View Full Version : Cemil Meriç'i de Anlamak...
binbirincigece
01-13-2008, 04:41 AM
"Hatay'da doğup büyümüş Fransızların egemen olduğu dönemde; Fransızca'yı ve Fransız yazınını çok yakından tanımış...Hayata küsüp kitaplarla dost olmuş ve bu dostluğun bedeli olarak gözlerini kaybetmiş..."
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/586.jpg
Aydın'ın ne demek olduğunu Cemil Meriç'den öğrendik aslında, hatta ne olmadığını da. Ülkemizde insanlar birbirini boğazlamakla meşgul iken O bambaşka şeyler düşünmekle meşguldü:İzm'ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir...itibarları menşe'lerinden belli, hepsi de Batılı...diyordu ısrarla. Ve sonra da"İdeolojiler kinlerimize takılmış maskelerdir” derken entelektüel bilincin bundan uzak olduğunu ısrarla vurgulayıp; “Özellikle sağ ve sol hakikati maskelemeye yarayan uydurma mefhumlardır, sağ ile sol bir bütündür. Solu tayin eden sağ, sağı tayin eden soldur. Biz hakikatin sadece bir tarafını görmeye mahkum edilmişizdir. Oysa yalnız bir tarafını görmek, hiçbir şey görmemektir ifadeleriyle de fikir işçiliği vazifesini bihakkın yerine getiriyordu.
Türk Dünyası maalesef 20. yy.da çok az Cemil Meriç yetiştirdi. Yalnızlığı da bu yüzden olmuş olsa gerek. "Ama en azından mirası bu kadar yalnız kalmasaydı" demekten de alamıyor insan kendisini. Gerçekten her bir kitabı ayrı bir hazine. Kendisi de zaten bu konudahazineleri yağmalandıkça zenginleşen hükümdarbenzetmesini yapmış; sanki ölümünden sonra da fakir kalacağını hissetmiş gibi.
Gelin biraz da Cemil Meriç'i anlayalım.
O vakit Nurullah Atac'ı da tanıtmak gerekir :)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nurullah_Ata%C3%A7
binbirincigece
01-13-2008, 06:35 AM
O vakit Nurullah Atac'ı da tanıtmak gerekir :)
Sen boşver, anlayan anladı ;)
Kur_Sad
01-13-2008, 07:01 AM
Bu başlığı ben açmalıydım :beat:
binbirincigece
01-13-2008, 07:06 AM
Bu başlığı ben açmalıydım :beat:Açmak var açmak var. Ben başlığı açtım; sen de içeriğini açarsın. :cool:
narcoleptic
01-13-2008, 12:13 PM
O vakit Nurullah Atac'ı da tanıtmak gerekir :)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nurullah_Ata%C3%A7
Efendim Cemil amcanın gözleri bir zaman gelmiş öyle bozulmuş ki üstad masa üzerine sandalye koyup kitaplarını lambaya tutarak okumuştur.
Gerçek anlamda Türk Entelijansiyasının bir numaralı adamıdır Cemil Meriç..
Ayaklı Kütüphane gibi bir tabir varsa Türkçe'de anlamı ancak Hazrettir.
Nurullah Ataç'a gelince... Cemil Meriç'in "Cenin-i Sâkıt" (düşürülmüş cenin, ölü doğurulmuş bebek), "şahsiyetsiz, otoritesiz, gurursuz bir aktör" gibi ağır sözler söylediği adamdır.
Akıllı olduğu kesindir. 1956 yılında Baylancıların Behçet Kemal ve kendilerinin konumunu yerle yeksan etmek için çabaladıkları günlerde grubu çok ince bir şekilde püskürtmüştür.
Bence iyisiyle kötüsüyle Modern Türk Edebiyatı'nda eleştri anlamında öncü gelen birkaç kalemden biridir.
Bu zat-ı şahanelerin önemli ortak noktaları ikisinin de huysuz olmalarıdır. Kişiliklerinin ayırdedici özellikleri; Ataç müthiş bir aşağılık kompleksine sahip iken, Meriç'te bundan eser yoktur.
Cemil Meriç'in bugünkü karşılığı Hasan Bülent Kahraman'dır.
Hilmi Yavuz üstad da Cemil Meriç ustanın üslubundan yakınır. Haklıdır da. Zira Cemil Meriç ne kadar haklı olursa olsun kullandığı üslup nedeniyle haksız konumuna düşmüştür bir zaman. Muhatap olduğu kişi ya da olaylara düpedüz hakaret etmekten kaçınmaz.
narcoleptic
01-13-2008, 12:24 PM
Cemil Meriç Aforizmaları:
* gerici, ilerici... düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu.
* ya batılı olacağız yahut batı kültürünün âzâd kabul etmez sömürgesi.
* aydın olmak için önce insan olmak lâzım. insan mukaddesi olandır. insan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. aydını yapan: ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.
* önce kafalardaki keşmekeşi dağıtmağa, metafizik birer orospu olup çıkan kaypak, hain mefhumlara ışık tutmaya çalışalım.
* öyle bir ifade yaratmak istiyorum ki, türk insanının uyuşan şuuruna bir alev mızrak gibi saplansın.
* kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır.
* yobazlık, şark’ın nefis müdafaası. yobaz, samimiyet, yobaz kendini bir nass’a hapseden idrak; bir nass’a, yani sonsuza.
* yobaza düşmanlık, tarihe düşmanlık. yobaz biziz, en güzel taraflarımızla biz.
* izm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. itibarları menşe’lerinden geliyor. hepsi de avrupalı.
* vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.
* bir kucak odun küçük bir ateşi söndürür, büyük bir ateşi daha da canlandırır.
* kulun bütün haysiyeti: mümin oluşunda. kul, mümin olunca hukukî bir hüviyet kazanır, dilenciyi halifeye eşit kılan bir hüviyet.
* imansız ve idealsiz nesiller türettik. pusuda bekleyen yabancı ideolojiler setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye.
* bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp tek insan hâline getiren islâmiyet olmuş.
* dostoyevski, ıstırabın romancısı. istırabın, isyanın, merhametin ve şuuraltının. raskolnikov,fahişe sonya’nın önünde eğilirken “senin önünde dğil, acı çeken bütün insanlığın önünde eğiliyorum” der. suç ve ceza, insan ruhunun uçurumlarını, mağaralarını, dehlizlerini tarayan bir kitap.
* düşünce bir köprü: kıldan ince, kılıçtan keskin...
* bütün kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, avrupalının gözünde osmanlıyız; osmanlı yani islâm. karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!
* kaynaklarından kopan bir intelijansiyanın kaderi, bir mefhum hercümerci içinde boğulmak.
* umrandan habersizdik, medeniyete de ısınamadık. insanlığın tekâmül vetiresini ifade için kendimize lâyık bir kelime bulduk: uygarlık. mâzisiz, musîkisiz bir hilkat garibesi. mukaddesleri kaybeden bir insanlığın karanlıkta çırpınışı.
* avrupa hastadır. maddeci medeniyet önce tanrı’yı öldürdü, sonra insanı.
* herkes tarafından anlaşılmak isteyen, hiç kimse tarafından anlaşılmaz.
@&@
Kaynak: http://derinedebiyat.blogcu.com/1407448/ (http://derinedebiyat.blogcu.com/1407448/)
@&@
binbirincigece
01-13-2008, 01:01 PM
"...felsefe sınıfında talebeydim, haftada yirmi saat felsefe okuyorduk, felsefe hocam da Mesud Fani idi. Güya kabadayılık yapıyor, sömürgeye ve sömürgecilere çatıyordum.
İlk derste Mesud Fani beni dışarı çağırdı, biz sana ne yaptık yavrucuğum; dedi. Şöyle bir şey söyledim: Bana birşey yapmadınız ama ülkeme düşmansınız."
Cemil Meriç Aforizmaları:Devam edelim.
Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı'nın putlarına perestiş olsun?Kitap, istikbale yollanan mektup...smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.Gerçek hükümdarlar ebediyyen hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirle.Aydınların Dini: "İzm'ler...Yeni bir hakikatin, yeni bir düzenin müjdecisi olmak isteyen, bir kelimeyle söyleyecek sözü olan herkes suç işlemek zorundadır...Büyük adam tabiat kuvvetleri gibi tahripkardır, veya tahripkar olmak zorundadır. Daha aydınlık bir gelecek uğruna bugünü yıkmakta tereddüt etmez. İdealin konuştuğu yerde vicdan susar...Yığın hal'e hükmeder, büyük adam istikbale...
Iqbol
01-14-2008, 10:19 AM
Osmanli tarixini tariflemeye ikki kelime yetiyor: kovalamak ve kacmak.
Cemil Meric
binbirincigece
01-14-2008, 05:46 PM
Köprü Dergisi'nin 81. sayısında yayınlanmış bir makale (http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=102)
binbirincigece
01-14-2008, 05:53 PM
Devam edelim, bakalım anlayabilecek miyiz?
Bir mağara düşün dostum.
Bir mağara düşün dostum. Girişi boydan boya gün ışığına acık bir yeraltı mağarası. İnsanlar düşün bu mağarada. Çocukluktan beri zincire vurulmuş hepsi; ne yerlerinden kıpırdamaları, ne başlarını çevirmeleri kabil, yalnız karşılarını görüyorlar. Arkalarından bir ışık geliyor.. uzaktan, tepede yakılan bir ateşten. Ateşle aralarında bir yol var, yol boyunca alçak bir duvar. Gözbağcıları seyircilerden ayıran setleri bilirsin, üzerlerinde kuklaları sergilerler, öyle bir duvar iste... Ve insanlar düşün, ellerinde eşyalar: Tahtadan taştan insan veya hayvan heykelcikleri, boy boy, biçim biçim. Bu insanlar duvar boyunca yürümektedirler, kimi konuşarak, kimi susarak. Garip bir tablo diyeceksin, hele esirler daha da garip. Doğru.. O esirler ki ömür boyu başlarını çeviremeyecek, kendilerini de, arkadaşlarını da, arkalarından geçen nesneleri de duvara vuran gölgelerinden izleyecekler. Şimdi de mağarada seslerin yankılandığını düşün.. Dışarıdan biri konuştu mu, esirler gölgelerin konuştuğunu sanır, öyle değil mi? Kısaca onlar için tek gerçek var: Gölgeler.
