View Full Version : Kıbrıs Peşkeş Mi Çekiliyor?
hsr_1979
07-03-2008, 07:23 AM
Seyfi Şahin
http://www.ortadogugazetesi.net/images/yazar/YazarRes_14.gif Kıbrıs Peşkeş Mi Çekiliyor?
Güney Kıbrıs Rum lideri ile Kuzey Kıbrıs Türk lideri Talat arasınada BM özel temsilcisinin huzurunda önemli bir mutabakata varıldı. Bu mutabakata göre; Kıbrıs'ta çözüm "Tek lider ve tek kimlik" üzerine olacak.
KIBRIS GİTTİ Mİ?
Bu anlaşmaya göre, tek lider demek nüfus yoğunluğundan dolayı mecburen Rum lider demektir. Tek Kimlik olunca da halen dünyada tanınan tek Kıbrıs devleti Rum devleti olduğuna göre de bu kimlik, Rum kimliği olacaktır. Yani Kıbrıs Türk'ü, Rum kimlikli ve başka kimliği olmayan kendini tarif edemeyen bir vatandaş olacak. Bu durum Kıbrıs'ın evrak üzerinde verilmese bile bir Türk (!) temsilci tarafından peşkeş çekilmesi anlamına gelir.
Burada satıldı veya satılıyor tabiri kullanmıyoruz. Çünkü satışın bir karşılığı vardır. Buda maddi veya manevi bir değerdir. Onun için peşkeş diyoruz ki, karşılıksız vermek demektir. Başka ülkelere toprak satmak, Türk milletinin töre ve inancında ihanettir. Peşkeş çekmekte de bunun katmerlisidir. Talat yukarıdaki verdiği söze göre, Kıbrıs Türk'ü çok kötü duruma düşmüştür. Bu mutabakat yazılı hale gelirse bunun telafisi olmaz.
Her ne kadar Kıbrıs Cumhuriyetini kuran anlaşmalar da, Türkiye Cumhuriyeti taraf ise de, onun imzası olmadan başka bir anlaşma yapılamasa bile de , yine AKP hükümetinin dolaylı olarak tayin ettiği Talat'ın arkasında yine bu hükümet olacaktır. Dolayısıyla Kıbrıs'ın elden çıkması da kolaylaşacaktır.
TALAT BUNU NİYE YAPIYOR?
CTP'yi kuran ve Kıbrıs harekatından sonra kurulan Türk Cumhuriyetinin bir parti başkanı olan M. Ali Talat, her politikasında ve beyanında Kıbrıs'ın kuruluş anlaşmasına muhalefet etmiş, Türkiye'ye karşı çıkan bütün düşmanlardan yana olmuştur. Bunu da bir sol ideoloji veya siyasi görüş gibi takdim etmiştir. Ne yazık ki, demokrasi adına Talat'ın ihanetlerine de, Türkiye ve Rauf Denktaş göz yumuştur. O da çok açık olarak Rum tarafındaki Komünist Akel partisi ile işbirliği yapmıştır.
Hem Akel partisinin ve hem de CTP'nin ortak yanı, insanların kardeşliği ve milliyetin inkarı idi. Ancak Komünizmin fikir olarak iflas edip ortadan kalkmasından sonra, Akel Partisi tekrar Rum milliyetçiliğine döndü. Şimdi Güney Kıbrıs yönetiminin başına geçti. Onun politikası da Papadapulos'tan ve Klerides'ten farklı değil. O da Rum halkının haklarını savunuyor.
Kıbrıs'ı bir Rum adası yapmak istiyor. Eğer, tek lider ve tek kimlik iddiasında bulunmayıp dese idi ki; insanlar kardeştir ve eşittir. Eşit şartlarda bir ortak devlet kurabiliriz ve her iki toplumun lideri de kimliği de ayrı, ayrı olur. Yahut artık dünyada tek kimlik yerine iki kimlik revaçtadır. Her iki topluma da iki kimlik verebiliriz? Veya Rumlar istemezse sadece Türklere iki kimlik verebilirz, denebilirdi. Ama tek liderlik ve tek kimlik demek Kıbrıs'ın elden çıkması demektir. Bu asla kabul edilemez.
İşi ehline vermezseniz her şeyi, eline yüzüne bulaştırır. Milli kimliği ret eden, Türklüğü kabul etti görünmeyen, fikir olarak, dünya vatandaşlığı gibi aklın ve mantığın almadığı bir sapık ideoloji sahibi insanların, dünya gerçeğini göremeyecek kadar ahmaklaşanların, toplumlarını heder edeceğini bilmek gerekir.
Dünya kurulduğundan beri milletler ve dilleri vardır ve bunlar halen en keskin çizgilerle ayrı ayrı yaşamaktadır. Halen de dünyada çok sıkı bir milletler mücadelesi sürmektedir. Çünkü Allah böyle yaratmıştır.
Talat'ın fikri, zikri ve karakteri Kıbrıs Türk'ünün haklarını müdafaa etmeye yetmez. Onun derhal o makamdan çekilmesi gerekir.
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif
hsr_1979
07-07-2008, 09:37 AM
Orhan Karataş
Teslimat hızlandı
Türkiye, kapatma davasının rövanşı olduğu artık iyice su yüzüne çıkan ve gerçek gündemi bir sis perdesi gibi örten Ergenekon girdabında debelenirken, arkadan dolananlar geri dönüşü imkansız mesafeler alıyorlar. AKP sadece içeride değil, dışarı da gerçek niyetini adım adım hayata geçiriyor. Zaten genleriyle oynanan, öncelikleri yok edilen, her türlü tehdit ve baskıya açık hale getirilen Türkiye Cumhuriyeti, çok hayati kararlarla doğrudan varlığına yönelik kayıplar veriyor.
Kıbrıs teslimatı
Kapatma davasının savunma sürecine denk getirilen Ergenekon fırtınasının bütün şiddetiyle estiği günlerde, Türkiye en önemli dış meselesi olan Kıbrıs konusunda tarihi bir vahamet yaşandı. AKP'nin Kıbrıs'taki uzantısı Mehmet Ali Talat, Rum lider Dimitris Hristopyas'la 1 Temmuz günü 4,5 saat süren bir görüşme yaptı. Bu görüşmenin ardından yapılan açıklama, AKP'nin "ver kurtul" anlayışının KKTC'yi tarihe gömmek üzere olduğunu bütün çıplaklığı ile ortaya koydu. Açıklamada iki liderin, "tek egemenlik, tek vatandaşlık" konusunda anlaştıkları ve 1 Eylül'de biraraya gelerek ayrıntıları görüşecekleri yer aldı. Güney Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olduğu ve Kıbrıs'ın temsilcisi olarak kabul edildiği gerçeği, tek egemenlik ve tek vatandaşlığın ne anlama geldiğini net olarak ortaya koyuyor. Bunun adı Kıbrıs'ı bütünüyle Rum'a teslim etmektir.
Denktaş'ın feryadı
Böyle bir vahamete AKP hükümetinden zerre kadar tepki gelmemesi, Talat'ın bu kararı yalnız başına almadığını belgeliyor. Nitekim, görüşme ve arkasından yapılan açıklamadan sonra KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gelişmelerden duyduğu endişeyi, "Türkiye'nin acele etmemesi lazım. Kıbrıs'ta AB'nin her dediğini yapmakla tam üyeliğin sağlanamayacağının bilinmesi lazım. Yaşananlardan çok endişeliyim. Teslimiyete gidiyoruz. Hapishanede yattığım günlerde bile bu kadar tedirgin olmadım" sözleriyle çok net biçimde dile getirdi. Bu sözler bir siyasi değerlendirme değil, acı bir feryattır.
Toprak teslimatı
AKP'nin "cambaza bak" taktiği ile Türk milletinden sakladığı ve ihanet derecesine varan teslim etme gayreti sadece Kıbrıs'la sınırlı değil. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde de aynı hızla devam ediyorlar. Topraklarımızın yabancılara satılmasına izin veren düzenleme, MHP'nin bütün engelleme gayretlerine rağmen AKP parmaklarıyla meclisten bir defa daha geçti. Bu kanunun Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletine nasıl bir fayda sağlayacağını bugüne kadar kimse izah edemedi. Edemez de. Ancak, ne götüreceğinin yaşanmış örnekleri var. GAP bölgesi başta olmak üzere, bazı illerimizde çok büyük toprakların ve gayri menkullerin, aynı ülke vatandaşları tarafından satın alınmasının iyi niyetle izahı asla mümkün değildir.
Cehalet mi, ihanet mi?
AKP'nin kanunu savunurken AB üyesi ülkelerden örnekler vermesi eğer bir cehalet değilse, ihaneti örtme gayretidir. Türk vatandaşları da başka ülkelerde toprak ve gayrimenkul sahibi olabiliyormuş. Kargaları bile güldürecek bu savunmayı yapanlara şunu sormak isterim: Başka ülkelerde toprak ve mülk sahibi olan bir Türk'ün, "burayı ele geçireceğiz, işgal edeceğiz, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlayacağız" dediğini veya en azından o niyetle hareket ettiğini duyan veya iddia eden var mı? Ama Türkiye'ye gelip toprak alanlar, bir hesap peşinde olduklarını saklama gereği bile duymuyorlar. Daha önce fırsatını bulunca gelmiş işgal etmişler. Bu işgali can vererek, kan dökerek durdurmuş ve geri püskürtmüşüz. Niyetlerinden vazgeçmediklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Türk topraklarında gözleri olduğunu anayasalarına bile yazmışlar. Daha önce aynı yöntemle yayılmış ve işgal etmişler. Daha ne olmasını bekliyoruz.
Cumhurbaşkanına düşen görev
Cumhurbaşkanı bir defa daha büyük bir sorumluluk altındadır. Bu kanunu imzalaması ve yürürlüğe girmesine izin vermesi durumunda parmak kaldıranlarla aynı vebale ortak olacaktır. Bu düzenlemenin Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti'ne zerre kadar bir faydası olacağını kimse söyleyemez. Ancak, çok şey götüreceği ve ihanet sınırlarını çok zorlayacağı kesindir.
Ülkenin hali
Bay Tayyip'in meclisi niçin tatil etmediği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bu kadarla da kalmayacaktır. Kapatma davası, Ergenekon soruşturması derken, kim bilir daha neleri kaçıracağız. Hangi teslimatları yaşayacağız. Bir defa daha söylüyoruz; AKP'yi ikinci defa iktidar vermek, keleminin tan anlamıyla intihar olmuştur. İçerde ve dışarıda yaşanan bu intiharları içimiz yanarak izliyoruz. Daha bir yıl bile dolmadan ülkenin geldiği duruma bakın. Konuştuğumuz, konuşmaya fırsat bile bulamadığımız, sonradan fark ettiğimiz şeyleri şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Yokluk, yoksulluk, zam, talan, yalan, soygun, vurgun, peşkeş, kayırma, kriz, gerginlik, çatışma, kapatma, hesaplaşma, darbe, teslimiyet, bölücülük ve terör günlük hayatımızın bir parçası haline geldi.
Böyle gitmez
Bu gidişin kaçınılmaz sonucu olarak, devlet tıkandı. Sistem çöktü. Kurumlar arasında güven ve irtibat kalmadı. Millet "bizden olanlar ve olmayanlar" diye ikiye ayrıldı. Bunların normal olduğunu kim söyleyebilir? Bu durumu içine sindirebilen bir tek Türk vatandaşı var mıdır? Yarın kim bilir hangi gündemle uyanacak, hangi vahamete tanık olacağız.
Hangi teslimatlar yapılacak, hangi ihanetler sıraya girecek? En tehlikeli olanı da artık bunlara alışmış olmamızdır. Sistemli bir şekilde milleti bunlara alıştırdılar. Bunların her hangi birisi başka bir ülkede yaşansa kıyametler kopar. Hükümetler düşer. Bizim hükümetimiz bunları başarı sayıyor ve övünüyor. Bu böyle gitmez. Bu millet en karanlık dönemlerde silkinmeyi ve sahip çıkmayı bilmiştir. Yine silkinecek ve geleceğine sahip çıkacaktır. Bütün bunlara sebep olanların yanına kalmayacaktır. Mutlaka hesap vereceklerdir.
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif
07/07/2008-Sf8
http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?id=1208
hsr_1979
07-09-2008, 02:04 AM
http://www.starkibris.net/images/banner66star_.jpg
ABD ‘Tek millet’ diyor
ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, temaslarını tamamlayarak adadan ayrıldı.
Bölge ziyaretleri çerçevesinde Kıbrıs’a geçtiğimiz gün gelen Freid, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas yanında, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Taye Brook-Zerihoun, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Marcos Kiprianu ve iki taraftan bazı siyasilerle bir araya geldi.
Temaslarının ardından ara bölgedeki Fullbright Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen Fried, ardından adadan ayrıldı.
