PDA

View Full Version : Sahte Kahramanlar...


Han
01-03-2007, 12:59 AM
Sahte Kahramanlar - 1 -



Hürriyet simsarı Namık Kemal

Tekirdağlı Mehmed (sonradan Namık adını alır) küçük yaşta anasını kaybeder, çocukluğu Vali dedesinin yanında geçer, seyisler aşçılar beyzademizi çok şımartırlar. Abdüllatif Paşa sürekli dolaşır, bu yüzden torununa düzenli bir eğitim aldıramaz. Bir Kars’a, bir Sofya’ya gittiği için zavallının arkadaşı olmaz, kovalamaca yakalamaca oynayamaz, aşık atamaz. Konaklardan çıkmaz ki insanımızı tanıya...
Akranları dirsek çürütüp, ter dökerken, o paraşütle zirvelere konar. Henüz sakal tıraşı olmadan “Tercüme odası” gibi cazip bir mevkide işe başlar.
Delikanlı yıllarında takıldığı Encümen-i şuarâ’da Batı hayranı isimlerle (bilhassa Leskofçalı Gâlib) düşer kalkar, halktan iyice kopar. Yaşı 20’ye bile gelmeden köşe sahibi olur, Tasvir-i Efkâr’da bu güngörmüş millete nasihate kalkar. Bir meşrutiyet sakızıdır çiğner durur, Reşid’in cilalı sözlerini kırpar kırpar, yıldız yapar.

Firari şair
Şinâsi, Paris’e kaçınca gazete ona kalır, ancak Namık Kemal dengeleri gözetecek kadar muvazeneli değildir. Geçimsizdir, asabidir, kavgacıdır, fikri zikri muğlaktır. Neyi savunduğu neye sataşacağı belli olmaz, mütefekkirlikten ziyade münekkitlik yapar. Fransız dergilerinden apardıklarını ona buna satar. Evet bu da bir yoldur ama eğitimsiz biri, felsefe, ekonomi ve sosyoloji üzerine yazılan makalelerden ne anlar? Kaldı ki lisanı cılızdır, okuduklarından “olsa olsa methoduna göre” mana çıkarmaya çabalar.
Namık Kemal Fransız romantizminden çok etkilenir, bu muhabbet gözünü kör eder, “illa Avrupa” diye haykırmaya başlar.
Yazılarına bakarsanız onun vatan, millet, hürriyet gibi değerleri savunduğunu sanabilirsiniz ancak Avrupalıya göre millet “bir kan ve kafatası” meselesidir. Osmanlı ise milletten “dini, imanı, ortak tarihi” anlar.
Namık Kemal fikir çilesiyle yoğrulmaz, kendine has bir düşünce koyamaz, sadece “istemezük” der ki, devrimciler umumiyetle bunu yaparlar.
Hırslıdır da... Gözünü yukarılara diker, bu yüzden mason olmaktan kaçınmaz.
O günlerde İtalyan Karbonari teşkilatı gibi örgütlenen Jön Türkler gizli gizli ihtilale hazırlanırlar. Bizimki, Jönlerin yanlışlarında bile hikmet arar, yasa dışı faaliyetlere çanak tutunca hakkında takibat başlar.

Bu mu vatan?
Gazetesi kapatılır ama içeri tıkılmaz. Hatta, paşa dedesinin hatırına Erzurum Vali Muavinliğini sunarlar. Doğrusu sığ, çapsız ve donanımsızdır, devlet tecrübesi bulunmaz. Resmi dairelerin hademeleri bile Namık’ı ceplerinden çıkarır, tersinden okuturlar.
Halbuki bu vazifeyi kabul etse çok adam tanır, çok hadise yaşar, olur ya belki ayakları yere basar. Ama o serüven arar, dudak uçuklatan servetiyle tanınan Mustafa Fâzıl’ın (tescilli bir devlet düşmanıdır) vaadlerine kanar, postu Paris’e atar.
Düşünün vatan vatan diye yırtınan ve adı “Vatan Şairi”ne çıkan bir adam vatanından kaçar.
“Sanat halk içindir” diye tepinen paşazade gider Fransız halkına sanat yapar.
Paris’te Ziyâ Paşa ve ihtilalci terörist Ali Süâvi’yle birlikte Muhbir gazetesini çıkarırlar. Yazdıkları aşırı cümleler Fransız hükümetini dahi rahatsız edince Londra’ya sıvışır, ‘Hürriyet’ çatışı altında Osmanlıya sataşırlar.
1870’te İstanbul’a dönen ahbap çavuşlar İbret Gazetesinde buluşurlar. O dönemi anlamak kabil değildir, devlet düşmanları hassaten ödüllendirilir. Namık da mutasarrıf olarak Gelibolu’ya gönderilir. Burada n’apar, kimin damarına basar, bilmiyoruz ama azledilir. Tekrar İstanbul’a avdet eder İbret’in başına geçer, bu arada piyesler yazar.

Adı sürgün
Duymuşsunuzdur, Güllü Agop’un tiyatrosunda oynanan Vatan Yahut Silistre’nin ardından nümayiş çıkar. Ortalık karışınca Magosa’da mecburi ikâmete yollanır. Kıbrıs’ta 38 ay kalır, müsveddelerine vakit ayırma şansı yakalar.
Namık, Osmanlının nesi varsa karşıdır. Türk Edebiyatından da hoşlanmaz, roman, piyes, biyografi gibi bize has olmayan türlerde kalem oynatır. Lakin şiirde klasikçidir, gençlere hece veznini tavsiye etse de kendisi aruzdan şaşmaz. Divan tarzında yazdığı birkaç güçlü şiirle şöhreti yakalar.
Hüseyin Avni Paşa, Abdülazîz Han’ı katledince tekrar İstanbul’a koşar, Tanzimatçılar onu zafer kazanmış kumandan gibi karşılarlar.
Abdülhamîd Han kavgadan nizadan hoşlanmaz, icabında muhalif isimlere de mevki verir, oyalamaya bakar. Nitekim Namık Kemal’i (Hukuk fakültesinin önünden geçmemesine rağmen) Şurâ-yı devlet (Danıştay) üyesi yapar ve Kânûn-i Esâsî’yi (Anayasayı) hazırlayacak komisyona sokar. Ancak şairimiz bulunduğu makamın ağırlığını kaldıramaz, liseli gençler gibi militanlık yapar. Ulu Hakan onu, beş bin kuruş maaşla (çok iyi para) Midilli Adasına yollar, ardından Mutasarrıf yapar. Ancak şairimiz ada halkını canından bezdirir, şikayet dilekçeleri dosyalara sığmaz. Onu Midilli’den alır Rodos’a oturturlar. Yakışıklı Mutasarrıfımız Rodos ve bilahare Sakız halkını da usandırır, ölür de kurtulurlar.

Asla rücu
Namık Kemal çocuk ruhludur, tez heyecanlanır, kolay kandırılır. Dostluğuna güvenilmez, kimi kime jurnalliyeceği belli olmaz. Düşmanlığından da korkulmaz, zira sıkışınca geri adım atar. Sultanının ufacık bir iltifat ve ihsanı karşısında her şeyi unutur, yakınları onu tanıyamaz olurlar.
Şiirlerinde, devlet hizmetinde çalışanları “insafsız avcının köpeklerine” benzetse de, o kapıdan maaş alır. “Bab-ı hükûmetten izzet ü ikbal ile çekilmeye” yanaşmaz, tabiri caizse tükürdüğünü yalar.
Namık Kemal, son yıllarında şanlı devirlere dönme ihtiyacı duyar. Evrâk-ı Perişan’da Selâhaddin Eyyûbî, Fâtih ve Sultan Selim’den sitayişle söz açar. Tiryâki Hasan Paşayı anlatan Kanije ona keza...
Eğer ciddi bir eğitim alabilse, hedef ve istikamet tutturabilse, bir kahraman olabilir ki, bu millet, o devirde, böylesi bir sese gerçekten ihtiyaç duyar.
Ne yazık ki Namık Kemal’in dillendirdiği haklar, sadece düşmanlara yarar. Batılılar Osmanlı Devletini parçalar, topraklarımız üzerinde onlarca devlet kurarlar.
Türklere yalnız Anadolu kalır.
Hürriyetçiler kına yakarlar.

Hanedan
01-03-2007, 05:41 AM
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor.
Lakin Vatandan ayrılmanın ızdarabı zor.

Namıkkemal


Aslan görünümlü kedicik yanii.

kurshad
01-03-2007, 05:56 AM
Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır
Serhadimize kal'a bizim hâk-i bendedir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda
Can korkusu geçmez ovamızda dağımızda
Her gûşede bir şir yatar toprağımızda
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapusu can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgâda şehdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz


Namik Kemal




Yüksel ki ey Turk yerin bu yer değildir;
Dünyaya gelmek hüner değildir....

gurkan
01-04-2007, 12:45 PM
Avrupa Şark'ı Bilmez
Avrupalıların İslam'a dair malumat alabilmek için bazı dostlarımızın müfteriyâtından başka bir menbaları yoktur.

--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------

Avrupalıların İslam'a dair malumat alabilmek için bazı dostlarımızın müfteriyâtından başka bir menbaları yoktur. Birkaç nev-heves üç-beş kelime Fransızca öğrenmekle adl ü hikmetin zübdetü'l-kemali olan İslâmiyet'i cahilâne ve bî-edebâne istihzâya kıyam etmiş. Ona bakılarak ahkâm-ı diniye oyuncak suretinde tutulmak isteniyor.

20/11/2006 -


Vakıâ içlerinde taharri-i hakikat arzuları avâlim-i ulviyede insan var mıdır yok mudur bilmek için binlerce ashab-ı mütalâayı birçok faraziyât ve istidlalât ile uğraştıracak olan bu kadar ilerlemiş olan bunca ümem-i fâzıla bizim gibi bayağı kirpiklerine bağlanmış denilebilecek derecede karîb olan bir yerin halini görmemek gariptir.


Lâkin vatandaşlarımız bu yolda sakîm sakîm fikirlere düşmesinler. Kabristân-ı fenâda gunûde-i sükûn olan ecdadlarının esâtir-i selef kuvvetleriyle a’mak –ı vicdanlarından

istihrâc-ı hakayıka çalışmakta iken mader-i vatanın kucağına birbirine mülâsık tev’emler gibi yek-vücûd olarak düşmüş oldukları bir milletin mahiyetinden haberdar olmazlarsa ağreb olur.


Biz ise Avrupa’yı bu vukûfsuzluktan mazur tutarız. Çünkü İslam’a dair malumat alabilmek için bazı dostlarımızın müfteriyâtından başka bir menbaları yoktur.


Meselâ bir İngiliz İstanbul’a gelmiş, yangın topu işitmiş. Yanında olan rum tercümanından sebebini sual etmiş. Tercüman Bayezid kulesi’nde olan sepetleri göstermiş, “İşte bak iki âdem asmışlar onun için şenlik ediyorlar.”demiş. Şimdi birçok âhâd içinde kule dara ağacı zan olunuyor. Türkler daima âdem asarlar ve astıkça ilân-ı sürur ederler itikadında bulunuyor.


Bir kıssa–hân bir takım hikâyeler ihtirâ’ etmiş, onun iğfaliyle harem daireleri odaklıklar, kapatmalarla memlû birer mastaba-i sefâhet biliniyor.


İki çapkın bazı neşriyata muvaffak olabilmiş. Onların tesiriyle burada Müslüman olmayanların hayat ve hukuku Rusya veya İngiltere sayesinde mahfûz olunduğuna hükm olunuyor.


Birkaç ikbâl-perest efkâr-ı umumiyeyi âlem-i temeddünün muhabbetinden mahrum etmek için Müslümanlara mutaasıb süsü vermiş, Türk adı anıldıkça ehl-i salib hunharlarına benzer dünyanın altını üstüne getirmeyi arzu eder bir vahşi aşiret tasavvur olunuyor.


Birkaç nev-heves üç-beş kelime Fransızca öğrenmekle adl ü hikmetin zübdetü’l-kemali olan İslâmiyet’i cahilâne ve bî-edebâne istihzâya kıyam etmiş. Ona bakılarak ahkâm-ı diniye oyuncak suretinde tutulmak isteniyor.


Halbuki biz şimdiye kadar Avrupa lisanlarında şarka dair bir mütalâaya şâyân kitap göremedik. Şarkın ahvâlini öğrenmek isteyenler ne vasıta ile vüsûl-i maksada muktedir olsunlar da bu sû-i zehâbları terk etsinler? Ez-cümle Fransızcada kavâid-i siyasiye ve vekâyi’ve ahlâk-ı milliyemize müteallik mevcut olan kitapların en alimânesi d’Ohsson namında bir zatın eseri ve sevâbık ve âdâtmızdan bahseden âsârsın en muhikkânesi mâ’hûd hammer’in tarihidir. Bunlardan hangisi mütalaa olunsa içinde görülecek rivayât-ı cahilânenin kesret ve garâbeti akla hayret getirir.


Mesela d’Ohsson’un iddiasınca İslâm’da halkın hükümete karşı hiçbir gûna hukuku yoktur. Sünniler imamın masumiyetine mu’tekid, Şiiler ihtiyâr-ı ahaliye zâhibdir. Şiilerin muktedâsı imam Ali, Sünnilerin pişvâsı hazreti Ömer’dir. Yine o müellif Fatih’e, birader idamının cezasına dair bir kanun yaptırır, o asrın ulemâsına böyle bir kanunu fetva ile tasdik ettirir. Padişahın ahd ü nizamı hayatıyla kâimdir der. Ulu’l-emr, memurlarının mal ve canına tasarrufta muhtardır itikadında bulunur. Hâsılı kitabı okudukça bahsettiği ,şeriat-ı muhammediye midir, Çin kanunu mudur, nedir anlaşılmaz.