Tutalım ki zincirlerini çözdük esirlerin, onları vehimlerinden kurtardık. Ne olurdu dersin, anlatayım.. Ayağa kalkmağa, başını cevirmeğe, yürümeğe ve ışığa bakmağa zorlanan esir, bunları yaparken acı duyardı.Gözleri kamaşır, gölgelerini görmeğe alıştığı cisimleri tanıyamazdı. Biri, ona: " Ömür boyu gördüklerin hayaldi. Simdi gerçekle karşı karşıyasın" diyecek olsa, sonrada eşyaları bir bır gösterse,"bunlar nedir" diyecek olsa, şaşırıp kalır, mağarada gördüklerini, şimdi gösterilenlerden çok daha gerçek sanırdı.
Bir de düşün ki tutsağı mağaradan çıkarıp dik bir patikada güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik. Bağırdı, yanıp yakıldı, öfkelendi... Kulak asmadık. Gün ışığına yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı. Hiçbirini seçemez oldu gerçek nesnelerin. Sonra, yavaş yavaş alıştı aydınlığa. Önce gölgeleri fark etti, arkasından insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini. Aksam olunca göğe çevirdi bakışlarını, ayı gördü, yıldızları gördü. Zamanla güneşin suya vuran akislerine bakabildi. Nihayet gökteki güneşe çevirdi gözlerini. Ve düşünmeğe başladı. Ona öyle geldi ki mevsimleri de, yılları da güneş yaratıyor, görünen dünyanın yöneticisi o. Esirlerin mağarada gördükleri ne varsa onun eseri. Ve eski günlerini hatırladı. Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği. Mutluydu şimdi, mağarada kalan arkadaşlarına acıyordu. Eski hayatına, eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi.
Adamın mağaraya döndüğünü tasavvur et. Karanlığa kolay kolay alışabilir mi? Dostlarına hakikati söylese dinlerler mi onu? Ağzını açar açmaz alay ederler: "Sen
dışarıda gözlerini kaybetmişsin arkadaş. Saçmalıyorsun. Biz yerimizden çok memnunuz. Bizi dışarı çıkmağa zorlayacakların vay haline.."İşte böyle aziz dostum. Sana anlattığım hikaye kendi halimizin tasviridir. Yer altındaki mağara: Görünürler dünyası. Yücelere çıkan tutsak, meseller(idea'lar) alemine yükselen ruh..
Eflatun, Çev. Cemil Meriç
Devlet, Magaradakiler(Giris Bölümü)
yavuz
01-15-2008, 01:12 PM
Gecen asrin onemli "gerici"lerindendir Cemil Meric... :cool:
Her ne kadar "Lamia Hanim'a Mektuplar"inda gericiligini geri plana atmissa da... :D
Kur_Sad
01-16-2008, 12:10 AM
Çağın Dini : HÜMANİZM
"Yürekten inanıyorum ki geleceğin dini katıksız bir hümanizm olacaktır, yani insanın bütününe saygı; hayat ahlaki bir değer taşıyacak, kutsileştirilecek yüceltilecek. Yar ının başlıca kanunu güzelim insanlığa özen göstermek. Belli bir şekle bürünmeyecek bu inanç, hizipler ve tarikatlar gibi kimseye kapalı olmayacak. Akıldan başka kılavuz tanımayan, gizli remizleri, tapınakları, rahipleri bulunmayan, kiliseler dışı dünyada g önlünce yaşayan geniş ve hür ilim.. işte insanlığı kanatlandıracak biricik inanç" (Renan, İlmin Geleceği)
İmanını kaybeden bir çağın dini. Sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda.
Marksizmden egzistansiyalizme kadar Avrupa'nın tüm düşünce akımları hümanist.
Kavramdan çok kılıf; kelime değil bukalemun: demokrasi gibi, sosyalizm gibi.
Hümanizm genç bir kavram, batı dillerini 1850'den sonra fethetmiş. Ama müstağriplerimiz hemen benimsemiş kelimeyi, onlara göre Yunus'lar , Mevlana'lar, Hacı Bektaş Veli'ler su katılmamış birer hümanist. Hümanizm nedir, kimsenin tarife yanaştığı yok.(1)
Kelimenin iki ayrı manası var :
1) Antikite hayranlığı.
16. asır Avrupası için bir kaçış, bir meçhulü arayıştı hümanizm. Bir egzotizm, bir yeni boyut ihtiyacı.
Kilisenin yasaklarından kurtulmak isteyen Orta Çağ insanı Eski Çağ edebiyatlarına kaçtı. Ferdi cemaat içinde eritmeyen paganizm, hürriyetti, direnişti. Nas'ların çelik korsasından kurtulup kilisenin duvarları dışına fırlamak hem cazip hemde tehlikesizdi. Kendi mazisine sığınıyordu batı; manevi mirasını yeni baştan inceliyor, o metruk hazineden el değmemiş mücevherler derliyordu. Antikite hem kendisiydi hem başkası. İnsan Hristiyanlığın posalaştıramadığı bir düşünceyle yakından temas ediyordu. Vesayetten kurtuluşdu bu, kendi kanatları ile uçmak arzusuydu. Açıktan açığa bir isyan değildi şüphesiz, çünkü Hristiyanlık, greko latin kültürü ile hiçbir zaman göbek bağlarını koparmamıştı. Fakat nas'ların korkuluğundan atlıyarak putperest dünyanın şiir ve düşünce bahçelerine açılmak yine de tehlikeliydi.
Ne olursa olsun Avrupa, zincirlerini kırmak, rüştünü ispat etmek, horlanan haysiyetini kurtarmak zorundaydı. Böylece batı aydını çeşitli tahriflerle tanınmaz hale gelen Hristiyanlığı bir yana bırakacak ve giderek kendi kendini tanrılaştıracaktır.
Filhakika hümanizmin ikinci manası insanlık dinidir. Kilisenin abesleriyle bunalan serazad zekalardan kimi, "tabiatta tanrı yoktur, tanrıyı yaratan insandır. Toplum kendi değerlerini gö k kubbeye aksettirmiş, beşeriyi ilahileştirmiştir", dedi; kimi, "insanlığı kurtaracak tek kılavuz ilimdir"; ne Rab ne ibad.
İnsanın yabancılaşmasıydı din, bir çeşit afyondu. Geçen asrın düşünce fatihleri Promete'yi bayraklaştırırlar, "bütün tanrılardan iğr e niyorum" diyen Promete'yi. İyi ama Promete'nin iğrendiği tanrılar karanlık bir çağın kan dökücüsü, habis, zenperest mabudları değilmi?
Hümanizm, Avrupalı için kaybettiği dinlerin, yıktığı inançların yerini alan bir put. Hümanizm bir aydın hastalığı ama kimse bu izmin hudutlarını çizemiyor. Diyorlar ki hümanizm, insanı mükemmelleştirmek, varabileceği en yüksek irtifaa yükseltmek yani gerçek insan, kamil insan yapmak. Yalnız örnek kim olacak?
Sokrat mı, Vinci mi, Erasmus mu, Goethe mi? Nietzsche'nin ideali insan-üstü idi; yakın tarihin kanlı tacidarları bu rüyanın ne kadar tehlikeli olduğunu ispat ettiler. Carlyle'ın kahramanlarına gelince onlar da mazide yaşayan veya yaşandığı farzedilen birer gerçek veya tecrid. Hümanizm insanın tanrılaştırılmasıymış, hangi insanın, feylesofun mu, kozmonotun mu, yığının mı?
Hümanizm, saltanatının sarsıldığını anlayan kilisenin de bayrağı. Gerçek hümanist biziz diyen Pierre l'Hermite'lerin, Ignace de Loyola'ların torunları kanlı pençelerine ipek eldivenler geçirerek insanoğ l unu kardeşliğe çağırıyor.
Katolik bir tarihçi, "hristiyan hümanizmi, yunanlıların dini ideali ile İncil arasındaki kaynaşmanın eseridir, diyor; Yunan felsefesi latin hukuk anlayışı ve judeo kretien teoloji aynı potaya döküldü, bu halitadan çıkan a na mefhum: insanoğlunun değeridir". (Grouset)
Ya İslamiyet? Hümanizm putperest sanata karşı duyulan hayranlıksa müslüman dünya böyle bir muhabbetten habersiz yaşamıstır. Çölde doğan İslamiyet, yunan şiirinin çılgın ve günahkar cazibesine kapalıydı. Sirenlerin şarkısını engin denizlere açılmayanlar duyamazlardı ki. İslamiyet Yunan ve Roma'dan düşünceyi almıştı, besleyici unsurları varlığına katmış, posayı bırakmıştı geriye. Unutmayalım ki karanlıklar içinde bocalayan Avrupa'ya antik çağın en büyük dahisini, Aristo'yu İslamlar tanıtmıştır, yani batı hümanizminin ana kaynaklarının biri İslamiyet'tir. Ne var ki İslam'ı Homeros da ilgilendirmemiştir, Virjil de.
Cahiz (772-870) için dünya şiiri Yedi Askı şairleriyle başlar. İslam yunan ve latin sanatına niçin dönecekti? Ne dilde ne zevklerde ortaklık söz konusuydu.
Rönesans hümanistlerinin çağdaş hümanizm üzerinde etkisi nedir? Başka bir deyişle, bir Feurbach'ın, bir Renan'ın, bir Marx'ın dikkatini insanoğlunun muhteşem kaderine, eşsiz değerine kanatlandıran Rönesansın metin aktarıcıları mı olmuş? Onlar olmasa Comte İnsanlık Dinini kuramayacak mıydı? Bilemeyiz.
Biz Rönesansı yaşamadığımız için mi hümanist olamadık? Evvela Rönesans tarihi bir gerçekten çok bir İtalyan miti. Düşüncede yeniden doğuş ve atlayış olmaz. İslamiyet'te kilisede yok, Allah'la kul arasında herhangi bir aracı da. İslam düşüncesi hangi baskıya karşı direnecek, bağımsızlığını kime ispat edecekti?
Hümanizm insan haysiyetine saygı, insana tabiat içinde istisnai bir değe r vermekse, İslamiyet tek gerçek hümanizmdir.
"Humanités" edeb, efendilik, nefse hakimiyet, mukaddese saygı ise İslamiyet ve bilhassa tasavvuf "humanités" nin ta kendisi. İnsan yalnız İslamiyet'te eşref-i mahlukattır. Bir yanıyla balçık, bir yanıyla tanrı. Feyzi Hindi'nin meşhur beyiti ile çerçevelediği muhteşem varlık:
Haki, eğer bezulmeti hesdi mukayyedi,
Arşi, eğer benur-ı ilahi münevveri.
