View Full Version : Barış için Hakikat için...Perihan Mağden
Harekâtın bittiğinin haberi, cep telefonuma NTV'den geldi.
Sonra da büyük bir Enformasyon Kargaşası çıktı hani: Diğer ajanslar "Yok, efendim olur mu hiç öyle şey! Hiç de bitmedi karamızın harekâtı" havasındaydılar zira.
Taksiye bindim bir yere gitmek için. Haber bülteninde artık kesin olarak, lamsız cimsiz, NTV'nin haklılığı doğrulanıyordu. Aradan iki saat geçmiş, tüm yayın organları 'acı gerçeği' kabul etmek zorunda kalmışlardı: Şanlı Ordumuz geri çekilmişti!
Ve fakat Şoför Kardeş bu 'acı gerçeği' bir türlü kabullenmek istemiyordu. "Nasıl olur?" diyordu, "nasıl olur da geri çekilirler daha şimdiden?"
Şimdilerde MHP'nin ve CHP'nin dillendirdiği hissiyatlanmalar silsilesi, Taksi Şoförü'nün ağzından daha sansürsüz/izansız/direktoman dökülüyorlardı. İnanamıyordu!
"Amerika istedi, çıktık biz de. Ne yapacaktık ki?" dedim.
Ki, CHP ve MHP'nin her ikisi de, Amerika'nın bir nevi telkin-tehdit-buyruğuyla (seç meşrebine göre) çekilmiş olmamızı DA kabullenemiyor, bu Bağımlılığı, tarihimizde ilk kez Genelkurmayımız'a vahim ve ciddi bir eleştiri olarak getirip sorguluyorlardı.
Bir Köşeci, Yaşar Büyükanıt'ın üniformasını istemediğini belirtti. Hakikaten kendisinde kalsın, onun için/onun ölçülerine göre dikilmiş üniforma. Ama Amerika'nın dediğini yaptığımızdan yüzde bin beş yüz emindi!
Üstelik Üniforma Ötesi celallenmelerden de imtina edemedi Paşamız: Hainlikle suçladı, bu Amerika Bağımlılığı mevzuunu dillendirme cüretini gösterenleri. MHP ve CHP'yi. Buyrun bakalım!
Böylece, daha önceki 24 kara harekâtımızda Irak'a, yapılmayan bir şey cereyan ediyor: Askeriye, resmen ve âlenen, üstelik ennnn yanıbaşında durması icap eden iki partimiz, hele hele siyasetimizin Orducu CHP'si tarafından eleştiriliyor! Açık ve seçik.
Onların isteği gerçi, savaşın devam etmesi; daha da daha da çok çocuğumuzun karda, kışta ölmesi: Bizimkilerin 'şehit düşmesi', onların 'etkisiz hale getirilmesi.'
Ölsünler ki çok çok: ameliyat tamamlansın. 'İçerde parça kalmasın.'
Çocuğu savaşta olmayanların atıp tutmasının 'kolaylığına' yeni bir kanıt pek tabii ki. El âlemin evladına acımamanın.
Ama Popstar Alaturka'da Bülent Ersoy'un feci gerçekçilikte barıştan yana çıkışlarından, CHP ve MHP'nin Ordumuz'a 'gözünün üstünde kaşın var' deme 'cüretini' sergilemelerine, Bu Ülke'de bazı vahim değişiklikler olmaktadır.
İsterseniz steril saflığa yorumlayın BU değişimleri: Ama bunlar Hakiki Demokrasi'nin ayak sesleridir! İşitmemek imkânsızdır.
Taksi Şoförü frene basma zaruretinden azade: "Asacaksın o Apo'yu!" buyurdu sonra.
"Nasıl olur? MHP bile meydanlarda yağlı urgan dolaştırdı, yapamadı da," dedim.
"O MHP'nin de-" dedi.
MHP'nin milliyetçiliğinin yetmediği Kabarmış Türkler var bu topraklarda.
CHP'nin hepten kifayetsiz geldiği.
Askeriyemiz'in yeterince 'sert', yeterince 'kodu mu oturtan' çizgide bulunmadığı/bulunamadığı 'kafalar' var. Kafataslar.
Bütün bunlara, bu kitlelere, bu kabartılmış/azdırılmış/galeyan çorbasına çevrilmiş varlıklara rğmen geliyor bu ülkeye hafiften, yavaştan demokrasi. İşte.
Genelkurmay Başkanımız kulaklarına inanamıyor. 'Askeriyemiz neylerse şahane eyler' partilerimizin, kurumlarını böylesine sert ve ciddi ifadelerle eleştirmesine.
"Size NE? Üstünüze vazife mi?" klasik azar sorusuna aldığı "Biz milletin vekilleriyiz" cevabına Baykal'dan, MHP'nin tümmm o "PKK'nın gücüne güç kattınız" suçlamalarına filan inanamıyor. Nasıl oluyor da oluyor?
Bugün BARIŞ için; öyle kompozisyon ödevlerinin, şımarık kız şiirlerinin, hamaset topaçlamalarının, atasözleri ve deyimler sözlüğü ezberlerinin ötesinde HAKİKİ olarak atılabilecek çok mühim, çok temel, üstelik de alabildiğine basit, somut adımlar var.
"Sallayamadılar Apo'yu" 'önerisinden' yola çıkarak sayın şoförümüzün, Abdullah Öcalan'ın hapishane koşullarının düzeltilmesi 'önerisi' diyelim.
Yaşam koşullarının ıslahı, BARIŞA dair son derece mühim, somut ve basit bir çözüm önerisidir.
Asılmasına imkân ve ihtimal olmaması Abdullah Öcalan'ın, aynı zamanda Kürt Meselesi'nde (hâlâ da) kaçınılmaz bir kilit görevi gördüğünün, kabulüdür. İlanıdır. Malûmun ilanıdır.
Müebbete mahkûm edilmiş birinin, diyelim TRT dışındaki radyoları da dinleyebilmesi, hücresinde televizyonunun bulunması, dışardan(kanuni çerçeve içinde) gelenlerle daha düzenli görüşebilmesi, bizler için ve Türkiye Cumhuriyeti için NE fark eder?
Karizmamız mı çizilir?
Oysa BARIŞa dair çok mühim bir adım atılmış olur.
Gün, Yurdumuz Kürtleri'yle çok daha gerçekçi, çok daha eşitlikçi, çok daha bizlere: yani Hakiki Demokrasi'ye geçmiş Türkler'e yarışır bir ilişki kurmanın günüdür. Tam da.
En basit, en temel, en sembolik adımla NEDEN başlamayalım?
NEDEN erteleyelim?
25-30 yıllık görmezden gelme/yüzleşmeme/inkâr/yalan-dolan YETMEDİ Mİ YANİ?
Perihan Mağden arşivi -
Bugünkü Radikal gazetesindeki Perihan Mağden'in yazısını okuuduktan sonra sizlerle paylaşmak istedim...
Sizcede barış için bir adım atılabilirmi ? Sizcede bu barış kalıcı ve sağlıklı olabilirmi ? Kürtlerin talepleri konusunda ne kadar ve nereye kadar karşılayıcı olabiliriz ? Bu konuda fikirlerinizi almak istiyorum...
Demir Kağan
03-06-2008, 12:50 AM
Pardon, kimle ne barisi? Apartmanindaki Kurtle, mahallesindeki Kurtle sorunu olan mi var?
Pardon, kimle ne barisi? Apartmanindaki Kurtle, mahallesindeki Kurtle sorunu olan mi var?
Demiş :rolleyes:
25-30 yıllık görmezden gelme/yüzleşmeme/inkâr/yalan-dolan YETMEDİ Mİ YANİ?
Denmiş ;)
Ya arkadaşlar bu adamların dertleri,sıkıntıları yoksa 30 senesine şahit olduğum ve yüzlerce yıldır süren savaşı 'Nüfus planlaması' içinmi yapıyorlar ?
http://img88.imageshack.us/img88/4964/image5bw9.jpg (http://imageshack.us)
Zülfü'de seneler evvel bu gidişat bir tesbitte bulunmuş;
Türkiye Dinciler,Milliyetçiler ve Kürtler diye 3 grupta ayrışıp Ulus kimliğinden uzaklaşmaktaaa...
Diğer konuya ise hiç girmiyorum;)
Çuvalcı Paşa'dan PKK tavsiyesi
ABD"nin Irak"taki birliklerine komuta eden Korgeneral Ray Odierno, Türkiye"nin Irak"ın kuzeyine düzenlediği operasyonu ile ilgili olarak, “Örgütün üzerindeki askeri baskıyı korumak gerek ki bu teröristlerle pazarlık başlayabilsin” dedi.
Odierno, Savunma Bakanlığı"nda (Pentagon) dün yaptığı basın toplantısında, operasyonu çok detaylı izlemediğini söylerken, PKK sorununun ABD, Türkiye ve Irak"ı yakınlaştırdığını belirtti. Odierno “PKK meselesinin faydası, biz, Türkiye ve Irak"la daha yakın iletişim içinde olmaya başladık. O bölgenin bir terör örgütü için kurtarılmış bölge olması elbette kabul edilemez. Ben yine de uzun vadede bu sorunun askeri yollarla çözülebileceğine inanmıyorum. Örgütün üzerindeki askeri baskıyı korumak gerek ki bu teröristlerle pazarlık başlayabilsin” diye konuştu.
Irak"taki görevinin ardından Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevine atanacak olan Korgeneral Odierno, “Kuzey Irak Yönetimi ile işbirliği yapmak çok önemli. Çünkü bu sorun uzun vadede çözülecekse, çok kapsamlı ve bütün taraflarla yapılan bir işbirliği ile çözülür” dedi.
Korgeneral Ray Odierno, güvenlik açısından Kerkük"te bir risk görmediğini, Musul bölgesinin daha hassas noktalar haline geldiğini bildirdi.
ABD'li komutanın açıklaması...
ABD: "Teröristlerle görüşmeyi savunmayız"
ABD Dışişleri Bakanlığı, PKK`yı terörist bir örgüt olarak nitelendirerek, Washington yönetiminin teröristlerle görüşmediğini ve başkalarının da görüşmesini savunmadığını bildirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa Bürosu Sözcüsü Chase Beamer, "Bizim politikamızda bir değişiklik yok. Biz teröristlerle görüşmeyiz ve başkalarının da görüşmesini savunmayız" dedi. ABD `nin, 2 hafta öncesine kadar Irak `taki 2 numaralı komutanı olan ve bu görevini tamamlayarak Washington `a dönen Korgeneral Ray Odierno, terör örgütü PKK üzerinde baskı oluşturulması gerektiğini, "böylelikle bu terörist unsurlarla konuşmaya ve müzakere etmeye başlanabilineceğini" söylemişti
Bunun üzerine ABD Dışişleri bakanlığının jet açıklaması :mrgreen:
Tavşana kaç,tazıya kovala ;)
Öcalan: Operasyonlarla sorun çözülmez
Öcalan, 'Operasyonların yaratacağı ortam kaostur, bununla içinden çıkılmaz bir hale geliriz. Operasyonlarla sorun çözülmez. Sonuna kadar savaşın ne Türklere ne de Kürtlere bir yararı olur' dedi.
14 Şubat'tan bu yana avukatlarıyla ilk kez bir araya gelen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, önemli mesajlar verdi. Edinilen bilgilere göre, sağlık durumuna değinen Öcalan, 'Bilinen sağlık sorunlarım devam ediyor. Yalnız gözlerimdeki yaşarma-akıntı iyice arttı. Gözyaşında tuz var herhalde, tuzlanma var. Yanma oluyor. Burun akıntısı da var. Fakat, biraz daha rahat nefes alabiliyorum. Ancak sağlık sorunlarım devam ediyor' dedi. Öcalan ayrıca, 'AİHM'e sunmak üzere savunma yazdım. Bunları ileride AİHM'e yollamayı düşünüyorum' dedi.
21 Şubat'ta start alan kara operasyonuna da değinen Öcalan, 'Sanırım operasyonlar devam ediyor. Ben basında belirttikleri kadar sınırdan içeri gireceklerini zannetmiyorum. Bence Amerika'nın inisiyatifiyle oldu ve ne kadar süreceği de buna bağlı. Halk operasyonlara tepkili. Türk kamuoyu ve aydınların da tavrı önemli. Tabii daha önce de söylemiştim, operasyon sonrası alınan tutumlar Kürt-Şia ittifakını doğurur. Kürt-Şia ittifakına el atıldı demek ki, yani bunun gibi bir şey gelişiyor. Talabani'nin yaklaşımlarını radyodan dinledim' şeklinde konuştu.
Türk solunun söylemleri faşizme hizmet etti
Öcalan, şöyle devam etti: 'Şimdilik Erdoğan ile askerin tavrı birbiriyle uyumlu görünüyor. Ancak operasyonların ne kadar süreceği bunlara bağlı değil, tamamen ABD'nin eli altındadır. Radyodan dinledim, ABD Savunma Bakanı, operasyonun 14 gün içinde sona ermesini söylüyordu. Aslında var olan tehlikeyi Türkiye de görebiliyor, bunu bilebilecek durumdadır. Bu iş Erdoğan'ı da, hükümeti de aşan bir şeydir. Ortadoğu'yu, Ortadoğu'nun tamamını, petrolü denetimi altına almak istiyorlar, çelişkileri derinleştiriyorlar. Ben daha önce de söyledim, plan çok eski aslında. Bu İngiliz planı demiştim, bunun hayata geçirilmesidir aslında. Bu planın ayrıntılarına da girmeyeceğim, daha önce söylemiştim. Türkiye'de anti-tekel, demokratik barışçıl bir duruşa ihtiyaç var. İşte Amerika finans olarak aslında Türkiye'yi denetliyor. Buna karşı anti-tekel bir duruş demiştim. Ama Türkiye solu bunu hiçbir zaman tam olarak anlayamadı. Ulusal solun bu yaklaşımı sonuçta faşizme çıkar. Türk solunun da söylemleri sonuçta faşizme hizmet etmiştir.'
