekke'de 1400 yıl önceden kalma 20'den az yapı kaldı. Peygamberin ilk eşi Hz Hatice'nin evi yıkıldı ve yerine abdesthane/şadırvan yapıldı. Peygamberin en yakın dostu Hz Ebu Bekir'in evi şimdi Hilton Oteli'nin kompleksi içinde. 1200 yıllık Ebu Kubeys Camii'nin yerinde Kraliyet Sarayı var. 80 yıllık Suudi Krallığı'nın yıkımları Hz Muhammed'in doğduğu evi tehdit etmeye kadar vardı. Ev yerle bir edildi. Yerinde kapıları ve pencereleri kilitli uyduruk bir kütüphane var.

Kabe'yi kuşatan gökdelenlere şimdi bir yenisi ekleniyor: Zam Zam Tower! Güç, azamet ve zenginliğin göstergesinin gökdelenler olduğunu sanan zihniyet için büyük bir zafer! Peygamberin eşinin mezar kalıntıları 1950'de yok edildi. Suudi polisi gece gündüz nöbet tutarak insanların mezarın yerine çiçek bırakmasını, saygı göstermesini engelledi. İçinde Hz Peygamberin torunlarından El Ureyd'in mezarının bulunduğu cami dinamitlendi….
Starbucks'tan Kabe'yi seyretmek!

Yıkımlar ve yerlerine yapılan gökdelenler Mekke'yi şimdi Las Vegas'a dönüştürdü. Starbucks, Cartier, Tiffany, H&M, Topshop, fastfood markaları ve gökdelenler ihramlar içindeki milyonlarca insanın görüntülerini siliyor.

The New York Times'a yazan Hasan M. Fettah, 10 Mart tarihli yazısında Mekke'nin içler acısı halini bir kez daha dikkatimize sundu. Müslümanlardan başka herkese yasak olan şehrin milyarlarca dolarlık bir dönüşüm projesiyle nasıl asli kimliğinden uzaklaştırıldığını, bu antik kenti nasıl Dubai'ye dönüştürdüğünü, dev alışveriş merkezlerinin, lüks otellerin, milyonlarca dolar değerindeki residansların Kabe'yi nasıl da kalplerden söküp çıkardığını anlattı.

Dünyanın yedinci gökdeleninin yapıldığı Mekke'de Osmanlı döneminde Kabe'den yüksek bina yapılmazdı. Şimdi 130 gökdelenin inşası planlanıyor.

Kabe bir alışveriş merkezine, turizm merkezine, lüks tüketim merkezine dönüştürülüyor. Her şey yatırım, ticaret, para kazanma üzerine kurgulanıyor. Billboard'lar hani yatırımdan ne kadar kazanılacağının reklamlarıyla süslenirken, yüzde 24 kazanç vaat ediliyor. Daire fiyatları 3 milyon dolar. Kabe'yi görüyorsa 5 milyon dolar! Ve her şey Kabe'den daha yüksekte. Herkes Kabe'ye tepeden bakıyor artık!

Her tarafı kutsal olan, ağaç kesilmesi bile yasak olan, kan dökülmesi yasak olan Mekke, Kabe üzerinden kapitalizmin hizmetine veriliyor, bir rant kapısına dönüştürülüyor, petrodolar yatırım merkezi haline getiriliyor. Gökdelen yapmak için dağlar yok ediliyor. Şimdiye kadar 300 civarında tarihi eser yıkıldı. Bunların içinde camiler ve mezarlıklar var. Yerlerine malum inşaatlar başlatıldı. Dönüşün projesinin yüzde onu kendini gösteriyor şu anda. Proje tamamlandığında Mekke diye bir şey kalmayacak, bambaşka bir şehir çıkacak ortaya. Bu kent tarihin hiçbir döneminde bu kadar saygısızlık görmemişti.

Kudüs için bir şeyler yapmaya çalışırken Kabe'nin tehdit altında olduğunu, Mekke'de değer verdiğimiz her şeyin yıkıldığını, yerine, bazıları karının önemli bir bölümünü İsrail'e aktaran, yabancı markaların yerleştiğini, tarihe ve kültüre saygının hiç olmadığı kadar yerle bir edildiğini görmeyelim mi? Peki neden bu sessizlik?