Basın toplantısında, Kıbrıs ziyaretinin ABD'nin Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklediğinin bir kanıtı olduğunu söyleyen Fried, ”İki kesimli, iki toplumlu federasyon, tek millet, tek vatandaşlık ve bölünmemiş bir ülke görmek istiyoruz” diye konuştu.
Liderlerin ilerleme sağlamasını ve kapsamlı görüşmelere başlamasını umduklarını söyleyen Fried, Kıbrıs’la ilgili bir Amerikan planı olmadığını, ancak ABD'nin açık desteği olduğunu da kaydetti. Bunun, liderlere dayatılacak bir konu olmadığını, yolu liderlerin göstermesi gerektiğini söyleyen Fried, Lokmacı Kapısı’nın açılmasına atıf yaparak Kıbrıs’ta ilerleme olduğunu söyledi.
LİDERLER KARAR VERECEK
Bir soruya karşılık, iki liderin 25 Temmuzda görüşeceğini ve zaman çerçevesinin bu görüşmede belli olacağını söyleyen Fried, ”Kapsamlı müzakerelerin ne zaman başlayacağına Kıbrıs'ta liderler karar verecek” dedi. Fried, ABD olarak mümkün olan en kısa sürede kapsamlı müzakerelerin başlamasını desteklediklerini kaydetti.
09.07.2008
http://www.starkibris.net/index.asp?haberID=12293
hsr_1979
07-09-2008, 02:15 AM
Kamuran Özbir
Beklenmedik Barış
Şimdiye kadar hiç kimse, Kıbrıs barış sürecinin başarısız olacağına dair bahse girip para kaybetmemiştir. Ancak yıllardan sonra bu yıl, söz konusu anlaşmazlığı sona erdireceken iyi şans sessizce yerel ve uluslararası karar vericilere yaklaştı ve şimdi Avrupa Birliği'nin geçmişteki hatalarını affettirmek için son bir fırsatı var.
Her ikisi de AB'ye yakınlaşmaya istekli olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye, yönlerini ilk değiştirenler olmuşlardı. 250 bin Kıbrıslı Türk 2004 yılında liderleri Rauf Denktaş'ı oylarıyla görevden uzaklaştırdı. Birleşmiş Milletler'in aracı olduğu, AB'nin onayladığı ve yeni bir Kıbrıs federasyonunun kurulmasını ve Türk askerlerinin çekilmesini öngören, Annan Planı olarak bilinen planı kabul etti.
Buna karşın, 750 bin Kıbrıslı Rum büyük oy çoğunluğuyla Annan Planını reddeti. Ancak anlaşılmaz bir şekilde bu uzlaşmaz tavırları için oylamanın hemen ardından AB tam üyeliğiyle ödüllendirildiler. Ondan sonra da istenmiyen sonuçlar kuralı devreye girdi.
AB üyeliği Kıbrıslı Rumlara öylesine bir güven duygusu aşıladı ki, artık orduları için yedek parçayı bile zor alıyorlar. Üyelik Rumların ayrıca eninde sonunda Türkiye'nin askeri gücü tarafından desteklenen Kıbrıslı Türklerle adil bir anlaşma yapabileceklerine inanmalarını sağladı.
RUMLARIN TUTUMU
Kıbrıslı Rumlar, aynı zamanda katı tutumlu liderleri Tasos Papadopulos'un uyuşmaz politikalarını, kendi bağımsızlıklığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası tanınmasını artırdığının farkına vardılar. Kapılarında ikinci bir Kosova'nın oluşmasından korktular. Ve böylece Kıbrıslı Rum seçmenler geride bıraktığımız Şubat ayında kampanyasını Annan Planının reddedilmesine dayandıran ve herhangi bir uzlaşma anlaşmasına engel olacağını duyuran Papadopulus'u görevden uzaklaştırdılar. Daha önce görev başındaki hiçbir Kıbrıslı Rum lider seçimlerin ilk turunda kaybetmemişti.
Seçimin galibi pragmatik komünist lider Dimitris Hristofyas ise aksine Kıbrıslı Türklere verilecek tavizler konusunda kampanya yaptı. İktidara gelmesinden bu yana bir çok tabuyu yıkan Hristofyas, Kıbrıslı Rumların uzlaşmazlığın sorumluluğunu paylaşması gerektiğini kabul etti. Hristofyas, 1960'ların toplumsal şidet olaylarında öldürülen bir Kıbrıslı Türkün yeniden yapılan cenaze törenine çelenk ve temsilci yolladı.
GÖRÜŞMELERİN BAŞARI ŞANSI
Adının Rum kesiminin artık AB'de olması nedeniyle görüşmelerde başarısız olunmasının bedeli Avrupa'nın geri kalanına da yansıyacaktır. Kısaca Avrupalı liderlerin Kıbrıs'a öncelik vermelerinin zamanı artık gelmiştir. İrlanda'nın Lizbon Antlaşmasını reddetmesinden sonra, AB'ye ilgi çekmek için Kıbrıs'a barış getirmekten daha iyi ne olabilir? Demokrasi ve refah yaymak, AB'nin en asli amacı ve en büyük başarısı olmuştur. AB bunu, 2004 yılında herkes tarafından çok yanlış bir şekilde anlaşılanı, 2008 yılında Hristofyas ve Talat beyefendilerin doğru yapmalarına yardımcı olarak yeniden başarabilir. Artık yapılacak iş 25 Temmuz tarihini beklemek olmalıdır.
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif
hsr_1979
07-09-2008, 02:18 AM
http://www.yenihareket.com/templates/gk_sportmaxum/images/logo.png
Hayal Kurmak Daima Gerçekçi Bir Yaklaşımdır
Kıbrıs Devlet Başkanı Christofias ‘’Kurier’’ ile yaptığı söyleşide, adanın yeniden birleşmesi konusunda karşılaşılan engellerden bahsetti.
Kurier gazetesinden Margaretha Kopeinig’in Kıbrıs Devlet Başkanı Dimitris Christofias ile yaptığı Lefkoşe çıkışlı mülakatın çevirisini sizlere sunuyoruz.
Kıbrıs Devlet Başkanı Dimitris Christofias çok farklı bir insan. Koruma istemiyor, herkes gibi kendi arabasıyla şehirde geziyor ve gazetelerin aktüalite sayfalarını okuyor. Bu sayfalardan insanların kişisel sıkıntılarını öğreniyor ve telefona sarılıp onlara yardım ediyor. Christofias reformcu Komünist ve Kıbrıs’ın en sevilen politikacısı. Yönettiği ada 1974 yılından bu yana ikiye bölünmüş durumda. Adanın yeniden birleşmesini ve halk topluluklarının birbirleriyle barışmasını istiyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini Kıbrıs Türk topluluğu lideri Mehmet Ali Talat ile 1 Temmuz’da yapacağı görüşme belirleyecek.
Kurier: Sayın Cumhurbaşkanı, yeniden birleşme gerçekçi bir yaklaşım mı, yoksa bir hayal mi?
Dimitris Christofias: Seçmenlere Kıbrıs sorunu tarihinde yeni bir dönem başlatmayı vaadettim. Eski dostum Talat’ı da aynısını yapmaya çağırıyorum. Bunun başarılı olup olmaması, her iki tarafın iyi niyetine ve Türkiye’deki olaylara bağlı. Bu yeni başlangıç bir hayal mi, yoksa bir utopya mı? Daha iyisini hayal etmek, daima gerçekçi bir yaklaşımdır.
Kurier: Talat ile buluşmadan neler bekliyorsunuz?
Christofias: Mayıs’ta dört yıl önce ara verilen görüşmelere yeniden başlamaya karar vermiştik. Çalışma grupları ve komiteler görüşmelere ilişkin hazırlık çalışmalarını yaptılar. Yeni anayasa, toprakların iadesi ve güven verici önlemler üzerinde çalıştılar. Görüşmelerin şartlarını tanımlamamız gerekiyor.
Kurier: Talat pek başarı vaadetmiyor. Tek tür vatandaşlı ve dışa karşı tek temsilcisi olan bir federasyon yerine iki ayrı devletten bahsediyor.
Christofias: Talat iki ayrı devletten bahsediyorsa, bunu hiç bir zaman kabul etmeyiz. Bu BM kararına ve çözümün özüne aykırı düşer. Görüşmelerin zemini , tek bir devlet olmalı. Sorunu ancak bu şekilde çözebiliriz.
Kurier: Talat Türkiye’nin baskısı altında mı bulunuyor?
Christofias: Benim için Talat’ın bazı Türk çevrelerinin, Kemalistlerin baskısı altında bulunduğunu söylemek çok kolay. Ama böyle birşey söylemeyeceğim, çünkü Talat buna olumsuz tepki gösterebilir. Kıbrıs Türklerinin lideri olarak, Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’nin kontrolü altında olamayacağını söylemek zorunda. Türkiye’nin işgalinin doğurduğu sonuçlara değinmek zorunda, yaratılan bazı gerçekler var: Türkiye’den gelen göçmenler, Kıbrıs Rum mallarına el konulması gibi. En önemli nokta ise adada Türk askerinin varlığı.
Kurier: 2008 sonu görüşmeler için bir takvim mi?
Christofias: Bunu Talat söylüyor. Benim açımdan böyle bir takvim yok.
Kurier: Görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanırsa ne olur?
Christofias: Kötümser olmak istemiyorum. Talat ile ben Türkiye’nin işgaline, anavatana bağımlılığa karşı birlikte mücadele ettik. Halk topluluklarımız ve kültürleri için güvenlik istiyoruz.
Kurier: Kuzeyde Anadolu’dan gelen 200 bin kadar göçmen yaşıyor. Bunların hepsine vatandaşlık vermek istiyor musunuz?
Christofias: Böyle birşey hiç bir zaman yapmam. Çünkü o zaman Kıbrıs Türkleri karşısında çoğunluğu teşkil ederlerdi. Ama uzlaşmaya hazırım. 50 bin göçmen Kıbrıs vatandaşı olabilir. Diğerleri dönmek zorunda.
Kurier: Talat göçmen olmadığını söylüyor.
Christofias: Bu onun devraldığı, Türkiye’nin görüşü. Kıbrıs sorununun askıya alınmaması, aksi takdirde türk göçmenlerinin sayısının artacağı yolunda uyaran kendisiydi.
Kurier: Türkiye Kıbrıs’ı AB üyesi olarak tanımıyor.
Christofias: AB bu konuda objektif değil. Türkiye’ye bunun bir yükümlülük olduğunu söylemesi lazım. AB çok sabırlı. Anlaşılan Türkiye’nin AB’ne olduğundan daha fazla AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var.
Kurier: Türkiye AB’ne alınmalı mı?
Christofias: Evet, bu Türkiye’nin daha demokratik olmasını sağlayacak, insanlara daha fazla hak tanıyacak ve sosyal güvence verecektir. Ancak Türkiye’nin tüm kriterleri yerine getirmesi gerekiyor.
Kurier: Türkiye’nin bir İslam devleti olmasından korkuyor musunuz?
Christofias: Başbakan Erdoğan’ın İslamcı AKP’si reformları ve AB’ne katılım sürecini teşvik etti. Kemalist çevreler önemini kaybetmekten korktuğu için, kriz boyutunda siyasi gelişmeler oldu. AKP’nin kapatılması, Kıbrıs sorununun çözümüne de zarar verebilir.
Kurier: Ankara sizce Kıbrıs’a çözüm bulunmasından yana mı?
Christofias: Evet diyebilirim. Ancak asıl önemli nokta, adada Türk askerinin varlığı. Birçok Türk bunu Anadolu’nun buraya genişlemesi olarak görüyor.
Kurier: AB İrlanda’nın ‘’hayır’’ cevabının ardından nasıl bir çizgi izleyecek?
Christofias: AB politikacıları eğer yakında insanların neye ihtiyacı olduğunu anlamaya başlamazsa, bütün vatandaşlar ‘’hayır’’ diyecektir.
Kurier: AB kendini nasıl değiştirmeli?
Christofias: Siyasi liderler insanların isteklerini dinlemeli, hissetmeli ve görmeli. Güvenlik, iş ve iyi bir eğitim isteyen insanlar ile temas yok. Politikacılar bu sorunlara mesafeli bakıyor. Vatandaşlar artık muhafazakar ve sosyaldemokrat partiler arasında bir fark göremez oldu.
Kurier, 30 Haziran 2008
http://www.yenihareket.com/index.php?option=com_content&task=view&id=1153&Itemid=93
hsr_1979
07-09-2008, 02:25 AM
http://www.kibrispostasi.com/images/interface_r1_c1.gif
Türkiye karıştı;Kıbrıs’a dikkat!
