View Full Version : Kose yazarlarina gonderilenler
Demir Kağan
07-03-2008, 07:33 AM
Bu yazi Altemur Kilic'in Yenicag Gazetesi'nde yazdigi bir yazi, bugun yazmis, buyrun:
Komplo Atatürk'e, TSK'ya karşı!
Daha önce yazmıştım “Bu bir savaştır” diye. Bir savaşın, “asimetrik”, kirli bir savaşın, TC’nin “ölüm-kalım” savaşının içindeyiz; “ileri” hatta TSK’ya, yani Cumhuriyet’in başlıca savunma hattına, artık, arkadan da değil, doğrudan - “cepheden” - saldırı var!! 1 Temmuz sabahı bu saldırının “topçu ateşi” başladı. Açıkçası bu adamlar gittikçe küstahlaşıyor, pervasız oluyorlar - “kışla duvarlarını” pisletmeye başladılar!
Asıl felaket
İleride tarihçilerin, 1 Temmuz 2008 “i Türkiye’de bir ” kırılma kopma “ döneminin başlangıcı olarak niteleyeceklerinden korkarım! Zaman teferruatla uğraşmak zamanı değildir: Atatürk ve TC’nin varoluşu, TSK’nın saygınlığı ve gücü söz konusudur!
Benim referanslarım
Çok açık söyleyeyim: Türk milliyetçisi olarak, genlerime işlemiş- birbiriyle sarmal, iki temel inancım, referansım var: Atatürk ve Türk ordusu! Benim için, biri yoksa ötekisi de yok demektir!
Bu inancımı, 27 Mayıs’ta yediğim dipçik darbelerine rağmen, hiç kaybetmedim! Bu öylesine -itiraf edeyim- dogmatik bir inançtır ki, akademik ve hukuki tartışmaları -” dün de şöyle olmuştu “ mazeretlerini de aşan bir inançtır’... Ben bu inançta yalnız değilim!
Evet, 27 Mayıs’ta Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları da, apar topar toplanmış ve Yassıada’ya tıkılmıştı! Ama bu ordudaki “emir komuta” zincirinin altüst edilmesinden milletçe, orduca çok çektik. Bunların tekrar yaşanmaması gerekir! Eğer bu konuda akademik, demokrat ve insan halkları vb. mülahazalarına girersek ve yakın geçmişte yaşanan acı olayların anıları ve hınçları içinde kaybolursak iki önemli değerimizi kaybederiz!
Dün sormaya başlamıştım:
“Türk Ordusu’na, Mustafa Kemal’e kimler, neden düşmandırlar?
Cevap: “Bunlar, Türklüğün ilk ve son savunma hatları olduğu için ve bunlar yıkılırsa, Türkiye’yi, kolaylıkla yıkmaya çalışan içerdeki hainler ve Türkiye’yi, ezeli “Tehlike” gören yabancı düşmanlardır! Ben Ergenekon operasyonunu ve dünkü gözaltıları bu açıdan değerlendiriyorum!
Teferruat çok-ve acı! İki orgeneralin, orduevi ve lojmanlar basılarak, Sinan Aygün’ün ve değerli gazetecilerin Mustafa Balbay ve Ufuk Büyükçelebi’nin, adi hırsızlar gibi, yaka paça, sürüklenerek götürülmeleri, Tercüman Genel Yayın Müdürü Ufuk Büyükçelebi’nin ellerine kelepçe takılması - çok acı ve anlamlı ” ilkler “ ... Sakalın üzerinden fareler geçmeye görsün! Ve medyada bu olanları savunan, pespaye liboşlara soruyorum; - bunlar, ” sizinkilere “ yapılsaydı ne derdiniz? Daha önceki “gözaltı” harekâtında değerli meslektaşımız İlhan Selçuk’un, Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun böyle apar topar tutuklanmaları kamuoyunda tepki yaratmıştı... Bunları gene neden yaptılar. Ya emir aldılar ya gözler kara veya her zaman savunduğum polislerin arasına da sızmışlar!
