View Full Version : Bu Sorular Hangi Ülkeyi Anlatıyor ?
gurkan
11-27-2006, 03:00 PM
EMEKLİ ABD GENERALİ HANGİ ÜLKEYİ ANLATIYOR?
Emekli tuğgeneral James J. David 2003 yılında bir yazı kaleme aldı. Emekli komutan yazısında, sorularla bir ülkeyi tanımlıyor. Sorulara bakın ve o ülkenin hangisi olduğunu tahmin edin...
(Editörün Notu: Emekli tuğgeneral James J. David'in 2003 yılında kaleme aldığı ve Garbis Altınoğlu'nun yazının sonuna eklediği notlarla daha da bir anlam kazanan bu yazı; çapulcu Pentagon bünyesinde ender görülebilecek bir sağduyu olarak, bugün de geçerliliğini koruyor)
James J. David bir emekli tuğgeneral ve ABD Kara Kuvvetleri Komuta ve Kurmay Koleji, Washington DC'deki Ulusal Güvenlik Üniversitesi Ulusal Güvenlik Kursu mezunu.
O, 1969 ve 1970 yıllarında (kukla Güney- G. A.) Vietnam Cumhuriyeti'nde 101. Hava İndirme Tümeninde bölük komutanı olarak görev yapmasının yanısıra 1967-1969 yılları arasında Ortadoğu'da ABD Kara Kuvvetleri hizmetinde 3 yıla yakın aktif görev yaptı.
Soru: Ortadoğu'da nükleer silah sahibi tek ülke hangisi?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasını imzalamayı reddetmekte ve uluslararası denetimleri yasaklamaktadır?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi başka ulusların hükümranlığı altında bulunan toprakları askeri güç kullanarak ele geçirmiştir ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına meydan okuyarak bu işgali sürdürmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi başka bir hükümran ülkenin uluslararası sınırlarını savaş uçakları, topçu ateşi ve savaş gemilerinin ateş gücünü kullanarak sistemli bir biçimde çiğnemektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Ortadoğu'da ABD'nin hangi bağlaşığı yıllar boyunca siyasal düşmanlarını öldürmek amacıyla başka ülkelere katiller yollamıştır (bazılarının terör ihracı dediği uygulama)?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesinde yüksek rütbeli subaylar, silahsız savaş tutsaklarının infaz edildiğini açıkça kabul etmişlerdir?
Yanıt : İsrail'de.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi savaş tutsaklarını infaz ettiklerini kabul eden askerleri hakkında kovuşturma açmayı reddetmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi 762,000 kişiyi mülteci konumuna düşürmüştür ve onların evlerine, çiftliklerine ve işyerlerine geri dönmesine izin vermeyi reddetmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi topraklarına, banka hesaplarına ve işyerlerine el koyduğu insanlara tazminat ödemeyi reddetmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesinde üst düzey bir BM diplomatı öldürülmüştür? (1)
Yanıt: İsrail'de.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesinde bir üst düzey BM diplomatının öldürülmesi buyruğunu veren kişi başbakan olmuştur? (2)
Yanıt: İsrail'de.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi Mısır'daki ABD diplomatik tesisini havaya uçurdu (3) ve ABD gemisi USS Liberty'ye uluslararası sularda saldırarak 34 Amerikan denizcisini öldürüp 171'ini de yaraladı?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi Jonathan Pollard adlı casusu kullanarak (ABD'ne ait- G. A.) gizli belgeleri çaldı ve daha sonra bunların bazılarını Sovyetler Birliği'ne verdi? (4)
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi ülke önce Pollard ile resmi bir bağı olduğunu yadsıdıktan sonra onu yurttaşlığa kabul etti ve hangi ülke o günden bu yana Amerikan başkanlarından Pollard'ı tümden bağışlamasını talep etmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi ABD'nde ceza almaktan kurtulmak için Amerikalı Yahudi katillerin ülkelerinden kaçmasına izin vermekte ve kendi gözetimi altındaki bu kişilerin (ABD'ne- G. A.) geri gönderilmelerini reddetmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi nefret duygularının kışkırtılmasına karşı vaaz vermekte, ama buna rağmen camilerinde dua ederken öldürülen Filistinlileri öldüren bir katil için türbe ve anıt mezar inşa etmektedir? (5)
Yanıt: İsrail.
Soru: Fortune dergisinin geçenlerde Washington'daki üst düzey yetkililerle yaptığı ankete göre ABD'nde ikinci en güçlü lobiye sahip olan dünya ülkesi hangisidir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi (18 Nisan 1996'da- G. A.) Lübnan'daki Kana BM Mülteci Kampını kasıtlı olarak hedef aldı ve 103 masum erkek, kadın ve özellikle çocuğu öldürdü?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi 69 BM Güvenlik Konseyi kararına meydan okumuş ve 29 karardan ise ABD vetosu sayesinde yakayı sıyırmıştır?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi dünyanın 16. zengin ülkesi olmasına rağmen tüm ABD yardımlarının üçte birinden fazlasını almaktadır?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi silahlarını ABD'nden karşılıksız olarak almakta ve daha sonra ABD'nin itirazlarına rağmen bu silahların teknolojisini Çin Cumhuriyetine ("Çin Halk Cumhuriyeti'ne" olmalı- G. A.) satmaktadır?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi Başbakanının, ABD Kongresi'ne hitap etmesini sağlamak ve Kongre üyelerine çocuklara öğüt verir gibi, gibi dış yardımı azaltmaya neden haklarının olmadığını söylemek suretiyle Amerikan halkına hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmiştir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesinin başbakanı yardımcılarına, ABD konusunda kaygı duymalarına gerek olmadığını, çünkü "Amerika'nın kendi denetimleri altında" olduğunu söylemiştir? (6)
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi Uluslararası Af Örgütü tarafından etnik arındırma amacıyla masum Filistinlilere ait 4,000'den fazla evi yıkmekle suçlanmıştır?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi daha geçenlerde bir kitle imha silahını, bir tonluk bir akıllı bombayı yoğun nüfusa sahip bir bölgenin merkezine atarak, aralarında 9 çocuğun da bulunduğu 15 sivilin ölümüne neden olmuştur?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi, sadece zırhlı araçlara, buldozerlere ve tanklara taş attıkları için Filistinli çocukları öldürmeyi alışkanlık haline getirmiştir?
