View Full Version : Haber Bilgi com,
Bu sayfalara Türkiye'nin gündemine girmiş başlıkları alıp altınada ince dokundurmalar yapacağız;)
Bu sayfalara diğer arkadaşlarında katkılarını bekliyorum:twisted:
YENİ TCK'DEKİ 'ETKİN PİŞMANLIK' SADECE CAVİT ÇAĞLAR'A YARIYOR Banka patronlarından sadece Çağlar Bugün yürürlüğe girecek TCK'ya eklenen "Etkin pişmanlık" maddesi, bankası TMSF'ye devredilen patronlardan sadece Cavit Çağlar'ın işine yarıyor.
Yeni Türk Ceza Kanunu'na eklenen "Etkin Pişmanlık" maddesi batik banka patronları için umut oldu. Ancak söz konusu maddenin tüm batık banka patronlarını kapsamayacağı, sadece bankasına 3182 sayılı Bankacılık Yasası yürürlükteyken el konan Cavit Çağlar ile sınırlı kalacağı ortaya çıktı. Egebank'ın eski hakim ortağı Murat Demirel ise piyangoyu 6 ay farkla kaçırdı.
Hukukçular TBMM'de son dakikada eklenen 'Etkin Pişmanlık' maddesini yorumladılar. Tarife uyan tek batik banka patronunun Cavit Çağlar olduğunu, TMSF ile protokol yapmış veya yapmamış diğer patronlar için herhangi bir değişiklik öngörmediğini belirttiler.
Cavit Çağlar'ın cezasında indirim yapacak söz konusu madde için yasa teklifi AKP'li Hasan Kara, Zeyid Aslan ve Mücahit Daloğlu tarafından verildi. Ancak söz konusu maddenin AKP Bursa Milletvekili Faruk Çelik ve Adalet Komisyonu Başkanı Koksal Toptan'rn isteğiyle teklife konulduğu belirtiliyor.
TCK'nın 168'inci maddesini değiştiren 20 numaralı yasa maddesine göre dolandırıcılıktan elde edilen paranın 'Etkin Pişmanlık'la geri verilmesi ya da geri ödenmesi için bir anlaşma yapılması halinde suçun cezasında önemli indirim gündeme gelecek. Ancak söz konusu madde sadece dolandırıcılığı tarif ediyor, zimmet suçundan yargılananlar için ise herhangi bir değişiklik öngörmüyor.
Neden sadece Cavit Çağlar'ı kapsıyor?
Cavit Çağlar'ın hakim ortağı olduğu tnterbank'a 7 Ocak 1999 tarihinde el konulmuştu. O tarihte yürürlükte olan 3182 saydı Bankacılık Yasası'nda zimmet ifadesi yer almıyordu. Bankasında yolsuzluk tespit edilen hakim ortaklar ve yöneticiler dolandırıcılık suçundan yargılanıyordu.
Ancak daha sonra bankacılık yasası ilki 3 Haziran 1999'da olmak üzere üç kez değişti. 3182 sayılı yasadan sonra yürürlüğe giren üç yasada da dolandırıcılık suçunun yanı sıra zimmet ifadesi de yer aldı ve bankasına bu yasalar yürürlükteyken yani 3 Haziran 1999'dan sonra el konulanlar otomatikman zimmetten de yargılandılar. Egebank'a 22 Aralık 1999 tarihinde yani zimmet ifadesi bankacılık suçlarına girdikten 6 ay sonra el konuldu. Dolayısıyla Murat Demirel sadece dolandırıcılıktan değil, zimmetten de yargılandı.
Yasa maddesi zimmetten yargılananlarla ilgili bir indirim öngörmezken, dolandırıcılık suçunu işleyenleri ise 'Etkin pişmanlık'tan yararlandırabilecek.
Tehlikede olan bankacılar kimler?
Bunun dışında kalan 21 bankanın hakim ortağı için yeni TCK bir değişiklik getirmeyecek. Ancak burada da patronların TMSF ile prokotol yapıp yapmadıkları önemli hale geliyor.
2000 yılından bu yana bankasına el konulan patronlardan bir çoğu TMSF ile bir borç ödeme protokolü yapti. Bu protokoller sayesinde TMSF alacak davalarını geri çekti. Ancak bazı eski banka patronları ısrarla TMSF ile ödeme protokolü yapacak noktaya gelmedi. Bu patronlar arasında Egebank'ın eski hakim ortağı Murat Demirel, BankEkspres'in eski hakim ortağı Korkmaz Yiğit, İmar Bankası'nın eski hakim ortağı Kemal ve Hakan Uzan ile Yurtbank'ın eski hakim ortağı Ali Avni Balkaner bulunuyor.
Kendi bankasına olan borcunu sıfırlayan tek hakim ortak Dinç Bilgin görünüyor. TMSF'ye bugüne kadar 62 milyon doların üzerinde ödeme yapan, son olarak da sahibi olduğu medya şirketlerini Park Grubu'na devredip, 434 milyon dolarlık borcu da yeni bir ödeme takvimine bağlama imkanı yaratan Dinç Bilgin'in Etibank'tan kaynaklı borcu kalmadı.
Karamehmet de TMSF ile protokolü çok önemli bir noktaya getirmiş banka patronu olarak dikkati çekiyor. Son olarak Yapı Kredi Bankası'nın Koç'a satışı için el sıkışan Karamehmet de borçlarının önemli bir kısmını silmiş oldu. BankKapital'in eski hakim ortağı Mahmut Ceylan, Sürmeli Grubu, Zeytinoğlu Grubu ve Yaşar Grubu borçlarını protokole uygun olarak zamanında aksatmadan ödüyorlar.
Yeni Türk Ceza Kanunu'na eklenen "Etkin Pişmanlık" maddesi batik banka patronları için umut oldu. Ancak söz konusu maddenin tüm batık banka patronlarını kapsamayacağı, sadece bankasına 3182 sayılı Bankacılık Yasası yürürlükteyken el konan Cavit Çağlar ile sınırlı kalacağı ortaya çıktı. Egebank'ın eski hakim ortağı Murat Demirel ise piyangoyu 6 ay farkla kaçırdı.
Hukukçular TBMM'de son dakikada eklenen 'Etkin Pişmanlık' maddesini yorumladılar. Tarife uyan tek batik banka patronunun Cavit Çağlar olduğunu, TMSF ile protokol yapmış veya yapmamış diğer patronlar için herhangi bir değişiklik öngörmediğini belirttiler.
Cavit Çağlar'ın cezasında indirim yapacak söz konusu madde için yasa teklifi AKP'li Hasan Kara, Zeyid Aslan ve Mücahit Daloğlu tarafından verildi. Ancak söz konusu maddenin AKP Bursa Milletvekili Faruk Çelik ve Adalet Komisyonu Başkanı Koksal Toptan'rn isteğiyle teklife konulduğu belirtiliyor.
TCK'nın 168'inci maddesini değiştiren 20 numaralı yasa maddesine göre dolandırıcılıktan elde edilen paranın 'Etkin Pişmanlık'la geri verilmesi ya da geri ödenmesi için bir anlaşma yapılması halinde suçun cezasında önemli indirim gündeme gelecek. Ancak söz konusu madde sadece dolandırıcılığı tarif ediyor, zimmet suçundan yargılananlar için ise herhangi bir değişiklik öngörmüyor.
Neden sadece Cavit Çağlar'ı kapsıyor?
Cavit Çağlar'ın hakim ortağı olduğu tnterbank'a 7 Ocak 1999 tarihinde el konulmuştu. O tarihte yürürlükte olan 3182 saydı Bankacılık Yasası'nda zimmet ifadesi yer almıyordu. Bankasında yolsuzluk tespit edilen hakim ortaklar ve yöneticiler dolandırıcılık suçundan yargılanıyordu.
Ancak daha sonra bankacılık yasası ilki 3 Haziran 1999'da olmak üzere üç kez değişti. 3182 sayılı yasadan sonra yürürlüğe giren üç yasada da dolandırıcılık suçunun yanı sıra zimmet ifadesi de yer aldı ve bankasına bu yasalar yürürlükteyken yani 3 Haziran 1999'dan sonra el konulanlar otomatikman zimmetten de yargılandılar. Egebank'a 22 Aralık 1999 tarihinde yani zimmet ifadesi bankacılık suçlarına girdikten 6 ay sonra el konuldu. Dolayısıyla Murat Demirel sadece dolandırıcılıktan değil, zimmetten de yargılandı.
Yasa maddesi zimmetten yargılananlarla ilgili bir indirim öngörmezken, dolandırıcılık suçunu işleyenleri ise 'Etkin pişmanlık'tan yararlandırabilecek.
Tehlikede olan bankacılar kimler?
Bunun dışında kalan 21 bankanın hakim ortağı için yeni TCK bir değişiklik getirmeyecek. Ancak burada da patronların TMSF ile prokotol yapıp yapmadıkları önemli hale geliyor.
2000 yılından bu yana bankasına el konulan patronlardan bir çoğu TMSF ile bir borç ödeme protokolü yapti. Bu protokoller sayesinde TMSF alacak davalarını geri çekti. Ancak bazı eski banka patronları ısrarla TMSF ile ödeme protokolü yapacak noktaya gelmedi. Bu patronlar arasında Egebank'ın eski hakim ortağı Murat Demirel, BankEkspres'in eski hakim ortağı Korkmaz Yiğit, İmar Bankası'nın eski hakim ortağı Kemal ve Hakan Uzan ile Yurtbank'ın eski hakim ortağı Ali Avni Balkaner bulunuyor.
Kendi bankasına olan borcunu sıfırlayan tek hakim ortak Dinç Bilgin görünüyor. TMSF'ye bugüne kadar 62 milyon doların üzerinde ödeme yapan, son olarak da sahibi olduğu medya şirketlerini Park Grubu'na devredip, 434 milyon dolarlık borcu da yeni bir ödeme takvimine bağlama imkanı yaratan Dinç Bilgin'in Etibank'tan kaynaklı borcu kalmadı.
Karamehmet de TMSF ile protokolü çok önemli bir noktaya getirmiş banka patronu olarak dikkati çekiyor. Son olarak Yapı Kredi Bankası'nın Koç'a satışı için el sıkışan Karamehmet de borçlarının önemli bir kısmını silmiş oldu. BankKapital'in eski hakim ortağı Mahmut Ceylan, Sürmeli Grubu, Zeytinoğlu Grubu ve Yaşar Grubu borçlarını protokole uygun olarak zamanında aksatmadan ödüyorlar.
(http://<img%20src=/)
-------------------------------------------------------------------
Süleyman Demirel'in iktidara yürüdüğü yıllarda hala kulaklarımda çınlayan vaazları var: 30 HAVALİMANI YAPCAZZZZZ,40 ÜNİVERSİTE KURACAZZZZZ,50 BARAJ YAPCAZZZZZZZ,60 KÜLTÜR MERKEZİ AÇCAZZZZZZZZ
Bunları söylerken kadim dostu Cavit Çağlar beyin özel uçağı ilede şehir şehir dolaşıp o meşhur fötr şapkası ile iktidara yürüyordu....
Sonrası malum önce demirel sonra taifesi çiller hanım:lol:
Bu süreçte komik olan batmanın eşiğine gelmiş Cavit çağlar bey önce bursa'dan milletvekili sonra devlet bankalarından sorumlu devlet bakanı (Ziraat-Halk-Vakıflar bankası vb) O Cavit Çağlar sonrası nasıl olduysa oldu bırakın iflas masallarını birde servetinin üzerine gökdelen dikti:lol:
Bir dönem devlet bankalarını sömürdü bu sömürü hukuk karşısında 'Görev zararı' ibaresi ile temize çıkarıldı:evil:
Bir dönemde eğer bir bankanın içini hortumlamak istiyorsan o bankanın sahibi olmalısın düsturu ile yola çıkarak kendi kurduğu bankanın içini boşalttı,cezası nemi oldu ?
Bu ülkede Kanuna göre adam yetiştirilmeyip üzerine adamına göre kanun düzenlendiği sürece...
CAVİT ÇAĞLAR SEN BİZİM HER ŞEYİMİZSİN:rolleyes:
zorlu
05-31-2005, 03:58 AM
güzel bir başlık, ne yapalım elimizden geleni yaparız bizde..
http://sondakika.haber7.com buradan anlık son dakika haberlerini görebilirsiniz.
tabiki bu Türkiye'den haberler içindir.
Yeni Fransız Başbakan Türkiye dostu...
http://www.milliyet.com.tr/2005/05/31/son/resim/sondun28.jpg Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, referandum sonuçları üzerine istifa eden Raffarin'in yerine Dominique de Villepin’i Başbakanlık görevine atadı.
Başbakan Jean-Pierre Raffarin’ın istifasını kabul eden Cumhurbaşkanı Chirac, İçişleri Bakanı de Villepin’i bu göreve getirdi.
Chirac tarafından başbakanlık görevine atanan Dominique de Villepin, Türkiye'yi iyi tanıyan ve Ankara'nın AB üyeliğine sıcak bakan bir siyasetçi olarak biliniyor.
Uzun yıllar dışişleri bakanlığında çalışan Dominique de Villepin, Chirac'ın, ilk cumhurbaşkanlığı döneminde Elysee Sarayı'nda beş yıl süreyle genel sekreterlik gibi önemli bir görevde bulundu.