Asıl korku
Ancak benim en büyük endişem. TSK hususunda! İtiraf edeyim: Dünkü yazımda ben de Başbakan’ın KK Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’u operasyondan haberdar etmiş olabileceği ihtimaline, şöyle ucundan, değinmiştim. Ben ” kötü niyetli bir komplo teoristi- veya teröristi “ olamam muhakkak! Ancak, bu rastlantı, şom ağızlı, dedikoducu komploculara; “Pazarlık mı yaptılar” şüphesini yaratmak fırsatını vermişti.
Ama şükürler olsun ki Orgeneral Başbuğ bu kuşkuları dağıttı:
“Açık şekilde ifade etmek istiyorum: Yapılan bu yorum, ima ve değerlendirmeler kesinlikle gerçek dışıdır. Söz konusu toplantıda (Başbakan Erdoğan ile görüşmesi) bu konu hiçbir şekilde gündeme gelmemiştir” dedi. Ona, bütün kalbimle inanıyorum. Burada açıkta kalan ayıp, Başbakan’ın bu operasyondan, herhalde haberdar olduğu halde iki orgeneralin tutuklanacağını Başbuğ’a, haber vermek nezaketini göstermemiş olması! Herhalde, bu takdirde, Genelkurmay gerekeni yapar korkusuyla!’ Tam bunları yazar ve Genelkurmay’dan da kesin bir tepki beklerken, Genelkurmay’ın açıklaması beni düşündürdü: Özetle deniyor ki ” İcra edilen arama ve gözaltı uygulamalarının bir kısmı, askeri mahallerde bulunan lojman ve sosyal tesislerde vuku bulmuştur... Aramalar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119’uncu maddesi 5’inci fıkrasındaki “Askeri mahallerde yapılacak arama, cumhuriyet savcısının istem ve katılımıyla askeri makamlar tarafından yerine getirilir” hükmüne istinaden yapılmıştır. Bu açıklamadan Genelkurmay’a önceden haber verilmiş olduğunu mu anlayacağız! Bunun da bir açıklığa kavuşturulması gerekiyor! Fakat daha önemlisi, ileride bir gün, talimat alan savcılar Genelkurmay’ın kapsısına da aynı maddelere istinaden dayanırlarsa? Olmaz olmaz demeyin, oluyor! Bu konunun ve orduya “sızdırılan” casusların açıklanması muğlâk dalgalanmaya ve YAŞ’a -30 Ağustos’a- kadar, bırakılamayacak kadar, acil ve hayatidir!
Demir Kağan
07-03-2008, 07:34 AM
Bu da benim kendisine e-posta olarak gonderdigim bir cevap:
Sayın Altemur Kılıç Bey,
Öncelikle ellerinizden öperim. Sizin bu millet ve bu devlet için hissettiklerinizi, çarpan yüreğinizi hissedebiliyorum. Buna son derece saygı duyuyorum. Bu e-postayı göndermemdeki sebep de 3 Temmuz 2008 tarihli yazınız için küçük bir eleştiri yapmaktır.
Evvela size sormak istiyorum, millet olmadan devlet ve ordu nasıl olacak? Bireyler toplumu oluşturmadan, toplum milleti oluşturamaz. Millet olmadan da devlet ve ordu oluşamaz. Çünkü devlet ve ordu'da çalışanlar, bu kurumlarda olanlar milleti oluşturan toplumun parçası olan bireylerdir. Şu halde millet olmadan devlet olmayacağına göre, millete yapılan bu baskı niye? Başörtülü bir bayanın üniversitede okuması, bir devlet kurumunda çalışması devlete nasıl bir zarar verebilir? Bu devlet bu kadar kötü bir sisteme mi sahiptir ki başörtülüler okuduğunda ya da kurumlarında çalıştığında devlet çökecek veya sistemi değişecek?
