yavuz
11-24-2006, 02:32 PM
Allah’ın izzet ve azametini, tevhid ve celâlini ve sâir îmân esaslarını tedrîs ettiğimiz tefekkür ve tezekkür dersleri esnasında; mümkün mertebe aklen, fikren, kalben, hissen ve bütün hücrelerimizle orada hazır bulunmalı ve derse iştirâk etmeliyiz. Bulabildiğimiz en yüksek konsantre ile. Öyle ki, o esnada bizim aramızda melekler de bulunmakta ve bütün o yüksek manzarayı, bütün o sözleri, bütün o tesbih, tekbir, tehlil, tahmid, istek, duâ ve istiğfâr ifâdelerini ve kalbimizin bütün sâfiyetini resmederek Cenab-ı Hakk’a takdim etmekte, hüsn-ü şehâdette bulunmaktadırlar.
Ebû Hüreyre (R.A) anlatmıştır...
Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu: “Allah’ın yer yüzünde seyahat eden bir takım fazla melekleri vardır. Onlar ilim ve zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah’ın anıldığı bir meclis bulduklarında, onlarla berâber otururlar. Birbirlerini kanatları ile hâzır olup dinlemeğe teşvik ederler, birbirlerini çağırırlar. Nihâyet kendileri ile gök yüzü arasındaki mesâfeyi doldururlar. Ayrıldıkları, yükseldikleri ve semâya çıktıkları zaman; çok iyi bildiği halde, Aziz ve Celil olan Allah meleklere:
“Sizler nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler:
“Biz yer yüzünde Senin bir takım kullarının yanından geldik ki, onlar kendi aralarında Senin noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarla muttasıf olduğunu takrir edip Seni tesbih ediyorlar; Senin büyüklüğünü, izzet, azamet ve kibriyânı mütalaa ederek Seni tekbîr ediyorlar; Senin emrine her an âmâde olduklarını söyleyip Senin bir olduğunu ikrâr ederek Seni tehlil ediyorlar; Senin sonsuz nîmetler verdiğini müdrik olarak Sana hamd ediyorlar; acz, fakr ve zaaflarını bilerek, tazarrû ve ihtiyaç içinde Sen’den istiyorlar.” Derler. Cenab-ı Allah:
“Benden ne istiyorlar?” buyurur. Melekler:
“Onlar Sen’den Cennetini istiyorlar!” derler. Yüce Allah:
“Onlar Benim Cennetimi görmüşler mi ki?” buyurur. Melekler:
“Hayır, Rabb’imiz! Onlar Senin Cennetini görmediler.” Derler. Allah Teâlâ:
“Düşünsenize! Bir de onlar Benim Cennetimi görmüş olsalardı nasıl olurlardı?” buyurur.
Melekler bu defa:
“Onlar Sen’den eman diliyorlar, Sana sığınıyorlar!” derler. Cenab-ı Hak:
“Hangi şeyden eman diliyorlar ve Bana sığınıyorlar?” buyurur. Melekler:
“Ateşinden yâ Rabb!” derler. Rabb-i Rahîm:
“Onlar Benim ateşimi görmüşler mi ki?” buyurur. Melekler:
“Hayır, onlar Senin Cehennem ateşini görmediler!” derler. Cenab-ı Hak:
“Düşünsenize! Bir de onlar benim ateşimi görmüş olsalardı nasıl olurlardı?” buyurur.