(1) Şemsettin Sami, "insaniyete muhabbet" diyor (Kamus-u fransevi). İsmail Fenni, "devr-i teceddüd üdebasının yani elsine ve edebiyat-ı atika tarafdaranının mezhebi..beşeriyete ibadet mezhebi" (Lugatce-i felsefe)
(yazarlarımıza sorsak).. Bu izm "dünyanın en namussuz sömürüsü olan burjuva sömürüsünü örtbas etmek için ileri sürülmüş bir duman perdesi" Kemal Tahir' e göre. Ergun Göze için, "insan ruhunu metafizik kaynaklardan koparan ve bu sebeple insanı vücuduna irca eden zavallı bir sistem..son aşaması: makineleşen insan".
(Bu keşmekeş nereden geliyor. Önce kelimenin kendisinden. Kemal Tahir hümanizm ile hümanitar i zmi birbirine karıştırmıştır.)
Cemil Meriç // Hisar Dergisi - Ocak 1980
narcoleptic
01-24-2008, 06:59 AM
26.1.1963
_________________________
Yirmi dört yıl önce mahkmede Marksist olduğumu haykırdım. Bu, ümitsizlikten doğan bir isyandı. Bir nevi meydan okuyuş. O yalnızlık içinde bir şey olma ihtiyacı. Yılları çeşitli "humiliation"lar içinde geçen, kucağında yaşadığı cemiyette hep yabancı muamelesi gören, bazen Türk, bazen şehirli, bazen insan olduğu için envai çeşit hakarete uğrayan göçmen çocuğu bir yere tutunmak, bir komüniteye girmek ihtiyacındaydı. Sınıfı yoktu zaten. Bir bakıma parya, bir bakıma prens. Parya, çünkü köksüz, koruyucusuz.
Hasta bir baba, çocuğunun maddi ve manevi buhranlarından habersiz.
Toprağından söküldüğü için bir türlü kendine gelemeyen zavallı bir anne.
Ve yuvasına ekmek yetiştirebilmek için kadınlığpından vazgeçmek zorunda kalan yiğit ama gözyaşlarından başka bir yardımı dokunmayan bir abla.
Sonra?
Sonrası yok...Hafızasında iz bırakan en eski yıllarda sadece itildiğini, istenmediğini, dövüldüğünü hatırlıyor.
Neden?
Neden onu hor görüyorlardı? Dünyada milletler olduğunu dahi bilmiyordu henüz. Ama mahallesindekiler farklı bir dil konuşuyorlardı. Çerkezler vardı, Kürtler vardı, Türkmenler vardı, Türk yoktu. Ne var ki bunu bir ırk meselesi saymamak lazım. O şehirden gelmişti, konuşması da giyinmesi de farklıydı başkalarından, yabancıydı. Oynamadı, çocuk olmadı, içine ve kitaplarına kapandı.. Sonra lise yılları. Yine yalnız, yine yabancı. Açlık, midenin, etin ve ruhun açlığı. Ve inkisarlar. Sevdiklerinin küçüklüğü, hayalinde kurduğu dünyaların birer birer yıkılışı. Evvela öbür dünyanın. Sonra, evet sonra... Etütte yutar gibi okuduğu Yusuf Akçora, Türk Yurdu koleksiyonları, Türk Yıllığı. Mubassırdan yediği tokat. Bu defa şehirli olduğu için değil, Türk olduğu için, sömürgeciliğe karşı olduğu için hırpalanış... Sonra İstanbul, sefalet ve bir hezimete, kahkari bir hezimete benzeyen, dönüş... Sancaktaki hürriyet havası. Putları yıkılan göçmen çocuğu yeni putlar peşindedir. Ailesinden kopmuş, muhiti zaten yok...Sonra "Tercüme Kalemi", kitaplar. Köy öğretmenliği...Ve bir nisan sabahı evinin aranışı, nezaret, hapishane.
Marksistim dediği zaman tek işçinin elini sıkmış değildi, sadece namuslu olmak, korktuğu için sustu dedirtmemek istiyordu. Zaten yaşanmaz bir dünyada idi artık. Seksüel buhran, ruhi buhran...En küçük bir pırıltı yoktu hayatında. Yüksek tahsil yapmayı ümit edemezdi. Ne olabilirdi o vakit? Hiç.Bir köy öğretmeni.
Marksizm, silinmemek, ezilmemek için sarıldığı bir daldı belki. Belki de inanıyordu Marksizme. Nasıl inanabilirdi? Onun için, ezilen insanlar, kurtarılması gereken insanlar vardı, ama kim olduklarını bile bilmiyordu onların. Fakirdi. Ne var ki kültürü ile adeta tek bir varlık, bir nevi aristokrasi idi...Üç beş kitap okumuştu o konuda, ne kadar anlamıştı, anlayabilir miydi? Orada sınıf kavgası bambaşka renkler altında tecelli ediyordu... O, rüyalarıyla Marksistti belki. Yani kahredici realiteden kurtulmak için ilk mütefekkire sığınıyordu. Sonra...Sonra yine aç kaldı, yine işsiz kaldı. Sözde beraat etti ama yirmi yıl peşini bırakmadı polis...
BU MEMLEKETİN EN BÜYÜK FACİASI, EN SEÇKİN EVLATLARININ BEYNİNİ VE KALBİNİ İTLERE PEŞŞŞKEŞŞŞ ÇEKMESİ.
Halledilmesi gereken büyük dava, bu topraklar üzerinde münevverin nefes alabilecek hale gelmesi.
Marksiszm bir tecessüstü onda. Herhangi bir Batı memleketinde büyük bir fikir adamı olabilirdi., bir teorisyen olabilirdi...Ezdiler: Acaba ezilen daha kaç kişi? HER AYDINLIĞI YANGIN SANIP SÖNDÜRMEYE KOŞAN ZAVALLI İNSANLARIM, KARANLIĞA O KADAR ALIŞMIŞSINIZ Kİ YILDIZLAR BİLE RAHATSIZ EDİYOR SİZİ!..
Türkiye'de bir sınıf savaşı var mı? Var veya yok, dava bu değil. Her oyunun kaideleri var. Avrupa burjuvazisi iktidarı beşiğinde bulmadı. Dünya proletaryası her hakkını şehitler vererek kazanabildi.
Ama o ülkelerin hakim sınıfları insanı bu kadar küçülmeye zorlamadılar, düşünceyi kuduz köpek gibi kovalamadılar..
BATIYORUZ. AYĞIMIZIN ALTINDAKİ UÇURUMU KENDİMİZ KAZDIK. AYDIN GÖLGESİNDEN KORKUYOR. KAFASIYLA DÜŞÜNEN ADAMIN TUTUNABİLECEĞİ DAL YOK. NEDEN İŞÇİ PARTİSİNE GİRMİYORSUN? GİRMEM, ÇÜNKÜ BENİM YERİM KÜTÜPHANE. BEN IŞIK ARAYAN, AYDINLANMAK VE AYDINLATMAK İSTEYEN BİR İNSANIM. POLİTİKANIN KURTARICILIĞINA İNANMIYORUM. İŞÇİ SINIFINA BESLEDİĞİM SEVGİ DE PLATONİKTİR, TANIMIYORUM ONLARI...
CemilMeriç
Jurnal / 77
narcoleptic
01-24-2008, 08:01 AM
quid rides? de te fabula narratur
ne gülüyorsun? anlattığım senin hikayen.
horatius, hiciv 1
önemli bir not : hala bu ülke isimli kitabının "turan'a kaçış" bölümü basılmamıştır. bu bölümde ziya gökalp'den bahsetmiş ve onu yerden yere vurmuştur. ankara'dan kendisine gelip "ziya gökalp bölümünü çıkar!" dediklerinde "bir yazar olarak hür değilim" demiştir. istibdatın olduğu yerde iki türlü edebiyat gelişir demiştir: "dalkavuk edebiyat ve militan edebiyat".
Bu Ülke'de "Turan'a kaçış" adıyla yayımlanacakken sansürlenen bu yazının orijinal adı neydi peki? Hemen söyleyelim: "Türkperestlik ve Türkiyat".
Cemil Meriç'ten Gökalp'e Ağır Tenkidler: "Ziya Gökalp Ezeli Çıraktır!"
Tarih ve Düşünce Dergisi. Sayı:67
* her asırda birkaç kişi düşünür, gerisi düşünülenleri düşünür sadece
* kamusu olmayanın namusu olmaz
* batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur
* hristiyanlaşmadık ama içimizde bir ortaçağ keşişi yaşıyor..
* insan, bazı bahislerde sağdır, bazılarında sol. bu itibarla bu kelimeleri aşmak lazım.
* mabetler her çağda ziyaretçisiz kalmış.tefekkür sinası terk edilmis bir manastır.kimin için yaratacaksın?insanlar ışığa,hayata,sonsuza düşman. aydınlanmak için yan,aydınlatmak için değil
* istibdatın olduğu yerde iki türlü edebiyat gelişir demiştir: "dalkavuk edebiyat ve militan edebiyat"
@&@
* Cemil Meriç okurlarının bildiği gibi “Bu Ülke” de Cemil Meriç beş “kaçış” dan bahseder:
1.İrfan’a kaçış. 2.Yunan’a kaçış. 3.İran’a kaçış. 4.Mutlak’a kaçış. 5.Batı’ya kaçış
Burada eksik olan “Turan’a kaçış” bölümü. Turan’a kaçanların öncüsüde Ziya Gökalp. Cemil Meriç “Turan’a kaçış” bölümünü “Bu Ülke’ye almamasını şöyle açıklıyor:
"Tanzimat’tan beri bütün nesiller birer kaçış neslidirler. Kimi İran’a, kimi Turan’a, kimi Yunan’a kaçmış. Bu Ülkeye “Turan’a kaçış”ı almadım. Ankara’dan Galip (Erdem) Bey geldi, [Ötüken Yayınevi’nin yöneticisi] Nurhan [Alpay] Bey ile beraber. “Ziya Gökalp bahsini çıkaralım!” dediler. Bir yazar olarak hür değilim. Tâbi [yayıncı], yazara bağlı olmalı, yazar tâbi’e değil"
"Ziya Gökalp budala bir adamdı tam manasıyla. Ağaoğşlu budala eğildi, haris adamdı. Ziya Gökalp ayran budalasıydı, cahil bir adamdı, son derece ümmiydi. Evvela Selanik’te pohpohladılar; İttihat Terakki emellerine alet etti. Politika’nın bütün büyüklerine Enver’e , Talat’a , Mustafa Kemal’e “Sen -haşa- Allah’sın , sen peygambersin!” diye kasideler yazdı. Büyük milliyetçi, milliyet nazariyecisi oldu."