İsmet KOTAK
1 Temmuz 2008
Dün Türkiye’de son derece ilginç tutuklamalar yapıldı. Gün boyunca haber kaynaklarına nerede ise bağlı kaldık. Ünlü ve de sivil-asker isimlerin ard arda gelmesi karşısında hayretler içinde kaldık. Nerede ise bir yıldan bu yana sürdürülmekte olan “Ergenekon davası” denilerek birçok kişi gölge altına alınmıştı. ”Milliyetci,lâik,Atatürkçü” tanınan kişilerin listelerde yer alması özellikle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından olayın “Politik” olduğunu vurgulamasına neden oldu. Zaten CHP ve Baykal da okkanın altına itilmektedir.
Kıbrıs’a birçok kez gelerek büyük görevler yüklenen Orgnereal(E) Hurşit Tolon, Org Eruygur, ATO Başkanı Kıbrıs sevdalısı Sinan Aygün gibi isimlerin de tutuklanması Türkiye’yi karıştırdı. Daha önce de yapılan tutuklamaların da poltik nedenlere dayandığı yazılıp söylenmişti.
“Cumhuriyet” gazetesi yazarlarından Mustafa Balbay’ın gözaltına alınması üzerine aynı gazetenin yazarı ve Kıbrıs dostu Arcayürek yaptığı basın toplantısında “Tam da Anayasa Mahkemesde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya’nın sözlü suçlama yaptığı günde yer alan bu tutuklama olayları politik davranışı çağrıştırıyor;gözdağı verilmek isteniyor” dedi.
Bu satırları yazdığım sırada bazı Türkçülerin de tutuklanması üzerine gençlerin yürüyüş yaptıkları ve taşkınlıklar olduğu haberleri gelmekte idi. İktidar Partisi müdahale etmediğini Başbakanın ağzından açıklama gereğini duydu. Ama genelde yayın organları bu olayı, Anayasa Mahkemesinde yer almakta olan AKP’nin kapatma davası ile birlikte mütalâa etmektedirler.
Haberlerde AB yetkilerinin olaya yaklaşımları da kuşku uyandırdı. Hele CHP ve Sosyalist Enternasyonal arasına kara kedi sokanların neleri hedefledikleri kolay anlaşılmaktadır. Kemalistleri lânetleyenlerin, Atatürk’ten kurtulmak gerektiğini ileri süren AB yetkililerin bundan neyi murad ettikleri anlaşılmaktadır. Avrupa tam gününde Türkiye’nin içine çomak sokmakta ve nasıl bir Türkiye istediğini sergilemektedir. Avrupa Türkiye’nin içini karıştırmaktadır. Güneydoğu yetmedi şimdi Ankara’ya parmak soktular.
&&&
İşte tam bu sırada Kıbrıs’ta sürmekte olan görüşmeler konusunda konuşan TC Dışileri Bakanı Babacan, ortada gerek yokken, “Talat’a destek” attı.Yani KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat’ın desteğe gereksinimi mi vardır demektir bu?
Görüşme dün yer aldı. Talat-Hristofyas görüşmesinden, ilk kez bir anlaşma ortaya çıkmadı. Yayınlanan ortak bildiride Hristofyas’a mal edilerek “Tek egemenlik, tek yurttaşlık,tek devlet “ olayının öne çıkarılmak istendiği belirtildi. Bunun rededilmediği ama ilerideki bir tarihte ele alınacağı işaret edildi. Yani en hassas olduğumuz konuda bile “Red” konumuna geçilmedi; konuşulacağı işaret edilerek kabulünün mümkün olduğu izlenimi yaratıldı.
Yani M.A.Talat ilk kez Hristofyas’ın istediği metinin altına mühür basmaktan çekindi. Ama anlaşılan bunu erteledi.Oysa Dışişleri Babacan onun verdiği her türlü ödüne tam destek atmıştı. Bu ana kadar verdiği ödünlere baktığımızda, normal olarak yenisini de vereceği anlaşılıyordu.Çünkü masadan kalkamak,görüşmeleir kesmemek CTP’nin kesin kararıdır. Masada istemediğiniz konu da olsa, orada kalıyorsanız, şimdi değil ama gün gele kabul edeceğiniz anlaşılmaktadır.
Bu görüşme hakklında bazı Türk haber kaynakları bunlara da “evet” dediğini haber yaptılar ama ben, sadece resmi açıklamayı vurguluyorum. Elimde kanıt isterim. Kimseye haksızlık yapmak istemem.”Kabul ettim” denmediği sürece kabul edilmiş olmuyor bana göre.
Ama gidiş iyi değildir kuşkusuz. Rum içte ve dışta bağırdıkça alıyor,Talat da AKP’ye danışıp veriyor. Türkiye karıştırıldı. Bu hem AKP’nin, hem de Kıbrıs’ta onun kolunda olanların işine geliyor. Dumanlı havada verilen ödün kolay farkedilmez…AB’nın de bunda payı vardır. Amaç bunca karışıklık içinde Kıbrıs’ı Türk Ulusunun dikkatinden kaçırmaktır. Girit’te de böyle olmuştu.”Demokrasi uğruna” Osmanlı Rumeli bozgununu yaşadı…Şimdi de AB’nin ipi ile kuyuya inilip, lâiklik ve Atatürkçüler tasfiye edilmek istenmektedir. Bu arada da Kıbrıs aradan kayacaktır…DİKKAT…
Bizden söylemesi…
http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/42/col/104/art/2628/PageName/T%DCRK%DDYE
hsr_1979
07-09-2008, 03:55 AM
Abdullah Azizoğlu
Denktaş neden huzursuz
Hayatı, halkı ve milletinin selameti için mücadeleyle geçen Denktaş'ın gidişat karşısında huzursuz olması kadar normâl bir şey düşünemiyorum. Çünkü o, mücadelenin ilk günlerindeki tespitlerinden tek santim oynama olmadığını biliyor ve görüyor. Üstelik bu doğru tespitler her an karşımızda.
Önce biraz gerilere gidelim ve bu tespitlerden sadece birine ve kendi ağzından göz atalım isterseniz… '1968-1973 dönemi müzakerelerinde, Makaryos'un yeni bir anlaşmayı da ortadan kaldırmak için her şeye tevessül edeceğine inanıyordum. Bu nedenle, bütün dikkatimi, statümüzün KURUCU ORTAK OLARAK TEYİDİNE VE GARANTİ SİSTEMİNİN AYNEN DEVAMINA VERİYORDUM… Makaryos ise, bizi bir Rum cumhuriyetinde azınlık haline getirmedikçe hiçbir şeyi kabul edecek durumda değildi. YA AZINLIK HAKLARINI KABUL EDERLER, YA DA ÇEKİP GİDERLER diyordu.'
Şimdi herkes elini vicdanına koyup kendi kendine sorsun bakalım; şu anda aynı noktada değil miyiz? 'Hristofiyas'ın iki eşit halk, iki bölge' dolmasını yutar, ya da, Beşparmaklar'ın eteklerine sıkışıp adanın yüzde 18'ine razı olursak belki!
Ve o dönemde, (Şimdi Hristofiyas'ın koltuğunda oturan) Klerides diyor ki; 'Bizim için en iyi çözüm, çözümsüzlüktür. Bugün ne ise yarın da, gelecekte de oyuz. Yüzde 100 Rumlardan oluşan bir idareyi dünyaya meşru Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul ettirdik. O halde Türkleri ne diye içimize alalım? Ya bize boyun eğecekler, ya da adadan çıkıp gidecekler!'
Aynı şeyleri Makaryos da, ondan sonra diğerleri de söylemişti ve Hristofiyas'ın başka türlü düşündüğünü zannedenler çok yanılıyor.
Keşke ben yanılsam.
http://www.starkibris.net/index.asp?haberID=12215
hsr_1979
07-16-2008, 11:17 AM
ADANIN BİRLEŞMESİNE KARŞI ÇIKIŞ BOŞUNA MI?
Avrupa Birliği, dünyayla bütünleşme diye diye geldiğimiz noktaya bakın... Kundaklamalar, yangın çıkarmalar, cinayetler, hırsızlıklar, adam kaçırmalar gün be gün artmakta... Sebebini arayan soran yok bu işlerin...
Yazıyı Facebook'ta Paylaş
Avrupa Birliği, dünyayla bütünleşme diye diye geldiğimiz noktaya bakın...
Kundaklamalar, yangın çıkarmalar, cinayetler, hırsızlıklar, adam kaçırmalar gün be gün artmakta...
Sebebini arayan soran yok bu işlerin...
Yıkıldı denen statüko en vahşi haliyle karşımızda...
Hava sisli...
Göz gözü görmüyor.
Gönyeli′de mahalle arasında bulunan patlayıcı yüklü araç ve sahibi nerede?
İki başbakanın evinde veya konutunda bombalar patlatıldı...
Gazeteciler, parti binaları, matbaalar bombalandı, yakıldı...
Kutlu Adalı katledildi sokak ortasında...
Hani nerde bunları yapanlar veya yaptıranlar...
Tümü de tozlu raflara kaldırıldı...
Biz Kumsal katliamına bir dokanalım dedik, maillerle, telefonlarla uğradığımız hakaretlerin bini bir para...
Kuzey′deki, Güney′deki şövenist kesimlerin basın bildirileri, telefoniyen tehditleri de işin bir başka tarafı...
Kıbrıslı işlediği cinayetin hesabının sorulmasını, araştırılmasını istemiyor...
Çünkü bu cinayetlerin perde gerisindeki güçlerin korkusu hala yüreğinde...
Daha geçen gün bulunmadı mı Kafkas′ın yanık cesedi?
Bilinenler yanında emin olun bilinmeyenlerin haddi hesabı yoktur...
Ben birkaç yıl önce adanın ikiye bölünmüşlüğü üzerine bir yazı yazarken şunları söylemiştim.
Sicilya mafianın merkezi olarak bilinmekte...
AB′nin hakimiyeti sonucunda orası artık mafya için yaşanmaz bir hal aldı.
Yarısı AB′nin, yarısı ABD′nin güdümündeki Kıbrıs onlar için biçilmiş kaftan şimdi...
Geçen gün Cafer Gürcafer kaçırıldı ve tehditle çek imzalatıldı kendisine.
Polise bildirirse ailesinin de başına kötü şeylerin geleceği söylenerek bırakıldı.
Benzer bir olay bir müddet önce başka bir işadamının başına geldi.
K. Kaymaklı′da kaçırılıp dağa götürülen işadamı tehdit edildi ve ertesi gün bankadaki hesabından 100 bin sterlin çekip ödeme yaptığı için ailesine ve kendisine dokunulmadı.
İşte koltuklara oturtulanların demokrasiden, adaletten, insan haklarından dem vurdukları... Güney′den bile daha demokratiğiz dedikleri...
40 bin kişilik TC ordusu sayesinde emniyette yaşadıklarını söyledikleri yarım adanın durumu bu...
Militarizmin egemen olduğu, sancak, bayrak ve marş çığlıkları arasında mafya rahatça at koşturtmakta...
Biz hep yazdık ve söyledik...
Taşı toprağı altın diyerek...
Kıbrıs′ın kuzeyi bizim serhat boyumuzdur diyerek buraya doluşturanların yapabilecekleri tek şey kalıyor geriye...
Mafyaya tetikçilik yapmak...
Başka ne bekleyebilirsiniz içinde bulunduğumuz düzenden?
Adanın birleşmesine boşuna mı karşı çıkılıyor sanırsınız?
http://www.barisgazetesi.com/index.asp?sayfa=yazidetay&yaziid=286
chepny
07-16-2008, 11:55 AM
Kıbrıs Peşkeş Mi Çekiliyor?
Evet peşkeş çekiliyor...
hsr_1979
07-26-2008, 04:05 AM
21 Eylül 2006 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Emin ÇÖLAŞAN ecolasan@hurriyet.com.tr
http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/5b.jpg Kıbrıs'ta AKP emriyle hükümet darbesi
KIBRIS konusu AKP iktidarının büyük dertlerinden biri. AB ile olan ilişkilerde onları en çok zorlayan konu. Ellerinden gelse Kıbrıs'ı bugün elden çıkaracaklar. Peki bu nasıl olacak?
Rum tarafı ile birleştirip Rum egemenliğine sokacaklar.
Bu, uzun vadeli plan ve AB bunu istiyor. Kısa vadelisi ise Türk limanlarını Rum gemilerine, havaalanlarını Rum uçaklarına açmak...
Ve Kıbrıs Rum yönetimini devlet olarak tanımak.
AB bizden bunları istiyor. Rum yönetimi ile her türlü sorunu gidermemiz gerektiğini de açık açık bildiriyor.
AKP hükümeti bunları yapmasına yapacak da, o zaman Türk milleti ayağa kalkacak. Kıbrıs'ı satmak kolay değil! AB bastırır, ABD bastırır, hatta KKTC'deki bizim "Türklerin" bir bölümü bastırır ama faydasız.
"O Türklerin" derdi, Rum tarafıyla birleşip ceplerine AB pasaportu koyabilmek!
