gurkan
10-17-2006, 12:11 PM
İlk LOBİCİMİZ Müslüman Bir ABD'li
ABD’deki Ermeni lobisinin Türkleri karalama kampanyalarına tek başına karşı koydu. Hem İslam’ın yayılması hem de Osmanlı için büyük çaba harcadı.
Nisan ayı Dışişleri Bakanlığı çalışanları için dert ayıdır. Her yıl nisanda Ermeni diasporasının gündeme getirdiği soykırımı iddialarıyla sıkıntılı günler geçiren bakanlık çalışanları bu zaman diliminin kazasız belasız atlatılması için çalışır. Ermeni lobisinin güçlü olduğu ABD ve Fransa’da, kongre veya meclisten aleyhte bir karar çıkmaması için kimi zaman siyasî kimi zaman da ticarî ilişkiler kullanılır. Bu da olmazsa ülkedeki Türkiye yandaşı lobilerden (Musevi lobisi gibi) yardım istenir. Tüm bu çabaların sonunda o ay atlatılır ve bir sonraki nisan beklenir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli kilometre taşlarından biri haline gelen Ermeni meselesinin iç yüzünü Amerikan kamuoyuna bir türlü anlatamayan Türkiye’nin yaşadıklarını bir zamanlar Osmanlı Devleti de yaşamıştı. Bir taraftan Anadolu’da açtıkları misyoner okulları ile Ermenistan’ı kurmak için genç kadrolar yetiştiren Protestan rahiplerin yalanları diğer taraftan bu ülkeye kaçan Ermenilerin iftiralarıyla boğuşan Osmanlı hariciyesinin durumu gerçekten içler acısıydı.
O dönemde lobi faaliyetleri için harcanacak milyonlarca dolar da olmadığı için sıkıntılı günler geçiren Osmanlı Devleti en büyük desteği dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlardan alıyordu. İşte bizim kahramanımızın hikâyesi tam burada başlıyor. ABD’deki Osmanlı aleyhtarı yayınlar 1878 Berlin Anlaşması’ndan sonra yoğunlaşır. Anlaşmayla uluslararası bir sorun haline gelen “Ermeni Meselesi” artık Batı kamuoyunun yakından izlediği konulardan biridir. Devletin gücünün azalmasıyla birlikte imparatorluk sınırları içinde yaşayan Ermenilerin “bağımsız bir devlet” kurma hevesleri artmış, Rusya Çarlığı’nın desteğiyle Doğu Anadolu ve Kilikya’da silahlı örgütlenmeler başlamıştır. Sonraki yıllarda tarih kitaplarına adlarını kanlı harflerle yazdıracak olan “Taşnak” ve “Hınçak” partileri etrafında kümelenen ayrılıkçı Ermenilerin tüm faaliyetleri Sultan II. Abdülhamit’e bağlı “Yıldız İstihbarat” teşkilatı tarafından yakından izlenir. Anadolu’da yaşayan Ermenilerin bu oluşumlara beklenen desteği vermemeleri ve ülke içinde alınan önlemler neticesinde sıkıntıya düşen ayrılıkçıların imdadına misyoner okulları ve yabancı misyon temsilcilikleri yetişir. Ermeni hareketi o dönemin süper güçleri Ruslar, İngilizler, Fransızlar ve Amerikalılar tarafından açıkça desteklenmektedir.