Chirac'a yakınlığı ve sadakatiyle tanınan de Villepin, merkez sağın iktidara gelmesini ardından dışişleri bakanı oldu.
Dışişleri bakanlığı sırasında de Villepin, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini yakından takip etti ve Chirac ile birlikte Ankara'nın AB sürecine destek verdi. Dominique de Villepin, daha sonra İçişleri Bakanlığı görevine getirildi.
Türk diplomatik kaynakları tarafından ''dengeli ve tecrübeli'' bir devlet adamı olarak nitelendirilen Dominique de Villepin'in, başbakanlık görevine getirilmesinin memnuniyet yarattığı bildirildi.
Dominique de Villepin'in babası senatör Xavier de Villepin, Fransa Senatosu'ndaki Türk dostluk grubu üyeleri arasında yer alıyor.
SARKOZY KORKUTUYORDU
Cumhurbaşkanı Chirac'ın, adaylar arasında gösterilen ancak başbakanlığa atamadığı iktidardaki UMP'nin lideri Nicolas Sarkozy, Türkiye karşıtlığıyla tanınıyordu.
Sarkozy, "Türkiye'nin AB üyesi olması iyi fikir değil. Doğru yol imtiyazlı ortaklık" fikrini savunuyordu.
Basında birçok kez Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği karşıtı yaptığı açıklamalarla yer alan Sarkozy, "Anayasayı reddederseniz AB sadece büyük bir pazar olacak ve Türkiye'nin üyeliği daha kolay gündeme gelebilecek", "İsrail ve Lübnan, Türkiye'den daha fazla Avrupalı değerlere sahip", "UMP olarak Türkiye'nin üyeliğine 'hayır' kampanyası yürüteceğiz" açıklamalarını yapmıştı.
Sarkozy'nin adı yeni içişleri bakanı olarak geçiyor.
Bu arada, yeni bakanlar kurulunun kesin listesinin çarşamba günü açıklanacağı bildirildi.
Siyasi gözlemciler, Sarkozy'nin hem iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) liderliği ve hem de içişleri bakanlığı görevini birlikte yürüteceğini belirtiyorlar.
Sarkozy, 2002 ve 2004 yılları arasında İçişleri Bakanlığı görevinde bulunmuş, daha sonra Chirac tarafından Maliye ve Ekonomi Bakanlığı'na getirilmişti.
-------------------------------------------------------------------------
Türkiye yediği bütün kazıkları genelde Türk dostu görünenlerden yediğine göre...
Hayırlı olsun bu arada hazırlıklı olun,Kazık geliyorum demez;)
Fransa'nın Cezayir soykırımı belgeseli, Fransız sokağında kavga çıkarttı
Sinemacı Attila Hakan Ganimgil tarafından hazırlanan ''Fransa'nın Cezayir Soykırımı'' adlı belgeselin tanıtımının yapılacağı kafenin müdürü, filmin içeriği hakkında bilgilendirilmedikleri gerekçesiyle toplantıya izin vermedi.
Galatasaray'daki Fransız Sokağı'nda bulunan Le Caprice Cafe'nin İşletme Müdürü Berk Atağ, belgeselin tanıtımı için toplantıyı izlemeye gelen basın mensuplarına yaptığı açıklamada, filmin içeriğinin kendilerine bildirilmediğini söyledi.
Atağ, toplantının bir DVD tanıtımına ilişkin yapılacağının söylendiğini, içeriğini öğrendikten sonra toplantı için mekanlarının kullanılmasına izin vermediklerini kaydetti.
Kandırıldıklarını ifade eden Atağ, ''Bize yalan söylendi. Cezayir'deki soykırım deselerdi, izin vermezdik. Politik şeylere yer veremeyiz'' dedi.
Atağ, toplantının yapılmaması için kendilerine herhangi bir yerden telefon gelmediğini söyledi.
Belgeseli hazırlayan Attila Hakan Ganimgil ise bu duruma tepki göstererek, Fransız Sokağı'nın girişinde basın açıklaması yaptı.
Ganimgil, ''Buranın Türkiye toprağı olmadığını anladım. Mekanı işletenlere toplantının yapılmaması için çeşitli telefonlar gelmiş. Konsolosluktan ya da Fransızlar'dan olabilir'' iddiasında bulundu.
Belgeselde, ''1945-1963 yılları arasında 9 milyon nüfusu bulunan Cezayir'deki 1.5 milyon Arap'ın Fransızlar tarafından katledildiğinin'' anlatıldığını belirten Ganimgil, görüntülerde, o dönemde asker olan Fransızlar'ın anlatımlarının yer aldığını söyledi.
Ganimgil, 120 dakikalık filmin Cezayirliler ve Fransızlar'ın desteğiyle 6 aylık bir çalışma sonucu hazırlandığını ifade etti.
------------------------------------------------------------------------
Birleşmiş Milletlerin Fransanın cezayirde yaptığı soykırım ile ilgili oylamasında Kıbrıs kozunu kaybetmek istemeyen Türkiyenin vermiş olduğu kararsız oyu:twisted:
yıllarca Cezayir sokağı diye anılan sokağın,kimin vermiş olduğu paralarla yeniden elden geçirilerek fransız sokağı diye isminin değiştirilerek açılışının yapılması:twisted:
Üzerine belgeselin tanıtımı sırasında bar sahibinin biz siyasete karışmayız gibisinden sümsük yaklaşımı:twisted: Efendi sen zaten Cezayir sokağına Fransız sokağı ismi verilmesinden sonra burda bazı güçlerin tekeline girerek gerdan kırıyorsan sonuna kadar siyasetin içindesin üstüne üstlük tarafında belli:lol:
Cezayir sokağının eski hali
http://www.tempodergisi.com.tr/life_style/05022/imperiaflex_0_0_0.jpg
Cezayir sokağının yeni hali (Fransız sokağı olduktan sonra )
http://www.tempodergisi.com.tr/life_style/05022/imperiaflex_0_1_0.jpg
:rolleyes: :twisted:
Erdoğan: Pakistan'ın Keşmir politikasının ardındayız
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Gerek dış, gerek iç politikada Pakistan ile görüşlerimizin örtüşüyor olması, bizim tarihsel ve kültürel birlikteliğimizin, dayanışmamızın da bir göstergesi" dedi.
Başbakan Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, baş başa ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler.
Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Pakistan’ın dost ve kardeş ülke olduğunu vurgulayarak, bugün yapılan görüşmelerde askeri, ticari, ekonomik ve kültürel alanlardaki ilişkilerin ele alındığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, görüşmede ayrıca, bölgeyi ilgilendiren konuların, Kıbrıs, Irak, Afganistan, İsrail-Filistin ve Keşmir sorununun da görüşüldüğünü ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu:
"Gerek dış, gerek iç politikada Pakistan ile görüşlerimizin örtüşüyor olması, bizim tarihsel ve kültürel birlikteliğimizin, dayanışmamızın da bir göstergesi.
Tüm uluslararası kuruluşlarda Türkiye-Pakistan dayanışması her konu gündeme geldiğinde gerçekleşmiştir. Bundan sonra da bu konudaki siyasi irade güçlenerek devam edecektir".
Başbakan Erdoğan, Türkiye ve Pakistan arasındaki dış ticaret hacminin iki ülkenin güçlerinin çok altında olduğunu belirterek, bu konuda adımlar atılması gerektiğini dile getirdi.
İslam Kalkınma Örgütü ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde atılacak adımların da görüşmede ele alındığını kaydeden Erdoğan, Pakistan’ın, Türkiye’nin attığı tüm adımları desteklediğini hatırlattı. Erdoğan, "Aramızdaki müşterekleri görmek mutlu edici" dedi.
Yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki hava taşımacılığı konusunda adımlar atılacağını anlatan Başbakan Erdoğan, İslamabad dışında, Karaçi’ye de Türk Hava Yolları’nın düzenlediği seferlerin artırılacağını söyledi.
Erdoğan, Pakistan Başbakanı Aziz’in, "kendi evinde olduğunu" kaydederek, konuk başbakanın gezisinin iki ülke arasındaki ilişkileri artıracağına inandığını vurguladı.
SORULAR
Başbakan Erdoğan, daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Erdoğan, Pakistanlı bir gazetecinin, "Türkiye ile Pakistan arasında savunma alanında ne gibi bir işbirliği yapılabileceği" yönündeki sorusuna, "Şu anda Türkiye ile Pakistan arasında savunma sanayinde müşterek atacağımız adımlar var. Bunları görüşmede ele aldık. Gerek Aselsan, gerek Havelsan, gerek FNSS gibi kuruluşların müşterek olarak Pakistan’da yapacağı yatırımları konuştuk" yanıtını verdi.
Erdoğan, Keşmir sorunuyla ilgili bir soruya karşılık, "Pakistan’ın bu işi çözmeye yönelik iradesi var. Bizler de bunları olumlu adımlar olarak değerlendiriyoruz. Pakistan’ın Keşmir politikasının yanındayız. Bu konuda dayanışma içinde olacağız. Bütün sorun bu çözümsüzlüğün ortadan kalkmasıdır, ölümlerin kan dökmelerin sona ermesi suretiyle adil bir çözüme ulaşılmasıdır" diye konuştu.
Öte yandan, ortak basın toplantısından önce Türkiye ile Pakistan arasında Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması’nın uygulanması protokolü imzalandı.
--------------------------------------------------------------------------
Aziz: KKTC'ye izolasyonun kaldırılması için her türlü desteği veririz
Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, KKTC’ye uygulanan izolasyonun kaldırılması için her türlü desteği sağlamaya kararlı olduklarını söyledi.
Aziz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından Başbakanlıkta düzenlenen ortak basın toplantısında, görüşmelerde Kıbrıs konusunun da gündeme geldiğini belirterek, bu konuda Türkiye ile aynı zemin üzerinde olduklarını kaydetti.
Kıbrıs konusunda Türk tarafını gayet iyi anladıklarını belirten Aziz, Pakistan’ın KKTC’ye uygulanan izolasyonun kaldırılması yönünde ne gibi adımlar atacağına ilişkin soruyu yanıtladı.
Kıbrıs konusunda Türk tarafının tutumunu takdirle karşıladıklarını söyleyen Aziz, KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde atılması gereken adımlara ilişkin destek vermeye hazır olduklarını belirtti.
Bu adımların bölgede barış ve uyumu geliştireceğini ifade eden Aziz, "KKTC’ye uygulanan izolasyonun kaldırılması için her türlü desteği vermeye kararlıyız" dedi.
Erdoğan ile çok yararlı görüşmeler yaptıklarını kaydeden Aziz, İslam dünyasını, Pakistan’ı ve Türkiye’yi ilgilendiren pek çok konuyu ele aldıklarını belirtti.
Pakistan ile Türkiye’nin ortak bir miras paylaştığını hatırlatan Aziz, iki ülkenin pek çok konudaki görüş ve izlenimlerinin paralellik gösterdiğini söyledi. Aziz, bugün yapılan görüşmelerde hemen hemen her konuda anlaşmaya varıldığını ve bundan da büyük bir memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Pakistan’ın Türkiye’ye büyük önem atfettiğini kaydeden Aziz, Türkiye ile yakın işbirliğinin bölgede ellerini güçlendirdiğini belirtti.
İki ülkenin pek çok uluslararası kuruluşta yakın işbirliği içinde olduğunu hatırlatan Aziz, özellikle İslam Konferansı Örgütü’nü (İKÖ)
daha etkin yapabilmek için çalıştıklarını söyledi.
Bunun, "İslam’ın gerçek sesinin dünyaya duyurulması için önemli olduğunu" ifade eden Aziz, İslam’ın huzur ve barış dini olduğunu belirterek, bunun tüm dünyaya anlatılması gerektiğine işaret etti.
Aziz, bu konuda iki ülkeye de görevler düştüğünü kaydetti.
Ankara’ya yaptığı ziyaretin ikili ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olacağını belirten Aziz, iki ülke arasındaki ticari hacmin 1 milyar dolara çıkarılmasını hedeflediklerini söyledi.
Pakistan’ın yatırım için önemli bir ortam olduğuna dikkati çeken Aziz, Türk yatırımcılara çağrıda bulundu. "Sizi Pakistan’da dört gözle bekliyoruz" diyen Aziz, bu konuda Türkiye’nin önemli bir rol oynayabileceğini belirtti.
İki ülke arasındaki ilişkilerin kültürel alanda işbirliğiyle daha gelişebileceğini söyleyen Aziz, iki ülke arasındaki uçuş sayısının da dörtten yediye çıkacağını duyurdu.
Görüşmelerde ikili ilişkiler ve Kıbrıs’ın yanı sıra Keşmir sorunu, BM, Afganistan gibi bölgesel ve uluslararası konuları da ele aldıklarını belirten Aziz, Keşmir sorununun bir an önce Keşmir halkının arzu ettiği şekilde sonuçlanmasını istediklerini kaydetti.
Afganistan konusundaysa Türkiye’nin bölgede barış ve istikrarın sağlanmasında büyük rol oynadığını ifade eden Aziz, Türkiye’nin bu çerçevedeki olumlu rolünün Pakistan’a da yansıdığını belirtti.