Yanıt: İsrail
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi Oslo Anlaşmalarını imzalamak suretiyle yeni Yahudi yerleşim merkezlerinin kurulmasına son verileceğine söz vermiş, ancak bu anlaşmaların imzalanmasından bu yana 270'den fazla yeni yerleşim merkezi kurmuştur?
Yanıt: İsrail
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi son iki yılda bir yandan aralarında düzinelerce çocuğun da bulunduğu yüzlerce sivili öldürürken, bir yandan da karşı tarafa mensup 100'den fazla siyasal görevliyi katletmiştir?
Yanıt: İsrail.
Soru: Hangi Ortadoğu ülkesi, bir kaç kişinin eylemlerine karşılık olarak kentleri, köyleri ve kampları kollektif cezalandırmaya tabi tutmak suretiyle Cenevre Konvansiyonunu düzenli bir biçimde çiğnemekte ve hatta daha insanlar evlerinin içindeyken köyleri yıkacak kadar ileri gitmektedir?
Yanıt: İsrail.
Soru: ABD hangi Ortadoğu ülkesini, biz ve bağlaşıklarımız için bir tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle askeri saldırıya girişmekle tehdit etmektedir?
Yanıt: Irak'ı.
gurkan
11-27-2006, 03:00 PM
Açıklayıcı Notlar
(1) General David burada, Kont Bernadotte'un öldürülmesine göndermede bulunuyor. 14 Mayıs 1948'de İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesinden 6 gün sonra BM Genel Kurulu tarafından arabulucu olarak atanan Kont Folke Bernadotte, 17 Eylül 1948'de başını İzak Şamir'in çektiği LEHI adlı Yahudi terör örgütü tarafından katledildi. Kont Bernadotte, Kudüs askeri valisi Dov Jozef'le görüşmeye giderken üç arabadan oluşan BM konvoyunun önü LEHI teröristleri tarafından kesildi ve Bernadotte, yanında bulunan Andre Seraut adlı Fransız kökenli bir başka BM diplomatıyla birlikte öldürüldü.
İsveç kraliyet ailesine yakın bir kişi olan Kont Bernadotte, İkinci Dünya Savaşı sırasında İsveç Kızılhaçının başında bulunmuş ve bu konumunu kullanarak Gestapo şefi Heinrich Himmler'le yaptığı görüşmeler sonucunda binlerce Yahudiyi konsantrasyon kamplarından kurtarmıştı.
(2) İzak Şamir, İsrail'in kuruluşundan sonra 1955-1965 yılları arasında Mossad'da görev yaptı. O 1969'da başını, kendisi gibi terörist kökenli bir başka siyasetçi ve başbakan olan Menahem Begin'in çektiği Herut partisine katıldı. Şamir 1973'de Knesset üyesi, 1977'de Knesset başkanı, 1980'de dışişleri bakanı ve 1983'de Begin'in ardından başbakan oldu.
(3) General David büyük olasılıkla Temmuz 1954'te İsrail'in Mısır'daki ABD ve Britanya hedeflerine karşı düzenlediği ve "Mısırlı teröristler"in üzerine attığı patlamalara göndermede bulunuyor. Bu provokatif saldırıların, Mısır'daki anti-emperyalist Nasır yönetimini zor duruma düşürmek, Britanya ile Mısır arasındaki ilişkileri gerginleştirmek, Süveyş Kanalının ulusallaştırılmasını engellemek ve Mısır'a karşı 1956'da gerçekleştirilen Britanya-Fransa-İsrail ortak saldırısının altyapısını hazırlamak amacıyla İsrail istihbarat ajanları tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıkacaktı.
(4) ABD Deniz Kuvetlerine bağlı bir sivil istihbarat görevlisi olarak çalışan Jonathan Pollard, ABD'ne ait gizli askeri belgeleri çalarak onbinlerce dolar karşılığında İsrail'e aktarmaktan yargılanmış ve 1986'da ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Karısı Anne Pollard'ın da bulaştığı bu ünlü casusluk eyleminin yargılanmasında Jonathan Pollard'ın hukuksal savunma harcamalarının tümünü İsrail karşıladı. Anne Pollard, hüküm giymelerinden önce verdiği bir mülakatta, kendisinin ve kocasının kendilerinden bekleneni yaptıklarını, Yahudiler olarak moral yükümlülüklerinin bunu gerektirdiğini söyleyecekti. Telaviv, ABD başkanlarına ve üst düzey devlet yetkililerine yeniden ve yeniden başvurarak Pollard'ın serbest bırakılmasını sağlamaya çalıştı; ancak bunda başarılı olamadı. 1998'de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Pollard'ın bir İsrail casusu olduğunu kabul etti. Pollard'ın serbest bırakılması yolundaki en son İsrail girişimi ise 14 Eylül 2005'de halihazırdaki ABD Başkanı George W. Bush tarafından reddedildi.
(5) 25 Şubat 1994'de Baruch Goldstein adlı fanatik bir Yahudi yerleşimci, iki İsrail askeri kontrol noktasından geçtikten sonra El Halil'deki (=Hebron) İbrahim camisine geldi ve orada Ramazan namazını kılan Filistinlilerin üzerine el bombası attıktan sonra otomatik silahla ateş açtı. Katliamda 29 Filistinli öldü ve 175 Filistinli de yaralandı. Yaptığı katliamın ardından Goldstein, camideki Filistinliler tarafından yakalandı ve dövülerek öldürüldü.
(6) I. A. P. News, İsrail radyosuna dayanarak, 3 Ekim 2001'de, İsrail kabinesinin haftalık toplantısında Başbakan Ariel Şaron ile Dışişleri Bakanı Şimon Peres arasında sert bir tartışma yaşandığını bildiriyordu. Habere gore Peres Şaron'a, Amerikalıların ateşkes çağrılarına kulak asmamak suretiyle İsrail'in çıkarlarını tehlikeye soktuğunu söylemiş, Şaron da Peres'e bağırarak şöyle yanıt vermişti:
"Amerika'nın basıncını dert etme; Amerika'yı biz Yahudiler denetliyoruz."