GÖÇLE BAŞLAYAN PROPAGANDA SAVAŞI
19. yüzyılda tarih sahnesinde henüz küresel bir güç olarak yer bulamayan ABD’nin Ermeni meselesine ilgisi daha çok dinî nedenlerden kaynaklanmaktadır. Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere 1820’lerden itibaren birçok okul açan Amerikalılar bu sayede Ermenilerle doğrudan irtibat kurarak bu toplumun sempatisini kazanır. Bu okullarda görev yapan misyonerler sayesinde okyanusun diğer tarafındaki ülke hakkında bilgi sahibi olan Ermeniler silahlı ayaklanmaya giriştikleri 1880 yılından itibaren bu ülkeye göç etmeye başlar. Prof. Dr. Kemal Karpat “Amerika’ya Osmanlı göçü (1860-1914)” adlı makalesinde bu göçün en önemli sebepleri arasında ekonomik sorunları gösterse de Osmanlı devlet arşivlerindeki belgeler, Ermenilerin sadece iktisadi sıkıntılar yüzünden ABD’ye gitmediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bunun en iyi göstergesi ‘Yeni Dünya’ya gelen Ermenilerin ilk olarak dernekleşme, yayınlar çıkarma ve bu yayınlarla Osmanlı devleti aleyhinde propaganda yapma gibi faaliyetlere girişmesidir. Yine aynı dönemde Osmanlı toprakları içinde birçok kanlı eyleme imza atan bölücü Taşnak ve Hınçak partilerinin Birleşik Devletler’de büro açması dikkat çekici bir başka husustur. Nedeni ne olursa olsun Birleşik Devletler’e giden Ermeni sayısının giderek artması Babıâli aleyhindeki yayınların da artmasına yol açar.
1880-1914 yılları arasında ABD’ye giden Ermenilerin sayısının 70 bini bulması Ermeni sorununda yeni bir sayfanın açılmasına sebep olur. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Çiçek bu durumu şöyle anlatıyor: “Göçler neticesinde sayıları gittikçe artan ve örgütlenen Ermeniler ile Amerikalılar arasında bir köprü kurulur. Yaşadıkları yerlerde Türkiye’ye ve Türkiye’deki sorunlara ilgisini kaybetmeyen diaspora Ermenileri Osmanlı devletinde isyanların başlamasıyla birlikte Türklere karşı her tür örgütlenmeyi ve direnişi desteklemişlerdir. Diaspora Ermenilerinin önderliğindeki bu eylemler neticesinde Osmanlı hükümeti ile ABD karşı karşıya gelmiştir.”
1890’da, hız kazanan göçün de etkisiyle yalan dolu hikâyelerini kamuoyuna daha rahat anlatma imkânı bulan ayrılıkçı Ermeniler gerek kendi çıkardıkları yayınlarla gerekse Amerikan basınını kullanarak Osmanlı Devleti ve padişahı hakkında yalan ve iftira dolu yazılar yayımlar. Washington Post gazetesi Ermenilere dayanarak verdiği bir haberinde Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermeni nüfusun 3 milyon olduğunu ileri sürerken bu rakam gerçekte sadece 900 bindir. The Daily News gazetesi ise asılsız iddiaları biraz daha ileriye taşır ve Bitlis’te aile reisi tutuklanmamış bir tane bile Ermeni kalmadığını ileri sürer. Hıristiyan Amerikan toplumunun kendilerine duyduğu sempatiyi sonuna kadar kullanan Ermeniler çıkardıkları yayınlarla hep mazlum rolünü oynarlar, yaptıkları tüm bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin haklı gerekçeleri olduğu konusunda kamuoyunu ikna etmeyi başarırlar.
Bu karalama kampanyasına ancak diplomatik yollarla mukabele edebilen Osmanlı Devleti’nin kendisini savunacak ne gücü ne de parası vardır. İşte böylesine zor bir dönemde Osmanlı’nın imdadına Müslüman bir Amerikalı yetişir.
EĞİTİMLİ İLK MÜSLÜMAN
Gerçek adı Alexander Russel Webb olan bu Amerikalı Müslüman 1846 yılında New York’ta gazeteci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Baba Nelson Webb, “Hudson Daily Star” gazetesinin 35 yıl editörlüğünü yapmış, mesleğinde saygı duyulan bir gazetecidir. Genç Webb de babasının gazetesinde muhabirlik ve editörlük yapar, ardından da gazetenin sahibi olur. Heyecanlı kişiliği onu politikaya iter. Önce Cumhuriyetçi Parti saflarında yer alır. Ardından Demokrat Parti’ye katılır. Bu saf değiştirmenin en önemli nedeni Demokrat Cumhurbaşkanı Grevor Cleveland’ın ahlâkı ön planda tutan bir siyasî anlayışı vaat etmesidir.