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=22.03.2007&y=IbrahimKaragul

HYML
03-23-2007, 08:49 AM
.....Mekke Las Vegas'a döndü!


Dün okudum bu yazıyı. Çok doğru söylüyor Karagül. Bence Kabe'nin etrafı genişletilmeli. Ve yönetimi, İslam ülkeleri arasında bir kurul oluşturularak idare edilmeli.

yavuz
03-23-2007, 12:35 PM
Dün okudum bu yazıyı. Çok doğru söylüyor Karagül. Bence Kabe'nin etrafı genişletilmeli. Ve yönetimi, İslam ülkeleri arasında bir kurul oluşturularak idare edilmeli.

Bence direkt oranın yönetim hakkı bize verilmeli. Türk'ten başka kimsenin oralara "köle" olacağı yok!..

erkut
04-05-2007, 02:58 PM
Son derece dar görüşlüler....

Han
04-21-2007, 06:31 AM
Ah Mekke!.. Ah Medine!..

Yeni Şafak Gazetesi’nde İbrahim Karagül’ün “Mekke Las Vegas’a döndü!” başlıklı yazısını okudum. Yazıdaki üzücü konuları zaten biliyordum ama eski yaralarım depreşti, fena halde üzüldüm, sarsıldım.

Evet, maalesef İslâm’ın kutsal şehri son yıllarda Las Vegas’a benzetilmiştir. Vaktiyle 1920’lerde Arabistan’daki bütün mezarlar, türbeler yıkılmıştı.

1 - Mekke’de Cennetü’l-Mualla kabristanında, başlıkta o zamandan kalmış renkli bir kartpostalını gördüğünüz müminlerin annesi Hazret-i Haticetü’l-Kübrâ validemizin türbesini yıktılar.

2 - Medine-i Münevvere’de Bakî Kabristanı’ndaki başta annemiz Hazret-i Âişe’nin türbesi olmak üzere bütün türbeleri yıktılar.

3 - Uhud Savaşı’nın yapıldığı yerde Hazret-i Hamza -radiyallahu anh- Efendimizin türbesi, diğer şehitlerin mübarek kabirleri vardı, bir de cami bulunuyordu, onlar da yıkıldı, hâk ile yeksan edildi. Almanca bir kitapta orasının bir fotoğrafını buldum, inşaallah büyütüp biraz rötuş ettirip levha haline getireceğim.

4 - Bedir’de cami ve şehitlik vardı, orası da dümdüz…

5 - Cidde’de Hazret-i Havva annemizin türbesi de düzlenilip yok edildi.

Bir ara Osmanlılar zamanında Medine’yi ele geçirdikleri zaman Fahr-i Kâinat, Resul-i Kibriya aleyhissalatü vesselam Efendimizin mübarek türbesini de yıkmaya kalkışmışlardı. Kazma ile kubbeye çıkarttıkları adamın ayağı kaydı, düştü, öldü. 1920’lerde o mübarek makamı da yıkmak istediler, İslâm Âlemi’nin lanet ve öfkesinden çekinerek bıraktılar.

6 - Arabistan’da ne kadar türbe, kabir varsa hepsi tarumar edildi. Bir tek Efendimizin türbesi ayakta kaldı.

7 - Osmanlı Devri’nden kalma ne kadar resmî bina varsa yıktılar, yok ettiler. 1967’de Mekke’ye ilk gittiğimde şehre girmeden önce sağ tarafta nefis bir Osmanlı Kışlası vardı. Önünde tekerlekli iki sahra topu duruyordu. Resim çekmek istedim, izin vermediler.

8 - Cidde’nin, Medine’nin surları yıkıldı gitti… Resmî devair yıkıldı…

9 - Mekke’de, Medine’de tekkeler vardı, hepsi yıkıldı…

10 - Medine’de Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesi yıkıldı…

Hangi birini sayayım? Yazarken hafakanlar basıyor, fena oluyorum.

Mezarlar, türbeler harammış, onları ziyaret şirkmiş! Bunlar hep hezeyan.