James J. David - Derleyen : Garbis Altınoğlu
nogayhan
11-27-2006, 05:03 PM
S.A
Dikkat et Gurkan kardes her mokun altindan siyonistler cikiyo,bu deyyuslar sanada bi sey yapmasin.:D
Adamlar şeytanla anlaşma yapmış gibiler, bunca istihbarat transferi, bunca suikasti, dünyanın en zengin 16. ülkesi nasıl yapsın yoksa. Ya da Amerika buna inanmamızı istiyor.
Alparslan
11-28-2006, 01:56 AM
S.A
Dikkat et Gurkan kardes her mokun altindan siyonistler cikiyo,bu deyyuslar sanada bi sey yapmasin.:D
Yok yok Gurkan'a bisicik olmaz...O'nun korumasi buyuk yerden :D Direkt Allah'a bagli yazilarindan anladigim kadariyla. Bu siyonlar en cok boyle insanlardan korkar.Yani Allah'tan baskasina kulluk yapmayacaklardan...
O vakit israil denilen teror toplumundan kurtulmanin yoluda bellidir: Sadece ve sadece Allah'tan korkan* nesiller yetistirmek...
Cunku biz hakkiyla kul olursak SADECE onlarin uzerine olan Allah'in laneti onlari helak etmeye yeter.
* Allah korkusu bizce onun cehenneminden korkmak degil, onun kalbini kirmaktan korkmaktir(tesbihte hata olmazmis). Cansizlarin bile algiladigi sani ve azameti ve izzeti ve serefi sonsuz iken biz garip kullari ne zaman bimbir gunahla kirlenmis ellerimizi O'na acsak bizi dinler. O an hissedersiniz, sizi seven bir guc var. Ve sevgi ihaneti, laubaliligi siler, yerine adanmisligi koyar, adanmis bir ruh asik oldugunun rizasini ters bir is yapmaktan cok korkar.
nurhak
11-28-2006, 06:07 AM
eger birgün 3,dünya savası cıkarsa bunun müsebbibi mutlaka israil olacaktır,israil dünyanın tedavi edemedigi kanseridir,ve israil bu sımarık cocuk cesaretini babası abd den almaktadır.
XIIIV
11-28-2006, 04:04 PM
Orta Doğuda Tüm Petrol Kaynaklarına sahip olmalarına Rağmen Bunlardan Faydalanamayanlar Kimlerdir ?
- Araplar
Orta Doğuda Aynı Milletten Olmalarına Rağmen (Filistin Arabistan Suriye Mısır vs. vs. vs. ) İşgal altındaki kardeşlerine yardım etmemişlerdir ?
- Araplar
Topraklarını Kaynaklarını herşeylerini Osmanlıyı Terk ederek İngiliz vede Fransızlara Veren Millet kimlerdir ?
- Araplar
Osmanlının Dağılacağını önceden tahmin ederek bu süreci Hızlandırıp İsyan edip Ayrılan vede İngilizlerle birlik olan Sonrada Toprakları Parça Pincik edilip sınırları Cetvellerle çizilenler Kimlerdir ?
- Araplar
İngilizlerle İşbirliği Yapıldıktan sonra Toprakları Siyonistlere verilen Sonrada mızmızlanan millet kimdir ?
- Araplar
Onların sınırları cetvelle bizimkisi Kanla çizilmiştir
borcugin
11-29-2006, 04:16 PM
S.A.
İsrail bu duruma Arapların topraklarını (tıpkı şu an bizde olduğu gibi, Hasan almaz basan alır diyenler gibi) satmasıyla gelmiştir. Hırsızda mı kabahat yoksa tedbirsizde, şuursuzda mı?
Selametle.
Demir Kağan
11-29-2006, 04:19 PM
S.A.
İsrail bu duruma Arapların topraklarını (tıpkı şu an bizde olduğu gibi, Hasan almaz basan alır diyenler gibi) satmasıyla gelmiştir. Hırsızda mı kabahat yoksa tedbirsizde, şuursuzda mı?
Selametle.
Hay gözünü seveyim abi..
Abdulhamit orayı kendi toprağı yapmıştı siyonistlere vermemek için.. Araplar da sattılar para için..
Administrator
11-30-2006, 01:56 PM
arapplari sevmeen ve onlardan nefret millet kimdir?
- Turkler.
gurkan
11-30-2006, 02:06 PM
S.A.
İsrail bu duruma Arapların topraklarını (tıpkı şu an bizde olduğu gibi, Hasan almaz basan alır diyenler gibi) satmasıyla gelmiştir. Hırsızda mı kabahat yoksa tedbirsizde, şuursuzda mı?
Selametle.
Aleyküm Selam
Hocam Hırsız beklenir mi ? Hırsız suçludur. Diğer Hal hepimizin başına gelebilir nitekim Osmanlı ile geldi. Çalan şuçludur. Diğer suçlar talidir.
Selametle...
gurkan
11-30-2006, 02:08 PM
arapplari sevmeen ve onlardan nefret millet kimdir?
- Turkler.
Severim Arapları
Yazan :Türk
(sevilmeyecek o kadar millet zalim var ki )
gurkan
11-30-2006, 02:11 PM
Orta Doğuda Tüm Petrol Kaynaklarına sahip olmalarına Rağmen Bunlardan Faydalanamayanlar Kimlerdir ?
- Araplar
Orta Doğuda Aynı Milletten Olmalarına Rağmen (Filistin Arabistan Suriye Mısır vs. vs. vs. ) İşgal altındaki kardeşlerine yardım etmemişlerdir ?
- Araplar
Topraklarını Kaynaklarını herşeylerini Osmanlıyı Terk ederek İngiliz vede Fransızlara Veren Millet kimlerdir ?
- Araplar
Osmanlının Dağılacağını önceden tahmin ederek bu süreci Hızlandırıp İsyan edip Ayrılan vede İngilizlerle birlik olan Sonrada Toprakları Parça Pincik edilip sınırları Cetvellerle çizilenler Kimlerdir ?