-------------------------------------------------------------------------
Türkiye 1974 Kıbrıs savaşına girdiği zaman dünya devletleri içinde kayıtsız şartsız destek veren bir kaç devlet çıkmış bunlardan biride kardeş pakistan halkı olmuştur. O gün bugün Pakistan'ın Türkiyeye karşı siyaseti hiç değişmemiş ve literatürde her türlü konuda tam destek vermiştir....
İşte bu aradığımız bizim;)
10 yıl sonra ortaya çıkan vahşet
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/03/son/resim/sondun14.jpg cnnturk.com ve ajanslar
Bosna Savaşı'nın izleri Sırp paramiliter grupların, 1995'te Srebrenica'da altı Bosnalı Müslüman genci öldürmesinin görüntülerinin ortaya çıkmasıyla canlandı.
Bosnalı gençleri ağaçlık bir alanda topladıktan sonra sırtlarından vurarak öldüren sekiz Sırp'tan birkaçı, olaydan 10 yıl sonra yakalanarak tutuklandı. Görüntüler ise devlet televizyonunun da aralarında olduğu bazı Sırp kanallarında gösterildi.
Savaştan 10 yıl sonra ortaya çıkan görüntülerde, 'Akrepler' adındaki Sırp paramiliter grubun sekiz üyesi, altı Bosnalı Müslüman genci bir kamyonetten indirip, yere yüz üstü yatırıyor. Elleri arkadan bağlı gençlere hakaret eden Sırplar, havaya ateş ediyor.
Gençler toparlanıp ağaçlık boş bir alana doğru yürütülüyor. Sırplar burada Bosnalı Müslüman gençleri birer birer sırtlarından vuruyor. Sırplardan biri de bu anı kameraya kaydediyor.
Görüntülerde en az üç Bosnalı gencin öldürüldüğü görülüyor. Elleri bağlı iki Bosnalı gencin ise bağları çözülerek, az önce öldürülen arkadaşlarının cesetlerini taşımakla görevlendiriliyor.
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/03/son/resim/3.jpg
O gün Bosnalı altı Müslüman gencin tamamı bu sırp grup tarafından öldürüldü. Görüntülerde yüzleri açıkça görülen Sırpların bazıları olaydan 10 yıl sonra yakalanarak, tutuklandı.
Hem faillerin tutuklanması, hem de bu görüntülerin sırp televizyonlarında yer alması, Sırp yönetiminin yıllar sonra günah çıkarmaya çalıştığının göstergesi niteliğinde.
En az iki Srebrenica zanlısı tutuklandı
Sırp makamları, Srebrenica'da Boşnakların katledilmesiyle ilgili video görüntülerinin yayınlanmasının ardından tutuklanan zanlı sayısının en az iki olduğunu açıkladı.
İnsan Hakları Vakfı adlı sivil toplum örgütünün yöneticisi Nataşa Kandiç, 'Akrepler' adlı paramiliter grubun iki üyesinin bu sabah Belgrad'ın 80 kilometre batısındaki Sid'de tutuklandığını belirtti.
Kandiç, bu paramiliter grubun komutanının da tutuklanmış olabileceğini kaydetti. Sırp televizyonu da resmi kaynaklara dayanarak verdiği haberde, sekiz zanlının tutuklandığını, operasyonun sürdüğünü bildirdi.
Sırbistan Başbakanı Vojislav Kostunica, Hollanda'nın Lahey kentindeki eski Yugoslavya için kurulan BM savaş suçları mahkemesinin Başsavcısı Carla Del Ponte ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, temmuz 1995'te Srebrenica'da Boşnakları öldüren paramiliterleri gösteren video görüntülerinin dün Lahey'de yayınlanmasının ardından çok sayıda zanlının tutuklandığını belirtmişti.
• İntihar saldırısı evde toplanan bir grup insanı hedef aldı: 10 ölü (http://www.milliyet.com.tr/2005/06/03/son/sondun12.html)
TV'DE OĞLUNU GÖREN ANNE GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
Srebrenica katliamının televizyon ekranlarına yansıyan görüntüleri, oğlu Haziran 1995'te Sırp askerleri tarafından katledilen Bosnalı annenin yarasını tazeledi.
Tuzla kenti yakınlarındaki mülteci kampında, kendilerine ayrılan odada, yanında oturan kızı Makbule ile yaşadığı şoku gazetecilere aktaran Nura Alispahiç, haberleri dinlemek için açtığı televizyonda, küçük oğlu Azmir'in Sırp askerlerince nasıl öldürüldüğüne şahit oldu.
Üzerindeki şoku halen atlatamayan ve titreyerek, gözyaşları içinde konuşan Alispahiç, televizyonu açtığında, oğlu ile birlikte 5 Müslüman'ın öldürülüşünü gördüğünü söyledi ve "Bu hayvanların oğlumu öldürdüklerini kendi gözlerimle gördüm. Henüz 16 yaşındaydı. Ne hissettiğimi kimse anlayamaz" dedi.
Oğlunun, ölüme gidenler arasında, ikinci sırada olduğunu belirten Alispahiç, "Onu itekliyorlardı. Yüzünü döndüğünde gördüm. Oğlum Azmir'di. Birkaç saniye sonra onu vurdular. Yere düştü" diyerek yaşadığı acıyı paylaştı.
Cesedi, 1999 yılında toplu mezarda bulunan Azmir'in, kimliğinin tespitinin ardından 2003 yılında tekrar defnedildiği kaydedildi.
Alispahiç'in büyük oğlu Admir'in de savaş sırasında öldürüldüğü belirtildi.
• Kırıkhan'a düşen füzeler New York Times'ta: 3 scud füzesi (http://www.milliyet.com.tr/2005/06/03/son/sondun05.html)
10 ZANLI TUTUKLANDI
Sırp makamlaranın, Bosna'nın Srebrenica kentinde Temmuz 1995'de yapılan katliama karıştıkları gerekçesiyle tutuklananların sayısının 10 olduğu bildirildi.
Savaş suçları savcılığının sözcüsü Jasna Jankoviç, B92 televizyonuna yaptığı açıklamada, polisin Srebrenica'da sivillerin öldürülmesine katılan 10 zanlıyı tutukladığını belirtti.
Adalet Bakanlığı yetkilisi Jankoviç, Hollanda'nın Lahey kentinde eski Yugoslavya için kurulan BM savaş suçları mahkemesince Sırp paramiliterlerin Srebrenica'daki soykırımını gösteren video görüntülerinin önceki gün yayımlanmasının ardından, çarşamba gecesi başlayan polis operasyonunun devam ettiğini söyledi.
Belgrad'daki sivil toplum örgütleri, tutuklananlar arasında Sırbistan İçişleri Bakanlığı'na bağlı özel hareket birliklerinin bünyesinde Akrepler adlı paramiliter grubun iki üyesi ile komutanlarının da bulunduğunu bildirmişlerdi.
Sırbistan Başbakanı Vojislav Kostunica, dün Hollanda'nın Lahey kentindeki eski Yugoslavya için kurulan BM savaş suçları mahkemesi Başsavcı Carla Del Ponte ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Temmuz 1995'te Srebrenica'da Boşnakları öldüren paramiliterleri gösteren video görüntülerinin dün Lahey'de yayımlanmasının ardından çok sayıda zanlının tutuklandığını belirtmişti.
Tutuklanan kişilerin kesin sayısını açıklamayan Başbakan Kostunica, "Bizi şoke eden ve hepimizi dehşete düşüren bu video görüntüleri yayımlandıktan sonra hemen harekete geçmek önemliydi" diye konuşmuştu.
Bu görüntülerde, özellikle Sırbistan İçişleri Bakanlığı'nın özel kuvvetlerine bağlı "Akrepler" adlı paramiliter grubun, elleri arkadan bağlı Boşnakları soğukkanlılıkla katletmeleri dikkat çekiyor.
Sırbistan'ın Srebrenica zanlılarını tutuklayarak, Lahey'deki mahkemeyle işbirliği yapma isteğini gözler önüne serdiği yorumu yapılıyor.
-----------------------------------------------------------------------
Birşey yazmak istemiyorum.yakında konu ile ilgili video'da burada olucak...
Yinede şerefsizler Allah belanızı versin diyorum...
Ersun Yanal ile yollarını ayıran Futbol Federasyonu, A Milli Takım teknik direktörlüğü için tüm yetkiyi Başkan Levent Bıçakcı'ya verdi. Bıçakcı, Fatih Terim ile temasa geçip, ünlü çalıştırıcıyı ikna edebilmek için yüz yüze görüşme talep etti.
Federasyonun dünkü olağanüstü toplantısında, milli takım için her türlü çalışma yapma ve anlaşma sağlama yetkisi verilen Bıçakcı'nın bugün İstanbul'da Terim ile bir araya geleceği kaydedildi. Başarılı teknik adamla hafta içinde birkaç kez telefonla görüşen Başkan'ın, üç aylık bir süre için değil, 2008 Avrupa Şampiyonası'na dek öneri götüreceği, tüm milli takımların yeniden yapılanması yetkisini kendisine vereceği ifade edildi. Terim'in yardımcılığını Aykut Kocaman'ın yapması planlanırken, Mehmet Özdilek'in (Şifo) ümit ve genç milli takımların başına geçmesinin düşünüldüğü ifade edildi. Bıçakcı ve Terim'in bugünkü görüşmesinin ardından tarafların bir aksilik çıkmazsa, anlaşmaya varacakları öğrenildi. Terim'in de müthiş baskılar üzerine Türkiye'de Milli Takım'ın başında çalışma fikrine sıcak baktığı ifade edildi.
Luce'ye tepki
Federasyon toplantısında yabancı teknik direktör konusundaki alternatifler tek tek elenirken, Mircea Lucescu'ya büyük çoğunlukla karşı çıkıldı. İtalya'nın Milano kentinde Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile yaptığı görüşmede 3.5 milyon dolar isteyen Romen hocaya yönetim kurulu üyeleri tepki gösterdi.
Ottmar Hiztfeld'in de gündemden çıktığı, Terim ile anlaşma sağlanamaması ihtimaline karşılık belirlenen dört adaya teklif götürüleceği öğrenildi. Bıçakcı'nın öncelikle halen Yunanistan Milli Takımı'nda görev yapan Alman Rehhagel ile temasa geçeceği, diğer üç adayın ise Brezilyalı Scolari, İtalyan Zaccoroni ve Arjantinli Hector Cuper olduğu kaydedildi.
Sözleşmesi fesh edilen Ersun Yanal'a verilecek tazminat konusu da dün görüşüldü. Mukavelede herhangi bir tazminat hükmü bulunmamasına karşın Yanal'a 6 maaş karşılığı ödeme yapılması kararı benimsendi. Bu miktarın yaklaşık 450 bin YTL olacağı bildirildi.
MİLLİYET
Yağmalayın efendiler yağmalayın...
babanızın parasını veriyorsunuz çünkü ! sözleşmesinde tazminat maddesi yokmuşta bunlar kıyak yapmışlar. kendi cebinizden yapında o kıyağı ondan sonra görim sizi...
Konuşurken suratı 28 halini alan Terim milli takım için iyi bir tercih değildir. Derwal'in mirasını yiyen denizli gibi Terim'de Sepp Piontek'in mirasını yemiş geriye artık birşeyde kalmamış cepten yemeye başlamıştır....
G.sarayda vizyonumuz bitmiştir diyen yarım akıllı İtalyan lig tarihnin en iyi 7 takımı arasında gösterilen Fiorintinayı küme düşürmüş ordan geldği Milan7da ise şutu yiyerek yine GS.nin başına geçmiştir. GS.nin adı olmasa belki yarım akıllı klübüde o sene küme düşürecekti....
yiyin efendiler yiyin ; DEVLETİN MALI DENİZ YEMEYEN KERİZ:twisted:
AVRUPA’nın ilk beş beyaz eşya üreticisinden biri olan Arçelik, 50’inci kuruluş yılında, 100’den fazla ülkede, her 2 saniyede 1 ürünü satılan bir şirkete dönüştü. Koç Holding Şeref Başkanı ve Arçelik Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Koç, ‘Geçtiğimiz 50 senede Arçelik vatandaşı elle yıkanan bulaşıktan makinede bulaşığa, ocaktan fırına, teldolapdan buzdolabına, tokaçtan çamaşır makinesine taşıdı’ dedi.
50 YILLIK BAŞARI:
Arçelik, 50’inci kuruluş yıldönümünü Koç Holding Şeref Başkanı ve Arçelik Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi M. Koç ve Arçelik Genel Müdürü Gündüz Özdemir’in ev sahipliğinde Rahmi Koç Müzesi’nde önceki akşam düzenlenen bir davetle kutladı. Sezen Aksu ve Fahir Atakoğlu’nun konser verdiği gecede, Arçelik’nin 50 yıllık başarı hikayesi ve ekonomiye sağladığı katkılar anlatıldı.