Demokratik halk cephesi kurulsun
Öcalan, operasyon ve çatışmalarla ilgili kamuoyuna şu önerilerde bulundu: 'Ben, herkesin, demokratların, aydınların bir çatı partisinde buluşmasını, bu tehlikeleri görerek önermiştim. Hala bu önerimde ısrar ediyorum. AKP de öyle bağımsızlıkçı falan değil, zaten öyle bağımsızlıkçı falan olmak kolay değil. Bir kriz patlatırlar, dünyayı adamın başına yıkarlar. Bu planla dünya hakimiyetini sağlamaya çalışıyorlar. Burada Kürt meselesiyle ilgili bir boşluk vardı. Biz bu boşluğu gördük ve bu boşluğu özgürlük temelinde doldurmak istedik. Bu da onların işine gelmiyor, bunu istemiyorlar. Aslında bizi de denetim altına almak istediler. Şam'da yanıma elçiler geldi gitti. O zaman anlamamıştım. Yeri gelmişken söyleyeyim, Talabani bana adam gönderdi. Bizzat kendisi benimle görüştü. 'Apo, silahımız var, paramız var, istediğimiz her şeyi yapabiliriz, devlet de kurarız. Yeter ki sen bizim yanımıza gel' diyordu, yani kontrolümüzü kabul et demek istiyordu. Rica ediyorum dedi, bizim yanımıza gel, silah da var, adam da var, hatta devlet de var. Barzani de aynı biçimde haberler gönderdi. Ben kabul etmedim. Talabani'yi aldılar, Londra'da eğittiler gönderdiler. İşte Barzani'yi başka şekilde bağladılar. İsrail'in başından beri desteği var. Biz, özgürlükçü ve bağımsız çizgimizi koruduk. İşte bildiğiniz gibi başıma bir sürü şey getirdiler. O zaman anlamak istemediğim şeyleri böyle anlatıyorlar. Böylece anlamamı istediler. Ama ben, bu konuda kararlıyım. Bununla Kürtleri denetim altına almış olacaklardı, yani benim denetimim altında değilsen yaşama şansın yok diyorlar.'
Diyalog yolunu açın
Öcalan, hükümet ve Erdoğan'a şu çağrıyı yaptı: 'Ben hükümete, Sayın Erdoğan'a, -Sayın diyorum- çağrı yapıyorum; operasyonlarla bir yere varamazsınız. Operasyonların yaratacağı ortam kaostur, bununla içinden çıkılmaz bir hale geliriz. Kötü bir durum. İstediğiniz kadar bana teröristbaşı deyin, PKK'ye terör örgütü deyin bu hiçbir şeyi çözmez. Mutlaka bir diyalog yolu bulunmalı diyorum. Ben yine söylüyorum, Türkiye toplumuna, aydınlara, kendini sorumlu hisseden herkese diyorum, şiddetle buna karşı çıkmak gerekiyor, hemen bir araya gelmek gerekiyor. Terör örgütü söylemlerine falan takılmamalı. Diyalog yolunu açmaya çalışmalı. Her iki tarafı da diyaloga getirmeye çalışmalı. PKK ile gidip görüşülebilir, kabul ettiği ölçüde hükümetle de, devletle de bu konu sürekli görüşülebilir. Ben tekrar ediyorum, devletin sorumlu kurumları var. MİT'e de söylüyorum, bildiklerini daha fazla Türkiye kamuoyuna açıklasın. Ben hükümete de tekrar söylüyorum. Eğer benim fikrimi sorarlarsa, daha önce de belirtmiştim, siz toplum olarak, birey olarak hakları tanırsanız, saygılı olursanız silaha ne ihtiyaç olabilir. Eğer bu konuda hükümet cesaretli adımlar atarsa, demokratik özerklik dediğim çözüm gelişirse, elbette o zaman ben üzerime düşeni yerine getirmeye hazırım, elimden gelen her şeyi yaparım, buna gücüm de var. Sonuna kadar savaş olmaz. Bu yıkım getirir. Ne Türklere ne de Kürtlere bir yararı olur. Herkes bunu görmelidir.'
Tekeller dünyayı yönetiyor
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne de değinen Öcalan, şu hususların altını çizdi: 'Buradan kadın sorununa da geleyim 8 Mart vesilesiyle. Aslında bu iktidar sorunu. Finans Kapital'le insanları kandırıyorlar. Tekeller böylece dünyayı yönetiyorlar. Bu işi de hiçbir üretim yapmadan trilyonlar, katrilyon parayı ortaya sürerek yapıyorlar. Amerika karşılıksız, hiçbir karşılığı olmadan dünyaya kırk trilyonluk işte tahvil-mahvil sattı. Şimdi bu büyük balon yer yer patlıyor. Ekonomik kriz dedikleri ne? Ama dünyada hiçbir güç kendini tekellerden kurtaramıyor. İşte Çin, dikkat edin Çin'in hiç sesi çıkmıyor. Rusya'yı terbiye ettiler. Sesini çıkaran ülkelerin de dünyayı başına yıkıyorlar. Bütün bunları işte uluslararası alanda o hisse senetleri, tahvil-mahvil, kağıt üzerinden yapıyorlar. Bunlar bu paralardan AKP'ye de verdiler. Kürtleri de paraya alıştıracaklar. İşte şimdiden Erbil'i, ikinci Dubai yapacağız diyorlar ve yapacaklar. Şimdiden krediler, büyük yapılar falan başladılar. Finans Kapital, her şeyi denetimi altında tutmak istiyor. Bu söylediğim belki çok inanılmaz da gelebilir ama kendini doğru tanımadan mücadele edilmez. Hatta bu iktidar doğru tanımlanmazsa ve anlaşılmazsa, işte bizim Osman'ın durumuna düşülür. Hatta insanı kullanırlar, nasıl kullanıldığınızı bile anlayamazsınız. Beni de tanımlamak istediler. Finans Kapital denetleyemediği için işte bugün görüyorsunuz buradayım. Bir bizim çizgimiz var, bir de işte bahsettiğim çizgi.'
Kadınları kandırmak isteyecekler
Öcalan, şöyle devam etti: 'Kadın sorununda da insanı para pul, kadınlarla kandırmaya çalışacaklar. Kendi çizgilerini böylece oturtmak istiyorlar. Finans Kapital, kadını bu anlamda korkunç kullanıyor. İşte görüyorsunuz, reklamlar tamamen kadın üzerine. Finans Kapital'in iktidarı, ya bu iktidara tabi olursunuz ya da ölürsünüz. Size başka bir seçenek tanımıyor. Kadını da cinsiyetçilikte bu iktidarın aracı olarak kullanıyor. Daha önce de söyledim. En eski, en saldırgan faşizm, erkeğin kadın karşısındaki yaklaşımıdır. O yüzden söylüyorum; beni doğru algılamaları gerekiyor. Benim kadına yaklaşımım tamamen özgürlükçü temeldedir. Bu halk için olduğu kadar kadın için de böyledir, hatta erkek için de böyledir. Kendini iyi tanımlamak, iyi tanımak gerekiyor. Özgürlüğün olmazsa olmaz olduğu, tartışmasız bir özgürlük gerekir. Ama beyninle ve ruhunla özgür olmak. İnsanın kendini tanıması, kendi düşüncelerine hakim olması, ne yaşamak istediğini, duygularını tanımlaması gerekir. Özgürlük budur. Ben kadınlara hep bunu söylüyordum. O yüzden eğer kadın özgürlüğü diyorlarsa bana bu temelde yaklaşsınlar, seveceklerse böyle sevsinler, yoksa boşuna kendilerini yormasınlar. Boşa çaba sarf etmesinler. Ama ne olursa olsun ben Şam'da kadın arkadaşlara da söylüyordum. Özgürlük temelinde yaşamalı. Erkeğe bu temelde yaklaşılmalı. Kendinizi bu ilişkilerden, bu erkeklikten sakınmalısınız.
Finans Kapital cinsellikle topluma hakim oluyor
'Gazetede okudum, bir kadın, doktordu sanırım, asker eşinden boşanmak istediği için on iki kurşunla öldürülmüştü. İşte Finans Kapital, kadına bunu söylüyor; ya benim iktidarıma yüzde yüz tabi olursun ya da yüzde yüz ölürsün. Daha önce de belirtmiştim, tecavüz kültürü dedim. Kadınlar her gün tecavüze uğruyor. Böyle bir tecavüz kültürü içinde bir kadının ne ruhu, ne beyni sağlam kalır, ne güzellik anlayışı kalır, ne de sevgisi, aşkı. Finans Kapital, insanlığın reddidir. Finans Kapital, kadın üzerinden cinsiyetçilikle topluma egemen oluyor. Beş bin yıllık bir meseledir ve kadının da buna karşı görkemli direnişi vardır. Ancak işte nasıl yaşamak gerektiğini iyi anlamak lazım. Kendini bu temelde iyi tanımak lazım. Bana da ancak özgürlükçü temelde yaklaşsınlar. Ben kadınla tamamen özgürlük temelinde ilişkilendim. Kadın için olduğu kadar halk için de, erkek için de özgürlükçü çizgi esas olmalıdır. Kapitalizm bunlarla iktidarını sağlıyor. Kadın üzerinde, toplum üzerinde iktidar oluyor. İşte üç S demiştim. Futbol, sanat dedikleri şey, reklamcı kızlar, işte magazin dediğiniz şey. İşte görüyorsunuz herkes futbolkolik olmuş, futbolla yatıp kalkıyorlar. Sanat olarak her gün bir sürü insan çıkarıyorlar. Kimin kiminle olduğu belli değil, o mankenlik, magazin dedikleri şey, buna da sanat diyorlar. Bu gerçek sanat da değildir. Her gün bir sürü uygunsuz şey yapıyorlar, adına da sevgi, aşk diyorlar. Onlarda insanlık, ruh kalmamış. İşte aşk günü, her neyse sevgililer günü. Finans Kapital'le insanları bu hale getiriyorlar.'
ABD her şeyi satın alıyor
Öcalan, şunları söyledi: 'Son savunmalarımda da aslında bütün bunları, bu iktidar kavramlarını değerlendiriyorum. İngilizlerin Ortadoğu'ya ilişkin yaklaşımı, daha önce de söylemiştim, eskidir. Finans Kapital, büyük oranda hakimdir. İşte Arap sermayesi, petrol onların denetimi altındadır. Her şeyi denetim altına almaya çalışıyorlar. Mustafa Kemal'e ilişkin de işte bana Kemalizm'den etkilenmiş falan diyorlar, öyle bir şey yok. Ben bilimsel değerlendirdim, ben aslında Kemalizm'in özgürlükçü çizgisini tartışıyorum. Biliyorsunuz daha önce de belirtmiştim. Mustafa Kemal 1919-1924 arasındaki dönemde biraz bağımsızlıkçıydı, ancak İngilizler bundan sonra denetimi ellerine aldıktan sonra devleti tanıdılar. Ama biliyorsunuz o dönemin bütün kadroları İttihat Terakki kadrolarıydı, etrafını sararak onu boğdular. 1920'lerde bile Mustafa Kemal bunlarla çok uğraştı, çok güçlüydüler. Sonra çok sayıda kadrolarını -Dr. Nazım, Cahit�gibileri- tasfiye etti. Yalçın Küçük kendisinden etkilendiğimi söylüyormuş, aslında kitaplarında belli olguları alıyor, bunları başka kaynaklardan da öğrenebiliriz. Olguları okudum ama değerlendirmelerine bütün olarak katılmıyorum.'
İnönü İngilizlerin adamıydı
'İngilizler, 1920'lerden sonra Sovyet Rusya'ya karşı bir ittifak olarak İttihat Terakki kadrolarıyla ilişki geliştirdi. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı oldu, asıl gücün İsmet İnönü'de olduğu anlaşılıyor. Bazı yazarlar da asıl gücün İsmet İnönü'de olduğunu söylüyor. İsmet İnönü'nün İngilizlerle ilişkisi vardı, Mustafa Kemal bunu biliyordu. Sonunda uzlaşmak zorunda kaldı. Başbakan ve yakın okul arkadaşı Fethi Okyar'a ablası Makbule ile birlikte daha sonra Serbest Fırka'yı kurdurdu. Aslında bazı özgürlükçü çıkışları vardı ama sonunda uzlaştı. İnönü, Fevzi Çakmak İttihat kadroları İngilizlerle ilişkiliydiler. Mustafa Kemal'e sen cumhurbaşkanı ol diye dayattılar, bütün gücü İnönü'ye verdiler. İnönü, Ege'de Çerkesleri, Rumları tasfiye etti. Aslında Mustafa Kemal, bu çizgide değildi. Biraz daha özgürlükçü yaklaşıyordu. İşte İzmit konuşmasında bir çeşit otonomi dediği demokratik özerkliğe karşılık geliyor, bazı açılımlar yapmak istiyordu ancak her seferinde karşısına bir olay çıkardılar. Şeyh Sait İsyanı, Menemen Olayı işte İzmir suikasti. Yeri gelmişken ilginç bir şey anlatayım.