Melekler tekrar:
“Onlar Senden mağfiret ve bağış talep ediyorlar.” Derler. Bunun üzerine, Zât-ı Rahmânü’r-Rahîm:
“Ben onların günahlarını mağfiret eyledim! Ben onlara bütün isteklerini ihsân ettim. Ben onlara, Bana sığındıkları şeylerden eman ve ecir verdim!” buyurur. Melekler:
“Yâ Rabb! O ilim ve zikir meclisinin içinde çok günahkâr olan falan kimse de vardı! Sadece oradan geçiyordu da, onlarla birlikte oturuvermişti!..” derler. Cenab-ı Allah:
“Ben onu da mağfiret ettim! Onun da günahlarını bağışladım! O cemaat öyle kemâl sahibi kimselerdir ki, onlarla birlikte oturan kimseler âsî değildirler!” buyurur. (1)
Dipnot: (1)Müslim, Zikir, 8
Ebû Hüreyre (R.A) anlatmıştır...
Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu: “Allah’ın yer yüzünde seyahat eden bir takım fazla melekleri vardır. Onlar ilim ve zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah’ın anıldığı bir meclis bulduklarında, onlarla berâber otururlar. Birbirlerini kanatları ile hâzır olup dinlemeğe teşvik ederler, birbirlerini çağırırlar. Nihâyet kendileri ile gök yüzü arasındaki mesâfeyi doldururlar. Ayrıldıkları, yükseldikleri ve semâya çıktıkları zaman; çok iyi bildiği halde, Aziz ve Celil olan Allah meleklere:
“Sizler nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler:
“Biz yer yüzünde Senin bir takım kullarının yanından geldik ki, onlar kendi aralarında Senin noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarla muttasıf olduğunu takrir edip Seni tesbih ediyorlar; Senin büyüklüğünü, izzet, azamet ve kibriyânı mütalaa ederek Seni tekbîr ediyorlar; Senin emrine her an âmâde olduklarını söyleyip Senin bir olduğunu ikrâr ederek Seni tehlil ediyorlar; Senin sonsuz nîmetler verdiğini müdrik olarak Sana hamd ediyorlar; acz, fakr ve zaaflarını bilerek, tazarrû ve ihtiyaç içinde Sen’den istiyorlar.” Derler. Cenab-ı Allah:
“Benden ne istiyorlar?” buyurur. Melekler:
“Onlar Sen’den Cennetini istiyorlar!” derler. Yüce Allah:
“Onlar Benim Cennetimi görmüşler mi ki?” buyurur. Melekler:
“Hayır, Rabb’imiz! Onlar Senin Cennetini görmediler.” Derler. Allah Teâlâ:
“Düşünsenize! Bir de onlar Benim Cennetimi görmüş olsalardı nasıl olurlardı?” buyurur.
Melekler bu defa:
“Onlar Sen’den eman diliyorlar, Sana sığınıyorlar!” derler. Cenab-ı Hak:
“Hangi şeyden eman diliyorlar ve Bana sığınıyorlar?” buyurur. Melekler:
“Ateşinden yâ Rabb!” derler. Rabb-i Rahîm:
“Onlar Benim ateşimi görmüşler mi ki?” buyurur. Melekler:
“Hayır, onlar Senin Cehennem ateşini görmediler!” derler. Cenab-ı Hak:
“Düşünsenize! Bir de onlar benim ateşimi görmüş olsalardı nasıl olurlardı?” buyurur.
Melekler tekrar:
“Onlar Senden mağfiret ve bağış talep ediyorlar.” Derler. Bunun üzerine, Zât-ı Rahmânü’r-Rahîm:
“Ben onların günahlarını mağfiret eyledim! Ben onlara bütün isteklerini ihsân ettim. Ben onlara, Bana sığındıkları şeylerden eman ve ecir verdim!” buyurur. Melekler:
“Yâ Rabb! O ilim ve zikir meclisinin içinde çok günahkâr olan falan kimse de vardı! Sadece oradan geçiyordu da, onlarla birlikte oturuvermişti!..” derler. Cenab-ı Allah:
“Ben onu da mağfiret ettim! Onun da günahlarını bağışladım! O cemaat öyle kemâl sahibi kimselerdir ki, onlarla birlikte oturan kimseler âsî değildirler!” buyurur. (1)
Dipnot: (1)Müslim, Zikir, 8