Türk - İslam sentezcisi değilim, ülkücü veya herhangi başka bir akımın / partinin / derneğin üyesi değilim. Türkçüyüm, Turancıyım. Fakat geçen yıllar içerisinde bir şeyi farkettim; ben bu milleti böylesine çok seviyorum, peki milletimin inançlarına ve değerlerine neden saygılı olamıyorum? Neden hiddetle ve şiddetle karşı çıkıp onların değişmesini bekliyorum? Bu noktadan sonra etraflıca düşünmeye ve tekrar okumaya başladım. Sonunda da gördüm ki halka rağmen halkçılık olmuyor. Olmaz ve olmayacaktır da. Gerçek bir halkçı, gerçek bir milliyetçi değil, elitist ve jakoben olduğumu farkettim. Tarihime, geleneklerime, kültürüme düşman olduğumu farkettim. En önemlisi insanı tanımadığımı farkettim. Bunları farkettiğimdeyse de bildiğim ve öğrendiğim her şeyden şüpheye düştüm, dolayısıyla tekrar okumaya ve düşünmeye başladım.
Bugün Türkiye'de laik - laik olmayan tartışması yaşanıyor. Aynı zamanda 20 senedir süren bir Türk - Kürt ve Alevi - Sünni tartışması mevcut. Bundan öncesinde de sağ - sol kavgası vardı. Siz benim gözümde canlı tarihsiniz çünkü bu olaylara şahitlik ettiniz. Dolayısıyla lütfen yazdıklarımı ukalâlık olarak algılamayın; bunlar, bir gencin Türk Milleti, Türkiye, Kemalistler (Kemalizm değil), Jakobenizm, Seçkincilik ve Halkçılık hakkında ne düşündüğüdür.
Doğruyu söyleyeni hiçbir mecliste bulundurmuyorlar, kimseye yaranamıyorsunuz. Türkiye dışındaki Türkler'e Atatürk'ü anlatamıyorsunuz, Türkiyedeki Kemalistler'in Atatürk'ü putlaştırmasını önleyemiyorsunuz ve Türkiye'deki İslâmcıların Atatürk'ü yanlış anlatmasını önleyemiyorsunuz. İslâmcıların Atatürk'ü yanlış anlatmasına katkı sağlayan şey, Kemalistlerin Atatürk adına, laiklik adına yaptıkları baskı ve zulümdür. Deniyor ya başörtüsü serbest bırakılırsa baskı olacak, kapalı olmayanlara şöyle olacak, böyle olacak diye. Peki bugün yolda yürüyen başörtülülere, sarıklılara tiksinerek bakanlar neyin nesidir? Görünüz, insanlar aynı vatan üzerinde yaşadıkları diğer insanlara nasıl düşman ediliyorlar.
Atatürk, bugün her kesim tarafından kullanılıyor. Buna izin vermemeliyiz. Bu millet ne Atatürk'e ne de cumhuriyeti kuran kadrolara düşman. Bu milletin sevmediği ve istemediği insanlar, Atatürk'ün arkasına sığınarak insanlara zulmedenlerdir. Bu zulme alkış tutanlardır. Siz bunlardan olmayın.
Farkettiğim bir başka şeyse, din düşmanlığı ve milliyetçiliğin emperyalizm tarafından çok kolay sömürülüyor olmasıdır. Bugün ülkemizdeki din düşmanları, -ki bu yolun sonu millet düşmanlığına çıkıyor gördüğümüz üzere-, bugün kimlerle işbirliği yapıyor? Milliyetçilik aşırı duygusallıktır, bunu kabul etmemiz gerek. Bugünkü öğretilerle Türkçü olan bir genç, gayet rahat bir biçimde Osmanlı düşmanı olabiliyor. Koskoca bir mirası silip, Şamanist öğretilerle ilgilenip, İslâm'dan nefret ederek, İslâm'a sırtını dönebiliyor. İşte burada emperyalizm devreye giriyor. Onların istedikleri bu değil mi? Onların yapmaya çalıştıkları bu değil mi? Bunun Kürtler'de olan yansıması ise Mecusilik'e olan sempatidir. Milleti İslâm'dan kopartmak demek, "Kâbe Arap'ın olsun, bize Çankaya yeter" demek emperyalizme maşa olmak demektir. Bağımsızlığını ve her şeyini yitirmiş bir Türkiye demektir.
