sahturk
10-08-2006, 01:34 AM
ZİYA GÖKALP
bir varmış bir yokmuş Tanrıdan başka
kimseler yok imiş yakın zamanda
Baküde milyoner bir kız var imiş
Türklüğü çok sever yurda yar imiş
adı Ay Hanımmış hanlar soyundan
anası Kırgız Konrad boyundan
uzun boylu kumral yüksek alınlı
şerefli bir kökün güzel bir dalı
babası annesi öldüler birden
kendisi pariste tahsilde iken
dayandığı bu kahra şevkı sönmedi
tuttuğu mukaddes yoldan dönmedi
isterdi Turanda mektepler açmak
Hakikat nurunu ruhlara saçmak
bunun için lazımdı bilmek en yeni
terbiye tarzını tedris ilmini
bu yolda arsuzu kadar yükseldi
nihayet paristenn baküye geldi
biri erkeklere biri kızlara
iki mektep yapmak çin mimara
emirler vererek işe başladı
İstikbal Beşiği mektebin adı
bir yanda inşaah devam ederken
Ay Hanım meşhur bir ilim ehlinden
İslam'ın ruhunu dahi öğrenmek
için çalışırdı Garb'e yeltenmek
ona kafir gibi görünmüyordu
Şark'ı da tanımak lazım diyordu
diyordu halk bahçe biz bahçivanız
ağaçlar gençleşmez aşından yalnız
evvela ağacı budamak gerek
aşıyı sonradan ulamak gerek
bunun için her sabah evde kalırdı
Sa'deddin Molla'dan dersler alırdı
bir akşam Ay Hanım ata binerek
istedi kırlarda biraz gezinmek
yanında tüccardan Bahadır Ağa
şehirde çıkınca saptılar sağa
ovada Cennetten bir eser vardı
bahardı her yanda çiçekler vardı
esrarlı bir hüzün dalgın bir neşat
gençlik şiir nağme renk koku hayat
Kevser saçar gibi huri eli
Ma'nevi bir mestlik ruhta münceli
vicdan fevkınde bir ruhani şuur
duyardı muhitte bir gizli huzur
artık müphem değil aşkın manası
münkeşif hayatın loş muamması
bu anda bahadır dedi ki bakın
bu gence gözleri ne kadar dalgın
bakıyor görmeyen bir nazar gibi
Ay Hanım görünce titredi kalbi
kendine mün'atıf iki sabit göz
camdan imiş gibi yok içinde öz
sarışın saçları uzun ve dağınık
mutlak ya şair ya ressam ya aşık
istiğrak halinde sanatkar bir ruh
gözlerinde gaflet kalbinde fütuh
Ay Hanım kısılmış gibi nefesi
dedi ki ne kadar solgun çehresi
kalbinde bir derin hicran duymuştu
umumi kanuna o da uymuştu
ertesi gün dersi mahzun dinlerken
çıkmıyordu o genç bir an zihninden
bu halde hem şaşıp hem kızıyordu
ruhundan bir gizli gam sızıyordu
isterdi yaşamak milleti için
kini vardı sevda illeti için
serseri bir aşka gönül bağlayan
nasıl verebilir yurda yeni can
bu anda içeri giren hizmetçi
dedi ki kapıda duran bir genci
ikna etmek mümkün değil!Molla'ya
birşeyler soracak ediyor rica
rüya görmüş tabir istiyor sizden
derdine bir tedbir istiyor sizden
Ay Hanım anladı derhal geleni
eliyle tutarak çarpan kalbini
halini meydana vermemek için
dedi ben gideyim buraya gelsin
genç geldi oturdu mollaya karşı
dedi ki her kimin bir derde başı
uğrarsa sizsiniz çare gösteren
işte bu ümitle size geldim ben
istanbulda doğdu turguttur adım
ressamım tabit büyük üstadım
yaya seyyahlığa sevketti beni
her saat başında emsalsiz yeni
bir güzellik görür tebcil ederim
büyük sanatkar tehlil ederim
dün yürüyor iken önümdeki yol
ayrıldı ikiye biri sağ biri sol
soldaki nereye gidiyor diye
sordum sakalı ak bir çiftçiye
dedi bu yol gider Kızılelmaya
lakin ben bu sözü verdim şakaya
yürüdüm az sonra bu şehri seçtim