1971’den beri Kutsal Şehirleri ziyaret etmedim. Artık gitmeye de korkuyorum.

Mekke-i Mükerreme gökdelenle dolmuş, İbrahim Karagül Bey’in dediği gibi Las Vegas’a benzemiş. Resulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyuruyor:

“Ahir zamanda, deve çobanları birbirleriyle “benim binam daha büyük” diye çekişecekler.” O günlere geldik.

Eskiden terbiyeli Müslümanlar sadece Kâbe demezler, “Kâbe-i Muazzama” derlermiş. Osmanlılar zamanında yapılan Harem-i Şerif revakları ve minareleri Kâbe’nin boyutları ile uygun bir orantıya sahipti. Şimdi sanat kıymeti olmayan dev gibi binalar yaptılar. Osmanlı minarelerini yıktılar, kubbeli revakları da yıkıyorlardı, rica minnet durduruldu.

Ya Rabbi! Cidde’de, Mekke’de, Medine’de ne kadar güzel eski zaman evleri, binaları vardı. Cepheleri cumbalı, işlemeliydi. Hepsi buldozerlerle yıkıldı.

1967’de Medine-i Münevvere’de Osmanlılar zamanından kalma bir bina görmüştüm, kapısında mermer bir kitabe vardı: “Medine Kadılığı”. Talik hatla yazılmıştı ve hattatı, hattatların sultanı meşhur Sami Efendi’ydi. İki sene sonra tekrar geldiğimde binanın yerinde yeller esiyordu. Eyvah!.. “Bari kitabesi saklandı mı?” diye sordum, heyhat dediler, kitabe enkaz altında kaldı, atıldı gitti.

Bir sene kadar önce Yemen’e gittim, orada UNESCO’nun desteğiyle eski mimari ve şehircilik korunmuş. Yeni yapılan binalar da İslâm-Arap millî üslubuna göre yapılıyor. Ne güzel…

Menhus İkinci Meşrutiyet’ten sonra birtakım Jön Türkler ve İttihatçılar kutsal şehirlere saygı göstermediler. Yaşlılardan duymuştum, Medine’de Harem-i Şerif’te borulu gramofon seslerinden huzur içinde ibadet edilemiyormuş. Daha beteri şehrin dış mahallelerinde bir günah evi de açılmış.

Emanetin hakkını vermedik, Allahu Teala aldı.

Mekke ve Medine şehirleri ve Arabistan’daki diğer mübarek ve mukaddes yerler hiç kimsenin babasının tapulu malı değildir. Onlar birer Emanetullahtır. Hak Teala Hazretleri emaneti dilediğine verir, dilediği zaman da geri alır.

Gökdelenler, Amerikanvarî hipermarketler, gece karanlığında bir yanan bir sönen kırmızılı, yeşilli, mavili neon lambalar… Egzozlarından zehirli dumanlar çıkartan deccalî ve şeddadî seyyareler… Bütün bunlar kutsallıkla kabil-i telif olmayan şeylerdir.

Mekke’nin, Medine’nin dışına uydu kentler kurularak çağdaş hayat oralarda yaşanabilirdi. Lâkin İslâm’ın iki kutsal şehri asla modern ve çağdaş bir hale getirilemez. Onlar zamanın üstü şehirlerdir. Oralara giden İslâm’ın havasını, kültürünü, medeniyetini, sanatını, ruhaniyetini, maneviyatını hissetmeli, görmeli, duymalı, koklamalıdır.

Bir Ehl-i Sünnet Müslümanı, ekâbir-i evliyadan bir zat için “Ya veliyullah!” derse müşrik olurmuş… Peki, hükümdarlarına “Ya Melik! El Muazzam!..” diyenler ne oluyor?

Kudüs’te, Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra civarında Yahudiler arkeolojik kazı yaptılar diye ortalığı velveleye veriyoruz. Peki, Mekke ve Medine elden gitmiş, Las Vegas’a dönmüş, niçin sesimiz çıkmıyor?

