Han
02-06-2007, 12:53 AM
Yashanmish hikaye...
Azrail Aleyhisselam'ın güzelliği
Onkolog Dr. Haluk Nurbaki'den bir hatıra... 1976'da yaşanmış.. Kanser hastanesinde başhekimken, Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmıştı ve özel bir ilgiyle bizzat tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak, Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef, bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine, 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap, bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra, ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğimde: 'Doktor bey, ben size dargınım.' 'Niçin?' diye sordum. "Siz... Dindar bir insanmışsınız.
Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz? Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak: "Doktora ulaşmak kolaydır' dedim. Parayı bastırdın mı, istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın." "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler hızlandırılmalı öğretime dönmüştü. Vefatına bir hafta kala, "Doktor bey'' dedi. 'Ben ölürken ne söylemeliyim? "Senin durumun çok özel" dedim. 'Kelime-i Şahadet sana uzun gelir. O anı fark edince ''Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)" demen sana yeter. O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için, Serap'a sürekli morfin yapıyor ve onu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek: "Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hâlâ unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) diyemezsem?.. " "Doktor bey... Azrail bana nasıl görünecek?" "Kızım" dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir. "Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek: "Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir olay yaşandı!" dedi ve devam etti: Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve Kelime-i Şahadet getirerek vefat etmeden biraz önce de: Doktor beye söyleyin dedi. Azrail, onun söylediğinden de güzelmiş!..
Azrail Aleyhisselam'ın güzelliği
Onkolog Dr. Haluk Nurbaki'den bir hatıra... 1976'da yaşanmış.. Kanser hastanesinde başhekimken, Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmıştı ve özel bir ilgiyle bizzat tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak, Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef, bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine, 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap, bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra, ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğimde: 'Doktor bey, ben size dargınım.' 'Niçin?' diye sordum. "Siz... Dindar bir insanmışsınız.
Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz? Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak: "Doktora ulaşmak kolaydır' dedim. Parayı bastırdın mı, istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın." "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler hızlandırılmalı öğretime dönmüştü. Vefatına bir hafta kala, "Doktor bey'' dedi. 'Ben ölürken ne söylemeliyim? "Senin durumun çok özel" dedim. 'Kelime-i Şahadet sana uzun gelir. O anı fark edince ''Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)" demen sana yeter. O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için, Serap'a sürekli morfin yapıyor ve onu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek: "Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hâlâ unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) diyemezsem?.. " "Doktor bey... Azrail bana nasıl görünecek?" "Kızım" dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir. "Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek: "Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir olay yaşandı!" dedi ve devam etti: Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve Kelime-i Şahadet getirerek vefat etmeden biraz önce de: Doktor beye söyleyin dedi. Azrail, onun söylediğinden de güzelmiş!..