BABANNEM BUZDOLABINI SEVDİ:
Rahmi Koç, buzdolabına ilişkin evlerinde yaşanan bir olayı şöyle anlattı: ‘Keçiören’e elektrik gelip de Vehbi Koç evine ilk buzdolabını aldığında, babaannem ‘Ne lüzumu var masraf etmeye, kuyu ile pekala idare ediyorduk. Götür bu gavur icadını’ diye çıkışmış. Aradan iki sene geçtikten sonra, babaannem buzdolabını o kadar benimsemiş ve sevmiş ki, ‘Oğlum bir de kızkardeşine al’ demiş. Buzdolabı satışları seneden seneye artmaya başlamış.’
TÜRKİYE DAR GELDİ:
Arçelik’in yerli ve yabancı rakiplerle yoğun rekabet olmasına rağmen pazar payını hep yüzde 50’nin üzerinde oranlarda tuttuğunu söyleyen Rahmi Koç, ‘Arçelik’e Türkiye dar gelmeye başladı. Öyle kritik bir boyuta geldi ki, ya o başkalarını satın alacaktı, ya da başkaları onu. Biz de markalar, fabrikalar satın alarak büyümeyi sürdürmeye ve uluslararası bir şirket olmaya karar verdik’ dedi. Arçelik’in aldığı uluslararası ödüllerle de sektöründe standartları belirlediğini söyleyen Rahmi Koç, ‘Ne mutlu ki, büyükbabamızın bakkal dükkanından doğan bu topluluk, dördüncü jenerasyona gelmiştir’ dedi.
İKİ SANİYEDE BİR ÜRÜN:
Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir ise konuşmasında, ‘Bugün 100’den fazla ülkede, her 2 saniyede 1 ürünümüz satılıyor. Her ülkenin kendi koşullarını dikkate alarak oluşturduğumuz politikalarımızla her girdiğimiz pazarda ana oyunculardan biri haline geldik’ dedi. Gündüz Özdemir, konuşmlasında, elli yıllık tarihinde kabına sığmayan Arçelik’in, sanayileşmenin kanat çırpınışları içinde hep bir model olarak Türk özel sektörüne liderlik ettiğini belirtti.
ANA OYUNCULARDAN BİRİYİZ:
Gündüz Özdemir, şöyle devam etti: ‘1990 yılında, Beko markamız için ‘bir dünya markası’ sloganıyla belirlediğimiz hedef, bugün uluslararası pazarlarda, sektörün önemli oyuncuları arasına girmemizi sağlamıştır. Bugün 100’den fazla ülkede, her 2 saniyede 1 ürünümüz satılmaktadır. Her ülkenin kendi koşullarını dikkate alarak oluşturduğumuz politikalarımızla her girdiğimiz pazarda ana oyunculardan biri haline geldik. Bugün Arçelik A.Ş., Avrupa’nın en büyük ilk beş beyaz eşya üreticisinden biri.’
HEDEF İLK MARKADAN BİRİ OLMAK:
Özdemir, ‘Günümüzde Türkiye’de her evde en az iki ürünümüz var. Önümüzdeki dönemde ise, Koç Holding’in ‘her Avrupalı’nın evinde bir Koç ürünü’ hedefinin en önemli taşıyıcısı olmayı amaçlıyoruz. Vizyonumuz 5 yıl içinde kendi sektörümüzde dünyanın en çok tercih edilen ilk on markasından birine sahip olmak’ diye konuştu.
Coşkun: Türkiye’ye Arçelikler lazım
SANAYİ ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, sanayinin parlayan yıldızlarından biri olan Arçelik’in Türkiye’nin sanayileşmesinde öncülük rolünü üstlendiğini belirterek, kuruluşun sanayiyle kalkınmada model olduğunu söyledi. Türkiye’deki gelir dağılımındaki adaletsizliğin tek reçetesinin üretim olduğunu söyleyen Coşkun, Türkiye’nin Arçelik gibi şirketlere ihtiyaç duyduğunu belirtti.
2.7 milyar Euro ciro ve 11 bin çalışan
ARÇELİK, bugün dünya genelinde 100’ün üzerinde 11 bin çalışana ve 2.7 milyar Euro’yu bulan iş hacmine sahip. ile 50. yılına ulusal ve uluslararası başarılarla dolu bir gurur tablosu ile girdi. Yurt dışında büyüyen, yurtiçinde beyaz eşya pazarının yüzde 50’sinden fazlasını kontrol eden Arçelik’in 2005 yılı ciro hedefi ise 3 milyar Euro.
HÜRRİYET
Yiyin efendiler yemeye devam edin !
Bu ülkeye 3'ncü sınıf malları dayayıp yerli sanayi safsatalarının arkasına saklanıp montaj sanayi ile bire aldığınızı altıya kaskallayıp daha sonrasındada hayır kurumları ile bir nebze vicdanlarınızın sızlamısının önüne geçmek bir nebzede halka şirin gözükmek için uccundannn acık:evil:
Bu sıralardada yeni moda başladı. Önce montaj sanayini Türkiyenin en güzel alanına kondurup bir kaç sene sonra burdaki ortaklıktan ayrılıp ayak bastırttı parasını alıp bakkal manav işlerine soyunmaya başladılar !
madem bu memleketi soyup soğana çevirdiniz bari soyduklarınızla bu ülkeyi kalkındırabilecek hamlelere imza atın .Bırakın bakkallığı manavlığıda başkaları yapsın:twisted:
Trabzonda Erdoğan linçi http://www.haberturk.com/foto/flas.gif Başbakan Tayyip ERdoğan'ın yol açılışı için Trabzon'da yaptığı konuşma sırasında protestoculara vatandaşlar tepki gösterdi. Linç edilmek istenen protestocular polisler tarafından alandan uzaklaştırıldı. ("")
Muhtemelen açılışa Tayyip Erdğan'a yalakalık yapmak isteyen veya sayın başbakan'ın kurmaylarına işini gördürecek zatı muhteremler birde ne görsünler protesto :)
Annaaa vurun kahpeye,vurun dinsize:lol:
Sonuçta şirin gözükün;Sizlerde yiyeceksiniz efendiler ,sizlerde:lol:
Tunceli'de bir garip teşhir!
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/24/son/resim/sontur47.jpg Tunceli’de teröristler tarafından yola döşenen mayına çarpan ve meydana gelen patlamada hurdaya dönen ticari araç, üzerine insan hakları ve Tunceli Barosu’na yönelik ifadelerin yer aldığı kağıtlar asılı olarak kent merkezine getirildi.
Çevresi şeritle çevrilen aracın üzerine, kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce, "İnsan hakları savunucuları bu arabayı gördünüz mü?", "Dağda uçan kuşa bile basın açıklaması yapan, acaba buna bir basın açıklaması yapacak mı?", "Merakla bekliyoruz?" "Neden sessizsiniz Tunceli Barosu?" gibi ifadelerin yer aldığı kağıtlar asıldı.
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/24/son/resim/T2.jpg
BARO BAŞKANI
Tunceli Baro Başkanı Bülent Taş, düzenlediği basın toplantısında, yazıları asanların, asanlara göz yumanların bulunması ve haklarında, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile hakaret suçlarından soruşturma başlatılması için Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacaklarını bildirdi.
Taş, yaptıkları girişimler sonucunda yazıları kaldırttıklarını belirterek, "Bu yazılarla, olayın tarafıymışız gibi gösterilmek istenmişiz. Biz her zaman hukuk kurallarına bağlı, insan haklarına saygılı bir kurumuz. İnsan hakları için mücadele ettik, bundan sonra da edeceğiz" dedi.
Tunceli’de, Ali Akbayır idaresindeki 62 T 0070 plakalı taksi, bugün merkeze bağlı Batman Köyü Kayabaşı Mahallesi yakınlarında, teröristler tarafından yola döşenen mayına çarpmıştı.
Meydana gelen patlamada ağır yaralanan sürücü Akbayır, askeri helikopterle Elazığ Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış, araç ise hurdaya dönmüştü.
Vatandaş basit bir soru sormuş...
El cevap; yazıları kaldırıp haklarında suç duyurusunda bulunacağız !
Birde utanmadan taraf olmadıkları yönünde bilgi geçiyorlar:lol:
Duydunmu thomas:rolleyes:
Demirel'den TMSF'ye: Kimsenin malına el konulamaz, gasp sayılır
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/27/son/resim/soneko39.jpg Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kardeşi Şevket Demirel’e ait tesislere el konulmasını değerlendirerek, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde kimsenin malına mülküne el konulamaz. Bu bir gasp sayılır" dedi.
Süleyman Demirel, helikopterle saat 16.30’da İslamköy’e geldi.
Demirel’i kardeşi Şevket Demirel karşıladı. Karşılamada, eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Yaşar Topçu, Şevket Demirel’in kızı Nihan Atasagun da bulundu.
Kardeşiyle birlikte İslamköy Mezarlığı’nda aile büyüklerinin mezarına giderek dua eden Demirel, daha sonra Süleyman Demirel Demokrasi Müzesi’ne geldi. Burada, gazetecilerin, TMSF tarafından, kardeşi Şevket Demirel’e ait tesislere el konulmasına ilişkin soruları yanıtlayan Süleyman Demirel, şunları söyledi:
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde kimsenin malına mülküne el konulamaz. Bu bir gasp sayılır. Benim kardeşimin kimseye borcu yoktur, ne devlete ne başka birisine... Türkiye hukuk devletidir. Mülkiyet hakkı aziz haktır. Türkiye’de bir başkasının suçu yüzünden bir başkası cezalandırılamaz. Ben bu uygulamanın ne derece hak ve hukuka uygun olduğunu öğrenmeye geldim. Umarım ki bu yanlış düzeltilecektir. Umarım ki bu uygulamayla bir çok kişiye iş, aş veren tesisler, işlemez hale gelmez. Uygulamanın kısa zamanda düzeltileceğini umuyorum. Hukuk herkese lazım. Fevkalade üzgünüm." Demirel, daha sonra kardeşi Şevket Demirel’e ait Barla beldesindeki eve geçti.
NASIL EL KONULMUŞTU?
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Yahya Murat Demirel'in eski sahibi olduğu Egebank ile ilişkisi tespit edilen Isparta'daki 9 şirketin yönetimine dün el koydu. 50 kişilik TMSF ekibinin Isparta'da büyük bir gizlilikle yürüttüğü operasyon sırasında, Egebank'ın para transferlerine ilişkin klasörler Şevket Demirel'in sekreterinin odasında bulundu. Baskını, nereye gideceklerini bilmeyen ve 'kamp' diye çağrı yapılan 50 görevli gerçekleştirdi.
Egebank'a 21 Aralık 1999'da el koyan TMSF, yaptığı çalışmalarda bankanın hâkim ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Murat Demirel'in aynı zamanda Göltaş Göller Bölgesi Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. firmasını da vekaleten temsil ettiğini ve muhtelif yollarla bu şirkete banka kaynağı aktarıldığını tespit etti.
Ayrıca Demirel'in kardeşi ve Egebank'ın Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Demirel'in, bankanın ortaklarından Şevket Demirel Holding'in yüzde 15 hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olması ve Şevket Demirel Holding'in yönetim ve denetiminde yer alan Ş. Nihan Atasagun, Yılmaz Kasap, Fettullah Selçuk ve Sertaç Bora Özyurt ile birlikte Göltaş ve el konulan diğer şirketlerle doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi içinde bulundukları belirlendi.
Hukuki işlemlerin tamamlanmasının ardından Bankalar Kanunu'nun ilgili maddeleri uyarınca tespit edilen dokuz şirketin TMSF'ye devrine karar verildi.
Edinilen bilgiye göre TMSF, geçen cuma günü 50 kişilik bir ekibi kamp çağrısıyla Esentepe'deki merkezde topladı. Büyük bir gizlilikle yürütülen operasyon sırasında, nereye gideceklerinden haberi olmayan ekip uçakla Isparta'ya indirildi. Murat Demirel'in babası Şevket Demirel'in Isparta'daki şirketlerine yapılan baskında, Egebank'a el konulduğu günden beri aranan bazı belgeler bulundu. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, Şevket Demirel'in sekreterine ait odada ele geçirilen 15 klasörde bankanın para transferleriyle ilgili bilgilerin yer aldığı bildirildi.
Operasyon sona erdiğinde Şevket Demirel hakkında, "belge ve bilgi saklamak" suçunu işlediği iddiasıyla suç duyurusunda bulunulabileceği iddia edildi.
El konulan 9 şirket
Göltaş Göller Bölgesi Çimento Sanayi ve Tic. A.Ş.
Puccinelli- Elmataş Göller Bölgesi Meyve Sebze Değerlendirme San. ve Tic. A.Ş.
Elma-Su Elma ve Diğer Meyveler Özü ve Suları San. ve Tic. A.Ş.
Orma Orman Mahsulleri Entegre San. ve Tic. A.Ş.
Göl Yatırım Holding A.Ş.
Göltaş Hazır Beton ve Yapı Elemanları San. ve Tic. A.Ş.
Göltaş Enerji Elektrik Üretim San. ve Tic. A.Ş.
Orkav Orman ve Tarım Sanayi Hammadde Üretim A.Ş.
OZF Fidancılık San. ve Tic. A.Ş.
**************************************************
Süleyman ağa kardeşimin tek bir kuruş bile borcu yok demiş...