Anlattılar, utandım yerin dibine girdim. Mekke’de bir grup zengin Müslüman umre yaparken lüks otelin (aynı zamanda gökdelen) lobisinde televizyonun karşısına geçmişler, gözleri fincan gibi açılmış heyecan içinde, bağırarak çağırarak bir şey seyrediyorlarmış. Neymiş o şey? Bizim umre beylerimiz Mekke-i Mükerreme’de (Yüce Allah kadrini çoğaltsın) Türkiye’de yapılan bir futbol maçını seyrediyorlarmış.

Son elli sene içinde petrolden bir kısım Arap ülkelerine trilyonlarca dolar gelir girdi. Tekrar ediyorum: Trilyonlarca dolar… Bu paralar Kur’an-ı Kerim’in, Sünnet’in, Kutsal Şeriat’ın, hikmetin rehberliğinde harcanmış olsaydı bırakınız sadece İslâm Dünyası’nı bütün insanlık kurtulur, selamet bulurdu.

Soruyorum, bu paralar İlay-ı Kelimetullah için mi harcandı?

Cihad fî sebilillah için mi?

Faydalı ilimler, irfan, marifet, hikmet için mi?

Ümmet-i Muhammed’e rehberlik yapacak hayırlı ve kâmil Müslümanlar yetiştirmek için mi?

Heyhat… Heyhat… Heyhat… Efsus!.. Bin kere, milyon kere efsus!..

Amerikan bankalarında milyarlarca dolar… Gökdelenler… Özel uçaklar… Binenlere gurur, kibir veren binitler… Saraylar, kâşaneler… Lüks hayat… Alabildiğine konfor…

Müslümanlık sadece zahirle olmuyor. Zahirin yanında batın da gerekiyor.

Müslümanın en büyük düşmanı nefsidir, sonra dünyadır, sonra paradır.

Bir, Beni Âdem’in seyyidi olan o Yüce Peygambere bakalım. Ne kadar mütevazı yaşamış, alçakgönüllü hareket etmiş, el-fakru fahrî=fakirlik övüncümdür buyurmuş… Bütün ömrü boyunca buğday ekmeğiyle etin ikisini birden doyasıya yememiş… Bazen yattığında altındaki hasırın izleri mübarek vücudunda görülürmüş… Bir de bugünün İslâmcı geçinenlerine bakınız. Arada ne korkunç uçurumlar var. Eyvah, eyvah! Kutsal beldeler elden gitti.

28 Mart 2007 Çarşamba
M.Şevket Eygi, Milli Gazete

uki
04-22-2007, 01:30 AM
vahhabileri ben de sevmiyorum, ama bunun arabla ne alakasi var, ben bir suru ozbek vahabide gordum turk de, ayrica dogudaki hizbullah da turk, ama bunun icin turkleri sucliyamazsin ki...

Ahabba
05-30-2008, 03:34 AM
http://toislam.ws/

SAMIR
05-30-2008, 06:36 AM
Ben Bakü den yazıyorum...Vehhabilik Azerbaycanda da cok buyuk sorun...burda vehhabilik cok yanlis anlasilmis ve butun ehli-sunne den olan muslumanlara vehhabi deniliyor...bunun nedeni ise bence İranın yapdigi siyaset...

Karayılan
05-30-2008, 09:03 AM
Bırakın bunları gelin biz bir olalım, sonra din kardeslerimizi yola getirmeye ugrasalim diyoruz. Ama esek hosaftan anlamıyor, ille de deve boku diyor :D

Han
06-09-2008, 02:20 AM
Ehl-i sünnet olmak için

Sual: Türkiye’de ve dünyada çeşitli gruplar var. Hemen her grup "Sadece ehl-i sünnet olan biziz" diyor. Grupların Ehl-i sünnet olup olmadıkları nasıl bilinir?

CEVAP: Bilinmesi çok kolaydır. Çünkü Ehl-i sünnet itikadı bellidir. Bunlara inanan Ehl-i sünnettir, inanmayan bid’at ehli veya kâfir olur. Ehl-i sünnet itikadından önemli olanlardan bazıları şunlardır:

1- Amentü’deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah’tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]

2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, "amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir" derler.]

3- İman artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

4- Kur’an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.

5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, "Allah gökte veya Arşta" derler. Bu küfürdür.]

