Alparslan
01-15-2008, 10:57 PM
Bu yaziyi bana gelen bir mailden aldim. Altina imzami atiyorum. Gercek gundemden ne kadar sahte gundeme kaydirildigimizin resmidir. Guantanamoda ne arar Turkler? Hangi planin parcasi? Hem amerika hem cin hem rusyanin ortak cikari ne?
Cok mu geldi 5 kisi?
Neden, bilmiyorum ama ekmek çıkmaz oralardan. Belki de daha biz çocukken “ Orta Asya'da kuraklık olduğu için dünyanın dört bir yanına göç ettik ” masalını dinlediğimiz içindir, o kurak bölgeden ekmek çıksa, hiç “ Dört nala gelip Uzak Asya'dan ” yerleşir miydik buralara?
Ekmek çıkmaz oralardan, ne siyasî popülarite kazanırsınız, ne şan, ne de medya şöhreti.
Bol sıfırlı maaşlar alınan köşeler, bol sıfırlı maaşlar alınan ekranlar, sürekli doyurulmayı bekleyen, sürekli aç bir gayya kuyusu mudur ? O kuyular, Uzak Asya hikâyeleriyle hadi doyurmaktan vazgeçelim, bir an için bile olsa teskin edilmez mi? Edilebilmezmiş, o kuyular daha başka konular istermiş, müşterisi yokmuş, ne yapalım?
Başka hikâyeler lazımmış o kuyulara, şöyle bol ağdalı... Tamam, “ acı var mı, acı?” diye sorun o zaman çekik gözlü, kavruk bedenli o çocuğa... Anlatsın size, ilk çocuğunun neden üst dudağı burnuna yapışık bir hâlde doğduğunu ... İlginizi çekmezse bu nükleer felaket, o zaman başka şeyler de anlatabilir, mesela komşusuna nasıl işkence yapıldığını, ayaklarına nasıl çivi çakıldığını söyleyebilir veya sormasını bilirseniz, ellerinin nasıl bileklerinden kesildiğini de tarif edebilir...
Hayır, daha başka hikâyeler, o kadar kanlı sahnelerin modası geçmiş, o mallar tükenmiş, halk bilinçlenmiş, daha başka hikâyeler, şöyle hem biraz daha “ light ” hem biraz daha güncel, insan hakları ihlâli olabilir ama daha spesifik. Mesela, kadının sosyal hayattaki rolü , mesela...? Tamam, o aklını yitirmiş gibi yırtıcı ama gözbebeklerini sonsuz bir karanlığa emanet bırakmış gibi bomboş bakan, o kadın? O anlatabilir şayet kelimeleri toparlayabilirse, annesinin evinde gizli saklı doğurduğu yavrusunun, üniformalı birkaç adam tarafından elinden nasıl zorla alındığını. Olmaz mı? Gerçi töre ile ilgili bir hikâye yok elimizde en azından bizim bildiğimiz... “ Töre, töre! Olur mu kul kula köle?” Ama bakın burada da olmuş hem de zorla olmuş, silah zoruyla olmuş kul kula köle?
Olmaz mı? Neden?
Hadi hiç girmeyelim uluslararası ilişkilere, reel politik mevzulara. Hadi hiç değinmeyelim siyasete, ideolojiye, en azından bu seferlik. Hadi adını anmayalım Kissenger'ın, Brzezinski'nin, Satranç Tahtası'nın, CFR'ın, 11 Eylül'ün, George Bush'un, ağır abileriyle, yeniyetme tayfasıyla neo-conların. Hadi, Uygurlarla olan, Doğu Türkistanla olan bağlarımızı söylemeyelim, aramızda bizim bile kabul etmekte zorlandığımız bir sır olarak kalsın bu bağ, onları sadece “ insan kardeşlerimiz ” olarak görelim, bu da mı olmaz ?
