View Full Version : Fethin konuşulmayanları!
Fethin konuşulmayanları!
İstanbul'un fethi gibi dünya tarihinin akışında yeni bir mecra açmış tarihi bir hadiseyi, her geçen yıl daha büyük bir coşku ile kutlarken, aynı zamanda, yıllardır "ezberi" pek bozulmayan böyle bir fetih ve hatta tarih anlayışının bizi son derece sığ bir bakış açısına hapsettiği yönlerini de görmek durumundayız.
Fetih kutlamalarının mutlaka bir heyecan boyutu içermesi kabul edilebilir; ama bunun bir duygu seline de dönüşmemesi gerekir. Zira, basmakalıp, harcıâlem yargıların peşine takılıp gitmek, bıktırıcı tekrarı aşmayan yargıları adeta bir itikat manzumesine dönüştürmek bir yandan fethin manasını gölgelemekte, diğer yandan bugüne dair içerdiği mesajların hakkıyla anlaşılmasını geciktirmektedir. İstanbul'un fethi denilince hemen akla, 21 yaşında bir padişah, gemilerin karadan yürütülmesi, surlara yürüyen müsellah askerler, gözünü kırpmadan şahadete yürüyen Ulubatlı Hasan geliyor. Bunları adeta, bir sinema filminin baş aktörleri yaparak, gemilerin karadan yürütülmesini masalsı anlatımla heyecanı doruğa taşıyan bir kesit gibi sunarak İstanbul'un fethini de son tahlilde bir sinema filmine benzeterek anlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.
Fetih gerçeğinin farklı noktalarını kavrayabilmek için bir çengelli iğne gibi beyne saplanıp duran o kadar soru var ki. İstanbul'un fethini anlamanın manası biraz da bu soruları düşünmek ve cevaplarını bulmaktan geçer. Tarihin yönünü değiştiren İstanbul'un fethini başka bir açıdan Osmanlı için gecikmiş bir fetih olarak da yorumlamak mümkün müdür? İstanbul'un fethini sıradan bir işgalden ayıran, onu müjdelenmiş bir fetih kılan hususlar nelerdir? İstanbul'un fethi, Avrupa'da hangi "karşı fetih" hareketini başlatmıştır ve bunun İslam dünyası ve Osmanlı üzerindeki etkileri ne olmuştur? Komplo teorilerine yatkın olsaydım, insanımızın bu sorularla bilerek yüzleştirilmediğini, bunun için de son derece heyecanlı konulara dikkat çekilerek fethin arkasındaki inancın sulandırılmaya çalışıldığını ve fethin arkasındaki rasyonaliteyi görmemizi engellemeye çalıştıklarını düşünürdüm.
Sadece askerî zafer değİl, ya...
Gerçekten de, fetih deyince aklımıza gemilerin yürütülmesinin gelmesinde, öncelikler açısından bir sıralama sorunu yok mudur? Fetihle ilgili, hareket ve eylem planını, fetih hazırlıklarının aşamalarını, fetihten önce İstanbul'a gelip yerleşen "kolonizatör Türk dervişleri"nin faaliyetleriyle ilgili son derece önemli bilgileri merak etmemiz gerekmez mi? Varsa yoksa gemilerin karadan yürütülmesi. Aşkla bağlanılan bir amacın mutlaka ulaşılacağını örneklemesi bakımından bir değer taşıdığı inkar edilemez; ama gemilerin karadan yürütülmesini ön plana çıkarmak bu başarıyı efsaneleştirerek buharlaştırabilir. Kalktığını düşündüğümüz medrese ezberciliğinin farklı bir yönü de bu olsa gerek. Sebep ve sonuçları anlamadan efsanelere dalmak. Galiba bu bakış açısı yüzünden, olaylar rasyonel boyutlarından koparıldığı için, gelecek kuşaklara, doğru dürüst ne yazılı bir bilgi, bir kroki ne de bir hatıra kalabilmiştir. Bu yüzden başta İstanbul'un fethi olmak üzere, mimaride, sanatta, ticarette "sır" yönü öne çıkarılarak efsanelere boğulan önemli tarihsel başarıların günün şartları içinde yeniden üretilecek formlar kazanması mümkün olamamıştır. Türkiye'de eğitim almış insanların fetih algılamalarındaki ortak tasavvuru tahmin etmek hiç de zor değildir, Halbuki, gelişen olaylara göre "anlık" bir eylem planı gibi sunulan fethin çeşitli aşamaları rasyonel bir planın parçası olmasaydı (bu günkü ifadeyle etkili bir "kriz yönetimi" uygulanmasaydı) bu girişimler sonuç vermeyecek, bugün dahiyane diye yorumladığımız şeylere, haklı olarak delilik diyecektik.
Bu meyanda, maksadı daha net ifade etmek üzere artık diyebiliriz ki, İstanbul'un fethi sadece bilinen sebeplere dayanan askerî bir başarı değildir. Büyük bir askerî zafer olmakla birlikte, aynı zamanda bu fetih çok daha derin anlamda bir medeniyet ve sistem zaferidir. Bu noktayı sürekli ihmal edip ya da bu çerçeveyi yok sayarak İstanbul'un fethi anlaşılamaz. 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet'in son derece donanımlı bir insan olduğunu, bunun da fethin gerçekleşmesindeki rolünü elbette ki teslim etmek gerekir. O Fatih ki, "Saki mey sun ki bir gün lalezar elden gider/ Erişir fasl-ı hazan bağ-ı bahar elden gider" diyecek kudrete sahip, pek çok eser vererek Avni mahlasıyla şiirde kendisine haklı bir yer edinmiş şairdir. Birkaç lisan bildiği konusunda tarihçilerin görüş birliği vardır. İstanbul'u fethettikten sonra Fatih Sultan Mehmet'in söylediği rivayet edilen şu Farsça beyit, onun başladığı ve sonunda başardığı işin ne anlama geldiğini çok iyi bildiğini gösterir: "Bum mizened der tarem-i Afresyap/ Perdedar-ı mi koned der kasr-ı kayser ankebut". Bugünkü anlamı yaklaşık olarak şöyle: Afresyap'ın (İran) sarayında baykuşlar ötüyor, Kayserin (Roma) sarayında ise örümcekler protokol şefliği yapıyor. Dünyanın iki süper gücünün sona erdiğini, bin yıllık bir tarih perspektifine yerleştirerek, tek bir mısraya aynı anda tarih, felsefe, edebiyat adına müthiş anlamlar yüklemek. İşte pek aşina olunmayan Fatih'in gerçek yüzü. Ne var ki, niceliğe önem veren kültür atmosferi "21 yaş hesabı"nı aşmaya geçit vermiyor. Daha açık söylemek gerekirse "Fatih'in yaşı" vurgusunda ortaya çıkan ataerkil yorum, yaşamın her alanını kuşatarak, liyakatin, katma değerin, bilgeliğin; genç ve dinamik yolunu kesmiş durumda. Ne yani, başarmak için ille de yaşlı mı olmak gerek? Handiyse genlerimize kadar yerleşen bu yanlış algılama yüzünden, yetkinliğin pekala bu yaşlarda kazanabileceğini unutuyor, başarının gerçekte bir nitelik meselesi olduğunu içimize sindiremiyor, sonra da tezat bir şekilde eğitim, yönetim, siyaset vb. alanlarda yüksek performanslar bekliyoruz.