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bu olayın farkındaydı ve direndi.Rumlara böyle ödünler vermenin, onlarla birleşmenin ulusal çıkarlarımıza aykırı olduğunu yıllarca savundu.
AKP, sonunda Denktaş'ı safdışı bırakmayı başardı.
Ancak bu kez de hükümeti oluşturan koalisyonun küçük partisi engel oluyordu. AKP hükümeti onun da çözümünü buldu. Koalisyondan bazı milletvekillerini istifa ettirip hükümeti bozdu.
***
Peki bu nasıl oldu? İddialara göre, Kıbrıs'ın bizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı'na eşdeğer olan makam devreye sokuldu. Birkaç milletvekiline bir milyon dolardan fazla para verildi, istifa etmeleri sağlandı ve hükümet bozuldu.
Amaç tümüyle AKP güdümünde yeni bir hükümet kurulmasını sağlamak ve KKTC'de dikensiz gül bahçesi yaratmak...
Ve sonra da bizimkilerin Türkiye'de "evet" diyemeyeceği her AB ödününü yeni KKTC hükümetine verdirmek...
Ve karşı çıkanlara, "Bize ne kardeşim, KKTC bağımsız bir devlettir ve bu kararları onların hükümeti almıştır" deyip Türk milletini kandırmaya kalkışmak! Oyun bu kadar basit.
***
Geçen pazartesi günü Cumhuriyet Gazetesi'nin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, köşesinde ilginç bir konuya değindi. Bir AKP milletvekili defalarca Kıbrıs'a gidip bu "hükümet ayarlamalarını" yapmış ve açığa çıkmamak için otellerde takma isimle kalmıştı.
Cumhuriyet'in dünkü manşetinde Bahadır Selim Dilek konuyu belgeledi:
"Gizli operasyon. AKP milletvekili Şaban Dişli, Kıbrıs'taki hükümet darbesini takma isimle kaldığı otelden yönetti. AKP'nin dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Dişli, Erdoğan'ın talimatının ardından Salamis Bay Oteli'nde karargáh kurdu. Yaz boyunca çeşitli zamanlarda geldiği otelde Şaban Bobel, Şaban Bolek, Şaban İpek adlarıyla kayıt yaptırdı. Temas kurduğu milletvekillerinden bazılarıyla otelde, bazılarıyla dışarıda görüştü..."
Böylece hükümeti bozdular. Ortalıkta bugüne kadar yalanlanmayan haberler dolaşıyor.
"Bazı KKTC milletvekillerine ahlaksız teklifler yapıldığı, sorumlusunun (aracılık yapanın) müftü olduğu, istifa eden bir milletvekiline 600 bin, bir diğerine 400 bin dolar ve bakanlık teklif edildiği..."
Bu işlerde adı geçen müftü Ahmet Yönlüer, Recep Tayyip Bey'in yakın dostu!
***
KKTC küçücük, dünyada bizden başka hiç kimsenin tanımadığı bir devlet.Bizim yavru vatan! Türkiye için önemi çok büyük. Oraya her yıl oluk oluk para akıtıyoruz. Fakat gelin görün ki, Türkiye'deki siyaset yozlaşmasını, parayla milletvekili transferlerini şimdi yavru vatana, hem de AKP hükümeti eliyle taşıyoruz...
Ve Kıbrıs'ta AKP'ye dikensiz gül bahçesi yaratabilmek için hükümet darbesi yaptırıyoruz! Darbeler ille de silahla olmuyor. Böyle Ankara'dan yönetileni de var!
Oyuna bakın siz! AB uğruna, AB korkusuna, Türk milletini güya kandırıp Kıbrıs ödünlerini kendi adamlarına kurduracakları yeni KKTC hükümetine verdirecekler!
Ağustos ayında İstanbul'da yapılan Formula yarışında kupayı, reklamı olsun ve tanınsın (!) diye Mehmet Ali Talat'a verdirdiler, uluslararası federasyondan anında 5 milyon dolar ceza yediler.
Ödül töreninde bile çuvallayanlar, bakalım paralı hükümet darbesi sonrasında ne yapacaklar, AB'ye hangi Kıbrıs ödünlerini -kurduracakları yeni hükümet eliyle- verdirecekler!
Hiç kuşkum yok... Yunanistan ve Kıbrıs Rum hükümeti, AKP'nin kendilerine altın tepside sunduğu bu olanakları zevkle, ellerini ovuşturarak izliyor.
Kesintiye uğramasın ve olumlu sonuçlansın diye kiliselerde dua ediyor.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5122282.asp?yazarid=5&gid=61
25/07/2008 Tarihinde Sözcü Gazetesinde Tekrar yazılmıştır.
EGETÜRK
07-26-2008, 04:15 AM
2 halka,2 federasyona dayanan,bu 2 kurumun başında sembolik bir makamın bulunduğu(bkz. Büyük Britanya),uluslararası organizasyonlarda 2 federasyonun ayrı ayrı temsil edildiği(Örn. Futbolda İngiltere,Galler,İskoçya ayrımının bulunması gibi),
Örn:Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni oluşturan 2 devletin Rum ve Türk Devletleri olduğu,
bir çözüm en uygunu...
Malkoc
07-26-2008, 04:37 AM
kanla aldık oraları
orada sorunmu varki çözüm arıyormuşsunuz lan
satılıklar
EGETÜRK
07-26-2008, 04:42 AM
Kanla kazandığımız bazı olanakları diplomasi alanında da zaferle perçinlemek en doğal,en doğal beklentidir,fakat biz 2.sinde başarılı olamadık...
Akıttığımız kanların ''İşgalci'' muamelesi görmesini istemiyorsak 2. seçenekte de bazı kazanımlar şarttır...
Malkoc
07-26-2008, 04:46 AM
Allaha şükür olsun 1800 lerdeki gibi değil devletimizin gücü.
Bize işgalci diyenin oturduğu yerleri işgal ederiz gerekirse.
diplomasi kozunu kullanmaktır, restini çekmektir. bağlarsın KKTC yi Türkiyeye. Tanıyan ülke tanır, tanımayan tanımaz. ( ama çıkarları olduğu için eşşek gibi tanırlar merak etme)
EGETÜRK
07-26-2008, 04:50 AM
Zaten Türkiye'ye bağlanma durumunda tanınması gereken devlet kalmıyor=)Tarafımızdan Türkiye'nin bir kenti muamelesi görür...
bunu meşrulaştırmanın farklı yolları olur...Mesela Hatay örneğinde görmüş olduğumuz gibi referandum yaparsın vb...
Ama ben bir Türk devletinin daha tarihe karışmasını istemem...Ortak bir kurum altında KKTC'nin varlığını devam ettirip dünyaca kabul görmesi daha uygundur...
hsr_1979
07-26-2008, 04:53 AM
Muro'nun tabiri ile Lanet olsun bizdeki insan sevgisine...
-Ecevit, Başalamışken bitirieverecekti sonra onalar uğraşacaktı.
Bir an Kıbrısın rumların egemenliğinde birleştiğini, Türklerin azınlık haline geldiğini düşünelim. Bu arada Türkiyenin garantörlüğü kayboluyor.
-1997 de yerleştirilmeyen S300 ler Kıbrısa Yerleşir, (Türkiye'nin imha ederiz demesi üzerine Girite yerleştirilmişti) Hortlatılmak istenilen sevre göre füzeler bizi vurabilir.
İsrail'in bölgede müslümanları tehdit etmesi kolaylaşır, ABD ve İngiltere'nin desteği adadaki hava alanlarından dah kolay sağlanır.
-Türkiye'nin adaya ytapılmış bir sürü yatırımı boşa gider.
benim aklıma bunlar geldi siz devam edin.
Malkoc
07-26-2008, 04:57 AM
Zaten Türkiye'ye bağlanma durumunda tanınması gereken devlet kalmıyor=)Tarafımızdan Türkiye'nin bir kenti muamelesi görür...
bunu meşrulaştırmanın farklı yolları olur...Mesela Hatay örneğinde görmüş olduğumuz gibi referandum yaparsın vb...
Ama ben bir Türk devletinin daha tarihe karışmasını istemem...Ortak bir kurum altında KKTC'nin varlığını devam ettirip dünyaca kabul görmesi daha uygundur...
Bence katılması daha iyi olur kardeşim.
mustafa06
07-26-2008, 05:43 AM
Keşke taaa baştan Türkiye kıbrısı ilhak etseydi. Bizim gönlümüzden bu geçiyor ama acaba 34 yıldır Türkiye Cumhuriyetinin Resmi Kıbrıs politikası nedir?
İlhakmı? bağımsız bir KKTC mi? yoksa iki kesimli bir federasyonmu?
Türkiyenin resmi yaklaşımını gözardı etmemek lazım.
EGETÜRK
07-26-2008, 04:26 PM
Ada'nın 2 halktan oluştuğu maddesinin önemini vurgulamak istiyorum,2 halk da eşit halklara sahip olmalı benim yaptığım öngörüye göre...
Onun dışında S300'ler gelince adama sorarlar:bak birleştin,İşgal Mişgal de kalmadı,Türk Askeri'nin kısmi varlığını da bir süreliğine kabul ettin,bu füzeler niye??
Onun dışında Türkiye kuzey federe devletine yardımı sürdürür...
Unutmayalım ki önerim,Tek kimlik Tek lider açılımının aksi...Ulus devlet kurmuyoruz,federasyon kuruyoruz...
Böyle bir çözümün eksilerini ve artılarını tartarsak,Rumlar'ın bu çözümde herşeyini kaybetmiş olduğunu görürüz...
hsr_1979
07-26-2008, 05:20 PM
Ben Türkiye'nin eski tezinin Fedarel devletten yan olduğunu düşünüyorum, aksi halde çoktan ilhak ederdi.
yeni tezin ise üzülerek "verkurtul" olduğunu görmekteyim.
Karayılan
07-27-2008, 06:07 AM
Sanmıyorum. Bu kez resti ilk biz cektik. Talat daha Rum kesimi secimleri yeni bitmisken, "yeni Rum yonetimi ile uzlasmaya varabilir miyiz?" sorusuna, bu kez cozume varılamazsa ada ebediyete kadar bolunur demisti. Gorunen o ki bu kez muzakereler farklı gececek...
hsr_1979
07-27-2008, 10:09 AM
İnşallah senin dediğin gibi ben yanılıyorumdur, Ancak AB ve ABD ortaya atılan ve her iki liderinde üzerinde uzlaştıklarını açıkladığı tek millet, tek devlet, tek kimlikten oldukça memnun ve uzalşılan meselelerde bana Türk'ün azınlık olduğu hiisini uyandırıyor.
hsr_1979
07-27-2008, 10:36 AM
http://img258.imageshack.us/img258/9780/millidavamzoyuncakoldufr9.jpg (http://imageshack.us)
hsr_1979
07-28-2008, 06:26 AM
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/authors/408.gif (hyusuf@superonline.com) Hüseyin Macit YUSUF hyusuf@superonline.com Yazı Tarihi: 28/07/2008 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/images/yazarustlogo.jpg
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "bayramlık yüzü"...
Geçtiğimiz hafta sonu 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 34. yıldönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutladık. Anavatan Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan sekiz Bakanını da yanına alarak, müzakerelerin sürdüğü bu kritik dönemde, KKTC’ye geldiler. Bu ziyaret Rum tarafına ve tüm dünyaya Anavatan Türkiye’nin Kıbrıs Türkünün yanında olduğunu göstermek açısından çok faydalı olmuştur.
Başbakan Tayyip Erdoğan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte yaptıkları basın toplantısında, 20 Temmuz kutlama törenlerinde yaptığı konuşmada ve diğer temaslarında Kıbrıs Türkü ve KKTC için hayati denilebilecek noktalara değindi. Güzel laflar etti!! Biri KKTC olacak olan iki kurucu devletin eşitliğinden, iki egemen halkın eşit statüsünden, yeni bir ortaklık devletinin kurulmasından ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden bahsetti. Bu laflarla adeta kalplere su serpti. Temmuz’un kavurucu sıcağında bir çoğumuz adeta serinlendi, ferahladı...
AKP iktidarının Kıbrıs siyasetini iyice kavrayamayan biri olsam neredeyse ben de Başbakan’a inanacak ve ferahlayacaktım.
Ne var ki Başbakan Erdoğan, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin açılışında yaptığı konuşmasında baklayı ağzından çıkardı, “Yeni Kıbrıs Türk Devleti kurulacaktır” diyerek bir çırpıda KKTC’yi gözden çıkardı ve ona neden inanmamamız gerektiğini bizzat kendisi açıklamış oldu. Bir konuşmasında KKTC’ye vurgu yapan,bir diğer konuşmasında ise “Yeni Türk Devleti” nden bahseden bir Başbakan... Bu ne biçim iştir bir türlü anlayamadık!!!
Bu olsa olsa, her şartta KKTC’nin varlığına inanan bizim gibilerin başına adeta kaynar su döküp bizi yıldırmaya ve çıldırtmaya çalışmaktan başka bir şey değildir...