6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]

7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.

9- Evliyanın kerameti haktır.

10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, "Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir" derler. Halbuki Kur’anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)

11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.

14- Peygamberler günah işlemez.

15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Şit’in, Hazret-i İdris’in peygamber olduğunu inkâr ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Önderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, "Nebi gelmez, ama resul gelir" derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar türemiştir.]

17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.

18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.

19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]

20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.

İmam-ı a’zam hazretleri "Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı" buyuruyor.
Bir hadis-i şerif meali:
"Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez." [Buhari, Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, "Avrupa Müslüman olacak" diye tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi tevil etmemiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi söz söylüyor? Böyle tevil etmek, "elma dersem çık, armut dersem çıkma" demeye benzer. Nitekim "Salat, duadır, namaz diye bir şey yok" diyenler çıkmıştır. O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa Müslüman olunca, iman niye fayda vermesin? Güneşin batıdan doğması, ilmen de mümkündür. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek gerekmez. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır, başka yörüngeye koyar. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olur.

21- Ahirette Allahü teâlâ görülecektir.

22- Kâfirler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittikçe artar.

23- Mest üzerine mesh caizdir.

24- Sultana isyan caiz değildir.

(Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mek. Rabbani, F. Fevaid’den alınmıştır.)

BOZ-OK
06-09-2008, 03:37 AM
Iyi demis, guzel demis de... Bu kemter kulun bazi itirazlari olacak, benim itirazlarima itirazi olan da soylesin ki uzerinde tartisalim... Cunku eger benim itirazlarim hakli ise, bu boyyuk zat da kendi tarifine uymayanlari ehl-i sunnet olmamakla damgalayarak, aslinda kendisi de elestirdiklerinden farksiz davranmiyor demektir...:cool:



10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, "Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir" derler. Halbuki Kur’anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)

Kur'anda Allah tarafindan acikca cennetle mujdelenmis olan kisiler haric, cennet hic kimsenin cebinde garanti degildir cunku herkesin hesabini Allah bilir ve gaybi Allahtan baska kimse bilmez... Kur'anda hepsi cennetlik deniyor hukmu de biraz zorlama olmus... :cool:

11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

Bu, arkasindan gelecek konuyla ilgili butun mantiksal cikarimlari yonlendiren bir on kabuldur ve dolayisiyla otomatik olarak boyle dusunmeyenlerin tamamini ehl-i sunnet olmayanlar sinifina sokan bir dogmadir... Bu durumda bence, Islam daha bastan Ali'nin siasi ve Ebu Bekr'in siasi olmak uzere ikiye bolunmus oluyor... Fitne ise haramdir...

14- Peygamberler günah işlemez.

Yanlis... Peygamberler de gunah isler ve islemislerdir... Haa, eger diyorsan ki, gunahlarini Allah affetmistir... Bak buna itirazim olmaz...


15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

Kur'an indiginde mezhep yoktu, sahabelerin hic birisi bu 4 mezhebin adini bile duymamislardir... Islamda hizipcilik konusunda bu boyyuk zatin digerlerinden asagi kalmadigini dusunuyorum... :cool:


20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.

Bunlardan Kur'anda acikca haber verilmis olanlarina inanir, digerlerine ise "israiliyat"tir der geceriz... Ayni Hz. Isa'nin geri donecegi gibi... :-)

Not: Bununla ilgili hadisi one surecek olan varsa, ben de bu sozde hadisin Islam ile ters dustugunu ve dolayisiyla uydurma oldugunu tartismaya hazirim... :cool:



24- Sultana isyan caiz değildir.


Himm... Bunu tartismayalim bile bence... Bu kurala uysaydik simdi her parcasi Avrupali devletler tarafindan bolusulmus bir somurgede yasiyor olacaktik cunku... :cool:

Alparslan
06-09-2008, 06:49 AM
Yanlis... Peygamberler de gunah isler ve islemislerdir... Haa, eger diyorsan ki, gunahlarini Allah affetmistir... Bak buna itirazim olmaz...


Peygamberlerin bir ozelligi de ISMET degil mi?