- Araplar
İngilizlerle İşbirliği Yapıldıktan sonra Toprakları Siyonistlere verilen Sonrada mızmızlanan millet kimdir ?
- Araplar
Onların sınırları cetvelle bizimkisi Kanla çizilmiştir
Dostum Çamur yapmışsın Konumuz İsrail ...
Araplar İçin Buradan:
http://forum.arbuz.com/showthread.php?t=26348
petricli
11-30-2006, 03:06 PM
Sayın Gürkan,
Güzel yazınız için teşekkür ederim. Gerçekten ilginç bir yazıydı.
Saygılar,
gurkan
12-20-2006, 12:12 PM
ABD başkanı İsrail'e karşı
Jimmy Carter’ı İran devrimi sırasındaki ABD başkanı olarak hatırlarız. (12 Eylül darbesi olduğunda da ABD başkanı yine Jimmy Carter’dı. Ama şimdi bu konuya girmeyeceğiz.)
Devrim sonrası günlerde Tahran’daki ABD elçiliği İranlı devrim yanlısı “öğrenciler” tarafından işgal edildi ve elçilik mensupları 444 gün süreyle rehin tutuldular. Bu durum Carter’ın seçimi kaybetmesinin başlıca sebeplerinden biri oldu...
Zaten rehineler de ABD’deki seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz serbest bırakıldılar!
ABD’NİN İLK EVANJELİK BAŞKANI CARTER
Biliyorsunuz, bugünkü Amerikan yönetimi sıklıkla “Evanjelik Hıristiyanların iktidarı” diye tarif ediliyor. Çünkü Başkan Bush Evanjelik kiliselerden birinin mensubu. Etrafındaki zevat da çoğunlukla ya Siyonist/”neo-con”lardan veya Siyonistlerle işbirliğini savunan Evanjeliklerden oluşuyor.
Bunlar daha çok “fundementalist” görüşleriyle tanınan “Baptist” kilisesine bağlı sağcı siyasetçiler. Ancak bu zevatın dış politikaya yaklaşımlarında “Kitab-ı Mukaddes” kökenli iyiler-kötüler savaşı benzeri kavramlar öne çıkıyor ve bunlar İncil’deki Hz. İsa’nın dönüşü konusunu Ortadoğu bölgesinde gerçekleşecek bir büyük savaşla irtibatlı olarak kabul ediyorlar. İsrail’e şartsız destek siyasetinin arkasında bu hadise var.
“Dinî gerekçelerle” Siyonistlerle işbirliğini savunan Evanjelikler, “Mesih’in dönüşü için” bu bölgede daha epeyce bir kan akması gerektiğini düşünüyorlar ve işin kötüsü, bu arzularını “dış politika” görüşlerinin temeline yerleştirmiş bulunuyorlar.
Bu bilgiye dayanarak biz de mevcut ABD yönetiminin sergilediği çılgınlıkları Evanjelik grupların Armadegon merkezli kıyametçi inançlarıyla açıklamaya çalışıyoruz.
Oysa ABD’nin ilk Evanjelik Başkanı Carter’dır. Ve Carter bugünkü yönetime ve bugünkü yönetimin Hıristiyanlık yorumuna şiddetle itiraz etmektedir.
Belki de bugünkü yönetimin benimsediği siyaset -sanıldığı gibi- Evanjelik itikadının etkisiyle oluşmuş değil. Aksine bazı Evanjelik grupların bazı farklı yorumlarını kendi varlığına mesnet göstermek isteyen bir zümre tarafından vasıta olarak kullanılmaktadır Evanjelik kiliseler.
Evanjelik inancına bağlı olup da başkaca maddî/dünyevî mülahazalarla farklı siyasi çizgilerde yer alan kişilerin mevcudiyetini böyle yorumlamak gerekiyor belki.
Siyasette “dinî gerekçeler” –galiba yine- “göstermelik” olmaktan başka bir anlam taşımıyor.
Sonraki yıllarda Carter “eski Başkan” olarak birtakım uluslar arası ihtilaflarda “arabulucu” veya “özel temsilci” gibi sıfatlarla görev aldı.
Bu çerçevede Clinton’ın özel temsilcisi olarak Kuzey Kore ile gerçekleştirdiği görüşmeler ve Küba’ya yaptığı ziyaret hatırlardadır.
Bu çalışmaları dolayısıyla 2002 yılında Nobel Barış ödülü kendisine verildi.
JİMMY CARTER’IN KİTABI
Nereden çıktı şimdi bu Carter muhabbeti, derseniz, şuradan:
Geçen Pazar günkü The New York Times’ın kitap ekinde gördüm. ABD’nin eski başkanlarından Jimmy Carter’ın kitabı yayınlanmış. Kitabın başlığı “Palestine Peace Not Apartheid”, yani “Filistin Barışı, Apartheid değil”.
1978'deki Mısır-İsrail (Camp David) barışının mimarı Carter’ın, İsraillilerin işgal altındaki topraklarda sürdürdüğü baskı politikalarını Güney Afrika’da kısa süre öncesine kadar devam eden ırkçı beyaz azınlığın “ayrım” politikasına benzetmesi Yahudiler arasında infiale yol açmış!
Kitap bir ay önce çıkmış. Şimdiye kadar 67 bin adet satılmış. NYT’nin “best seller” listesinde yedinci sırada.
Geçtiğimiz hafta içinde The New York Times, The Washington Post, The Los Angeles Times gibi gazetelerde ABD’deki Yahudi kuruluşlarının Carter’ın kitabını protesto için verdikleri ilanlar çıkmaya başlamış.
Belli başlı bütün gazete ve dergilerde de Carter’ı ve kitabını topa tutan; eski başkanı “anti-semit” olmakla suçlayan bir sürü yazı çıkmış.
“İSRAİL’İN DOKUNULMAZLIĞI” YASASI
Henüz kitabı getirtip inceleme fırsatımız olmadı. Ama hakkında çıkan yazılardan ve kısa alıntılardan anladığımız kadarıyla Carter’ın eleştirileri Türkiye’deki kimi gazetelerdeki “İsrail yanlısı” kalemlerin eleştirel bakışı seviyesinden bile ileri değil.
