umut_umut
01-11-2008, 05:08 AM
Ben İngiliz Diliyle Eğitim Gördüm!
5. sınıftan sonra Anadolu Lisesi sınavlarına girdim ve zor da olsa bu liselerden birinde okumaya hak kazandım. İlk sene beni "Hazırlık Sınıfı" diye bir sınıfta okuttular. Aslında adı "Preparation" sözcüğünden yontulmuş PrepClass'dı, ama ben soranlara Hazırlık Sınıfı diyordum. 2 saat Türkçe, 2 saat Beden Eğitimi, 2 saat Müzik, 2 saat Resim derslerinin dışında diğer tüm derslerimiz İngilizce idi. Sanki bir yarış içindeydik. 1 sene içinde İngilizce denen dili bütünüyle özümsemek, tüm kurallarıyla, deyimleriyle, söylemleriyle öğrenmek zorundaydık. Öyle ya seneye tüm dersler ingilizce anlatılacaktı. Biz de başladık çalışmaya.
Günde en az 5 saat İngilizce dersinin ardından evde de en az 5 saat çalışmak zorundaydık. Zaten ödevimiz anca 5 saatte bitiyordu. Hayatımda aynı şeyleri hiç bu kadar çok yazmak zorunda kalmamıştım. O gün öğrendiğimiz her sözcüğü en az 10 kere yazmak zorundaydık. Neredeyse her gün yeni bir dilbilgisi kuralı öğreniyor, daha öğrendiğimizi özümseyemeden yenileriyle uğraşmak zorunda kalıyorduk. Bir sene böyle yarış içinde geçti ve biz İngilizce'yi öğrendik.(mi?)
Bir sene gecikmeli de olsa sonunda 6. sınıfa geçebilmiştik. Olsun zaten insan yaşamında 1 sene neydi ki. En azından şimdi İngilizce'yi çok iyi biliyorduk. Tüm dilbilgisi kurallarını özümsemiştik. Görseniz hepimiz sular seller gibi İngilizce konuşuyorduk! Şimdi sıra dersleri İngilizce görmeye gelmişti. E zaten bir sene içinde matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi tüm derslerle ilgili sözcük ve kavramları da öğrenmiştik. Sorun yoktu yani. Hocalarımızın telafuz değişiklikleri, hızlı konuşmaları ya da tam aksine yavaş konuşmaları, bazı sözcükleri yazıldığı gibi okumaya çalışmaları hiç de önemli değildi. Sonuçta biz İngiliz diline hakimdik. 1 sene eğitim gördük ya. Hocalarımız bazen sıkılıp dersleri Türkçe anlatsa da bu çağdışı durum çok uzun sürmüyordu.
Kitaplarımız çok pahalıydı ve fotokopi çekmek yasaktı. Yayın haklarına da saygı duyuyorduk anlayacağınız. Nedense bu kitaplar asla Türkiye'de basılmaz, hep yurtdışından gelirdi. Sanırım o zamanlar kitap hazırlayacak kadar bilgili ve yetenekli insanlar yoktu. Kazara basılmış birkaç tane yerli kitap yetersiz bulunur, kapakları bile açılmazdı. Gerekli gereksiz bir sürü kitap alır, bazılarına şöyle bir göz atar, bazılarını kitaplıklarımızdaki en güzel raflara yerleştirirdik. E ne de olsa yurtdışındaki dostlarımız o kadar uğraşmışlar, bizim için kitap basmışlar.
Sınavlar tam bir curcuna içinde geçerdi. En sevdiğimiz ders matematikti. En azından + - / gibi işaretleri anlayabiliyorduk. Topla, böl, çarp gibi sözcüklerin ingilizcesini de öğrenebilmiştik. Anlayacağınız matematik dersinde, bizden mutlusu yoktu. Fen Bilimleri başlığı altında gördüğümüz Biyoloji dersi de çok sorun yaratmıyordu. Ne anlatıldığına dair bir fikrimiz yoktu ama değerli hocamız hangi paragrafları soracağını söyler, biz de oraları bir güzel ezberlerdik.
Tüm bu karmaşa ve curcunanın içinde bir de ailemizdeki ve çevremizdeki insanların garip sorularını cevaplamak, vah bu çocuklara yazık deyişlerini dinlemek zorundaydık. Bir soru beni o kadar dehşete düşürmüştü ki hala unutamam. İşte o soru;
"Türkçe derslerini de mi İngilizce görüyorsunuz?" İlk sorulduğunda gülmekten cevap verememiştim ama şimdi düşünüyorum da ağlanacak halime gülmüşüm o zamanlar.