yaklaştım bir yerde kendimden geçtim
istiğrak mı bilmem rüya mı bilmem
hem yokluk hem varlık bir garip alem
bir de ne göreyim atlı bir peri
gökten indi Cennet yapmak için yeri
sen kimsin bu alem neresi dedim
bu kızılelmadır ben perisiyim
size söyleyerek bir çare bulmak
Kızılelma'ya bir emare bulmak
için size geldim çünki her kime
sordumsa dediler g
t p hakime
sorduğun ülkeyi ancak o bilir
şimdi de kendisi nah bu evdedir
tasdi ettim fakat görünüz mazur
çünki bu dert bende koymadı şuur
lütfedip derdime verin şifayı
anlattınız bana Kızılelma'yı
bu şehir neresi yolu nerden
şimdiye dek var mı oraya giden
perisi melek mi yoksa beşer mi
beni kulluğuna kabul eder mi
molla dedi oğlum Türk Fatihleri
İsterdi istila etmek her yeri
fethe lakin bir hedef tanırdı
orayı kendine İrem sanırdı
bu mev'ut ülkeye tatlı yurda
vasıl olmak için hep bu uğurda
yüzlerce defalar Türklük kaynadı
hindi çini mısırı rumu kapladı
bütün payihatlara en son çinlere
gitti fakat asla bu meçhul yere
yaklaşmadı çünki o mev'ut ülke
değildi hariçte bir mevcut ülke
Kızılelma yok mu şüphesiz vardır
fakat onun semti başka diyardır
zemini mefküre seması hayal
bir gün gerçek fakat şimdilik masal
Türk medeniyeti taklitsiz safi
doğmadıkça bu yurt kalacak hafi
çok yerleri biz fethedebilmişiz
her birinde ma'nen fethedilmişiz
bir kişver almaşız tabiiyete
uymuşuz ordaki medeniyete
bazen hindli bazen çinli olmuşuz
arap acem frenk dinli olmuşuz
ne bir Türk hukuku Türk felsefgesi
ne Türkçe inleyen bir şair sesi
şair hakim gelmiş bizden de çokca
kimi farsi yazmış kimi arapça
fransızca rusca çince yazmışız
Türkçe ancak birkaç hece yazmışız
bakınız mesela yazmış koskaca
farabi arapça karamzin rusca
sina celleddin zimahşeriler
emeği araba farsa verdiler
buharalı şevket genceli hüsrev
firdevsiye yahut sadiye peyrev
bugün bile birçok ediplerimiz
frenkçe yazmayı sayarlar mu'ciz
Türkçe yazanlara lugat paralar
avrupa taklidi şeyler karalar
hakiki ruhumuz safi dilimiz
bağırır onlara bize geliniz
bizdedir fikre his hislere hayat
vizdanlara ilham şaire kanat
zekamızı sanki kiralamışız
her dilden kitaplar sıralamışız
Türkün hem kılıcı hem de kalemi
yükseltmiş arabı çini acemi
her kavme bir tarih bir yurt yaratmış
kendini başkası için aldatmış
öz işini daim yarım terketmiş
Turfan'ı bırakmış Orhon'a gitmiş
unutmuş evvelki elifbasını
ilim ve fendeki itilasını
yeniden bir yazı bir yasa düzmüş
her zaman zihnini boş yere üzmüş
nice defa kanun şifa okumuş
dönmüş geri tekrar bina okumuş
yok tarihimiz var tarihçilerimiz
bir burca girmemiş merihlerimiz
her biri parlamış bir başka gökte
aynı ruhu bulmuş yüzlerce gövde
ne tarihi vahdet ne kavmi safvet
Kızılelma işte buna işaret
millette olsa bir gizli ihtiyaç
milli vicdan bulur ona bir ilaç
Türk bakmamış İrem yahut Saba ya
demiş gideceğim Kızılelma'ya
maksadı gitmektir birliğe doğru
milli düşünceye dirliğe doğru
bilir birgün milli irfan doğacak
yeni Orhun yeni Turfan doğacak
içtimai bir yurt kavmi bir tarih
edecek Türklüğü taklitten tenzih
Fakat kimbilir kim yolu açacak
Türklük ziyası dehre saçacak
kim bilir ne vakit deha perisi
olacak bu yeni huldün Belkisi