Ama ABD’de fiilen yürürlükte olan “İsrail’in dokunulmazlığı” yasasına alenen muhalefeti göz önünde tutulursa cesur ve ileri bir adım olduğunu kabul etmek gerekir.
Eski ABD Başkanı, İsrail’in işgal altında tuttuğu toprakları bir an önce boşaltması gerektiğini… Filistinlilere yönelik saldırıların “meşru” olmadığını… Washington’un İsrail’e verdiği desteğin dengeli olmadığını vs. vs. söylüyor.
Bunlar az şey değil.
Carter, İsrail politikalarına bu üslupla karşı çıkanlar arasında şimdiye kadarki en yüksek seviyedeki siyasetçi/devlet adamı.
Bir –eski- ABD Başkanının bu konuya bu kadar korkusuzca el atmış olması beklenmedik bir durum.
Muhtemelen bu çıkışın etkileri ve belki başlattığı tartışmanın sonuçları da beklenmedik derecede önemli olacak.
BAKER’LA AYNI ZAMANDA
Ortadoğu’da suların durulmasının başlıca şartının Filistin’de adil bir barışın sağlanması olduğunu düşünen bir kesim var Amerika’da.
Bunlar görüyorlar ki İsrail’e verilen kayıtsız şartsız destek, bölgede Amerikan aleyhtarlığı olarak geri dönüyor ve bu siyaset ABD’ne faydadan çok zarar getiriyor.
Ne var ki bu gerçeği açık açık ifade edene pek rastlayamıyorsunuz.
Çünkü ABD’de medya, üniversiteler, siyaset ve finans merkezleri Yahudilerin kontrolünde olduğu için İsrail konusunda eleştirel bir çıkışa hiç kimse kolay kolay cesaret edemez.
Bugünlerde Irak Çalışma Grubu eş-başkanı olarak gündeme gelen James Baker yıllar önce –galiba Dışişleri Bakanlığı koltuğunda otururken- ülkesinin İsrail politikasına yönelik eleştirilerde bulunmuş, “beş milyonluk İsrail için bir milyarlık İslam dünyasını karşımıza almamız akla uygun değil” mealinde bir şeyler söylemişti.
Gerçi o lafı söylediğine pişman ettiler Baker’ı; ama gün gelip de Irak Çalışma Grubu adına bir rapor hazırlaması gerektiğinde Filistin barışını bölgesel sorunların çözümü için temel şart olarak işaret etmekten geri kalmadı yine.
Carter’ın kitabının yayınlanışının, Irak Raporunun açıklanmasıyla aynı tarihe denk gelmesi tesadüf mü, bilmiyorum. Ama her ikisinin de güneyin zengin ve köklü ailelerine mensup olmaları tesadüf değil elbette
İbrahim Kıras
gurkan
12-20-2006, 12:13 PM
ABD’NİN İLK EVANJELİK BAŞKANI CARTER
Biliyorsunuz, bugünkü Amerikan yönetimi sıklıkla “Evanjelik Hıristiyanların iktidarı” diye tarif ediliyor. Çünkü Başkan Bush Evanjelik kiliselerden birinin mensubu. Etrafındaki zevat da çoğunlukla ya Siyonist/”neo-con”lardan veya Siyonistlerle işbirliğini savunan Evanjeliklerden oluşuyor.
Bunlar daha çok “fundementalist” görüşleriyle tanınan “Baptist” kilisesine bağlı sağcı siyasetçiler. Ancak bu zevatın dış politikaya yaklaşımlarında “Kitab-ı Mukaddes” kökenli iyiler-kötüler savaşı benzeri kavramlar öne çıkıyor ve bunlar İncil’deki Hz. İsa’nın dönüşü konusunu Ortadoğu bölgesinde gerçekleşecek bir büyük savaşla irtibatlı olarak kabul ediyorlar. İsrail’e şartsız destek siyasetinin arkasında bu hadise var.
“Dinî gerekçelerle” Siyonistlerle işbirliğini savunan Evanjelikler, “Mesih’in dönüşü için” bu bölgede daha epeyce bir kan akması gerektiğini düşünüyorlar ve işin kötüsü, bu arzularını “dış politika” görüşlerinin temeline yerleştirmiş bulunuyorlar.
Bu bilgiye dayanarak biz de mevcut ABD yönetiminin sergilediği çılgınlıkları Evanjelik grupların Armadegon merkezli kıyametçi inançlarıyla açıklamaya çalışıyoruz.
Oysa ABD’nin ilk Evanjelik Başkanı Carter’dır. Ve Carter bugünkü yönetime ve bugünkü yönetimin Hıristiyanlık yorumuna şiddetle itiraz etmektedir.
Belki de bugünkü yönetimin benimsediği siyaset -sanıldığı gibi- Evanjelik itikadının etkisiyle oluşmuş değil. Aksine bazı Evanjelik grupların bazı farklı yorumlarını kendi varlığına mesnet göstermek isteyen bir zümre tarafından vasıta olarak kullanılmaktadır Evanjelik kiliseler.
Evanjelik inancına bağlı olup da başkaca maddî/dünyevî mülahazalarla farklı siyasi çizgilerde yer alan kişilerin mevcudiyetini böyle yorumlamak gerekiyor belki.
Siyasette “dinî gerekçeler” –galiba yine- “göstermelik” olmaktan başka bir anlam taşımıyor.
gurkan
12-20-2006, 02:05 PM
Kennedy'yi Ölüme Götüren Mektubu!
ABD Başkanı Kenndedy, mektubunun bir cümlesinde, üstü kapalı bir şekilde "İsrail gelecekte var olmak istiyorsa, Dimona Nükleer Santralı'nı Amerikan uzmanlarının denetimine açmalıdır" diyor. Kennedy, dönemin İsrail Başbakanı Levi Eşkol’ü, İsrail’in nükleer çalışmalarına dair eksiksiz ve doğru bilgi elde edememeleri durumunda "Amerika’nın İsrail’e olan taahhütleri ve İsrail’i desteklemesi ciddi şekilde tehlikeye girebilir" diye de uyarıyor.