Birikimi ve iletişim becerisi sayesinde kısa zamanda başkanın yakın çevresindeki isimlerden birisi haline gelen Webb, bu dostluğun da etkisiyle kendisini dışişleri bakanlığında bulur. 1887’de tayini çıkan Webb’in ilk görev yeri Filipinlerdir. Manila’ya başkonsolos olarak atanan Webb burada Doğu dinlerini inceler ve resmî işlerinden geri kalan vaktini tefekkür ederek geçirir. Araştırmalarının neticesinde 1890’da Müslüman olur. 1892’de ülkesine geri döndüğünde artık adı Muhammed Webb’dir. Yaşadığı heyecanı diğer insanlarla paylaşmak için harekete geçen eski gazeteci kalemini bu sefer hak ve hakikati anlatmak için eline alır. “Doğu yarımküresinden gelen gerçek inancın Batı yarımküresine yayılma zamanı gelmiştir.” diyerek, New York’ta 1122 Broadway Caddesi’nde bir büro açar. Kurduğu “Oriental Publishing Co.” isimli şirket aracılığıyla Amerika’da İslamiyet’i anlatmak için yayınlar çıkarır. İlk olarak Amerikan toplumunu İslam akidesi hakkında bilgilendirmek için bir risale yayımlar.
Bu yayınla “Bilinçli kitleleri Hz. Muhammed’in nasıl bir şahsiyet olduğu ve insanlığa neler öğrettiği konusunda irşad etmek, önyargılı ve bilgisiz bir kısım yazarların asırlardır İslam’a karşı yürüttükleri ve destekledikleri yalanlar ve yanlışlar örgüsüne son vermeyi” amaçlamaktadır. 1893’te Chicago’da düzenlenen ‘Birinci Dünya Dinleri Kongresi’nde İslam dinini anlatan bir tebliğ yayınlar. Açıklamaları Amerikan basınında geniş yer bulur. Washington’daki Osmanlı elçiliği kanalıyla Webb’in açıklamaları Hariciye Nezareti’ne de ulaşır ve büyük yankı uyandırır. Konuşmanın Türkçeye çevrilerek günlük bir gazetede yayımlanması bile gündeme gelir. Bunun üzerine Sultan II. Abdülhamit Webb’le alakalı bir araştırma yapılmasını ister.
ABD’deki Ermeni lobisinin Türkleri karalama kampanyalarına tek başına karşı koydu. Hem İslam’ın yayılması hem de Osmanlı için büyük çaba harcadı.
Nisan ayı Dışişleri Bakanlığı çalışanları için dert ayıdır. Her yıl nisanda Ermeni diasporasının gündeme getirdiği soykırımı iddialarıyla sıkıntılı günler geçiren bakanlık çalışanları bu zaman diliminin kazasız belasız atlatılması için çalışır. Ermeni lobisinin güçlü olduğu ABD ve Fransa’da, kongre veya meclisten aleyhte bir karar çıkmaması için kimi zaman siyasî kimi zaman da ticarî ilişkiler kullanılır. Bu da olmazsa ülkedeki Türkiye yandaşı lobilerden (Musevi lobisi gibi) yardım istenir. Tüm bu çabaların sonunda o ay atlatılır ve bir sonraki nisan beklenir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli kilometre taşlarından biri haline gelen Ermeni meselesinin iç yüzünü Amerikan kamuoyuna bir türlü anlatamayan Türkiye’nin yaşadıklarını bir zamanlar Osmanlı Devleti de yaşamıştı. Bir taraftan Anadolu’da açtıkları misyoner okulları ile Ermenistan’ı kurmak için genç kadrolar yetiştiren Protestan rahiplerin yalanları diğer taraftan bu ülkeye kaçan Ermenilerin iftiralarıyla boğuşan Osmanlı hariciyesinin durumu gerçekten içler acısıydı.