bu anda biz cezbe geldi mollaya
ilahi bir sesle girdi manaya
pirden saul ettim sevgilim hani
dedi bana önce kendini tanı
tutmuşum elinden ben nage hani
götürmüş beni gizli bir dünyaya
karanlık bir tüfan seyyal bir deycur
ne vücut ne adem ne gayp ne huzur
nar içinden henüz çıkamamıştı nur
tutulmuştu her şey kara sevdaya
umman çoşkun akar biz sal içinde
bir yıldızböceği hayal içinde
ışıldar gibiydi bu hal içinde
dalmışız ikimiz aynı rüyaya
salımız şarapnel imiş cevheri
patladı dağıldı hep misketleri
sormaksızın pirden bu acep sırrı
dedi Müsemmadır geçti esmaya
misketler de bir bir patlar onlardan
yeni şarapneller fırlardı her an
biz bunlardan biri üstünde hayran
girmekte idik bir yeni fezaya
denizden ırmaklar ırmaktan çaylar
doğdukça salımız daha çok haylar
kaynaktan bizim için ayrılan paylar
götürdü bizi başka me'vaya
salımız balonmş havayı deldik
safralar atarak daim yükseldik
nihayet Adem'in gözüne geldik
oradan hasretle baktık Havva'ya
durmadık biz kimi sina'da kaldı
kimi erdim dedi semada kaldı
kimi arşa çıktı alada kaldı
döndüler baktılar akan deryaya
salımız fişenkmiş bizi uçurdu
her düşen lem'ası bir cihan kurdu
kimi londrada pariste durdu
kimisi bağlandı yeşil hurmaya
züleyha yusufta buldu özünü
ferhat şirine dikti gözünü
şerh edememişken sevda sözünü
mecnun kavuşmuşum sandı leylaya
sevda bir kanattır uçmayan bilmez
bu yolu ne atlı ne yayan bilmez
bir güzel var hüsnü hiç payan bilmez
tekamül denilir bu nazlı aya
salımız gönülmüş uçtu hülyaya
dinlenmedik hiçbir tatlı rüyada
son arzumuz budur fani dünyada
Türküz varacağız kızılelmaya
bir varmış bir yokmuş Tanrıdan başka
kimseler yok imiş yakın zamanda
Baküde milyoner bir kız var imiş
Türklüğü çok sever yurda yar imiş
adı Ay Hanımmış hanlar soyundan
anası Kırgız Konrad boyundan
uzun boylu kumral yüksek alınlı
şerefli bir kökün güzel bir dalı
babası annesi öldüler birden
kendisi pariste tahsilde iken
dayandığı bu kahra şevkı sönmedi
tuttuğu mukaddes yoldan dönmedi
isterdi Turanda mektepler açmak
Hakikat nurunu ruhlara saçmak
bunun için lazımdı bilmek en yeni
terbiye tarzını tedris ilmini
bu yolda arsuzu kadar yükseldi
nihayet paristenn baküye geldi
biri erkeklere biri kızlara
iki mektep yapmak çin mimara
emirler vererek işe başladı
İstikbal Beşiği mektebin adı
bir yanda inşaah devam ederken
Ay Hanım meşhur bir ilim ehlinden
İslam'ın ruhunu dahi öğrenmek
için çalışırdı Garb'e yeltenmek
ona kafir gibi görünmüyordu
Şark'ı da tanımak lazım diyordu
diyordu halk bahçe biz bahçivanız
ağaçlar gençleşmez aşından yalnız
evvela ağacı budamak gerek
aşıyı sonradan ulamak gerek
bunun için her sabah evde kalırdı
Sa'deddin Molla'dan dersler alırdı
bir akşam Ay Hanım ata binerek
istedi kırlarda biraz gezinmek
yanında tüccardan Bahadır Ağa
şehirde çıkınca saptılar sağa
ovada Cennetten bir eser vardı
bahardı her yanda çiçekler vardı
esrarlı bir hüzün dalgın bir neşat
gençlik şiir nağme renk koku hayat
Kevser saçar gibi huri eli
Ma'nevi bir mestlik ruhta münceli
vicdan fevkınde bir ruhani şuur
duyardı muhitte bir gizli huzur
artık müphem değil aşkın manası
münkeşif hayatın loş muamması