Ağam kardeşinin oğlunun uçan kuşa borcu varmıdır ? devleti milleti soyup soğana çevirmişmidir ? bir yılbaşı bulgaristana kaçarken yolumu kaybettim diye bulgar polisinin kucağına düşmüşmüdür ?
Garibin evine hacizi gönderirken anası babası dinlemezsinizde size gelincemi zürriyet ikinci plana düşer...
Hadi hadi nasıl bu devleti tokatladıysanız aynı şekilde abi kardeş ele ele verin adınızın üzerine konmuş lekeyi temizleyin !
document.write(TmpEko);
Denizin çocuğuna veda
Kanserin aramızdan aldığı Kazım Koyuncu, dün Açıkhava Tiyatrosu'ndan '5 bin kişinin ağladığı' bir törenle uğurlandı
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/27/magazin/resim/amag.jpg TUĞÇE TABAK
Akciğer kanseri nedeniyle 6 aydır tedavi gören ve dün yaşamını yitiren Karadeniz müziğinin ve Türkiye'nin sevilen sesi Kazım Koyuncu (33), ailesi, sevenleri ve sanatçı dostlarının katıldığı cenaze töreniyle uğurlandı.
Tören, Koyuncu'nun ölümüyle iptal edilen 'Hey Gidi Karadeniz' konserinin mekânı olan Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda düzenlendi. Törene, Volkan Konak, Şevval Sam, Davut Güloğlu, Sunay Akın, Şenol Güneş'in de aralarında bulunduğu 5 bini aşkın kişi katıldı.
Arkadaşı için gözyaşı döken Volkan Konak, "Eğer insanın sol memesinin altındaki şey yoksa adam olamaz. Kazım, adam gibi adamdı. Bulanık camiamızda başımı omzuna yaslayabileceğim bir kişiydi" dedi ve sözlerini şöyle bitirdi: "Ben artık şarkı söylemek değil, ağlamak istiyorum."
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/27/magazin/resim/amag2.jpg Çernobil kınandı
Baba Cavit Koyuncu'nun "Bütün sevenleri ben de seviyorum. Hepiniz benim çocuklarımsınız" dediği törende, Çernobil faciası da lanetlendi. Uçakla Trabzon'a götürülen cenaze, Koyuncu'nun memleketi Hopa'da toprağa verilecek.
'Koyuverdun gittun'
http://www.milliyet.com.tr/2005/06/27/magazin/resim/amag1.jpg İlk Lazca rock grubu Zugaşi Berepe'yi (Denizin Çocukları) Koyuncu'yla birlikte kuran Memedali Barış Beşli, "Kazım ölmedi, ölümsüzlüğe uğurlanıyor şu an" dedi.
Koyuncu'nun müziğini yaptığı Gülbeyaz dizisinde oynayan Şevval Sam, 'Koyverdun Gittun Benu' şarkısını okurken gözyaşları sel oldu. Tören boyunca da Koyuncu'nun, Lazca büyükanne anlamına gelen 'Dido' isimli parçası çalındı. Sunay Akın ise sanatçıyı şiirlerle anlattı. Basın mensuplarının da gözyaşlarına hâkim olamadığı tören, cenazenin alkış ve tulum sesleriyle uğurlanmasıyla son buldu.
***************************************
Zamanının tarım bakanı bakın bu çaylarda radyasyon yok olsa ben içermiydim dedi...
zamanının sağlık bakanı zarfların içine konular şarbon mikropları için zarf açma teknikleri geliştirdi....
Yok denilen radyasyon karadenizde kanser vakalarını patlattı ve hala hiç kimse bu konu hakkında açıklama yapmıyor !!!
Gömün efendiler başınızı kuma bir gün ...... !
Rumlar KKTC'ye turist taşıyan 4 otobüsü yaktı
Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye günlük turist taşıyan dört otobüs, dün gece park halindeyken molotofkokteyli atılarak yakıldı.
Rum basınında yer alan haberlere göre, Ay Napa'dan Girne'ye günlük turlar düzenleyen üç şirkete ait otobüslere, saat 02.35 dolaylarında, kimliği belirsiz kişilerce molotofkokteyli atıldı.
''Otobüslerin siyasi nedenlerle yakıldığına'' işaret eden Rum basını, polisin, yangının KKTC'ye günlük olarak gerçekleştirilen turlara karşı çıkanlar tarafından çıkarıldığı ihtimali üzerinde durduğunu yazdı.
HALA RUMLARLA BİRLEŞME SEVDASINA DÜŞÜPTE RUM TARAFININ PASAPORT KUYRUĞUNDA ÇEKİRDEK ÇITLAYAN BİR KISIM KANI BOZUK KARDEŞLERE DUYURULUR...
F1'de pilotları, İzmitli itfaiyeciler kurtaracak...
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Emin Pehlivan, 19-21 Ağustos tarihleri arasında İstanbul Park Pisti'nde yapılacak Formula 1'de sezonun 14. yarışında, Kocaeli İtfaiyesi'nden 25 kişilik kurtarma ekibinin görev yapacağını söyledi.
Emin Pehlivan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Formula 1 Türkiye Grand Prix'sini ulusal görev olarak gördüklerini, Otomobil Sporları Federasyonu'ndan gelen öneriyi gözönünde bulundurarak bu görevi kabul ettiklerini kaydetti.
Pehlivan, daha önce Antalya'da yapılan Dünya Ralli Şampiyonası'ndaki görevin kendilerine deneyim kazandırdığını ifade ederek, ''İstanbul Park Pisti'nde yaşanacak olası bir kazada, 25 kişilik kurtarma ekibimiz müdahale edecek'' dedi.
Pehlivan yarışlarda, Kocaeli İtfaiyesi'nden 5 kurtarma aracının bulunacağını da sözlerine ekledi.
LİSEDEYKEN BİZİM OKULUN ÖNÜNÜDE BAŞTA MÜDÜRÜMÜZ OLMAK ÜZERE TÜM ÖĞRETMEN TAYFASI İLE BİRLİKTE YANGIN TATBİKATI YAPILACAKTI...
Bİ BİDONA BOŞ BİR ÇUVAL ATIP YAKTILAR VE TUTUŞMASINI BEKLEDİLER. ÇUVAL TUTUŞUNCA ELLERİNDEKİ YANGIN SÖNDÜRÜCÜLERİ İLE SÖNDÜRMEYE KALKTIKLARINDA;
BİRİNCİ TÜP ÇALIŞMADI DİĞER İKİSİDE HERHALDE İÇLERİNDEKİ ETMEN MADDE ETKİSİNİ KAYBETMİŞ OLMALIKİ ETKİ ETMEDİ...
BÜTÜN OKUL GÜLÜŞMELER İÇİNDE BİDONUN İÇİNDEKİ ÇUVALIN İYİCE YANIP KENDİ KENDİNE SÖNMESİNİ BEKLEDİK...
HABERİ OKUYUNCA ALLAH F-1 PİLOTLARINA KOLAYLIK VERSİN DEMEK İÇİMDEN GELDİ:lol:
dervish
08-12-2005, 04:19 AM
Yeni Fransız Başbakan Türkiye dostu...
http://www.milliyet.com.tr/2005/05/31/son/resim/sondun28.jpg Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, referandum sonuçları üzerine istifa eden Raffarin'in yerine Dominique de Villepin’i Başbakanlık görevine atadı.
Başbakan Jean-Pierre Raffarin’ın istifasını kabul eden Cumhurbaşkanı Chirac, İçişleri Bakanı de Villepin’i bu göreve getirdi.
Chirac tarafından başbakanlık görevine atanan Dominique de Villepin, Türkiye'yi iyi tanıyan ve Ankara'nın AB üyeliğine sıcak bakan bir siyasetçi olarak biliniyor.
Uzun yıllar dışişleri bakanlığında çalışan Dominique de Villepin, Chirac'ın, ilk cumhurbaşkanlığı döneminde Elysee Sarayı'nda beş yıl süreyle genel sekreterlik gibi önemli bir görevde bulundu.
Chirac'a yakınlığı ve sadakatiyle tanınan de Villepin, merkez sağın iktidara gelmesini ardından dışişleri bakanı oldu.
Dışişleri bakanlığı sırasında de Villepin, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini yakından takip etti ve Chirac ile birlikte Ankara'nın AB sürecine destek verdi. Dominique de Villepin, daha sonra İçişleri Bakanlığı görevine getirildi.
Türk diplomatik kaynakları tarafından ''dengeli ve tecrübeli'' bir devlet adamı olarak nitelendirilen Dominique de Villepin'in, başbakanlık görevine getirilmesinin memnuniyet yarattığı bildirildi.
Dominique de Villepin'in babası senatör Xavier de Villepin, Fransa Senatosu'ndaki Türk dostluk grubu üyeleri arasında yer alıyor.
Kim yazmis bu haberi ve hangi tarihte yazmis???
Kim yazmis bu haberi ve hangi tarihte yazmis???
MİLLİYET GAZETESİNİN O TARİHLERE AİT ARŞİVLERİNİ KARIŞTIRIRSAN BULURSUN. BU TİP DERLEMELERİ GENELDE ADI GEÇEN GAZETİNİN SON DAKİKA BÖLÜMÜNDEN ALIYORUM:rolleyes:
dervish
08-12-2005, 04:28 AM
Villepin Turk dostu ???
http://www.zaman.com.tr/?hn=199070&bl=dishaberler
MİLLİYET GAZETESİNİN O TARİHLERE AİT ARŞİVLERİNİ KARIŞTIRIRSAN BULURSUN. BU TİP DERLEMELERİ GENELDE ADI GEÇEN GAZETİNİN SON DAKİKA BÖLÜMÜNDEN ALIYORUM:rolleyes:
dervish
08-12-2005, 04:30 AM
Lozan 2005 yılı etkinliklerinin önde gelen ismi İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in yıllar önce kaleme aldığı ‘Savunma’ adlı kitabında Lozan Antlaşması’nı ağır ifadelerle eleştirdiği ortaya çıktı. Kitabında Lozan’da Kemalist burjuvazinin emperyalistlerle anlaştığını söyleyen Perinçek, aynı burjuvazinin devletin iktidarını kullanarak işçi ve köylüleri insafsızca sömürdüğünü ileri sürüyor. Lozan 2005 Buluşması adı altında yüzlerce kişiyi İsviçre’ye götürme kampanyası yürüten Perinçek, kitabında “Vatan hainleri Lozan hükmüyle affedildi. Ankara hükümeti Lozan’da Türkiye halkının fedakarlıklarla kazandığı zaferin semerelerini toplayamadı. Lozan, Türkiye’yi yarı sömürge yaptı.” sözlerine yer veriyor.
“Lozan'da verilen tavizler sebebiyle emperyalistler adım adım Türkiye'ye nüfuz ettiler ve sonuç olarak Türkiye yarı sömürge olmaktan kurtulamadı.” diyen Perinçek, STV’nin ortaya çıkardığı kitapla ilgili haberin sorulması üzerine büyük şaşkınlık yaşadı. 82. yıl kutlamalarında Lozan için ‘Büyük Zafer' diyen Perinçek, bu kez Lozan Anlaşması'nda Boğazların emperyalistlere verildiğini söylüyor ve ekliyor: “Lozan'da Boğazların kontrolü İngilizlere ve emperyalistlere bırakılmıştır. Nitekim 1936 Montrö Anlaşması'yla bu tavizler ortadan kaldırılmıştır.” diyor. Birkaç kez sözlerini baştan alarak düzeltilmesini isteyen Perinçek, verdiği karışık cevapların ardından bir ekleme daha yapma ihtiyacı hissediyor: “Biz Kemalist devrimi dünya ölçeğinde büyük bir miras kabul ediyoruz; ama Sovyet ve Rus ihtilallerindeki gibi Kemalist devriminin de zaafları vardır.”
İstanbul, Zaman
12.08.2005
==========================
YORUMSUZ
Villepin Turk dostu ???
http://www.zaman.com.tr/?hn=199070&bl=dishaberler
GAZETEDEN YAPILAN ALINTININ ALTINA AYNEN ŞUNLARI YAZMIŞIM;
Türkiye yediği bütün kazıkları genelde Türk dostu görünenlerden yediğine göre...
Hayırlı olsun bu arada hazırlıklı olun,Kazık geliyorum demez
OKUMADINMI 2 GÖZÜM
Yunan gazetesinden uçuk iddialar
Yaşar ANTER/BODRUM (Muğla), (DHA)
YUNANİSTAN'ın Rodos Adası'nda basılan ve Oniki Adalar bölgesinde dağıtılan haftalık Gromi gazetesi, Türkiye'nin biyokimyasal silah üreterek Ege ve Akdeniz'deki Yunan adalarını tehdit ettiğini öne sürdü.
25 bin tirajlı Gnomi gazetesinin haberinde, Türkiye'nin biyokimyasal silah ürettiğini, bu gazları bulut olarak Rodos Adası'nın üzerine göndereceğini iddia edildi. Haberde “Rodos Adası'nı bir kimyasal ölüm bulutunun kaplaması ve meydana çıkacak bilinmeyen hastalıklarla halkın ortadan kaldırılması, maalesef geçmişte kalmış veya uzak bir ihtimal değil. Türkiye'nin bu tür silahlara sahip olup olmaması ve eğer sahipse muhtemel bir Türk- Yunan çatışmasında bunları kullanıp kullanmayacağı Yunanistan'ı yakından ilgilendiriyor'' denildi.