Bu olsa olsa kavram karmaşası yaratarak emperyalizmin emellerine teslim olmaktan başka bir şey değildir.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs siyasetinin bizi uçuruma doğru sürüklediği ve son anda milliyetçi Rum fanatizminin Annan Planına hayır demesiyle kurtulduğumuz gerçeği unutulmamalıdır.
Annan Planı referandumu öncesinde Halkımıza EVET dedirtmek için: “Bu planın içinde devlet de var, KKTC de var, egemenlik de var, iki halkın eşitliği de var, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü de var, Türk askerinin adada kalması da var, self-determinasyon hakkımız da var... Plana evet derseniz Rumlar evet de hayır da dese, dünya ile bütünleşeceğiz, zengin olacağız, size yüzme havuzlu villalar verilecek, limanlarımıza uçakların gemilerin biri gelecek biri gidecek, KKTC tanınacak, ambargolar ve izolasyonlar kalkacak, dünya Rumları cezalandıracak...” diye yalanlar düzdükleri unutulmamalıdır.
Gümrük Birliği ek protokolünü imzalayıp Rum tarafını tanımayı taahhüt ettiklerini -KKTC’yi yok saydıklarını, Rum Loizodou’ya tazminat ödeyip- Anavatan Türkiye’nin adada işgalci olduğunu kabul ettikleri unutulmamalıdır.
AKP’nin Kıbrıs siyasetinde unutulmaması gereken birçok yanlış vardır. Bunlara başka bir yazımda ayrıca değineceğim.
Başbakan Erdoğan’ın “Kıbrıs’ta ne verdik; Milli davamızdan bir milim gerilemedik” gibi söylemleri veya Kıbrıs’ta geçtiğimiz hafta söyledikleri ne yazık ki doğru değildir ve bana hitap etmemektedir.
Üzülerek söylemek zorundayım ki, bu durumdan, yani canımdan çok sevdiğim Anavatanım Türkiye’nin Başbakanının söylediklerine güvenememekten ve ona tepki göstermekten dolayı da derinden üzüntü duymaktayım. Hayatımın hiçbir döneminde Anavatanımızın yetkilileri ile bu derecede ters fikirlere sahip olup, onları bu denli sert şekilde tenkit ettiğimiz bir süreç yaşamadık. AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den beri huzurumuz kalmadı. Bin bir meşakkatle kurduğumuz devletimiz KKTC’nin devamlı surette tehdit altında bırakılmasından, ikide bir Rum’a yama yapılacağımız plan ve tertiplerle karşı karşıya bırakılmaktan bıktık usandık. Yıllardır ölüp ölüp diriliyoruz. Bugün de bu durumdayız.
Yeni müzakere sürecinde tek egemenliğe, tek halka, tek vatandaşlığa, tek temsiliyete, tek yanlı BM kararlarına ve AB normlarına dayanan iki toplumlu, iki bölgeli Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti maskaralığıyla karşı karşıyayız...
Şimdi 20 Temmuz dolayısıyla KKTC ziyaretlerinde Başbakan Erdoğan’ın yapmış olduğu açıklamaların samimiyetine, doğruluğuna inanmamız bizden nasıl beklenebilinir? Annan Planı sonrasında “kandırıldık” diye dövünen Başbakana ne kadar güvenilebilinir? Bu şartlarda bu iktidarla geleceğe ümitle bakmamız mümkün müdür?
Bütün bunlara rağmen, adada Türklük mücadelesi veren Kahraman Türk Mukavemet Teşkilatı mensuplarının, Dr. Küçüklerin, Rauf Denktaşların Atatürk Devrimlerine bağlı çocukları olarak, onların taşıdığı ruhla ve imanla mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz... KKTC’nin kolay yutulur lokma olmadığını dosta düşmana göstereceğiz...
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4614
hsr_1979
07-28-2008, 06:48 AM
İLGİNÇ ZAMANLAMA!
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/12171897552.jpg http://www.yenicaggazetesi.com.tr/images/yazarustlogo.jpg
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "bayramlık yüzü"...
AB, Türk askerine ‘Kıbrıs’tan çık’ dedi
Dilekçe Komisyonu’nda kabul edilen raporda, AB toprağının Kıbrıs’tan başladığı belirtilerek, Türk askerinin adadan çekilmesi istendi.
‘Kıbrıs AB toprağı, Türk askeri çekilsin’
Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komisyonu’nda kabul edilen bir raporda, Türk askerinin Ada’dan derhal çekilmesi gerektiği, çünkü AB topraklarının Kıbrıs’tan başladığı iddia ediliyor
Kıbrıs’ta BM nezdinde kapsamlı müzakerelere geçme kararı alınırken, Avrupa Parlamentosu (AP) gündemine sekiz aydır bekletilen bir raporu taşıyarak sürece AB’nin de dahil olmasını sağlamaya çalışıyor. Cumhuriyet’in haberine göre, AP Dilekçe Komisyonu’nda kabul edilen “Kıbrıs’ta kapalı bölgeler” adlı raporda, Fransa dönem başkanlığının çözüm sürecini desteklemesi ve dahil olması istenirken, Türk askerinin adadan derhal çekilmesi gerektiği, çünkü AB topraklarının Kıbrıs’tan başladığı belirtiliyor.
Rapor aylarca bekletilmiş
Kıbrıs’ta çözüm için kapsamlı müzakere sürecine geçilirken, AB de bir şekilde devreye girebilmek için yoğun çaba harcıyor. Özellikle AP yetkilileri, Kıbrıs Rum yönetiminin de etkisiyle, sürekli yeni raporları gündeme taşıyor. AP Dilekçe Komisyonu tarafından neredeyse 8 ay bekletildikten sonra geçen hafta kabul edildiği öğrenilen “Kıbrıs’ta kapalı bölgeler” adlı raporun da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Dimitris Hristofyas’ın görüşmesiyle aynı döneme gelmesi dikkat çekti. Raporun, 1 aylık süreç içerisinde AP Genel Kurulu’nda da görüşülmesi bekleniyor. Raporda, Kıbrıs’a 2007 yılından bu yana ziyaretler gerçekleştirildiği ve Kıbrıs Cumhuriyeti (Kıbrıs Rum Kesimi) devlet yetkilileri ile Kıbrıs Türk toplumu liderleriyle bir araya gelindiği vurgulanıyor.
Yüzde 80’i Rum yalanı
Bu kapsamda yapılan görüşmelerde, özellikle Maraş bölgesinin kapalı olmasının her iki tarafta da büyük sıkıntı yarattığı belirtilirken, bölgenin geçişlere kapalı olmasının Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtları’ndan kaynaklandığı öne sürülüyor. Raporda bu nedenle şu anda AB yurttaşı olan 37 bin Rum’un bölge dışına itildiği iddia ediliyor. Ayrıca raporda Türkiye’nin müdahalesinden önce bölgede yaşayanların yüzde 80’inin Rum, yüzde 20’sinin ise Türklerden oluştuğu belirtiliyor. Raporda Maraş’ın durumu konusunun çözüme kavuşturulması durumunda, Kıbrıs sorununun da büyük oranda ortadan kalkabileceği savunuluyor.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=8505
Karayılan
07-28-2008, 07:05 AM
İnşallah senin dediğin gibi ben yanılıyorumdur, Ancak AB ve ABD ortaya atılan ve her iki liderinde üzerinde uzlaştıklarını açıkladığı tek millet, tek devlet, tek kimlikten oldukça memnun ve uzalşılan meselelerde bana Türk'ün azınlık olduğu hiisini uyandırıyor.Bana daha cok esit iki halkı temsil edecek tek bir hukumet olacak gibi geliyor. En azından Turk tarafının tezi bu olacak. Tabi karsi taraf bunu hemen kabul etmeyip cesitli tavizleri gundeme getirecektir. Turkiye'nin ve KKTC'nin bu surecte kesin cizgilerini ortaya koyması ve bunlardan geri adım atmaması gerek. Beni umutlandıran bu kez resti en basta bizim cekmis olmamız. İnsallah lehimize olumlu sonuc alırız diyelim.
hsr_1979
07-28-2008, 07:21 AM
Bana daha cok esit iki halkı temsil edecek tek bir hukumet olacak gibi geliyor. En azından Turk tarafının tezi bu olacak. Tabi karsi taraf bunu hemen kabul etmeyip cesitli tavizleri gundeme getirecektir. Turkiye'nin ve KKTC'nin bu surecte kesin cizgilerini ortaya koyması ve bunlardan geri adım atmaması gerek. Beni umutlandıran bu kez resti en basta bizim cekmis olmamız. İnsallah lehimize olumlu sonuc alırız diyelim.
Tahminimce ya Kıbrıs İlelebet Rumlara peşkeş çekilir Türkiye'nin çıkarları bozulur (bence kuvvetli ihtimal), Yada Türkiyeye 4 il daha eklenir; Lefkoşa, Gazi Magosa,Girne,GüzelYurt.
http://www.maestro-dmc.com/cyprus/kibris-haritasi.jpg
hsr_1979
07-29-2008, 04:51 AM
http://img74.imageshack.us/img74/9544/ayasezeratkamburusrtndaqc4.th.jpg (http://img74.imageshack.us/my.php?image=ayasezeratkamburusrtndaqc4.jpg)
http://img74.imageshack.us/img74/9544/ayasezeratkamburusrtndaqc4.jpg
http://www.ortadogugazetesi.net/e-gazete/?sayfano=3352
At Kamburu Sırtından!
Başbakanımızın damadının başında bulunduğu Çalık Holdingin bir gazetesi, bu gazetenin de pek muhterem bir köşe yazarı vardır. Bu zat bakın ne diyor Kıbrıs için; "Kıbrıs zaten hiç bizim olmadı ki verelim. Zaten kamburdur bize. At kamburu sırtından gitsin."
Bak hele. Ne kolay şey değil mi. Ne çözüm üretmiş adamın dehası.
Hakikaten düşünememiştik biz bunu.
Yani anlayacağınız 34 yıldır boşuna çektik bunca çileyi. Bir aklıevvel çıkıp ta; "şu kamburu atalım sırtımızdan da kurtulalım birader" deseydi kurtulacakmışız meğer.
Zaten biz milliyetçilerde pek kafa yoktur. Vara yoğa üzülürüz. Çözüm bulmak, işimizi kotarmak gibi konularda özürlü gibiyizdir.
Öyle ya, paralı pullu yabancılar, güçlü Amerikalılar, para babası Yahudi cemaatleri varken, onların dediklerini yapmak, sözlerini dinlemek, yaltaklık ve yalakalık yapıp hem iktidar, hem hükümet, hem zengin iş adamı, hem de finansatör ve spekülatör olabilecekken, biz ne yaparız?
Kamburu sırtımızda taşırız... Buyur şimdi.
Ama Çalıkların Sabah Gazetesinin bu aklıevvel ve çözüm üretme dehası köşe yazarı şunu bilmiyor.
Bizde kambur bir tane değil ki! Biz o kadar kafası az çalışan bir kesimizdir ki sürekli kambur icat eder onu da kendimizin sanıp sırtımızda taşırız.
"Öteki kambur da nedir, nereden çıktı diyeceksiniz?"
Şimdi bir kambur var mesela bende, kalp hizasında bir yerde, her gün romatizma belası gibi sızım sızım sızlıyor.
Üst kaburga kemiklerimi yırtacak gibi oluyor. Ağrısı ellerime, ayaklarıma, başıma vuruyor.
İşte şimdi ne olduğunu anlayanlarınız oldu değil mi. Çünkü hepimizde var maalesef.
Sonradan öğrendim. Adı; Vicdanmış!
Yeri yurdu, aslı astarı belli olan Türk evlatlarında olan bir şeymiş.
Ecdadının mirasına kambur diyememesi de ondan ileri geliyormuş bizim gibilerin.
Ne Kıbrıs' a ne de bir büyük milletin çocuğu olduğunu bildiği müddetçe, kendine emanet saydığı hiçbir yere sırtına dönememek, kardeşi bildiklerini zina mahsulü gibi sokağa atamamak, kurda kuşa bağışlayıp gidememek de ondan ileri geliyormuş.
Şimdi biz önce, şu vicdan kamburundan nasıl kurtulacağız onun çaresine bakalım.
Hani diyeceksiniz ki; " Ne olacak canım o da demokrasi treni gibi bir şeydir muhakkak. Hani ondan, işin bitince inip gidiyorsun ya. Bunu da, işin bitince al bulunduğu yerden. Koy bir yere. Yürü git."
Ama o kadar kolay değil işte.
Biz onu bıraktığımızda canımızı da vereceğimizi, kalbimizin de onunla birlikte sökülüp atılacağını biliyoruz.
Bunun bir namus meselesi olduğunu da biliyoruz.
Çünkü bu, ancak hissetmekle bilinecek şeylerdendir.