Ben, güçlü ve büyük bir Türkiye istiyorum, hastalıklı ve her an yıkılma tehlikesiyle korku cumhuriyetine dönen bir Türkiye değil. İnsanların özgürce, hoşgörüyle bir arada yaşayabildikleri bir Türkiye istiyorum. Kimsenin kimliğine, inancına, giyimine bakarak yargılanmadığı bir Türkiye istiyorum. Dünya'yı titretip, dize getirecek bir Türkiye istiyorum. Bu milletin yine, yeniden şahlanmasını istiyorum. Bunların olmasını siz istemiyor musunuz?
Askerin karıştığı bir siyaset istemiyorum. Askeri tabii ki kışlaya kapatmak büyük bir ahmaklıktır. Biz çocuklarımızı askere gönderirken davulla, zurnayla, kına yakarak gönderiyoruz. Çocuklarımızın askere gitmemeleri için herhangi bir şey yapmıyoruz. Şehit olduklarında da vatan sağolsun diyoruz. Ancak askerin başörtülelerin olduğu törenleri terketmesi bizi kahrediyor. Asker neden bu kadar halkın değerlerine ve inançlarına karşı? Bu insanları sadece askerlik dönemleri geldiğinde hatırlanması, vergilerini ödemediklerinde hatırlanması, seçim dönemlerinde hatırlanması ne kadar hasta bir devlette yaşadığımızın göstergesidir. Yukarıda bahsetmiştim "İnsanı tanımak"tan. İnsanı tanımadan, insanı ve insan ruhunu bilmeden kurulan hiçbir sistem yaşayamaz, çökmeye mahkûmdur. Sovyetler bunun en büyük örneğidir.
Ülkemizin ne kadar güç şartlarla, nasıl büyük fedakârlıklarla kazanıldığının farkında olmamaktır Türkiye için en büyük tehlike. Atatürk'ü putlaştırmaktır. Halka zulmetmektir. İnsanı tanımamaktır. Türkiye'de bir şekilde devrim olmaması isteniyorsa, halkın istekleri gözardı edilmemelidir. Ülkedeki seçkinler kulübü yıkılmalıdır. Halk daha çok eğitilmeli, daha çok desteklenmelidir. Halka kapanık, halktan uzak bir devletin yaşaması nasıl beklenebilir? İki referansınız ve inancınız olduğundan ve bunun dogmatik olduğundan bahsetmişsiniz. Halkın inançlarının dogma olduğunu söyleyenlere neden ses çıkartmadınız? Siz dogmatik inanç sahibi olma hakkına sahipsiniz, peki halk neden değil? Bu ülkede camiler neden ahırlara çevrildi? Neden mahkemelere çıkartıldı insanlar Kur'an öğretiyorlar diye? Neden hacca gitmek yasaklandı? Neden Sayın Kılıç? Bu mu halkçılık? Bu mu Milliyetçilik? Bu mu insanlık? Bu mu anti-emperyalistlik? Bu bir intihardır.
Saygılarımla
Muhammet S. AYDIN
TÜRKÇE
07-03-2008, 08:32 AM
Güzel, ama acaba okuyacakmı bu kadar uzun yazıyı
Demir Kağan
07-03-2008, 08:46 AM
ben gonderdim, okur / okumaz, cevaplar / cevaplamaz bu onun okuyucusuna verdigi degeri ve diger goruslere ne kadar acik oldugunu gosterir.
Demir Kağan
07-04-2008, 05:09 AM
Evet, Altemur Bey bana cevap vermis, cevabini burada okuyabilirsiniz:
MUHAMMET bey kardeşim önce nazık uslubunuza ve tevehçüğünüze teşekkür ederım. İyi niyetınız her satırınızdan belli oluyor! Keşke karşı karşıya otursak da tartışsak!
Turancı Türçü ve mıllıyetçı olarak aynı saflardayız ama maalesef bazı konularda ayrı düşünüyoruz..Ben 85 yaşındayım Bılmem s,z kaç yaşındasınız! Babam ve amcam vasıtasıyla ve kendım Mustafa Kemalı tanıdım ve onun altın yıllarını yaşadım. Bunun içinde yazdıklarınızın bazıları akademık olarak dogru olmakla beraber gerçeklerı ve gelişmeleri görmüyorsunuz! Millet olmadan devlet olmaz! Türk Islam sentezi de bazılarının anladıgı gibi değil ; Türklük Islamdam çol şey almış fakat Arap vasıtasıyla değıl…Bunları yazdığım sırada Kandıl ve Kanı Karacan’ın Kuranını dinliyorum…Hıçbır Arap ve Müslüman ülkesınde Kuran bu kada güzel değıl ezan da!