O dönemde lobi faaliyetleri için harcanacak milyonlarca dolar da olmadığı için sıkıntılı günler geçiren Osmanlı Devleti en büyük desteği dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlardan alıyordu. İşte bizim kahramanımızın hikâyesi tam burada başlıyor. ABD’deki Osmanlı aleyhtarı yayınlar 1878 Berlin Anlaşması’ndan sonra yoğunlaşır. Anlaşmayla uluslararası bir sorun haline gelen “Ermeni Meselesi” artık Batı kamuoyunun yakından izlediği konulardan biridir. Devletin gücünün azalmasıyla birlikte imparatorluk sınırları içinde yaşayan Ermenilerin “bağımsız bir devlet” kurma hevesleri artmış, Rusya Çarlığı’nın desteğiyle Doğu Anadolu ve Kilikya’da silahlı örgütlenmeler başlamıştır. Sonraki yıllarda tarih kitaplarına adlarını kanlı harflerle yazdıracak olan “Taşnak” ve “Hınçak” partileri etrafında kümelenen ayrılıkçı Ermenilerin tüm faaliyetleri Sultan II. Abdülhamit’e bağlı “Yıldız İstihbarat” teşkilatı tarafından yakından izlenir. Anadolu’da yaşayan Ermenilerin bu oluşumlara beklenen desteği vermemeleri ve ülke içinde alınan önlemler neticesinde sıkıntıya düşen ayrılıkçıların imdadına misyoner okulları ve yabancı misyon temsilcilikleri yetişir. Ermeni hareketi o dönemin süper güçleri Ruslar, İngilizler, Fransızlar ve Amerikalılar tarafından açıkça desteklenmektedir.
GÖÇLE BAŞLAYAN PROPAGANDA SAVAŞI
19. yüzyılda tarih sahnesinde henüz küresel bir güç olarak yer bulamayan ABD’nin Ermeni meselesine ilgisi daha çok dinî nedenlerden kaynaklanmaktadır. Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere 1820’lerden itibaren birçok okul açan Amerikalılar bu sayede Ermenilerle doğrudan irtibat kurarak bu toplumun sempatisini kazanır. Bu okullarda görev yapan misyonerler sayesinde okyanusun diğer tarafındaki ülke hakkında bilgi sahibi olan Ermeniler silahlı ayaklanmaya giriştikleri 1880 yılından itibaren bu ülkeye göç etmeye başlar. Prof. Dr. Kemal Karpat “Amerika’ya Osmanlı göçü (1860-1914)” adlı makalesinde bu göçün en önemli sebepleri arasında ekonomik sorunları gösterse de Osmanlı devlet arşivlerindeki belgeler, Ermenilerin sadece iktisadi sıkıntılar yüzünden ABD’ye gitmediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bunun en iyi göstergesi ‘Yeni Dünya’ya gelen Ermenilerin ilk olarak dernekleşme, yayınlar çıkarma ve bu yayınlarla Osmanlı devleti aleyhinde propaganda yapma gibi faaliyetlere girişmesidir. Yine aynı dönemde Osmanlı toprakları içinde birçok kanlı eyleme imza atan bölücü Taşnak ve Hınçak partilerinin Birleşik Devletler’de büro açması dikkat çekici bir başka husustur. Nedeni ne olursa olsun Birleşik Devletler’e giden Ermeni sayısının giderek artması Babıâli aleyhindeki yayınların da artmasına yol açar.
1880-1914 yılları arasında ABD’ye giden Ermenilerin sayısının 70 bini bulması Ermeni sorununda yeni bir sayfanın açılmasına sebep olur. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Çiçek bu durumu şöyle anlatıyor: “Göçler neticesinde sayıları gittikçe artan ve örgütlenen Ermeniler ile Amerikalılar arasında bir köprü kurulur. Yaşadıkları yerlerde Türkiye’ye ve Türkiye’deki sorunlara ilgisini kaybetmeyen diaspora Ermenileri Osmanlı devletinde isyanların başlamasıyla birlikte Türklere karşı her tür örgütlenmeyi ve direnişi desteklemişlerdir. Diaspora Ermenilerinin önderliğindeki bu eylemler neticesinde Osmanlı hükümeti ile ABD karşı karşıya gelmiştir.”