Bu türlü tahkikât ile fıkhın kavvâid-i hakimâne ve ahkâm-ı âdilânesi nasıl vukûf hâsıl edilebilsin.


Hammer, tarihine başlar başlamaz Sultan Osman’a ammisini idam ettirir, Kosova muharebesine bizim taraftan bataryalarla toplar gönderilir. Selimi evvel gibi, köprülü gibi müceddidleri ervâh-ı musallata haline kor. Rahibâne bin nefrin ile yâd eder. Bayezid-i sâni gibi sefih, İbrahim paşa gibi muharibleri melikü’l-hayr şekline getirir, acemâne bin mübalağa ile vasf eyler. Fatih’i, Cengiz’den zalim gösterir. Hain İskender gibi, Hunyat gibi karşısında duran sibâ’-ı vahşete havariyûna yakın hilm u insaf isnad eder. Onun rivayetince biz bir yere gidersek birkaç yüz bin kişi ile gideriz, düşmanlarımız karşısına yalnız on onbeş bin kişi ile gelirler. Hatta İstanbul’da kuvve-i külliyesine karşı duran askeri topu beş bin kişiden ibaret bırakmak ister. Mohaç gazasında Sultan süleyman’ın üç yüz bin kişiye bâliğ olan ordusu mukabelesine yalnız yirmi beş bin Macarlı getirir.


Şarlken’in hücum-ı osmaniyânı işittiği gibi Venedik’ten İspanya’ya firarını ve hatta hiçbir vakit Kanuni ile imtihan-ı ikbal meydanına girememesini maskara maskara ‘adem-i tenezülle tevile kalkışır. Fazıl Ahmet Paşa’nın Rabe suyundan geçirdiği on bin kişilik bir tâli’ayı ircâ’a mecbur olmasını fenn-i harbde yeni devir açabilecek bir melhame-i Kübrâ gibi göstermek ister. Ne vakit galebe edersek araya daima nâgehâni bir kaza karıştırır. Ne vakit mağlup olursak düşmana daima fevkalâde bir celâdet verir. Hıristiyanlar hakkında gerek kıbel-i şeriattan, gerek divan-ı devletten ne hükm sâdır olsa taassuba haml eder. Ne muamele vukû’ bulsa mezhep muhalefetine isnad eyler. Kara Mustafa paşa tarafından o vakit muamelât-ı hariciyesinde bihakkın ilân edilen Viyana seferine nakz-ı ahd namı verir. Yine o seferde Lehistan kralının nâ-kesâne ihtiyâr ettiği ahd-şikenliği gaza tabiriyle vasf eyler. Namazın tarifine kalkışır ; “tulü’ ve zevâl ve gurub dakikalarında salâta ibtidânın caiz olmaması İslam itikadınca o zamanlarda güneşi şeytanın tutuğundandır.”yollu hezeyanlar söyler. Arabiden Türkiden ibareler tercüme etmek ister. Küşâyiş-i derun mânasına olan ferec kelimesini râ’nın sükunuyla [fecr] okur. Tabirât-ı tahkiriyeden gidi kelimesini ma’hud hayvan mânasına kedi kıyas eyler.


Bu türlü malumat ile il Osmanlıların azamet-i şan ve mekarim –i ahlâkı nasıl öğrenilebilsin? Elsine-i şarkıyenin bir Avrupalıya hemen hiç fâidesi yok iken içlerinden birazı onları da tahsil ediyorlar da Araplar için yeni yolda sarf ve nahivler ve Türkler için yeni yolda lügatlar yapıyorlar. Bunlar mükemmel değil lakin hiç olmazsa ebnâ-yı vatandan mükemmel bir eser yapmak isteyenlerin husul-i maksadına hâdim olabilir.


Elsine-i garbiye bizim için katiyyü’l-vücûb haline girmiş iken hiçbirimiz selim-i sâlis zamanındaki seyyid Mustafa kadar olup da yazdığımızı okutacak kadar bir lisan tahsil edemiyoruz.


Ahvalimizin âyinesi eteryaların yazdığı kitaplardan ibaret kaldıkça Avrupa’ya ne kadar zülmâni görünsek çok sayılmaz.


Bizde her ne vakit Rusyalılar, Lehliler, Rumlar filan gibi başka lisanlarda uğradığımız isnadâtı yine o lisan halkına ifhâm edebilecek surette redde muktedir olursa Avrupa’da

efkâr-ı umumiye pek çabuk şarkı öğrenir, pek çabuk halkımızı teslim eder.


Bununla beraber Avrupa’da şarkın tamamıyla bilinememesi bizce o kadar hatarlı değildir. Çünkü istikbalimizin ehemmiyeti lâyıkıyla anlaşılmış ve ahde vefamız tamamıyla meydana çıkmıştır.


Fakat yine tekrar ederiz; vatandaşlarımız, bizde olmayan halleri bize isnad edip de imtizâc-ı menafimize çalışmakta tereddüt göstermesinler çünkü bizden ziyade kendilerinin hayatı, bekası ona muhtaçtır.


Dikkat etsinler ki dünyada azasının her biri bir lisan söyler bir devlet var mıdır? Nerede bu kadar mezhep taaruzdan beri kalmış? Nerede bu kadar cinsiyet beka bulmuş? Lehlilerin hali düşünülür, Macaristan’da kalan Ermenilerden hiçbir isr kalmadığına bakılırsa burada her kavim necâtı Devlet-i Alliyye’nin istiklâline mütevakkıf olduğu anlaşılır.


Biz şimdiye kadar edyân-ı sâire ashabını zimmetimize aldık. Her ahdimize vefa gösterdik. Asayişimizden dur olduk, milyonlarla canlar, mallar feda eyledik. Onların asayişini idâme ve mal u canını vikâye eyledik. Onlar tarafından da ahde vefa bekleriz. Vatan-ı umumi[nin] ağrâz-ı nefsâniyeden mukaddes tutulmasını arzu ederiz.


Bazı fıkralarda bu temayülün husulünü memnuniyetle görüyoruz. Ümmid ederiz ki bu temayül yakında cümlesine yayılır. Efkâr-ı saib ziyaya benzer, bir mülkün bir cihetinde zuhur edince sair taraflarında yine az zaman içinde yayılmak tabiidir.



Bu makale Dergâh Yayılarınca Namık Kemal'in makalelerinin derlendiği "Osmanlı Modermleşmesinin Meseleleri" adlı kitaptan alıntılanmıştır.


Namık Kemal

Han
02-28-2007, 12:32 AM
Sahte Kahramanlar -2-

Ayrılıkçı doktor A. Djevdet

Diyâr-ı Bekr Birinci Tabur Kâtibi Ömer Vasfı Efendi dindar bir insandır, oğluna Abdullah ismini koyar. Abdullah ilk tahsilini Arapkir ve Hozat’ta yapar. Ma’mûret-ül-Azîz’de (Elazığ) Askerî rüşdiyeyi, İstanbul Kuleli’de de idâdîyi bitirir ve Mekteb-i tıbbiyenin kapısını çalar.
O güne kadar gönlü din, devlet, vatan aşkıyla atan delikanlı fakültede materyalist anafora kapılır ve bocalamaya başlar. Auguste Comte, Pozitivizm cereyanı derken dini tamamen terk eder “bilim, bilim... İlle de bilim” diye sayıklar.
İlerleyen yıllarda özünden sıyrılır, kimliğinden utanır, Avrupalılara karşı hudutsuz bir hayranlık duyar. İbrahim Temo, İshak Sükûtî, Mehmed Reşîd ve Hikmet Emin ile bir araya gelir, ittihâd-i Osmânî Cemiyetini (İttihâd ve Terakki’nin çekirdeği) kurarlar.
A. Cevdet, Namık Kemal, Recaizade ve Halit Ziya’nın çok tesirinde kalır, o hevesle eline kalem alır. Abdülhak Hamid’in tavsiyesine uyarak şiirlerini kitaplaştırır ve matbuat âlemine adım atar.
Bilirsiniz yüzey arttıkça derinlik azalır ama o yazar da yazar, değişik mevzularda 70 küsur kitaba imza atar. İlk yıllarda müstear isimler kullanır, tepki alacağını bildiği için siperlenme ihtiyacı duyar.

Erbâb-ı fesâd
Yıkıcı ve bölücü faaliyetleri yüzünden defalarca göz altına alınan A. Cevdet, iyi kötü tahsilini tamamlar (1894) ve Haydarpaşa Hastanesinde Göz Mütehassısı Diran Acemyan’ın emrinde işe başlar.
Bir ara geçici vazifeyle yollandığı Diyârbekir’de İttihâd-i Osmânî’yi teşkilatlandırır, hemşehrisi Mehmed Ziya’yı da (Z. Gökalp) peşine takar.
Mehmed Ziya’nın babası saf temiz bir mümindir, “gâvur olmasın” diye oğlunu batılı filozofların kitaplarından uzak tutar. A. Cevdet ise aksine çocuğu felsefeye boğar. Delikanlının dünyası karışır, ayan beyan bocalamaya başlar. Öyle bunalır, öylesine açmazlar yaşar ki, tutar kafasına mermi sıkar.
İşte burada A. Cevdet’in hekimliği işe yarar, Rus yardımcısıyla birlikte mermiyi çıkarır, yerinde bir müdahele yapar. Ziya Gökalp bu yarayı hayatı boyunca taşır ve daima hatırlar.

Jin Kürtler
Mâlum ümmetçiliği ile tanınan bir sistemde kimsenin milliyeti araştırılmaz. A.Cevdet’in Kürt olması da kimsenin umurunda değildir ama ırkçılık yapmasa!.. Lâkin o aynen Wilson’un ağzıyla konuşur “ekseriyetini Kürtlerin teşkil ettiği vilâyetlerin Kürdistanlığından” söz açar. Nitekim Kürtçe “Jin” gazetesi ile bilerek isteyerek ayrılıkçılık yapar. Roji Kurd Dergisi’nde Kürtleri teşkilatlanmaya çağırır ve Latin Alfabesi kullanmalarını arzular. Anadolu’nun karıştığı yıllarda da tavrını “Ermenilerden yana” koyar.
Devlet aleyhinde yürüttüğü bu faaliyetlerden dolayı onu “Erbâb-ı fesâd”dan sayar, otuz üç sakıncalıyla birlikte Trablusgarb’a yollarlar. Ama uslanmaz, aksine gittiği yerde İttihâd ve Terakkî’yi örgütlemeye bakar. Ahmed Rızâ ve Mizancı Murâd’ın neşrettikleri; Mizan ile Mechveret Supplement Français’e “Bir Kürt” mahlasıyla makaleler yazar.

Fizan’a!..
Bundan ötürü Fîzan’a sürülürse de Tunus üzerinden Paris’e kaçar. Gider Jön Türklere katılır. 1897’de Cenevre’ye yerleşir İT. merkez komitesinde yer alır. “Bir Kürt” mahlâsı ile Mısır merkezli Kânûn-i esâsî ve Romanya menşeli Sadâ-yı Millet’e, bilahare Cenevre ve Londra’da yayınlanan “Kürdistan” dergisine demir atar.
Nedendir bilinmez o yıllarda Avrupa’daki firariler üçer beşer öbeklenir hemen bir gazete çıkarırlar. İyi de bunca gazeteyi kim alır, kim satar? Hiiiç önemli değildir, batılılar sponsor olur, masraflarını ziyadesiyle karşılarlar.
Dr. A. Cevdet, sırf kafa karıştırmak için müsteşrik Dozy’nin “Essai Sur L’histoire de L’islâmisme”ını tercüme eder. Server-i Kâinat hakkında ‘ekazib ve müfteriyat’ (akıl almaz yalan ve iftiralar) ile dolu kitabı yayar. Hal böyle olunca adı “Adüvvullah Cevdet”e (Allah düşmanına) çıkar. Heyet-i Vekile kitabın neşr ü füruhtunu (basılması ve satılmasını) yasaklar.

Cami duvarına...

A. Cevdet’in ardında nasıl bir güç varsa beyimizin tâyini Viyana Sefaret Tabibliğine çıkar (1899). Paradan yana derdi yoktur, düşünün, lütfedip maaşını bile almaz. Zarfı açmadan İttihâd ve Terakkî’ye bağışlar. 1903 yılında tekrar Cenevre’ye gider, mükemmel bir matbaa kurar, İjctihâd mecmuasını neşre başlar.
Bir ara Batılı yazarlara sütun açıp sorar: “Sizce Osmanlı ne yapmalı?”
İçlerinden biri akıl verir, “Fermer le Coran, Ouvrir les femmes!” (Kur’an’ı kapatın. Kadınları açın!)
A. Cevdet henüz Kur’an-ı kerime dil uzatacak kadar “cesur” değildir! Altına yorumunu iliştirir: “Kadınları da açalım Kur’an’ı da...”
Halbuki Kur’an’a uyan kapanır, emr-i ilahi açıktır zira.
İşte burada “Dinde Reform” kelimesine sığınır, Abduhvari manevralar yapar...

Demir Kağan
02-28-2007, 03:14 AM
İttihad ve Terakki içinde Kürtçü ve bölücü bir Kürt öyle mi?