Ne kadar bilirseniz bilin sayın köşe yazarı, hissetmedikçe bilemeyeceğiniz şeyler vardır.
O da, bu tip kamburların çift yaratıldığı gerçeğidir.
Biri sırtımızda ise, diğeri bağrımızdadır. Ve can çıkmadıkça çıkmaz oradan.
Sevgiyle kalın,
ASYA_ANADOLU
07-29-2008, 05:00 AM
KeŞke 1800 Yilalr Ve Osmanli Olsa.ozaman GÖrÜrdÜnÜz MÜslÜman DÜnyasini Ve TÜrkİyeyİ
hsr_1979
07-29-2008, 06:33 AM
KIBRIS DA GİDİYOR PDF Yazdır E-posta
Monday, 21 July 2008
Oktay EKŞİ / Hürriyet
KIBRIS'taki Türkler ya da "bağımsız ve özgür" bir ulus gibi yaşamanın onurunu 34 yıldır taşıyan Türkler kan ağlıyor.
Hem de Rum mezaliminden kurtuluşlarının 34'üncü yıldönümü olan 20 Temmuz 2008'de!
Çünkü Rum'a satılmanın ve tekrar esir düşmenin korkusu egemen Kıbrıs'ta.
İnanılır gibi değil ama olay tam da Rauf Denktaş'ın yıllardır haykırmasına rağmen kimseye işittiremediği gibi yani Osmanlı ordularının 1897'de Yunanlıları yenmesine rağmen o dönemin "Büyük Devletleri"nin yani İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya'nın baskısıyla her şeyin tersine dönmesine benziyor:
O zaman Osmanlı'nın önce yenik Yunan Ordusu komutanı Prens Yorgi'yi "Girit Valiliği"ne getirmesini sağladılar. O ayrılınca ancak Atina'nın tayin edeceği yeni valiyi tanıyacaklarını ilan ettiler. Böylece Girit önce fiilen Yunanistan'a bağlanmış oldu, sonra da adanın ipi çekildi, bitti.
Neden bunları söylediğimizi en iyi CHP İstanbul Milletvekili Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ önceki gece TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadan öğrenebilirsiniz. Mutlaka okuyunuz.
Elekdağ'ın dediklerine gelmeden anımsatalım:
Bilindiği gibi bir süredir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Rum kesimi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas arasında, "Kıbrıs sorununun çözümünü" amaçlayan görüşmeler yapılıyor.
Bugüne kadar hem Türkiye'nin hem de KKTC'nin savunduğu tez şu idi:
"Çözüm ancak adada iki bağımsız ve egemen devletin var olduğu ve bunların kurucu devletler olarak egemenliklerini ortak bir yapıya vermekleri suretiyle, iki halklı, iki kurucu devletin eşit siyasi statüde olacakları bir yapı kabul edilirse sağlanabilir."
Türkiye ayrıca 1960 tarihli "Garanti ve İttifak Antlaşmalarının yürürlükte kalmasını" istemekteydi. Çünkü Slobodan Miloseviç'in Bosna-Hersek'teki Müslüman halka 1992-1995 arasında yaptığı "etnik temizleme"nin bin beterini Makarios liderliğindeki Rumlar, 1955'ten 1974'e kadar Kıbrıs Türklerine karşı uygulamışlardı. Bunu önlemenin yolu, garanti antlaşmalarının verdiği yetkiyle adada Türk askerinin bulunmasıydı.
(İlginçtir, Girit'i Yunanistan'a bağlama kampanyasının başladığı 1878'den ilk sonucun alındığı 1898'e kadar aynı şeyler Girit'te yaşanmış ama orada Osmanlı askeri kalmadığı için ada gitmişti.)
Şükrü Elekdağ önceki gece Meclis'te, Talat'la Hristofyas arasında yapılan son görüşme ardından 1 Temmuz günü yayınlanan ortak bildiride, "iki liderin gelecekteki Birleşik Kıbrıs'ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına vardıklarının" açıklandığına dikkat çekti:
"Tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramı esas alınarak yapılacak müzakereler sadece üniter bir devlet yapısı doğurur ki bu da KKTC'nin bir eyalet olarak Kıbrıs Rum devletine yamanması ve Kıbrıs Türklerinin azınlık statüsüne indirgenmeleri demektir.
Bu durumda yeni bir Girit olayının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Bu gelişmenin bir sonucu da Türk askerinin adadan çekilmesi, Garanti antlaşmasının son bulmasıdır."
Görüldüğü gibi Kıbrıs da "babalar gibi" satışa çıktı.
Bugün Kıbrıs Türklerinin kurtuluş bayramına katılan Sayın Başbakan acaba ne buyuruyor?
http://www.turkatak.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=3560&Itemid=2
Aybike
07-29-2008, 07:05 AM
kibrista iki cocuk oyun oynuyor.kibrisli iki cocuk.
Kaybeden otelin onunde asili iki bayraktan birine tirmanip dokunup, inecek
TC Ve KKTC bayraklari asili..
kaybeden,KKTC bayraginin asili oldugu direge dogru kostu.digeri ardindan bagirarak
-Ona dokunma o bizim bayragimiz,oburunu indir ...
Biz ayri bayrak yapmakla zaten bastan hata etmisiz...
Qarshi
07-29-2008, 09:35 AM
kibrista iki cocuk oyun oynuyor.kibrisli iki cocuk.
Kaybeden otelin onunde asili iki bayraktan birine tirmanip dokunup, inecek
TC Ve KKTC bayraklari asili..
kaybeden,KKTC bayraginin asili oldugu direge dogru kostu.digeri ardindan bagirarak
-Ona dokunma o bizim bayragimiz,oburunu indir ...
Biz ayri bayrak yapmakla zaten bastan hata etmisiz...
Kıbrıs hakkında sizlerden daha detaylı bilgi istiyorum Aybike hanım... :rolleyes:
Aybike
07-29-2008, 10:28 AM
Insallah oguz..
Anlatacak cok sey var ...
Demir Kağan
07-29-2008, 12:10 PM
yahu diyorum satalim diye yanasmiyorsunuz. :cool:
hsr_1979
07-29-2008, 12:51 PM
yahu diyorum satalim diye yanasmiyorsunuz. :cool:
Fikrim(iz) deyişmeyecektir ama sen gerekçelerini bir sırala hele
Demir Kağan
07-29-2008, 01:01 PM
Aybike ablanin soyledigi / soyleyecegi her sey. :cool:
hsr_1979
07-29-2008, 01:04 PM
Aybike ablamız satılsın demiyor.... Kıbrıs politikasında yapılmış hataları söylüyor...
Aybike
07-29-2008, 04:53 PM
Allah korusun..Neden satalim..
Ama yeni nesil elden gidiyor dikkat etmek lazim..
ilk yapilacak sey tum kibrisli gencelerin TR de okula alinmasi ve Tum TR dekilerin kibrisa yollanmasi...
Malkoc
07-30-2008, 01:03 AM
KKTCdeki dönmelerin ne isteyip istemediklerini sormak bile gereksiz. Türk ordusunu işgalci olarak da nitelendirebilirler, istedikleri şekle de sokabilirler, şerefsiz kansız hain nankörler...
Kıbrıs Davası, KKTCdeki dönmelerin isteklerine bırakılamayacak kadar önemli bir davadır Türkiyemiz için.
Türkiye’nin güneyinde askeri bir tatbikatı izleyen Atatürk, etrafında bulunan subaylara; “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk Kuvvetleri’nin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkânlarımız nelerdir?” sorusunu sorar.
Subaylar birçok görüş ve düşünceler ileri sürerler. M. Kemal Atatürk, hepsini sabırla dinler, sonra elini haritaya uzatır ve Kıbrıs’ı işaret ederek şöyle der;
“Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir”
Atatürk Kıbrıs’ın Türkiye için ne kadar önemli bir sıklet merkezi olduğunu bu şekilde işaret etmişti.
hsr_1979
07-30-2008, 05:11 AM
Aybike Ablamın dediği gibi nüfus değişim programı şart....
Türkiyeden gönerdiğimiz sivil halk yetmemeiş ki, Yes be annem diyebildiler.
Aybike
07-30-2008, 08:33 AM
Malkoc dedigin gibi serefsiz degiller.
ben genclerden bahsediyorum..Buyukler kan agliyor..
ama suc MEB te...tarih kitablarinda..:)Ben okudum..SUC TR de....Kesin BIZDE...
KIBRIS tarihi diye bir ders yok dusun..BIZIM onlara okuttugumuz kitaplarda KIBRIS YOK.
30 sene evvel noldu bilmiyor gencler..adi bile gecmiyor..Anca anne ve babalari anlatiyor.Cocuklarda onu hikaye ve bahane saniyor...
Ama bizde yasak olmadigi icin bizim kisma gecen rum lar ozel ders verebiliyor:)
TÜRKÇE
07-30-2008, 08:34 AM
Malkoc dedigin gibi serefsiz degiller.
ben genclerden bahsediyorum..Buyukler kan agliyor..
ama suc MEB te...tarih kitablarinda..:)Ben okudum..SUC TR de....Kesin BIZDE...
KIBRIS tarihi diye bir ders yok dusun..BIZIM onlara okuttugumuz kitaplarda KIBRIS YOK.
30 sene evvel noldu bilmiyor gencler..adi bile gecmiyor..Anca anne ve babalari anlatiyor.Cocuklarda onu hikaye ve bahane saniyor...
Güzel tesbit abula
hsr_1979
07-30-2008, 08:47 AM
Güzel tesbit abula
AKP'nin Kıbrıs Çıkmazı
AKP hükümeti, Kıbrıs'ı bir "yük" olarak görüyorsa ve bu nedenle yüzlerce yıl önce Anadolu topraklarından Kıbrıs Adası'nı ve orada yaşayan Türkleri bir pazarlık unsuru haline getiriyorsa, büyük bir yanlışlık içinde demektir. Hiç değilse, İngiltere'nin askeri üslerinin hiçbir dönemde ve hiçbir çözüm planında tartışmaya dahi açılmaması üzerinde düşünmek gerekiyor.
Kıbrıs Rum Lideri Hristofyas'ın, Türkiye'nin garantörlüğüne gerek kalmadığı açıklamasını yaptığı gün İngiltere'nin garantörlüğünü bir imza ile yeniden, bir kere daha kabul etmesinin nedelerini düşünmek gerekir.
Rumların yapmış olduğu katliamlar, toplu mezarlar, diri diri gömülen yatakları ile birlikte yakılan Türkleri unutmak mümkün mü? Türk Mukavemet Teşkilatı ve Barış Harekâtı sırasında verdiğimiz şehitler unutulabilir mi?
AKP'nin iktidar olmasından bu yana Kıbrıs devlet politkasında ciddi bir bunalım yaşanıyor. Avrupa Birliği sürecinde sık sık karşımıza çıkarılan Kıbrıs meselesinde devamlı taviz vermekten kaçınılmıyor. Verilen tavizler ve izlenmekte olan politikalar ise sorunu Rumların istediği türden bir çözüme doğru götürüyor.
YAPILAN HATALAR
Verilmekte olan tavizlerin başında AB üyesi olan Kıbrıs Rum Cumhuriyetini, Gümrük Birliği çerçevesinde tanıdık. AB İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) açıkladığı Rum kadın şikayetci Loizudu kararını kabul ederek Türk askerinin "işgalci" olarak tanımlanmasını kabul ettik. Ama bunları yaparken Güney Kıbrıs'ta Türklere ait on binlerce gayri menkulün Türklere iadesi için hiçbir adım atmadık.Karşı saldırıya geçmedik. 40 yıldan beri işgal edilen toprakların, gayri menkulerin Rumlar tarafından yağmalanmasına, işletilmesine seyirci kaldık.
KKTC'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Etkin kontrolünün sağlanamayan" bölgesi olarak yer almasına ses çıkaramadık. Dahası referandumda "evet" demeleri için baskı yaptığımız Türklere verdiğimiz "Rumlar hayır diyecek olursa, ülke ülke dolaşıp KKTC'nin tanınmasını sağlayacağız" sözünü yerine getirmek için en ufak bir girişimde bulunmadık.
DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL
Bu tavizler verilirken, Türkiye içinde Kıbrıs'tan "milli dava" olarak bahseden AKP Hükümetinin başı, dış dünyaya 40 yıllık politikalarla bu işin çözülemeyeceğini, çözüm için Rumlarla Türklerin ortak bir çatı altında birleşmeleri gerektiğini söylüyor.
Şimdiye kadar sahip çıktığımız Kıbrıs meselesinde hangi noktadan buralara geldiğimizi görmek için 1979 yılındaki BM tutanaklarına bakmak yeterli olacaktır.
Bu toplantıda rahmetli BM Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Orhan Eralp konuşmasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tanımlamasına, Rum temsilcisi Mavromatis çok kızar ve itiraz eder: "50 BM üyesi ülke bizi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyor. Sizin tanımamanız önemli değil" der...