Acısıyla tatlısıyla dört sene geçmiş ve orta okuldan mezun olmuştuk. O sene alınan bir kararla Anadolu Lisesi sınavlarına ilkokuldan sonra değil ortaokuldan sonra girilmesi ve Anadolu Liselerinde eğitimin Türkçe yapılması kararlaştırıldı. Tam da alışmıştık oysa. Kafalarımız karışmıştı. Acaba devlet biz öğrencilere İngilizce öğretmekten vaz mı geçmişti? Hani çağdaş bir yöntemdi İngilizce ile eğitim görmek, hani tüm dünya bunu uyguluyordu? Yoksa biz geriye mi gidiyorduk, 3 senelik çağdaş yaşamımız sona mı eriyordu? Hayatımda duyduğum ve beni ilgilendiren en güzel ve yerinde kararlardan biriydi.
Lisede okurken, sınıfımızda ortaokulu Türkçe eğitim veren okullarda okumuş arkadaşlar vardı. Onlar tüm derslerde öğretmenlere itiraz ediyor, biz bunları ortaokulda öğrendik, öğretmenize gerek yok diyorlardı. Oysa biz öğretilenleri yeni görüyorduk. Acaba bize farklı müfredat mı uygulamışlardı?
Anlaşılan lise yaşamımızdaki 3 sene içinde, ortaokuldaki geçirdiğimiz 3 seneyi de telafi etmek ve 3 saatlik bir sınavla bu çalışmamızı sonuçlandırmak zorundaydık. Başa gelen çekilir derler. Çalıştık. Üniversite sınavına girdik ve kazandık. Şimdi tercih yapma zamanıydı. Önümüzde iki seçenek vardı. Ya eğitim dili İngilizce olan bir bölümde okuyacaktık, ya da eğitim dili Türkçe olan bir bölümde okuyacaktık. O zamanlar eğitim dili Almanca olan bölümler yoktu. Sağ olsun Alman hükümeti ile hükümetimiz iki tane üniversite yaparak bu gereksinimimizi de karşılayacaklar. Darısı diğer dillerin başına. Ha unutmadan İngilizce eğitim veren bir bölümde okumayı seçersek ya İngilizce sınavını geçecektik ya da 1 sene hazırlık sınıfında okumayı göze alacaktık. Yani devlet, hazırlık sınıflarında bizzat kendi verdiği eğitimi yeterli bulmuyor, mezun ettiği öğrencilerin İngilizce bildiğinden emin olamıyordu. En azından 3 sene İngilizce ile eğitim gören bizlere bir ayrıcalık gösterebilirlerdi. Eğitim dili İngilizce olursa hem İngiliz dili hem de dersler öğrenilir diyen aynı zihniyet değil miydi?
Tabi eğitim dilinin İngilizce olmasının bir başka nedeni de dışarıdan gelen öğrencilerin üniversitelerimizde rahatça okuyabilmelerinin sağlanmasıdır. Üniversitelerimizde kaç tane yabancı uyruklu öğrenci okuyor? Hadi bunu bir kenara koyalım. Devletin üniversiteleri kurma amacı nedir? Ana amaç kendi vatandaşını mı eğitmektir yoksa yabancıları mı eğitmektir?
Ne mutlu bana ki eğitim dili Türkçe olan bir bölümde okudum ve mezun oldum. Dersi derste anlamanın, ezberlemek zorunda olmamanın, sınavda sorulan soruları tam olarak anlamanın, sorulara uzun uzun cevap verebilmenin ve kendi yorumumu katabilmemin tadına vardım. Ayrıca yabancı dilden nefret etmekten vazgeçtim, yabancı dilin öğrenilebileceğini ve yabancı dili öğrenmenin gerekli olduğunun farkına vardım. İngilizce’yi daha mantıklı bir yöntemle yeniden öğrendim(!), Almanca öğrendim ve şu an Arapça öğreniyorum. Yabancı dile karşı değilim, değiliz. Yabancı dil öğrenelim, hatta öğrenebildiğimiz kadar çok dil öğrenelim. Ama sapla samanı karıştırmayalım.
Artık bu saçmalıktan vazgeçelim. Türkiye'de eğitim dili Türkçe olsun. Her okulda, her üniversitede...