M.Kemal Seyit Rıza'yı asmayabilirdi
Seyit Rızaların idamında, Dersim'den bir heyet, Mustafa Kemal ile görüşmeye çalışır. Mustafa Kemal Elazığ'a gelecektir. Ancak bu kadrolar, bu görüşmeyi engelledi. Üç saat erken gelseydi Seyit Rızaların idamının gerçekleşmeyeceği söyleniyor. Birtakım eksik evraklarla, imzaları bile tamamlamadan idamlar gerçekleştirildi. Mustafa Kemal'le görüşebilselerdi belki de Koçgiri'deki gibi bir uzlaşmayla sonuçlanabilirdi. Ama buna engel olundu. Kadınlara ilişkin de aslında Latife ile ilişkisine kadar bir özgürlük, bir güzellik arayışı vardı. Babam da bana anlatırdı, o dönem askermiş. Mustafa Kemal Antalya'ya gittiğinde kızlarla yaptığı bir toplantıda sohbet edip, şiir ve edebiyat konuşmuşlar. Halk da 'Mustafa Kemal kızlarımıza el attı' diye isyana kalkışmış. Bu nedenle Mustafa Kemal, Antalya'yı apar topar terk etmek zorunda kalmış. Ben küçükken babam bana bu hikayeyi anlatmıştı. Daha sonra kitaplardan okuduğum hikaye ile babamın anlattığı hikaye aynıydı. Beni de kadın özgürlüğü konusunda çok suçladılar ancak biz onlara özgür alanlar sunabildik.'
Türklüğü savunanlar Türk değil
'Aslında Mustafa Kemal, çok okuyan biriydi. O dönemin bilgilerini alarak mevcut elinde olanı derleyip toplamaya çalıştı. Pragmatist biriydi. İttihat Terakki çizgisi, Enver çizgisi yayılmacı ve maceracıydı. Mustafa Kemal, gerçekçiydi, mevcut olanı derleyip toplayarak Cumhuriyeti kurdu. O dönem, İttihat kadrolarının bir bölümünü tasfiye etti. Yine o dönem Mustafa Suphileri boğdurdu. Kendi bağımsızlık çizgisini oturtmaya çalıştı ama adamlar kurt gibiydi, bütün kadrolar İttihat Terakki kökenliydi. Bu çizgi uzun sürmedi. İnönü ve Çakmak gibi kadrolarla İngilizler ilişkilendi. Mahir Çayan'ı niye tasfiye ettiler, biraz bu çizgisinden dolayıdır. Ülkücüleri de o dönem aslında kullandılar. Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu, bazı işte üçüncü dünyacı, Küba'ya yakın subaylar, bunların tümü tasfiye edildi. Bugün dayatılan Türklüğü savunanlar aslında Türk değildir. 'Ne Mutlu Türküm Diyene' sözünü de Mustafa Kemal söylememiştir. Mustafa Kemal'in katıldığı bir toplantıda yanılmıyorsam Haim Nahum adında bir Yahudi kalkıp konuşmuş ve bir slogan olarak 'Ne Mutlu Türküm Diyene' demiştir. Bugünkü Türklüğü savunanların gerçek anlamda Türkmenlerle bir ilişkisi yoktur. Mümtaz'er Türköne gibi bazı milliyetçilere dönek diyorlar, aslında onlar dönmüş falan değil, sadece bu milliyetçiliği yapanların Türklükle alakası olmadığını, bunun Türklüğe bir yararının olmadığını biraz anlamış gibiler. Bugün de aynı anlayış sürdürülmek isteniyor. Hatta bizim komşu köylerin bir kısmı Türkmen'dir. Bunlarla bir alıp veremediğimiz yoktur. Ortak yaşama sorunumuz yoktur ama bundan rahatsız olanlar var. Bunlar önceden de vardılar.'
Yahudiler AKP'ye para veriyor
Öcalan, AKP-Yahudi ilişkisinde şu tespitlerde bulundu: 'AKP'ye para verip halka dağıtıp oy toplamasını sağlıyorlar. Bu paranın kaynağı ağırlıklı olarak Yahudilerdir. Yahudiler, Anadolu'da sanıldığından çok daha eskiler. Selçuklular döneminden beri Anadolu'da bir Yahudi etkisinden söz edilebilir. Hatta Hazar Türklerinin Yahudi olduğuna dair bir iddia bile var. Türk Yahudiler de var. Hatta Kürt Yahudiler, bazı dönme aileler var. Yani Türk, Kürt, Arap Yahudiler var, gerçi zaten Yahudiler Semitisttir, Araplar gibi. Bunlar her dönem son derece etkin oldular. İşte Ester Kira adlı bir kadın Osmanlı'nın maliyesini kontrolü altına aldı, daha sonra, onu parça parça ettiler. 1300-1400'lerde İspanya'dan gelen Yahudiler var. Bunlar son derece etkin oldular. II. Mahmut döneminde bazıları idam edildiler. Sokullu Mehmet Paşa, bazı isimler daha vardı, bunların bazıları idam edildi. Ancak Yahudi sermayesi Anadolu'da etkindir. Koç'ların, Tağmaç'ın Yahudi olduğu söyleniyor. Soner Yalçın biraz Sebatayistlerden bahsediyor. Sanıldığından çok daha fazla etkinler. Niye Hıristiyanları öldürüyorlar? Şimdi ben Malatya olayının arkasında Yahudi mantığı var desem herkes şaşırır. Ama Anadolu'da Hıristiyanlığın yaşamasını Yahudiler istemiyor. Ermeni ve Rumların başına gelenlerin arkasında onlar var. Erbakan'ın bugünkü durumunun arkasında da bunlar var. Erbakan'ın İslamcılığı biraz farklıydı, Erbakan biraz daha Türk demokratıydı. Tayyip Erdoğan'ı ise destekliyorlar. Sermaye, Anadolu Kaplanları diyorlar, biraz Anadolu'ya kaydı. Kayseri sermayesi Gül'ü çıkardı. Bugünkü AKP İslamcılığı Calvinizm'dir diyorum. Calvinizm, Protestanlığın bir mezhebidir. Hollanda'da çok etkin olmuştur. Hollanda'nın bunlarla ilişkisi ortada. Amsterdam-Kayseri. Hollanda Kraliçesi boşuna Kayseri'ye gelmedi.'
Ulus-devlet kapitale hizmet ediyor
Öcalan, Finans Kapital konusunda şu değerlendirmeyi yaptı: 'Finans Kapital, cinsiyetçiliği kadını denetim altına almak için kullanıyor. İşte nasıl aşık olacaksın, nasıl yaşayacaksın, tümünü tek tipleştiriyor. Kadının üzerinden toplumun iktidarını hedefliyor. Senin özgünlüğünü, farklılığını tanımıyor. Ben nasıl belirliyorsam öyle olacaksın. Yüzde yüz benim elimde olacaksın diyor. Milliyetçilik ve dincilikle de topluma tek tip düşünceyi dayattı. Ulus-devletle nasıl bir kimlik istiyorsa onu dayatıyor. İşte Türk Devleti, ben nasıl belirliyorsam öyle Türk olacaksın diyor. Milliyetçilik budur diyor. Kürt milliyetçiliğini yaratarak ben nasıl ol diyorsam öyle Kürt olacaksın diyecekler. Tabii ki bu iki milliyetçilik çatışacak. Finans Kapital tek tipleştirerek her şeyi denetim altına almak istiyor. Ulusu da, kadını da, erkeği de. Senin geçmişini, kültürünü, inançlarını, farklılığını reddediyor. Yerine kendi belirlediğini koymaya kararlı. Şimdi buna karşı nasıl durulacak? Bizim demokratik gelişmemize tahammül edeceksin, biz de devlete tahammül edeceğiz. Uzlaşı temelinde ikisi bir arada var olacak. Ulus-devlet doğrudan Finans Kapital'e hizmet ediyor. Marks'ın sosyalizmi bile buna hizmet etmekten kurtulamadı. Yetmiş yıllık deneyimin ortaya çıkardığı en geri bir sermaye neredeyse faşizm değil mi? Yani yetmiş yıl boyunca bir avuç oligarka hizmet etmiş. Ulus-devletin Hitler'le geldiği noktada yarattığı sonuç faşizmdir. Avrupa, bunu biraz gördü, aşmaya çalışıyor. Ulus-devlet anlayışıyla ben öyle yok ederim, ezerim, bitiririm mantığıyla hiçbir yere varılamaz.'
Parlamentodan atabilirler
Öcalan, sözlerin şöyle tamamladı: 'Kürtler, demokratik tavırlarını gösterebilir. Her yerde demokratik örgütlenmelerini güçlendirerek dayanışma içinde cevap olabilir. Yarın sizi parlamentodan atabilirler. Belediyelerden dışlayabilirler ama o zaman bile bulunduğunuz kentlerde demokratik temelde örgütler kurularak tavır ve mücadele sürdürülebilinir. Bunun araçları yaratılabilir. Sanırım Demokratik Toplum Kongresi toplanmış. Bu hemen hayata geçirilebilinir: Sadece Kürtler için demiyorum bütün Türkiye şehirlerinde Kent Konseyleri, Kent Meclisleri çok hızlı bir şekilde oluşturulabilir. Sayısı iki yüz mü üç yüz mü olur bilmiyorum, kentin büyüklüğüne göre kendileri belirleyebilir. Her çevreden, her kesimden insanı kapsayabilir. Bu meclisler aynı zamanda demokratik temelde Türkiye'nin oluşumuna da katkı sunar. Eğer DTP Meclis'ten atılıp belediye seçimlerinden engellenir, para marayla dışarıda bırakılırsa hem kırsalda hem kentlerde kendi alternatiflerini oluşturabilir. Benim Ergenekon'la ilişkimin olduğunu söylüyorlar. Öyle bir şey yok. Onların Kuva-i Milliye dediği şeyin aslında benimle hiçbir ilgisi yok. Benim Kuva-i Milliye dediğim şey 1920'lerin dayanışma ruhudur. Şimdi Kuva-i Demokrasi diyorum. Birikim Dergisi'nin sadece bir sayısını almış olabilirim. Atlas Dergisi'ni zaman zaman veriyorlar. 'Maddi Uygarlık' kitabının ikinci cildinin arkasındaki beş kitaptan söz ediyorum. 'Maddi Uygarlık'ın üçüncü cildini aldım. 8 Mart vesilesiyle kadınlara ve tüm halkımıza selamlarımı iletiyorum.' İSTANBUL
27.02.2008 tarihli görüşme notudur.
Bu yazılarda karşı tarafın olaya bakış açısı...
Kürtler PKK’ya Ne Kadar Destek Veriyor? (http://www.vatanikurtarmak.com/kurtler-pkkya-ne-kadar-destek-cikiyor.html)
Evvela ülkemizdeki Kürt nufusun miktarı üzerinde bir araştırma yapalım!
Wikipedia’da bu sayı
Türkiye 11.445.000 (Zazalar dahil)
şeklinde verilmiş.
http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrt
Yapılan bazı açıklamalar ile bu nufusun Türkiyede 15-20 milyon civarında olduğu öne sürülüyor. Biz de DTP’li Bengi Yıldız gibi buna 20 milyon diyelim.
DTP’li başkan: 2 milyonluk Kosova tanınıyor, 20 milyon Kürt tanınmıyor
……….
http://www.milliyet.com.tr/2008/02/21/son/sontur67.asp
Ve sonuçları ile bakalım, matematiksel düzlemde inceleyelim…Bu nüfusun ne kadarı PKK ya destek veriyor?
DTP, PKK’ya “kardeşimiz” diyen zihniyetde insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla bunlara oy verenlerde aynı zihniyetde. Bakalım bu zihniyetde kaç kişi var? Türkiye geneli genel seçim sonuçlarını inceleyelim.
AKP: 16.340.534(TOPLAM OY) % 46.66(OY ORANI)
CHP: 7.300.234 % 20,85
MHP: 5.004.003 % 14,29
DP: 1.895.807 % 5,41
BAĞIMSIZ: 1.822.253 % 5,20
Birde harita üzerinde inceleyelim
http://www.genelsecimsonuclari.com/images/2007.gif
http://www.genelsecimsonuclari.com/
Görüldüğü üzere seçimlere “bağımsız” giren DTP adaylarınıın aldığı oy miktarı 1.822.253 gibi bir sayının içinde. Bu sadece DTP adaylarının aldığı değil, Türkiye geneliden bağımsız olarak oy talep eden her milletvekili adayının topladığı oy miktarıdır. Yani bu sayı DTP nin aldığı toplam oy miktarının da çok üstünde.
Bu ne demek oluyor?
Bu demektir ki Kurtuluş Savaşımızda bizimle birlikte kan döken, beraber köklü bir tarihe sahip olduğumuz Kürt Halkı, yıllar önce liderleri Ruslar tarafından maaşa bağlanan “Kürt Teali Cemiyeti” ne yaptığı gibi PKK ya destek vermiyor. 20 milyon Kürt halkının 1,5 milyonu PKK ya destek veriyorsa 18,5 milyonu da destek vermiyor demektir. Derler ya hani “kurunun yanında yaşta yanar” İşte kuru işte yaş. Kürt kardeşlerimiz tarihimizde ve şimdimizde yanımızda olmuş, birçok cenkte bizimle kan dökmüş hatta PKK ya karşı verdiğimi mücadelede saflarımızda şehit düşmüştür. Sözde Türk safına ait olanlar ve sözde Kürt safına ait olanlar bu iki halkı birbirine kırdıramayacak. 24 yıllık PKK, Kürtlere getirilen kısıtlamalar ile bölücülüğe çanak tutulduğu dönemlerden geçmiş olmasına rağmen Türkiyedeki 20 milyon Kürtün sadece %5′i gibi bir kısmının aklını çelebilmiş ise bu Kürt Halkının PKK’ya verdiği en büyük cevaptır. Eğer PKK sadece Kürt halkının desteği ile büyüseydi 24 yıl önce bitmişti!