bu anda bahadır dedi ki bakın
bu gence gözleri ne kadar dalgın
bakıyor görmeyen bir nazar gibi
Ay Hanım görünce titredi kalbi
kendine mün'atıf iki sabit göz
camdan imiş gibi yok içinde öz
sarışın saçları uzun ve dağınık
mutlak ya şair ya ressam ya aşık
istiğrak halinde sanatkar bir ruh
gözlerinde gaflet kalbinde fütuh
Ay Hanım kısılmış gibi nefesi
dedi ki ne kadar solgun çehresi
kalbinde bir derin hicran duymuştu
umumi kanuna o da uymuştu
ertesi gün dersi mahzun dinlerken
çıkmıyordu o genç bir an zihninden
bu halde hem şaşıp hem kızıyordu
ruhundan bir gizli gam sızıyordu
isterdi yaşamak milleti için
kini vardı sevda illeti için
serseri bir aşka gönül bağlayan
nasıl verebilir yurda yeni can
bu anda içeri giren hizmetçi
dedi ki kapıda duran bir genci
ikna etmek mümkün değil!Molla'ya
birşeyler soracak ediyor rica
rüya görmüş tabir istiyor sizden
derdine bir tedbir istiyor sizden
Ay Hanım anladı derhal geleni
eliyle tutarak çarpan kalbini
halini meydana vermemek için
dedi ben gideyim buraya gelsin
genç geldi oturdu mollaya karşı
dedi ki her kimin bir derde başı
uğrarsa sizsiniz çare gösteren
işte bu ümitle size geldim ben
istanbulda doğdu turguttur adım
ressamım tabit büyük üstadım
yaya seyyahlığa sevketti beni
her saat başında emsalsiz yeni
bir güzellik görür tebcil ederim
büyük sanatkar tehlil ederim
dün yürüyor iken önümdeki yol
ayrıldı ikiye biri sağ biri sol
soldaki nereye gidiyor diye
sordum sakalı ak bir çiftçiye
dedi bu yol gider Kızılelmaya
lakin ben bu sözü verdim şakaya
yürüdüm az sonra bu şehri seçtim
yaklaştım bir yerde kendimden geçtim
istiğrak mı bilmem rüya mı bilmem
hem yokluk hem varlık bir garip alem
bir de ne göreyim atlı bir peri
gökten indi Cennet yapmak için yeri
sen kimsin bu alem neresi dedim
bu kızılelmadır ben perisiyim
size söyleyerek bir çare bulmak
Kızılelma'ya bir emare bulmak
için size geldim çünki her kime
sordumsa dediler g
t p hakime
sorduğun ülkeyi ancak o bilir
şimdi de kendisi nah bu evdedir
tasdi ettim fakat görünüz mazur
çünki bu dert bende koymadı şuur
lütfedip derdime verin şifayı
anlattınız bana Kızılelma'yı
bu şehir neresi yolu nerden
şimdiye dek var mı oraya giden
perisi melek mi yoksa beşer mi
beni kulluğuna kabul eder mi
molla dedi oğlum Türk Fatihleri
İsterdi istila etmek her yeri
fethe lakin bir hedef tanırdı
orayı kendine İrem sanırdı
bu mev'ut ülkeye tatlı yurda
vasıl olmak için hep bu uğurda
yüzlerce defalar Türklük kaynadı
hindi çini mısırı rumu kapladı
bütün payihatlara en son çinlere
gitti fakat asla bu meçhul yere
yaklaşmadı çünki o mev'ut ülke
değildi hariçte bir mevcut ülke
Kızılelma yok mu şüphesiz vardır
fakat onun semti başka diyardır
zemini mefküre seması hayal
bir gün gerçek fakat şimdilik masal
Türk medeniyeti taklitsiz safi
doğmadıkça bu yurt kalacak hafi
çok yerleri biz fethedebilmişiz
her birinde ma'nen fethedilmişiz
bir kişver almaşız tabiiyete
uymuşuz ordaki medeniyete
bazen hindli bazen çinli olmuşuz
arap acem frenk dinli olmuşuz
ne bir Türk hukuku Türk felsefgesi
ne Türkçe inleyen bir şair sesi
şair hakim gelmiş bizden de çokca
kimi farsi yazmış kimi arapça
fransızca rusca çince yazmışız