Ama bu durumda bile ne için, söyleyin ne için, İtalyan Corriera della Sera gazetesi kadar, İtalyanlar kadar, “ insan kardeşlerimiz ” değil midir, Uzak Asya'da yaşayan çekik gözlü insanlar? Yoksa Uygurlar, İtalyan kökenli, latin kökenli bir halk mıdır? Guantanamo'daki Murat Kurnaz'a bile sahip çıkmadık, sahip çıkmak ne kelime, cesaret bile edemedik ABD'den salıverilmesini istemeye. Ama bakın işte ABD'nin bizzat kendisi kimbilir ne kadar sorgulamadan, kimbilir ne kadar eziyet ve işkenceden sonra, “ suçlu olmadığına, terörist olmadığına ” kanaat getirmiş bu 18 Uygur'un. Hatta 5'ini salıvermiş. Salıverilenler Türkiye'ye de başvurmuş sığınmak için. Ne diyor Corriera della Sera; “ Beş Uygur, şimdi Tiran'da gelecek beklentisinden yoksun tecrit edilmiş biçimde yaşıyor. Sığınma talepleri, Finlandiya, İsveç, Almanya, Norveç ve Türkiye tarafından reddedildi .”
Çok mu geldi beş kişi? Yer mi bulamadınız, yurt mu bulamadınız, 814 bin kilometrekarelik alan içerisinde? Nüfusumuz 70 milyondan, 70 milyon 5 kişiye çıkar diye mi ürktünüz? Tamam tarımda kendi kendisine yeten dünyadaki yedi ülkeden biri değiliz artık ama çok da yemek yemezlerdi be abilerim, üstelik devletimize yük olmazlardı. Üstelik sizin yönetici abilerim, hiçbir harcamanızdan kısmanıza gerek kalmazdı, gönül rahatlığıyla bir takım elbiseye iki milyar verebilirdiniz yine, bir otel odasına bir gece için beş-on milyar verebilirdiniz yine, engel olmazdı size o beş kişi. Belki kardeşleri yardım ederdi. Bunun için haberleri olması lazım gerçi ama bakın işte geç de olsa, bir İtalyan gazetesinden de olsa, haberimiz oldu, öğrendik!
Hadi, AKP hükümetinin ilgi alanına girmiyor oralar. Peki ya sivil toplum örgütleri? Hani, o cicili bicili kavramlarınız küreselleşmenin, demokratikleşmenin temel dayanağı olduğu iddia edilen sivil toplum örgütleri? Onların da mı ilgi alanına girmiyor Doğu Türkistan? Yoksa Doğu Türkistan ile ilgilenen sivil toplum örgütlerine para yardımı yapmıyor mu Soros efendi? Ya Avrupa Birliği? Yok mu AB hibe programlarında Doğu Türkistan adı? Hani bir medeniyet projesiydi Avrupa Birliği? Ya basın? Türk basını? Hani dördüncü kuvvet olarak demokrasinin kuvvetler ayrılığı ilkesinin yılmaz savunucusu? O nerede? O, hadi Doğu Türkistan'da olup bitenlerden vazgeçelim, Guantanamo gibi, 11 Eylül gibi güncel bir konuyla ilgili bir olaya niye ilgi göstermez?
Ahmet Adil, Ahtar Kasım, Eyüp Hacı Mehmet, Ebubekir Kasım ve Adil Abdülhakim.... Bu Uygurlarla ilgili şimdilik tek bilgi kaynağımız olan Corriera dela Sera'ya göre, Tiran'da bekleyen beş Türk'ün adı. Diğerlerinin isimlerini öğrenemedik. Hiç olmazsa bu isimleri iyi belleyin ey yetkililer, ey insan hakları savunucuları, ey medya patronları! Bu isimleri iyi belleyin ki, bundan sonra yaptığınız her ikiyüzlülükte, bundan sonra gösterdiğiniz her riyakârlıkta, bundan sonra zihinlerimiz ve kavramlarla her oynamaya çalıştığınızda, güzellikleri her kullanmaya çalıştığınızda, kulağınıza, siz ne kadar duymak istemeseniz de İsrafil'in Sur'a üflemesi gibi uğultulu bir gürültüyle bağırdığımızda, “bunlar da kimdi?” diye sormayın!