"Ziya Gökalp Batı’nın sofra artıklarıyla geçinen bir zattır, onları atıştırır, zaman zaman da kusar. Peyami Safa’nın çektiği ruh çilesini çekmemiştir. Sahtekardır. Her devirde dalkavukluk yapmıştır. Talat paşa ve İttihat ve Terakki’ye mesela. Tarihin şımarttığı bir adamdı. "
binbirincigece
01-24-2008, 05:19 PM
85 yıldır uğraşıp da bir türlü yapamadığımız şey de Ziya Gökalp'den miras: Kültürünü almadan Batılılaşmak...
850 sene de uğraşsak olmayacak bir terane işte. Aksine kültüründe derinleşerek doğulaşmalı belki de; Cemil Meriç'in de anlatmaya çalıştığı gibi...
narcoleptic
01-25-2008, 08:23 AM
85 yıldır uğraşıp da bir türlü yapamadığımız şey de Ziya Gökalp'den miras: Kültürünü almadan Batılılaşmak...
850 sene de uğraşsak olmayacak bir terane işte. Aksine kültüründe derinleşerek doğulaşmalı belki de; Cemil Meriç'in de anlatmaya çalıştığı gibi...
yalnız Cemil Meriç ebediyatının birkaç sakıncası var. Cemil Meriç sütten çıkmış bir ak kaşık değildir.
ondan öğrendiğimiz çok şey var gerçek budur. Ammavelakin öğretisinin bazı zayıf yanları var.
dil mevzuusu kendisi istesin ya da istemesin kendi kurduğu cümleleri kendi eleriyle öldürüyor.
bunun farkında mıdır değil midir bilemiyorum.
Cemil Meriç, gerçekten eserinin adı gibi bir mağaradan sesleniyor. ben onun sesinde geç kalmış bir Türk Rönesansını nidalayan Türkişi bir Nietzche görüyorum.
Evet Cemil Meriç = Nietzche + Borges.
Türk Dili yeni bir devrimi kaldıramaz. Evet 600 yıllık bir kültür bir anda yok edildi. ve şu an şairlerimiz arasında Hilmi Yavuz gibi , Can Bahadır Yüce gibi bir anda yok etmeyip, eski kültür ve yeni kültür arasında bir köprü oluşturmak isteyenler var bu doğrudur.
Ancak şimdiki iktidarın kullandığı saçma sapan bir dille olacak şey değildir bu.
Cemil Meriç'in dilini şimdiki iktidar kullanıyor. Nasıl ? İstanbul jargonuyla, cumhuriyetçilik ayaklarına yatan bir dille bugüne kadar sürdürülegelmiş bir dil bu.
iktidarın şimdilerde kullandığı dil çok tehlikelidir.
aklı sıra iktidar bir kültürler mozaiğine işaret etmektedir ki , kullandığı dili yasallaştırmak isteği bu dilin merkezidir.
iktidar halkını Cemil Meriç siyaseti üzerinden peşkeş çekmektedir.
Cemil Meriç2in savunduğu ahlaki ve ananevi değerler , iktidar tarafından bir çuval kömürle satın alınıp, şimdilerde halka dikte ettirilmektedir.
Çok tehlikeli bir durum bu.
Cemil Meriç'in pasajlarını baskı altında okuyarak büyümüş, hınçlaşarak nemesis'in kucağına düşmüş bir zihniyet şu an başımızdadır.
benim babaannem de -şu an 99 yaşında çok şükür- baskı altında Kur'an okumuş. Ammavelakin aslanlar gibi ordu mensubu aileler yetiştirmiş devletine.
bunların yaptıkları çok daha vehimdir.
çok tehlikeli bir oyunla karşı karşıyayız.
Turk oglu
01-25-2008, 01:12 PM
Men onun kitablarına nezer salmışam.Fikirleri doğrusu menim o qeder xoşuma gelmir.Ekser yazılarında sanki batı fobisi var.Amma mene maraqlı gelen bir şey var.O batı medeniyyetini qebul elemir çünki bizim deyil deyir.Bes sanki doğu medeniyyeti,ereb ve fars medeniyyeti bizimdir mi?osmanlı medeniyyeti tamamile saf Türk medeniyyetidir mi?Deyil.Niye batı medeniyyetini redd eden insan bu ereb fars tesirinin aşkar göründüyü doğu medeniyyetini özünün sayır?Burda ikiüzülük var var mence.Amma elbette onu sevenler ola biler menim şexsi fikrim beledir.
Bence ikiyuzluluk degil, Turk oglu. Cemil Meric batili anlamda bir humanist idi. Bunun bizim dilimizdeki karsiligi ise sadece "insan" olmali, insanperest, insanci filan degil. Cemil Meric'in Dogu'su butun insanliktir. Bati ise sadece bir arizadır insanlik tarihinde. Cemil Meric hep bunu anlatti. Cemil Meric Turk idi, ama Arab'i anlayacak kadar yakindi Arab'a. Ve Fars'a. Ve Hind'e. Ve Cin'e. Suphesiz, Bati'yi da Batili kadar iyi biliyordu ama Bati'nin bencilligini, korlugunu, gaddarligini ve en onemlisi cehaletini de iyi biliyordu ve biz insanlara -tum insanlara- insanligimizin farkina varabilmek icin "humanist" lafzina ihtiyacimiz olmadigini anlatmaya calisti eserlerinde. Bence burada anahtar kelime "hikmet". Hem hakim idi Cemil Meric, hem de hikmetperest. Ben bunu anladim Cemil Meric'ten. Ozellikle su sozu kaydadeger: "Kimim ben? Hayatini Turk irfanina adamis bir fikir iscisi."
Aklima gelmisken belirteyim. Cemil Meric'i Cemil Meric yapan sey neydi? Sair miydi bu adam? Tarihci mi? Roman yazari mi? Yoksa sadece edebiyat tarihcisi mi? Tarih felsefecisi? Sadece mutefekkir midir Cemil Meric? Bir ideolog? Bir munekkid? Sosyolog? Nedir? Hicbiri. Ama o, Cemil Meric. "Kerameti kendinden menkul" derler ya, hakikaten bu lafin altini dolduruyor Cemil Meric'in hayati ve eserleri.
binbirincigece
02-01-2008, 12:30 PM
Bence ikiyuzluluk degil, Turk oglu. Cemil Meric batili anlamda bir humanist idi. Bunun bizim dilimizdeki karsiligi ise sadece "insan" olmali, insanperest, insanci filan degil. Cemil Meric'in Dogu'su butun insanliktir. Bati ise sadece bir arizadır insanlik tarihinde. Cemil Meric hep bunu anlatti. Cemil Meric Turk idi, ama Arab'i anlayacak kadar yakindi Arab'a. Ve Fars'a. Ve Hind'e. Ve Cin'e. Suphesiz, Bati'yi da Batili kadar iyi biliyordu ama Bati'nin bencilligini, korlugunu, gaddarligini ve en onemlisi cehaletini de iyi biliyordu ve biz insanlara -tum insanlara- insanligimizin farkina varabilmek icin "humanist" lafzina ihtiyacimiz olmadigini anlatmaya calisti eserlerinde. Bence burada anahtar kelime "hikmet". Hem hakim idi Cemil Meric, hem de hikmetperest. Ben bunu anladim Cemil Meric'ten. Ozellikle su sozu kaydadeger: "Kimim ben? Hayatini Turk irfanina adamis bir fikir iscisi."Bu anlamda aslında Ziya Gökalp'in güzel bir şerhidir Cemil Meriç.
kurshad
02-01-2008, 03:48 PM
Men onun kitablarına nezer salmışam.Fikirleri doğrusu menim o qeder xoşuma gelmir.Ekser yazılarında sanki batı fobisi var.Amma mene maraqlı gelen bir şey var.O batı medeniyyetini qebul elemir çünki bizim deyil deyir.Bes sanki doğu medeniyyeti,ereb ve fars medeniyyeti bizimdir mi?osmanlı medeniyyeti tamamile saf Türk medeniyyetidir mi?Deyil.Niye batı medeniyyetini redd eden insan bu ereb fars tesirinin aşkar göründüyü doğu medeniyyetini özünün sayır?Burda ikiüzülük var var mence.Amma elbette onu sevenler ola biler menim şexsi fikrim beledir.
Vay canina tarih tekerrur ediyor; Nurullah Atac konustu sanki :lol:
Aziz Turkoglu kardesim guzel bir konu acmis. Bati medeniyeti bizim degildir, pekiyi Fars ve Arap medeniyeti bizim midir?
Ben kendi nazari cephemden vereyim cevabi;
Nasil ki antik Yunan ve Roma medeniyetleri Bati medeniyetinin temel taslarini ve dayanaklarini olusturuyorsa kanimca Hind ve Iran medeniyetleri de Sark medeniyetinin temel taslari ve dayanaklaridir.
Bu tesir o kadar kuvvetlidir ki, kah Islam tasavvufuna cikis noktasi olmus, kah siirimizi yogurmus, kah fikir hayatimiza yon vermistir. Bu etkilesimin karsilikli oldugunu yani Turk medeniyetinin Sark medeniyetine katkilarini unutmadan sunu soyleyebiliriz; Sark medeniyetini kavramak icin Hind-Iran medeniyetlerini anlamaliyiz..
Bu noktada artik soru su sekil almalidir bence; Turk medeniyeti Sark medeniyetinin bir parcasi midir?
Bu arada meraklilarina Bernard Lewis'in "Ortadogu" isimli eserini tavsiye ediyorum.Turklerin Dogu medeniyetine ne sekilde katki ve yon verdilerini okuyabilirsiniz.
binbirincigece
02-01-2008, 04:02 PM
Bu noktada artik soru su sekil almalidir bence; Turk medeniyeti Sark medeniyetinin bir parcasi midir?
Bence biz farkında olmasak da; Huntington çatıştırdığı medeniyetler sınıfına sokmasa da Türk Medeniyeti kendine özgü, orijinal bir medeniyettir. Zira bilinen tarihte iki defa çağ açmış; ayak bastığı her yerde derin izler bırakmış bir millet olarak, kendimizi dahi sorguladığımızda, diğer milletlerden çok farklı, yaşayış, düşünüş, kültür, sanat ve yönetim şekilleri geliştirmiş olduğumuz görülecektir. Evet kaynağı doğudadır belki ama evrimi hep Batıya doğru olmuştur. Nasıl, Hindi, Farsı ayrı ise Türk'ü de en az o oranda ayrıdır ve kaynağıdır Doğunun.
kurshad
02-01-2008, 04:43 PM
Evet kaynağı doğudadır belki ama evrimi hep Batıya doğru olmuştur.