Bu sözlere derhal karşılık veren Orhan Eralp ise, bugünün liderlerinde mumla aradığımız bir kararlılık içinde cevap verir: "Kıbrıs sorunu bir aritmatik toplamı işlemi değildir. Bir cebir denklemidir. Bu denklemin "X"i de Türkiye'dir. Tüm dünya sizi tanısa bile, Türkiye sizi tanımadıkça bu denklem çözülemez. Şimdi kendinize isterseniz Kıbrıs Rum İmparatorluğu bile diyebilirsiniz" Nerede böyle dış politikacılar, dersek yanılıyor muyuz acaba?...
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif
hsr_1979
07-30-2008, 08:49 AM
Malkoc dedigin gibi serefsiz degiller.
ben genclerden bahsediyorum..Buyukler kan agliyor..
ama suc MEB te...tarih kitablarinda..:)Ben okudum..SUC TR de....Kesin BIZDE...
KIBRIS tarihi diye bir ders yok dusun..BIZIM onlara okuttugumuz kitaplarda KIBRIS YOK.
30 sene evvel noldu bilmiyor gencler..adi bile gecmiyor..Anca anne ve babalari anlatiyor.Cocuklarda onu hikaye ve bahane saniyor...
Ama bizde yasak olmadigi icin bizim kisma gecen rum lar ozel ders verebiliyor:)
Sahi Abla KKTC_MEB n öğretiyor bu çocuklara?
TR_MEB neden 1960-1974 arası kıbrısta yaşananaları lise tarih kitaplarına koymaz, MEB'ten birine sorma fırsatın oldu mu hiç?
Aybike
07-30-2008, 09:01 AM
meb degilde unide cok konustuk bu konuyu.
dekanlar cok dertli..Ankaraya gitmis ,yazmis, durumu anlatmislar ama bu zamana kadar oyalanmislar.
simdi dikkatleri bu yone cekmek icin bir projeleri var..Birlikte yapacagiz..Benim de kibrisa
gelmemin nedeni de o zaten..
Demir Kağan
07-30-2008, 09:08 AM
yaslilari getirelim, gencler kalsin, satalim kibris'i. :lol:
Aybike
07-30-2008, 09:10 AM
la oglum cokmu zugurtsun:)
hsr_1979
07-30-2008, 09:26 AM
yaslilari getirelim, gencler kalsin, satalim kibris'i. :lol:
Ula az sabret da paa lazımsa; KIbrıs ile mersin limanı arasında kalan deniz bölgesinde petrol yatağı tespiti yapılmıştı bir ara, onun için rumlar acale ediyor.
Öte yandan İran savaşına İsraile adadaki inigliz uçakları ile destek vermenin en kolay yolu. Belki böylede yaparlar diyosun ama Türk askeriyesi orada ve kalkan uçakları tespit edecekler. Tarafsız kalma, yada iranla gizli işbirliğine girilirse yandı canım helva.
İncirliği kullanamazlar. Attıkları bu kada kazıktan sonra o iş zor olur.
belki poranaya ama Bazı Yorumcula İran'dan sonra hedefin Türkiye olduğunu söylüyor.
hsr_1979
07-31-2008, 01:50 PM
http://img261.imageshack.us/img261/4561/kbrsjv3.th.jpg (http://img261.imageshack.us/my.php?image=kbrsjv3.jpg)
[img=http://img261.imageshack.us/img261/4561/kbrsjv3.th.jpg] (http://img261.imageshack.us/my.php?image=kbrsjv3.jpg)
hsr_1979
08-03-2008, 07:57 AM
M.A.TALAT'IN İNCİLERİNDEN:
Türkiye, bazı gericilerin anavatanı olabilir ve benim anavatanım değil." (19 Aralık 1997-Kıbrıs Gazetesi) "Türkiye`nin bizi kurtardığını söyleyebilirsiniz, ancak burada yeterinden fazla kalmıştır. Denktaş, Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye`nin stratejik çıkarlarını korumaktadır." (25 Eylül 2001-İngiliz The Guardian)
"Denktaş, egemenlik gibi bir konuya takılıp kalmıştır. CTP olarak artık böyle saçma konularla vakit geçirilmesine izin vermeyeceğiz." (19 Mayıs 2002-Yeni Düzen Gazetesi)
Türkiye`nin Kıbrıs`taki varlığı uluslararası hukuka aykırıdır." (19 Eylül 2003-Vatan Gazetesi)
"Eylemlerimizde AB fonlarını kullandık. Fullbright, British Council ve AB fonlarını kullanarak, çeşitli etkinlikler, seminerler ve konferanslar düzenledik. Genç kadınlar motive edildi. ABD`de Fullbright fonları ile 20 Türk, 20 Rum kadını eğittik. Bu kadınlar, dönüşte Annan Planı`nı desteklemek için yapılan eylemlerde önemli roller oynadılar." (29 Mayıs 2003-Yeni Düzen Gazetesi)
"Otorite kimse... Senin görevin otoriteyi değiştirmektir. Demokratik yolla, silahlı mücadeleyle, gerilla faaliyetiyle, kavga çıkararak veya seçimle..." (24 Şubat 2003-Yeni Düzen Gazetesi)
"Planımızın ikinci aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Referandumla rejimi ve devleti yıkacağız, meşruiyetini yok edeceğiz. Referandum sonucuna dayanarak anlaşmaya da biz imza koyacağız. Denktaş bizi temsil etmez, Denktaş`la da hesaplaşacağız." (10 Mart 2003-Volkan Gazetesi)
haber Resimleri:
http://akumil.com/albay/foto_resim.php?id=127&modul=haber
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?category=49
Not: TALAT bugunkü KKTC devlet başaknıdır. (hs)
Şehbir
08-03-2008, 12:25 PM
Kes be anam!
http://img93.imageshack.us/img93/5522/11oj4.jpg (http://imageshack.us)
Annan Plânı referanduma sunulurken “Yes be anam”cılara “inanmayın bu küffara” dediğimizde…
“Biz yeni ve değişimci nesiliz, Rumlar ile kötü günler geçmişte kaldı” diyorlardı.
Yani başta kurtarıcıları Denktaş olmak üzere bize değil, AB’cilere inanıyorlardı.
“Tek millet tek devlet” tezgâhı ile yeni bir referandum sürecinin eşiğindeyken, Kıbrıslıların ve Türk Dışişleri’nin hafızalarını tazelemek isterim.
* * *
Referandum öncesi:
Annan ’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto:
’’Kıbrıslı Türklerin uzun yıllar süren tecridi sona erecek, yalnızca AB ile değil tüm dünya ile entegrasyonları sağlanacaktır.’’ (31 Mart 2004)
AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen:
’’Rumlar olumsuz bir tavır içerisine girerlerse uluslararası baskı göreceklerdir.’’ (31.03. 2004)
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman:
’’Referandumda Türk tarafından olumlu, Rum tarafından olumsuz sonuç çıktığı takdirde KKTC ile olan ilişkilerimiz olumlu yönde değişecektir.’’ (16. 04. 2004)
Veee karşınızda adamım (!), büyük demokrat (!) Joost Lagendijk:
’’Bana hep ’Eğer Kıbrıslı Türkler evet, Rumlar hayır derse ne olacak’ diye soruyorlar. Benim için bu sorunun cevabı çok açık ve net; Kıbrıslı Türkler attıkları bu cesur adımdan dolayı ödüllendirilmeliler, yaptırımlar ortadan kalkmalı ve Kuzey Kıbrıs’ta büyük yatırımlar gerçekleştirilmeli.’’ (18 Nisan 2004)
AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana:
’’Referandumda güney tarafının ’hayır’, kuzey tarafının ’evet’ demesi halinde kuzeyle ilişkiler farklı olacaktır. Kuzey daima soğukta bırakılamaz.’’ (23 Nisan 2004)
* * *
Referandumdan hemen sonra AB Komisyonu:
’’Rumların ’hayır’ demelerinden büyük üzüntü duyuyoruz. Türklerin tavrı adada çözüm istediklerinin açık işaretidir. Bundan sonra Kıbrıs’ın kuzeyinin ekonomik gelişmesine katkı yollarını incelemeye ve değerlendirmeye hazırız.’’ (25 Nisan 2004)
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Schwimmer:
’’Kıbrıs’ta yapılan referandumların sonucu, artık Kıbrıslı Türklerin yalnızlığının da sonu olarak görülmesi gerekir. Bu sonucun olumsuz faturasının mağdur olan tarafa yüklenmemesi için gerekli çalışmalar başlatılacaktır.’’ (25 Nisan 2004)
Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox:
’’Kuzey Kıbrıs’a uygulanan ekonomik izolasyonun sona ermesi gerekir. Avrupa Parlamentosu, Kuzey’e yönelik en geç bu yılın sonuna kadar yeni açılımlar yapacak.’’ (1 Mayıs 2004)
* * *
Sonuçta izolasyonların kaldırılması konusunda ise tek adım atılmadı.
Güney Kıbrıs Toplumu AB’ye tam üye oldu.
Soydaşlar ise Hristofyas’ın “tek devleti”ne azınlık olmaya aday oldular.
Ve burnunun ucunu bile göremeyen Mehmet Ali Talât hâlâ Cumhurbaşkanı.
Kes be anam!
hsr_1979
08-07-2008, 12:20 PM
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/authors/3.gif (raufdenktas@yenicaggazetesi.com.tr) Rauf DENKTAŞ raufdenktas@yenicaggazetesi.com.tr Yazı Tarihi: 06/08/2008 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/images/yazarustlogo.jpg
Barışa, uzlaşmaya doğru...
Hristofyas, Cumhurbaşkanı Sayın Talat’la ”Tekli” kararlarla ayrıldıktan sonra Rum basını bayram yaptı. Türklere ilk defa böyle bir şey kabul ettirdik: Erdoğan da egemenlik konusunda yumuşadı dediler. Bu tek egemenlik, tek devlet, tek halk, tek vatandaşlık anlaşmasından sonra Rum propaganda makinesi dişlerini gıcırdatarak harekete geçti. Başpapaz ve Milli Konsey, Hristofyas’ın arkasında olduklarını açıkladılar. Geçmişi bilene gereken mesaj verilmiş oldu.
Rum kuruluşları elde ettikleri bu tekli avantajı derhal kullanmaya başladılar. Rum tarafında Girne, Lapta ve Alsancak Belediyelerinin Belediye Başkanları gibi davranan beyler BM temsilcilerine ve AB üyelerinin Kıbrıs’taki temsilcilerine dilekçelerini sundular. Bu teklifler eğer biz ”tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaş, tek halk” olacaksak, Rumlara ve onları dinleyenlerin çoğuna göre ”gayet makul” tekliflerdir. Bunları derhal Karpaz köyleriyle Belediye temsilcileri takip etti. Onlar da aynı makamlara benzeri dilekçeler sundular ancak Karpaz olarak ”Tatlısu’dan Karpaz Burnu’na-Manastır’a kadar olan bölgenin Rum idaresine verilmesini, olmadı aynı manaya gelen Merkezi İdareye verilmesini istediler.” Hristofyas Başpiskopos’a bunların tahakkuk edeceği sözünü vermemiş olsaydı Başpiskopos bu kadar heyecanla Hristofyas’ı destekler miydi?
BM ve AB temsilcilerine verilmiş olan içeriğini Rum basınından öğreniyoruz. BM Güvenlik Kurulu kararlarının uygulanmasını istiyorlar. Türkiye ve biz bu tek yanlı kararların yüzde 85’ini ret etmiş bulunuyoruz. Ancak be tuhaftır ki, buna rağmen Sn. Talat da, Sn. Erdoğan da aynı talepte bulunmaktadır. Rumlar varılacak anlaşmanın ”Uluslararası Hukuka ve Avrupa Hukukuna dayanmasını” istiyorlar. Tekli Kıbrıs’ta bu hukuk başkadır, iki devlete dayalı bir ortaklıkta başkadır. Biz kendimizi tekli sisteme adamış bulunuyoruz. ”İşgal askerleri ile yerleşiklerin olmayacağını şekilde eski yerlerine dönüş hakkı” istiyorlar. Türkiye’den gelen son açıklamalarda ”fiili garantiden” vazgeçileceği anlaşılıyor, yani asker adadan ”şu veya bu şarta bağlı olarak” çıkacak! Uzlaşmanın ”adil, yaşayabilir ve çalışabilir” olmasını da istiyorlar. Kuşkusuz bunun da modeli tekli sisteme göre ayarlanacak. Sayın Genelkurmay Başkanı ”Bu adil, kalıcı v.s uzlaşma sözleri hep kullanılıyor ama bunların içi boş” diyor. İşte bunların içini Rum tarafı, uluslararası taraftar da toplayarak bol bol dolduruyor, biz ise ”inşallah iyi olacak” diyerek bir adım önde olmak hikâyeleri ile kendi kendimizi ve milleti avutuyoruz. Tehlike çanları çalıyor. Başpiskoposu dinleyiniz lütfen! ”Sonuna kadar Sn. Hristofyas’ı destekliyorum” diyor. ”Hristofyas bana kimseye duyurmadıklarını da söyledi. Çok mutlu oldum” diyor. Daha ne desin?