Ziya Gökalp'i de bu yetiştirmiş demek?

Peki bu adam nasıl Türkçü oldu?

Hepsini geçiyorum, belgeler nerede?

Karayılan
02-28-2007, 08:03 AM
Baska kimler var?

Sizin topunuzu toplasak bir Namık Kemal eder misiniz acaba?

Han
03-01-2007, 12:37 AM
Batıcı bölücü A. Cevdet

A. Cevdet, uslanmaz bir muhaliftir, Padişah (Abdülhamîd Han) ve hükümet erkânı hakkında yakışıksız ifâdeler kullanmaktan kaçınmaz. “Bir Rüya” adlı kitabı İsviçrelileri bile rahatsız eder, kapının önüne koyarlar. O da pılısını pırtısını toplar, Mısır’a kaçar, artık açıktan açığa bölücücülük yapar. Mesela Erzurum ayaklanmasında halkı isyana çağıran bildiriler hazırlar, akranları sükunet çağrısında bulunurken o yangına körükle koşar. Kavgacıdır, hırslıdır, kırıcıdır, nitekim İttihad ve Terakkî mensuplarıyla da didişir ve köprüleri atar. Fikri oturmamıştır, daldan dala konar, bu gün ak dediğine yarın kara der, bir ara tutar Adem-i Merkeziyetçilerin sözcülüğünü yapar.
Abdülhamîd Han tahttan indirilince İstanbul’a döner, Cağaloğlu’nda bir apartman alır, adını “İdjdihâd evi” koyar. 1. Cihan Harbinin sonunda İttihâdçılar iktidardan düşer, o da gider kapağı Osmanlı Demokrat Fırkası’na atar (1910). Derken Kürt Teâlî Cemiyeti’ne katılır ve Vilâyât-ı Sitte’nin (6 şehrin) muhtariyeti için çalışmaya başlar. Anadolu üzerinde emeli olan sömürgeciler onu ve şakirtlerini ustalıkla kullanır, bir mânâda PKK’ya maya çalarlar.

İngiliz muhibi
İctihâd mecmuası, din aleyhinde yayınladığı yazılar yüzünden defaatle kapatılır. A. Cevdet, tekrar İsviçre’ye gidip, muhaliflere katılmak isterse de, İsviçre hükümeti içeri sokmaz. O da düne kadar sövüp saydığı İttihâdcılara yanaşır, bir nevi sığınma ihtiyacı duyar.
Bakın A. Cevdet’in içindeki dışındadır, diğer batı yanlıları kırk kılığa girip kıvırırken o maske takmaz. Mesela Çanakkale’de Türk tarafını değil, İngiliz tarafını tutar. Hatta “medeniyet kapımıza kadar geldi, biz geri teptik” tarzında abuk yorumlar yazar. Tepki alacağını bilmesine rağmen şühedanın kanına bıçak çalar.
Nitekim “İngiliz Muhibleri Cemiyetini” kurmasına kimse şaşırmaz. Zikrolunan cemiyetin nizâmnâmesini bizzat hazırlar, sömürgecilere çanak tutar. Kürdistan Teâlî Cemiyetinin faaliyetlerini de Londra’nın gösterdiği istikamete kanalize etmeye çalışır. Nasıl yani diye soranlar için yazalım: Kürdlerin Latin alfabesi kullanmaları için büyük çaba sarf eder İkdam’da Anglosakson eğitiminin yararlarını (!) sıralar.
Her ne kadar Cevdet “iyilik hoşluk tazelik” mânâsına gelirse de yüzü çiçek bozuğudur, öyle ki tenhada görenin dudakları uçuklar. Ama dönüp de sıfatına bakmaz, (nefretinden olacak) tutar “Türklerin çirkinliğine” takar. Hatta “nesli ıslâh için Avrupa’dan (Macaristan ve İtalya’dan) damızlık erkek getirmeli” diye akıl satar.
O günlerde Darwin’le düşüp kalkan çağdaş (!) ırkçılar “öjeni”yi (genlerin tercihli çiftleşme yoluyla tekamül ettirilmesini) savunurlar. Bu evrimci teori gerçekleşemese de bizim nesil Nataşaların elinden kurtulamaz. Ama ne cildimiz ağarır, ne boyumuz uzar, zührevi hastalıklar “tavan” yapar.
A. Cevdet, Batı’nın yekpare bir üstünlük olduğuna inanır, öyle ki “artılarını alırken menfiliklere de katlanmalı” diyecek kadar.
1905’te çıkan bir yazısında şöyle der: “Medeniyet-i hazıra bir seyl-i huruşandır (çoşkun seldir) ki mecrasını Avrupa kıt’asında açmıştır, önüne gelen her mevaniyi (manileri) ba kemâl-i şiddet zir u zeber (alt üst) eder!” Ondan etkilenen devrimciler “Millet vazıhan (açıkça) bilmelidir! Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona bigâne olanları yakar ve mahveder!” cümlesini sık kullanırlar.

Dostları ihbar
Zekeriye Sertel anlatır: İşgal günlerinde beş-on arkadaş bizim evde toplanmış, İngilizlere karşı neler yapabiliriz diye konuşuyorduk. Aramızda Köprülü Fuat, Hasan Âli Yücel ve Ahmet Ferit Tek vardı. O yıllarda Cağaloğlu’nda Abdullah Cevdet’in kiracısıydım. Hakkında menfi şeyler işitmiş olmama rağmen yine de saygılı davranıyordum. Abdullah Cevdet ateist idi. Halk arasında dinin nüfuzunu kırmak için çalışırdı. Latin harflerinin kullanılmasından yanaydı. İnandıkları için savaşırdı, kaldı ki aramızda iyi komşuluk ilişkileri vardı.
Onun kızıyla benim kızım arkadaştı, birlikte oynarlardı. Bir gün çocuğunu aramak bahanesi ile ansızın kapımızı açtı. O anda hararetli hararetli işgalcilere karşı nasıl mücadele etmemiz gerektiğini tartışıyorduk.
Ondan zarar geleceğini sanmıyordum ama 24 saat içinde İngiliz polisi hepimizi topladı. “Gizli örgüt kurmaktan” Bekirağa Bölüğüne atıldık. Belli ki, Mütareke’de İngiltere’nin ajanlığını kabul etmek alçaklığına düşen ve İngilizler tarafından himaye edilen Abdullah Cevdet, efendilerine yaranmak için muhbirlik yapmıştı.
Neyse yattık çıktık, bir gün ona rastladım bir şey olmamış gibi sırıttı.
“Yaptığın alçaklıktan utanmadın mı?” deyip yüzüne tükürdüm ama onda utanacak surat ne arardı? Süleyman Nazif’in dediği gibi “sanki hayâ yüzünden tırnakla kazınmıştı.”
Hanımı Sabiha Sertel ise o günleri “Abdullah Cevdet, evinde oturmamıza katiyetle izin vermedi” diye anlatır, “kocam tutuklanmıştı, otele gidecek paramız yoktu, çoluk çocuk ortada kaldık. Ne eder, n’apardım? Kimin kapısını çalardım? Çaresizlik içindeyken Ömer Seyfeddin geldi ‘Cancağızım, hiç üzülmeyiniz. Kalamış’taki evime yerleşiniz. Ben Ali Canip’in evine geçerim’ dedi. Nasıl ferahladım anlatamam...”

Demir Kağan
03-01-2007, 03:17 AM
İttihadçılar'a ölüüüm!!

yavuz
03-03-2007, 10:21 AM
Sizin topunuzu toplasak bir Namık Kemal eder misiniz acaba?

Saygı-sevgi çerçevesi bu ileti için kırılıvermiş demekki... Nerede adaletin Demir Bey?

-ki bu arkadaşımızın içerisinde "topunuz" kelimesi geçen daha nice iletilerini okumuşum gibi geliyor bana...

Demir Kağan
03-03-2007, 10:22 AM
Topunuz'un Türkçe'de hepiniz anlamında kullanıldığını öğrenmek ister misin?

Ayrıca, bir ileti sizi rahatsız ediyorsa veya kural dışı olduğunu düşünüyorsanız eğer, lütfen rapor ediniz.

Karayılan
03-03-2007, 10:27 AM
Soyledik arkadasim evet.
Vatan yahut Silistre demisti Namik Kemal... Olumune vatan ulan!!!

O iletiye de uyari ver Demir kardes adamin gonlu hos olsun...

yavuz
03-03-2007, 10:28 AM
Topunuz'un Türkçe'de hepiniz anlamında kullanıldığını öğrenmek ister misin?

Ayrıca, bir ileti sizi rahatsız ediyorsa veya kural dışı olduğunu düşünüyorsanız eğer, lütfen rapor ediniz.

O öküzün trene bakma olayı var ya... O da Türkçe'mizin güzel deyimlerindendir... Ondan sonra; itlaf ve iflah kelimeleri Türkçe değillerdi de, ondan mı rahatsız oldunuz?

Demir Kağan
03-03-2007, 10:31 AM
Şikâyetçi misin benden değerli kardeşim?

http://forum.arbuz.com/forumdisplay.php?f=32 bölümünde hakkımda şikâyette bulunabilirsin.

Hatta, sen Türkçe yaz, ben İngilizce'ye çevireyim. Ben bu derece eminim kendimden. İkinci uyarıyı vermemek için tolere edeyim dedim özür dilersen, ancak sen yine devam ettin saygısızlığa. MSN'e geldin, bu sefer de bana saygısızlık yaptın.

yavuz
03-03-2007, 10:34 AM
Şikâyetçi misin benden değerli kardeşim?

http://forum.arbuz.com/forumdisplay.php?f=32 bölümünde hakkımda şikâyette bulunabilirsin.

Hatta, sen Türkçe yaz, ben İngilizce'ye çevireyim. Ben bu derece eminim kendimden. İkinci uyarıyı vermemek için tolere edeyim dedim özür dilersen, ancak sen yine devam ettin saygısızlığa. MSN'e geldin, bu sefer de bana saygısızlık yaptın.

MSN'deki saygısızlığım "bana maval okuma" dememse, "maval okumak" da Türkçe... Onun dışında konuya aydınlık getir, sana küfür etmişim gibi yansıtma!

Demir Kağan
03-03-2007, 10:38 AM
Bu forumda kimseye "öküz" diyemezsin.

Bu forumda kimseye "seni öldürmek gerek", "seni itlaf etmek gerek", "itlaf edilmelisin", "itlaf edilsen ... olmaz" vs. de diyemezsin.

Kelimelerin Türkçe olup olmadığı beni ilgilendirmiyor.

yavuz
03-03-2007, 10:43 AM
Bu forumda kimseye "öküz" diyemezsin.

Bu forumda kimseye "seni öldürmek gerek", "seni itlaf etmek gerek", "itlaf edilmelisin", "itlaf edilsen ... olmaz" vs. de diyemezsin.

Kelimelerin Türkçe olup olmadığı beni ilgilendirmiyor.

"Topunuz" hakaret değil de "itlaf etmek" hakaret demek! İlginç... :rolleyes:

Demir Kağan
03-03-2007, 10:44 AM
Hayvanlar itlaf edilir yavuz!

Lâfının nereye gideceğine iyi dikkat et!

yavuz
03-03-2007, 10:54 AM
Hayvanlar itlaf edilir yavuz!

İyi ya adam "bozkurt bozkurt" deyip duruyordu... Yoksa "bozkurt"un ne olduğunu mu bilmiyordu?

(Evet, hakikaten bilmiyordu... "Ha" deyince bozkurt olmak zor iş!)

Demir Kağan
03-03-2007, 10:55 AM
Hâlâ terbiyesizliğe devam ediyorsun.

yavuz
03-03-2007, 10:57 AM
Hâlâ terbiyesizliğe devam ediyorsun.

Devam ediyorum, evet, ama bu terbiyesizlik değil...

Sen, "Forumun Gidişatı vs." başlığındaki iletime cevap verene kadar da devam edeceğim!

Karayılan
03-03-2007, 10:57 AM
"topunuz" "alayiniz" "hepiniz" bunlar anlamdas sozcukler. Hakaret mi iceriyor simdi bunlar?

yavuz
03-03-2007, 11:02 AM
"topunuz" "alayiniz" "hepiniz" bunlar anlamdas sozcukler. Hakaret mi iceriyor simdi bunlar?

Şu bir forum kuralıdır:
"3. Açılan konu başlıklarının konu içeriğini yansıttığına dikkat edilecek. Tahrik edici ve yanlış anlaşılmalara yol açabilecek başlıklardan kaçınılacak."

...ve günümüz Türkiye'sinde ve Türkçe'sinde de "topunuz, alayınız" kelimeleri karşıdakini tahrik etmeye yöneliktir...

Karayılan
03-03-2007, 11:04 AM
Ne diyem ne soyluyem ben bunlara... Biraz us olacak!!! Boynunun ustunde kafa tasimakla olmuyormus.

yavuz
03-03-2007, 11:10 AM
Ne diyem ne soyluyem ben bunlara... Biraz us olacak!!! Boynunun ustunde kafa tasimakla olmuyormus.