Türkçe ancak birkaç hece yazmışız
bakınız mesela yazmış koskaca
farabi arapça karamzin rusca
sina celleddin zimahşeriler
emeği araba farsa verdiler
buharalı şevket genceli hüsrev
firdevsiye yahut sadiye peyrev
bugün bile birçok ediplerimiz
frenkçe yazmayı sayarlar mu'ciz
Türkçe yazanlara lugat paralar
avrupa taklidi şeyler karalar
hakiki ruhumuz safi dilimiz
bağırır onlara bize geliniz
bizdedir fikre his hislere hayat
vizdanlara ilham şaire kanat
zekamızı sanki kiralamışız
her dilden kitaplar sıralamışız
Türkün hem kılıcı hem de kalemi
yükseltmiş arabı çini acemi
her kavme bir tarih bir yurt yaratmış
kendini başkası için aldatmış
öz işini daim yarım terketmiş
Turfan'ı bırakmış Orhon'a gitmiş
unutmuş evvelki elifbasını
ilim ve fendeki itilasını
yeniden bir yazı bir yasa düzmüş
her zaman zihnini boş yere üzmüş
nice defa kanun şifa okumuş
dönmüş geri tekrar bina okumuş
yok tarihimiz var tarihçilerimiz
bir burca girmemiş merihlerimiz
her biri parlamış bir başka gökte
aynı ruhu bulmuş yüzlerce gövde
ne tarihi vahdet ne kavmi safvet
Kızılelma işte buna işaret
millette olsa bir gizli ihtiyaç
milli vicdan bulur ona bir ilaç
Türk bakmamış İrem yahut Saba ya
demiş gideceğim Kızılelma'ya
maksadı gitmektir birliğe doğru
milli düşünceye dirliğe doğru
bilir birgün milli irfan doğacak
yeni Orhun yeni Turfan doğacak
içtimai bir yurt kavmi bir tarih
edecek Türklüğü taklitten tenzih
Fakat kimbilir kim yolu açacak
Türklük ziyası dehre saçacak
kim bilir ne vakit deha perisi
olacak bu yeni huldün Belkisi
bu anda biz cezbe geldi mollaya
ilahi bir sesle girdi manaya
pirden saul ettim sevgilim hani
dedi bana önce kendini tanı
tutmuşum elinden ben nage hani
götürmüş beni gizli bir dünyaya
karanlık bir tüfan seyyal bir deycur
ne vücut ne adem ne gayp ne huzur
nar içinden henüz çıkamamıştı nur
tutulmuştu her şey kara sevdaya
umman çoşkun akar biz sal içinde
bir yıldızböceği hayal içinde
ışıldar gibiydi bu hal içinde
dalmışız ikimiz aynı rüyaya
salımız şarapnel imiş cevheri
patladı dağıldı hep misketleri
sormaksızın pirden bu acep sırrı
dedi Müsemmadır geçti esmaya
misketler de bir bir patlar onlardan
yeni şarapneller fırlardı her an
biz bunlardan biri üstünde hayran
girmekte idik bir yeni fezaya
denizden ırmaklar ırmaktan çaylar
doğdukça salımız daha çok haylar
kaynaktan bizim için ayrılan paylar
götürdü bizi başka me'vaya
salımız balonmş havayı deldik
safralar atarak daim yükseldik
nihayet Adem'in gözüne geldik
oradan hasretle baktık Havva'ya
durmadık biz kimi sina'da kaldı
kimi erdim dedi semada kaldı
kimi arşa çıktı alada kaldı
döndüler baktılar akan deryaya
salımız fişenkmiş bizi uçurdu
her düşen lem'ası bir cihan kurdu
kimi londrada pariste durdu
kimisi bağlandı yeşil hurmaya
züleyha yusufta buldu özünü
ferhat şirine dikti gözünü
şerh edememişken sevda sözünü
mecnun kavuşmuşum sandı leylaya
sevda bir kanattır uçmayan bilmez
bu yolu ne atlı ne yayan bilmez
bir güzel var hüsnü hiç payan bilmez
tekamül denilir bu nazlı aya
salımız gönülmüş uçtu hülyaya
dinlenmedik hiçbir tatlı rüyada
son arzumuz budur fani dünyada
Türküz varacağız kızılelmaya