Guzel bir tespit..
Ben Turk medeniyetinin belirttigin kadar orijinal bir medeniyet oldugunu dusunmemekle beraber yukaridaki tespitine aynen katiliyorum.
Orijinal bir medeniyet degil derken kucultme amacinda degilim. Yuruyusu Batiya olmus tipik bir Sark medeniyeti oldugu kanisindayim o kadar.
Huntington'un "Medeniyetler Catismasi" adli makalesinde gunumuz Turkiye'sini bolunuk medeniyet yani Dogu kokenli olmasina ragmen kendini Batili sayan ve her iki medeniyetde de yerini bulamamis bir ulke tasvirine katildigimi soylemeliyim.
Turklerin kendi koklerini dogduklari yerde yani doguda aramasi; Hind,Iran ve Arap medeniyetlerinin kendisinin bir rakibi degil tamamlayici unsurlari oldugunu farketmesi belki de kendisiyle daha barisik olarak gelecege bakmasini saglayacaktir.
binbirincigece
02-01-2008, 05:04 PM
Huntington'un "Medeniyetler Catismasi" adli makalesinde gunumuz Turkiye'sini bolunuk medeniyet yani Dogu kokenli olmasina ragmen kendini Batili sayan ve her iki medeniyetde de yerini bulamamis bir ulke tasvirine katildigimi soylemeliyim.
Bu anlamda doğrudur; ancak bölünmüş ülke derken Huntington'un anlatımında bu birazcık çaresizlik, acz havasında sunulmaktadır. Halbuki içinde bulunduğumuz bu kendine özgü durum aslında fırsatların yaratılabileceği, kazanımların elde edilebileceği bir durumdur.
Burada Ahmet Davutoğlunun güzel bir tespitine yer vermek istiyorum:Coğrafya objektif bir gerçeklik olmakla birlikte haritalar bu objektif gerçekliğin bir medeniyet idraki sürecinden geçmiş subjektif şeklidir.Yine Ahmet Davutoğlu bu konuda Orta Asya ile ilgili şu sözlere yer veriyor:Tarih boyunca hemen hemen her istikamette dışarı doğru insan hareketliliklerine kaynaklık yapan Orta Asya'nın zorunluluklar karşısında kendisinin çekim alanı oluşturma ihtimali önümüzdeki yüzyıl için gözönünde bulundurulması gereken bir ihtimaldir.(Kaynak: Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik:Türkiye'nin Uluslararası Konumu,13.Baskı, haziran 2003)
Kur_Sad
02-01-2008, 07:54 PM
Nitekim oluşmaya başladığını da görüyoruz.Amerika'nın Afganistanla beraber bölgeye komşu olmasının ardından mücadele iyice hızlandı.Malum Türkistan dünyanın en önemli enerji havzalarından biri.
Amerika'ya fazla şans tanımıyorum.ŞİÖ gibi bir oluşum varken onlara pay düşmez orada.Amerika gittikten sonra Ruslar ve Çinliler bir gün muhakkak egemenlik yarışına girecektir.Ve işte yüzyıllardır Türk'ün kanını emen bu iki milletin mücadelesi Adriatik'ten Çin Seddi'ne yepyeni bir Türk Medeniyeti'nin doğumuna zemin hazırlayacaktır.Ama bugün gerekli adımlar atılmazsa bu çatışma Türkistan Türklüğünü yok olmaya kadar bile götürebilir...
narcoleptic
02-04-2008, 08:14 AM
Jurnal'i en son 11 yıl önce okumaya başlamıştım.1997/ Çanakkale'de nurcu yurdu Mehmetçik. o zamanlar yazarını şimdi hatırlayamayacağım bir kitap, Türkiye nasıl kurtulur. Jurnal'le eşzamanlı okuyordum. bir lise talebesi.
bir gün bir binbaşı ve birkaç asker gelmişti.. denetim zamanıydı ama ben ilk defa böyle bir denetim gördüm. jurnali dolaba yerleştirdim.ranzadan aşağı atladım. askerler geldiler. denetleme olaysız geçti. üst kattaki mesçit kilitliydi.binbaşı benim yatak üstündeki kitabı görünce gülümsemişti. biraz konuştuk. pek durmadı,gittiler.
o zamanlar amcamın görevi nedeniyle gizli bir şekilde yurda katılmıştım. arkadaş çevrem nurculardan oluşmuştu.şimdi kimisi new jersey de kimisi almaata da. hala davalarının ardındalar. yurtdışında Türk'ün en büyük lobisi, en büyük silahı açıkçası Fethuallah Gülen cemaati. aslında cemaat kavramından sıyrılmışlar bence çünkü ahtapotun kolları tüm dünyayı sarmış.hala arkadaşlarımla görüşürüm.iyi insanlardır hemen hepsi. o zamanlar Jurnal çok modaydı.
sonra üniversitede tkp günleri. kadifekale, 1 mayıs eylemleri,.. solcuydum ve ülkücülerin yurt bloğunda kalırdım devlet yurdunda. ülkücü cabbar arkadaşlarım olduu gibi, halis muhlis sosyalist arkadaşlarım da oldu. kardeşim iki yıl ocak başkanlığı yaptı sonra bir bıçak gibi kesildi ocaktan. bir daha mhp nin adını ağzına almadı.
herkes bir şeyler için uuraşıyor şimdi. kimi kişisel yolculuunda kimi davasının yolunda ilerliyor.
ben şunu öörendim. adama, insanın kendisine deer vericeksin. bağlı olduu düşünceye değil. çünkü düşünceler insanları ya da insanlar düşünceleri öyle ya da böyle terkedebiliyor. ama insan..
kurshad
02-04-2008, 10:02 AM
ben şunu öörendim. adama, insanın kendisine deger vericeksin. bağlı oldugu düşünceye değil. çünkü düşünceler insanları ya da insanlar düşünceleri öyle ya da böyle terkedebiliyor. ama insan..
Cunku dusunceler insanlari ya da insanlar dusunceleri terkedebiliyor. Ne kadar dogru.. Ama insanin iyisi yine iyi kaliyor , kotusu yine kotu.
Insandaki tekamul ne kadar sancili ve yavas, bazen de imkansiz...
narcoleptic
02-05-2008, 06:34 AM
" Meseleyi yanlış koydum. Neden Çetin (Altan) ile Attila (İlhan) okunup beğeniliyor da ben beğenilmiyorum? "
10.Mayıs.1981.Pazar
Cemil Meriç/Jurnal
Ne güzel bir özeleştiri..E tabi okunmazsın Cemil.. Nedenini sen de biliyorsun.
eski dilde ayak : soldan sağa birinci, iki harfli kelime : pa
Cemil Meriç seni nesillerin okuması ve anlayabilmesi için kitaplarının yanında Osmanlıca - Türkçe sözlük, Fransızca - Türkçe sözlük ve kaliteli cilt cilt ansiklopedi bulundurması şart..
600 yıl boyunca kullanımda kalan zengin bir kültüre sahip, gerçekten çok yoğun bir dilden; Cumhuriyet'in yeni harflerine yapılan ani geçiş, bir sıçrama, sen ve senin kuşaklarını oldukça sarsmış anlayabiliyoruz.
Ammavelakin sen biraz da bedbahtlığın ve bencilliğin nedeniyle yeni Türkçe'ye sırt çevirdin, inadım inat diyerek eski Türkçede ısrar ettin.
Oysa geçiş döneminin bir Süleyman Nazif'i olabilirdin. Yeni dili kucaklasaydın ve dertlerini yeni dili kullanarak anlatmaya kalkmış olsaydın böyle olur muydu? Sanmam.
Sonra ne yaptın Cemil Paşa?
yeni şiire kapılarını kapadın. neden? çünkü senin o sevgili eski dilini kullanmıyorlardı. Dilsel devrimi şiirsel devrimle bütünleştirmek istiyorlardı. Dolayısıyla sana göre yeni Türkçe ile yazılan şiir sığ idi.
Zavallı Cemil.. Günümüzün şanssız bir Muallim Naci temsilcisi..
Senin o aşağıladığın şairler, Türkçenin gelişip, dallanıp budaklanmasında etkin rol oynadılar.
senin sığ dediğin şiirdeki anlam katmanlarını sen değil ama gelecek nesiller okudukça farkedecek ve onlar da Türkçe'nin gelişmesi için ellerinden geleni yapacaklar.
bir Orhan Veli, bir Oktay Rifat, bir Ece Ayhan, bir Melih Cevdet, Fazıl Hüsnü, İlhan Berk XIX.yy'da yaşasaydı ne olurdu Cemil Meriç?
şimdi sen onları Fuzuli'nin evlatları olarak bağrına basardın.
nasıl şimdilerde yaşayan bir Fransız 16.yy metinlerini asıllarından okuyup anlayamazsa, seni de gelecek kuşaklar aynı anlayışla karşılayacak. sen bir devrimi yok sayarak ne yaptığını sandın Cemil Meriç? Yapıcı yaklaşmadın. Yıkıcı yaklaşarak, anlaşılmazlığı kovalayıp durdun. Birikimini kusursuz bir şekilde kulanmadın yani.. Bir dilin gelişimine el vermedin. Hilmi Yazvuz gibi kuşakların yetişmesine önayak oldun. Onlar sayesinde dilde ikilik, kültürde ikilik yaşamıyor mu Türkiye?
ektiğin tohumların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor musun Cemil Meriç?
yavuz
02-05-2008, 08:01 AM
yeni şiire kapılarını kapadın. neden?
Cunku, sacmaliyorlardi.
Senin o aşağıladığın şairler, Türkçenin gelişip, dallanıp budaklanmasında etkin rol oynadılar.
Aksine, bin yillik siirin kalip ozellikleriyle birlikte derin anlamini da cope attilar. Kisaca siiri s...p attilar, diyebiliriz.
Bugun Turkiye'de adam gibi sair olarak -benim bildigim- sadece Nurullah Genc, Cemal Safi ve Abdurrahim Karakoc var.
"Sade dil" dediginiz de yasayan sairler icerisinde en fazla Karakoc'ta ve Cemal Safi'de gorulur. Bu yuzden onlari diger gunumuz sairleri gibi elit kesimden kimseler degil de halk bagrina basmistir. Cemal Safi'nin sayisiz siiri bestelenmis, Karakoc'unsa sadece Mihriban'larini milyonlarca insan dilinden dusurmemistir.
Nurullah Genc'ten hic bahis acmiyorum. "Dili agirdir" denebilir, kendisini anlamak guctur. :cool:
narcoleptic
02-05-2008, 08:06 AM
Cunku, sacmaliyorlardi.