Asıl fetih medeniyet düzeyinde yapıldı
Gelgelelim, İstanbul'un fethi konusunda vurgunun Fatih Sultan Mehmet'in dirayetli kişiliğine yapılması, konunun yalnızca askerî bir başarıya indirgenmesi de son derece eksik bir yaklaşımdır. O zaman meseleyi şöyle düşünmek hem hakikati şerh etmek, hem de yeni fetihlerin zeminini açmak adına daha doğrudur. İstanbul'un fethi, gerek Osmanlı gerek İslâm, gerekse dünya tarihinde eşsiz bir askerî sayfa olmakla birlikte, bundan daha ziyade bir sistem ve zihniyet işidir. Sağlam bir altyapı vücuda getirilmemiş olsaydı belki de, askerî fethin gecikmeli olarak gerçekleşmesi mümkün olabilirdi -ki Bizans gerileme safhasının en ileri noktalarına ulaşmış bulunuyordu- ama böyle bir fetih dünya tarihine damga vurmaz, uzun soluklu bir fethe asla dönüşmezdi. İslâm'ın ve Osmanlı'nın fetihlerindeki bu özellik, nedense hiç gündeme getirilmiyor, ya da cılız vurgularla geçiştiriliyor. Böylece, fethin asıl mânâsı, top ve tüfek sesleri arasında kaybolup gidiyor. İstanbul'un fethinden önce ve sonra pek çok kumandanın, bir yeri işgal etme anlamında benzer askerî başarılar elde ettiği bir gerçek. Şu halde, İstanbul'un fethini, bir şehrin herhangi bir şekilde işgal edilmesinden tamamıyla farklı kılan asıl sebeplere inmek gerek. 1350'li yıllarda Avrupa'ya ayak basan, yarım yüzyıl içinde Bizans'ın varlığını ve diğer siyasî organizasyonları sona erdiren Osmanlı'nın fetih gücü, bir kumandanın dehasıyla açıklanamayacak kadar geniş ve yaygın bir hamiyetin, her tarafa kök salmış muazzam bir heyecanın sonucuydu. İstanbul'un fethinde doruğa çıkan, orduların gerisinde kurulmuş olan sosyal ve iktisadî refah düzeyini de hesaba katmak lâzım. Hatta böyle bir refah anlayışı olmasaydı, ihtimal ki "fetih" ne mümkün olabilir ne de bugüne kadar devam eden bir etki doğurabilirdi.
Şu halde, fetih kavramıyla özdeşleşen İstanbul'un fethi, askerî başarı olmaktan daha ziyade, güvenlik, adalet ve hoşgörüyle birlikte ortaya çıkan sağlam bir adalet düzeninin eseridir. İstanbul'un fethedilmesinde Fatih Sultan Mehmet'in Hıristiyan ahaliye can ve mal güvenliği garantisi vermesi, halkın bundan emin olması, fethin amacına ulaşması bakımından en az surlara atılan toplar kadar yeni ve tesirli idi. Topun mucidi olan Fatih Sultan Mehmet kimliği; sosyal güvenliği o güne kadar en mükemmel mânâda gerçekleştiren Fatih kimliğine karşı daha görkemli geliyor bize. Halbuki asıl fetih surların dışından içine doğru değil, içinden dışına doğru yapılmıştır.
Bu gerçeğin bir ucu da fetih menkıbelerinde aranabilir. Fetihle ilgili en çok bilinen Cebeali (ya da daha fazla bilinen şekliyle Cibali baba) örneği, bir kişinin tekil bir tavrı değildi. Cebeali, kuvvetle muhtemeldir ki, Osmanlı devletinin kuruluşundan beri, fetihlerden çok önce, henüz gaza yapılmamış yerlere gelip yerleşen, buralarda Müslüman olmayan ahaliyle iyi ilişkiler, dostane tavırlar geliştiren ve böylece yöre halkının kalplerini kazanmayı kendisine misyon edinen Anadolu'nun en eski teşkilatlarından "Abadalan-ı Rum" (Anadolu Dervişleri) üyelerinden biri olsa gerektir. Hiçbir şahsi amaç gütmeyen, Osmanlı tarihinin dip dalgası olmuş bu gönül adamlarını, daima meczup bir kılıkta hatırlamak, gerçek rollerini teslim etmemek bir yana Osmanlı tarihinin yanlış okunması demektir. Yine de, buracıkta bir tespiti yapmadan geçmeyelim. Bütün bunları bilmek ne kadar heyecan verici ise, tarihimizin yapıcı unsurlarını, büyük bir unutuluş deryasına kendi ellerimizle gömdükten sonra, yeniden hikâyeler ve hatta menkıbeler arasından toparlamaya çalışmak da o kadar üzüntü vericidir. Siyasi tarihi gereğinden fazla abartmak sonuçta kasıtlı olmasa bile, yaşamın gerçek zembereği olan bireyin ve hatta toplumun "tarihî rolünü" kıymetten düşürmüştür. Bugün yaşanan krizlerin hamurunu biraz da bu zihniyet tortusunun yoğurduğunu söylersek çok mu kafa karışıklığına yol açar acaba?