25/12/2005 - 04:36 -
ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin, öldürülmesinden yaklaşık 5 ay önce, dönemin İsrail Başbakanı’na, İsrail'in nükleer çalışmalarından dolayı, oldukça sert uyarı dolu bir mektup yazdığı ortaya çıktı. Öyle ki Kenndedy, mektubunun bir cümlesinde, üstü kapalı bir şekilde “İsrail gelecekte var olmak istiyorsa, Dimona Nükleer Santralı'nı Amerikan uzmanlarının denetimine açmalıdır” diyor. Başkan Kennedy, dönemin İsrail Başbakanı Levi Eşkol’ü, İsrail’in nükleer çalışmalarına dair eksiksiz ve doğru bilgi elde edememeleri durumunda “Amerika’nın İsrail’e olan taahhütleri ve İsrail’i desteklemesi ciddi şekilde tehlikeye girebilir” diye de uyarıyor. Bir Amerikan kanalı olan CNN’e göre, Kennedy “ABD’nin Katolik ve Mason olmayan ilk başkanı”ydı. İsrail’in nükleer sırlarını deşifre eden ve bu sebeple 18 yıl hapis yatan Dimona Nükleer Reaktörü eski çalışanı Mordechai Vanunu da, Kennedy’nin, Dimona nükleer reaktöründeki çalışmaların aydınlığa kavuşturulması için İsrail yönetimine baskı yapması sebebiyle suikaste uğradığına dair “gerçeğe yakın işaretler” bulunduğunu ileri sürmüştü. Dünya Gündemi'nin ulaştığı Başkan Kennedy'ye ait işte bu mektub, Vanunu'nun iddiasının doğruluğunu güçlendiriyor. Şimdi önce Kennedy Suikasti’nin üzerindeki sis perdesine bir bakalım:
Başkan Kennedy Suikasti
ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy, 1963 yılında, Dallas’ta uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. ABD halkının en sevdiği başkanlardan biri olan Kennedy’nin öldürülmesiyle ilgili olarak binlerce sayfadan oluşan raporlar hazırlandı, ancak suikaste ilişkin sır perdesi hiçbir zaman kalkmadı. ‘ABD’nin Katolik ve Mason olmayan ilk başkanı’ Kennedy, 43 yaşındayken (1960’da) Eisenhower’ın ardından başkanlık görevini devraldı. Barışçı politika anlayışını savunuyordu.
Başkan John. F. Kennedy, 22 kasım 1963’te seçim kampanyası sırasında eşi Jacqulin Kennedy ile geldiği Dallas’ta üstü açık bir otomobille halkı selamlarken vuruldu. Suikast zanlısı Lee Harvey Oswald yakalandı, ancak birkaç gün içinde o da vurularak öldürüldü. John F. Kennedy suikasti Başkan’ın geçişini izlemek üzere bölgede bulunan sıradan insanların elindeki üç ayrı amatör kamera tarafından kaydedildi. Ancak bu amatör kamera sahiplerinden sadece biri suikasti bir ‘adli delil’ olabilecek kadar başarılı kaydetti. Bu kişi Kennedy hayranı ABD’li bir işçi olan Abraham Zapruder idi. Başkan’ın başına isabet edecek mermiler namlularından saniyede 500 metre hızla yola çıkarken, Zapruder farkında olmadan zengin bir adam olma yolunda ilerliyordu. Zira Zapruder, bir duvarın üzerine çıkarak kamerasıyla Kennedy’nin aracını kesintisiz planda takip ederken, nereden geldiği belli olmayan iki el silah sesi duyuldu. Zapruder ilk şaşkınlığın ardından Kennedy’nin vuruluş anını birebir kaydetmişti. Biraz grenli, biraz da titrek olan görüntülerde Başkan Kennedy’nin kafatasının nasıl parçalandığı kare kare görülüyor.Film ayrıca, iki atış arasındaki açı farkını açıkça ortaya koyuyor ve suikastin ‘bir kişinin işi olmadığını’ belgeliyordu. Bu kanıt, suikasti soruşturan Warren Komisyonu üyeleri tarafından da defalarca izlendi ancak FBI delilleri görmezden geldi ve cinayetin tek zanlısının Lee Harvey Oswald olduğunda ısrar etti.
Kennedy Dosyası’nın Kapattırılması
Kennedy’nin öldürülmesinin ardından kurulan ve Warren Komisyonu olarak bilinen Senato Özel Soruşturma Komisyonu, cinayeti tek başına hareket eden Lee Harvey Oswald’ın işlediği sonucuna varmıştı. Ancak gerek cinayetin sorumlusu olarak gösterilen Oswald’ın gerekse henüz mahkeme önüne çıkmadan onu öldüren Jack Ruby’nin ve olaya adı karışan bazı kişilerin kuşkulu biçimde öldürülmeleri, gerekse soruşturmanın yürütülmesindeki bazı kuşkulu noktalar, ABD kamuoyunda birçok spekülasyona yol açmıştı. Olayla ilgili olarak toplanan binlerce sayfalık belgenin bugüne dek gizli tutulması da ortaya birçok komplo teorisinin atılmasına neden oldu.
Cinayeti gören 47 şahit, kaza veya hastalık sebebiyle (!) ya da intihar ederek (!) öldü. FBI’ya göre Oswald cinayeti tek başına işlemişti. Tek silah kullanılmıştı. Hiçbir ABD gizli servisi olaya karışmamıştı. Olay böylece basit bir bireysel terör hareketi olarak gösterilmek isteniyordu.
Olayı sözde araştırmak amacıyla iki komisyon kuruldu. 1964 ve 1975’de kurulan Warren ve Rockefeller Komisyonları’nda aynı sonuçlara ulaşıldı. Komisyonların raporlarına göre Polonyalı bir Yahudi olan Ruby sıkı bir milliyetçiydi ve katil olarak tanıtılan Oswald’ı da Başkanı’nı öldüren kişiden intikam almak amacıyla vurmuştu. Oysa sonradan, Oswald ve Ruby’nin beraber hareket ettikleri ortaya çıktı.