Akıl oyunları bunlar... Anlamaya başladığına sevindim!

nurhak
03-03-2007, 11:21 AM
depişmeyin bakiiimmm....:x :x :x

Han
03-07-2007, 02:57 AM
Yalnız yazar Dr. A. Cevdet

Abdullah Cevdet tebâbetten ziyade siyasetle uğraştığı için hekimlikte mesafe alamaz. Buna rağmen İttihatçılar onu “Sıhhat ve İçtima-ı Muavenat Umum Müdürü” yaparlar. Koltuğa oturunca ilk işi genelevlere yeşil ışık yakmak olur, fahişelere vesika pazarlar. Rüşvet, yolsuzluk söylentileri ayyuka çıkınca görevden alınır. Ama işgalcilerin (İngilizlerin) baskısıyla makâmına dönmekte zorlanmaz.
Bu arada “Din-i Mübin-i Muhammediye’ye tecavüzden” iki sene hapse mahkum olur, İjcdihat kapatılır. Lâkin arkası kuvvetlidir, derhal “İştihat”, “İşhad”, “Cehd” dergilerini çıkarır, saldırılarının dozu artar. Yetmez gibi İkdam ve Hak gazetelerinde başyazarlık yapar. Masonlar tarafından korunup kollandığı için işleri tıkırındadır, kimse onun nasırına basamaz.

İnilir çıkılmaz

Süleyman Nazif bir gün Bab-ı âli yokuşunda arkadaşına rastlar. Sorar: “Nereye?”
- Abdullah Cevdet’e çıkıyordum.
-Abdullah Cevdet’e çıkılmaz, inilir!..
***
Bir gün Bab-ı âli taifesinden biri Cevdet için, “meteliğe kurşun atar” demesin mi? Süleyman Nazif yapıştırır: “Ne kurşunu, göbek atar, göbek!”

Sîreti suretinde
Süleyman Nazif’e takılırlar: Hemşehrin (A. Cevdet) dinsizliği ile övünüyor ne dersin?
-Demek ki din çok iyi bir şey! O savunmadığına göre.
-Yani şu Abdullah Cevdet’in hiç tutulur yanı yok mu?
-Hakkını yemeyelim dobra adamdır, sîretini sûretinde taşır. (A.Cevdet’in yüzü korkunç, cildi perişandır.)

Anlatım özürlü

Bir ara Abdullah Cevdet, Şekspir’in eserlerini çevirmeye başlar. Ancak tercümeler son derece başarısızdır, metinlerin âdeta kafasını gözünü yarar. Olacak bu ya bir gün Süleyman Nazif’e içini açar.
-Biliyor musun Nazif, şu tercüme işini bitiremeden öleceğim diye korkuyorum.
-Valla sen ölmezsen Şekspir ölecek. Aferin yani, ediplerin “ölümsüz” dedikleri eserleri bile katlettin. “Ölümlü” olabileceklerini gösterdin!
Aynı şekilde Weber, Hayyam ve Gustave Le Bon da A.Cevdet’in beceriksiz kaleminden kurtulamaz.

Mürettip hatası

Bir keresinde de A.Cevdet, Süleyman Nazif’e, mürettip hatalarından dert yanar. “Olacak iş mi yani” der, “ben ‘vatanın öksüzüyüm’ yazmışım, o dizmiş ‘vatanın öküzüyüm!’
-Doğru dizmiş, aferin ona!

***
Süleyman Nazif’e bir türlü dikiş tutturamayan A.Cevdet bir gün çok bunalır “kıymetimi bil” der, “senin mezarına gelecek tek ziyaretçi benim.”
-İyi, iyi, yatıya da beklerim.
A.Cevdet, İçtihad dergisinin 1 Mart 1922 sayısında İslâm’a açıkça hakaret eder ve Bahâî misyonerliğine kalkar. Bu zırvaları yüzünden iki yıla mahkûm olursa da dava temyizce bozulur. Namık Kemal’in “eşerr-i mevcudât” (kötü yaratıklar) diye adlandırdığı Bahailer’de ne bulur bilmiyoruz. Kaldı ki Bahailik mezhep ya da tarikat değil İran’a mahsus siyasî bir akımdır.
A.Cevdet, Cumhuriyetin ilk yıllarında El Aziz meb’ûsu olabilmek için (1924) ne gerekiyorsa onu yapar. Bir ara “Enbiyâ’ya ta’n fezâhat-ı lisâniyye”den suçlanırsa da 30 Aralık 1926’da peygamberlere sövmek suç olmaktan çıkarılır, hapse tıkılmaktan yırtar.

İbretli akıbet

A.Cevdet, kıskanç, hilebaz ve ihbarcıdır, zararından kimse emin olamaz. Dostum dedikleri bile ihtiyatla yaklaşır, mesafe koyarlar. Ömrünün son günlerinde yapayalnız kalır, kapısını çalan olmaz. 29 Kasım 1932’de ölür, hiçbir imam cenaze namazını kıldırmaya yanaşmaz. Belediye alıp götürür, defnini ameleler yapar.
A.Cevdet, tevile filan sığınmaz, aşikare işgalcilerle çalışır ve göstere göstere bölücülük yapar. Gelgelelim ortalığa ulusalcıyım diye çıkanlar, hani her cümlelerinde “ulus devletten üniter yapıdan bahs açanlar” ona toz kondurmazlar. Unutulasıca adını caddelere sokaklara koyar kahramanlaştırmaya çalışırlar.

> Ne dediler?

Abdullah Cevdet zayıf iradeli idi. Küçük hesaplar yapar, fırsatlardan istifade etmeye kalkardı. Mütarekede, İttihatçıların düşmesi ona ileri çıkmak, parlamak imkânı verdi. Dostları hayretler içinde, düşmanları sevinerek ‘Kürt Yükselme Cemiyeti”nin içinde gördüler. Dinsiz telakkilerini ilan ve müdafaa etmesine rağmen onu tutan son çevre de elini bırakıverdi. En seviyesiz cinsinden bir siyasi hayatın içine yuvarlandı gitti.
Mütarekenin ve Türk tarihinde ‘meşum’ (tehlikeli, musibet) sıfatıyla yer almış insanlarının peşinden ayrılmadı. Anadolu’nun zaferinden sonra, İtilafçılarla beraber memleketten kaçmayı düşündü ise de göze alamadı. İstanbul’da kalışı onu Yüzellilikler arasına girmekten kurtardı. Birkaç zaman hemen hemen hiç kimseye gözükmeden matbaasının karanlık köşelerinde yaşadı.” Samet Ağaoğlu
***
O günlerde Türklükten kaçan kaçana idi. Şivesi şivemizden, kafası kafamızdan nice tanıdıklarımız birden bire Kürt olduklarını anlamışlardı. ‘İçtihat’çı Abdullah Cevdet’in yazı yazdığı gündelik gazetenin adı ‘Jin’ idi. Bunun Kürtçe ‘Hayat’ demek olduğunu öğrenmiştik...
Falih Rıfkı Atay
***
“Büyük kusurlarından biri de pintiliğiydi. Eşref, onun hasisliğini sadeleştirerek yazdığım şu iki mısrayla hicvetmiştir.
‘Bir sinek konsa eğer tiksinerek pisliğine
Hakkımı eklediyor der de koşar mahkemeye!’ Yusuf Ziya Ortaç

erk
03-07-2007, 05:00 AM
han sen bu yazilari nereden aliyorsun onu soylede sana kim oldugunu soyliyeyim. bir siteden alinti yapmak kolay. bu arada sen Turkiye Turku degilsin degilmi ?

bozoklu
03-08-2007, 04:34 PM
Buraya yazmadan edemeyeceğim...

Bunlar Necip Fazıl'ın "Sahte Kahramanlar" isimli kitabındaki zırvalardır. Türkiye'de İslamcı kesim milliyetçi büyüklere saldırırken hep bu kitaba referans yapar. Bir edebiyatsever olarak daima Necip Fazıl'ı büyük şair olarak görmüşümdür. Özellikle "Kaldırımlar", modern Türk şiirinin en güzel on örneğinden biridir. Bunun yanında en güzel Milli Mücadele şiirini (Sakarya Türküsü) yazan şairin vatanseverliğinden de asla şüphe etmem. Fakat siyasi görüşleri, sonradan hidayete eren herkeste görülebileceği gibi bozuktur. Bu kitabı da iftiralarla doludur. Türkiye'ye çok zararı olmuştur.

Bugün Türkiye'de herhangi bir milliyetçi (Türkçü,ülkücü,kemalist,ırkçı vs.) içindeki bu milli hassasiyeti en başta Namık Kemal'e borçludur. Tüm milli görüşlerin kaynağı odur. İlktir. İlk defa bir adam aşkı, kadını, şarabı bir kenara bırakıp "vatan" hakkında şiir yazmıştır. Bu yüzden "vatan şairi" denir. Sürgünde bile insanlara vatanseverlik aşılamak için çalışmaya devam etmiş, arkasından gelen Türkçülerin önünü açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran nesil, Namık Kemal'in yetiştirdiği bir nesildir. (Yeri gelmişken; Namık Kemal'in kavgalı olduğu Abdülhamid Han'ın, Jön Türkler arasındaki tek namuslu adamın Namık Kemal olduğunu söylediği rivayet edilir. Namık Kemal'i savunuyor diye Abdülhamid'i yeriyor değilim;büyük devlet adamıdır. Fakat dönemim şartları bunları birbirine düşürmüştür. Jön Türkler'i ise tamamen aklıyor değilim. Birçoğu Batılılar'ın maşası olmuştu. Ama Namık Kemal başka! O büyük vatanperverdi. Mekanı cennet olsun...)

Ziya Gökalp'e de sayısız iftira atılmıştır. Ziya Gökalp ki Atatürk'ün fikir hocası, imparatorluk döneminde hep hayalini kuruduğumuz ve çok şükür bugün sahip olduğumuz milli devletin ideolojik altyapısını hazırlayan adamdır. Bize başımız dik "Türküm" demeyi öğreten kişidir. Kürt değildir, öz Türkmendir. Necip Fazıl'ın gayrımüslim bir kadından rivayet ettiği gibi Allah'a küfrettiği falan yoktur. Allah'ı yücelten şiirlerine bakılabilir. Ama Necip Fazıl'ın zoruna giden Türkçü olmasıdır. Bunun için her yönden karalamıştır.

Abdullah Cevdet'e gelince... Batıcıdır. Siyasi görüşlerini savunacak değilim. Ateist olup İslamiyet'e düşman olduğu da bilinir. Fakat, "yiğidi öldür hakkını ver" demişler. Çıkardığı "İçtihad" dergisi alanında ilktir. Ve Türkiye'nin modernleşme sürecine çok büyük katkısı olmuştur. Tercümeler yoluyla ilk kez Türk aydınlarının Batı medeniyetinin kaynakları ile doğrudan yüzleşmesini sağlamıştır. O zamana kadar Avrupa hakkındaki görüşlerimiz Ziya Paşa'nın "Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm\Dolaştım mülk-ü İslamı bütün viraneler gördüm." bendindeki gibi sığdı. Bu dergiyle derinleşmeye, aydınlanmaya başladık.

Karayılan
03-08-2007, 04:38 PM
Bazen akli basinda adamlar da geliyor buraya...

Demir Kağan
03-09-2007, 04:36 AM
Bozoklu, güzel bir kardeşimizdir, hoşgeldin tekrar. :)

yavuz
03-10-2007, 07:06 AM
Necip Fazıl'a bile dil uzatacak kadar terbiyesizleşmişiz demek...

Aziz Nesinciler sizi!..

Hanedan
03-11-2007, 12:02 PM
Baska kimler var?

Sizin topunuzu toplasak bir Namık Kemal eder misiniz acaba?



Ben senin topuna bir başlarsam topun patlar...Sonra patlak topla gezersin. Haddini bil soytarı.

Karayılan
03-11-2007, 01:14 PM
Ben senin topuna bir başlarsam topun patlar...Sonra patlak topla gezersin. Haddini bil soytarı.Bildirmek istersen Bilkentteyim. Gel patlat bakalim TOPUMUZU... Sen haddini bil sarlatan. Senin haddin mi lan Turk buyklerine laf atmak?

Hanedan
03-12-2007, 06:17 AM
Bildirmek istersen Bilkentteyim. Gel patlat bakalim TOPUMUZU... Sen haddini bil sarlatan. Senin haddin mi lan Turk buyklerine laf atmak?

Bilkentte okuyosun demek haa, büyük adam olacasın demek. Amma Sende öyle bir ışık göremiyorum. sENİN HADDİNE Mİ LAN senin gibi düşünmeyenlere dil uzatmak.

Hanedan
03-12-2007, 06:23 AM
Ayrıca Demir Kağan Topunuz derken " hepinizi kast etti dedin " ve taraf oldun. Dikkatli okumanı tavsiye ederim. Kelimelerin manalarına bakmak lazım. Tarafsız olacaksan ki öyle görünmüyo kargaşa ve pislik bitmez burada bende seni bu noktada uyarıyorum.

Gokboru
03-12-2007, 11:15 AM
Ayrıca Demir Kağan Topunuz derken " hepinizi kast etti dedin " ve taraf oldun. Dikkatli okumanı tavsiye ederim. Kelimelerin manalarına bakmak lazım. Tarafsız olacaksan ki öyle görünmüyo kargaşa ve pislik bitmez burada bende seni bu noktada uyarıyorum."topunuzu" derken insaata kacan topunuzdan bahsettigimi sandin heralde. Once sozcuklerin anlamini ogren sonra caka satarsin. Namik Kemal "Vatan yahut Silistire" demisti ya olumune Vatan ULAN diyorum ben de.

Haklisin ben de ISIK yok o sizlerde...

Hanedan
03-13-2007, 03:01 AM
"topunuzu" derken insaata kacan topunuzdan bahsettigimi sandin heralde. Once sozcuklerin anlamini ogren sonra caka satarsin. Namik Kemal "Vatan yahut Silistire" demisti ya olumune Vatan ULAN diyorum ben de.