Konumuza yeniden dönersek, Fatih Sultan Mehmet, her şeyden önce askerî fatih olmaktan çok "sosyal nizam" fatihidir, normal bir işgali "feth-i mübin" kılan da, askerî mücadelenin yerini bu sonuca bırakmasına bağlıdır. Bazı tarihçilerin, topyekün bir çöküşten kurtulmak için tabir yerindeyse İstanbul'un ruhunun çok önceden Fatih Sultan Mehmet'i fethettiğini söylemeleri son derece manidardır. Fetih gecikse aslında İstanbul'un bütün ihtişamı bitecekti. Fethin hemen öncesinde İstanbul'un nüfusunun yirmi binin altına düştüğü, şehirde büyük bir yoksulluk ve sefaletin kol gezdiği; ancak Fatih tarafından fethedildikten sonra İstanbul'un yeniden hayata dönerek bir dünya başkenti olduğu sosyal tarihçiler tarafından bilinen bir husustur. Fetihle başlayan imar faaliyetleri, Bizans'ın son dönemlerinde stratejik konum üstünlüğünden başka bir yönü kalmamış İstanbul'u, siyasî, iktisadî ve kültürel merkez haline getirdi. Yani Osmanlı, İstanbul'un servetinin üzerine konmadı, onu hak ettiği mevkiine lâyık, gerçek bir şehir hüviyetine kavuşturdu. Her savaş sonrası, şehirler yıkıma uğrar; ama İstanbul'un fethinin bu bakımdan apayrı bir özelliği vardır. Sosyal tarihçilerimizden Mehmet Genç'in, bu bakımdan "fetih"in İstanbul üzerindeki etkisini, durgunluğun aşılmasında devlet harcamalarının artmasını savunan meşhur Keynesci iktisat politikalarına benzetmesi son derece yerinde bir tespittir. Gerçekten de Osmanlı; fethi müteakip öylesine bir imar faaliyetine girişmişti ki, refah artırma amaçlı bu çalışmalar, Keynes'in 1930'lu yıllardaki iktisadî formülünün, o günlerde adeta İstanbul'da gerçekleşmesi anlamına gelebilecek çapta bir genişleme doğurmuştur. Fetihten önce Avrupa ve Akdeniz'de nüfus bakımından 10. sırada olduğu tahmin edilen İstanbul'un nüfusu fethi izleyen yarım yüzyıl içinde, Paris'ten sonra ikinci sıraya yükselmişti. Gizli ve bazen de açıkça gündeme gelen "İstanbul'u elimizden aldınız" şeklindeki tehdit ve hesaplaşma içeren iddialara karşı, şimdi herhalde elimizde daha güçlü bir argüman var: "Hayır, Fatih İstanbul'u elinizden almadı, İstanbul'u elinizden kurtardı".
Kurumsal mekanizmalar olmasaydı...
Yok etmeden güzelleştirmenin en parıltılı halkası, İstanbul'a fetihle eklenmiştir. Çok boyutlu bu fetih anlayışına mimari sahadaki şu örneği vermekle yetinelim, Ayasofya'nın dört bir yanına minare eklenmesiyle, doğu-batı istikametinde uzayan, dikdörtgenimsi yapının bu sakil görünüşü, kare biçimini alarak estetik görünüşe kavuşmuştur. Yani Ayasofya sadece camiye çevrilmemiştir aynı zamanda yeni görünümüyle güzelleşmiştir. 1402'de dağılma tehlikesine giren Osmanlı, bundan otuz kırk yıl sonra bütün Rumeli'yi sınırları içine almışsa, bunu, Osmanlı'nın dayandığı zihniyet unsurlarını, bir kenara bırakarak açıklamak mümkün değildir. O dönemdeki Bizans, Sırp, Bulgar ve Macar krallıkları rakipti ve Osmanlı cazip özellikleriyle bunları geride bıraktı. En başta, hukuk güvenliğinin sağlanması, feodal baskıların ortadan kaldırılması olmak üzere Osmanlı'nın son derece kurumsal mekanizmaları olmasaydı, bu fetih ya hiç gerçekleşmez ya da fetih sonrası akamete uğrardı. İşte, "fetih"in sıradan bir işgalden temel farkı budur. "İşgal", muharebe gücüne, kısaca teknolojiye bağlı iken, gerçek anlamda bir "fetih" sosyolojik ve psikolojik şartlara tâbidir. İstanbul'un fethini de esasen bu bağlam içinde ele alıp değerlendirmek gerekir. Bütün bunların sonucunda, Osmanlı devleti ile İstanbul iç içe ve birbirini destekleyerek öylesine hızla tırmanmış ve biri dünya devleti olurken, diğeri de dünya kenti haline gelmiştir ki insan, Osmanlı mı İstanbul'u istemiş ve fethetmiş, yoksa İstanbul mu potansiyellerini alabildiğine geliştirmek üzere Osmanlı'yı seçip davet etmiştir diye sormaktan kendini alamaz.
Bir de madalyonun öteki yüzü var. Fetihten ne anlaşılıyorsa, bunun uzun vadeli imkânlarını zayıflatan ve hatta ortadan kaldıran bugün bile hâlâ etkileri devam eden bir realiteye sözü getirmek istiyoruz. Gerçekten de geniş bir tarih felsefesiyle bakıldığında ancak bu çarpıcı boyutun farkına varılabilir. Mesela, Timur'un Anadolu'ya girmesiyle parçalanarak zayıf düşen Osmanlı, siyasi otorite yüzünden İstanbul fethinin yaklaşık elli yıl gecikmesi, Osmanlı ve hatta tüm İslam dünyasının kaderi üzerinde hayati bir rol oynamıştır. İstanbul'un fethini konuşurken, özellikle İspanya'da gittikçe güçlenen "yeniden fethetme" anlamına gelen "reconsguista" idealinin doğurduğu etkiler, dönemin Müslüman toplumları üzerine bir kâbus gibi çökmüştür. İstanbul'un fethi gecikmeyip, Müslüman Türkler Akdeniz'de yarım yüzyıl önce hakimiyetlerini pekiştirebilmiş olsaydı, her taraftan sarılmış Endülüs'ün imdat çağrılarına yetişilecek, bu sayede, Hıristiyanların "reconsquista" idealleri, hiçbir zaman gerçeğe dönmemek üzere boğulacak, bu da tarihin toptan değişmesi olacaktı belki de. Çünkü, Endülüs Avrupa'nın batısındaydı, Osmanlı ise doğusunda; bunun anlamı Avrupa'nın toptan kıskaç altında kalması demek olacaktı. Timur'un Anadolu'yu istilâ etmesine bağlı olarak, siyasi otoritenin zayıflaması neticesinde İstanbul'un fethinin gecikmesiyle bu fırsat kaçırılmış oldu.
M. ŞÜKRÜ NİŞANCI
29 Mayıs 2007, Salı
İstanbul'un fethedilmesinde Fatih Sultan Mehmet'in Hıristiyan ahaliye can ve mal güvenliği garantisi vermesi, halkın bundan emin olması,
Bazı kaynaklarda ise Fatih'in yanında savaşan askerlere 3 gün yağma izni verdiği ve bu yağmadan nüfus kırılınca şehrin devamlılığı için Mora'dan yerli halk getirildiği...
Kaynaklar çakıştı ;)
Konstantin gama :mrgreen:
Uzbey
05-29-2007, 04:15 AM
Bence kaynakların cakısması kendi tarihini kabullenemeyen,halkın efsanelere sahip cıkıp Milli benligini koruyacagından korkan capulcuların inkarıdır.Bazılarına gore gemiler karadan falan yurumedi.Gemilerin karadan yurutulmesi uydurma olsa bile,bu millet buna sahip cıkmıstır,destanlasmıstır artık bu olay.Bazılarına gore Ulubatlı Hasan diye biri yoktur,fakat Ulubatlı'yı herkes kabullenmistir,o bir Semboldur artık.Bu yarayı kasıyanların hepsi artniyetli,daha bir tane samimi insana rastlamadım!