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4711
hsr_1979
08-09-2008, 10:12 AM
aylan Sorgun
http://www.ortadogugazetesi.net/images/yazar/YazarRes_26.gif "Elveda Rumeli"den Sonra "Elveda KKTC" Mi...?
"Elveda Rumeli" denilmişti. Zamanın emperyalizmi Balkan haritaları peşinde koşmuş bunu da sağlamıştır. Elveda Rumeli'nin ardından şimdi bunca yıl sonra bu defa da "...Elveda KKTC mi denilecektir...? TSK'nin yeni komuta kademesinde" görev alan önce KKTC de görev yapmış olması TSK'nin bir başka mesajı olarak da algılanabilir. 1'inci Ordu Komutanlığına getirilen Orgeneral Ergin Sayın da bir NATO toplantısı'nda Kıbrıs Rum Kesimi'nin Ada'nın tek temsilcisi olarak kabul edilmesinin mümkün "olamayacağını" söylemişti. Kıbrıs meselesi yanında Türkiye'nin yaşamaya başladığı, siyasi ve iktisadi sorunlar da her gün artarak sürmektedir.
1- TALAT- HRİSTOFYAS...
KKTC de "...Yes annemciler.."in destekledikleri KKTC Cumhurbaşkanı Talat, ile Kıbrıs Rum Kesimi başı Hristofyas arasındaki görüşmeler sonrası yapılan açıklamalar Kıbrıs'ta, "...Elveda KKTC..." günlerine doğru gidişin işaretleri olmaktadır. KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarında "...Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti..." tanımına da "rastlanmamaktadır" Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin değerini iyi anlamak gerekmektedir. Eğer bu tarihsel değerin reddine gidilir ise, o zaman Kıbrıs Türkleri'nin de Türkiye'nin de menfaatleri "reddedilmiş" olacaktır.
2- COĞRAFYA BİLE...
Coğrafya bilginleri, araştırmacıları Kıbrıs'ın Anadolu'nun güneyinden kopan bir kara parçası olduğunda hemfikirdirler. Bu kara parçası ile Türkiye arasındaki Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki mesafeden çok daha yakındır. Elbette ki, bunun "siyaseten bir gerekçe olması" tartışılabilir bir mesele değildir ama, bunun başka yönleri de vardır, onların dikkate alınması ise şarttır. Siyasi bakımdan da iktisadi bakımdan da üzerinde durulması gerekendir.
3- GİRİT - KIBRIS HATTI...
Girit, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde kaybedilmiştir. Kıbrıs Osmanlı İmparatorluğu'nun "son döneminde" Yıldız Sarayı'ndaki gizli bir pazarlık ile İngilizlere kiraya verilmiştir. Daha önce de belirttiğim gibi, Birinci Dünya Savaşı çıkınca da İngiltere Ada'yıilhak ettiğini açıklamıştır. 1974 Hareketi sonrasında ise KKTC ile Türk hükümetlerinin tarihsel görevleri ile tarih sahnesindeki yerini almıştır.
4- AKDENİZ'DE HAPSOLUNMAK...
Türkiye'nin KKTC'ye "...Elveda demesi..." Kıbrıs Türklerini Rumların hakim olacakları bir devlet içinde azınlık statüsüne sokacaktır. Bunu artık herkez bilmekte ve kabul etmektedir. "...Elveda KKTC..." denilir ise, bunun ikinci olarak ortaya çıkaracağı sorun, Türkiye'nin Akdeniz'deki menfaatlerinin Kıbrıs- Girit hattı ile önünün kesilmesi olacaktır. Bunun siyasi ve stratejik mahzurları da askeri çevrelerce ifade edilmektedir.
5- LONDRA VE ZÜRİH ANLAŞMASI...
1960 öncesinde Londra ve Zürih anlaşması yapılmıştı. O anlaşma dönemlerini bir gazeteci olarak takip etmişimdir. Anlaşmalar tartışılmıştır, ama, Türkiye'ye kazandırdığı ve KKTC Türklerine temin ettiği menfaatler de vardır. Türkiye'nin "Garantör devlet olarak" öteki garantör devletler, İngiltere ve Yunanistan ile birlikte "Hal icab ettirdiği taktirde" adaya müdahale hakkı doğmuştur. Türkiye'nin 1974 Harekatı öncesinde bu iki devlet bu müdahaleye karşı çıkmışlarıdr. Hatta Washington ve Avrupa Devletleri de karşı olmuşlardır. Ama, Türkiye tarihsel bir adım atarak" Müdahale hakını kullanmıştır. O müdahale hakkı kullanılırken zamanın Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in zamanın Başbakanı Ecevit'e verdiği "...Ayşe tatile çıktı..." parolası tarihteki yerini almıştır.
1/2
hsr_1979
08-09-2008, 10:12 AM
6- ERBAKAN HAKKI...
Saadet Partisi Lideri Necmettin Erbakan'ı en çok eleştirenlerden olmuşumdur. Erbakan'ın tarihsel hataları da olmuştur. Bütün bunlar halâ tartışılmaktadır. Üzerinde durulması gereken meselelerdendir. O tarihsel hatalar kendi siyasetçiliğine de zarar vermiştir. Ama, Kıbrıs meselesinde Erbakan, Ecevit ile birlikte hareket etmiş, Hükümet içinde Kıbrıs müdahalesini savunmuştur. Hükümet dışında da bunun üzerinde durmuş, hatta daha ileri gidilmesini de istemişti. Erbakan'ın Kıbrıs'a bakışı ile Erbakan partisi içinden çıkmış AKP önde gelenlerinin Kıbrıs'a bakışı arasında Erbakan lehine dağlar kadar farklar vardır.
7- PETROL HATTI...
Geçtiğimiz günlerde de belirtmiştim. KKTC ile Türkiye arasındaki karasularında geniş petrol yatakları bulunduğunu, bundan birkaç yıl önce "önemli kaynaklardan" aldığım bilgilere dayanarak yazmıştım. Bugün Kıbrıs'tan Türkiye'nin koparılmasının arkasında, Kıbrıs'ın Rum hakimiyetinde bir ada devleti haline getirilmek istenilmesinde bu petrol kaynakları da bulunmaktadır. Bu petrol kaynaklarına göz dikişler de vardır. Nitekim Yunanistan öteki deniz sahalarına, Kıbrıs Rum yönetimi şalı altında petrol siyaseti peşindedir de. Avrupa devletlerinin hiçbirisinde ise petrol kaynakları yoktur. İşte Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ı Türkiye'den koparmak telaşında bu kaynaklarında rol oynadığını söylemek mümkündür.
8- MECLİS REHAVETİ...
"KKTC'ye elveda demek" almış başını gitmektedir. Peki, siyaset neyle meşguldür? E ama canım TBMM yaz tatiline girmiştir ya. Değerli milletvekilleri de "yaz tatili rehaveti" içinde midirler acaba? İnsaftır, KKTC'de Türk'lerin "Yes annemciler" dışındakiler, "KKTC tarihe gömülmek istenilmektedir. Yetişin" demektedirler, ama Türkiye'de siyaset genel çizgileri ile suskundur. Bu suskunluk kimi siyasetçilerde, "...Aman medyanın kısmı umumisi, Kıbrıs meselesine karşı çıkarsak bize karşı vaziyet alır..." duygusunu yaratmış ise o zaman siyasetçilerin de iş işten geçtikten sonra konuşma hakları yoktur.
9- HESAP VERİLMEZ...
Bakınız, "KKTC bu suskunluk içinde tarihe gömülür" ise bundan sorumlu olunacaktır. Bunun hesabını da kimse veremez. "...Eeee ne yapalım biz tatilde iken bu işler olmuş bitmiştir..." demek de mazeret değildir, mazeret olması da beklenmemelidir. KKTC'nin tarihe gömülmesi hesabını bugün olmasa da, yarın vermek mümkün değildir. Ama, denilebilecektir ki, "...Canım neler soğuyup gitmiştir, o da soğur ve girder..." Hiç öyle sanılmasın, KKTC'ye elveda demek öyle kolay kolay soğuyacak işlerden, siyasetlerden değildir.
10- BASKICI MEDYA...
"Medyanın kısmı umumisi" Avrupa Birliği'ne kilitlenmiştir. Avrupa Birliği kızmasın da ne olur ise olsun mantığı 1- Kimi ikincicilerde, 2- Kimi yeni Tanzimatsal aydınsallarda, 3- Aman Borsa hoplamaz Borsa zıplamaz'cılar için KKTC onların umurunda mıdır?
Onların derdi, Borsa'nın hoplayıp zıplaması, aman Avrupa Birliği ve Washington kızmasındır. Aaaa ama bakın AB kızdı mı, Washington da kızdı mı onlara göre "...Yandı gülüm keten helvadır..." Fakat sonunda kendileri siyaseten yanacaklardır da farkında değillerdir.
11- TALAT VE TSK...
1 Temmuz 2008 günü KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile, Kıbrıs Rum Kesimi başı Hristofyas arasında yapılan müzakerelerin ardından Avrupa'nın Kurier Gazetesi'ndeki bir habere göre, Hristofyas, "...Talat ile birlikte Türk işgaline ve Anavatan'a bağlılığa karşı mücadele ettiklerini..." söylemiştir. KKTC, "...Elveda Rumeli'den..." sonra eğer "...Elveda KKTC olur ise..." bunun hesabını siyaseten de vermek zordur... Peki siyasetin kısmı umumisi KKTC meselesinde neden bu kadar suskundur?
http://www.ortadogugazetesi.net/images/gazete001.gif http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?haber=akp-misyonerligi-yasallastirma-pesinde&id=8081
2/2
Şehbir
08-12-2008, 02:21 PM
Ayla Berkin
SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM! NERDESİN?
Hristofyas'ın gerçek yüzünü ortaya koyan konuşmasının YouTube da ki videosunu izlerken gözüm Sarı Saçlım Mavi Gözlüm videolarına takıldı. Gerçekten de çok güzel çalışmalar yapılmış. Zaten Türkünün sözleri birer harika. Mahsuni Şerif yine olayı odak noktasından yakalamış.
Bir Türkü namelerinde Türkiye gerçeği ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Videolar resimlerle de desteklenince tüylerim ürpererek izledim o videoları. Şimdi bu yazımı da Sarı Saçlım mavi gözlüme yalvaran Mahsuni Şerif'i dinlerken yazıyorum. Acaba bir daha gelir mi Samsun'dan. Bir daha gelir mi dersiniz böylesi sarı saçlı mavi gözlüler.
O türküyü dinlerken, o kısacık dörtlüklerde Türkiye gerçeğini bir kez daha gördüm.
İrticanın odağı olduğu mahkeme kararlarıyla tescil edilmiş, fakat kapatılması Demokratik olarak etik bulunmamış bir parti tarafından yönetiliyor Türkiye'm.
Türkiye'min içinde bulunduğu bu duruma verecek bir isim bulamıyorum. Ancak rejim açısından tehlikeli girişimler demek geliyor içimden. Tehlikeli oyunlarda diyebiliriz.
Mahsuni Şerif boşuna bir daha gel Samsundan demiyor. Şu anda Türkiye de Büyük Önderin, Gençliğe Hitabesindeki tehlikeler, tamda söyleniş sırasına göre gerçekleşmektedir.
İşin en acı tarafı da Sarı saçlı Mavi Gözlüyü çağırma ihtiyacı duymamızdır. Bu durumlara düşmüş olmamızdır. Onun emanetine onun gösterdiği yoldan yürüyerek sahip çıkabilseydik, bu emanete hıyanet etmeyecek devlet adamları yetiştirmeyi bilseydik, şimdi bu türkü bir yalvarış türküsü değil, o kahramana duyulan hasretin Türküsü olurdu.
Hadi biz cumhuriyeti ve demokrasiyi tam olarak anlayamadık ve özümseyemedik diyelim. Bu gibi hallerde o sarı saçlı, mavi gözlünün yaptıklarını yapacak cesarete ve yurt sevgisine sahip fertlerde mi yetiştiremedik de sarı saçlım, mavi gözlüm neredesin diye ona sesleniyoruz.
Bu gün, Türkiye bu durumu yaşarken, Kıbrıs'ta da başka bir tehlike kapımızı çalmaktadır. Hirstofyas, yıllar önce yaptığı bir röportaj sırasında, Yunanistan dan kendisine bir bayanın sorduğu "enosisi unuttunuz mu?" sorusuna verdiği cevapta Enosis hakkında ne düşünd