Kardeşliğin bozulamayacağına en iyi cevabı PKK’ya “kardeşimiz” diyen zihniyete destek vermeyen Kürt Halkı, safımızda ölen Kürt asıllı şehitlerimiz, kendisine taş atan çocuğa muz alan polislerimiz (http://www.vatanikurtarmak.com/turk-polisi-turk-askeri.html) veriyor. Bu kardeşliği şimdiye kadar bozamadılar, bundan sonra hiç bozamazlar!
http://www.vatanikurtarmak.com/kurtler-pkkya-ne-kadar-destek-cikiyor.html
Sözde “Kürt Sorunu” (http://www.vatanikurtarmak.com/sozde-kurt-sorunu.html)
ŞEREFSİZLERİN ve bunun ne anlama geldiğinin halen bilincine varamamamısların kullandıgı bir ifade “Kürt Sorunu”
“Kürt Sorunu” nedir anlatayım.
“Kürt Sorunu”: Şu anda var olan “Vatansever - Hain” savaşını “Türk-Kürt” savaşı haline dönüştürmeyi amaçlayan bir politikadır.
Özellikle bölücülerin ağzından düşmeyen bu ifadenin temelinde yatan düşünce budur. Peki bölücülerin böyle düşünmesi bizi zarara uğratır mı? Hayır. Ancak Böyle “düşündürmesi”…evet o zaman çok buyuk bir zarara ugratır.
“Kürt Sorunu” adlı şerefsizce politkada amaç Kürtleri ve Türkleri karşı karşıya getirmektir. PKK “Kürt Sorunu” amaçlı kurulmuş bir örgüt değildir. PKK nın amacı kendi durumlarını “Kürt Sorunu Neferi” haline dönüştürmektir. Bu sebeple Kürt Sorunu çözülecek bir mesele değildir, çünkü bir Kürt sorunu yoktur.
Sorun: “Bölücüler ve Kürt sorunu varmış gibi gösterenler” sorunudur
PKK’ya karşı yapılan savaş: Şerefsize, haine yapılan savaştır, Kürtlere karşı değil… Bu ihanetçi şerefsizler arkalarına şerefsizce yöntemlerle Kürtleri alıp, Türklere de Kürtleri düşmanmış gibi gösterip bir sorun yaratma çabası içindedirler. Böylece kendilerini “Kürt Halkı Neferi” gösterme niyetindedirler.
“Türkleri ve Kürtleri” kullanmak ibaresini daha etraflıca açıklayalım.
Kürtleri arkalarına alma yöntemleri oldukça şerefsizcedir. Türk Askeri kıyafeti altında yaptıkları adice faaliyetler, cahil halk kesimine yapılan çeşitli şerefsizce politikalar…PKK nın Kürtleri arkasına alma yoludur.
PKK nın Türkleri maşa gibi kullanma yöntemleri ise “Meclisten, televizyondan….” yaptıkları propagandalarla Türklerin aklına “Kürt Sorunu” ibaresini sokmaktır. Türkler “Kürt Sorunu” ibaresini kabul edince PKK nın oyununa gelip ve maşalığını yapıp konuyu “vatansever-hain” meselesinden çıkarıp Kürt-Türk meselesi haline dönüştürürler. Böylece Kürt Kesim Türklerin bu davranış ve düşüncelerine maruz kaldığından dolayı PKK ya yakınlaşır. Bu da PKK nın Türkleri kullanarak icraat yapma yöntemidir.
Yani açıkcası “Kürt Sorunu” PKK nın propagandasıdır.
PKK ya karşı Kürtüyle,Türküyle,Çerkeziyle,Ermenisiyle…savaşmalı yız. Bu savaş “Vatansever-hain” savaşıdır.
PKK hem Kürtlere hem Türklere….yani vatana zarar vermektedir. Bu hainlerin otlakları olan “Kürt Sorunu” ibaresinin kabul edildiği her akıl PKK yı daha da şişmanlatmaktadır.
Bu hassas konuda PKK nın oyununa gelmemek, vatanseverlik yapıldığı sanılarak PKK nın maşalıgı yapılmamalıdır. Bu şerefsizce oyunlara gelinmemelidir.
Guncelleme
Baska bir belge daha
Google! (http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=k%C3%BCrt&btnG=Google%27da+Ara&meta=lr%3Dlang_tr&aq=t&oq=k%C3%BCr/)
Google’a “Kürt” yazınca işte çıkan bu. En baştaki iki siteye dikkat. Birincide Kürtlüge saldırı duzenlenmis, ikincisinde bölücük kürtlük kılıfı altında yapılmaya çalışılmış. İşte planları bu. Bolmek. Bahsettigim şeyin açık delili.
Google
Google Earth programında Diyarbakır’ı Kurdistan gosteren Google
Sizi iki siteden birine adepte etmeye çalışıyorlar. İkisininde amacı aynı. Şeref, edep iledir. Soy ile değildir.
Hz. Muhammed.
http://www.vatanikurtarmak.com/sozde-kurt-sorunu.html
Sözde Kürdistan’ın Özde Hali! (http://www.vatanikurtarmak.com/sozde-kurdistanin-ozde-hali.html)
Sözde Kurdistan’ın sözde haritası içinde bulunan Malatyada bugün bazı gelişmeler yaşandı.Malatyalılardan DTP’lilere tepki
Malatya’da sınır ötesi operasyonlarla ilgili basın açıklaması yapmak isteyen DTP’lilere vatandaşlar tepki gösterdi.
Malatya Merkez Postane önünde sınır ötesi operasyonlarla ilgi basın açıklamasa yapmak üzere DTP’liler toplandı. Burada DTP’lilere tepki gösteren vatandaşlarla DTP’lileri ayıran polis, tarafları dağıttı. Postane önünden dağılan DTP’liler Türkçe ve Kürtçe sloganlar atarak parti binasına gitti.
Vatandaşlar da ”Şehitler ölmez vatan bölünmez”, ”Kahrolsun PKK” şeklinde slogan attı.
DTP İl Başkanı Kemal Çalgan, parti binasındaki açıklamasında sınır ötesi operasyonların yarar sağlamayacağını savundu
AA
Haberin Kaynağı için TIKLAYIN! (http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=302166/Malatyalilardan-DTP-lilere-tepki)
Aynı güzide ilimizden başka bir haber daha paylaşayımŞehitlere Sevinenlere Linç Girişimi
Maşti’de, Hakkari’deki 12 askerin şehit olduğu saldırı için “iyi olmuş” diyerek sevindiklerini söylediklerini 9 kişiyi vatandaşlar linç etmek istedi. Malatya Şehirlerarası Otobüs Terminaline gelen çevik kuvvet ekipleri linç edilmek istenen kişileri vatandaşın elinden zor aldı.
9 kişilik bir grup İstanbul’a gitmek için otobüs bekledikleri sırada Hakkari Dağlıca’da 12 askerin şehit olduğu, 16 askerin de yaralandığı saldırı için “iyi oldu” şeklinde yorum yapınca vatandaşlar tarafından linç edilmek istendi.
Van’dan geldikleri iddia edilen 9 kişi, Malatya’da İstanbul’a gidecekleri yolcu otobüsünü beklerken bu sırada televizyonda şehitlerle ilgili haberi görünce zafer işareti yaptı.
Bunun üzerine terminaldeki vatandaşlar grubun üzerine yürüyüp linç etmek istedi.
Kısa sürede Terminale çok sayıda çevik kuvvet ekibi yönlendirildi.
Polisi gören 9 kişiden 6’sı kaçarken, 3 şüpheli yakalandı.
Terminaldeki vatandaşlar zafer işareti yaptığını iddia ettikleri 3 kişiye saldırdı..
Polis 3 şüpheliyi güçlükle çevik kuvvet aracına bindirerek terminalden uzaklaştırdı.
Gözaltına alınan 3 şüpheli Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Yaşananlara tepki gösteren terminal esnafı, 9 kişinin yolcu otobüsüne binerken “Bizden 1 kişi, sizden 16 kişi öldü” dediklerini iddia etti.
Şahısların zafer işareti yaptıklarını da ileri süren vatandaşlar, yabancı uyruklu olduklarını iddia ettikleri şüphelilerin çantalarında silah olduğunu ileri sürdü.
Bu arada polisi görünce kaçan 6 kişi de akşam saatlerinde maşti civarında yakalandı.
Yapılan soruşturmada, polisin linçten kurtardığı 3 kişinin insan taciri olduğu akşam saatlerinde yakalanan 6 kişinin ise kuzey Irak’tan kaçarak Avrupa ülkelerine gitmek isteyen kaçaklar olduğu belirlendi.
Haberi videosu için TIKLAYIN! (http://www.youtube.com/watch?v=WqtoLKugHNY&eurl=http://www.malatyaertv.com/index.php?sayfa=habergoster&habersid=6119)
http://www.malatyaertv.com/index.php?sayfa=habergoster&habersid=6119
Bu güzide şehrimizi biraz daha tanıtmak gerekirse
800 bini aşkın nüfusu olmasına rağmen son seçimlerde bu şehrimizden DTP’ye çıkan oy miktarı 5.000′in biraz üzerinde(!)
İşte Sözde Kürdistan’ın hali! Hain şerefsizler Kürdistan şehirleri için savaşıyordu öyle değil mi? Bir halkı savunuyorlardı hani? Hangi halkı savunuyorlar? Hangi Kürdistan’ı? Kendilerini bir kaşık suda boğmak isteyen bir halkı mı? Hain ağızlarını dahi açmadıkları bir Kürdistan’ı mı?
http://www.vatanikurtarmak.com/sozde-kurdistanin-ozde-hali.html
Saglanacak bir kardeslik yahut cozulecek bir kurt sorunu yok. Biz zaten kardesiz.
Bu adamların neden savastıgına gelince...
7-8 GAP projesine aktarılacak bir miktarı teror orgutu ile mucadeleye aktarıyoruz. Bir turlu kafamızı kaldırıp gelisemiyoruz. Dusunun bir, PKK olmasaydı simdiki refah duzeyimiz ne seviyede olurdu?
Bunlar ne icin savasmıs? Bunlar vatan isgalde iken Ruslar tarafından maasa baglanan "Kurt Teali Cemiyeti" icin savasmıs...
Ha bu arada!
APO adlı gerizekalının kadın ve aile sorunları ile ne kadar ilgili oldugu rahmet Cem Ersever "ucgendeki tezgah" kitabında cok iyi acıklıyordu
Abdullah Öcalan adlı “Gerizekalı” nın Halkı İçin Savaşı (http://www.vatanikurtarmak.com/abdullah-ocalan-adli-gerizekali-nin-halki-icin-savasi.html)
Siteme gelen bazı yorumlar üzerine ve bu gerizekalı adamın gerçek yüzünü açıkca göstermek amacı ile bu yazımı hazırlıyorum
Evvela hep yaptığımız gibi APO’yu tanımakla başlayalım. Namı diğer Lazaros Mavros.http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/6/6a/Cypruspassportofocalan.jpg/417px-Cypruspassportofocalan.jpg
Abdullah Öcalan (1948- ), PKK adlı yasadışı silahlı terör örgütün kurucusu ve ilk lideridir. 1999′da işlemiş olduğunu kabul ve itiraf ettiği terör suçlarından yargılanmış ve idam cezasına mahkûm edilmiştir. İmralı Cezaevi’nde hapis yatmaktadır.
Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi Ömerli (Amara) köyünde doğdu. Babası Kürt, annesi Türk’tü. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Buradaki eğitimini yarıda bırakarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde kamu yönetimine geçti. Kesire Yıldırım ile 24 Mayıs 1978 günü Ankara’da evlendiyse de daha sonra ondan boşandı.
27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesi Fis köyünde, bir çok ülke tarafından gerçekleştirdiği öldürme eylemleri sebebiyle terör örgütleri listesine dahil edilen ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerinin bir kısım toprakları üzerinde bağımsız bir devlet kurmayı amaçlayan PKK adlı yasadışı silahlı örgütü kurdu. Örgüt günümüzde AB ve ABD’nin terör örgütleri listesinde yer almaktadır[1][2]. 1993 yılına kadar Türkiye’den ayrı bir devlet kurmak isteyen örgüt, 1993′teki kararıyla sadece Kürtler’in dil ve kimlik haklarını kazandırmayı ilke edindiğini iddia etmiştir[kaynak belirtilmeli]. Kısa bir süre sonra Suriye’ye geçen Abdullah Öcalan, örgütün eylemlerini buradan yönetmeye başladı.
Türkiye’nin baskıları sonucu Suriye, Öcalan’ı topraklarından çıkarmak zorunda kaldı. Suriye’den Rusya’ya, oradan İtalya’ya geçen Öcalan, İtalyan Hükümeti tarafından da ülkeden çıkarılınca Yunanistan’nın Kenya Büyükelçiliği’nde saklandı.
16 Şubat 1999′da CIA, MOSSAD ve MİT tarafindan [1] Bordo Bereliler’e teslim edildikten sonra Kenya’dan Türkiye’ye getirildi. Öcalan’ın üzerinden ‘Lazaros Mavros’ adına düzenlenmiş sahte bir Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu çıktı.