Umut Odabaşı
-
5. sınıftan sonra Anadolu Lisesi sınavlarına girdim ve zor da olsa bu liselerden birinde okumaya hak kazandım. İlk sene beni "Hazırlık Sınıfı" diye bir sınıfta okuttular. Aslında adı "Preparation" sözcüğünden yontulmuş PrepClass'dı, ama ben soranlara Hazırlık Sınıfı diyordum. 2 saat Türkçe, 2 saat Beden Eğitimi, 2 saat Müzik, 2 saat Resim derslerinin dışında diğer tüm derslerimiz İngilizce idi. Sanki bir yarış içindeydik. 1 sene içinde İngilizce denen dili bütünüyle özümsemek, tüm kurallarıyla, deyimleriyle, söylemleriyle öğrenmek zorundaydık. Öyle ya seneye tüm dersler ingilizce anlatılacaktı. Biz de başladık çalışmaya.
Günde en az 5 saat İngilizce dersinin ardından evde de en az 5 saat çalışmak zorundaydık. Zaten ödevimiz anca 5 saatte bitiyordu. Hayatımda aynı şeyleri hiç bu kadar çok yazmak zorunda kalmamıştım. O gün öğrendiğimiz her sözcüğü en az 10 kere yazmak zorundaydık. Neredeyse her gün yeni bir dilbilgisi kuralı öğreniyor, daha öğrendiğimizi özümseyemeden yenileriyle uğraşmak zorunda kalıyorduk. Bir sene böyle yarış içinde geçti ve biz İngilizce'yi öğrendik.(mi?)
Bir sene gecikmeli de olsa sonunda 6. sınıfa geçebilmiştik. Olsun zaten insan yaşamında 1 sene neydi ki. En azından şimdi İngilizce'yi çok iyi biliyorduk. Tüm dilbilgisi kurallarını özümsemiştik. Görseniz hepimiz sular seller gibi İngilizce konuşuyorduk! Şimdi sıra dersleri İngilizce görmeye gelmişti. E zaten bir sene içinde matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi tüm derslerle ilgili sözcük ve kavramları da öğrenmiştik. Sorun yoktu yani. Hocalarımızın telafuz değişiklikleri, hızlı konuşmaları ya da tam aksine yavaş konuşmaları, bazı sözcükleri yazıldığı gibi okumaya çalışmaları hiç de önemli değildi. Sonuçta biz İngiliz diline hakimdik. 1 sene eğitim gördük ya. Hocalarımız bazen sıkılıp dersleri Türkçe anlatsa da bu çağdışı durum çok uzun sürmüyordu.
Kitaplarımız çok pahalıydı ve fotokopi çekmek yasaktı. Yayın haklarına da saygı duyuyorduk anlayacağınız. Nedense bu kitaplar asla Türkiye'de basılmaz, hep yurtdışından gelirdi. Sanırım o zamanlar kitap hazırlayacak kadar bilgili ve yetenekli insanlar yoktu. Kazara basılmış birkaç tane yerli kitap yetersiz bulunur, kapakları bile açılmazdı. Gerekli gereksiz bir sürü kitap alır, bazılarına şöyle bir göz atar, bazılarını kitaplıklarımızdaki en güzel raflara yerleştirirdik. E ne de olsa yurtdışındaki dostlarımız o kadar uğraşmışlar, bizim için kitap basmışlar.
Sınavlar tam bir curcuna içinde geçerdi. En sevdiğimiz ders matematikti. En azından + - / gibi işaretleri anlayabiliyorduk. Topla, böl, çarp gibi sözcüklerin ingilizcesini de öğrenebilmiştik. Anlayacağınız matematik dersinde, bizden mutlusu yoktu. Fen Bilimleri başlığı altında gördüğümüz Biyoloji dersi de çok sorun yaratmıyordu. Ne anlatıldığına dair bir fikrimiz yoktu ama değerli hocamız hangi paragrafları soracağını söyler, biz de oraları bir güzel ezberlerdik.
Tüm bu karmaşa ve curcunanın içinde bir de ailemizdeki ve çevremizdeki insanların garip sorularını cevaplamak, vah bu çocuklara yazık deyişlerini dinlemek zorundaydık. Bir soru beni o kadar dehşete düşürmüştü ki hala unutamam. İşte o soru;
"Türkçe derslerini de mi İngilizce görüyorsunuz?" İlk sorulduğunda gülmekten cevap verememiştim ama şimdi düşünüyorum da ağlanacak halime gülmüşüm o zamanlar.