Haklisin ben de ISIK yok o sizlerde...

Yine başlatacaksın top mubahabbetinden. Ne söylemek istediğini gayet iyi anlıyorum ben merak etme bilkent çocuğu.

Demir Kağan
03-13-2007, 03:40 AM
Ayrıca Demir Kağan Topunuz derken " hepinizi kast etti dedin " ve taraf oldun. Dikkatli okumanı tavsiye ederim. Kelimelerin manalarına bakmak lazım. Tarafsız olacaksan ki öyle görünmüyo kargaşa ve pislik bitmez burada bende seni bu noktada uyarıyorum.

"Topunuz" kelimesinin anlamı nedir değerli kardeşim?

Gokboru
03-13-2007, 11:43 AM
Yine başlatacaksın top mubahabbetinden. Ne söylemek istediğini gayet iyi anlıyorum ben merak etme bilkent çocuğu.Ne anladin cok merak ettim. Ne sozcukmus be bu "topunuz" :D :D
Noldu gelecen mi bilkente gel bi cayimizi ic muabbet ederiz. Ciddiyim...

kurshad
03-14-2007, 05:49 AM
Ben bu isten hic bir sey anlamadim..


"Topunuzu toplasak bir Namik Kemal eder misiniz" cumlesi; "hepiniz biraraya gelseniz Namik Kemal'in ortaya koydugu degerleri koyamazsiniz" ya da "hepinizin toplam yaptigi hizmet ve eserler bir Namik Kemal etmez" deyisinin amiyane soylenmis halidir..

Bu laftan bu kadar degisik anlamlar cikarmak ve karsidakini "soytari" vs diye itham etmek ne anlama geliyor pek anlamadim.

Hele muhatabini Bilkent universitesi talebesi diye "Bilkent cocugu", "Bilkentte okuyorsun diye buyuk adam mi olacaksin" seklinde kucultme tesebbusu ne manaya geliyor hic anlamadim..


Yine başlatacaksın top mubahabbetinden. Ne söylemek istediğini gayet iyi anlıyorum ben merak etme bilkent çocuğu.

Ben senin topuna bir başlarsam topun patlar...Sonra patlak topla gezersin. Haddini bil soytarı..

Bilkentte okuyosun demek haa, büyük adam olacasın demek. Amma Sende öyle bir ışık göremiyorum. sENİN HADDİNE Mİ LAN senin gibi düşünmeyenlere dil uzatmak.

Gokboru
03-14-2007, 09:02 AM
Adamın avatarında Osmanlı Tugrası var. Ancak bir Turk buyugune "Aslan gorunumlu kedicik" diyebiliyor. Ve o insan Ummetci yapı yuzunden benliginden uzaklastirilmis bir topluma "milliyetci" dusunceyi asılayan isim... Varın hesabını siz yapın.

Bu adam o insanın resmini odasının bas kosesine asacagına, birilerinin kasti uydurugu PALAVRALARA prim veriyor. Sonra cıkmıs anlamını bile bilmedigi bir sozcuk yuzunden bana hakaret ediyor. Aklı sıra "Bilkent cocugu" diyip dalgasını gecti. Kendi reklamımı yapmayı sevmem ama ben onun bildigi Bilkent cocuklarına benzemem. En azından baba parası yiyenler benzemem. Bilegimizin hakkıyla geldik, Tanrının izniyle okuyoruz...

Demir Kağan
03-14-2007, 09:14 AM
Adamın avatarında Osmanlı Tugrası var. Ancak bir Turk buyugune "Aslan gorunumlu kedicik" diyebiliyor. Ve o insan Ummetci yapı yuzunden benliginden uzaklastirilmis bir topluma "milliyetci" dusunceyi asılayan isim... Varın hesabını siz yapın.

Bu adam o insanın resmini odasının bas kosesine asacagına, birilerinin kasti uydurugu PALAVRALARA prim veriyor. Sonra cıkmıs anlamını bile bilmedigi bir sozcuk yuzunden bana hakaret ediyor. Aklı sıra "Bilkent cocugu" diyip dalgasını gecti. Kendi reklamımı yapmayı sevmem ama ben onun bildigi Bilkent cocuklarına benzemem. En azından baba parası yiyenler benzemem. Bilegimizin hakkıyla geldik, Tanrının izniyle okuyoruz...

Bilkent çocuğu, sus bakiiim. :lol:

Aybike
03-14-2007, 09:19 AM
Baba parasıyla okumak kotumu?

Gokboru
03-14-2007, 09:24 AM
Baba parasıyla okumak kotumu?Baba parasıyla okumak degil, baba parasıyla caka satıp ADAM olmak kotu...

yavuz
03-14-2007, 11:03 AM
Ayrıca Demir Kağan Topunuz derken " hepinizi kast etti dedin " ve taraf oldun. Dikkatli okumanı tavsiye ederim. Kelimelerin manalarına bakmak lazım. Tarafsız olacaksan ki öyle görünmüyo kargaşa ve pislik bitmez burada bende seni bu noktada uyarıyorum.

Çifte standart mı vardır, nedir?

"Topunuz" demek "hepiniz" demektir; doğru... Ama arkadaşlarımız herhalde sokağa çıkmamış, sokak ağzıyla konuşan Turansoyu'nun bunu ne anlamda kullandığının farkında değiller. Söyleyeyim ben; okuldan dönerken de olsa yarım saat üzerinde yürüdüğüm sokaklarda "topunuz" kelimesi genelde tahrik amaçlıdır. Forum kurallarında tahrik edici iletiler atmak da suçmuş. Ama kime?

Adamın avatarında Osmanlı Tugrası var. Ancak bir Turk buyugune "Aslan gorunumlu kedicik" diyebiliyor. Ve o insan Ummetci yapı yuzunden benliginden uzaklastirilmis bir topluma "milliyetci" dusunceyi asılayan isim... Varın hesabını siz yapın.

Hürriyer simsarlığı yok mudur, ah!.. 30 milyonluk bir ülkenin ancak üçte biri Türk'ken Batı'dan görüp de "hürriyet" naraları atanlar nasıl kahraman oluveriyorlar? Evet, kahramandırlar... Ama yine soruyorum, kime? 8 milyon gayrı-Müslim'e mi? Yoksa milliyetçilik yapıp Türkler'den ayırdıkları 12 milyon Müslüman'a mı? "Hayret" diyorum ve hayret ediyorum size...

Vatanseverlik "öyle değil, böyle yapılır" diye, illa ki karşınıza Mehmet Akif'i mi getirmemiz lazım?

Hanedan
03-14-2007, 02:08 PM
"Topunuz" kelimesinin anlamı nedir değerli kardeşim?

Biraz daha büyürsen ve ben de aynı yaşta kalabilirsem kardeşin olabilirim belki. :(

Demir Kağan
03-14-2007, 02:10 PM
Biraz daha büyürsen ve ben de aynı yaşta kalabilirsem kardeşin olabilirim belki. :(

O halde değerli abim, şu "topunuz" kelimesinin anlamını açıklar mısınız?

Dulkadiroglu
03-14-2007, 02:11 PM
"Yoksa milliyetçilik yapıp Türkler'den ayırdıkları 12 milyon Müslüman'a mı? "

Ortada AYIRILAN bir topluluk yok ingiliz parası icin AYRILAN bir topluluk var...

Hanedan
03-14-2007, 02:15 PM
Ne anladin cok merak ettim. Ne sozcukmus be bu "topunuz" :D :D
Noldu gelecen mi bilkente gel bi cayimizi ic muabbet ederiz. Ciddiyim...

Yine başa döndük işte. Topunuz kelimesi "alayınızın" kelimesine benzer, kullanıldığı yere göre argo olarak algılanabilir ki basbayağı manalı biçimde söylenmiştir. Bölücülük amaçlı kullanıldığı anlayana aşikardır. Benim analadığım şekli ise siz yobazsınız biz laiklik aşığıyız batılyız, Atatürkçüyüz siz ise Atatürk düşmanısınız manasını çıkarmamdır. Beni sinirlendiren bu yaklaşımdır.
Şimdi bunları nasıl ürettiğimi hatta hayal gördüğümü söyleyeceksiniz dimi. Merak etmeyin gizli kin kusmalarınızı en aptal insan bile anlar. Çay meselesine gelince Ankara ya yolum düerse söz gelecem ama beni gerici diye ihbar etmezssin sanırım...
Ayrıca yukarıda yazdığım (çay meselesi hariç:) ) soruyu soran herkez içindir. Umarım problemi anlatabilmişimdir.

Gokboru
03-14-2007, 02:18 PM
"Yoksa milliyetçilik yapıp Türkler'den ayırdıkları 12 milyon Müslüman'a mı? "

Ortada AYIRILAN bir topluluk yok ingiliz parası icin AYRILAN bir topluluk var...Hayir onlar biz Turk Milliyetciligi yaptigimiz icin ayrildi!!! Dulkadiroglu, Turk Milliyeticiligi'nin nasil dogup gelistigini bilmeyen kisilere soylenecek sozler degil bunlar. Anlamazlar...

Yine başa döndük işte. Topunuz kelimesi "alayınızın" kelimesine benzer, kullanıldığı yere göre argo olarak algılanabilir ki basbayağı manalı biçimde söylenmiştir. Bölücülük amaçlı kullanıldığı anlayana aşikardır. Benim analadığım şekli ise siz yobazsınız biz laiklik aşığıyız batılyız, Atatürkçüyüz siz ise Atatürk düşmanısınız manasını çıkarmamdır. Beni sinirlendiren bu yaklaşımdır.
Şimdi bunları nasıl ürettiğimi hatta hayal gördüğümü söyleyeceksiniz dimi. Merak etmeyin gizli kin kusmalarınızı en aptal insan bile anlar. Çay meselesine gelince Ankara ya yolum düerse söz gelecem ama beni gerici diye ihbar etmezssin sanırım...
Ayrıca yukarıda yazdığım (çay meselesi hariç:) ) soruyu soran herkez içindir. Umarım problemi anlatabilmişimdir.Yani bir "topunuz" sozcugu ile bu kadar derin bir anlami nasil verebilmisim kendimi alkisliyorum...

Yolun duserse beklerim ;)

kurshad
03-15-2007, 05:45 AM
Baska kimler var?

Sizin topunuzu toplasak bir Namık Kemal eder misiniz acaba?.


Yukaridaki cumleden (basi ve sonu yok, sadece yukaridaki cumleden)asagidaki anlami cikartmak hakikaten alkis ister. Bravo...



. Topunuz kelimesi "alayınızın" kelimesine benzer, kullanıldığı yere göre argo olarak algılanabilir ki basbayağı manalı biçimde söylenmiştir. Bölücülük amaçlı kullanıldığı anlayana aşikardır. Benim analadığım şekli ise siz yobazsınız biz laiklik aşığıyız batılyız, Atatürkçüyüz siz ise Atatürk düşmanısınız manasını çıkarmamdır. .

Aybike
03-15-2007, 03:47 PM
Baba parasıyla okumak degil, baba parasıyla caka satıp ADAM olmak kotu...

Anladım..
Ama şu unutulmasın..
Baba parası ile kıçınızdaki bez değişti
Mamanız alındı
Doktor masraflarınız karşılandı
İkide bir parcaladığınız ayakkabılar yenilendi
giysileriniz alındı..
Peki butun bunlara tamam dendideeee..
Şimdi kıcınız mı kalktı değişen ne?????? Aynı baba sizi unılerde okutuyor,mezun olunca (durumu elverirse) iş bile kurar..Çünkü sende baba olunca aynısını yapacaksın..Baban evladına vermek uzere sana borç veriyor...Yani babasından aldığı borcu odüyor..
Şimdi baba parası ile okuyan caka atıyormuş..Atsın..O ruh yapısında olan zaten parasızda olsa atar...

Karayılan
03-15-2007, 04:55 PM
Anladım..
Ama şu unutulmasın..
Baba parası ile kıçınızdaki bez değişti
Mamanız alındı
Doktor masraflarınız karşılandı
İkide bir parcaladığınız ayakkabılar yenilendi
giysileriniz alındı..
Peki butun bunlara tamam dendideeee..
Şimdi kıcınız mı kalktı değişen ne?????? Aynı baba sizi unılerde okutuyor,mezun olunca (durumu elverirse) iş bile kurar..Çünkü sende baba olunca aynısını yapacaksın..Baban evladına vermek uzere sana borç veriyor...Yani babasından aldığı borcu odüyor..
Şimdi baba parası ile okuyan caka atıyormuş..Atsın..O ruh yapısında olan zaten parasızda olsa atar...Baba olunca anlayabilirim belki. :D :D

yavuz
03-16-2007, 12:37 PM
"Yoksa milliyetçilik yapıp Türkler'den ayırdıkları 12 milyon Müslüman'a mı? "

Ortada AYIRILAN bir topluluk yok ingiliz parası icin AYRILAN bir topluluk var...

Kronolojik bir sıraya koyarsak, seninki biraz daha sonraki bir zamana denk gelir, değerli ağabeyim...

yavuz
03-16-2007, 12:38 PM
Yukaridaki cumleden (basi ve sonu yok, sadece yukaridaki cumleden)asagidaki anlami cikartmak hakikaten alkis ister. Bravo...

"Topunuz, alayınız" kelimeleri argo ve kışkırtma amaçlıdır, başka bir açıklama getirilemez! Zorlayınca diğer anlamları çıkarmak da güç değil!..