İstanbulun fethi ile ilgili muhteşem bir klip..
YouTube - Sultanlar Aşkına Can Atilla İstanbulun Fethi
dijital gama :mrgreen:
Mehmet Oruç
29 Mayıs 2007 Salı
İstanbul’un fethinin manevî cephesi
Bugün İstanbul’un fetih günü. İstanbul, 554 sene önce bugün fethedilmişti. Bu önemli fethin bir görünen cephesi, bir de görünmeyen, manevî cephesi vardır. Bilinen cephesini yani, siyasi ve askeri yönden yapılan çalışmaları herkes biliyor. Bu önemli fethin yıl dönümü vesilesi ile bilinmeyen veya az bilinen manevî cephesi üzerinde durmak istiyorum bugün.
Bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra Fâtih Sultan Mehmed Hân, fetihten önce Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Güranı, Molla Hüsrev gibi zamanının bütün âlimlerinden, evliyâsından yardım istedi. Bu manevî komutanları yanına aldı. Uzakta olanları da manevî yolla yardıma çağırdı. Bunlardan biri de, Semerkand’da bulunun zamanın en büyüğü ve kutbu Ubeydullah-i Ahrâr hazretleridir. Torunu Hâce Muhammed Kâsım bu hâdiseyi şöyle anlatır:
Dedem, Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri, bir gün âniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, atına binip Semerkand’dan sür’atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi olup, arkasından onu takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand’ın dışında bir yerde talebelerine, “Siz burada durunuz, arkamdan gelmeyiniz!” buyurur.
“Sana yardıma geldim!”
Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürer. Bu emre rağmen Mevlânâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gider. Abbâs Sahrâsı’na varınca, atının üstünde sağa-sola gidip geldiğini, sonra da birdenbire gözden kaybolduğunu müşâhede eder.
Ubeydullah-i Ahrâr bir müddet sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında onlara, “Türk sultanı Sultan Muhammed Hân İstanbul’da kâfirlerle harbediyordu, benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlânın izniyle gâlip geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdî’den de şunu nakleder:
“Yıllar sonra Bilâd-ı rûm’a (Anadolu’ya) gittiğimde, Sultan Muhammed Fâtih Hân’ın oğlu Sultan Bâyezîd Hân, bana babam Ubeydullah-i Ahrâr’ın şeklini ve şemâilini ta’rif edip, “Semerkand taraflarından, şu şekil ve şemâile sâhip, beyaz atlı bir zât, babama yardıma geldi” dedi. Ben de tarif ettiği zâtın babam Ubeydullah-i Ahrâr olduğunu ve beyaz bir atının olup bazan ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezîd Hân bana şöyle anlattı:
Babam Sultan Muhammed Fâtih Hân’dan duydum: İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında Allahü teâlâya yalvarıp, zamanın kutbunun imdâdıma yetişmesini istedim. (Şeklini ve şemâilini ta’rif ederek) Şu şu vasıfta ve şu şekilde beyaz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi. Bana, “Korkma!” buyurdu. Ben de, “Nasıl endişelenmeyeyim, küffâr askeri pek çok dedim.”
Ben böyle söyleyince, “Şuraya bak!” dedi. Baktım, orada büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen şu tepenin üzerine çık, kösün tokmağına üç defa vur. Orduna hücûm emri ver” buyurdu.
Fâtih Sultan Mehmed Hân, yanında bulunan evliyalardan en çok hocası Akşemseddin hazretlerinden yardım gördü. Surların önünde, Bizanslılarla kıyasıya bir savaş oluyor, fakat surları aşarak şehre girmek mümkün olmuyordu. Bunun üzerine Fâtih Sultan Mehmed Hân, hocası Akşemseddîn hazretlerine haber gönderip, yanına gelmesini istedi. Fakat hocasının gelmediğini görünce, kendisi hocasının bulunduğu çadıra gitti.
İçeri baktığında, hocasının kuru toprak üzerine secdeye kapandığını, sarığının düşmüş olduğunu, kendinden geçmiş bir hâlde, fethin gerçekleşmesi için Allahü teâlâya duâ ettiğini gördü. Gözlerinden akan yaşlar toprağı ıslatmıştı. Fâtih Sultan Mehmed Hân, bu hâli görünce sessizce oradan ayrılıp, askerinin yanına gitti. Kısa bir zaman sonra da, fetih gerçekleşti.
Asker, İstanbul surlarından içeri girince, Akşemseddîn hazretleri, genç pâdişâha bir yer alındığında halka nasıl muâmele edileceği husûsundaki, dinin emrini bildirdi. Kimseye zulüm yapılmamasını, dinlerinden dönmek için zorlamaktan kaçınılmasını istedi.
“İstanbul’un manevî fâtihi”
Fâtih Sultan Mehmed Hân da, toplanan Hristiyan halka, “Herkes işine gitsin, kimseye dokunulmıyacaktır. Hiç kimse dininden dönmesi için zorlanmayacaktır” diye ilân ettirdi.
İstanbul’a girişte tarihte benzerlerine az rastlanan mütevazılıklar yaşandı. Halk, yaşlı biri olduğu için, Akşemseddîn hazretlerini pâdişâh zannedip, tezâhürâtta bulunuyorlardı. O da:
- Ben pâdişâh değilim, diyerek hazret-i Fâtih’i gösteriyordu. O da:
- Sultan Mehmed benim fakat, O benim hocamdır. İstanbul’un ma’nevî fâtihi O’dur, diyordu.
Askerlere ganîmet dağıtım işi bittikten sonra Akşemseddîn hazretleri bir konuşma yaptı:
- Ey gâzîler, bilin âgâh olun ki, cümleniz hakkında, âhir zaman Peygamberi, server-i kâinât efendimiz, “Ne güzel askerdir onlar” buyurmuştur. İnşâallah cümlemiz affedilmiştir. Aldığınız ganîmet mallarını isrâf etmeyin. Harap olmuş İstanbul’un i’mârında, pâdişâhımıza yardımcı olun! O’nun emirlerine itâat edip, O’na muhabbet besleyin!
Fetihten sonraki 3 gun padisah sehre girene kadar yagma yapilmistir zaten askere yagma izni verilmeseydi asker isyan ederdi askerlerin savasmasi icin o zamanlarda yagma izni verilmesi askerler icin doping etkisi yapmaktaydi zaten o devirleri incelerseniz haclilarda aynisini yapmistirlar 1200 yilinda bizansi isgal eden hacli ordusu aynisini yapmistir .
Tarihci dukas der ki :
Eger bu pek onemli anda bu son saatte bir melek gorunupte ''iki kilisenin birlesmesisni kabul edininz.Ben dusmanlarininzi dagitirim demis olsa ''Rumlar onun sesine sagir kalip osmanli boyundurugunu kabul edeceklerdi .