Bilge_Kagan
06-09-2008, 07:40 AM
Gunah derken, yanlis bilmiyorsam soyle bir olay oluyor. Bir gun Hz. Muhammed, dostlariyla sohbet ederken, o ortama kor bir adam geliyor. Hz. Muhammed de art niyetsiz olarak, bir nedenden oturu o adama sirtini donmus bulunuyor otururken. Bunun uzerine bir ayet iniyor hemen, nasil birsey oldugunu tam hatirlamiyorum.

Tabii ben bunu rivayet olarak okudum, Kur'an'da da bu ayarda bir ayete rastlamadim ama gorup dikkat etmemis ya da unutmus da olabilirim tabii. Ama var boyle durumlar, onu diyorum.

Aklima gelmisken baska bir ornek vereyim, Hz. Suleyman'la alakali Kur'an'da anlatilan bir olay var. Olumlu varliklarin hepsine hukmetme gibi bir olayi oldugundan, fazla kaptiriyor herhalde kendini, " Bir cocuk yapacagim, onu tahtima oturtacagim, benden sonra Dunya'yi o yonetecek " ayarinda bir cumle kuruyor "Allah'in izniyle" demiyor. Ondan oturu cocugu da olu doguyor ( ya da sakat dogup sonradan oluyor tam hatirlamiyorum ). Bu da bir gunahtir bir yerde ki sonucta cezalandiriliyor.

chepny
06-09-2008, 07:57 AM
Bakınız ayetlerde Allah peygamber'e ne diyor...
Seni sapmış bulup doğru yola iletmedi mi?

93-Duha suresi 7

İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin.

42-Şura suresi 52

Alparslan
06-09-2008, 08:17 AM
Bakınız ayetlerde Allah peygamber'e ne diyor...

7. Şaşkınken seni doğru yola iletmedi mî?
Yani sen, sana verilmek istenen peygamberlikten habersiz idin, Allah da sana doğru yolu gösterdi. Burada "dalâlet" "(mealde: şaşkınlık)" habersiz olmak (gaflet) anlamındadır. Şanı yüce Allah'ın: "Rabbin şaşmaz da, unutmaz da" (Ta-Ha, 20/52) buyruğunda olduğu gibi. Yani Rabbin şaşırmaz (gaflete düşmez, yanılmaz) demektir. Peygamberi hakkında da: "Halbuki sen şüphesiz bundan önce gafillerden (haberi olmayanlardan) idin." (Yusuf, 12/3) Bazıları da buradaki "dall: şaşkın" lafzı Kur'ân'ı ve şer'î hükümleri bilmiyordun. Allah, seni Kur'ân'a muhatab kılarak ve İslamın şer'î hükümlerini öğreterek seni doğru yola iletti, demektir, diye açıklamışlardır. Bu açıklama ed-Dahhak, Şehr b. Havşeb ve başkalarından rivayet edilmiştir. Daha önce eş-Şura Süresi'nde (42/52-53 âyetler, 2. başlıkta) açıkladığımız üzere yüce Allah'ın: "Kitabın da, imanın da ne olduğunu bilmezdin." (eş-Şura, 42/52) buyruğunun anlamını ifade etmektedir.
Kimileri: "Şaşkınken seni doğru yola iletmedi mi?" buyruğu sen sapık bir topluluk arasında idin de senin vasıtan ile Allah onlara hidayet verdi, demektir, demişlerdir. el-Kelbi ve el-Ferra'nın görüşü budur. es-Süddi'den de buna yakın açıklama nakledilmiştir. Yani O. senin kavmini sapıklık içinde iken, seni onları irşad edip, doğru yola getirmek üzere hidayete iletti.
Bir diğer açıklama: Hicretten yana "şaşkınken" seni hicrete iletti. Bir başka açıklamaya göre buradaki "dall" unutmuşken demektir. Tıpkı sana Ashab-ı Kehf, Zülkarneyn ve ruh hakkında soru sorulduğunda "inşaallah" demeyi unutup, Allah'ın sana hatırlatması gibi. Nitekim yüce Allah (bu anlamda kelimeyi kullanarak): "Biri unutur... diye" (el-Bakara, 2/282) buyruğunda olduğu gibi.
Şöyle de açıklanmıştır; Sen kıbleye dönmek istiyordun da onu araştırıyordun, Allah da seni ona iletti. Bunu da yüce Allah'ın: "Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirmeni elbette görüyoruz..." (el-Bakara, 2/144) âyeti açıklamaktadır. Bu durumda "dalal" "şaşkınlık, sapıklık" istemek, araştırmak anlamında olur. Çünkü şaşkın ve şaşırmış bir kimse araştıran bir kimsedir.
Şöyle de açıklanmıştır: Sana indirilenleri açıklamak hususunda seni hayret içinde gördü ve bu hususta sana doğruyu gösterdi. O vakit buradaki "dalal" şaşkınlık anlamında olur. Çünkü "dall (dalâlette olan)" şaşkın kimse demektir. Seni kavmin arasında kaybolmuş buldu, sana kavmini bulmayı sağladı, diye de açıklanmıştır. Buna göre "dalâl" kaybolmak anlamındadır. Seni hidayeti seven birisi olarak buldu, bunun için seni hidayete iletti, diye de açıklanmıştır. Buna göre "dalâl" sevmek anlamında olur. Nitekim yüce Allah'ın: "Allah'a yemin ederiz ki, sen hala eski yanlışlığındasın dediler." (Yusuf, 12/95) Buradan bu lafız "sevgi" anlamında kullanılmıştır.