Han
03-21-2007, 07:06 AM
İhtilalci paşazâde Enver Paşa

Asıl adı İsmail olan Enver, İstanbul Divanyolu’nda doğan (1881) bir paşa çocuğudur. Çok zeki, fazlaca hareketli, biraz da şımarıkçadır. Osmanlı’da eğitim 4 yaşında başlar ama onu daha üçünde mektebe yollar başlarından atarlar. Enver birinci sınıfta bile birinci sınıf talebe olur, akranlarından geri kalmaz. Askeri rüşdiye, askerî idadi derken Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne’yi bitirip subay çıkar (1903). O yıllarda özenti gençler arasında II. Abdülhamid aleyhtarlığı pek modadır, ancak Enver ölçüyü kaçırır ve sivrilip liderliğe oynar. Dünyanın hiçbir yerinde asker ocağına siyaset sokanlar tutulmaz, nitekim onu da kenara çeker sorguya alırlar. Ulu Hakan gençliğine verip bağışlar ama Enver uslanmaz.
Enver bey, Makedonya’da Bulgar çetelerine karşı yapılan mücadelelere katılır ve kolağası (1905) olur. Bir taraftan devletin verdiği madalyaları göğsüne takarken bir taraftan devletin altını oyar. Vaktinden evvel binbaşı yapılmasına rağmen (1906) Selanik’te kurulan yasadışı OHC’nin (Osmanlı Hürriyet Cemiyeti) tetikçi militanlığına soyunur ve örgütün askeri kanat sorumluluğunu üstlenir. Faaliyetleri rapor edilince (1908) dağa çıkar, Selanik Merkez Komutanı (üstelik eniştesi olan) Miralay Nâzım Bey’in yaralanması eylemine karışır ve hadiseleri incelemek için İstanbul’dan gelen Müşir Şemsi Paşa’nın vurulmasını planlar.
Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılmasından sonra Selanik’e giderek kutlamalara katılır. Dağa çıkan subayların en kıdemlisi olduğu için bir anda “kahraman-ı hürriyet” ilan edilir ve 5 bin kuruş maaşla Berlin’e askerî ateşe olarak gönderilir. Halbuki ödüllendirilmesi değil yargılanması gerekir. Vazifeyi ihmal, öldürmeye azmettirmek ve cinayete tam teşebbüs gibi suçları sabittir.
Neyse... Doğrusu şu ki Alman şehirleri Anadolu’yla kıyas edilemeyecek kadar düzgündür. Hele Berlin ışıl ışıl caddeleri, tramvayları, vitrinleri ile çok çekicidir. Ancak o, her işinde olduğu gibi hayranlığı da abartır ve körkütük Alman taraftarı olur çıkar. Hele Kayzer Wilhelm’in iltifatlarına muhatap olunca Alman’dan ziyade Almancı kesilir, Almanların düşmanlarını düşman bellemeye başlar.

Örgüt sorumlusu
31 Mart Vak’ası üzerine yurda gelen Enver Bey Hareket Ordusu’na katılır, Abdülhamid Han’ın hal’inde aktif rol oynar. Ulu Hakan istese bunları kırabilir ama kan dökmekten kaçar, ittihatçılar da kendilerini güçlü sanırlar.
Enver Beyin hayatı gelgitlerle ve tenakûzlarla doludur, bir taraftan İTC’yi (İttihat ve Terakki Cemiyetini) örgütleyip Hanedana karşı diş bilerken, diğer yandan Mehmed Reşad’ın yeğenlerinden Naciye Sultan ile nişan yapar (1911)
Bir ara Trablusgarb’ta İtalyanlara karşı mücadele eder, doğrusu burada Arap liderlerinden destek alır ve başarılı da olurlar. Ancak yerinde durmaz, vazifesi sürerken sahte kimlikle yola çıkar, İstanbul’a gelip siyaset kovalar. Balkanlar’da kan gövdeyi götürürken parmağını bile kıpırdatmaz, mensup olduğu örgüt adına faaliyet yapar. Milletin Edirne üzerindeki hassasiyetini bildiği için “iktidar Edirne’yi Bulgarlara vermek istiyor” şayiasını yayar. İttihatçılar kışla kışla dolanıp “gidin Anadolu’yu koruyun, Rumeli’de ne işiniz var” diye ikilik çıkarırlar.
Çıkarırlar ama ne soruşturma başlar ne de ceza alırlar... Enver bakar karşısına çıkan yok, ipten kazıktan dönme adamlarla Bâb-ı Alî’yi (Bakanlar kurulunu) basar. Harbiye Nazırı Nâzım Paşa’yı öldürtür, Sadrazam Kâmil Paşa istifaya zorlar. Mahmûd Şevket Paşa başkanlığında ittihadçı kabine kurulur, gene doymaz. Bu arada ittihatçılara üç sene kıdem verildiği için bir anda Miralay olur.
Enver Bey, Bulgarlar Edirne’den çekilince çılgınlar gibi “boş şehre” koşar ve “Edirne’yi kurtaran kahraman” olarak ortaya çıkar. Onu Sultandan habersiz (kesinlikle kanunsuz) paşa yaparlar. Bu arada Şehzâde Süleyman’ın kızı Naciye Sultan’la evlenip sırtını Saray’a yaslar.

Muhteris ve gözükara
Enver Bey, yine de huzursuzdur, koskoca imparatorluğu parmağında oynatmasına rağmen mevki sahibi değildir. Evet her dediği yapılır ama neden emirlerin altında kendi imzası yoktur? İhtimal birkaç yıl beklese o da olacaktır ama bekleyemeyecek kadar sabırsızdır.
Gözünü Harbiye Nazırlığı’na diker ancak buna ne rütbesi ne de tecrübesi kâfi değildir. Enver Bey Teşkilat-ı Mahsusa fedailerini yollayarak İçişleri Bakanı Talat Paşa’yı sıkıştırır. Ardından Sadrazam (Başbakan) Sait Halim Paşa’nın yanına çıkar. Tehditkâr tavırlarla koltuğa oturur ve hiçbir giriş cümlesine ihtiyaç duymadan “Müsaade buyurunuz Paşam” der, “ben Harbiye Nazırı olmak istiyorum. Ordunun yeniden düzenlenip, canlanması lâzım.”
Sait Halim Paşa şaşkındır. Ne diyeceğini bilemez. “Ama siz daha pek gençsiniz” diye mırıldanır.
- Maksadımı anlatamadım galiba. Bu kabine bir İttihat Terakki kabinesidir ve Cemiyet, Nazır olmamı istiyor o kadar!”
Yarbay Enver, 18 Aralık 1913’de Albaylığa, 5 Ocak 1914’de de Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi ettirilir ve Harbiye Nazırlığı’na getirilir. Adam ihtilalci olursa bir yılda üç rütbe atlar, yarbaylıktan generalliğe terfii için 18 gün yeter de artar. Lâkin alay bile yönetmeyen adamın emrine ordular verilince gaileler başlar...

Han
03-21-2007, 07:10 AM
Asya’nın bağrına... Enver Paşa

1878 Berlin Kongresiyle Kars elimizden çıkar. Ruslar buraya yollar yapar, demiryolunu Sarıkamış’a kadar uzatırlar. Halbuki bizim raylarımız Ankara’yı zor aşar. Kaldı ki adamlar silah ve malzeme bakımından rahattırlar. 100 bin piyade ve 15 bin süvari yetmez gibi 4 bin Ermeni ve 2 bin Gürcü’den destek alırlar. Bizim Adanalımız, Mersinlimiz yazlık elbiseleri ile titrerken elin Sibiryalıları sıcak yemek yer, kalın kaputlara bürünüp, kürk başlıklara sarınırlar.
Enver Bey, bizzat sevkettiği askerleri eksi 25 derece soğukta yola koyar. Daha ilk günlerde birçok donma vakası yaşanır ama aldırmaz. Mehmetçikler yüksek irtifada göğüslerine varan kar altında çok zorlanırlar. Levâzım gemileri Karadeniz’de batırıldığı için gıda takviyesi yapılamaz. Çantalarında birkaç parça kuru peksimet vardır, mataralarındaki su cam gibi donar. Derken kulaklar düşmeye, parmaklar kopmaya başlar.

Uyuman ha!
Asker on gün boyunca yürür, açlıktan başları dönmeye, uykusuzluktan hayal görmeye başlarlar. Düşen düştüğü yerde kalır, zira kimsenin kimseyi koltuklayacak mecâli kalmaz. Komutanlar “uyumayın sakın uyumayın” diye haykırır, içi geçenleri tokatlayarak aydırırlar. Bir kez dalanlar mı? Onlar kaskatı kesilir bir daha mahşerde uyanırlar.
Önlerinde birkaç köy vardır ama Enver Paşa hem acemi, hem de acelecidir. Çocuklara ateş başında birkaç saat kestirme, bir bardak çay içme fırsatı tanımaz.
Ama kendisi molasını verir, yer içer, özenle hazırlanmış yatağına yatar. Gündüzler neyse de gece dayanılmaz bir ayaz çıkar, çarıklara değil sanki kalıplaşmış buza basarlar. Hissizleşen ayaklarını kütük gibi sürüklemeye çalışırlar. Yöreyi ilk kez gören kurmaylar haritadaki Sarıkamış’ı tutturacaklarından şüphelidirler, birbirlerinin yüzüne bakıp “acaba doğru mu gidiyoruz” diye mırıldanırlar.
Neyse 26 Aralık akşamı Sarıkamış’ı bulur ve Rus avcı kollarıyla çatışmaya başlarlar. Hekimler yaralılara müdahalede çok zorlanırlar. Parmakları donduğu için neşter makas tutamaz, dikiş atamazlar. Mikrop öldürsün diye dökülen alkol ısıyı hepten uçurur, metal tutanın derisi kopar.
Mehmetçikler müşkül durumda olmalarına rağmen dikkate değer işler yapar, ufak ufak kenar mahallelere sızarlar. Gece karanlığında ilerlemeleri kolay olacaktır ama inanılmaz bir emir gelir: “İstirahat!”
İşe bakın Ruslar taş binalarda çatır çatır yanan çam kütüklerinin başında gevşeyip yorulurlar. Bizimkiler eksi 30’a dayanan ayazda istirahat (!) yaparlar...
Çocuklarımız sabaha kadar iyice tükenir, yürüyüş durduğu için donarlar. Ruslar ise Tiflis cihetinden takviye almayı başarırlar. Askerimiz yine de itaatkâr ve disiplinlidir. Nitekim canları pahasına (28- 29 Aralık) vuruşup çemberi daraltırlar. Ancak ordunun üçte ikisi dağlarda kaldığı için harekat başarılı olamaz. Ruslar çocuklarımızı topçu ve mitralyöz ateşine tutarlar. Enver Bey bakar işin tadı yok, komutayı Hafız Hakkı Paşaya bırakıp (2 Ocak) cepheden kaçar, hadi biz kibarcasını söyleyelim “İstanbul’a avdet buyururlar.”

Beklenen akibet
Ruslar bu saldırıyı az bir kayıpla savuşturunca, çok rahatlar, ellerini kollarını sallayarak Doğu Anadolu’ya yayılırlar. O yıl kurtlar et yemekten yorulur, çakallar domuz, kargalar tavuk gibi olurlar. Saksağanlar habire göz oyarlar.
Şehitlerimizin sayısı General Ali İhsan Sabis’e göre 85 bin, Mareşal Fevzi Çakmak’a göre 60 bin, Liman Von Sanders’e göre 78 bindir. General Yudeniç ise Rus kaybını 1.500 olarak açıklar...
Sarıkamış Harekatı ile ilgili haberlere sansür konulduğu için, bu felâket İstanbul’da duyulmaz. Anadolu çocukları Enver Paşalı marşlar söyleyerek Çanakkale’ye koşarlar.
Talat Paşa kabinesinin istifası (1918) ile Enver Paşa’nın Harbiye Nazırlığı sona erer. Ama o uzak ellerde yeni maceralar kovalar. Önce Azerbaycan’da müstakil bir Türk devleti kurmaya kalkar, ardından Berlin’de İTC’yi örgütlemeye çabalar. Bir yandan İngilizler’le pazarlıklar yaparken öbür yandan Bolşevik liderleriyle (Mesela Radek) teması sıcak tutar. Enver Bey “Altman” adına düzenlenmiş sahte kimlikle Rusya’ya doğru yola çıkar. Ancak uçağı Riga’ya mecburi iniş yapınca yakalanır, Yahudi asıllı bir komünist olduğunu söyleyerek yırtar. Enver Paşa Moskova’da gayet iyi karşılanır, onu muhteşem daçalarda ağırlarlar.
Çiçerin, Zinoiev, Troçki ve Lenin’le görüşür, Anadolu’da hareketi için destek ister ama cevap alamaz.
Ardından Tiflis. Aşkabat ve Merv üzerinden Buhara’ya uzanır. Akbulağ, Başçardak derken Gurgantepe’ye ulaşır. Ancak Türkmen liderlerinden Lakay İsmail ondan pek hoşlanmaz. Enver Beyi tehlikeli bulur, kendi haline bırakmaz. Uzun süre elinde tuttuktan sonra salar.
Enver Bey yörede hatırı sayılır gücü olan Basmacılarla büyük işler yapacağına inanır. Aklı sıra bir hürriyet mücadelesi başlatacak ve Ergenokon Destanını yeniden yazacaktır. Bu zamansız kalkışma yöre Müslümanlarını hedef yapar. Bir bayram sabahı Rusların baskınına uğrarlar. Doğrusu şu ki Enver Bey ön safta dövüşür ve askerce ölür.
Onu çok sevdiği Atayurda (Âbıderyâ) bırakırlar (4 Ağustos 1922).

kurshad
03-21-2007, 10:11 AM
Enver pasaya cok sey denildi; hayalperest denildi, alman hayrani denildi, ileriyi gorememekle suclandi ama ona SAHTE KAHRAMAN demeye kimsenin vicdani yetmedi..Onu elestirenler oldu, daha da ileriye gidenler oldu fakat kimse onun bir destan kahramanini andiran yasantisina ve ulkusune dil uzatamadi.Enver pasa Turan ulkusune sadakatle bagli, tertemiz bir musluman olarak yasadi ve sonunda bu ulku icin sehadet serbetini icti.