Rum imparatorlugunu hicbir olaganustu birsey kurtaracak degildi .Turkler sel gibi sokaklara yayildilar bu zamanda yagmalar oldu savas hakki olarak kendilerine av durumunda olanbu yaratiklar icinde serbest hareket ediyorlardi
Esirler cins sinif ayird edilmeden ikiser ikiser boyunlarindan birbirlerine baglandilar .Hristiyan mabetlerindeki azizlerin tasvirleri duvarlardan indirildi kutsal vazolar kirildi kilise elbisleri hayvan culuna cevrildi .
Fransez der ki :
Ilahi hikmetin harimi ilahi sanin tahti yeryuzunde Tanri ugruna yapilmis olan ve bir hayret verici ornek anit olan Aya sofya kilisesi bir dehset yeri oldu
Fatih Sultan Mehmet ayasofya kilisesini camiye cevirdikten sonra Lukas Notarasi huzuruna cagirdi bunca insan olusunun sebebi olarak notarasi sucladi sehri teslim etseydiniz bunlar olmayacakti demistir .
Notarasa gelince Fatih Sultan Mehmet kendisine izin lutfetti ayrica kendisine ve ogullarindan herbirine 1000 er akce verdi ve mallari ve rutbesinin iadesini vaad etti oda bu bunlara karslik devletin baslica memur ve subaylarinin defterini verdi Fatih Sultan Mehmet bunlardan her birinin kellesini getirene 1000 akce verilecegini belirtti.
Bu sirada Kral konstantin'in cesedi bulundu ve basi padisahin onune konuldu ve kesilmis basi sehrin ortasindaki mydanda bulunan heykel atin ayaklarinin altina konuılarak teshir edilmistir ve bir sure sonra imparatorun cesedine son gorevlerin yerine getirilmesi icin rumlara izin verildi .
Fetihten sonra galata koyu ozel suretle bagliligini arz etmistir o zamanlar galata ozel guclu duvarlarla korunmakta idi Donanmalari Cenevizliler tarafindan iskan edinilmisti Turkler rumlari oraya naklettiler .Padisahin damadi ve veziri Zagnos pasaya gonderilen delegler Galata nin yagmalanmamasi icin yalvardiklarindan arzularina kavustular .
Sehir fetihten sonra issizlasmisti sehrin issiz sokaklarinda gezinen Fatih Sultan Mehmet geceyi grandukun sarayinda gecirdi .
3 Gun sonra Fatih Sultan Mehmet donanmanin yola cikmasini emretti .Donanma altin gumus vazolarla pahalı elbisler ve esirlerle yuklu olarak yola cikti .Cok buyuk sayida kitaplar arabalar doldurulup butun illere tasindi Eflatun'un Aristo'nun on cildi yahut ilahiyat kitaplari 1 sikkeye satilirdi.
Sonunda buda bitti Fatih Sultan Mehmet sehre yeniden nufus doldurmak ve yeni binalar insaa etmekle mesgul oldu.
Fetihten sonra hristiyanlari tumuyle karsisina alip birlesmelerini onlemk icin Fatih Sultan Mehmet rumlara patrik unvanlarini geri verip bunun yaninda butun hristiyanligin patrigi ilan etmisitr bir sure sonra isteyen rumlarin evlerine geri donebileceklerini ilan etmisitr fetihin ilk 3 gunude olanlara ragmen fatih in yaptiklari o devire gore cok adaletli idi Cengiz han in yada Timur'un yaptiklarina bakildiginda ( sehirde canli birakilmamasi ve yikilmasıi )cok merhametli idi .
Kaynak j von hammer Osmanli tarihi
Kaptan-i Derya
05-29-2007, 06:12 AM
Bazı kaynaklarda ise Fatih'in yanında savaşan askerlere 3 gün yağma izni verdiği ve bu yağmadan nüfus kırılınca şehrin devamlılığı için Mora'dan yerli halk getirildiği...
Kaynaklar çakıştı ;)
Konstantin gama :mrgreen:
benim bildigim gercek ise bunlar:
http://img222.imageshack.us/img222/5368/69hb.jpg
ve en önemlisi olani:
http://img498.imageshack.us/img498/4713/71bg.jpg
http://img257.imageshack.us/img257/5765/thefallofconstantinoplehi1.jpg (http://imageshack.us)
http://img340.imageshack.us/img340/7821/fallconstkt0.jpg (http://imageshack.us)
Galata
İstanbul'un fethinden önce Cenevizlilerin elinde değilmiydi ?
Peygamberimiz Istanbulu feth eden ordu ne guzel ordu buyurmuslar...
Bu ordu yagmaci ise bugunku ordu b... yemish demez mi konstantin :) .. Kafirler o orduya barbar ve yagmaci diye iftira etmisti...
Peygambere inanmayana inananda, onu adam yerine koyandadir kabahat...
Peygamberimiz Istanbulu feth eden ordu ne guzel ordu buyurmuslar...
Buyurmuşlar...
Bu ordu yagmaci ise bugunku ordu b... yemish demez mi konstantin .. Kafirler o orduya barbar ve yagmaci diye iftira etmisti...
3 gün yağma yapılıp ganimet alınmamışmı ? Bugünkü ordu ile ilgili sözlerinizi anlayamadım.daha açık lütfen ?
Peygambere inanmayana inananda, onu adam yerine koyandadir kabahat...
Herkes Peygambere inanmak zorundamıdır ? Peygambere inanmayan birisini adam yerine koymazmısınız ?
Konu fazlada dağılmadan görüşlerinizi bekliyorum...
BOZ-OK
05-29-2007, 06:31 AM
1400 yildan uzun Islam tarihi boyunca, hic bir fetih Istanbul'un fethi ile kiyaslanamaz ve Turk tarihi boyunca Fatih Sultan Mehmet haric, hic bir Turk hakanina boyle buyuk bir fetih nasib olmamistir... Bunun disinda soylenen her sey de sadece detaydir... Sahsi gorusum budur...
Beyler ve Bayanlar;
Bir kez daha açıklamak gereği duyuyorum.Burda tartışma ortamı yaratmanın gayesi Fethi ve Fatihi küçük düşürmek değil.Aksine tüm yönleri ile farklı kaynaklardan İstanbul'un fethini işlemek...
Her türlü görüşü bu sayfada izlemek ve değerlendirmek istiyorum...
İyi yazışmalar...
1400 yildan uzun Islam tarihi boyunca, hic bir fetih Istanbul'un fethi ile kiyaslanamaz ve Turk tarihi boyunca Fatih Sultan Mehmet haric, hic bir Turk hakanina boyle buyuk bir fetih nasib olmamistir... Bunun disinda soylenen her sey de sadece detaydir... Sahsi gorusum budur...