29 Haziran 1999′da yapılan son duruşmada Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından “Kurduğu silahlı terör örgütü PKK’yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek, devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK’nun 125. maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırılmasına”[3] karar verildi. İdam cezası, Yargıtay tarafından 25 Kasım 1999 tarihinde onandı, fakat AB uyum yasaları ile idam cezası kaldırıldığı için İmralı Cezaevi’nde hapis yatmaktadır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_%C3%B6calan
İşte uğrunda birilerinin can verdiği,Allah diye kabul ettiği gerizekalının genel bir biyografisi.
Birazda bu gerizekalıyı yakından inceleyelim. Evvela rahmetli Cem Ersever(Rahmetliyi tanımak için başka bir yazıma yönlenin! (http://www.vatanikurtarmak.com/bin-yillik-davada-vatanseverler-nerede-hainler-nerede.htmll))’in “Üçgendeki Tezgah” adlı kitabında geçen, APO’nun taciz ettiği kadınlardan başlayalım başlayalım.ZEHRA:
APO, uzun süre Ankara’lı (Zehra) ile uğraşıp onu özel ilişkilerinin esiri haline getirmek ve ahlaksızlığa sürüklemek ister. APO’nun ahlaksız dayatmalarına direnen Zehra, sonuçta bir yandan çaresizlik, bir yandan kendisine verdiği vaadler sonucunda böylesi bir kirli ilişkiyi kabullenir. Bu ilişkiyi duyan APO’nun “devrim nikahlı” karısı Kesire Yıldırım, sorunu sert bir biçimde tartışma konusu haline getirir. APO’yu ahlaksızlık ve kendini bil-memezlikle suçlayarak ayrılmak ister. Ayrılmayı kabul etmeyen APO, Kesire’yi Kuzey Irak’ta kamplardaki mevcut yönetim boşluğunu doldurmak adı altında yarı tehdit ve yarı zorla gönderir. Ke-sire’nin Şam’da olmayışını fırsat bilerek Zehra ile olan ilişkisini devam ettirir. Irak alanına giden Kesire kendisine oyun oynandığının farkına varır ve derhal Şam’a dönmek istediğini bildirir. Bir an önce dönebilmek için de Irak alanında bir çok sorun yaratır. Irak-PKK yönetimi Kesire’yi Şam’a gönderir ve telefon ile APO’ya bilgi verilir. Kesire, Şam’a ulaşmadan APO, Zehra’yı PKK Avrupa faaliyetlerine sorumlu olarak tayın eder ve Almanya’ya gönderir. APO ve Zehra arasındaki ilişki 1986 yılına kadar devam eder. Aynı yıl Kesire’nin tutuklanması üzerine Zehra, “Bu ilişki böyle devam edemez, ya evlenelim ya da bitirelim” önerisini getirir. APO. Zehra’yı bu düşüncelerden uzaklaştırıp kendisine bağlayabilmek için onu PKK 3. Kongresi’nde Merkez Komite Üyesi olarak atar. Bütün bunlara rağmen Zehra, kararından vazgeçmez. O güne kadar PKK’nın en gözde kadını. APO’nun aşk macerasının ortağı, hayat arkadaşı Zehra, bir anda tasfiyeci-provokatör olmakla suçlanır ve APO, çeşitli oyunlar sahneliyerek Zehra’yı Merkez
Komite Üyeliği’nden düşürüp soruşturma altına alır. Belli bir tecrit ve teşhir döneminden geçirildikten sonra Almanya’ya gönderilir. Olayı kapatabilmek için de bir komplo kurarak Alman polisine yakalattırır.
MEDYA:
Suriye’nin Kamışlı kentinde oturur. Lise öğretmenidir. Gerçek adı Kürdi Abdullah olup bölgenin ileri gelen aşiret reislerinden Abdullah Bedro’nun kızıdır. 1986 yılında PKK isimli melanet örgütüne katılır. Bir süre Şam’da kaldıktan sonra Lübnan’daki Helvi Kampı’na gönderilir. Burada siyasi ve askeri eğitimden geçirildikten sonra tekrar APO tarafından 1987 yılında Şam’a çağrılır. Çeşitli yöntemlerle kandırılmaya çalışılır. APO; “isteğimi kabul etmen durumunda seni tüm Suriye Kürdistan’ındaki faaliyetlere sorumlu olarak atayacağım” der ve kendisini sevdiğim söyler. Med-ya’nın göstereceği tepkiyi ve o andaki atmosferi yumuşatmak için sosyalist ahlaktan dem vurarak kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişkiler üzerinde konuşmaya başlar;
“Dolayısıyla bu sosyalist ahlakın parti edebiyatına yerleştirilebilmesi için doğal olarak meseleyi kavrayan benim ve senin gibi insanlarla başlayıp adım adım ilerlemek gerekir” der.
Medya’dan;
“Ben buraya şerefim ve namusum için geldim. Halkımın namusunu korumak ve ona bekçilik yapmak için bu mücadeleyi veriyorum. Dolayısıyla hiç bir vaad karşılığında senin gibi namussuz, halkın namusuna göz diken ırz düşmanlarıyla namus ve şerefimi pazarlık konusu yapmayacağım” cevabım alır.
Bu cevap üzerine saldırganlaşan APO, Medya’ya tecavüz etmeye çalışır. Kadın bağırınca bu ahlaksız adam tecavüzden vazgeçer ve onu Helvi Kampı’na gönderir. Mahsum Korkmaz Akademisi isimli kampa gelen Medya, grup grup dolaşarak olayı arkadaşlarına anlatır. Meseleyi duyan APO, Medya’nın tutuklanmasını emreder. Ailevi durumu ve özel konumundan dolayı APO, Medya’yı öldürtmeyi göze alamaz. Uzun soruşturmalardan sonra kendisinden özeleştiri istenir. Medya, kimseye verilecek özeleştirisi olmadığını söyler. Bu biçimde uzun süre devam eden sorun, pazarlığa dönüşür. “Eğer meseleyi kapatıp kimseyle konuşmazsan ve söylenenleri yalanlarsan seni serbest bırakırım” denir, ve Medya serbest bırakılarak Türkiye’ye gitmesi istenir. Kadın, Türkiye’ye gitmez ve Suriye’de kalarak gördüğü herkese APO’nun ahlaksızlıklarını anlatır. Olay Suriye’de tam bir skandala dönüşür.
1991 kışında yakalanarak tekrar Mahsum Korkmaz Akademi-si’ne getirilir. Devrim Mahkemesince ölümle cezalandırılır. Med-ya’nın ailesi aşiret olarak toplanır ve infazın yapılması durumunda aşiretin PKK’ya karşı savaşacağını ve kızın intikamını da mutlaka APO’yu vurarak alacaklarını söylerler. APO efendi çaresizlik içinde ölüm kararını iptal eder ve Medya’yı serbest bırakır. Medya, ailesinin yanına gelir ve bir ekip kurarak APO ve PKK’nın teşhirini kapsayan bir faaliyet geliştirir. Bu olayın faturası APO’ya ağır patlar ve APO bunları susturmak için ailece imha kararı alır. Ancak bu imhayı bugüne kadar becerebilmiş değildir.
ZELAL
Tuncelilidir. Önceleri Avrupa’da kalmış ve Şam’a 1988 yılında gitmiştir. APO kendisine cinsel ilişki teklif eder. Bu teklife direnen Zelal, bir süre sonra kendisini APO’dan kurtaramaz. Anlatımlarına göre Şam’daki evde kalan kadın militanların tümü tecavüze uğrar. Zelal. tecavüz sonucunda bunalıma girer ve intihara kalkışır. Yanındaki arkadaşları son anda kurtarırlar. Daha sonra APO kendisini örgüt içi muhbirlikte görevlendirir ve özellikle kadın militanların kendisi hakkındaki fikirlerini öğrenmesini tembihler. “Eğer bu ilişkiyi öğrenen olursa seni ajan diye vuracağım” tehdidini de unutmaz. “Bu parti bütünlüğünü tehlikeye koyar ve devrimin, halkın kaderiyle oynamak olur” diyerek Zelal’i baskı altına alır.
.....
ROZA:
Lübnan Kürtlerindendir. Roza da diğer kadın militanlar gibi APO’nun cinsel gazabına uğrar ve namusu, haysiyeti APO’nun seks manyaklığının kurbanı olarak harcanır. APO’nun Lazkiye’deki evini tam bir seks yuvası biçiminde tanıtmak sadece gerçeğin bir
kesimini söylemek olur. Roza da buraya çağrılır ve tecavüze uğrar. Bu alçaklığa tahammül edemeyen Roza. çareyi kaçmakta bulur ve Lazkiye’den Şam’a kaçarak oradan da Helvi Kampı’na gider. Durumu iki arkadaşına anlatır. Devrimciliği bırakarak evine dönmek istediğini söyler. Helvi Kampı yönetimindeki APO’nun uşakları, kadını soruşturmaya alırlar ve kendisinin ajan olduğunu söyleyerek özeleştiri isterler. Çeşitli baskılar sonucu Roza’nın bütün günahları (!) kabul ettirildikten sonra serbest bırakılır ve Türkiye’ce gönderilir.
Roza’nın herhangi bir faaliyet yürütecek konumda olmadığı bilinmesine rağmen Türkiye’ye gönderilmesi tamamıyla komplo ve tasfiyeyi amaçlamaktadır.
Roza. Türkiye’ye geldikten sonra da meseleyi arkadaşlarına anlatır ve bir süre sonra Botan Eyaleti denen bölgede gene PKK tarafından vurularak öldürülür. Olayın yaratacağı tepkiyi iyi bilen APO ve uşakları. Roza’ya çatışmada “şehit oldu” görünümü vere rek postundan yararlanıp çevresini örgütün hizmetinde tutmak iste-diler.
diye uzayıp gidiyor. Malum şahısların resimlerini dahi rahmetli Ersever’in “Üçgendeki Tezgah” adlı kitabında bulabilirsiniz.
http://www.vatanikurtarmak.com/abdullah-ocalan-adli-gerizekali-nin-halki-icin-savasi.html
Aybike
03-06-2008, 04:47 AM
oguz....
bize lezbiyen,ibne yazarlarin yazilarini yazma...
nurhak
03-06-2008, 04:55 AM
Ben Kürt olan hiçbir arkadaşımla,dostumla küsmedim ki barışmaya çalışıyım,Benim derdim pkk denen soysuz ve hainler grubuyla.Bu ülke genelindede çoğunlukla böyledir inancındayım.Bu madenin ve bunun gibi zararlı gaz içeren benzerlerinin artık kapatılması ülke yararına olur.neredesin M.T.A???kapatın kardeşim zararlı MADENleri...:evil:
Demir Kağan
03-06-2008, 06:42 AM
Aaa olur mu nurhak bey, lutfen gormezden gelmeyin. Sizin Kurt arkadaslarinizla sorununuz var! Siz bile bilmiyorsunuz!
20 milyon Kürt halkının 1,5 milyonu PKK ya destek veriyorsa 18,5 milyonu da destek vermiyor
Seçim sonuçlarını baz almaya kalkmak son derece yanlış olur.1980 sonrasında o göskerdiğiniz bölgelerin hepsi ANAP derken bugün AKP diyor. Bizim vatandaşların çeşme nerden akıyor ise kovayı oraya götür felsefesi genelde Türk-Kürt fark etmiyor :mrgreen: Kürt vatandaşlarımızın içindede bizde olduğu gibi farklı görüşlerden kişiler olabilir.Her Kürdün DTP'yi destekleyecek diye birşeyde yok...Öte tarafdan aşiretlerin devlet yanında yer alanların (bakınız her türlü pisliğin içinde olupta,göze batmayanlar) iktidarı desteklemek asli görevleri olmuştur...
oguz....
bize lezbiyen,ibne yazarlarin yazilarini yazma...
Konumuz bunların cinsel tercihi değilki Aybike hanım:rolleyes:...Konuya taraf olan kişilerin yaklaşımlarını burda göstermeye çalıştım.Perihan Mağden'i yeni yeni takip ediyorum ve çok konuda onunla aynı fikirdeyim.Zülfü Livaneli'ni oldum olası sevemedim ama doğrularıda söylüyor diye sevmediğim insanın doğrularını görmemizlikten gelmem...
Ben Kürt olan hiçbir arkadaşımla,dostumla küsmedim ki barışmaya çalışıyım,
Nurhak bey hakkaten bir Kürt ile kardeşim sizin sıkıntınız nedir,sorunlarınız nedir,nedir bu insanları dağlara çıkartan diye sordunuzmu ?
17 Nisan 1995
Ahmet Altan
Mustafa Kemal, Selanik’te değil de Musul’da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını “Kürdiye Cumhuriyeti” koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla “Atakürt” adını alsaydı...
Kürdiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına “Kürt” deneceği için hepimiz “Kürt” sayılsaydık, Taksim’e, Kadıköy’e, Kızılay Meydanı’na, Kordon’a “Ne mutlu Kürdüm diyene” pankartları asılsaydı...
“Kürdiye’de” Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında “deniz Kürdü” oldukları iddia edilseydi...
Kürtlerin “yedi bin yıllık” bir tarihi bulunduğunu, Anadolu’nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı...
Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık...
Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı...
“Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var” dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, “özel timler” bizim “Kürdiye Cumhuriyeti’ni” parçalamak isteyen “ayrılıkçılar olmamızdan” kuşkulanıp hepimize sürekli “suçlu” muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...
Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı “Türk teröristlere” yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakır’a, Hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...
Biz Türkler buna razı olur muyduk, “işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz” sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin “eşit” vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih “Türk” çizgisinden yürümüş, bugün bizim “Türk” olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
Türkiye’nin bu kanlı karmaşadan “demokrasiyle” ve Kürt vatandaşların “kimliklerinin” kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?