Yukarida yapildigi gibi onu sahte kahramanlikla suclamak ancak kapkara bir vicdanin ya da en iyi ihtimalle kara bir cehaletin urunu olabilir. Bravo..

Karayılan
03-21-2007, 10:14 AM
Herkes hayaller kuruyor ancak kimse Enver gibi dusleyemiyor
Biz oluruz sen hayaller kur yeter ki Enver!!!

kurshad
03-22-2007, 03:10 AM
Sehadetinin ardindan ENVER PASHA'YA Cholpan'dan agit........;


BALJIVON




Faryodim dunyoning borlig'in bog'sin,
Umidning eng songg'i iplarin uzsin!


G'azobdan titragan yosh bir yigitning
Toshdan sinasiga o'qlar o'rnashmish.
Tog'larda erk uchun yurgan keyikning
Qora ko'zlariga motamlar kirmish!


Daryolar, tolqinlar titratgan bir er,
Zarbalar qahridan yiqilmish, talmish!
Qutulish yulduzi yo'qliqqa kirmish,
Sening song joningi yovlaring olmish.


Marmara bo'ylari, Edirna yo'li,
Chataljo kengligi, Bo'g'az tarligi,
Qarpat belendigi, Trablus cho'li
Go'zal Salonikning shirin bog'lari...


Shahidlar yuziga tomg'uchi nurlar
Qonlar yig'latdi bizni bu xabar!


Berlin ko'chalari yigitning birin
Toptolug' albalar qo'yniga oldi.
Tiflis havolari bir najot ering
Qora qong'a boyab yerlarga soldi.


Tarixning ranginiko'p qonlar bilan
Qorayitqon, toldurg'an biroq Baljivon
Eng songg'i umidni qonga boyag'an,
Oh, qanday ug'ursiz zamonlar kelgan!


Faryodim dunyoning borlig'in bog'ib o'ldirsin,
Qopqora baxtimga shaytonlar kulsin!




Abdulhamid Suleymon o'g'li Cho'lpon

kurshad
03-22-2007, 03:14 AM
Enver Bey,

İsmet İnönü hatıralarında senin için diyor ki; "Enver Paşa, şahsi meziyetleri ile iyi bir asker, iyi bir subay, iyi bir insan olarak, toplumun kusur olarak bildiği unsurlardan, insanın tasavvur edemeyeceği kadar nasibi olmayan bir tiptir. Asker vasıfları bakımından vazife sever, çalışkan ve korku nedir bilmez müstesna kahraman olarak, askerliğin aradığı ölçülerin en yukarı seviyesinde yer almıştır".



Şevket Süreyya Aydemir, senin baş döndürücü yaşam öykünü anlattığı üç ciltlik eseri boyunca, satır aralarına serpiştirdiği Almancılık, hayalperestlik, maceracılık ve tek adam olma hevesi dışında, hayranlıkla bahseder. Balkanlarda Çete Savaşları, Hürriyet için dağa çıkış, Berlin ateşe militerliği, 31 Mart olayı vesilesiyle dönüp Hareket ordusu Kurmay başkanlığını devralış, isyanı en ön saflarda çarpışarak bastırma, 1911 Trablusgarb işgali üzerine gönüllü toplayarak gizlice Kuzey Afrika’ya gitme, 1913’te Edirne işgal edilince İngiliz yanlısı Sadrazam Kamil Paşa’nın "verelim kurtulalım" siyasetine karşı Babıali’yi basarak ittihat Terakki hükümeti kurma, Edirne’nin geri alınışı, 1.Dünya Savaşı, Sarıkamış, Çanakkale cephelerinde ön saflarda çarpışmalar, 1918 Mondros mütarekesi sonrası bir Alman denizaltısıyla Karadeniz üzerinden Berlin’e giderken yolda arkadaşlarını gizlice terk edip Kafkasya’ya gitme girişimi, biri denizde iki defa da uçak düşmesi sonucu havada üç önemli kazayı atlatarak Berlin’e geri dönüş. Orada Rus Bolşevik yetkililerle temas. İngiltere’ye karşı Anadolu, İran, Afganistan, Hindistan, Kafkasya ve Orta Asya da direnişleri sürdürmek amacıyla ortak planlar, projeler, eylemler...Bakü’de Doğu Halkları Kurultayına katılma. 1921'de Bolşeviklerin İngilizlerle anlaşması üzerine Türkistan’a geçerek bu kez Ruslara karşı Basmacı isyanını örgütleme. Türkistan’daki en güçlü aşiret liderinin Ruslarla anlaşması üzerine direnişin zayıflaması ve Kurban bayramının ikinci günü uğranılan bir baskın sırasında en önde düşmanın üzerine atılarak intihar gibi şehadete nail olma.

Bütün bu objektif şartların içinde Enver'in ve İttihatçı önderliğin 'günahları'nı bulup çıkarmak ve tüm olan biteni onların sırtına yıkmak, sadece vefasızlık değil, bugünde gerekli olan bir iradenin boğulması manasına geliyor. Vefasızlık, çünkü bütün hayatlarını çöküşü engellemek için harcayan ve karşılığında ne maddi ne de manevi olarak 'hiçbir şey' almayan bir kuşağın şahsında bizatihi adanmışlık, fedakarlık, cesaret, haysiyet ve savaşkanlık mahkum ediliyor..

Onu sahte kahraman addetmek ancak kara bir vicdanin, inancsizligin urunu olabilir.

BOZ-OK
03-22-2007, 09:19 AM
Enver pasaya cok sey denildi; hayalperest denildi, alman hayrani denildi, ileriyi gorememekle suclandi ama ona SAHTE KAHRAMAN demeye kimsenin vicdani yetmedi..Onu elestirenler oldu, daha da ileriye gidenler oldu fakat kimse onun bir destan kahramanini andiran yasantisina ve ulkusune dil uzatamadi.Enver pasa Turan ulkusune sadakatle bagli, tertemiz bir musluman olarak yasadi ve sonunda bu ulku icin sehadet serbetini icti.

Yukarida yapildigi gibi onu sahte kahramanlikla suclamak ancak kapkara bir vicdanin ya da en iyi ihtimalle kara bir cehaletin urunu olabilir. Bravo..

Katilmamak elde degil... Benim Enver Pasa hakkindaki dusuncelerimi gayet iyi bilirsin Kurshad... Evet, Enver Pasa bir hayalperesttir, bir Alman Hayranidir, ileriyi gorememistir ve hatta ilave edeyim, beceriksiz bir komutandir ama hic bir zaman onun iyi niyetinden, millet sevgisinden ve kahramanligindan suphe etmedim... Kendisi cok sevdigi milleti ve ulkusu ugruna hic tereddut etmeden, adeta intihar edercesine seve seve olume gitmis bir sehittir...

Karayılan
03-22-2007, 11:46 AM
Turkiye Turk'u olmayan birinin bu yaziyi buraya koymasi cok garip. Hadi Namik Kemal'i sunu bunu anladik seriatcilar sevmeyebilir. Ancak Enver Pasa tum hatalarina ragmen milleti icin yasadi ve sonunda Turkistan'in bagimsizligi ugruna sehit dustu. Peki ona sahte kahraman damgasini vuran kim? Turkistan asilli biri... Sanirim baskalari sizin yerinize dusunmeye baslamis Han bey...

Dulkadiroglu
03-22-2007, 01:03 PM
1-Han Bulgarlar neden Edirne'den cekilmis?Bunu ilk defa duydum bir acıklarmısın?

2-Enver Pasa'nın askerligine laf etmissin...Trablusgarpta yaptıklarına ne denir acaba???kendin bile basarılı oldu demissin...once tezat olusturcak seyler soyleme ya da alıntı yapma...

3-Yazıyı alıntı yaptın sanırım...Daha ilk satırlardan ne kadar "yanlı" yazıldıgı belli...cocuklugunda "sımarıkca"ymıs...Yazık sen de bunları burda yayınlıyorsun...

4-Kurtulus Savasının kazanılmasında en buyuk paya sahip subay kademesi Enver Pasa zamanında yetismistir...Demek ki "ordunun canlanması lazım" dedikten sonra bunu basarmıstır...Osmanlının ustune cokmus ezikligi benliklerinde barındırmamıs Turk'e yarasır sekilde savasmıs bu Subaylar Enver Pasa'nın eseridir...


5-Enver Pasa'nın Dogu cephesinden kactıgını soylemek ne kadar da insafsızca...bu kadar korkak birinin tek basına Turkistana gitmesini nasıl acıklıyorsun acaba???

6-Azerbaycan Turk'u kardeslerimizin Enver Pasa'ya hala nasıl sevgi ve saygı beslediginden haberin var mı???Onları ermeni soykırımından kim kurtardı haberin var mı???yazıda neden bundan hic bahsedilmemis???Mondrostan sonra dusman eline gecmemesi icin dogudaki cephanenin Azerbaycan'a sevkedilmesini emreden,Subayların Azerbaycan vatandaslıgına gecip mucadeleye devam etmelerini soyleyen kimdir acaba???

7-Bu yazıyı yayınlayarak Turan-Turkluk dusmanlarının ekmegine yag surdugunun de farkındasındır herhalde!!!

genco
03-22-2007, 03:32 PM
Derslerimde, anlatılacak yazarın hayatını bir öğrenciye "rol" olarak ödev veriyorum. Öğrenci de yazarın rolüne bürünüp geliyor. Sınıf da kendisine hayatı, edebi kişiliği, fikirleri, eserleri..vs. hakkında sorular soruyor.
Bugünkü ödev konusu yazar, Namık Kemal'di.
Öğrenci o kadar güzel hazırlanıp gelmişti ki...N.Kemal( Öğrenci) cevap veriyor, sorular peş peşe geliyor; sanki tiyatro oynar gibiydiler. Rolüne kendini kaptıran öğrenci, bazen sorulara doğaçlama cevaplar veriyordu...
Özellikle "Vatan yahut Silistre" oyunundan sonra halkın sokağa dökülüp "yaşasın vatan!" diye bağırmaları üzerine N.Kemal'in; beş parasız, sefil bir şekilde Magosa'da geçen sürgün hayatı, (Bu kısım, sınıfı oldukça duygulandırdı...)
Ardından, adalarda (Midilli, Rodos ve öldüğü Sakız adası) geçen sürgün dolu yıllar.
Yıldızı hiç barışmayan Sultan Abdülhamit için kullandığı bir söz yüzünden, zindana atılmamak için kaçtığı Avrupa macerası...
Özet olarak, ömrünün 30 yılı sürgünlerle geçmiş, aile saadetinden mahrum çileli bir hayat ve sürgünde ölüm...

Sultan'a birazcık dalkavukluk etseymiş, bir eli yağda bir eli balda olurmuş...
Lakin ne sözünü esirgemiş, ne de fikrinden bir adım geri atmış...(Atatürk'ün en sevdiği ve örnek aldığı yönü)

Açıkçası, dedesi hatırı sayılır biri olmasaymış, çoktan boynu vurulurmuş...

Kim ne derse desin, o "sahte" değil, gerçek bir kahramandır hem de "VATAN KAHRAMANI"

NOT:Tarihe mal olmuş Türk büyükleri hakkında, belli zihniyetlerin, ileri geri konuşmalarının "maksatsız" olduğuna inanmak, saflık olur!

Han
03-23-2007, 03:00 AM
gecen gun mesai cikisinda bu yaziyi yapistirdigimda uygun bir baslik arama sansim olmadigindan bu baslik altina yazmis ve cikmistim...

dolayisiyla Enver pasaya ilk bakista Sahte Kahraman demis gozuktum... bu benim yanlisimdi...

aslinda sahte kahramanlari ilk iletide oldugu gibi "Sahte kahramanlar -1,2,3 vs" gibi verecektim... tabi bunu daha once soylemedigim icin siz de fal bakacak degildiniz...


yanlis anlasilmasin lutfen...

Han
05-30-2007, 01:31 AM
***Sahte Kahramanlar***

Cami celladı Prost

Şehri planlamakla vazifelendirilen (1938) Prost elinden gelse bütün camileri tırpanlayacak, İslambol’u, Constaninapolis yapacaktır! Haliyle “Feth”in nişanesi olan Fatih Camii’nden çok bizardır. Ancak Türklerin nerede, ne tepki verecekleri belli olmaz, tedbirli davranır. Bu muhteşem camiyi ortadan kaldırmak için gerekli şartları hazırlar ve işi zamana bırakır. Nasıl mı?
Şöyle: Fatih Camii kilden bir tepe üzerinde bulunur. Mâlum kil kuruyken kaya gibidir, ıslanınca cıva kesilir... Ecdadımız bunu bildikleri için civara derin kuyular açar, zemindeki suyu toplar, çeşmelere basarlar. İşte bu yüzden Çırçır, Horhor ve Küçükmustafapaşa’daki mahalle çeşmeleri musluk tanımaz, lülerinden gün boyu su akar.
Prost, Fevzipaşa Caddesini, Fatih Külliyesinin eteklerinden geçirir. Ancak kodu metrelerce düşürerek temelleri açığa çıkarır, şirin tepeciği istinatsız bırakır. Ama asıl kötülüğü etrafını imara açarak yapar.