Acısıyla tatlısıyla dört sene geçmiş ve orta okuldan mezun olmuştuk. O sene alınan bir kararla Anadolu Lisesi sınavlarına ilkokuldan sonra değil ortaokuldan sonra girilmesi ve Anadolu Liselerinde eğitimin Türkçe yapılması kararlaştırıldı. Tam da alışmıştık oysa. Kafalarımız karışmıştı. Acaba devlet biz öğrencilere İngilizce öğretmekten vaz mı geçmişti? Hani çağdaş bir yöntemdi İngilizce ile eğitim görmek, hani tüm dünya bunu uyguluyordu? Yoksa biz geriye mi gidiyorduk, 3 senelik çağdaş yaşamımız sona mı eriyordu? Hayatımda duyduğum ve beni ilgilendiren en güzel ve yerinde kararlardan biriydi.
Lisede okurken, sınıfımızda ortaokulu Türkçe eğitim veren okullarda okumuş arkadaşlar vardı. Onlar tüm derslerde öğretmenlere itiraz ediyor, biz bunları ortaokulda öğrendik, öğretmenize gerek yok diyorlardı. Oysa biz öğretilenleri yeni görüyorduk. Acaba bize farklı müfredat mı uygulamışlardı?
Anlaşılan lise yaşamımızdaki 3 sene içinde, ortaokuldaki geçirdiğimiz 3 seneyi de telafi etmek ve 3 saatlik bir sınavla bu çalışmamızı sonuçlandırmak zorundaydık. Başa gelen çekilir derler. Çalıştık. Üniversite sınavına girdik ve kazandık. Şimdi tercih yapma zamanıydı. Önümüzde iki seçenek vardı. Ya eğitim dili İngilizce olan bir bölümde okuyacaktık, ya da eğitim dili Türkçe olan bir bölümde okuyacaktık. O zamanlar eğitim dili Almanca olan bölümler yoktu. Sağ olsun Alman hükümeti ile hükümetimiz iki tane üniversite yaparak bu gereksinimimizi de karşılayacaklar. Darısı diğer dillerin başına. Ha unutmadan İngilizce eğitim veren bir bölümde okumayı seçersek ya İngilizce sınavını geçecektik ya da 1 sene hazırlık sınıfında okumayı göze alacaktık. Yani devlet, hazırlık sınıflarında bizzat kendi verdiği eğitimi yeterli bulmuyor, mezun ettiği öğrencilerin İngilizce bildiğinden emin olamıyordu. En azından 3 sene İngilizce ile eğitim gören bizlere bir ayrıcalık gösterebilirlerdi. Eğitim dili İngilizce olursa hem İngiliz dili hem de dersler öğrenilir diyen aynı zihniyet değil miydi?
Tabi eğitim dilinin İngilizce olmasının bir başka nedeni de dışarıdan gelen öğrencilerin üniversitelerimizde rahatça okuyabilmelerinin sağlanmasıdır. Üniversitelerimizde kaç tane yabancı uyruklu öğrenci okuyor? Hadi bunu bir kenara koyalım. Devletin üniversiteleri kurma amacı nedir? Ana amaç kendi vatandaşını mı eğitmektir yoksa yabancıları mı eğitmektir?
Ne mutlu bana ki eğitim dili Türkçe olan bir bölümde okudum ve mezun oldum. Dersi derste anlamanın, ezberlemek zorunda olmamanın, sınavda sorulan soruları tam olarak anlamanın, sorulara uzun uzun cevap verebilmenin ve kendi yorumumu katabilmemin tadına vardım. Ayrıca yabancı dilden nefret etmekten vazgeçtim, yabancı dilin öğrenilebileceğini ve yabancı dili öğrenmenin gerekli olduğunun farkına vardım. İngilizce’yi daha mantıklı bir yöntemle yeniden öğrendim(!), Almanca öğrendim ve şu an Arapça öğreniyorum. Yabancı dile karşı değilim, değiliz. Yabancı dil öğrenelim, hatta öğrenebildiğimiz kadar çok dil öğrenelim. Ama sapla samanı karıştırmayalım.
Artık bu saçmalıktan vazgeçelim. Türkiye'de eğitim dili Türkçe olsun. Her okulda, her üniversitede...
Umut Odabaşı
-