Biz Türkler, bir “Kürdiye Cumhuriyeti’nde” yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
Değmez diyenler “demokrasi” istiyor işte.
Demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
Ne taraftan baktığımıza bakmak lazım...:rolleyes:
gurkan
03-06-2008, 08:15 AM
Ne taraftan baktığımıza bakmak lazım...:rolleyes:
Doğru mu ?
Bence Her açıdan değerlendirip ; Bizim açımızdan doğru olacağa bakmak lazım. :cool:
Yani Haklı taleplerini de görmezden gelmemek gerekir. Sanayi 'yi ; İmar'ı ; İş'i ;Aşı adil olup vermek gerekir. İhmaller varsa telafi etmek lazım.
Diğer açıdan Dillerini de vermek gerekir. Şahsi olarak ben kendi dilimi seviyorum. Bunun bana yasaklanmasını istemem. Her ne kadar beğenmesem de verilmelidir.
Lakin dediğim gibi. Milliyetçi cephe de ben daha fazlasına zor razı gelirim.:cool:
Alparslan
03-06-2008, 10:08 AM
Bir vatanın 1 (Bir) sahibi olur. Yazılanlar, çizilenler ne derece haklıdır çok su götürür. Ortada gerçek olarak gün gibi duran ise bu ülkede zorla çoklu kültüre geçilme derdinde olunduğudur. Efendim biz mozaikmişiz... Bunu diyerek başladılar önce sonra birisi çıktı hemde devletin en tepesinden benim de anam kürd ne olacak deyiverdi, birşey olacağı yoktu olaydı oraya getirtilmezdi zat. MGAS 20 milyon kürd demişsin çok abartmışsın, Oğuz abi Atakürt yazısını koymuş o pis ahlaklı sakallı tipin gerçekliğinden koparmış. Ne barışı ne mutabakatı ne mozaiği? Sabah sabah NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! diye bağırıp gittik de okula neremiz eksildi: Kime BAŞKA diye kötü muamele edildi? Ya bu türkücüler nereli? Siyasiler? Belediye başkanları? İstanbuldaki TÜM cep telefonu piyasası kimin elinde? Çıkın bi aksaray'a Sirkeciye... Bugün önümden giden kamyondan yoldaki kızlara laf atan öküzün bebesi ayrım vardı da nasıl gedi İstanbula? Duya duya inanacağız sonunda savaş var deyip önümüze gelen BAŞKAYI yok edeceğiz o olacak!
nurhak
03-06-2008, 11:06 AM
Aaa olur mu nurhak bey, lutfen gormezden gelmeyin. Sizin Kurt arkadaslarinizla sorununuz var! Siz bile bilmiyorsunuz!
Bu resmiyeti anlamadım...:qstn:
Nurhak bey hakkaten bir Kürt ile kardeşim sizin sıkıntınız nedir,sorunlarınız nedir,nedir bu insanları dağlara çıkartan diye sordunuzmu ?
Sevgili Oğuz;bugüne kadar kürt kardeşlerimle yalnız piknik için dağa çıktık bunla ilgili genel sorun ise bizimkiler mangal konusunda acemi, :burning: tek sorunları bu bizimkilerde federasyon sorunuda haluk'un taça çıkmasıyla son buldu,başka bir sorunlarıda kalmadı ama sizinkilerin sorunları ne bilemiyorum.:bigdance:
Evvela şu "barıs icin hakikat isine degineyim"
Teroristle barıs yapılmaz!
Seçim sonuçlarını baz almaya kalkmak son derece yanlış olur.1980 sonrasında o göskerdiğiniz bölgelerin hepsi ANAP derken bugün AKP diyor. Bizim vatandaşların çeşme nerden akıyor ise kovayı oraya götür felsefesi genelde Türk-Kürt fark etmiyor Kürt vatandaşlarımızın içindede bizde olduğu gibi farklı görüşlerden kişiler olabilir.Her Kürdün DTP'yi destekleyecek diye birşeyde yok...Öte tarafdan aşiretlerin devlet yanında yer alanların (bakınız her türlü pisliğin içinde olupta,göze batmayanlar) iktidarı desteklemek asli görevleri olmuştur...
Kendin soyluyorsun iste. "Bizim vatandaslar..." Bizim vatandaslar oyle. Ama vatandas olmak istemeyenler AKP ye oy vermez.
MGAS 20 milyon kürd demişsin
Ben demisim? Bir wiki den birde DTP liden alıntı yap, velev ki diyerekten yazdım.
Nurhak bey hakkaten bir Kürt ile kardeşim sizin sıkıntınız nedir,sorunlarınız nedir,nedir bu insanları dağlara çıkartan diye sordunuzmu ?
Bunun cevabını ben vereyim.
Terör Örgütünü Nasıl Besliyoruz? (http://www.vatanikurtarmak.com/teror-orgutunu-nasil-besliyoruz.html)
Başlığıma şaşırmayın. Terör örgütünü biz finanse ediyoruz, siz finanse ediyorsunuz, devlet finanse ediyor. Örgütü biz besliyoruz, biz genişletiyoruz.
Nasıl mı?
Devlet Terör örgütünü nasıl besler?
Doğudaki bazı illerimizin belediye başkanlarını tanıyoruz değil mi? Ya da pek “sayın” milletvekillerimizi…? Bir iki tanesini gözden geçirelim
Mehdi Zana
Mehdi Zana (1940, Silvan, Diyarbakır Eski Diyarbakır Belediye baskani ve eski Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana’nin kocasi.
Bekle Diyarbakır adlı anı kitabında, siyasal bilinçlenmesinde terzihanenin önemini anlattı. 1963′te ise Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katıldı, iki yıl sonra TİP Silvan ilçe Başkanı oldu. Cezaevleriyle de bu yıllardan sonra tanışmaya başladı. 1978 mahalli seçimlerinde Diyarbakır Belediye Başkanlığı’na bağımsız olarak seçildi. Kesintili de olsa toplam 16 yıl cezaevinde yattı. Yaklaşık sekiz yıl İsveç’te yaşayan Mehdi Zana, 15 Ekim 2004′te Türkiye’ye döndü.
Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde kimlik ve hak mücadelelerinde neden zorlandıklarına yönelik bir soruya, “Kürtler bence İslamiyeti kabul ettiklerinde kaybettiler” yanıtı veren Zana, DTP yöneticilerinin Abdullah Öcalan´dan “sayın” diye bahsetmelerini normal buldu.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehdi_Zana
Leyla Zana
1991 seçimlerinde, bölge kadınlarının büyük desteğini aldığı bir seçim çalışması sonrasında Diyarbakır milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1994 yılında TBMM yemin töreninde, başında Kürt bayrağının renkleri olan bir bantla, Türkçe başladığı yemini Kürtçe tamamlaması nedeniyle tepkiyle karşılaştı. 1994 yılında, grup arkadaşları Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi ve 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishaneden yazdığı mektuplar önce bir gazetede yayımlandı, daha sonra kitap haline getirildi.
Hapishane yılları boyunca uluslararası barış kuruluşlarının ve insan hakları derneklerinin ilgisi ve desteğiyle karşılaştı.Avrupa Birliği süreciyle birlikte yoğunlaşan çabalar sonucunda ve AİHM kararı doğrultusunda yeniden yargılanan Zana ve arkadaşları, 10 yıl önce verilen 15′er yıllık hapis cezaları olduğu gibi onaylanarak cezaevinde kaldılar. Haziran 2004′te serbest bırakıldı. Nevruz kutlamalarındaki konuşmasında Abdullah Öcalan’dan ‘Başkan’ diye söz ederek büyük tepki toplamıştır.[kaynak belirtilmeli] 22 Temmuz 2007 seçimlerinden bir gün önce Iğdır’da yapılan DTP mitinginde yaptığı konuşmadan dolayı büyük tepki almıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Leyla_Zana
Osman Baydemir
Osman Baydemir (d. 1971 Diyarbakır Türkiye), Türk siyasetçi.
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiridi. Serbest avukatlık, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği, Şube Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı, Diyarbakır Barosu, Toplumsal Hukuk Araştırma Vakfı üyelikleri, Göç ve İnsani Yardımlaşma Vakfı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı kurucu üyelikleri vardır. Halen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanıdır.Belediye başkanlığını SHP konteyjanından kazanmış daha sonradan DTP’ye geçmişitr.Evli ve 1 çocuk babasıdır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_Baydemir
……..
Ben bu listenin sonunu getiremem. Demek istediğimi anlatayım.
Doğu, malum…fakirlik,yoksulluk…uç safada. Türkiye sosyal bir devlet. Fakirin,fukuranın azığını,kömürünü,giyeceğini devlet karşılar. Hemde çoğu yerde “asker eliyle” karşılar. Burada bir sorun yok.
Asıl sorun: Peki şerefsizleri yönetici yaparsan, mülküne baş yaparsan ne olur?
Şerefsizleri çeşitli sıfatlarla devlet kademelerine atarsan bu şerefsizler sana fakir halkın ihtiyaçlarını tek tek listeler, eline verir. Sen bu listeyi alır gereğini yaparsın. Sonra çıkar medyaya dersin ki “biz … milyar yardım yapıyoruz doğuya”…Güzel…Asker devletin yardım olarak gönderdiği azığı,kömürü alıp gerekli yerlere iletir. Sonra yönetici diye atadığın şerefsizler senin fakire,fukaraya “yardım” adı altında gönderdiğin tüm unsuları alır örgüte hibe eder. Bu daha ilk kısmı! Bunun devamı var. Sonra bu şerefsizler devletin askeriyle azık gönderdiği fakire der ki “Bakın devlet sizi korumuyor,aç bırakıyor! Gelin siz bize katılın.” Cahil halk,aç halk…ne yapsın? O da doğrudan yahut dolaylı olarak örgüte hizmet etmeye başlar. Böylece örgüt hem azık ihtiyacını karşılar hemde insan ihtiyacını…
.......
http://www.vatanikurtarmak.com/teror-orgutunu-nasil-besliyoruz.html
Cocuga ne ogretisen onu ogrenir. Once egitim sonra ogretim diye bosuna demiyorlar. Egitim faktorunu kaybedince ogretimde cogu zaman ise yaramıyor.
Ne dertmis be! Ulan cok dertliyim gidip daglara cıkıp asker oldurecegim! "
Cek abi beni cek! Ben terurust"
Demir Kağan
03-06-2008, 02:19 PM
Aaa olur mu , lutfen gormezden gelmeyin. Sizin Kurt arkadaslarinizla sorununuz var! Siz bile bilmiyorsunuz!
Bu resmiyeti anlamadım...:qstn:
Sevgili Oğuz;bugüne kadar kürt kardeşlerimle yalnız piknik için dağa çıktık bunla ilgili genel sorun ise bizimkiler mangal konusunda acemi, :burning: tek sorunları bu bizimkilerde federasyon sorunuda haluk'un taça çıkmasıyla son buldu,başka bir sorunlarıda kalmadı ama sizinkilerin sorunları ne bilemiyorum.:bigdance:
Abi benimki latife idi. :lol:
Aybike
03-07-2008, 04:40 AM
kisilikler,tercihlerden belli olur oguz...
kendi kicina sahip cikamayan bu ulkeye hic bir halt edemez...anca para alir yazar..yada altina yatar yazar...
kisilikler,tercihlerden belli olur oguz...
kendi kicina sahip cikamayan bu ulkeye hic bir halt edemez...anca para alir yazar..yada altina yatar yazar...
Belli olmaz Aybike hanım.Eğer öyle olsaydı çevremizde tercihlerinden dolayı kişilik sahiplerinden geçilmez olmalıydı...
Bu iş hocanın dediğini yap,yaptığını yapma moduna geldi.Benim için düşünceleri önemli !
Bombalar nereye düştü?
Uzun hazırlık çalışmalarıyla gündeme getirilen sınırötesi operasyon dokuz gün içinde tam bir fiyaskoyla sonuçlanmış bulunuyor. Gerçi buna operasyon demek yanlıştır. Yapılan tam boy bir saldırı ve işgal girişimidir, savaş ilanıdır. Bu nedenle de daha bitmiş de sayılmaz. Zaten 'operasyon bitti' denirken bile bir başka bölgeden Zagroslardan yeni bir saldırı başlatılmıştır.
Ne var ki bütün bu olasılıklar son dokuz günlük saldırının ve kirli savaş rantçılarının değerlendirilmesini engellemez. Bu saldırı öncesinde yapılan resmi açıklamaları ve basının manşetlerini, köşe yazarlarının attığı seferberlik çağrılarını bir hatırlayın. Bu kadar yoğun kampanyayı ayrıntılarıyla hatırlayamayanlar arşivlere bakabilir.
Bir de operasyon sonrası duruma bakınız: Operasyon boyunca atılan bombalar sanki Kandil Dağı'na değil de Ankara'daki siyasi ve askeri karargahlara düştü, sanki İstanbul'daki medya plazalara düştü. 80 yıllık inkar ve imha sisteminin beynine düştü. Sınırötesi operasyon da sınır içi operasyona dönüştü.
'Kandil Dağı bizim için BBG evidir' diyen Genelkurmay Başkanı, siyasi parti genelbaşkanı-muhalefet lideri rolündeki askerden çok askerci sivil generaller, medya plazalarda bilim-hayal filmi senaryosu yazar gibi savaş senaryosu yazan medya generalleri ve de her gün TV'lerde boy gösteren terör uzmanı-savaş uzmanı-stratejist vb. etiketli YÖK generalleri birbirlerine girmiş bulunuyorlar. Hepsi de suçu birbirlerine atma-yıkma yarışına girdiler. Oysa hepsi de aynı ölçüde suçludurlar. Yıllardır halkı kandırmakta, halkları birbirine düşürmekte, savaş kışkırtıcılığı ve kan tacirliği yapmakta ortak hareket etmişlerdir. Şimdi bir günah keçisi bulup kurtulmak yerine hepsi de hesap vermek durumundadırlar.