Fetih olayi ayri bir konudur Roma'da fetih yapti onlarda baris getirdiklerini idda ediyorlar bugun amerikanin dedigi gibi onemli olan tarhimizi bilelim saf safta konusup fetih yaptik kimseye zara vermedik herkes mutlu oldu demeyelim bunlari kendimizden nefret edelim diye degil yabancilarin niye bize dusman olduklarini anlayalim diye yaziyorum ve kendi tarihimizin bizi neden esek yerine koydugunu yalan soyledigini gorelim diye yaziyorum tarih bugun bize dogru ogretilmis olsa eminimki bugun insanlarimiz birbirini daha iyi anlayayip birbiriyle barisik halde olurdu..Osmanli nin niye turk kulturunu dilini yunanistan a balkanlara araplara ogretmedigini o bolgeleri turklestirmedigini tarisalim fetihi degil
Turk askerinin fetihte bunlar kafir halk allaha peygambere karsi inanmiyorlar canlarini mallarini almak caizdir helaldir denilerek hirslandirildiginida biliyorum cihat mantigi ile din pompopalattirilarak yapildi bunlar yoksa turk insani merhametlidir. 1200 yilinda hacli ordusu bizans a yapmistir osmanlinin yaptigini belkide daha kotusunu yapmistir donem sartlarini bilelim .
HACLI ISGALI 1200
http://img340.imageshack.us/img340/6082/1204sackni4.jpg (http://imageshack.us)
http://img46.imageshack.us/img46/3766/1204constagi5.jpg (http://imageshack.us)
nesterin
05-29-2007, 07:05 AM
Bu konuda bilgilerini paylaşan arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Bilgi dağarcığıma ne çok şey ekliyorum sağolun.:uups:
Hanedan
05-29-2007, 07:26 AM
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u feth etmekle birlikte aynı zamanda Büyük Roma İmparatoru ünvanını da almıştır.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u feth etmekle birlikte aynı zamanda Büyük Roma İmparatoru ünvanını da almıştır.
Alamamistir buyuk roma imparatotu olabilmesi icin roma yi da almasi gerkiyordu hedefide roma yi almakti Fatih'in seferlerede hazirlaniyordu lakin sefere basliyamadan zehirlenerek oldurulmustur mununla ilgili iki tane idda vardir .
1-Istanbul'un fethinden sonra papa Fatih sultan mehmete bir mektup yolladi mektupta roma'nin kendisine savassiz teslim edilecegini bunun karsiliginda katolik hristiyan olmasi isteniyor ve butun dunyanin kumandani olmasi isteniyordu rivayete gore fatih bunu enlice dusunmus tasinmis ve kabul etmeye karar vermis akabinde zehirlenerek oldurulmus.Bir iddada bu mektubun yazildigi lakin gonderilmedigi yonundedir ve bu mektubun vatikan arsivinde hala bulundugu soylenir.
2-Bir baska rivayete gorede roma nin gonderdigi yada satin aldigi bir ajan fatih'i zehirlemistir ve bu kisi yakalanarak parcalatilmisitir haberin romaya ulasmasindan sonra halk derin bir oh cekmis ve kutlamalar tertip edilmisitir.
Alamamistir buyuk roma imparatotu olabilmesi icin roma yi da almasi gerkiyordu hedefide roma yi almakti
Batı Roma İmparatorluğu o tarihlerde tarih sayfasından silinmemişmiydi ?
Roma ile kastınız bugünkü Vatikanmı ?
BOZ-OK
05-29-2007, 08:23 AM
Fetih olayi ayri bir konudur Roma'da fetih yapti onlarda baris getirdiklerini idda ediyorlar bugun amerikanin dedigi gibi onemli olan tarhimizi bilelim saf safta konusup fetih yaptik kimseye zara vermedik herkes mutlu oldu demeyelim bunlari kendimizden nefret edelim diye degil yabancilarin niye bize dusman olduklarini anlayalim diye yaziyorum ve kendi tarihimizin bizi neden esek yerine koydugunu yalan soyledigini gorelim diye yaziyorum tarih bugun bize dogru ogretilmis olsa eminimki bugun insanlarimiz birbirini daha iyi anlayayip birbiriyle barisik halde olurdu..Osmanli nin niye turk kulturunu dilini yunanistan a balkanlara araplara ogretmedigini o bolgeleri turklestirmedigini tarisalim fetihi degil
Turk askerinin fetihte bunlar kafir halk allaha peygambere karsi inanmiyorlar canlarini mallarini almak caizdir helaldir denilerek hirslandirildiginida biliyorum cihat mantigi ile din pompopalattirilarak yapildi bunlar yoksa turk insani merhametlidir. 1200 yilinda hacli ordusu bizans a yapmistir osmanlinin yaptigini belkide daha kotusunu yapmistir donem sartlarini bilelim .
METE,
Fetihler savaslar sonucu gerceklesirler ve kansiz savas olmaz... Yani Istanbul'un fethinde de elbette insanlar olmustur, o gunku savas geleneklerine ve fethin getirdigi pratik ihtiyaclara gore kole de alinmistir, yagmalamalar da olmustur, kiliseler camiye de cevrilmistir... Bunlar savasin aci gercekleridir... Inan bana, bu soylediklerin 15. yuzyilda degil, bu gunku savaslarda bile oluyor...
Ancak eger gercekten adil olmak istiyorsak, amacimiz tarihteki olaylari dogru degerlendirmek ve tarafsiz bir gozle tarihi incelemekse, bu olaylari kendi yuzyilinin icindeki sartlarla degerlendirmek gerekir, bu gunku anlayisla tarihi olaylari degerlendirmeye kalkmak bizi yanlis sonuclar cikarmaya goturur...
Su sorularin cevabi yeterli olacaktir, "Osmanli devletinin Istanbul'u fethettigi donemde Avrupadaki devletlerin durumu ne idi?", "Fatih'in cagdasi olan Avrupali krallar fethettikleri yerlerdeki halka nasil davranmislardir?"... Eger bu sorunun yaniti, "hicbirisi Osmanli'dan daha iyi degillerdi" seklindeyse ve hala birileri Osmanli'yi fethettikleri yerlerde "barbarlik" yapmakla sucluyorsa, bu iddianin sahibi tarafsiz tarih degerlendirmesinden bahsedemez, kendisini motive eden sey, olsa olsa "kuyruk acisi" olur ki, zaten Avrupa'da bu gun olan biten de budur...
Kisacasi dostum, kendisini yeryuzundeki butun irklardan ustun addeden, irkciligin yaraticisi, dini taassubun sehinsahi "beyaz adam", Turk'un kicina atmis oldugu tekmenin acisini hala hissetmektedir... Ciddi bir durum yok yani, onlar kendi karanlik tarihlerine baksinlar ve tarih boyunca yaptiklari katliamlarin hesabini versinler once... :-)
BOZ-OK
05-29-2007, 08:30 AM
Alamamistir buyuk roma imparatotu olabilmesi icin roma yi da almasi gerkiyordu hedefide roma yi almakti Fatih'in seferlerede hazirlaniyordu lakin sefere basliyamadan zehirlenerek oldurulmustur mununla ilgili iki tane idda vardir .