F. G. HİLAL
NOT: Bu yazı 20.02.2007 tarihinde millethaber.com (http://millethaber.com/) isimli internet sitesinde yayımlanmıştır.
Cok mu geldi 5 kisi?
Neden, bilmiyorum ama ekmek çıkmaz oralardan. Belki de daha biz çocukken “ Orta Asya'da kuraklık olduğu için dünyanın dört bir yanına göç ettik ” masalını dinlediğimiz içindir, o kurak bölgeden ekmek çıksa, hiç “ Dört nala gelip Uzak Asya'dan ” yerleşir miydik buralara?
Ekmek çıkmaz oralardan, ne siyasî popülarite kazanırsınız, ne şan, ne de medya şöhreti.
Bol sıfırlı maaşlar alınan köşeler, bol sıfırlı maaşlar alınan ekranlar, sürekli doyurulmayı bekleyen, sürekli aç bir gayya kuyusu mudur ? O kuyular, Uzak Asya hikâyeleriyle hadi doyurmaktan vazgeçelim, bir an için bile olsa teskin edilmez mi? Edilebilmezmiş, o kuyular daha başka konular istermiş, müşterisi yokmuş, ne yapalım?
Başka hikâyeler lazımmış o kuyulara, şöyle bol ağdalı... Tamam, “ acı var mı, acı?” diye sorun o zaman çekik gözlü, kavruk bedenli o çocuğa... Anlatsın size, ilk çocuğunun neden üst dudağı burnuna yapışık bir hâlde doğduğunu ... İlginizi çekmezse bu nükleer felaket, o zaman başka şeyler de anlatabilir, mesela komşusuna nasıl işkence yapıldığını, ayaklarına nasıl çivi çakıldığını söyleyebilir veya sormasını bilirseniz, ellerinin nasıl bileklerinden kesildiğini de tarif edebilir...
Hayır, daha başka hikâyeler, o kadar kanlı sahnelerin modası geçmiş, o mallar tükenmiş, halk bilinçlenmiş, daha başka hikâyeler, şöyle hem biraz daha “ light ” hem biraz daha güncel, insan hakları ihlâli olabilir ama daha spesifik. Mesela, kadının sosyal hayattaki rolü , mesela...? Tamam, o aklını yitirmiş gibi yırtıcı ama gözbebeklerini sonsuz bir karanlığa emanet bırakmış gibi bomboş bakan, o kadın? O anlatabilir şayet kelimeleri toparlayabilirse, annesinin evinde gizli saklı doğurduğu yavrusunun, üniformalı birkaç adam tarafından elinden nasıl zorla alındığını. Olmaz mı? Gerçi töre ile ilgili bir hikâye yok elimizde en azından bizim bildiğimiz... “ Töre, töre! Olur mu kul kula köle?” Ama bakın burada da olmuş hem de zorla olmuş, silah zoruyla olmuş kul kula köle?
Olmaz mı? Neden?
Hadi hiç girmeyelim uluslararası ilişkilere, reel politik mevzulara. Hadi hiç değinmeyelim siyasete, ideolojiye, en azından bu seferlik. Hadi adını anmayalım Kissenger'ın, Brzezinski'nin, Satranç Tahtası'nın, CFR'ın, 11 Eylül'ün, George Bush'un, ağır abileriyle, yeniyetme tayfasıyla neo-conların. Hadi, Uygurlarla olan, Doğu Türkistanla olan bağlarımızı söylemeyelim, aramızda bizim bile kabul etmekte zorlandığımız bir sır olarak kalsın bu bağ, onları sadece “ insan kardeşlerimiz ” olarak görelim, bu da mı olmaz ?
