erener
10-04-2006, 08:09 PM
KONUŞMALAR
Önce kuvvet Komutanları, ardından Cumhurbaşkanı Sezer sonrada Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt konuştu. Konuşmaların tonu ve içeriği hemen, hemen aynıydı. Dikkat çekilen ve üzerinde önemle durulan iki nokta vardı. Birincisi, PKK terör örgütünün melanetlerinden bizar olunduğu ve mutlaka ezilerek yok edilmesi gerektiği. İkincisi, irtica tehdidi ve irtica yanlılarının devletin her birimine sızma çabaları. İrtica yanlılarının Sezer’e göre devletin en üst noktasında bile yer bulduğu idi.
Bu konuşmalar başta hükümet, kendilerini ‘Beyaz Türk’ olarak tanımlayan ama bu sıfatın dışında Türklükle hiçbir ilgileri bulunmayan ABD ve AB muhibbilerini çok rahatsız etti. Atanmışlar siyasileri eleştirebilirler miymiş? Asker siyaset yapar mıymış? AKP Hükümetinin, AB yolunda verdiği tavizlerin ülkeyi getirdiği çok vahim olan noktanın artık kırılma noktası olduğunu görmek istemeyenlerin bu konuşmalardan rahatsızlık duyması çok normaldir. Onlara göre; Kıbrıs’tan vazgeçilebilir, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk Hava ve Deniz limanları onlara açılarak, resmen tanınmış olsa, KKTC’ tinin ipi çekilse bile önemli değildir. Yeter ki, ABD ve AB patronajlı sahiplerinin arzuları yerine gelsin.
Merakla beklenen Büyükanıt Paşanın konuşması, uşak ve uşak ruhluları permeperişan etmiştir. Türk Milletine derin bir ohhh dedirtmiş, rahat bir nefes aldırtmıştır. Büyükanıt Paşanın, Genel Kurmay başkanlığına atanma sürecinde arkasında hükümetin olduğu iddia edilen, Büyükanıt’ı yok etme projesinin başarıya ulaşamaması, dipten gelen dalganın gücüyle bütün oyunların bozulması zaten bu güruhu tedirgin etmişti. Şimdi Büyükanıt Paşa dipten gelen dalganın gücünü kullanıyor ve bulunduğu makamın gereğini yapıyor. Büyükanıt Paşa bulunduğu makamın, suskun-mahcup-ülkenin hayati konularında bile tavizler verilirken mütebessim olunabilinen bir makam olmadığını biliyor, ABD ve AB muhibbilerinin istediği gibi bir Genel Kurmay Başkanı olmayacağını, sözde demokrasi ve insan hakları adına verilecek tavizler karşısında sessiz ve suskun kalmayacağını, o bu konuşmasıyla göstertmiştir. Şimdi merak edilen, bu muhtıra niteliğindeki konuşmaların muhatabı olan hükümetin, olması gereken çizgiye doğru çekilip çekilmeyeceğidir. Artık, Sezerin hükümete, “son yirmi yılın” dikkatle incelenmesi uyarısını, bu uyarıda satır gerisinde duran gerçeğin, hükümet tarafından değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin görülmesi gerekmektedir. Başbakan vekili Mehmet Ali Şahin’in, Büyükanıt’ın uyarısının TESEV raporuna istinaden yapıldığını ifade etmesi ve haklı görmesi muhataplıktan kurtulma gayretidir. TESEV’in düzenlediği bir toplantıda, TSK’nin kanunlardan aldığı yetkilerini kullanmasını 'ülkenin hukuki ve kurumsal yapısına saygısızlık' olarak nitelendiren AB Türkiye temsilcisi Krestchmer’in yaptığı konuşmaya cevap maalesef hükümetten gelmemiştir. Suskun ve tasdikler mahiyette bir tavır içinde olunmuştur. Paşa bu konuşmaya cevap olarak ‘tahammül sınırının sonuna gelindi’ diyor. Burada muhataplar; Soroz destekli TESEV, AB ve bu tesbiti yapanlara karşı sessiz kalan hükümettir.
Büyükanıt Paşa kendinden bekleneni yapmıştır. Millete bir rahat nefes aldırtmıştır. ABD ve Bush icazetiyle gelinen noktaların, kendilerini oraya getirenlerin buyruklarıyla, kullanılabilecekleri noktaların sınırına gelinmiştir. Aynı yerden alınacak bir güçle, cumhurbaşkanı seçilme icazetini alabilme derdine düşenlerin görmezden geldikleri bir güç daha vardır ve o güç kendini muhtıra nitelikli konuşmalarıyla ortaya koymuş, gereken uyarıları yapmıştır. Artık uyarılanların, muhatap oldukları gücün, milletin gücü olduğunu anlamaları, ABD ve AB’nin verdiği desteğin bu güç karşısında bir şey ifade edemeyeceğini idrak etmeleri gerektiği noktada bulunmaktadırlar. İnşallah anlarlar ve uyarılara uyarlar. Uymazlarsa uyduranlar olacaktır, görünen odur.