Gnomi Gazetesi, 1986- 1987'den itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığı bilgilerinin mevcut olduğunu da iddia etti. Gazetenin haberinde iddialar şöyle sürdürüldü:
“Kimyasal ve biyolojik silah üretiminde Türkiye'nin Pakistan ile işbirliği yaptığı tahmin ediliyor. Bilgilere göre Türk bilim adamları Ankara ve İzmir'deki bazı üniversitelerde ‘Kitrik Yağmur’ kod adlı bir biyolojik silah üretmeyi başardı. Ancak üretim bilinmeyen nedenlerle durdurulmuştur. Söz konusu işin finansman kaynağından dolayı zorluklar yaşandığı bilinmektedir. Silahın geliştirme aşamasının Pakistan'da devam ettiği ve bunun için gerekli teknik bilginin Pakistan'a verildiği öğrenilmiştir. Türkiye'yi ziyaret eden Avustralyalı bilim adamları ekibine göre, Türkiye biyolojik silah gelişiminde kullanılabilen 2 biyolojik organizma ve 2 hammadde üretmektedir.''
TÜRKİYEDE BİRİ HAPŞIRSA BU GERZEKLER MİKROP GÖNDERDİLER İDDİASI İLE İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BAŞVURURLAR:lol:
Torcoman
08-12-2005, 06:28 AM
Oğuz abi ajans gibi çalışıyorsun maşallaj
dervish
08-12-2005, 06:26 PM
Haber Turkiye'den degil ama Turkiye ile alakali...
Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların ihya ettiği Regaib Kandili’nde Özbekistan’ın tarihî Semerkand kentinde Türkiye-Özbekistan arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesi için dua edildi. Yıllarca Sovyet yönetimi altında din hürriyetini tam olarak tadamayan Özbekler, bağımsızlıkla birlikte dinlerini daha iyi yaşıyor. Bir dönem Mekke ve Medine’den sonra İslam coğrafyasının en önemli kentleri arasında Buhara ve Semerkand yer alıyordu. Semerkand’da yer alan Registan Meydanı’nda bulunan üç medrese; Uluğbey, Şirdar ve Tillekari medreseleri, görkemiyle ziyaretçilerini kendisine bağlıyor. Beşerî bilimlerin de bir dönem merkezi olan kentte, tarihî Uluğbey Rasathanesi de yer alıyor. Semerkand’a 20 kilometre uzaklıktaki İmam Buhari türbesi de, inananların her zaman ziyaret ettikleri bir yer.
İslam tarihinin önemli zenginliklerini barındıran Semerkand’ın içinde bulunan 1200 yıllık Hoca Zud Murad Camii’nde toplanan cemaat, kandil gecesi Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişmesi için dua etti. Cami imamı Hacı Mustafa Kul Melikzade’nin, “İnsanların evlerinde olduğu bu saatlerde buraya gelip cemaatle namaz kılmanız büyük bir nimettir. Cemaatle namaz kıldığınızda birbirini tanıyor, hal hatır soruyorsunuz. Birbirinize daha yakınlaşıyorsunuz. Burada, Türkiye’den misafirlerimiz var. Dua edelim ki, iki ülke arasındaki dostluk ilişkileri daha da gelişsin. Dünyada barış olsun, Müslümanlar barış içinde yaşasın, savaş hiç olmasın. Bağımsızlık nimeti ebedî olsun.” şeklindeki duasına cemaat hep birlikte ‘âmin’ dedi.
1924 ile yeniden bağımsızlığını kazandığı 1991 yılları arasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin parçası olan Özbekistan’da camiler ve ibadethaneler hiçbir zaman tümüyle kapanmadı; ancak bütün ülke çapında yalnızca 88 caminin açık kalmasına izin verildi. Diğer camiler, depo gibi başka amaçlarla kullanıldı. Bağımsızlık sonrasında camiler yeniden açıldı. Başkent Taşkent’te İslam Üniversitesi kuruldu. Sovyetler döneminde yılda yalnızca 2-3 kişinin hacca gitmesine izin veriliyordu. Bu rakam 4 bine çıktı.
13.08.2005
Süleyman Kurt (suleyman@zaman.com.tr)
Semerkand
genco
08-17-2005, 04:15 AM
Bakalım ne olacak!.
Bu ayın 23'ündeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yayınlanmak üzere rapor hazırlanıyormuş.
Raporun başlığı "Kürt sorunu yoktur"
Bu raporun altına imza atacaklardan birisi de Başbakan....
Gerilimli bir ortam
Başbakan imza atarak ya söylediğini inkar edcek ki büyük ihtimal
ya da "rest" çekecek ki o biraz zor deniliyor...
Zoru seçer mi?...
Seçerse sonuçları ne olur?
Şimdiden kestirmek güç...
dervish
08-17-2005, 04:24 AM
Kapkaccilardan dert yanan teyzelerimize okutalim. :D:D:D
93 yaşındaki kadın hırsızı alt etti
Litvanya'da 93 yaşındaki kadın gençlere ders verdi. Kendisini soymak isteyen hırsızlardan birini bakın nasıl etkisiz hale getirdi?
Başkent Vilnius'ta 85 yaşındaki arkadaşıyla paylaştığı evinin önünde hırsızların saldırısına uğrayan Zoja Popova, başından geçenlerianlatırken, ''Soğukkanlılığımı kaybetmedim. Hırsızlardan birinin testislerini yakaladığım gibi var gücümle sıktım. Adam hayvan gibi
böğürmeye başlayınca, komşular imdadıma yetişti. Diğer hırsız bana bir şey yapmaya vakit bulamadı'' dedi.
Yakalanan 25 yaşındaki hırsızın, karın ağrısından uflayıp puflayarak polise ifade verdiği belirtildi.
genco
08-18-2005, 04:41 AM
Yahudi vatandaşların Şaron'a cevabı
Türkiye'deki Yahudiler'e çağrı yapan Şaron, İsrail'e dönmelerini isteyip, vatanlarının İsrail olduğunu söylemiş.
Gazetenin haberine göre Yahudi vatandaşlarımız aynen şöyle demiş:
"Bizim ülkemiz Türkiye, Başbakanımız da Tayyip Erdoğan, sen değilsin. Biz burada mutluyuz. Evet dinen azınlık statüsündeyiz ama vatandaş olarak her türlü hakka sahibiz. Çok ileri mevkilerde insanlarımız var. Bizim İsrail'e bağlılığımız dinen; vatan olarak değil" demişler.
Kürt vatandaşlarımız aynı iradeyi gösteremedi malesef...
Ne yazıkki PKK'ya karşı olan Kürt vatandaşlarımız aynı iradeyi yılardır ortaya koyamadı.
Mesela, milyonlarca Kürt vatandaşımız sokağa dökülüp "PKK bizi temsil edemez, bizim vatanımız burasıdır, biz bölücülük istemiyoruz" diye iradelerini ortaya koymadılar. Hep sus pus kaldılar. Onların bu sessizliği, dünya kamuoyunun gözündea PKK'yı, Kürt haklarını savunan örgüt konumuna getirdi.Sessiz çoğunluk olarak kaldıkları için de maelsef bazı çevrelerce PKK ile aynı kefeye konuldular.
Boşnak/Arnavut kökenli vatandaşlara bravo...
Avrupa Birliği'nin dayatması sonucu sözde azınlıklara haklar verilmesi babından radyo yayını izini verildiğinde, ilk tepki Boşnak/Arnavut.. gibi Balkanlar kökenli vatandaşlardan geldi. "Hayır..Biz bu ülkede azınlık değiliz, bu ülkenin sahibiyiz. Reddediyoruz" dediler.
Vatndaşlık bilinci ne yazıkki her kesimde böyle şuurlu değil. Devletin asli görevi bu şuuru vermektir ama nerdeee...
Bunun için "Milli devlet milli iktidar" şart...
Dışardan kumandalı yönetimlerle başka türlü olamaz zaten...
ABD, yıllardır başımıza PKK illetini sararak, Barzani ve Talabani dostu yaptı bizi bir zamanlar. Hatta bu iki gurup arasında anlaşmazlık yaşandığı zaman, araya girip ağabeylik yaptık. Halen de 1500 askerimiz, bu nedenle orada..
Her ikisi de bir zamanlar yanımızda PKK ile mücaleye de katıldılar...
Böylece Barzani'nin, Talabani'nin palazlanmasını, kuvvetlenmesini sağladık. O kadar kuvatlandirdik ki Irak'ı yönetecek kadar...
Gelinen noktaya bakıldığında, kukla hükümetlerin nasıl ABD ye hizmet ettiğini görürüz.
PKK ile hala uğraşıyoruz ve K.Irak'ta bağımsız devlet kuruldu(Bana göre kuruldu..Kendi paraları var, bayrakları var, meclisleri var, başkanları var. Yarın birgün "Canım zaten kurulu bir devlet vardı" denilecek; yani, alıştıra alıştıra...)
ABD'nin 40 yıl öncesinden planladığı arzusu gerçek oldu. Orat-Doğu'ya Kürt kartını oynayıp, egemen olmak..
Oldu da...
Biz de hala ABD'nin, AB'nin çıkarlarına hizmet ediyoruz...
Hala bü ülkelere hayranlık duyarak yetişen bir çok gencimiz var...
Hala vatandaşlarımıza vatandaşlık bilinci aşılayamıyoruz...
dervish
08-18-2005, 04:41 AM
TRT’de çalışan bir radyo spikeri, kurduğu internet sitesi üzerinden para karşılığı erkeklerle beraber olduğu gerekçesiyle işten atıldı. İşe dönmek için TRT’ye dava açan spiker, adalet mekanizmasının işleyişinden yakındı.
Dava dilekçesinde ‘eski Ankara DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel’in bir kadın ile ilişkiye girdiği esnadaki video kayıtlarının bulunduğunu’ belirten spiker, “O hâlâ memuriyetine devam ederken ben neden işten atılıyorum.” diye konuştu.
Akşam gazetesinde yer alan habere göre TRT’de radyo spikeri olarak çalışan F.Y.Ö.’nün kurduğu internet sitesi üzerinden para karşılığı erkeklerle beraber olduğu, polis tarafından suçüstü yakalanmasıyla belirlendi. Spiker, polise verdiği ifadede suçunu kabul etti.
Polisin bilgi vermesiyle dönemin TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, Teftiş Kurulu müfettişlerini görevlendirdi. F.Y.Ö., TRT müfettişlerinin araştırması sırasında polisteki ifadelerini reddetti. Disiplin Kurulu’na sevk edilen spiker, yıllardır yaptığı mesleğine leke sürdürecek eyleminin olmadığını iddia etti. Disiplin Kurulu, TRT spikerinin savunmasını inandırıcı bulmayarak işten çıkardı.
Spiker F.Y.Ö. bunun üzerine TRT’ye karşı Ankara 5. İdare Mahkemesi’ne işe dönüş davası açtı. TRT Yüksek Disiplin Kurulu’nun kararına karşı dava açan Spiker F.Y.Ö., işten atılmasının haksız olduğunu savundu. Ankara 5. İdare Mahkemesi’ne avukatı aracılığıyla dilekçe sunan TRT spikeri, eski Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’le ilgili ‘seks kasetleri’ni gündeme getirdi.
F.Y.Ö., “Yüksel’in eylemi video kaydı ile sübuta ermiş olmasına rağmen kınama ile cezalandırıldı. ‘Görev dışı’ bir suçlamadan memuriyetten alınmam doğru değil.” dedi. Mahkemeye sunulan dilekçede şu ifadelere yer verildi: “Ankara DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel’in bir kadın ile ilişkiye girdiği esnadaki video kayıtlarının sayın mahkemenin de malumu olduğunu düşünmekteyim. Eylem iftira ve zannı aşarak video kaydıyla sübuta ermiş olmasına rağmen anılan savcı, kınama cezasıyla cezalandırılmış olup halen görevine devam etmektedir. Demek ki görev dışında görevle ilgisi olmayan bir suçlama memurun görevden alınması için gerekçe olmamalıdır.
Bu suçu işlemiş olanın müvekkilim gibi spiker veya savcı olmasının yapılacak işlemi değiştirmeyeceği varsayımı ile müvekkilimin devlet memurluğundan çıkarılmasına dair işlemin objektiflikten uzak olduğuna inanıyor, hukuka aykırı buluyoruz.” Ancak mahkeme, fuhuş suçunu işlediği ‘sabit’ görülen spikerin işten atılması cezasını uygun buldu.
EN SEKSİ YAŞ
İnternet sitesindeki ilanda bir saatliğine 100 milyon lira ücret aldığını belirten F.Y.Ö., 45 yaşında olmasına rağmen, bakımlı ve diri olduğunu, ‘bu yaştan sonra seks yapamaz’ diyen erkekleri yanılttığını belirterek şu satırlara yer veriyor:
‘Erkekler neden 40 yaşından sonra seks yapmak isteyen kadınları komik buluyorlar. Ben ve benim gibiler cinselliğimizi yaşayamayacak mıyız? Kendileri andrapoz dönemine girdiklerinde ve balkon gibi göbeğe sahip olduklarında seksi hiç düşünmeyecekler galiba. Ben çok kırılıyorum. Çünkü kendimi çok seksi hissediyorum. Bence bir kadının en iyi seks yaşı 40 ve sonrasıdır. Ama bunu cücük kafalılara anlatmak çok zor.’