1890’da, hız kazanan göçün de etkisiyle yalan dolu hikâyelerini kamuoyuna daha rahat anlatma imkânı bulan ayrılıkçı Ermeniler gerek kendi çıkardıkları yayınlarla gerekse Amerikan basınını kullanarak Osmanlı Devleti ve padişahı hakkında yalan ve iftira dolu yazılar yayımlar. Washington Post gazetesi Ermenilere dayanarak verdiği bir haberinde Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermeni nüfusun 3 milyon olduğunu ileri sürerken bu rakam gerçekte sadece 900 bindir. The Daily News gazetesi ise asılsız iddiaları biraz daha ileriye taşır ve Bitlis’te aile reisi tutuklanmamış bir tane bile Ermeni kalmadığını ileri sürer. Hıristiyan Amerikan toplumunun kendilerine duyduğu sempatiyi sonuna kadar kullanan Ermeniler çıkardıkları yayınlarla hep mazlum rolünü oynarlar, yaptıkları tüm bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin haklı gerekçeleri olduğu konusunda kamuoyunu ikna etmeyi başarırlar.
Bu karalama kampanyasına ancak diplomatik yollarla mukabele edebilen Osmanlı Devleti’nin kendisini savunacak ne gücü ne de parası vardır. İşte böylesine zor bir dönemde Osmanlı’nın imdadına Müslüman bir Amerikalı yetişir.
EĞİTİMLİ İLK MÜSLÜMAN
Gerçek adı Alexander Russel Webb olan bu Amerikalı Müslüman 1846 yılında New York’ta gazeteci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Baba Nelson Webb, “Hudson Daily Star” gazetesinin 35 yıl editörlüğünü yapmış, mesleğinde saygı duyulan bir gazetecidir. Genç Webb de babasının gazetesinde muhabirlik ve editörlük yapar, ardından da gazetenin sahibi olur. Heyecanlı kişiliği onu politikaya iter. Önce Cumhuriyetçi Parti saflarında yer alır. Ardından Demokrat Parti’ye katılır. Bu saf değiştirmenin en önemli nedeni Demokrat Cumhurbaşkanı Grevor Cleveland’ın ahlâkı ön planda tutan bir siyasî anlayışı vaat etmesidir.
Birikimi ve iletişim becerisi sayesinde kısa zamanda başkanın yakın çevresindeki isimlerden birisi haline gelen Webb, bu dostluğun da etkisiyle kendisini dışişleri bakanlığında bulur. 1887’de tayini çıkan Webb’in ilk görev yeri Filipinlerdir. Manila’ya başkonsolos olarak atanan Webb burada Doğu dinlerini inceler ve resmî işlerinden geri kalan vaktini tefekkür ederek geçirir. Araştırmalarının neticesinde 1890’da Müslüman olur. 1892’de ülkesine geri döndüğünde artık adı Muhammed Webb’dir. Yaşadığı heyecanı diğer insanlarla paylaşmak için harekete geçen eski gazeteci kalemini bu sefer hak ve hakikati anlatmak için eline alır. “Doğu yarımküresinden gelen gerçek inancın Batı yarımküresine yayılma zamanı gelmiştir.” diyerek, New York’ta 1122 Broadway Caddesi’nde bir büro açar. Kurduğu “Oriental Publishing Co.” isimli şirket aracılığıyla Amerika’da İslamiyet’i anlatmak için yayınlar çıkarır. İlk olarak Amerikan toplumunu İslam akidesi hakkında bilgilendirmek için bir risale yayımlar.
Bu yayınla “Bilinçli kitleleri Hz. Muhammed’in nasıl bir şahsiyet olduğu ve insanlığa neler öğrettiği konusunda irşad etmek, önyargılı ve bilgisiz bir kısım yazarların asırlardır İslam’a karşı yürüttükleri ve destekledikleri yalanlar ve yanlışlar örgüsüne son vermeyi” amaçlamaktadır. 1893’te Chicago’da düzenlenen ‘Birinci Dünya Dinleri Kongresi’nde İslam dinini anlatan bir tebliğ yayınlar. Açıklamaları Amerikan basınında geniş yer bulur. Washington’daki Osmanlı elçiliği kanalıyla Webb’in açıklamaları Hariciye Nezareti’ne de ulaşır ve büyük yankı uyandırır. Konuşmanın Türkçeye çevrilerek günlük bir gazetede yayımlanması bile gündeme gelir. Bunun üzerine Sultan II. Abdülhamit Webb’le alakalı bir araştırma yapılmasını ister.