Olayı gören birçok şahit Warren Komisyonu’nca dinlenmiyor, dinlenenlerin ifadeleri de değiştiriliyordu. Daha sonra, senatör Frank Church’ün başkanlığını yaptığı Church Komisyonu’nun hazırladığı raporda da hiçbir sonuca ulaşamaması bu suikastin arkasındaki güçlerle ilgili gerçekler hakkında soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ortada çok ilginç gerçekler vardı ve bu gerçeklerin hepsi bir komplonun düzenlenmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktaydı. Dikkati dağıtmak için, Kennedy’yi mafyanın öldürdüğü söyleniyordu. Acaba mafya tören güzergahını değiştirebilir miydi? Başkan’ın korumalarını kaldırabilir miydi? FBI’yı, Dallas polisini, Warren Komisyonu’nu yönlendirebilir miydi? Otopsiye müdahale edebilir, medyaya yalan haber yazdırabilir miydi?
Bir başka bilgiye göre Kennedy üç ayrı yerden gelen kurşunlarla vurulmuştu. Bu otopside kanıtlanmış, ama üstü örtülmüştü. Başkan’ın otopsi için açılan beyninin kaybolduğu söyleniyordu! Oswald’ın 2 kurşunundan 8 yara izi çıktığı söyleniyordu. Oswald ve onu öldüren Ruby’nin Dallas’taki polis otoriteleriyle ve FBI’yla yakın ilişkileri vardı. FBI Ruby’i birçok görevde kullanmıştı. Ruby konuşmasının engellenmesi için hapiste kendisine kanser yapıcı ilaçlar verildiğini söyledi ve esrarengiz bir şekilde kanserden öldü.
Türkiye’de yayınlanan Hürriyet gazetesinin 6 Şubat 1993 tarihli sayısındaki bir habere göre, “Kennedy’nin ölmeden önce görevden almayı düşündüğü FBI Şefi Hoover, İsrail’in dostları olan Truman, Johnson ve Nixon dönemlerinde son derece popüler bir yöneticiydi. FBI Şefi’nin iki büyük özelliği daha vardı; çok üst dereceli bir masondu ve bir homoseksüeldi. Anthony Summers’ın yazdığı Resmi ve Gizli: J. Edgar Hoover’ın Gizli Yaşamı adlı kitapta Hoover’ın eşcinsel olduğu ve bu gerçeği saptayan mafya babası ve Mossad ajanı Meyer Lansky’nin bunu Hoover’e karşı ölünceye kadar koz olarak kullandığı belirtiliyordu. Hoover’in kadın kılığına girmiş halde cinsel ilişki halindeki fotoğrafları OSS Şefi William Donnovan tarafından Meyer Lansky’ye vermiş ve bu fotoğraflar Meyer Lansky tarafından hayati koz olarak kullanımıştı.”
Kennedy’nin Öldürülme Sebebi Bu Mektubu Olabilir!
İsrail’in, nükleer çalışmalarından dolayı İran’a saldıracağı haberleri üzerine, İsrail’in nükleer çalışmalarının tarihi üzerine bir araştırma yapmaya başlayan Dünya Gündemi Haber Merkezi, -belkide dünya kamuoyunca hiç bilinmeyen- bir belgeye ulaştı. Bu belge, ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy tarafından, öldürülmesinden yaklaşık 5 ay önce dönemin İsrail Başbakanı Levi Eshkol’a yazılmış 3 sayfalık bir mektup... Her sayfasının üstünde ve altında “secret-gizli” ibaresi olan mektup, o dönemin ABD Tel Aviv Büyükelçisi Walworth Barbour tarafından “Başkan Kennedy’den size ulaştırmam istenen mektup zarfın içindedir” ön yazısıyla İsrail Başbakanı Levi Eshkol’a sunulmuş. Mektup üzerinde tarih yok ancak sunum yazısında 5 Temmuz 1963 tarihi görülüyor. Mektubun neredeyse her bir cümlesi, diplomatik bir tehdit içeriyor. Örneğin Başkan Kennedy, Levi Eşkol’ü, İsrail’in nükleer çalışmalarına dair güvenilir bilgi elde edememeleri durumunda “Amerika’nın İsrail’e olan taahhütleri ve İsrail’i desteklemesi ciddi şekilde tehlikeye girebilir” diye uyarıyor.
Kennedy’nin mektubunun tam metni:
gurkan
12-20-2006, 02:06 PM
Sevgili ve Sayın Başbakan:
İsrail Başbakanı olarak yüklenmiş olduğunuz sorumluluklardan dolayı sizi tekrar tekrar tebrik etmekten şahsım adına büyük bir mutluluk duyuyorum. Yeni görevlerinizde dostluğumuz ve en iyi dileklerimiz sizinle birliktedir. Bu görevlerinizden biri nedeniyledir ki, şu an size böyle bir mektup yazıyorum. İsrail’in Dimona’daki nükleer tesisine Amerikan ziyaretlerine ilişkin Başbakan Ben-Gurion ile yaptığım fikir alışverişinden eminim haberdarsınızdır. Başbakan bana daha yeni, 27 Mayıs’ta (bir mektup) yazmıştı. Onun sözleri, çözümü benim hükümetim kadar sizin hükümetiniz için de kolay olmayan bir problem konusunda taşıdığı derin hassasiyeti yansıtıyordu. Önceki Başbakan’ın Dimona’nın sadece barışçıl amaçlara hasredileceğine dair yaptığı güçlü vurguyu ve Dimona’ya düzenli denetimler hususunda İsrail’in izin vermedeki gönüllülüğünü memnuniyetle karşılamıştık. Görevinizi üstlenir üstlenmez sizin sırtınızdaki yükü ağırlaştırmaktan dolayı rahatsızlık duyduğumu dile getirmek isterim, fakat kendimi, bu ziyaretlerin programlanmasını ve içerigine dair Sayın Ben-Gurion’un 27 Mayıs tarihli mektubundan hasıl olan ilave durumları bir an evvel sizinle ele almak zorunda hissettim.