Aksine, bin yillik siirin kalip ozellikleriyle birlikte derin anlamini da cope attilar. Kisaca siiri s...p attilar, diyebiliriz.
Bugun Turkiye'de adam gibi sair olarak -benim bildigim- sadece Nurullah Genc, Cemal Safi ve Abdurrahim Karakoc var.
"Sade dil" dediginiz de yasayan sairler icerisinde en fazla Karakoc'ta ve Cemal Safi'de gorulur. Bu yuzden onlari diger gunumuz sairleri gibi elit kesimden kimseler degil de halk bagrina basmistir. Cemal Safi'nin sayisiz siiri bestelenmis, Karakoc'unsa sadece Mihriban'larini milyonlarca insan dilinden dusurmemistir.
Nurullah Genc'ten hic bahis acmiyorum. "Dili agirdir" denebilir, kendisini anlamak guctur. :cool:
al buyur Cemil Meriç işte.
dünyanın kendi etrafında döndüğünü varsayan bir yeni yetme..
bunun ve bu gibi kısır düşüncelerin, hepten kısırdöngülerin nedenlerinden biri de sensin.
saçmalık ve rezalet.
yavuz
02-05-2008, 08:16 AM
al buyur Cemil Meriç işte.
dünyanın kendi etrafında döndüğünü varsayan bir yeni yetme..
bunun ve bu gibi kısır düşüncelerin, hepten kısırdöngülerin nedenlerinden biri de sensin.
saçmalık ve rezalet.
Fuzuli'den Seyh Galib'e, Yunus Emre'den Erzurumlu Emrah'a, Namik Kemal'den Yahya Kemal'e kadar gozumuzun, gonlumuzun nuru siirimizin duayenlerinin kemikleri -sanirim, malesef- sizliyordur bugun. :rolleyes:
Onlarin ruhlari sad olsun diye beni Tanri gorevlendirdi. :cool:
Insani yanlisa suruklesin diye seytani, ona karsi dogruyu bulsun diye akli gorevlendirdigi gibi... Orhan Veli'yi ve onun devsirdiklerine karsi beni ve benim gibi dusunen digerlerini de...
narcoleptic
02-05-2008, 08:35 AM
Fuzuli'den Seyh Galib'e, Yunus Emre'den Erzurumlu Emrah'a, Namik Kemal'den Yahya Kemal'e kadar gozumuzun, gonlumuzun nuru siirimizin duayenlerinin kemikleri -sanirim, malesef- sizliyordur bugun. :rolleyes:
Onlarin ruhlari sad olsun diye beni Tanri gorevlendirdi. :cool:
Insani yanlisa suruklesin diye seytani, ona karsi dogruyu bulsun diye akli gorevlendirdigi gibi... Orhan Veli'yi ve onun devsirdiklerine karsi beni ve benim gibi dusunen digerlerini de...
boşluktan gelen boşluğa gider.
dediğim gibi. sana kemik atılmadıkça hırlama.
sen kendi yoluna ben kendi yoluma.
selametle.
yavuz
02-05-2008, 08:41 AM
boşluktan gelen boşluğa gider.
Senin icin oyle olabilir; selden gelen suya gider...
Benim icinse boyle; Hayy'dan gelen Hu'ya gider...
dediğim gibi. sana kemik atılmadıkça hırlama.
Hu demisken; "Edep Ya Hu" da diyeyim bari, tam olsun.
__________________
Siir -bildigin gibi- edebiyatin bir koludur. "Edeb"iyat...
Diyecegim o ki; bastan beri sana verdigim Edep dersinin sadece bir kismiydi siir, o bitti. Simdi, tasavvufa gectik. O da bitiyor boylelikle, Allah'in izniyle. Simdi baska bir konu varsa eger, ders almak istedigin; ben hep burdayim. ;)
narcoleptic
02-05-2008, 08:43 AM
Diyecegim o ki; bastan beri sana verdigim Edep dersinin bir kismi siirdi, o bitti. Simdi, tasavvufa gectik. O da bitti Allah'in izniyle. Baska bir konu varsa ders almak istedigin, ben hep burdayim. ;)
hırlamaya dewam ediyorsun.alçaklara kar yağmış üşümüşsündür şimdi sen.
ben kime ne anlatıyorum ki :
eşeğe altın palan ursan eşek yine eşektir.
yavuz
02-05-2008, 08:49 AM
eşeğe altın palan ursan eşek yine eşektir.
Tamam tamam, sana bir daha birsey ogretmeye kalkmayacagim.
binbirincigece
02-05-2008, 01:16 PM
Orhan Veli ve temsil ettiği akım, maalesef Türk Şiirinin köküne vurulmuş balta gibidir. Zira Orhan Veli, şiiri kendisi gibi ehil olmayanların eline ve diline düşürmüş, Türkiyede herkes şair olmuştur. Bugün antoloji.com; sairlerbirliği.com gibi siteleri ziyaret ettiğinizde ne demek istediğimi çok daha rahat anlarsınız.
Şunu baştan kabul etmek lazım. Şiir bir sanattır; ve maalesef herkes iyi sanatkar olma kabiliyetinde değildir. Evet, belki çalışarak olabilirsin ama iyi olacağının garantisi yoktur.
Diğer konuyla ilgili zamanında bir soru (http://forum.arbuz.com/showpost.php?p=862723&postcount=13) sordum ama kimse oralı olmadı...
yavuz
02-05-2008, 02:00 PM
Orhan Veli ve temsil ettiği akım, maalesef Türk Şiirinin köküne vurulmuş balta gibidir. Zira Orhan Veli, şiiri kendisi gibi ehil olmayanların eline ve diline düşürmüş, Türkiyede herkes şair olmuştur. Bugün antoloji.com; sairlerbirliği.com gibi siteleri ziyaret ettiğinizde ne demek istediğimi çok daha rahat anlarsınız.
Sen "Ikinci Yeni" sairlerini de begeniyordun galiba Bahadir Abi. Bu Ikinci Yeni akiminin sairleri de ustte bahsettigin turden sairler degil mi? "Türkiyede herkes şair olmuştur" demissin, bence Ikinci Yeni'ciler ve Kucuk Iskender de bu tespitin icinde olmali.
binbirincigece
02-05-2008, 02:09 PM
Sen "Ikinci Yeni" sairlerini de begeniyordun galiba Bahadir Abi. Bu Ikinci Yeni akiminin sairleri de ustte bahsettigin turden sairler degil mi? "Türkiyede herkes şair olmuştur" demissin, bence Ikinci Yeni'ciler ve Kucuk Iskender de bu tespitin icinde olmali.İkinci yeni şairlerinden beğendiğim bir Sezai Karakoç vardır; ona da ikinci yeni denirse...Bu nereden aklında kaldı bilemiyorum ama böyle bir iddiada bulunduğumu hatırlamıyorum. Ama Orhan Veli ve serbest şiir akımıyla kıyaslandığı takdirde İkinci Yeniciler daha dişe dokunur eserler vermişlerdir denilebilir. En azından avamın elinden şiiri kurtardıkları bir gerçektir.
Biraz geriye gidersek; mesela Ümit Yaşar Oğuzcanın çok popüler olması, kötü bir şair olmasından kaynaklanmaktadır. Ama burada sorsam Köksal Akarı kimse tanımaz...
Küçük İskendere gelince, bu tespit onun için azdır bile derim.
narcoleptic
02-05-2008, 03:09 PM
Orhan Veli ve temsil ettiği akım, maalesef Türk Şiirinin köküne vurulmuş balta gibidir.Zira Orhan Veli, şiiri kendisi gibi ehil olmayanların eline ve diline düşürmüş, Türkiyede herkes şair olmuştur.
bir kere Orhan Veli'nin şiirle ilişkisi yeni harflerin ortaya çıkışından sonradır. düşünelim:
süleyman nazif, ahmet haşim, cenap şehabettin. bu üç eski Türkçe nesir-i azamı yeni Türk diliyle karşılaşmamışlar. 1930 ların başlarına geldiğimizde hepsi de Hakkın rahmetine kavuşmuşlar. Dilsel bir devrim sözkonusu. Yeni kelimeler, yeni anlamlar, yeni imgeler. dilsel devrim in ilk etkileri şiirde görülüyor > kutuplaşmalar : hilmi ziyalar, haşimler, yahya kemaller bir yanda; orhan veliler, behçet necatigiller, salah birseller bir yanda..
böyle kutuplaşmaların oluşması çok doğaldır.
kültürü sürekli olarak değişen bir toplumda eski yeni kutuplaşması o zamanlara mahsus mudur? hayır. bu çok uzun süren bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen bir değişimdir.
değişimin hızı ne zaman artmıştır? inkilaplarla. harf inkilabıyla dil büyük bir sıçramaya zorlanmamış mıdır? zorlanmıştır.
dildeki bu sıçrama nesre ve nazma sirayet etmez mi? bu doğal bir sonuçtur. doğal olarak orhan veli'nin kurgulayacağı şiir, eski Türkçe'yi kullanan şairlere nazaran çok farklı olacaktır.
ancak bu eski Türkçecilerin işine gelmeyebilir. Amenna. o halde onlar geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmaya çalışmalıdırlar. yeni türkçeyle yazılan şiirleri de karalama düşüncesinden vazgeçmelidirler.
Haşim ve o gibi düşünenler , "melali anlamayan nesle aşina değilse"; yeni Türkçenin kurguladığı yeni şiiri yazanlar da doğal olarak AŞİNA OLMAYACAKLARDIR.
sorduğun soru şu olmalı:
binbirincigece Acaba yaşadığımız kısırlık ve yabancılaşmada dil devriminin de etkisi var mıdır?
aslında yukarıda bahsettim biraz. zoraki bir sıçramanın verdiği kısırlığın oluşması doğaldır. o sebep fransız ihtilali sonrası Fransa'da yapılan dilsel devrim nedeniyle devrim sonrası yetişen nesiller 16.yy Fransızcasının gramerini anlayamamışlardır.
ben Osmanlıca hiç bilmiyorum. eski şairleri okumak için Osmanlıca sözlük kullanmak zorundayım. çünkü bu bir zorunluluktur. "Aşina" olmadığım bir dille karşı karşıyayım. 600 yıllık bir kültürü bir çırpıda yok edemezsiniz. Bu çok normaldir. Ammavelakin yeni Türkçeyle yazılan şiirlere "bunlar şiir değildir, hepsi tu kakdır" muhabbetleri milleti baymaktan başka bir işe yaramaz.
herkesin şair olduğu varsayımına gelince... hangi antolojide hangi web sitesinde sözde şiir yazanın ürününe rastgelindi?
kadın tavlamak için sağda solda iki üç kelimeyi bir araya getirmek pekala şiir değildir.