15 yıldır Öcalan önderliğindeki PKK ve Kürt halkının bütün kesimleri 'Barışçı ve demokratik çözüm' için bütün güçlerini ortaya koydular. Denilebilir ki 15 yıldır Türkiye'nin bir bütün olarak demokratikleşmesi-özgürleşmesi için, deyim yerindeyse 'Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü için' çaba gösteren bir tek onlardır. Ama ciddi bir karşılık verilmediği gibi 'PKK bitti-bitecek-dağıldı' yalanlarıyla halk kandırıldı.
TC yöneticileri ise 'Terörün kökünü kazıyacağız, belini kıracağız' diye diye Türkiye'yi paramparça etmenin eşiğine getirdiler. Türkiye 'Ya tam demokrasi, tam barış ve tam özgürlük' ya da tam bir kardeş kavgası ve halkların boğazlaşması ikilemine gelip dayanmış bulunuyor. Herkes aklını başına toplayıp 'herkese özgürlük, herkese barış ve eşitlik' sağlamak için daha da geç kalmadan tüm gücünü ortaya koymalıdır.
Kaybettiklerimizi kaybettik, artık geri gelmeyecekler, getiremeyiz. Ama elimizde kalanları da kaybetmemek ve geleceğimizi de karartmamak için, genç kuşaklara özgür bir gelecek yaratmak için güçlerimizi birleştirelim.
Son bir iki yıldır yapılan savaş kışkırtıcılığını ve linç kampanyalarını görünce aklıma çocukluk anılarım geldi. 1960'lı yıllardaki KIBRIS kampanyalarını hatırladım. Geçen seneki 'bayrak mitingleri' gibi bütün Türkiye'de Kıbrıs mitingleri yapılıyordu. Mitinglerde Kıbrıs Türkleri üzerinde Rumların kanlı katliamlar yaptıkları iddia ediliyor ve Rumların 'zalim' baskıları göz yaşartıcı abartmalarla dile getiriliyordu.
Bizim parasız yatılı olarak okuduğumuz Manisa'da da böyle bir miting düzenlenmişti.
Okul yönetimi biz yatılı öğrencilere:
- Okul tatil değil. Ama mitinge katılanlardan okula gelmediği için tezkere(o zaman öğrenci velilerinin okul yönetimine verdiği mazaret belgesi) istemeyeceğiz dedi. Yani bu 'mitinge katılın' demenin kibarcasıydı.
Bütün yatılı okul öğrencileri Vilayetin önündeki meydanda yapılan mitinge katıldık. Atılan ırkçı-şoven sloganları ses tellerimiz kısılana kadar bağırdık. Hızını alamayan kalabalık ile birlikte subay lojmanlarının önüne gittik. Son enerjimiz bitene kadar da:
- 'Ordu Kıbrıs'a!' diye bağırdık.
Vatanın kurtulması için görevini layıkıyla yapmış olmanın huzuru içindeki Türk gençleri(ya da çocukları) olarak geri gelip okulun yatakhanesine serildik.
Ertesi hafta Milli Güvenlik dersine girdik. Dersin hocası bir binbaşı idi. Adam sınıfa girdi ve söze başladı:
- Sağolun arkadaşlar, gelip bizim lojmanların önünde bağırıp çağırıp gitmişsiniz. Ama siz savaşın ne demek olduğunu biliyor musunuz? Savaş neye malolur biliyor musunuz? Hepiniz babanızın verdiği harçlıklarla okuyorsunuz. Savaşı boş verin, siz okulunuza devam edin diyerek nasihat verdi. Biz binbaşı hocamızdan aferin beklerken o neler söylüyordu.
Biz ortaokul-lise öğrencileriydik. Aklımız yetmiyordu. Ama bu parti genelbaşkanları, medya patronları, YÖK ağalarının aklı başında değil mi? Şimdiki generallerde kırk yıl önceki binbaşının vizyonu yok mu?
Savaş kışkırtıcılığının çıkmaz yol olduğunu görmeleri ve vaz geçmeleri için daha neler görmeleri gerekiyor?
suatbozkus@hotmail.com
Suat Bozkuş
http://www.internethaber.com/images/other/uuuu.20080308151032.jpg
22 Temmuz seçimleri öncesinde bir seçim mitinginde Kürtçe konuşan Sırrı Sakık hakkında seçim yasaklarını ihlal ettiği için fezleke hazırlandı.
Taraf gazetesinin haberine göre DTP'li Sırrı Sakık, mitingde Kürtçe olarak "Ji min re avê bînin" (Bana su getirin) dediği için hakkında soruşturma açıldı.
Özgürüm,özgürsün,özgür :mrgreen:
Demir Kağan
03-08-2008, 08:14 AM
su getirin demek o kadar uzun muymus bunlarda? :lool:
su getirin demek o kadar uzun muymus bunlarda? :lool:
İngilizce su getirin dese kürsüde.Sence kaç yıl yer ?
Demir Kağan
03-08-2008, 09:30 AM
On yildan baslar. :lool:
İngilizce su getirin dese kürsüde.Sence kaç yıl yer ?
Kufuru bıraktım o yuzden nazikce diyecegim.
Yemisim onların iddialaını...Ulkede Kurt kimligine Kurtceye bir saldırı oldugu lanse edip taraftar toplama pesinde onun bunun cocukları.
asya1917
03-11-2008, 03:06 PM
Türkleştirerek bir halkı kabullenmek başkadır ..onu kendi kültürüyle diliyle kendi kimliğiyle kabul etmek başkadır..Hepimiz bir kürt arkadaşımızı türkçe konuşurken severiz kendi anadilinde dert anlatmaya kalktığında yaa aşağılar yada dalga geçeriz..bu ülkede türkçe bilmiyor diye çok aşağılandı o halk ..hatta sonradan öğrendiği türkçeyi bozuk konuşuyor diye hep alay konusu oldu halada oluyor bu forumda bile o halkın türkçe konuşma şekliyle alay ediliyor..siz sonradan öğrendiğiniz bir dili nekadar temiz telefus edebilirsiniz..ana dilinizin dışında size öğretilen dil sizin derdinizi ne kadar anlatmanıza yarar..dil bilmediği için hastanelerde doktordan azar işitmiş..mahkemelerden kovulmuş okullarda alay konusu olmuş bir halk olduğunuzu varsayın nekadar bu ülkede kardeşce yaşayabilirsizniz.._? önce horlayalım sonrada neden eşkiyalık yapıyorsunuz diyelim..neden kendi yanlışlarımızı sorgulamaktan korkuyoruz neden 100 yıllardır süre gelen inkarın kurbanı olmaktan sıyrılamıyoruz..neden kürdü kürt gibi kabul edemiyoruz..?..bunca yıldır kan akıyor bu topraklarda "kardeş kardeşi" vuruyor bu lanet olası kanda hiç mi payımız yok bizim,? biz çak mu masumuz?.. birilerini hain ilanederek kurtuluyor mu bu ülke bu savaştan?.. birilerine tu kaka diyerek soyuna sopuna küfürler yağdırarak bitiyor mu bu savaş?..bu ülke daha kaç yıl ,kaç asır bu savaşın bedelini ödeyecek..diyorsunuz ki kürt halkının dış mihraklar kullanıyor peki o halkı onların eline atan nedenler ne?, neden kullandıttırıyorlar çok mu rahatlar çok mu mutlular da, rahatlık fazla geliyor bu halka?..siz bir göz evde 15 kişi yaşayanı gördünüz mü..siz günlüğü 3 yYTL ye bölge bölge çoluk çocuk genç yaşlı ırgatgezen gördünüzmü siz kürtler diye onların çadırlarının bulunduğu tarlaya it alanı dendiğini gördünümüz siz bu acıların hangi birini yaşadınızda kalkmış birilerini hemen hain ilan ediyorsunuz..kaç kez sürgün yaşadınız toprağınızdan, kaçkez basıldı eviniz kaçkez açlığa mahkum edildiniz, kaçkez derdini anlatamıyor diye hakarete uğrayıp kovuldunuz devlet kapısından? ..hainlik ezenin hoşgörüsüzlüğünden başlar hainlik.. bir halkın acılarına , çilesine yoksulluğuna kulak tıkamakta başlar..bu ülkenin asıl hainleri onlarca yıldır bunu görmeyerek bu halkı dağlara salanlardır..bu insanalrın eline silah tutuşturanalardır..kardeşi kardeşe inkarın eteğinde kurşun sıktıranlardır..!!!
Aybike
03-11-2008, 04:04 PM
bak asya kardesim...
ben almanya dogumlu biri olarak anlatacagim sana..dil zorlugunu...iyi oku...
Almanyada iyi almanca konusamayan alay konusudur...ezilir adam yerine konmaz..
bir ulkenin tum mentalitesini iyi bilmek..ve onlara karsi direnmek icin ,onlarin dili ve edebiyatini iyi bilmelisin..bunda mutabikmiyiz??????
Gelelim bizim ulkemizdeki kurtlere...Hadi bizim almanyada 45 yillik gecmisimiz var..Bu insanlar bizle onlarin deyimine gore 1000 yildir yasiyor..Iste ben burda OHAAAAAAAAAAAA derim....eger hala benim dilimi bilmiyorsa ve hatta CUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUS de derim...ve hatta hastirin lan falan da derim...
ben ikinci nesilim almanyada..ve almana almanca dersi veririm ben...
bana bu kurt gelipte benim dilim yasakti konusamadim demesin hoduk..la yasaktida 1000 yildir neden hala turkce ogrenemedin okuzde derim.....
asya artik yemezler kardes...yemiyoruzda...
Demir Kağan
03-11-2008, 05:28 PM
Türkleştirerek bir halkı kabullenmek başkadır ..onu kendi kültürüyle diliyle kendi kimliğiyle kabul etmek başkadır..Hepimiz bir kürt arkadaşımızı türkçe konuşurken severiz kendi anadilinde dert anlatmaya kalktığında yaa aşağılar yada dalga geçeriz..bu ülkede türkçe bilmiyor diye çok aşağılandı o halk ..hatta sonradan öğrendiği türkçeyi bozuk konuşuyor diye hep alay konusu oldu halada oluyor bu forumda bile o halkın türkçe konuşma şekliyle alay ediliyor..siz sonradan öğrendiğiniz bir dili nekadar temiz telefus edebilirsiniz..ana dilinizin dışında size öğretilen dil sizin derdinizi ne kadar anlatmanıza yarar..dil bilmediği için hastanelerde doktordan azar işitmiş..mahkemelerden kovulmuş okullarda alay konusu olmuş bir halk olduğunuzu varsayın nekadar bu ülkede kardeşce yaşayabilirsizniz.._? önce horlayalım sonrada neden eşkiyalık yapıyorsunuz diyelim..neden kendi yanlışlarımızı sorgulamaktan korkuyoruz neden 100 yıllardır süre gelen inkarın kurbanı olmaktan sıyrılamıyoruz..neden kürdü kürt gibi kabul edemiyoruz..?..bunca yıldır kan akıyor bu topraklarda "kardeş kardeşi" vuruyor bu lanet olası kanda hiç mi payımız yok bizim,? biz çak mu masumuz?.. birilerini hain ilanederek kurtuluyor mu bu ülke bu savaştan?.. birilerine tu kaka diyerek soyuna sopuna küfürler yağdırarak bitiyor mu bu savaş?..bu ülke daha kaç yıl ,kaç asır bu savaşın bedelini ödeyecek..diyorsunuz ki kürt halkının dış mihraklar kullanıyor peki o halkı onların eline atan nedenler ne?, neden kullandıttırıyorlar çok mu rahatlar çok mu mutlular da, rahatlık fazla geliyor bu halka?..siz bir göz evde 15 kişi yaşayanı gördünüz mü..siz günlüğü 3 yYTL ye bölge bölge çoluk çocuk genç yaşlı ırgatgezen gördünüzmü siz kürtler diye onların çadırlarının bulunduğu tarlaya it alanı dendiğini gördünümüz siz bu acıların hangi birini yaşadınızda kalkmış birilerini hemen hain ilan ediyorsunuz..kaç kez sürgün yaşadınız toprağınızdan, kaçkez basıldı eviniz kaçkez açlığa mahkum edildiniz, kaçkez derdini anlatamıyor diye hakarete uğrayıp kovuldunuz devlet kapısından? ..hainlik ezenin hoşgörüsüzlüğünden başlar hainlik.. bir halkın acılarına , çilesine yoksulluğuna kulak tıkamakta başlar..bu ülkenin asıl hainleri onlarca yıldır bunu görmeyerek bu halkı dağlara salanlardır..bu insanalrın eline silah tutuşturanalardır..kardeşi kardeşe inkarın eteğinde kurşun sıktıranlardır..!!!
Soylediklerinizin tamamina imzami atarim. Bir insan olarak, insanca baktiginiz icin. Ancak bir kac sorum var.. Onlara bir azinlik gibi davrandik mi? Onlara oy haklarini, calisma ve oturma izinlerini biz mi veriyoruz yoksa Turkiye'de dogduklari icin bu hakka direkt olarak sahip oluyorlar mi?
Bir kisim cevrelerin anlamadigi nokta su, biz Kurtleri farkli saymadik kendimizden, insan dedik ve bizden dedik. Bizdensiniz derken, adetlerinizi, geleneklerinizi, her seyinizi birakin tamamen bizden olun demedik. Biz bizdensiniz diye direttikce onlar farkli olduklarini soylediler. Simdi soyleyin, bizden saymakla suc mu ettik?