1-Istanbul'un fethinden sonra papa Fatih sultan mehmete bir mektup yolladi mektupta roma'nin kendisine savassiz teslim edilecegini bunun karsiliginda katolik hristiyan olmasi isteniyor ve butun dunyanin kumandani olmasi isteniyordu rivayete gore fatih bunu enlice dusunmus tasinmis ve kabul etmeye karar vermis akabinde zehirlenerek oldurulmus.Bir iddada bu mektubun yazildigi lakin gonderilmedigi yonundedir ve bu mektubun vatikan arsivinde hala bulundugu soylenir.
2-Bir baska rivayete gorede roma nin gonderdigi yada satin aldigi bir ajan fatih'i zehirlemistir ve bu kisi yakalanarak parcalatilmisitir haberin romaya ulasmasindan sonra halk derin bir oh cekmis ve kutlamalar tertip edilmisitir.
Fatih'in Istanbul'u aldiktan sonra kendisini "Kayser-i Rum" ilan ettigi dogrudur, "Buyuk Roma Imparatoru" unvanini vermek uzere Papa'nin kendisini Hristiyanliga davet ettigi de dogrudur... Ama Fatih Sultan Mehmet'in boyle bir teklifi kabul edebilecegi olasiligini akildan bile gecirmek, mantik sinirlarini zorlamak ve tarihten nasibini almamis olmaktir... Kusura bakmayin ama, Osmanli tahtinda "din degistirmis", Muslumanligi terkedip Hristiyanliga gecmis bir sultanin bir gun bile oturamayacagini cocuklar bile bilir, alim olmaya gerek yok... Kaldi ki, Hristiyan olmayi kabul eden bir Fatih, niye Otranto seferini yapsin, niye Italyayi ve dolayisiyla Vatikan'i fethetme planlari yapsin ki? Kaldi ki bu fetih, eger yasasaydi, Istanbul'un fatihi icin hic de zor olmayacakti... Omru vefa etmemis, yerine gelen oglu sultan Bayezid de maalesef babasinin yerini dolduramamistir...
İstanbul'un fethedilmesinde Fatih Sultan Mehmet'in Hıristiyan ahaliye can ve mal güvenliği garantisi vermesi, halkın bundan emin olması,
Fetihler savaslar sonucu gerceklesirler ve kansiz savas olmaz... Yani Istanbul'un fethinde de elbette insanlar olmustur, o gunku savas geleneklerine ve fethin getirdigi pratik ihtiyaclara gore kole de alinmistir, yagmalamalar da olmustur, kiliseler camiye de cevrilmistir... Bunlar savasin aci gercekleridir...
Rumeli hisarını gezmekte olan İlkokul öğrencilerine vatandaşın biri yaklaşır ve bi soru sorar;
-Bilin bakim bu görmüş olduğunuz Rumeli hisarını kim yaptırmıştır ?
Çocuklardan biri atılır;
Cüneyt Arkın der :lol:
Resmi giydirmelerin olmadğı bir tarihi okumak istiyorum.Yenildiysek-yenildik,yağmaladıysak-yağmaladık,Zafer kazandıysak-kazandık...Akı ile karası ile gerçek tarihi öğrenmek istiyorum...
Boz ok hayret sana benim dediklerimi tekrarlamissin sanki ben farkli birsey demisim gibi yazmissin ustelik .
BOZ-OK
05-29-2007, 09:23 AM
Boz ok hayret sana benim dediklerimi tekrarlamissin sanki ben farkli birsey demisim gibi yazmissin ustelik .
Farkliymis gibi yazmisim degil de, biraz daha net ve aciklanmis sekliyle yazmisim diyelim istersen... Yazdiklarini okuyanlarin ustune cullanmasi kuvvetle muhtemeldir cunku... ;)
Benim basima da cok gelmistir... :lol:
Tabriz_Han
05-29-2007, 09:26 AM
Ne sanli bir Ordu
Ne buyuk bir onder
Ne sanli bir millet
Ne buyuk zafer
Fatih Mehmed Han, bu basariyla Turk khanlarin en sereflilerin arasina girmeye hak etmis.
Savasta kahraman, barisda adaleti yayan, tum cihanda bilinen Evlad-i-Fatihan :cool:
Bat? Roma ?mparatorlu?u o tarihlerde tarih sayfas?ndan silinmemi?miydi ?
Roma ile kast?n?z bug?nk? Vatikanm? ?
Roma ile kastim bugunku italya roma imparatorlugunun baskenti merkezi olan roma ancak orasi alindigi zaman buyuk roma imparatoru unvani alinabilir .
Hanedan
05-30-2007, 08:56 AM
Roma ile kastim bugunku italya roma imparatorlugunun baskenti merkezi olan roma ancak orasi alindigi zaman buyuk roma imparatoru unvani alinabilir .
Bizans Doğu Roma İmparatorluğu ve aynı zamanda son Roma imparatorluğu değilmiydi. Yani Fatih Roma imparatorluğunu yıkmış ve ünvanı da almıştır. O zamanlarda Roma sadece İtalya'nın başkentiydi.
Bizans Doğu Roma İmparatorluğu ve aynı zamanda son Roma imparatorluğu değilmiydi. Yani Fatih Roma imparatorluğunu yıkmış ve ünvanı da almıştır. O zamanlarda Roma sadece İtalya'nın başkentiydi.
Yanlis bizans romanin yarisydi dogu roma imparatorlugu idi doguyu alan fatih batiyida alip bilinen buyuk roma imparatorlugunu ele gecirmek istiyordu romanin yikilmis olmasi birsey degistirmez zaten tarisilacak birsey yok tarih boyle soyluyor fatih'te boyle dusunuyordu roma imparatorlugunun kalbi roma dir .
kurshad
05-30-2007, 09:17 AM
Omru vefa etmemis, yerine gelen oglu sultan Bayezid de maalesef babasinin yerini dolduramamistir...
Ah Cem sultan ah....
yavuz
05-30-2007, 09:19 AM
Yanlis bizans romanin yarisydi dogu roma imparatorlugu idi doguyu alan fatih batiyida alip bilinen buyuk roma imparatorlugunu ele gecirmek istiyordu romanin yikilmis olmasi birsey degistirmez zaten tarisilacak birsey yok tarih boyle soyluyor fatih'te boyle dusunuyordu roma imparatorlugunun kalbi roma dir .