Kusura bakma kardesim ama buradan Peygamber'in (s.a.v.) GUNAH isledigini nasil cikartabilirsiniz? Ben cikartamadim.

Ruhu daralmistir, gogsu daralmistir, intihari bile dusunmustur, dunyevi islerde(savas gibi) yanlis kararlar vermis olabilir ama GUNAHDAN BERIDIR.

yavuz
06-09-2008, 08:18 AM
Himm... Bunu tartismayalim bile bence... Bu kurala uysaydik simdi her parcasi Avrupali devletler tarafindan bolusulmus bir somurgede yasiyor olacaktik cunku... :cool:

S.A :lol:

Ben tartismaya hic girmeden bir sey sormak istiyorum...

BOZ-OK, bu yazdigin sey de ima ettigin yanilmiyorsam, Sultan Vahdettin.. degil mi?

Vahdettin'le ilgili degisik soylentiler var. Herkes kendince bi belge bulmus, ona sarilmis, bi seyler soyluyor. Vahdettin'e hain diyen de var, "Ataturk'u Anadolu'ya lider olarak gonderendi" diyen de...

...

Baska bir konuya gecelim... Turban konusunda ben "sozu ulemaya birakalim" dedigimde, "senin uleman boyle diyor da, chepny'nin uleması da boyle diyormus" dedigini hatirliyorum. Yani; fikirlerde, bazi insanlarin inandigi gerceklerde farklilik olabiliyor(du)...

Aynen Vahdettin konusunda oldugu gibi.

Ama soz konusu farklilik sizin fikirlerinizle, inandiklarinizla baskalarininkiler arasinda oldu mu hemen kesin yargilara varabiliyorsunuz... Bunu size yaptiran olaganustu guc nedir? :rolleyes:

(Vahdettin'i veya basortusunu tartisalim demedim. Altini cizerek soyluyorum, zira benim haddime degil kimsenin basindaki ortuye, inandigi seye karismak... Ulema'dan olmadigim gibi, boyle seylere karisarak cuhela'dan da olmak istemiyorum.)

Selametle. :lol:

KOYUNCU
06-09-2008, 08:28 AM
Vahdettin için ünlü türkolog hocamız M.Kemali yönlendiren rushat veren kişi olarak bahsetmişti

Bilge_Kagan
06-09-2008, 08:32 AM
Yonlendirmiyorduysa da vatan haini olmadigi ve Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gecisine vesile oldugu bir gercek.

Niye Vahhabilik basligi altinda Vahidettin Han'i tartisiyorsak ? :lol:

yavuz
06-09-2008, 08:36 AM
Valla ben Altini cizerek soyluyorum dedim ve soyledim de;Vahdettin'i veya basortusunu tartisalim demedim.

