PDA

View Full Version : Ey Resul! Ey Rahim! ve Ey Kerim!...


Shirin_Qiz
04-08-2007, 12:10 PM
Ey Resul! Ey Rahim! ve Ey Kerim!.

Ey, gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.

Ey, Yaradan´ın en güzel eseri!. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!." dediği!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.

Ey, insanoğlunun ufku en güzel insan. Allah´ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!.

Ey, rahmeten li´l-alemin!.

Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.
şefaat edermisin?

Ey, kupkuru çölleri cennete çeviren gül!.

Ey, gönlünden gül dökülen resul!.

Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
başsağlığı dileyen, gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!.
Benim de gözümün yaşını siler misin?.

Küçük kız çocuğunun tuttugu gibi tutsam elinden, yureğimden binlerce
kuş uçtu, bin´i de öldü desem.
Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?.

Ey, Islam´ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli...

Daima düşüncede, daima hüzün içinde ömründe bir defa bile, kahkahayla
gülmemiş. Gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

Gözlerimi yumsam ve, hülyana dalsam. o gül kokulu gülüşün ile,
benimde gözlerimin içine güler misin?.

Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana, işte onun işte onun hatrına!.

Ey, gözünü sevdiğim özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

Ey, gönlümün sultanı efendim!. ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim...

Seninle Kevser havuzunun başında buluşabilecek miyim?. desem..
Bulunduğun yerden, yüreğime bir damla su serper misin?.

Seni sevsem!. çok, çok sevsem!. öyle çok sevsem ki, sen koksa özüm,
yüreğim. Sen koksa nazım, edam. Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan!.

Ali´n, Fatıma´n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.
Sende beni, onları sevdiğin gibi sever misin?.

Ey, bize bizden daha ziyade merhamet eden!.
"Ummetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!.

Ey, en ziyade muhtacımız, en çok isteyenimiz!. Bizi, Hak´tan dileyenimiz!.

Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!. Senden, senin rahmetini dilesem.

Ey, alemlere rahmet olsun diye gönderilen.
Bana da rahmet eder misin?.

Ey, Rahim! ve Ey, Kerim!.

Asr-ı saadet´ten değilim!. Kokladıgın gül, soluduğun hava, yediğin
hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladığın kum dahi
değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

Lakin ben senin "Kardeşlerim!." dediğindenim! ve sana ve, sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani´nin
tırnagğının ucu misali bile değilim, desem.
Bana da hırkandan gönderir misin?.

Doğduğun günün, gecenin hürmetine.
Bu gün ve gece yüreğime, bir nur olup düşer misin?.
Allah'ım sen onu gormeyi nasip eyle ..


Sevgili Peygamberim!. Rabbim sana ve, senin al ve ashabına.
ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları
sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin.

Amin Amin Amin

afsharkizi
04-08-2007, 12:16 PM
Tskler.... ;-)

kebapcı
05-20-2007, 07:58 AM
HERŞEY ONUN ŞEREFİNE



Allahü teâlânın Habîbi, Sevgilisi,
Mahlûkâtın en üstün, en güzel, en iyisi.

Allah Onu methetmiş, en çok Onu sevmiştir.
Bütün ins’e ve cinne "Peygamber" göndermiştir.

Allah, her Peygambere ismiyle etti hitâb.
Ona, “Habîbim” diye buyurmuştur iltifât.

Bir âyette, meâlen buyurdu ki Rabbimiz:
(Seni, rahmet olarak gönderdik âleme biz.)

Ve yine buyurdu ki: (Sen olmasaydın eğer,
Hiçbir şey yaratmazdım, olmazdı yer ve gökler.)

Her Peygamber, kendinin yaşadığı devirde,
Kavminin, her bakımdan üstünüydü o yerde.

"Resûl-i zîşân" ise, dünyâ yaratılandan,
Tâ kıyâmete kadar, her devirde, her zaman,

Dünyânın her yerinde gelmiş veyâ gelecek,
İnsanların hepsinden üstündür, bu bir gerçek.

Kimse üstün olamaz Ondan hiçbir bakımdan.
Onu öyle yaratmış her şeye kâdir olan.

Hicretten elli üç yıl önce, "Mekke şehri"nde,
Rebî’ül evvel ayı, onikinci gününde,

Pazartesi gecesi ve sabaha karşı hem,
Dünyâya teşrîfiyle nûrlandı bütün âlem.

Hiçbir şey yaratmadan evvelâ cenâbı Hak,
Peygamber-i zîşânın “Nûr”unu eyledi halk.

Önce kendi nûrundan latîf, büyük bir “Cevher”,
Yaratıp, o cevherden var oldu başka şeyler.

Görünen görünmeyen, her ne ki varsa hattâ,
Hep ondan yaratıldı, ne varsa kâinâtta.

İlk var olan bu cevher, “Nûr-u Muhammedî”dir.
Rûhun ve her maddenin menşei bu cevherdir.

Suâl etti Resûl'e Câbir ibni Abdullah:
(Allah, neyi yarattı önce yâ Resûlallah?)

Buyurdu ki: (Her şeyden evvelâ cenâbı Hak,
Senin Peygamberinin Nûr’unu eyledi halk.

Yâni benim Nûr’umu, kendinin Nûr’undan hem,
Yarattı ki, o vakit yok idi Lehv ve Kalem.

Ne Cennet, ne Cehennem, yer ve gök, Arş-ü felek,
Yok idi ay ve güneş, yoktu hem ins-ü melek.)

Vaktâ ki Âdem Nebî, topraktan halk olundu,
Bu “Nûr-u Muhammedî” onun alnına kondu.

Kendi rûhu verilip, etrâfını görünce,
Alnındaki parlıyan bu “Nûr”u gördü önce.

Sonra da ilhâm ile bildirdi cenâbı Hak.
Ona. “Ebû Muhammed” diyerek etti hitâb.

Dedi ki: (Yâ ilâhî, bana “Ebû Muhammed”
Diye hitâb edersin, acabâ nedir hikmet?)

(Başını kaldır da bak!) buyurdu Hak teâlâ.
Kaldırınca gördü ki, yukarda Arş-ı âlâ.

Ve nûrdan “Ahmed” diye yazı vardı hem dahî.
Hemen suâl etti ki: (Bu, kimdir yâ ilâhî?)

Buyurdu: (Evlâdından, bir büyük Peygamberdir.
İsmi, göklerde “Ahmed”, yerlerde “Muhammed”dir.

Eğer O olmasaydı, seni halk eylemezdim.
Yeri, göğü ve hattâ hiçbir şey var etmezdim.)