Roma İmparatorluğu, ikiye ayrılmıştır biliyorsun. Doğu ve Batı. Doğu, Batı'dan güçlü hale gelmiştir hatta zamanla. Attila her ikisini de doğduğuna pişman etmiş ama, sonraları buna Batı Roma dayanamamış, Germen akınları sonucu erkenden yıkılmış gitmiştir. Roma'nın tek yarısı kalmıştır; Doğu... Akıl ve mantığa uygun olarak da Doğu'yu alan; Roma'yı almış demektir. Doğu da, Batı da, Roma İmparatorluğu'nun varisi olduklarını iddia ediyorlardı diye duymuştum. Batı yıkılınca tek varis kaldı... Aynen Karamanoğulları ve Osmanlılar gibi... Anadolu Selçuklularının varisi, nasıl Osmanlılarsa, onlarda da durum aynı.
Hanedan
05-30-2007, 11:35 AM
Neyse cevabı Yavuz yazmış tekrar etmeme gerek kalmadı.
yavuz
05-30-2007, 01:17 PM
Gidin tarih okuyun
Bunu sen mi söylüyorsun? :shock: :shock:
Bunu sen mi söylüyorsun? :shock: :shock:
Bence sen hic konusma ilkokuldaki tarih kitaplarina gore konusuyorsun :lol::lol:
yavuz
05-30-2007, 01:40 PM
Bence sen hic konusma ilkokuldaki tarih kitaplarina gore konusuyorsun :lol::lol:
Var mısın referanduma? Soralım kim saçmalıyor?
Daha dun (Hirvat )kuyucu kim diyordun ogrenince isi alaya vurdun
Adam 150,000 kisi kestirmis sen guldun onun yaptigi katilamlar alevi sunni ile alaksi yoktu vergilerden bunalan kitlik yasan ac halka karsi zalimliklik yapti turklerede pis turkler dermis herhalde ulkesini isgal eden turk ordularinin kinini anadoluda cikartmistir ama seninde hosuna gitti .
Cengiz hani katliami yuzunden elestiriyordun bunlari elestirmezssin
Sana kalsa osmanli tarihi girdigi yerlere baris getirmis insanlar o kadar mutluymuski hala uzuluyorlarmis osmnlidan ayrilidiklarina balkanlar ve yunanistan turklerin boyunduruguna girmek icin onerge vermisler bile dersin .
Sana ne anlatilmissa onu papagan gibi otuyrsun kesinlike karsit gorus ne demiyorsun duymak bile istemiyorsun .
Sana ogretilen sorgulama yasak ne dediysek onlari savun her ne kadar sana ters sacma gelsede .
Uzbey
05-30-2007, 02:33 PM
Sevgili METE,yavuz'a tarih ogren diyorsun;herkes tarihi yalayıp yutmak gibi bir sansa sahip degil,ornegin ben Turk-İslam tarihini iyi bildigimi zannederdim fakat bu foruma girince daha coook eksigim oldugunu anladım.Bunu yazmamın nedeni yazılarında hep kibirli,hor gorucu bir tavır gormem.
Ezberci tarih anlayısından sıyrılmak istemen cok guzel,fakat sen her soyledigini Peygamber hukmu gibi dikte ediyorsun,farklı olmak icin gercekleri inkar etmek gerekmez ki.
Bir insanın İslam dinine dahil olmasa bile Dinimizi assagılayıcı bicimde yazması bana cok garip geliyor,bu millet 1300 yıldan beri bu dine mensup,hem milletinle ovunuyorsun,hem de bu milletin degerlerine saygı gostermiyorsun.
Bazi seyleri karistirmayin bu ulkede milyonlarca musluman ataurkcu ve cumhuriyete sahip cikan mezhep ayrimi yapmayan kisiler var ve ben bu insanlarla din tartismasi yapmam sorunumda hicbir suretle olmaz benim tartistiklarim dini siyasete alet eden seriat ozentileridir.
Bu milletle ovunuyorum cunku bakin baska musluman ulkelere hangisi bizim gibi ozgur ? isteyen istedi gibi yasiyor fakat irana arabistana afganistan a benzetmek isteyenler hergun gucleniyor bu bilgiden degil cehalletten oluyor .
yavuz
05-31-2007, 06:35 AM
Daha dun (Hirvat )kuyucu kim diyordun ogrenince isi alaya vurdun
Adam 150,000 kisi kestirmis sen guldun onun yaptigi katilamlar alevi sunni ile alaksi yoktu vergilerden bunalan kitlik yasan ac halka karsi zalimliklik yapti turklerede pis turkler dermis herhalde ulkesini isgal eden turk ordularinin kinini anadoluda cikartmistir ama seninde hosuna gitti .
Cengiz hani katliami yuzunden elestiriyordun bunlari elestirmezssin
Sana kalsa osmanli tarihi girdigi yerlere baris getirmis insanlar o kadar mutluymuski hala uzuluyorlarmis osmnlidan ayrilidiklarina balkanlar ve yunanistan turklerin boyunduruguna girmek icin onerge vermisler bile dersin .
Sana ne anlatilmissa onu papagan gibi otuyrsun kesinlike karsit gorus ne demiyorsun duymak bile istemiyorsun .
Sana ogretilen sorgulama yasak ne dediysek onlari savun her ne kadar sana ters sacma gelsede .
Şapka inkılabı için bile adam öldürülürken, üstelik onlarca suçsuz insan hapse atılırken(hatta idam edilirken, örnek: İskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği kitabının yazarı); bence 100 yıldır sürüp gelen Celali isyanları için o kadar insanın öldürülmesi normaldir.
Onun dışında saçmalıyorsun... Cevap vermeye lüzum yok. Çünkü, tarih konusunda sıfır olduğunu cümle alem öğrendi. Sadece bu başlığa ve "Osmanlı Padişahlarının Anaları" başlığına bakınca bunu görüyor insan zaten. Bense bir Kuyucu Hadisesini bilmedim diye cahil olacaksam... Ohooooo!..
Kim kimin sifir oldugunu ogrenmis ? Ne zirvaliyorsun ? Kuyucuyu birak hicbirsey bilmiyorsun .
yavuz
05-31-2007, 09:53 AM
Kim kimin sifir oldugunu ogrenmis ? Ne zirvaliyorsun ? Kuyucuyu birak hicbirsey bilmiyorsun .
Bunu ben de yazmamışım hayret... Herkes biliyo demek...
Tarih konusunda hicbirsey bilmiyorsun, soylenenlere cevap vermiyorsun, soylediklerine karsilik verilmesine ragmen ayni seyleri soylemeye devam ediyorsun. Boyle tahrik edici ve kisir donguye sokucu iletiler atmaya devam edersen basligin gelecegi pek acik olmayacak gibime geliyor.
Bilge kaganin soyledigi yasa'midirbenim kaynak verererk yazdigim yaziyi okumadan kaynak ver diyen kisiyimi ornek gosteriyorsun ?
vBulletin® v3.7.0, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.