Seksten çok keyif aldığını belirten spiker A.Ö., kendisini de şöyle tanıtıyor: ‘Ankara da yaşıyorum, 85 kilo, 1.60 boyunda 45 yaşındayım. Sevişmekten inanılmaz keyif alıyorum. Fantazilerim sınırsız. Bu günlerdeki fantazilerimin ise önüne geçemiyorum. Paralı seks istiyorum, çıtır değilim ama çıtırdan daha çok tatmin ederim. Neden beni denemiyorsun, istediğin her türlü fantaziye açığım.’
KAYNAK: internethaber
4twelve
08-18-2005, 08:05 AM
So what!!!:evil:
aykız
08-18-2005, 09:41 AM
heheheheh....şimdi tüm tv spikerleri o işi yapıyora çıkar haahahhahaa...
genco
08-19-2005, 02:25 PM
Koyunlarımız ve vatandaş yorumu
Son zamanlarda dünya basınına da konu olan koyunlarımızın toplu intihar olayları daha unutulmadan bir yenisi duyuldu...
Bir Tv kanalı, Urfa'da bir evin 5.katından bir koyunun atladığını ve aşağıda oyun oynayan çocuklardan birinin üzerine düştüğünü haber verdi.
Enteresan bir dururm...
Fakat işin daha da enteresan yönü, olayı gören bir vatandaşın yorumuydu...
Spiker soruyor "Nasıl oldu olay, anlat bakalım" diye...
Evin üst katında, koyunun aşağı atladığı yerde Urfalı vatandaş, olayı anlatıyor...
"Koyun tam buradaydı(Eliyle, orta yeri gösterip)
Hayvan, kenara gelip aşağı bakmadığı için, boşluk olduğunu göremedi.
Kenara kadar gelip bakmış olsa, aşağıda çocukların oyun oynadığını görecek ve aşağı atlamayacaktı, fakat hayvan, hayvan olduğu için bunu düşünemedi.
Aslında hayvan intihar etmedi, kenardan sonra boşluk olduğunu anlayamadığı için, bulunduğu yerden zıplayınca haliyle aşağı düşmüş oldu..."
Öyle saf bir ifadeyle anlatıyordu ki...
dervish
08-21-2005, 05:44 AM
Yelda Reynaud, 'Türkiye'de yaşamak zor' diyor. Reynaud, Türkiye'de hayal kurmanın bile zor olduğunu düşünüyor
HIZIR TÜZEL (htuzel@radikal.com.tr)
İSTANBUL - İnsanhayatı boyuncayaşadığıyeri, çevresindeki insanları,toplumsal kargaşayı,sosyolojik çıkmazları ve tüm olumsuz şartları zamanla kabullenebiliyor. Alışıyor bir yerde. Kötüleri unutuyor, görmezden geliyor, kendini de ona uydurup geçip gidiyor bazı zaman. O yüzdendir ki, yaşamının bir bölümünü farklı ülkelerde geçiren vatandaşlarla sohbet etmek pek hoşuma gider. Öğrenirim onlardan alıştığım ve artık fark etmediğim memleket gerçeklerini. Özlemini çektikleri güzellikler hoşuma gider. Ama eleştirileri, hayal kırıklıkları üzer beni. Bir düşüncelere dalar giderim. Üzülürüm hayli zaman.
Yaşamının büyük bir bölümünü muhtelif dünya ülkelerinde geçiren Yelda Reynaud'u da, böyle bir kırıklık içinde gördüm. Seviyor buraları ama itirazı var. Yakında bir Hoolywood yapımında önemli bir rol alacak olan Reynaud (Kocasının soyadı oluyor bu), dışarıdan bizi iyi yakalamış açıkçası. Bana öyle geldi.
Yaşamınız Avusturya, Almanya, Mısır, Fransa, Amerika, Türkiye dolaylarında sürüyor. Ve, diyorsunuz ki, 'Türkiye'de yaşamakta zorlanıyorum'. Burada sizi zorlayan nedir, nelerdir?
İnsanlardan söz edeceğim. Benim en büyük eleştirim şu: Türklerde çok absürd bir şey var. Bir Türk karşıma çıkıp şunu söyleyebiliyor, 'Benim ülkemden daha güzel ülke yok' ve aynı dakikada şunu da söyleyebiliyor: 'Ulan bizim milletimiz adam olmaz, burada yaşanmaz..'. Bu, bir problem. Gerçekten çok kompleks bir durum var ve bu çözülmedikçe ne sanatta ileri gidilebilir, ne politika açısından yani. Kendimizi çok absürd yerlere koyuyoruz, aynı anda hem berbat oluyoruz hem en mükemmel. 'Bizim insanımız kadar misafirperver insan var mıdır?' diyoruz Ondan sonra, 'Yok biz adam olmayız' diyoruz. Ben bu konuda gerçekten zorlanıyorum. Ve şöyle bir şey de var. Benim kendime göre hayallerim var, bunları paylaştığım zaman insanlar bana 'Yelda kendine gel, burası Türkiye' diyorlar. İşte bu çok zorlandığım bir şey.
Diğer ülkelerde durum nasıl peki, örneğin Mısır'da filan insanlar daha mı hayalperest yani?
Mısır'da insanlar çok tuhaf insanlar. Yavaş yavaş yürür, yavaş yavaş konuşurlar. Çünkü çok sıcak. O yüzden herhalde. Onların hiç dert ve problemleri yok, yavaş gidiyor her şey. Türkiye'de ise 'Selpak Kültürü'nü yaşıyoruz. Her şey alınıyor, kullanılıyor ve atılıyor. Sevgililer de öyle. 'Bugün canımı sıktın git'. Her şeyi tüketiyorlar ve Türkiye çok aşırı tüketici bir toplum. Çok aşırı. Kıyaslıyorum her yerle, bu kadar tüketim görmedim. Örneğin bu cep telefonu maniası. Herkes saldırıyor telefonlara. Sen kaç para kazanıyorsun ki telefona harcıyorsun? Benim yeğenlerim ayda 800 milyon alıyorlar, ellerinde 1.5 milyarlık telefonlar. Bu nasıl olur? Hayatımda hiç taksit ve borç almamışımdır. Çocukken babam bana hep bunu öğretmiştir. Az şeyle geçin ama kimseye borçlu kalma. Bu çok önemli bir şey. Ve böyle yaşamayı da seviyorum. Bir zararını da görmedim.
Kamera karşısında başarılı bir durumdasınız, ya hayatta nasıl durum?
Çok yakınımda olan insanlar bilir bunu, ben çok ciddi bir insanım aslında. Dışarıdan çok geyik gibi görünebilirim. Ama ben hayata çok ciddi ve trajik bir şekilde bakıyorum. Çünkü hiçbir şey benim istediğim şekilde gitmiyor. Ne yazık ki.
Senaryo iyi yazılmamış mı?
Biraz. Fatih Akın bana çok ilginç bir şey söyledi, 'Işık savaşçısısın sen' dedi. Ben çok ışık saçmak, enerji vermek istiyorum. Yakınlarım bana 'Sen çok çocuksun, çok masumsun' diyorlar evet ama benim belki tek isteğim bu. Mesela her akşam dua ederim. Ne kadar namaz kılmasam ve o tarz şeyler yapmasam da hep Allah'la konuşmuşumdur. İnançlıyımdır ve tek istediğim şey, dünya iyi gitsin ama gitmiyor. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Bu savaşlar filan çok zor geliyor, dayanamıyorum. Dilenciler filan çok dokunuyor. Bunlar olmasın. Bu kadar zengin bir toplumda yaşıyoruz, zengin bir dünya. Her ülke kendi fakirlerine bakacak kadar paraya sahip. Afrika'da bazı ülkeler fakir gerçekten ama diğerleri öyle değil. Bütün dünya kendine bakabilecek durumdayken öyle olmaması beni çok üzüyor, etkiliyor. Bu anarşist olmakla, solcu olmakla değil, insan olmakla ilgili. Ben bir kere bile bir partiye oy vermedim. Vermem de, çünkü hiçbirine inanmıyorum. Biraz bencilce gelebilir ama mutlu olabilmek için çevremde mutlu insanlar olsun istiyorum.
Söyleşilerinizi okudum. Devamlı olarak bir Marlon Brando durumunuz var. 'Marlon Brando gibi olmak istiyorum' diyorsunuz. Nasıl oluyor bu, merak ettim doğrusu?
Tabii ameliyat filan olup cinsiyet değiştirmeyeceğim. Ben Marlon Brando'yu annem sayesinde keşfettim. 'The Bounty' (Gemide İsyan) diye bir filmi var ya. Charles Laughton filan. Resmen âşık oldum ona orada ve beş yaşındayım. Adamın güzelliğine böyle bir şey oldum.
Adam gerçekten yeni bir oyunculuk sundu o zamanlara göre. Bugün herkes onun gibi oynuyor. Ondan sonra gelenler o kaynağın yarattığı su yolları oldular. Ve ben, 'Bu oyunculuğa girersem bu adam gibi olmak istiyorum, hatta onun oyunculuğunu aşmak istiyorum' dedim. Ama ben bir piçim, hiçbir yere ait değilim. Onun gibi çesur kararlar alamıyorum çünkü.
4twelve
08-21-2005, 07:45 AM
Yelda Reynaud, 'Türkiye'de yaşamak zor' diyor. Reynaud, Türkiye'de hayal kurmanın bile zor olduğunu düşünüyor
HIZIR TÜZEL (htuzel@radikal.com.tr)
İSTANBUL - İnsanhayatı boyuncayaşadığıyeri, çevresindeki insanları,toplumsal kargaşayı,sosyolojik çıkmazları ve tüm olumsuz şartları zamanla kabullenebiliyor. Alışıyor bir yerde. Kötüleri unutuyor, görmezden geliyor, kendini de ona uydurup geçip gidiyor bazı zaman. O yüzdendir ki, yaşamının bir bölümünü farklı ülkelerde geçiren vatandaşlarla sohbet etmek pek hoşuma gider. Öğrenirim onlardan alıştığım ve artık fark etmediğim memleket gerçeklerini. Özlemini çektikleri güzellikler hoşuma gider. Ama eleştirileri, hayal kırıklıkları üzer beni. Bir düşüncelere dalar giderim. Üzülürüm hayli zaman.
Yaşamının büyük bir bölümünü muhtelif dünya ülkelerinde geçiren Yelda Reynaud'u da, böyle bir kırıklık içinde gördüm. Seviyor buraları ama itirazı var. Yakında bir Hoolywood yapımında önemli bir rol alacak olan Reynaud (Kocasının soyadı oluyor bu), dışarıdan bizi iyi yakalamış açıkçası. Bana öyle geldi.
Yaşamınız Avusturya, Almanya, Mısır, Fransa, Amerika, Türkiye dolaylarında sürüyor. Ve, diyorsunuz ki, 'Türkiye'de yaşamakta zorlanıyorum'. Burada sizi zorlayan nedir, nelerdir?
İnsanlardan söz edeceğim. Benim en büyük eleştirim şu: Türklerde çok absürd bir şey var. Bir Türk karşıma çıkıp şunu söyleyebiliyor, 'Benim ülkemden daha güzel ülke yok' ve aynı dakikada şunu da söyleyebiliyor: 'Ulan bizim milletimiz adam olmaz, burada yaşanmaz..'. Bu, bir problem. Gerçekten çok kompleks bir durum var ve bu çözülmedikçe ne sanatta ileri gidilebilir, ne politika açısından yani. Kendimizi çok absürd yerlere koyuyoruz, aynı anda hem berbat oluyoruz hem en mükemmel. 'Bizim insanımız kadar misafirperver insan var mıdır?' diyoruz Ondan sonra, 'Yok biz adam olmayız' diyoruz. Ben bu konuda gerçekten zorlanıyorum. Ve şöyle bir şey de var. Benim kendime göre hayallerim var, bunları paylaştığım zaman insanlar bana 'Yelda kendine gel, burası Türkiye' diyorlar. İşte bu çok zorlandığım bir şey.
Diğer ülkelerde durum nasıl peki, örneğin Mısır'da filan insanlar daha mı hayalperest yani?
Mısır'da insanlar çok tuhaf insanlar. Yavaş yavaş yürür, yavaş yavaş konuşurlar. Çünkü çok sıcak. O yüzden herhalde. Onların hiç dert ve problemleri yok, yavaş gidiyor her şey. Türkiye'de ise 'Selpak Kültürü'nü yaşıyoruz. Her şey alınıyor, kullanılıyor ve atılıyor. Sevgililer de öyle. 'Bugün canımı sıktın git'. Her şeyi tüketiyorlar ve Türkiye çok aşırı tüketici bir toplum. Çok aşırı. Kıyaslıyorum her yerle, bu kadar tüketim görmedim. Örneğin bu cep telefonu maniası. Herkes saldırıyor telefonlara. Sen kaç para kazanıyorsun ki telefona harcıyorsun? Benim yeğenlerim ayda 800 milyon alıyorlar, ellerinde 1.5 milyarlık telefonlar. Bu nasıl olur? Hayatımda hiç taksit ve borç almamışımdır. Çocukken babam bana hep bunu öğretmiştir. Az şeyle geçin ama kimseye borçlu kalma. Bu çok önemli bir şey. Ve böyle yaşamayı da seviyorum. Bir zararını da görmedim.