Sezai Karakoç vardır; ona da ikinci yeni denirse
ikinci yeninin dik alasıdır. ece zaman zaman onun İslamcı bir tarafa kaymasından dolayı sitem etmiştir. İsmet Özel de vakti zamanında böyle bir şey yapmıştı ama toparlandı sonradan..Rahmetli Cem Karaca ne kadar müslümansa işte:P
İkinci Yeniciler daha dişe dokunur eserler vermişlerdir denilebilir. En azından avamın elinden şiiri kurtardıkları bir gerçektir.
Türkçe ( ama bazı alıngan arkadaşlar, özellikle kutuplaşmaktan zevk alan arkadaşlar için Yeni Türkçe diyelim), İkinci Yeni külliyatına çok şey borçludur. Hem imgesel düzlemde hem de anlam düzleminde.. Şiirin ve giderek dilin dallanıp budaklanmasına büyük katkıları olmuştur.
Biraz geriye gidersek; mesela Ümit Yaşar Oğuzcanın çok popüler olması, kötü bir şair olmasından kaynaklanmaktadır.
Ümit Yaşar kötü şair olmanın yanısıra bir burjuva şairidir de. Arkasındaki pohpohlamaların dayanağı budur.
Küçük İskendere gelince, bu tespit onun için azdır bile derim
katılmıyorum.
binbirincigece
02-05-2008, 03:28 PM
Gece gece başka işim yok sanki :mrgreen:
ancak bu eski Türkçecilerin işine gelmeyebilir. Amenna. o halde onlar geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmaya çalışmalıdırlar. yeni türkçeyle yazılan şiirleri de karalama düşüncesinden vazgeçmelidirler.Yeni Türkçeyle yazılan şiirleri değil, Orhan Veli ve temsil ettiği akımı karalama düşüncesi...Yoksa Yeni Türkçe ile çok değerli eserler veren şairlerin varlığını peşin peşin kabul etmişiz...Mesela 5 hececiler de yeni Türkçe kullanmışlardır. Faruk Nafiz Çamlıbel az kişiye esin kaynağı olmamıştır.
Buradaki ihtilaf eski-yeni Tükçe değil, daha çok serbest nazım-hece kapsamında değerlendirilebilir. Eski Türkçeyi bilmeyen bir insan için Fuzuli mesela çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir; ama Yeni Türkçeyi bilen bizler için Orhan Veli değerli de olabilir, değersiz de...Bu bizim şiir algılamamızla ilgilidir. Benim için Orhan Veli konuşma yahut sokak ağzıyla şiirler yazdığı için şiiri değersizleştirmiştir. herkesin şair olduğu varsayımına gelince... hangi antolojide hangi web sitesinde sözde şiir yazanın ürününe rastgelindi?www.antoloji.com
Ayrıca orada gruplardan birinde Sabit İnce olması lazım, biri vardı; bir antoloji yayınladı. Bu antolojiye giren şiirleri görseydin; Türk şiirinin arkasından ağıtlar yakarak katkıda bulunabilirdin.:cool:Türkçe ( ama bazı alıngan arkadaşlar, özellikle kutuplaşmaktan zevk alan arkadaşlar için Yeni Türkçe diyelim), İkinci Yeni külliyatına çok şey borçludur. Hem imgesel düzlemde hem de anlam düzleminde..İmge kısmına katılıyorsam da anlam kısmına pek katıldığımı söyleyemem. Mesela Cem Uzungüneş; kendisi dahi yazdığı şiirleri eleştirmiş kallavi bir ikinci yenicidir. Boşa zaman harcadığından yakındığına çokça rastlanmıştır. Gel gör ki "soluğan" kelimesini kendisine borçluyuz...katılmıyorum.En doğal hakkın :cool:
Hülasası;ben Nurullah Gençi okurken duyduğum hazzı(bunun İslami kimliğiyle alakası yok :lol:) Ece Ayhan okurken duyamıyorum. Duyuş, hissediş meselesi. Tabii bunda biraz da kendini fildişi kulede hissediyor olmanın da etkisi yok değil. Yani sokaktaki vatandaş şiire sahip çıkma yetkinliğinde değil de sen çok ehilsin...ama bu düşüncemde de haklı olduğuma inanıyorum.
narcoleptic
02-05-2008, 04:10 PM
Gece gece başka işim yok sanki :mrgreen:
Yeni Türkçeyle yazılan şiirleri değil, Orhan Veli ve temsil ettiği akımı karalama düşüncesi...Yoksa Yeni Türkçe ile çok değerli eserler veren şairlerin varlığını peşin peşin kabul etmişiz...Mesela 5 hececiler de yeni Türkçe kullanmışlardır. Faruk Nafiz Çamlıbel az kişiye esin kaynağı olmamıştır.
gece gece yapılacak daha iyi bir iş yok bence okumak ve paylaşmak dışında;)
Orhan Veli'yi içimize sindirmeliyiz. O şiirlerini yazarken ondan sonra gelecek kuşaklar benim gibi şiirler yazsınlar kaygısı güdüyor muydu? bu konuda bir bilgim yok. hayat felsefesini mısralara dökmüş biri Orhan Veli. Zamane Türkçesi -ki burada çok yeni oluşmuş bir dil sözkonusudur- ile kendi imgelemini şiire yansıtmıştır. Ancak bu şiir yapısı geride kalmıştır. Şimdiki nesiller ona özenmeye kalkarsa İbrahim Sadri muhabbetleri başlar ki aman aman.
Orhan Veli bir şair midir?
Evet şairdir. Taş çatlasa getirdiği bir kaç imgeyle ve şiirle anılmaya değerdir. Bir açılımı var mıdır şiire? nefesinin yettiği kadar. Alanında bir ilk midir? Evet. Ve son olmalıdır da. Aksi taklitçilikten ibarettir.
Oktay Rifat'ın kabul ettiği gibi Orhan Veli bir şair olmayabilir. Şiirine çok güvendiğim Rifat böyle bir şey söylüyorsa -ki aynı dönem yaşamışlar- bunda bir hikmet olabilir. Ama yok saymak sözkonusu olmamalıdır.
Buradaki ihtilaf eski-yeni Tükçe değil, daha çok serbest nazım-hece kapsamında değerlendirilebilir. Eski Türkçeyi bilmeyen bir insan için Fuzuli mesela çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir; ama Yeni Türkçeyi bilen bizler için Orhan Veli değerli de olabilir, değersiz de...Bu bizim şiir algılamamızla ilgilidir. Benim için Orhan Veli konuşma yahut sokak ağzıyla şiirler yazdığı için şiiri değersizleştirmiştir.www.antoloji.com (http://www.antoloji.com/)
sokak ağzıyla yazılmış olan şiirinde bir imgenin peşinden gitmeyi denediniz mi ?
antoloji.com a gelince... böyle bir kom'a ne denebilir ki? halt etmişler.
Ayrıca orada gruplardan birinde Sabit İnce olması lazım, biri vardı; bir antoloji yayınladı. Bu antolojiye giren şiirleri görseydin; Türk şiirinin arkasından ağıtlar yakarak katkıda bulunabilirdin.:cool:İmge kısmına katılıyorsam da anlam kısmına pek katıldığımı söyleyemem. Mesela Cem Uzungüneş; kendisi dahi yazdığı şiirleri eleştirmiş kallavi bir ikinci yenicidir. Boşa zaman harcadığından yakındığına çokça rastlanmıştır. Gel gör ki "soluğan" kelimesini kendisine borçluyuz...En doğal hakkın :cool:
hiç görmiyeyim daha iyi.
ben Cem Uzungüneş ismini ilk defa senden duydum. Çünkü Ece ve İlhan mülakatlarına bu ismi dahil etmemişlerdi. Oktay Rifat da bu akıma dahil değil mesela ki bazıları bu yanlışa çok düşüyor.
Anlam kısmı özellikle Melih Cevdet'in Sözcükler'inde apaçık ortaya çıkıyor.Ve Necatigil'de anlam.
Yarabbi. Sırf bunun için üniversitelerde kürsü açılmalıdır.(tabi Türk Şiirinin gelmiş geçmiş bütün duayenlerini de hesaba katmalı).. Bizde kürsü anlayışı nedense yok. Uzmanlaşma sıfır.
Necatigil'in şiiri hemen kabul etmez seni. Bağrına basmaz. Ve beyni çok yoara. Bazen çapraz okumalar yaptırır sana. Yorar seni bazen. Ama şiirindeki anlamı kavradın mı işte o zaman tadından yenmez.
bu arada altını çizmeliyim: birinci yeni, garipçiler değildir. garipçilik çok ayrı bir gruptur. Oktay Rifat şiddetle buna karşı çıkar. Kendisini birinci yenide görmüştür. melih cevdet şiirinin de ikinci yeniyle uzun bir süre teması olmuştur. bence anlam karmaşası var. yeniden gözden geçirilmelidir bu ülkede şiir tarihi. kendilerine ne kadar ikinci yeni dense de bu adamların hemen hepsi birinci yenidir.
garipçi bir tek orhan velidir bence. çünkü diğer sayılan isimlerin hepsi donanımlı insanlardır. orhan biraz bu konuda yaya kalmıştır.
Hülasası;ben Nurullah Gençi okurken duyduğum hazzı(bunun İslami kimliğiyle alakası yok :lol:) Ece Ayhan okurken duyamıyorum. Duyuş, hissediş meselesi. Tabii bunda biraz da kendini fildişi kulede hissediyor olmanın da etkisi yok değil. Yani sokaktaki vatandaş şiire sahip çıkma yetkinliğinde değil de sen çok ehilsin...ama bu düşüncemde de haklı olduğuma inanıyorum.[/quote]
Ece 'yi ilk okuduğumda alt üst oldu her şey.
şiir dilsel devrim olmuştur ezelden beri. dili yıkar onarır. tekrar kurar. sürekli oynar onunla. iktidarla kavgası yansır buna. ilk modernistlerden itibaren dünyada şiir düşüncesi epey değişmiş.
biz tabii çok sonraları doğduğumuz için okuyarak ve araştırarak öğreniyoruz bunları.
sokaktaki adam için önemli olan ekmek kavgasıdır. şair için önemli olan ekmek kavgasının fotoğrafıd.
söylemsel ve yazınsal imge, fotoğraf...
ve şair ne kadar değişik açılardan yakalarsa fotoğrafı ve kurgularsa mayası o denli kuvvetlidir.