Beton kuşatma
İşler planladığı gibi yürür ve “BeTe Be kaplı” apartmanların semte musallat olduğu yıllarda su yolları bozulur. Güzelim çeşmeler kurur, kararırlar. Eğer hadiseyi üç beş çeşmenin kaybı gibi görürseniz büyüttüğünüze değmez ama bu arada caminin zemini ıslanır, kil tabakası tavadaki yağa döner ve camiyi sallamaya başlar.
Nitekim cadde açıldıktan sonra medreseler kayar. Döşemeler ufalanır, kubbeler (el girecek kadar) çatlar ve odalara resmen yağmur yağar. Çatırtılar artınca öğrenci yurdu olarak kullanılan medreseyi alelacele boşaltırlar. Fatihliler bir gayret kaleme sarılır, dilekçe üstüne dilekçe yazarlar. Vakıflar, Valilik, Anıtlar Derneği, Üniversiteler ve Bakanlıklar adam dolaştırır, sonunda topu taca atarlar. Zemine açılan bir iki deliğin ardından restore durur, müracaatları sümen altı yaparlar. Soranlara tahsisat yokluğundan filan dem vururlar. Hasılı Prost’un yapamadıklarını mal hırsımız ve boşvermişliğimiz yapar.
Aradan yıllar geçer, Fatihliler çelik putrellerle desteklenen duvarlara alışırlar ancak cami zemininin muhallebiye döndüğünü öğrendiklerinde şoke olurlar. Acı ama gözlerimizi 17 Ağustos afeti açar.
Gelelim Ayasofya’ya... Fatih’in 29 Mayıs günü desenli mermerleri tahribe kalkan bir askeri durdurduğu vakıa. Evet, genç sultan şer’i mahzuru olmayan süslemelere dokundurtmaz. Ancak aynı Fatih’in resim sembol ve ikonalara tahammülü olmadığı da aşikâr.
Ayasofya Vakfiyesinde “kim ki... batıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kurallarından birini tağyir ederse” diye başlayan cümleyi lanetlerle bitiren bir padişahın kararlılığı ortada. Bizim bildiğimiz Fatih, Ayasofya’nın başka maksatlarla kullanılmasına asla rıza göstermez, resimlerin müzelik değeri umurunda bile olmaz. Bırakın onun gibi bir takva ehlini, sıradan bir mümin dahi şirke (Allah’a ortak koşmaya) sebep olacak sembolleri yerinde bırakamaz. Hristiyanların “İsa” ve “Meryem” diye adlandırdıkları suretleri derhal yok eder ve bunu o büyük Nebiye (aleyhisselam) ve âyetlerle övülen annesine olan hürmetinden dolayı yapar. Nitekim Katolik kiliselerini ele geçiren Protestanlar da bundan farklı davranmazlar. (Anlatmıştık, Luther devri, İkonaklastlar)
Evet 1847-1849 yılları arasında yapılan onarımda İsviçreli mimarlar Bizans devri mozaiklerinin iyi durumda olduğundan söz açarlar. Bunlar cami içinde arzı endam ettiklerine göre canlı resmi olamazlar.
Malum mozaikler cam kadar parlaktırlar, altın yaldızlar ona keza... Efendim Fatih sanatkâr ruhluymuş da, bunları çamurla sıvatmış filan... Laf! Kimse kimseyi kandırmasın, mozaik üstünde toprak bir mevsim bile durmaz, nerde kaldı 5 asır dayana? Bunların kazındığı ortada. Cami müze olmadan evvel tam üç yıl kapalı tutulur, ihtimal bu zaman zarfında tekrar yaparlar. Amerikalı Whitemoore ve ekibi kimden cesaret alırlarsa kubbedeki Nur suresini dahi tahribe kalkarlar. Allah (Celle Celalüh), Muhammed (Aleyhisselam) ve Dört Halife’nin (Radıyallahü anhüm) adları yazan levhaları camiden çıkarmaya yeltenirlerse de kapıdan sığdıramazlar. Yetmez Fatih’in bizzat inşa ettirdiği Ayasofya Medresesini çatır çatır yıkarlar (1936) ki azmettiriciler arasından tanıdık bir isim çıkar.
Evet yıllar evvel Ayasofya’nın rölevelerini ve resimlerini yapan, 5 cildlik çalışmasında bir yerlere mesaj yollayan Prost kendi adına önemli bir zafere imza atar!
Bunca tahribe rağmen nurlu caminin kimliği bozulmaz. Ayasofya, türbeleriyle, Mahmud Han’ın kurduğu zarif kütüphanesiyle, mahfelleriyle, şadırvanıyla, sebiliyle, mektebiyle ve muvakkıthanesi ile en mühim İslami sitelerimizden biri olarak kalır (Dr. Süheyl Ünver)

Anlaşılmaz işler
Prost’a lafımız yok. O zaten açık açık “Ben Bizansçıyım, işim Osmanlı’yla” diyen mutaassıp bir Hristiyan. Peki ya ona destek olanlara ne demeli? Haydi Menderes İstanbul’u tanımıyordu, mevzuya ve bürokratlara hakim değildi. Peki ya Lütfi Kırdar? CHP’ye İl Başkanlığı yapıp DP’den milletvekili seçilen (sonraları bakan oldu) bu güçlü adam sanatseverlerin yüreğine indiren katliama nasıl destek verebildi? Hem o sıralar muhalefet neredeydi?
Ecyad Kalesi’ni yıktılar diye Suudlar aleyhine çok yazdık. İyi ki adamlar tarih bilmiyorlar, yoksa İstanbul’da yıktırılan iki yüz küsur caminin listesini yapar önümüze koyarlar.
İnanın dut yemiş bülbüle döneriz, gıkımız çıkmaz.

>>> Temizleme şekli
E. Hakkı Ayverdi Çanakkale’de, Osmanlı kaleleri üzerine çalıştığı günlerden birinde tarihî kitabenin kazındığını görür ve kahrolur. Burası askerî bölgedir, birilerinin dışarıdan gelip, dokunması mümkün değildir. Nitekim gözlerini Ekrem Beyden kaçıran bir memur açıklama getirir. “Efendim” der, “bize Ankara’dan emir geldi. Kitabelerin temizlenmesi hakkında...”
Sanırım bütün mesele burada.
Emri “kitabeleri temizleyin” gibi anlamak da kabil, “kitabelerden temizlenin” gibi anlamak da...

Han
05-30-2007, 01:39 AM
Suleyman Nazif'in nezdindeki sahteler...

Hazır cevap yazar Süleyman Nazif

Enver Paşa’nın babası da Süleyman Nazif gibi Malta sürgünleri arasındadır. Nazif bir gün adamcağıza takılır “gel amca sana bir İngiliz dilberi alalım.”
-Nerden icabetti şimdi, anlayamadım?
-Türk kadından doğma oğlun koskoca Devlet i Âli Osmani’yi batırdı, İngiliz kadından doğan da Britanya’yı batırsın, hepimiz kurtulalım.
-Niye öyle söylüyorsun evlad, ben hayatta harama uçkur açmadım.
-Keşke helale de açmasaydın.
:D :lol:
***

Bir gün iki katır tarafından çekilen İngiliz vagonlarına hayretle bakan vatandaş mırıldanır: “Bu kadar yükü iki katır nasıl çekiyor?”
-Bunda şaşacak ne var? Koskoca Osmanlı İmparatorluğunu üç katır (Talat, Cemal, Enver Paşaları ima eder) sürüklemedi mi? :D
***

Malta sürgününden dönünce, Ahmet Haşim’e başından geçenleri anlatır.
-Et ne mümkün birader. Bize verdikleri konserveler herhalde Pastörlü yıllardan kalmaydı.
Haşim kızdırmak için laf sokar “İnsan etinden mi?”
-Yok canım! İngilizler insan etini başkasına yedirirler mi?

Siz Nehri
Kibarlığıyla tanınan Abdülhak Şinasi Hisar bir gün kardeşine “Sen” deyince, Süleyman Nazif: “Doğrusu çok şaşırdım beyefendi” der, “ben sizin Sen Nehri’ne bile Siz Nehri dediğinizi sanırdım.
***

Gencin biri Abdullah Cevdet hakkında “alçak” deyince müdahale eder “hayır, ona alçak diyemezsin!”
“Aman efendim, siz geçen hafta neler söylemiştiniz neler!”
“Alçağın da bir irtifaı vardır, bu herif çukurdur, çukur!” :D
***

Duydunuz mu bilmem Şair Şinasi, kirden ve mikroptan felaket korkar. Öyle ki dostlarının elini dahi eldivenle sıkar.
Bir gün garsondan su ister. Süleyman Nazif ekler: “Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da getir”

Buna da şükür
Bir gün mürettipler mahçup mahçup gelir “Özür dileriz” derler, “bir yanlışlık olmuş, sizin yazınızın altında Florinalı Nazım’ın imzası çıkmış.”
- Allah beterinden saklasın! Ya onun yazısının altında benim imzam çıkaydı!.. :D
***

Sedat Simavi “Resimli Gazete”yi çıkarmaktadır. Daha büyük resimler kullanmak için Süleyman Nazif’ten yazılarını kısaltmasını isteyince kafası atar.
-Birader, siz Resimli Gazete değil, gazeteli resim çıkartmak istiyorsunuz galiba!
***

Çokbilmişin teki Ahmet Haşim’i “Bağdatlı Arap” diye çekiştirince S. Nazif parlar: “Yapma birader” der, “Bağdat’ı kaybettik, bari Ahmet Haşim’e kıyma!”
***

S. Nazif, Abdülhak Hamit’in yanında görünen hahifmeşrep kadından hiç hoşlanmaz. Bir gün dayanamaz: “Efendim” der, “Fatma Hanım ölünce ‘Makber’i yazmıştınız. Şu yanınızdaki ölürse her halde ‘Mezbele’yi yazarsınız.” :lol:

Burası Pekin değil
S. Nazif, Bağdat valisi iken ordu kumandanlığından bir telgraf gelir: “10 bin okka çayın temin edilip, yollanması hususunu bilgi ve müsaadelerinize...”
Derhal cevap yollar: “Çin imparatoruna çekilmesi gereken telgraf, yanlışlıkla vilâyetimize gelmiştir. Malumatınıza...” :D
***

S. Nazif bir ara Avrupa’da meşhur adamlar ölünce evlerinin müze haline getirildiğinden bahis açar. “Kapıda mermer bir levha düşünün, üzerinde pirinç harflerle ‘Edip Nazif Müzesi’ yazmışlar mesela...”
Şair Nazım, heyecanlanmış olmalıdır, S. Nazif’in sözünü kesme gafletinde bulunur.
- Sahi, ben ölünce kapıma ne yazarlar?
S. Nazif ters ters bakar: “Kiralık Ev!.. Başka ne yazacaklar!” :lol:
***

Edebiyatçı Celal Sahir bir sohbette, “Ben bir dul kadının ikinci kocası olmak istemem” deyince taşı gediğine koyar: “Birinci kocası mı olmak istiyorsun yani?”

Kara yüzlüler
S. Nazif, l. Dünya Harbi sırasında kömür alışverişine başlar. Tanıdıklarından biri bunu yadırgar. “Yıllarca valilikte bulunmuş, umuru devlet görmüş birisin, üstelik elin kalem tutar. Böyle küçük işlerle uğraşmak yakışıyor mu sana?”
-Dostum bu savaştan yüz akıyla çıkacağımızı sanmıyorum. Hiç olmazsa benimki kömür karası olsun!..

***
Karaosmanoğlu bir konuşmasında “vazifesini yaptı” deyince “Şu yapmak fiili çıkalı çok şey yıkıldı” diye çıkışır, “mademki “konuştu” yerine “konuşma yaptı” diyorsunuz, o zaman “geldi” yerine “gelme yaptı”, “gitti” yerine “gitme yaptı” demeniz yakındır.

***
Bir gün, “Eyvah, beni hemen kuduz hastanesine kaldırın, aşı yapılsın” diye bağırır.
Çevresindekilerde bir telaş, bir telaş “Ne oldu üstat?”
“Ne olacak; dilimi ısırdım!”

yavuz
05-30-2007, 08:06 AM
Suleyman Nazif'in nezdindeki sahteler...

Hazır cevap yazar Süleyman Nazif

Enver Paşa’nın babası da Süleyman Nazif gibi Malta sürgünleri arasındadır. Nazif bir gün adamcağıza takılır “gel amca sana bir İngiliz dilberi alalım.”
-Nerden icabetti şimdi, anlayamadım?
-Türk kadından doğma oğlun koskoca Devlet i Âli Osmani’yi batırdı, İngiliz kadından doğan da Britanya’yı batırsın, hepimiz kurtulalım.
-Niye öyle söylüyorsun evlad, ben hayatta harama uçkur açmadım.
-Keşke helale de açmasaydın.
:D :lol:


Kurshad abi bunu duymasın... :lol: