hsr_1979
06-24-2008, 06:23 AM
Ramazan K. Kurt
http://www.ortadogugazetesi.net/images/yazar/YazarRes_16.gif İklim Oyununda Kyoto ve Mahallenin Delisi Türkiye mi
İnsanın temel ihtiyaç sacayağı UN-ŞEKER-YAĞ üçlüsünden oluşur.
Başta savaş olmak üzere ülkede ekonominin çöktüğü yokluk zamanlarında insanların ayakta kalmasını sağlayan bu üç temel gıda maddesidir.
Atatürk'ün 1926'da kurduğu, tohum üreten, damızlık üreten, aşılama yöntemleri geliştiren örnek tarım çiftliklerinin kapatılması ve özellikle AKP'nin Türk tarımını altı yılda getirdiği manzara şöyledir:
1- Türkiye'de tohumculuk bitirilmiştir. Buğdaydan mısıra, un üretilen hububat tohumu ve domates, biber, salatalık tohumu milyarlarca dolar ödenerek özellikle ABD ve İsrail'den genetiği ile oynanmış, dolayısıyla tohum vermeyen her sene yenisi ithal edilen türlere Türk çiftçisi mahkum edilmiştir.
2- Türkiye'de hayvancılık sizlere ömür. Et ve süt ithalatçı bir ülkeyiz artık.
Küresel iklim değişikliği sebebiyle ülkemizde kuraklık etkisini iyice hissettiriyor. Mesela Antalya sahillerinde, Serik-Manavgat ovalarında 40 yıldır görülmeyen bir kuraklık hüküm sürüyor. Kuyu ve pek çok artezyen suyu kurudu.
Gözümüz gibi korumamız gereken nadir tarım alanları yerleşime ve sanayiye açıldı. Sanayiye açılmış toprağı bir daha ekmek mümkün değildir.
Şimdi de hükümet ABD'nin bile imzalamadığı Kyoto Protokolünü imzalayarak emekleme çağındaki Türk sanayisinin üzerine öyle yükler bindirecek ki� İster istemez dünya denilen mahallenin delisi Türkiye'mi diye sormak ihtiyacını duyuyoruz.
Türk milleti bütün gıda maddelerinde bir numaralı "canlı denek laboratuarı kobaylarına" dönüştürüldü. Dünya tarım tröstlerinin genetiği ile oynanmış, yeni geliştirdikleri bütün tarım ürünleri, ilaçları hâsılı aklımıza gelen gelmeyen her şey Türkiye'de.
Gıdada "deney faresi" olmamız yetmezmiş gibi, Kyoto Protokolü'nü de AB'nin kuyruğuna takılarak imzalayacağız ve sanayileşmeye de elveda diyeceğiz.
www.teksatir.com.tr internet sitesinde yer alan bilgilere göre, R.T.Erdoğan Cargill yetkilileriyle yaptığı görüşme sonunda, Türkiye'nin genetiği ile oynanmış mısırdan elde edilen şekerin İTHALAT kotası, mahalli şeker üretimini korumak gayesiyle bu tür ithalata sınır koyan AB ülkelerinin 7 ile 15 katına yükseltildi.
Bunun manası, Türkiye'de şeker pancarı üreticisi çiftçimizin ölüm fermanı. Mısırdan elde edilen şeker pancar şekerine göre yüzde 25 oranında daha tatsızdır. Çünkü NBŞ diye adlandırılan nişasta bazlı bir şeker türüdür. AKP Türk sanayisini AB'nin Kyoto sevdasına kurban etmeye hazırlanırken pancar üreticisi Türk çiftçisini de ABD merkezli Yahudi uyanıkların Cargill'ine "şekerlik" olarak veriyor.
Ayrıca mısır şekeri dediğimiz NBŞ şekeri dünya fiyatlarının üç katına Türkiye'ye ithal ediliyor.
İthalat rantiyecileri kimler dersiniz?
Konya Ovası'nı Cargill'in "bir daha ot bitmeyecek" kimyasal sanayine açan AKP, Kyoto Protokolünü TÜSİAD desteğinde imzalama aceleciliği içinde.
Türkiye sanayileşemez ise para bulamaz. Para yoksa genleriyle oynanmış tohumda ithal edemezsiniz. Sonuçta açıklıkla terbiye edilmek istenen ve toprak bütünlüğü masaya sürülecek bir Türkiye'ye doğru götürülüyoruz.
TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Kyoto Protokolüne katılmanın Türkiye'nin kalkınmışlık düzeyine ve büyüme ihtiyacına uygun olmayacağını söyleyerek, hükümete herhangi bir taahhüt altına girmemesi çağrısında bulundu. (Hürriyet 13.06.2008)
Türkiye, Kyoto Protokolü'nü kabul ettiği takdirde gelişmiş, sanayileşmiş, ülkeler gibi işlem görecek, bağlayıcı nitelikteki emisyon azaltma yükümlülüğü altına girecek, sanayileşme ivmesi yavaşlayacak ve kalkınamayacaklardır.
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'nin 2004 yıl itibariyle kişi başına emisyon miktarı 3.2 ton karbondioksit seviyesindedir. Bu miktar 4.3 ton olan dünya ortalamasından bile düşüktür. AB ortalaması 8.2 ton iken gelişmiş ülkeler ortalaması 13.2 tondur.
Her konuda Dünya Bankası ve IMF'nin dediğini ve raporlarını "Amentü" belleyen aklı evvel TÜSİAD, yukarıdaki verileri görmezden gelerek : "Kyoto imzalanırsa Türkiye söz sahibi olur. Kyoto AB için de gerekli" cevherini yumurtlayıverdi.
F.Gülen'e yakınlığı ile bilinen Aksiyon dergisinde (9 Haziran 2008) "Türkiye geçen hafta Kyoto Protokolü'ne taraf olma kararı aldı. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'na göre bu karar AB müzakerelerini kolaylaştıracak, küresel iklim kararlarında Ankara'da söz sahibi olacak" haberiyle TÜSİAD'dan farklı düşünmediğini ortaya koydu.
Ben Veysel Eroğlu'nu AKP içindeki aklı başında ve milli olanlardan bilirdim. Demek ki yanılmışım. Dışişleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı da TÜSİAD gibi düşünüyor.
DTP, Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile TOBB Kyoto Protokolü'nün imzalanmasına karşı duruyormuş. (Milliyet 17 Haziran 2008)
Evet, bize de kala kala dua etmek kalıyor sevgili okuyucularım: Allahım bizi içimizdeki akılsızların yüzünden cezalandırma. Amin.
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif
http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?id=1108
http://www.ortadogugazetesi.net/images/yazar/YazarRes_16.gif İklim Oyununda Kyoto ve Mahallenin Delisi Türkiye mi
İnsanın temel ihtiyaç sacayağı UN-ŞEKER-YAĞ üçlüsünden oluşur.
Başta savaş olmak üzere ülkede ekonominin çöktüğü yokluk zamanlarında insanların ayakta kalmasını sağlayan bu üç temel gıda maddesidir.
Atatürk'ün 1926'da kurduğu, tohum üreten, damızlık üreten, aşılama yöntemleri geliştiren örnek tarım çiftliklerinin kapatılması ve özellikle AKP'nin Türk tarımını altı yılda getirdiği manzara şöyledir:
1- Türkiye'de tohumculuk bitirilmiştir. Buğdaydan mısıra, un üretilen hububat tohumu ve domates, biber, salatalık tohumu milyarlarca dolar ödenerek özellikle ABD ve İsrail'den genetiği ile oynanmış, dolayısıyla tohum vermeyen her sene yenisi ithal edilen türlere Türk çiftçisi mahkum edilmiştir.
2- Türkiye'de hayvancılık sizlere ömür. Et ve süt ithalatçı bir ülkeyiz artık.
Küresel iklim değişikliği sebebiyle ülkemizde kuraklık etkisini iyice hissettiriyor. Mesela Antalya sahillerinde, Serik-Manavgat ovalarında 40 yıldır görülmeyen bir kuraklık hüküm sürüyor. Kuyu ve pek çok artezyen suyu kurudu.
Gözümüz gibi korumamız gereken nadir tarım alanları yerleşime ve sanayiye açıldı. Sanayiye açılmış toprağı bir daha ekmek mümkün değildir.
Şimdi de hükümet ABD'nin bile imzalamadığı Kyoto Protokolünü imzalayarak emekleme çağındaki Türk sanayisinin üzerine öyle yükler bindirecek ki� İster istemez dünya denilen mahallenin delisi Türkiye'mi diye sormak ihtiyacını duyuyoruz.
Türk milleti bütün gıda maddelerinde bir numaralı "canlı denek laboratuarı kobaylarına" dönüştürüldü. Dünya tarım tröstlerinin genetiği ile oynanmış, yeni geliştirdikleri bütün tarım ürünleri, ilaçları hâsılı aklımıza gelen gelmeyen her şey Türkiye'de.
Gıdada "deney faresi" olmamız yetmezmiş gibi, Kyoto Protokolü'nü de AB'nin kuyruğuna takılarak imzalayacağız ve sanayileşmeye de elveda diyeceğiz.
www.teksatir.com.tr internet sitesinde yer alan bilgilere göre, R.T.Erdoğan Cargill yetkilileriyle yaptığı görüşme sonunda, Türkiye'nin genetiği ile oynanmış mısırdan elde edilen şekerin İTHALAT kotası, mahalli şeker üretimini korumak gayesiyle bu tür ithalata sınır koyan AB ülkelerinin 7 ile 15 katına yükseltildi.
Bunun manası, Türkiye'de şeker pancarı üreticisi çiftçimizin ölüm fermanı. Mısırdan elde edilen şeker pancar şekerine göre yüzde 25 oranında daha tatsızdır. Çünkü NBŞ diye adlandırılan nişasta bazlı bir şeker türüdür. AKP Türk sanayisini AB'nin Kyoto sevdasına kurban etmeye hazırlanırken pancar üreticisi Türk çiftçisini de ABD merkezli Yahudi uyanıkların Cargill'ine "şekerlik" olarak veriyor.
Ayrıca mısır şekeri dediğimiz NBŞ şekeri dünya fiyatlarının üç katına Türkiye'ye ithal ediliyor.
İthalat rantiyecileri kimler dersiniz?
Konya Ovası'nı Cargill'in "bir daha ot bitmeyecek" kimyasal sanayine açan AKP, Kyoto Protokolünü TÜSİAD desteğinde imzalama aceleciliği içinde.
Türkiye sanayileşemez ise para bulamaz. Para yoksa genleriyle oynanmış tohumda ithal edemezsiniz. Sonuçta açıklıkla terbiye edilmek istenen ve toprak bütünlüğü masaya sürülecek bir Türkiye'ye doğru götürülüyoruz.
TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Kyoto Protokolüne katılmanın Türkiye'nin kalkınmışlık düzeyine ve büyüme ihtiyacına uygun olmayacağını söyleyerek, hükümete herhangi bir taahhüt altına girmemesi çağrısında bulundu. (Hürriyet 13.06.2008)
Türkiye, Kyoto Protokolü'nü kabul ettiği takdirde gelişmiş, sanayileşmiş, ülkeler gibi işlem görecek, bağlayıcı nitelikteki emisyon azaltma yükümlülüğü altına girecek, sanayileşme ivmesi yavaşlayacak ve kalkınamayacaklardır.
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'nin 2004 yıl itibariyle kişi başına emisyon miktarı 3.2 ton karbondioksit seviyesindedir. Bu miktar 4.3 ton olan dünya ortalamasından bile düşüktür. AB ortalaması 8.2 ton iken gelişmiş ülkeler ortalaması 13.2 tondur.
Her konuda Dünya Bankası ve IMF'nin dediğini ve raporlarını "Amentü" belleyen aklı evvel TÜSİAD, yukarıdaki verileri görmezden gelerek : "Kyoto imzalanırsa Türkiye söz sahibi olur. Kyoto AB için de gerekli" cevherini yumurtlayıverdi.
F.Gülen'e yakınlığı ile bilinen Aksiyon dergisinde (9 Haziran 2008) "Türkiye geçen hafta Kyoto Protokolü'ne taraf olma kararı aldı. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'na göre bu karar AB müzakerelerini kolaylaştıracak, küresel iklim kararlarında Ankara'da söz sahibi olacak" haberiyle TÜSİAD'dan farklı düşünmediğini ortaya koydu.
Ben Veysel Eroğlu'nu AKP içindeki aklı başında ve milli olanlardan bilirdim. Demek ki yanılmışım. Dışişleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı da TÜSİAD gibi düşünüyor.
DTP, Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile TOBB Kyoto Protokolü'nün imzalanmasına karşı duruyormuş. (Milliyet 17 Haziran 2008)
Evet, bize de kala kala dua etmek kalıyor sevgili okuyucularım: Allahım bizi içimizdeki akılsızların yüzünden cezalandırma. Amin.
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif
http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?id=1108