Önce kuvvet Komutanları, ardından Cumhurbaşkanı Sezer sonrada Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt konuştu. Konuşmaların tonu ve içeriği hemen, hemen aynıydı. Dikkat çekilen ve üzerinde önemle durulan iki nokta vardı. Birincisi, PKK terör örgütünün melanetlerinden bizar olunduğu ve mutlaka ezilerek yok edilmesi gerektiği. İkincisi, irtica tehdidi ve irtica yanlılarının devletin her birimine sızma çabaları. İrtica yanlılarının Sezer’e göre devletin en üst noktasında bile yer bulduğu idi.
Bu konuşmalar başta hükümet, kendilerini ‘Beyaz Türk’ olarak tanımlayan ama bu sıfatın dışında Türklükle hiçbir ilgileri bulunmayan ABD ve AB muhibbilerini çok rahatsız etti. Atanmışlar siyasileri eleştirebilirler miymiş? Asker siyaset yapar mıymış? AKP Hükümetinin, AB yolunda verdiği tavizlerin ülkeyi getirdiği çok vahim olan noktanın artık kırılma noktası olduğunu görmek istemeyenlerin bu konuşmalardan rahatsızlık duyması çok normaldir. Onlara göre; Kıbrıs’tan vazgeçilebilir, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk Hava ve Deniz limanları onlara açılarak, resmen tanınmış olsa, KKTC’ tinin ipi çekilse bile önemli değildir. Yeter ki, ABD ve AB patronajlı sahiplerinin arzuları yerine gelsin.
Merakla beklenen Büyükanıt Paşanın konuşması, uşak ve uşak ruhluları permeperişan etmiştir. Türk Milletine derin bir ohhh dedirtmiş, rahat bir nefes aldırtmıştır. Büyükanıt Paşanın, Genel Kurmay başkanlığına atanma sürecinde arkasında hükümetin olduğu iddia edilen, Büyükanıt’ı yok etme projesinin başarıya ulaşamaması, dipten gelen dalganın gücüyle bütün oyunların bozulması zaten bu güruhu tedirgin etmişti. Şimdi Büyükanıt Paşa dipten gelen dalganın gücünü kullanıyor ve bulunduğu makamın gereğini yapıyor. Büyükanıt Paşa bulunduğu makamın, suskun-mahcup-ülkenin hayati konularında bile tavizler verilirken mütebessim olunabilinen bir makam olmadığını biliyor, ABD ve AB muhibbilerinin istediği gibi bir Genel Kurmay Başkanı olmayacağını, sözde demokrasi ve insan hakları adına verilecek tavizler karşısında sessiz ve suskun kalmayacağını, o bu konuşmasıyla göstertmiştir. Şimdi merak edilen, bu muhtıra niteliğindeki konuşmaların muhatabı olan hükümetin, olması gereken çizgiye doğru çekilip çekilmeyeceğidir. Artık, Sezerin hükümete, “son yirmi yılın” dikkatle incelenmesi uyarısını, bu uyarıda satır gerisinde duran gerçeğin, hükümet tarafından değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin görülmesi gerekmektedir. Başbakan vekili Mehmet Ali Şahin’in, Büyükanıt’ın uyarısının TESEV raporuna istinaden yapıldığını ifade etmesi ve haklı görmesi muhataplıktan kurtulma gayretidir. TESEV’in düzenlediği bir toplantıda, TSK’nin kanunlardan aldığı yetkilerini kullanmasını 'ülkenin hukuki ve kurumsal yapısına saygısızlık' olarak nitelendiren AB Türkiye temsilcisi Krestchmer’in yaptığı konuşmaya cevap maalesef hükümetten gelmemiştir. Suskun ve tasdikler mahiyette bir tavır içinde olunmuştur. Paşa bu konuşmaya cevap olarak ‘tahammül sınırının sonuna gelindi’ diyor. Burada muhataplar; Soroz destekli TESEV, AB ve bu tesbiti yapanlara karşı sessiz kalan hükümettir.
Büyükanıt Paşa kendinden bekleneni yapmıştır. Millete bir rahat nefes aldırtmıştır. ABD ve Bush icazetiyle gelinen noktaların, kendilerini oraya getirenlerin buyruklarıyla, kullanılabilecekleri noktaların sınırına gelinmiştir. Aynı yerden alınacak bir güçle, cumhurbaşkanı seçilme icazetini alabilme derdine düşenlerin görmezden geldikleri bir güç daha vardır ve o güç kendini muhtıra nitelikli konuşmalarıyla ortaya koymuş, gereken uyarıları yapmıştır. Artık uyarılanların, muhatap oldukları gücün, milletin gücü olduğunu anlamaları, ABD ve AB’nin verdiği desteğin bu güç karşısında bir şey ifade edemeyeceğini idrak etmeleri gerektiği noktada bulunmaktadırlar. İnşallah anlarlar ve uyarılara uyarlar. Uymazlarsa uyduranlar olacaktır, görünen odur.