Amerikalilar'in daha dune kadar zencilere neler yaptigini unuttunuz mu? Kizilderililere yapilanlari unuttunuz mu? Biz bunlarin ne kadarini yapmisiz Kurtlere? Bize karsi neyin savasini veriyorlar? Egitimsizligin mi? Turkiye'de sadece Kurtler mi cahil? Milyonlarca Turk egitimli mi? Fakirligin mi? Turkiye'de sadece Kurtler mi fakir? Milyonlarca Turk zengin mi? Ezilmisligin mi? Hangi ezilmislik? Binlerce kiz ezilmedi mi basortusu yuzunden? Binlerce insan ezilmedi mi inancini yasayabilmek icin cabalamasi sebebinden?
Turk bana bunu yapiyor, Turk bana soyle yapiyor deyip kendini Amerika'nin, Avrupa'nin kucagina atmak nasil bir zihniyettir? Bin yildir burada olduklarini iddia ediyorlar, bin yillik dostlarini cope atip Bati ile mi dostluk kuracaklar? Bati'nin emperyalist emelleriyle tarihten bile silinebileceklerinin farkinda degiller mi?
Bati kullanir atar ancak bizimle yani Turklerle olan herkes kazanir, insanca yasar.
asya1917
03-12-2008, 03:45 AM
bak asya kardesim...
ben almanya dogumlu biri olarak anlatacagim sana..dil zorlugunu...iyi oku...
Almanyada iyi almanca konusamayan alay konusudur...ezilir adam yerine konmaz..
bir ulkenin tum mentalitesini iyi bilmek..ve onlara karsi direnmek icin ,onlarin dili ve edebiyatini iyi bilmelisin..bunda mutabikmiyiz??????
Gelelim bizim ulkemizdeki kurtlere...Hadi bizim almanyada 45 yillik gecmisimiz var..Bu insanlar bizle onlarin deyimine gore 1000 yildir yasiyor..Iste ben burda OHAAAAAAAAAAAA derim....eger hala benim dilimi bilmiyorsa ve hatta CUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUS de derim...ve hatta hastirin lan falan da derim...
ben ikinci nesilim almanyada..ve almana almanca dersi veririm ben...
bana bu kurt gelipte benim dilim yasakti konusamadim demesin hoduk..la yasaktida 1000 yildir neden hala turkce ogrenemedin okuzde derim.....
asya artik yemezler kardes...yemiyoruzda...
Aybike hanım siz olaya yiyoruz yemiyoruz diye bakmaya devam ederseniz yani en başından bir niyet sorgusuna girerseniz..zaten bu sorun sürüp gider bir çözüm bulamayız..Sizin gözünüzden kaçırdığınız şey Almanya ve Türkiye gibi bir ülkeyi kıyaslarken doğu ve güneydoğuya eğitimin ne zaman ulaştı, o halkın okur yazarlık oranına bir bakın derim..devlet nezaman vardı ..çocuğu askere gideceğinde bir çağrı mektubu gelmiştir yoksa nezaman çalınmıştır kapıları..o bölgeyi cehalletten kurtarmak adına ne yapıldı..sizin oha çüşş dediğiniz adam dağda koyun güderken mi türkçe öğrenecek??...lütfen bu ülkeyi bu ülke koşullarında değerlendirin ekonomik sosyal yapısını kendi halkımıza bakarak değerlendirin..almanyayla kıyaslayarak çıkamayız işin içinden..
Soylediklerinizin tamamina imzami atarim. Bir insan olarak, insanca baktiginiz icin. Ancak bir kac sorum var.. Onlara bir azinlik gibi davrandik mi? Onlara oy haklarini, calisma ve oturma izinlerini biz mi veriyoruz yoksa Turkiye'de dogduklari icin bu hakka direkt olarak sahip oluyorlar mi?
Bir kisim cevrelerin anlamadigi nokta su, biz Kurtleri farkli saymadik kendimizden, insan dedik ve bizden dedik. Bizdensiniz derken, adetlerinizi, geleneklerinizi, her seyinizi birakin tamamen bizden olun demedik. Biz bizdensiniz diye direttikce onlar farkli olduklarini soylediler. Simdi soyleyin, bizden saymakla suc mu ettik?
Amerikalilar'in daha dune kadar zencilere neler yaptigini unuttunuz mu? Kizilderililere yapilanlari unuttunuz mu? Biz bunlarin ne kadarini yapmisiz Kurtlere? Bize karsi neyin savasini veriyorlar? Egitimsizligin mi? Turkiye'de sadece Kurtler mi cahil? Milyonlarca Turk egitimli mi? Fakirligin mi? Turkiye'de sadece Kurtler mi fakir? Milyonlarca Turk zengin mi? Ezilmisligin mi? Hangi ezilmislik? Binlerce kiz ezilmedi mi basortusu yuzunden? Binlerce insan ezilmedi mi inancini yasayabilmek icin cabalamasi sebebinden?
Turk bana bunu yapiyor, Turk bana soyle yapiyor deyip kendini Amerika'nin, Avrupa'nin kucagina atmak nasil bir zihniyettir? Bin yildir burada olduklarini iddia ediyorlar, bin yillik dostlarini cope atip Bati ile mi dostluk kuracaklar? Bati'nin emperyalist emelleriyle tarihten bile silinebileceklerinin farkinda degiller mi?
Bati kullanir atar ancak bizimle yani Turklerle olan herkes kazanir, insanca yasar.
Demir kağan siz bireysel bakıyorsunuz olaya..evet şu konuda bende katılıyorum Türk halkı birçok millete göre çok hoşgörülü ve iyiniyetli bir çoğunun oğlu doğuda şehit olurken akşam kürt komşusunu iftara davet eder sofrasından ayrı tutmaz..kürt türk diye bakmaz(dı)..bu konuda bu savaş bu halkı kirletememişti çokda, kin tohumları atamamıştı ama yeni yeni onuda yapmaya başadılar kini nefreti tüm halka yaymak istiyorlar komşu komuşunun düşmanı olsun istiyorlar..
Fakat sizde benim kürtle sorunum yok derken onların öteki olarak bu topraklarda yaşatıldığını görmüyorsunuz..siz kürt doğmuş birine anadili kürtçe olan birine..bu ülkede "nemutlu Türküm dersen" mutlusunu söyletiyorsunuz, türkçe öğren derken anadilini inkar ettiriyorsunuz..peki o sormayacakmı ben Kürdüm mutlu olamayacak mıyım diye.??..neden bu ülkede tüm renklerimizi olduğu gibi kabuletmekten korkuyoruz ki ..türkçe öğrenirken kürtçeyide okullarda okusun anadilini okumayı yazmayı öğrensin..her sabah ona türksen mutlusun dedirtmeyelim.. neden hersabah kalktığında bu ülke insanı olduğum için mutluyum dedirtmiyoruz kürt, türk, çerkez, laz olduğum için mutluyum birlikte yaşayabildiğim için mutluyum dedirtmiyoruz neden bunlardan korkuyoruz??
Daha düne kadar bu ülkede kürt kelimesi yasaktı, Kürtçe şarkı yasaktı Kürtçe isim koymak yasaktı (hala kürtçe konuşuyor diye yargılananlar var, haklarında soruşturma açılanlar var)..bu yasaklar PKK le başlamadı çook öncesinden vardı pkk yi yaratan koşullara biraz objektif baksak?..neden bu örgüt büyük bir taraftar buldu, neden??.. gerçekten sorun ne diye soramıyoruz neden gerçekten bu halkın derdi ne diye bakmıyoruz??..bireysel olarak benim kürtle sorunum yok ben severim demek Kürtlerin-Türklerin sorununu hallediyor mu?..demek ki etmiyor ; hala canımız yanıyor bu konuda hep bir yanımız kanıyor..hala yüreğimizden parçaları feda ediyoruz..
Hanedan
03-12-2008, 06:27 AM
Kürt sorunu varmıdır? vardır. Ancak bu barış meseleside nerden çıktı onu anlayamıyorum. Barış içirsinde değilmiyiz? Değilsek o halde düşmanız...
Pekii düşmansak bunların bu ülke toprakları içinde ne işleri var...Bırakın ülke içini iç içe yaşamıyormuyuz kız alıp vermek suretiyle asırlardır akraba olmadık mı? Aynı yemekten yiyip aynı bardaktan içmiyormuyuz. Hatta aynı helaya s...mıyomuyuz....Ne demek barışşş. Ben onlara mecbur değilim kardeşim ama onlar bu ülkede yaşamak mecburiyetinde. Yaşamak istemiyomusun o zaman sittir git nereye gidersen.
Sonuç olarak nedense alttan alan hep biz hep bizzzz..nereye kadar? Barış içinde yaşamak. Nedir bu barış, birileri bunu ağızına dolamış sanki sürekli bir kargaşa ve ya savaş durumu varmış gibi bir hava estiriyolar. Türkiyenin barış gündemi yoktur, terör gündemi vardır ve hepsi gebertilecektir.Ya bu ülkede adam gibi, benimle aynı haklara sahip, özgür bir şekilde yaşarsın yada kafana sıkarım bu kadar basit.
Aybike
03-12-2008, 06:52 AM
kiyaslanir asya kardesim kiyaslanir...
hanedanin dedigi gibi..ayni din...evlilik..vs...
almanla olmayacak isler..oyleyken bile biz onlarin diline hakim olduk..
egitim dersen onlarin sucu..kiz okumaz diyen onlar..okuyanlarin ise o bolgeye geri donmeme olayi...ayrica karadeniz ic anadolu daha iyi durumdami saniyorsunuz..neden ordan cikmiyor terorist..
asya birileri bu ulkede huzur istemiyor..savas cikarip baris diye biryerlerini yirtiyor...iste benim yemeyiz dedigim olay bu..
nurhak
03-12-2008, 07:37 AM
Benim köyüm başkente 95 km.Ne asfalt yolu var,ne sağlık ocağı,elektrik 5,telefon 2 yıl önce geldi.Suyumuz ise halen km lerce öteden kendi çabamızla kaynak suyundan getirdik.Okulu falan unutun,okumak istiyorsanız 35 km ötedeki kasabaya gideceksiniz.
Birkaç yıl önceydi,tv de bir haber programında doğuda il merkezine 35-40 km bir köye su götürülmüş onla ilgili bir haber yapılmıştı,köylüler muhabirin etrafına toplanmış devlet babaya bu suyu evlerine bağlatmasını istiyorlardı.Ama hepsinin evlerinin önünde kamyonlar ve birer ikişer otomobiller duruyordu.Herşeyi devletin yapmasını bu vatandaşlar acaba kimden öğreniyor,benim köyümdeki vatandaşlarmı daha aptal...? O,bölgelere senelerdir verilen teşvikler,krediler ne oluyor kimlere veriliyor bu paralarla ne yapılıyor bileninimiz varmı...? varsa yoksa bir yoksulluk ve eğitimsizliktir gidiyor.Yeter artık yahu doğudaki insanda biz neyiz yoksa biz bu ülkenin vatandaşı değilmiyiz.Vergi ödeme,elektriği,suyu ucuza kullan,ekme biçme çalışma,sonrada ne olacak bizim halimiz edebiyatıyla dağlara çık birilerinin maşası ol...yağma yok beyler.Bu ülkenin kaynaklarının büyük bir kısmını gerek terör,gerek yatırım diye bu bölge sömürmekte.Yeter artık,yeeeteeeeerrrr.
[Dağın Ardına Bakmak] 'Türkiye'yi bölmek sol bir rüyaydı, fanteziydi'
Sınır ötesi operasyonlara, eve dönüş tartışmalarına konu olan 'dağdakiler' kim, bilmiyoruz. Sayılarla ifade edilen bu insanların ne yaşadığı bilinmiyor. Neden dağa çıktılar, neden dağda yaşadılar, dönenler neden döndü ve kalanlar neden hâlâ oradalar?
Bu soruları samimiyetle sormak ve bu sorularla yüzleşmek zorundayız. Haklı çıkarmak ya da mahkum etmek için değil. Anlamak için. Bu soruların cevaplarını almak için önce doğduğum topraklara, yüzlerce evladını kaybetmiş komşu köylere, şehirlere, sonra çoğunluğu için daha büyük bir acı, bir sürgün olan Avrupa'ya gittim. Dağa çıkmış, çatışmalara katılmış, yakalanmış ya da teslim olmuş, cezaevinde yıllarını geçirmiş kişilerle konuştum.
Bir masal dağı olmayan, istersek ulaşmamız mümkün olan o dağın ardına bakmaya çalıştım. Dağın ardında ne var, orada yaşayanlar nasıl yaşıyor, dönmekle ilgili ne düşünüyorlar? Cevaplar aradım. Anlatılanların bu kadar içine girmeden sorunun anlaşılmasının ve dahi çözülmesinin mümkün olmadığını gördüm. Yaşananlar her ne idiyse, bu geçen yıllar boyunca Kürt, Türk her kim incindiyse ancak birbirimizi anlamakla iyileştirebiliriz yaralarımızı. Benimle konuşan, hikâyesini paylaşan çoğu kişi doğal olarak fotoğraf vermek istemedi. Adları bilinsin istemediler. 'Beni yazabilirsin' diyenlerin, kimliklerini gizlemenin daha doğru olacağını düşündüm. Onlarca kişiyle konuşulduğu halde, ancak bazı örneklerine yer verebileceğimiz bu çalışmanın, kanın durmasına katkı