KOYUNCU
06-09-2008, 09:02 AM
Yonlendirmiyorduysa da vatan haini olmadigi ve Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gecisine vesile oldugu bir gercek.

Niye Vahhabilik basligi altinda Vahidettin Han'i tartisiyorsak ? :lol:
Ben vahdettin ile vahhabilik arasında benzerlik goremiyorum
Sadece ilk hece benzer.
İlk hecesi kufur olupta digerleriyle okundugunda guzel manaları olan kelimeler var.
Acaba niye vahdettin, tek tek tum konuyu okumak gerek sanırım

chepny
06-09-2008, 10:55 AM
Kusura bakma kardesim ama buradan Peygamber'in (s.a.v.) GUNAH isledigini nasil cikartabilirsiniz? Ben cikartamadim.

Bilmiyorum ama "dalalet" genellikle yoldan çıkma durumları için kullanılır. Fatiha okurken ne diyoruz? "veleddallin amin :D"

Peki peygamberlerin ismet olduğunu nerden çıkardın?

yavuz
06-09-2008, 11:17 AM
Peki peygamberlerin ismet olduğunu nerden çıkardın?

http://www.kubacami.com/konular/akademi/itikad/peygamberlerin_sifatlari.htm

Peygamberlerin sıfatları deyince onlarda bulunması caiz olan sıfatlarla gerekli (vacip) ve zorunlu olan sıfatlar anlaşılır. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok yerinde vurgulandığı gibi peygamberler de insandır. Onlar da diğer insanlar gibi oturup kalkar, yiyip içerler, gezerler, evlenip çoluk çocuk sahibi olurlar, hastalanır ve ölürler; bu gibi özelliklere, peygamberler hakkında düşünülmesi caiz özellikler denir. ...

chepny
06-09-2008, 11:57 AM
Lut aleyhisselam hakkında bir söylenti var. Doğruluğu nedir bilmiyorum. Hatta elemanın biri aynen şöyle bir yorum yapmış;
kavmi, homoseksüel olduğu için helak olan peygamber. lakin, allah bu peygamberin kavmi ibneleşiyor diye helak ederken bu peygamberin soyu devam etsin diye de peygamberin iki tane taze, çıtır, kıvamında kızına babalarına şarap içirip onu sarhoş edecek ve öz babaları ile yatıp hamile kalacak fikri veriyor. bir tarafta erkek erkeğe yatıyorlar diye helak olan kavim bir tarafta kendi öz kızını beceren peygamber. bir yerde bir yanlışlık var ama nerde.


Kur'an-ı Kerîm'in pek çok yerinde vurgulandığı gibi peygamberler de insandır. Yani günah işlemeleri doğal değil mi bu durumda? :rolleyes:

yavuz
06-09-2008, 12:16 PM
Yani günah işlemeleri doğal değil mi bu durumda? :rolleyes:

Bir erkegin karisini aldatmasi, zina yapmasi gunahtir. Ama "insanlik hali" sayilamaz.

Bir erkegin gordugu bir namahremden gozunu bir sure alamamasi da gunahtir. Ama buna "insanlik hali" denebilir.

Bunlarin ikisini de yaptiran sey insanin tabiatinda olan sehvet duygusudur. Biri buyuk gunahtir, biri o kadar buyuk bir gunah degildir.

Bunlardan baska, bir erkegin bir kadinla konusurken kadinin mahrem yerlerinden birinin acik kalmis olmasi hali de gunahtir. Ama bu kesinlikle "insanlik hali"dir. Kucuk bir gunahtir.

...

Kadin-erkek iliskisiyle ilgili bu 3 ornegin birbiriyle arasindaki fark asikar...

3. İsmet. "Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak" demektir. Peygamberler hayatlarının hiçbir döneminde şirk ve küfür sayılan bir günahı işlemedikleri gibi özellikle peygamberlikten sonra kasten günah işlememişlerdir. İnsan olmaları sebebiyle günah derecesinde olmayan birtakım ufak tefek hataları bulunabilir. Ancak onların bu hatası yüce Allah'ın kendilerini uyarmasıyla derhal düzeltilir. Peygamberlerin bu tip küçük hatalarına &q