Eminim, uluslararası şartlar gereği bu denetimlerin kısa aralıklarla yapılması ve böylece Dimona projesi üzerindeki tüm kuşkuların ortadan kaldırılması konusundaki görüşlerimize siz de katılacaksınız. Sayın Ben-Gurion ‘a da yazdığım gibi, İsrail’in nükleer sahadaki araştırmalarına dair, hayati önem taşıyan bu konuda doğru ve eksiksiz bilgi elde edemezsek bu durumda hükümetimin Israil’e olan taahhüdü ve Israil’i desteklemesi ciddi şekilde tehlikeye girebilir.
Bu sebeple bilim adamlarımızdan, denetimler için sizce ve bizce önerilen alternatif zaman çizelgelerini gözden geçirmelerini istedim. İsrail’in amaçları, makul kuşkuların ötesinde bir şeffaflığa sahip olmak durumunda ise, inanıyorum ki en iyi zaman çizelgesi bu yaz başı bir ziyaret, bir diğeri 1964 haziranında ve sonrakiler altı aylık aralar ile gerçekleşmek üzere programlanan bir zaman çizelgesi, ortak amacımıza en iyi hizmet edecek olan program olacaktır. Bu takvimin sizin için, Sayın Ben-Gurion’un 27 Mayıs tarihli mektubunda sunduğu programın ayarlanmasından daha fazla bir zorluğa sebep olmayacağından eminim. (Amerikalı) Bilim adamlarımızın Dimona (nükleer) tesislerinin tüm alanlarını ve örneğin yakıt üretim birimleri ya da plütonyum ayrıştırma ünitesi gibi bu komleksle ilgili her hangi bir bölümü incelemeleri ve tam bir inceleme için yeterli zaman verilmesi zorunludur. Ve anladığım kadarıyla, Sayın Ben-Gurion’un mektubu da bu görüşle aynı çizgidedir.
Bu konunun, Israil’in gelecekteki menfaatleri ve ABD için olduğu kadar uluslararası bakımdan da hayati önem taşıdığını takdir ettiğinizi bilerek, üzerinde titizlikle durduğumuz bu ricamızı gönül rızasıyla dikkate alacağınızdan eminim. Içtenlikle...
JOHN F. KENNEDY
(Dünya Gündemi Haber Merkezi - Çeviri: Aslı Uçar, Bora Küçükyılmaz ve M. Hilmi Özev)
gurkan
12-20-2006, 02:11 PM
Sen misin İsrail'i eleştiren!
Konferansları iptal edilen, protestoların hedefi olan Yahudi kökenli tarihçi, bir de 'Yahudi düşmanlığıyla' suçlandı!
21/11/2006 -
ABD’de İsrail’i eleştirerek, “Filistinlilerle İsraillilerin, iki toplumlu, laik bir devlette birleşmelerini” öneren tarihçi Tony Judt “cadı avının” hedefi haline geldi. Judt, 2003 yılında ABD’nin önde gelen dergisi “The New York Review of Books” (NYRB) ve Sunday Times gazetesinde İsrail’i eleştiren bir yazı yazdı. Tarihçi yazısında, Yahudi şeriatıyla yönetilen İsrail’in yerine, “Filistinlilerle birlikte iki toplumlu, laik bir devlet kurulmasını” önerdi.
Yahudi kökenli İngiliz tarihçi Tony Judt böylece, Yahudi lobisinin hedefi haline geldi. Bu yıl içinde de, Harvard Üniversitesi’nden Stephen Walt ve Chicago Üniversitesi’nden John Mearsheimer, ABD’deki İsrail lobisini eleştiren bir deneme yayınladılar. Judt, bu yazıyı desteklediğini açıklayınca, 2003’te yarım kalan “cadı avı” yeniden canlandı.
Judt’un geçen ay New York’taki Polonya Konsolosluğu’nda katılacağı söyleşi, başlamasına bir saat kala iptal edildi. İptalin gerekçesinin, Hakaret Karşıtları Derneği ve Amerikan Yahudi Komitesi adlı kuruluşların başvuruları olduğu belirtildi.
Derneğin Başkanı Abraham Foxman, konsolosluğu kendilerinin aradığını kabul etti ama konuşmasının iptal edilmesini talep etmediklerini savundu.
Polonya Konsolosu Krzysztof Kasprzyk, Yahudi lobisinin baskılarını tarif ederken, “Gelen telefonlar gayet nazikçeydi, bunlar ince bir baskının denemeleri olarak yorumlanabilir” dedi. Judt ise, Polonya’nın Yahudi topluluklarıyla tarihsel bir bağı olması nedeniyle bu konuda çok hassas olduğunu belirtti.
Tony Judt’un New York Katolik Koleji’nde Yahudi soykırımı üzerine vereceği konferans da, soykırımdan kurtulanların da içinde bulunduğu bir Yahudi topluluğu tarafından “basılacağı” endişesiyle iptal edildi.
Akademisyenlerden destek
NYBR’nin geçen haftaki sayısında yayınlanan Judt’a destek yazısına, 100’den fazla tanınmış akademisyen imza attı. Yazıda, “Polonya Konsolosluğu ifade özgürlüğü sağlamakla yükümlü değildir. Fakat ABD’de oyunun kuralları vatandaşları, açık tartışmayı bastırmak yerine teşvik etmeye yükümlü kılar.”
Judt, baskı ve engellemelere cevap olarak, 4 Aralık günü New York’ta “Açık toplumlarda ifade özgürlüğü ve oto-sansür” başlıklı bir konferans verecek. “Kendinden nefret eden bir Yahudi, komplo teorisyeni ve anti-semitist olmakla suçlandım” diyen Judt, absürd olarak nitelediği bu suçlamaların, “İsrail’i eleştirdiklerinde Yahudi olmayanların başlarına neler gelebileceğinin göstergesi” olduğunu söyledi.
Oxford ve New York üniversitelerinde 20 yılı aşkın süredir Avrupa tarihi profesörlüğü yapan Judt’un son kitabı, “Savaş Sonrası: 1945 Sonrası Avrupa Tarihi” (Postwar: A History of Europe since 1945) adını taşıyor.
Kaynak: Evrensel
vBulletin® v3.7.0, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.