Ece'de ben şunu gördüm. kaymakamlıktan ayrıl sen. koltuk altına zamanın yazılı ve görsel unsurlarının hepsini irdele hemen hemen.
ve sonrabir barakada gelibolu yarımadasında öl.
çoluk çocuk sahibi neden olmadın ki sen ? hani derdin neydi?ne yapmaya çalıştın? kimine göre deli kimine göre şair.
şair işte ne yapsa yeridir.
bu cümle yarının atasözüdür ondan kalan :
"silgiler silerken silinir"
binbirincigece
02-05-2008, 04:17 PM
Bunca garibin; yenicinin arasında eskiciye hiç mi yer yok şimdi? :cool:
Kur_Sad
02-05-2008, 06:23 PM
Vah vah dilde ikiliğin sebebi Öz(!)Türkçe(!)ciler değil de "Kamus namustur!" diyen Cemil Meriç oldu ha...
"Kâmus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kâmusa uzanan el, namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş : kâmusa.
Eski sözlüğe kızıl bir külah geçirdiğini söyleyen Hugo tek kelime uydurmamış; sembolizm'in üç silahşörü de öyle. Ama kullandıkları her kelime yeni. Heyhat ! Batı'da cinnet bile terbiyeli." (Bu Ülke)
yavuz
02-06-2008, 05:18 AM
Birileri gelip, "eski" ne varsa degistiriyor, kafalarina gore bir "yeni" olusturuyorlar. Daha sonraki nesiller "yeni"nin urunu olduklari icin, "eski"yi hor goruyor...
1.Mesrutiyet'i ozgurlukle alakandiranlar...
Cumhuriyet kuruldu diye, egitim sistemini Osmanli'yi kotulemeye yonelik kuranlar...
Sapka giymeyenlere irticaci gozuyle bakanlar...
Serbest siiri ve kullandigi "yetersizlik abidesi" dili ilerleme zannedenler...
Ayrica binbirincigece bey, tepemin tasini attirmayin. Bir tane sevdigim Umit Yasar Oguzcan vardi, ona da dil uzattiniz! :evil:
Umit Yasar'in siirlerinde her yeni gelen kelime, eskisini tamamliyor. Muthis bir akicilik ve ahenk var, benim gordugum. (Heceli siirleri de var hatirladigim kadariyla.)
Demir Kağan
02-06-2008, 06:59 AM
İkinci yeni şairlerinden beğendiğim bir Sezai Karakoç vardır; ona da ikinci yeni denirse...Bu nereden aklında kaldı bilemiyorum ama böyle bir iddiada bulunduğumu hatırlamıyorum. Ama Orhan Veli ve serbest şiir akımıyla kıyaslandığı takdirde İkinci Yeniciler daha dişe dokunur eserler vermişlerdir denilebilir. En azından avamın elinden şiiri kurtardıkları bir gerçektir.
Biraz geriye gidersek; mesela Ümit Yaşar Oğuzcanın çok popüler olması, kötü bir şair olmasından kaynaklanmaktadır. Ama burada sorsam Köksal Akarı kimse tanımaz...
Küçük İskendere gelince, bu tespit onun için azdır bile derim.
Herkes her seyi bilmek zorunda degil. "Umit Yasar Oguzcan" veya "Orhan Veli" gibi kotu sairler bile isim yapabilmislerse, Koksal Akar'i neden taniyan az? Yahut sadece kendi ideolojisi icinde taniniyor olamaz mi? Ancak Cahit Zarifoglu da islamci olmasina ragmen onu bilen bilir. Ayrica, Umit Yasar Oguzcan son derece guzel siirler yazan bir sairdir.
binbirincigece
02-07-2008, 11:50 AM
Ayrica binbirincigece bey, tepemin tasini attirmayin. Bir tane sevdigim Umit Yasar Oguzcan vardi, ona da dil uzattiniz! :evil:
Umit Yasar'in siirlerinde her yeni gelen kelime, eskisini tamamliyor. Muthis bir akicilik ve ahenk var, benim gordugum. (Heceli siirleri de var hatirladigim kadariyla.)Bana niye kızıyorsun; benim dil uzattığım şair kötüdür diye bir kural mı var? Sonuçta bu bir beğeni ve bakış açısı meselesi değil mi?
Koksal Akar'i neden taniyan az? Yahut sadece kendi ideolojisi icinde taniniyor olamaz mi?Burada bilen az olabilir ama kendisi şiir dünyasının duayenleri arasında adı anılan birisidir ve iki adet kitabı yayınlanmıştır.
Ayrıca kendisi bildiğim kadarıyla Naat tarzı ya da dini motifler içeren şiirler yazmış olsa da; bunu herhangi bir ideolojinin mensubu olduğu için değil, Necip Fazıl'ın tarzını bugün yaşatmaya çalıştığı içindir. Zira şiirlerini okursanız adeta Necip Fazıl mezardan kalkmış dersiniz. Bir de Sızıntı dergisinde sadece bir kez şiirinin yayınlanmış olması sizi aldatmasın. Bahsettiğim şiir naat şiiri olduğu için Sızıntının yer vermiş olması daha muhtemeldir.
Burada maksadım isimleri tartışmak değil. Şiir açısından bakaranız; şekil-serbesti tercihi; dil açısından bakarsanız da eski Türkçe-Yeni Türkçe ikilemi...çoğumuza göre. Dil konusunu burada (http://forum.arbuz.com/showthread.php?t=42878) yeterince tartıştığımız için daha fazla yazmıyorum...
Kur_Sad
02-07-2008, 12:44 PM
"Öz" denilen Türkçe'de kelimeler, türetilmiş değil üretilmiştir.Daha da kötüsü Batı dillerinden alınmadır, yani bağımsızlık söz konusu değil. Bir boyunduru başkası ile değiştirilmiştir. Mesele ondan ibarettir. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi, Türkçe; 'tem' hecesi, Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. Türkçede böyle bir sonek yoktur. Aynı şey, 'kıyası mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi için de geçerlidir: ilk hece Türkçe, ikicisi Fransızca. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi, Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur. 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir. 'Umumi' kelimesinin yerini alan 'genel', İngilizce'dir. 'Sekizgen'in 'gen'i 'octagon'un 'gon'udur. (Alev Alatlı - Viva La Muerte!, s.119)
narcoleptic
02-07-2008, 02:06 PM
binbirincigece Burada bilen az olabilir ama kendisi şiir dünyasının duayenleri arasında adı anılan birisidir ve iki adet kitabı yayınlanmıştır.
ümit yaşar oğuzcan komik bir burjuva şairidir. şakşakçılar salon Türkleridir.. bir anlamda Beyaz Türk camiası..
narcoleptic
02-07-2008, 02:28 PM
Cemil Meriç ve Jean Baudrillard..
Her ikisi de sosyolog. Biri ülkesinde sonsuz yalnızlığa, kör karanlığına terk edilmiş, diğeri ülkesinde el üstünde tutuluyor.
Her ikisi de anti-kapitalist ve anti-emperyalist.. Biri batıya doğudan yaklaşıyor ve yerden yere vuruyor onu; diğeri içinde yaşadığı toplumu, batıyı batıdan bakarak çürütüyor.Hem nasıl bir çürütme: Kapitalist söylem bu kadar ayağa düşmemiştir. Sosyalizmdin kapitalizme yaptığından fazlasını yapmıştır Baudrillard.. Foucoult sonrası Fransa'sının deha müsveddesi.. Modernizmi ve giderek postmodernizmi, hem de kendi araçlarını kullanarak vuran bir derviş.
Uzun yıllar botunca kapitalizm düşünürün kalesine gönderdiği topları çıkarmakla uğraşmıştır. Uğraşmaya da devam ediyor ya..
Her ikisi de samimi, her ikisi de tarafsız olmak için elinden geleni yapmış.
2003 ya da 2004. Sevgili Oğuz Adanır hocanın (kulakları çınlasın) girişimleriyle bir gün İzmir'e geldi. Türkiye -aydınlar- ayağak kalktı. Bir süre yer yerinden oynadı Türkiye'de.. Tv ve gazeteler yer ve zaman ayırdılar. Hazret birkaç gün kaldığı Türkiye'den büyük memnuniyetle ayrıldı.
Zavallı Cemil Meriç yaklaşık 20 yıl önce acımasız karanlığında toprak olmuştu ve o gün İzmir'de Dokuz Eylül Üni. Konferans Salonu hınca hınç doluydu. Merdivenler dahi insandan geçilmiyordu. Biz üç kafadar ister istemez söylenmiştik: ne çok seveni varmış yarabbi? Acaba içlerinden kaçının beyimizin külliyatından haberi vardı?
Punk moda saçları, şekilden şekle giren ambalajlarıyla kokoşlar, sevgililerinin kucaklarında - abartmıyorum gerçektir- bir sosyologu dinliyorlardı. Buram buram şekil kokan gavur İzmir'in bağrındabu gençlik söylenenlerden bir şey anladı mı, anladıysa kaçta kaçını anladı bilinmez. Dinlemenin de anlamak gibi bir desturu olmalı..
Gençlik arasında sosyalistler de vardı. Zavallılar Baudrillard gramerini açtıkları pankartlarla sabote etmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Hazret, babacan ve olgun bir tavırla acır gibi gülümsedi onlara: neredeyse yok olan bir ideolojinin, başarısız bir ütopyanın kalıntıları..
Üçümüzün de kafası güzeldi: Osmanlı'nın bab-ı esrarını araladık ve hazretin dünyasına adım attık.
Konferans yazılı bir metnin okunmasıyla başladı. 11 Eylül sonrası şekillenen dünya coğrafyasının bir sinopsisi.. Sosyolog, Amerika'yı ve emperyal güçleri yerden yere vurdu. Bütün bir külliyatının kısa bir tanıtımını yaptı ve ekledi: doğu: mistisizmiyle, değerleriyle, varlığıyla batının fersah fersah ötesindedir. Fransızca sunumun sevgili Oğuz hocanın simultane çevirisiyle desteklendiği postmodern bir gösteri..
Baudrillard iki yıl önce bir yaz günü öldü. Ülkemizin zavallı aydıları hazrete gösterdikleri ilginin onda birini kendi çocukları Cemil Meriç'e göstermediler, gösteremediler. Neden? Çünkü Cemil Meriç Türkiye Cumhuriyeti'nin şimdiye kadar yetiştirdiği tek entellektüeldir > kıskançlık.
Batı hayranlığının ve acziyetinin son noktası değildir de nedir?
vBulletin® v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.