Ama bu durumda bile ne için, söyleyin ne için, İtalyan Corriera della Sera gazetesi kadar, İtalyanlar kadar, “ insan kardeşlerimiz ” değil midir, Uzak Asya'da yaşayan çekik gözlü insanlar? Yoksa Uygurlar, İtalyan kökenli, latin kökenli bir halk mıdır? Guantanamo'daki Murat Kurnaz'a bile sahip çıkmadık, sahip çıkmak ne kelime, cesaret bile edemedik ABD'den salıverilmesini istemeye. Ama bakın işte ABD'nin bizzat kendisi kimbilir ne kadar sorgulamadan, kimbilir ne kadar eziyet ve işkenceden sonra, “ suçlu olmadığına, terörist olmadığına ” kanaat getirmiş bu 18 Uygur'un. Hatta 5'ini salıvermiş. Salıverilenler Türkiye'ye de başvurmuş sığınmak için. Ne diyor Corriera della Sera; “ Beş Uygur, şimdi Tiran'da gelecek beklentisinden yoksun tecrit edilmiş biçimde yaşıyor. Sığınma talepleri, Finlandiya, İsveç, Almanya, Norveç ve Türkiye tarafından reddedildi .”
Çok mu geldi beş kişi? Yer mi bulamadınız, yurt mu bulamadınız, 814 bin kilometrekarelik alan içerisinde? Nüfusumuz 70 milyondan, 70 milyon 5 kişiye çıkar diye mi ürktünüz? Tamam tarımda kendi kendisine yeten dünyadaki yedi ülkeden biri değiliz artık ama çok da yemek yemezlerdi be abilerim, üstelik devletimize yük olmazlardı. Üstelik sizin yönetici abilerim, hiçbir harcamanızdan kısmanıza gerek kalmazdı, gönül rahatlığıyla bir takım elbiseye iki milyar verebilirdiniz yine, bir otel odasına bir gece için beş-on milyar verebilirdiniz yine, engel olmazdı size o beş kişi. Belki kardeşleri yardım ederdi. Bunun için haberleri olması lazım gerçi ama bakın işte geç de olsa, bir İtalyan gazetesinden de olsa, haberimiz oldu, öğrendik!
Hadi, AKP hükümetinin ilgi alanına girmiyor oralar. Peki ya sivil toplum örgütleri? Hani, o cicili bicili kavramlarınız küreselleşmenin, demokratikleşmenin temel dayanağı olduğu iddia edilen sivil toplum örgütleri? Onların da mı ilgi alanına girmiyor Doğu Türkistan? Yoksa Doğu Türkistan ile ilgilenen sivil toplum örgütlerine para yardımı yapmıyor mu Soros efendi? Ya Avrupa Birliği? Yok mu AB hibe programlarında Doğu Türkistan adı? Hani bir medeniyet projesiydi Avrupa Birliği? Ya basın? Türk basını? Hani dördüncü kuvvet olarak demokrasinin kuvvetler ayrılığı ilkesinin yılmaz savunucusu? O nerede? O, hadi Doğu Türkistan'da olup bitenlerden vazgeçelim, Guantanamo gibi, 11 Eylül gibi güncel bir konuyla ilgili bir olaya niye ilgi göstermez?
Ahmet Adil, Ahtar Kasım, Eyüp Hacı Mehmet, Ebubekir Kasım ve Adil Abdülhakim.... Bu Uygurlarla ilgili şimdilik tek bilgi kaynağımız olan Corriera dela Sera'ya göre, Tiran'da bekleyen beş Türk'ün adı. Diğerlerinin isimlerini öğrenemedik. Hiç olmazsa bu isimleri iyi belleyin ey yetkililer, ey insan hakları savunucuları, ey medya patronları! Bu isimleri iyi belleyin ki, bundan sonra yaptığınız her ikiyüzlülükte, bundan sonra gösterdiğiniz her riyakârlıkta, bundan sonra zihinlerimiz ve kavramlarla her oynamaya çalıştığınızda, güzellikleri her kullanmaya çalıştığınızda, kulağınıza, siz ne kadar duymak istemeseniz de İsrafil'in Sur'a üflemesi gibi uğultulu bir gürültüyle bağırdığımızda, “bunlar da kimdi?” diye sormayın!
F. G. HİLAL
NOT: Bu yazı 20.02.2007 tarihinde millethaber.com (http://millethaber.com/) isimli internet sitesinde yayımlanmıştır.