Kamera karşısında başarılı bir durumdasınız, ya hayatta nasıl durum?
Çok yakınımda olan insanlar bilir bunu, ben çok ciddi bir insanım aslında. Dışarıdan çok geyik gibi görünebilirim. Ama ben hayata çok ciddi ve trajik bir şekilde bakıyorum. Çünkü hiçbir şey benim istediğim şekilde gitmiyor. Ne yazık ki.
Senaryo iyi yazılmamış mı?
Biraz. Fatih Akın bana çok ilginç bir şey söyledi, 'Işık savaşçısısın sen' dedi. Ben çok ışık saçmak, enerji vermek istiyorum. Yakınlarım bana 'Sen çok çocuksun, çok masumsun' diyorlar evet ama benim belki tek isteğim bu. Mesela her akşam dua ederim. Ne kadar namaz kılmasam ve o tarz şeyler yapmasam da hep Allah'la konuşmuşumdur. İnançlıyımdır ve tek istediğim şey, dünya iyi gitsin ama gitmiyor. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Bu savaşlar filan çok zor geliyor, dayanamıyorum. Dilenciler filan çok dokunuyor. Bunlar olmasın. Bu kadar zengin bir toplumda yaşıyoruz, zengin bir dünya. Her ülke kendi fakirlerine bakacak kadar paraya sahip. Afrika'da bazı ülkeler fakir gerçekten ama diğerleri öyle değil. Bütün dünya kendine bakabilecek durumdayken öyle olmaması beni çok üzüyor, etkiliyor. Bu anarşist olmakla, solcu olmakla değil, insan olmakla ilgili. Ben bir kere bile bir partiye oy vermedim. Vermem de, çünkü hiçbirine inanmıyorum. Biraz bencilce gelebilir ama mutlu olabilmek için çevremde mutlu insanlar olsun istiyorum.
Söyleşilerinizi okudum. Devamlı olarak bir Marlon Brando durumunuz var. 'Marlon Brando gibi olmak istiyorum' diyorsunuz. Nasıl oluyor bu, merak ettim doğrusu?
Tabii ameliyat filan olup cinsiyet değiştirmeyeceğim. Ben Marlon Brando'yu annem sayesinde keşfettim. 'The Bounty' (Gemide İsyan) diye bir filmi var ya. Charles Laughton filan. Resmen âşık oldum ona orada ve beş yaşındayım. Adamın güzelliğine böyle bir şey oldum.
Adam gerçekten yeni bir oyunculuk sundu o zamanlara göre. Bugün herkes onun gibi oynuyor. Ondan sonra gelenler o kaynağın yarattığı su yolları oldular. Ve ben, 'Bu oyunculuğa girersem bu adam gibi olmak istiyorum, hatta onun oyunculuğunu aşmak istiyorum' dedim. Ama ben bir piçim, hiçbir yere ait değilim. Onun gibi çesur kararlar alamıyorum çünkü.
dE GET LOOO!!!Diyecem ben bu ablama,.Kiziyorum bole yazilara yavf bizde Yurtdisinda yasiyoruz,bana Misiri anlatiyor,yavf bu insanlar ayni anda sosyolog,psikolog,toplumbilimci,sanatci,ekonomist, sinama elestirmeni nasil oluolar bilen varmi?
dervish
08-24-2005, 05:03 AM
Yozgat'ta yaşanan dershane rekabetinde ilginç gelişme. İrtica şikayeti ile Sezer ve Genelkurmay'ı göreve çağıran dershane sahibini araştıran MEB, bakın neye ulaştı?
Rakibini 'irtica' ile suçlayarak Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'na şikayet eden dershanecinin, şirketini sürekli 'iflas' göstererek vergi ödemekten kaçındığı ortaya çıktı.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Yozgat'ın Sarıkaya ilçesinde "yap-işlet-devret" yoluyla bir binayı dershanecilere kiraya vermesi, büyük bir vergi kaçırma olayını da ortaya çıkardı. Bakanlığın faaliyetleri için Cumhurbaşkanı Sezer'e ve Genelkurmay Başkanı Özkök'e şikayet dilekçesi gönderen Faruk Erdem adlı dershane işletmecisi, rakibini engellemeye çalışırken kendini ele verdi. Dershanenin sürekli iflas göstererek vergi ödemediği belirlendi.
Dersaneci Faruk Erdem, Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'na yolladığı dilekçesinde MGK'ya 'irtica' için bilgi verdiğini belirtti. Şikayetinde, bakanlığın yürüttüğü faaliyetleri "irtica" söylemi ile ilişkilendiren Erdem, bakanlığın binalarda evrim gerçekleştirdiğini ve yasal olmayan yollarla kamu binalarını devrettiğini iddia etti. Erdem, bakanlık tarafından tadilat ve 80 öğrencinin dershanede ücretsiz okutulması karşısında rakip kuruma kiraya verdiği binayı kaçak olarak nitelediği dilekçesinde "Bu bina Ulu Önder'in ifadesi ile 'müstevliler tarafından işgal edilmiş' olabilir mi?" diye sordu.
500 öğrenci, sıfır vergi...
Erdem'in şikayeti bakanlıkça ayrıntılı olarak soruşturulurken, şikayet sahibi hakkında da ayrıntılı inceleme başlatıldı. Bakanlık Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü'nün konuyla ilgili incelemesi, şikayet edilen konunun yasal olduğunu ortaya çıkartırken, şikayet sahibinin durumun yasal olmadığı ortaya koydu. Bakanlık yetkilileri, uyanık dershanecinin 2 yılda bir iflas gösterip vergi ödemediği belirlendi.
MEB, Erdem'in sahibi olduğu "Başarı Dersanesi"nin "Başarı FEM", "Bilgi Başarı" gibi küçük isim değişiklikleri ile sürdürdüğü faaliyetleri çerçevesinde toplam 500 öğrencisinin olduğunu tespit etti. Bu kadar öğrenciye rağmen dersanenin sürekli iflas etmesi konusunda başlatılan soruşturma Erdem'in aleyhine sonuçlanırsa, Bakanlık dersaneyi kapatacak. Yozgat Valisi Gökhan Sözer'in, Faruk Erdem'in şikayeti sonrasında 19 Ağustos'ta Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderdiği ilk rapor ise şöyle:
"İlimiz Sarıkaya ilçesinde 876 öğrencinin eğitim gördüğü Lise ile, 148 öğrencili Çok Programlı Lise bulunmaktadır. Her iki lise müdürlüğü tarafından lise binalarına 400 metre mesafede olan ve arasından şehirler arası yol geçen İmam Hatip Lisesi'ne ait metruk durumda iki yıldır boş olarak bulunan 3 katlı binanın tahsisi talep edilmediği gibi gerek de bulunmamıştır.
Öğrenci azlığından 2 yıldır boş kalan bu bina, aynı ilçede faaliyet gösteren Karizma Özel Eğitim Turizm İç ve Dış Ticaret AŞ'nin talebi üzerine boş olması ve eğitim amaçlı kullanılacak olması nedeniyle binanın bakım ve onarımı ilgili şirket tarafından yapılmak ve İmam Hatip Lisesi'nde okuyan her yıl 10 öğrencinin ücretsiz, diğer öğrencilerin ise yüzde 50 indirimli olarak binada açılacak olan üniversite kursuna kayıt edilmesine izin verilmek şartı ile, bakanlığımızın 13.4.2005 tarih ve 928 sayılı onayları ile 8 yıllığına geçici olarak tahsis edilmiştir."
dervish
08-24-2005, 05:19 AM
İzmir'de polisin fuhuş şebekesine yaptığı operasyon, "Gülsek mi, ağlasak mı?" dedirten trajikomik bir manzarayı ortaya çıkarttı.
Bu kadarı da olmaz! Kadın Haklarını Koruma Derneği'nin üst katında, kadınlara zorla fuhuş yaptırılan bir ev ortaya çıkartıldı.
İzmir'de polisin fuhuş şebekesine yaptığı operasyon, "Gülsek mi, ağlasak mı?" dedirten trajikomik bir manzarayı ortaya çıkarttı. Rus uyruklu U.G., Konak'ta yolda yürürken bayıldı. Genç kadın, tedavisinin ardından götürüldüğü emniyette, Türkiye'ye dans gösterisinde yer alacağı vaadiyle getirildiğini, ancak fuhuş şebekesinin ağına düşürüldüğünü öne sürdü.
POLİS DE ŞAŞIRDI KALDI
Genç kadın, kendisiyle birlikte arkadaşlarının da fuhuşa zorlandığını kaydetti. Hemen harekete geçen polis, önceki gün Hatay ve Güzelyalı semtlerinde bulunan 3 eve eş zamanlı baskın düzenledi. Ancak polisi en çok şaşırtan olay ise, Mithatpaşa Caddesi üzerinde bulunan 4'üncü eve yapılan baskın oldu. Çünkü bu evin bir alt kadında, Kadın Haklarını Koruma Derneği İzmir şubesi bulunuyordu. Yani üst katta kadınlar zorla erkeklere pazarlanırken, tüm olup bitenden habersiz olan alt kattaki dernek üyeleri ise, "kadınları korumak" için çalışıyordu. Dairenin kapısını çilingir yardımı ile açan polis, eve kilitlenen 3 yabancı uyruklu kadını şebekenin elinden kurtardı.
SINIRDIŞI EDİLDİLER
Polis, diğer evlerde de zorla fuhuşa zorlanan 2 kadını kurtarırken, Rus kadınları pazarlayan Türk vatandaşı A.S. ile Rus uyruklu eşi T.S., tutuklandı. Kadınlar ise, ülkeden hemen sınırdışı edildi. Bazı Rus uyruklu kadınların fuhuş için Denizli'ye gönderildiğini tespit eden polis, operasyonların burada tüm hızıyla devam ettiğini açıkladı.
dervish
08-26-2005, 04:25 PM
Teröristi Trabzon halkı yakaladı
Trabzon'da polisle çatışıp kaçan terörist yakaladı. Trabzon halkı, polisin dağ taş aradığı teröristi yakaladıktan sonra jandarmaya teslim etti...
İlçede 21 Ağustos 2005'de terör örgütü mensuplarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada kaçan terörist, yaklaşık 5 gündür süren operasyonlar sonucu Maçka İlçesi kırsalında güvenlik güçlerine teslim edildi...
Trabzon'un Maçka İlçesi'nde çıkan çatışmada, bir komiser yardımcısı, ikinci çatışmada da 2 polis memuru yaralanmıştı. Operasyonda 1'i ölü 2 terörist yakalanmış, üçüncü terörist ise ilk çatışmanın ardından kaçmıştı.
Olayın olduğu gece ayaklanan ve terörist avı başlatan Trabzon halkı, bugün hedefine ulaştı. Polisten önce teröriste ulaşan Trabzonda Maçka'daki vatandaşlar ilginç bir olaya da imza atmış oldu.
Kaçan teröristin üzerinden 43 bin dolar çıkarken, terörist, kendisini yakalayan vatandaşlara, "Bu parayı size vereyim beni doyurun. Sonra da bırakın" dedi
"Tamam" diyerek teröristi etkisiz hale getiren vatandaşlar, jandarmaya haber vererek teröristin yakalanmasına neden oldu..
Maçka'da sağlık kontrolü için hastaneye götürülen terörist, Trabzon'a gönderilecek..
dervish
08-29-2005, 12:37 AM
İsveç'in dünya çapındaki mobilya firması IKEA, Müslüman çalışanları için özel başörtüsü dizayn etti. Bu kararı, çalışanları arasında bulunan Müslüman sayısının her geçen gün artmasından dolayı aldıklarını ifade eden firma yetkilileri, Müslüman kadınların IKEA logosu bulunan başörtülerle çalışabileceklerini söyledi. IKEA logolu başörtüler ilk defa Londra'da bulunan mağazalarda kullanılmaya başlandı. IKEA firmasının ürettiği başörtüsüne ‘IKEA-HİJAB' adı verildi. Yakında aynı uygulamanın Norveç, İsveç, Danimarka ve diğer IKEA mağazalarının bulunduğu ülkelerde kullanıma başlayacağı belirtildi.
IKEA'da Müslüman bayanların başörtülü çalışmaları konusunda herhangi bir yasağın bulunmadığını belirten Enformasyon Şefi Camilla Lindemann, yeni dizayn edilen başörtüler konusunda çalışanlarının görüşlerinin alındığını söyledi. Lindemann, böyle bir kararın alınmasında firmada başörtülü çalışanların olmasının etkili olduğunu vurguladı. Lindemann, bu kararla Müslüman bayanların daha kolay iş arama imkanına kavuşacağını açıkladı. Konuyla ilgili olarak cuma günü Hürriyet gazetesinde yer alan haberde de IKEA yöneticilerinin şu ifadelerine yer verilmişti: ‘Birçok Avrupa ülkesinde Müslüman kadınları işe alırken t