Atatürk olmasaydı devrımlerı olmasaydı bugün nerede olurduk Siz berede olurdunbzu Suudı Arabıstan Iran Da! Kadınların erkele eşit olmalarına neden karşınsız? Siz sıcakta yakanız bagrmız z açıkken ve mayo ıle demıze gırerken eşinızın sım sıkı kapalı arkanızdan gelmesı güzel mi? Eşıtlık ınsanlık mı? Kuranda veya ayetlerde türban hatta başörtüsü hükmü var mı? Erdogan ıtıraf ettı hem dını siyasete alet edıyor ve türbanı sıyası sımge yapıyor.. Benım buyük anamın da başötüsü vbardı Atatürk evımıze gelırdı!
Ana 1926 da açık başlı kızların şapkalı hanımların fotografları bnüyük ve olumlu bır değişikliği gösterıyor Emıne be Hayrınuysa hanınlar Arap ülkelerine gıdıyorlar oSuriyede Mısırda Fatsa devlet başkanlarının başları açık. Sorarım neden bız geriye gıttık…
Bu uzun bır münakaşa. Ordunuza gelınce orada da sızımle jemfıkır değılım. Ordumuz olmasa ne yaparız! Ben 27 Mayısta askerlereden dipçık yedım ana Orduma bağlığımı kaynettım..Tartışa nu yazıya sıgmayacak kadar uzum. Bneı telefonla aramak lutfunda bulunusanız tartışırız..saygılarımla! altemur kılıç
Telefon numarasini vermis.
mustafa06
07-04-2008, 09:35 AM
Altemur Kılıcı bazen ekranlarda denk gelirse dinlerim.
Demirkagana gönderdiği yazıyı okuyunca fazlaca da shashırmadım.
Ozetle diyorki, bakın iran ve arabistanı görün, halinize sükredin. mevcut durum herkes için fazlası ile yeterlidir buna razı olun diyor. ölümü gösterip, hastalıga razı olun der gibi konuşuyor.
Batıyı görmüş, ömrünün buyuk kısmı oralarda gechmiş olmasına ragmen, bu iki secenegin dısında demokratik devlet ve toplum diye 3. secenegin oldugunu gormezden geliyor.
Ordumuz olmasaydı derken, Ordunun darbelerde yanlısı olmadıgını dusunuyor ve bu ülkede insanların ordusu ile sorunu var zannediyor.
Oysaki halkın arzusunun ordunun siyaset dısında kalması, zarar gormemesini istediğini nedense goremiyor.
kısacası fikirlere saygılıyım ama bu mantık bana cok tanıdık geldi.
Şehbir
07-04-2008, 11:40 AM
Altemur Kılıcı bazen ekranlarda denk gelirse dinlerim.
kısacası fikirlere saygılıyım ama bu mantık bana cok tanıdık geldi.
TAVRIN BANA O KADAR TANIDIK GELİYOR Kİ.
SÜREKLİ BİR MANTIK SİLSİLESİ İÇİNDE ÜRETİP DURUYORSUN AMA HOCAM SENİN DE BENİM DE YAŞIMIZ GEÇTİ. İKİMİZİNDE KARNI BUNLARA TOK.
DEMEK SONUNDA AYNI YERE GELDİN..
mustafa06
07-04-2008, 12:04 PM
DEMEK SONUNDA AYNI YERE GELDİN..
Ortada dolashan bir iddianın arkasına takılmayıp kendimce sorguladığım için siz bana o sözü soyluyorsunuz?
Bende sabit saplantı içerisinde olmadıgımı göstermek için
Bana shunu kim soyleyebilir;
operasyon 1 temuzda yapılarak hangi konuya nasıl engel olunmushtur.
C. bashsavcısı anayasa mahkemesindeki sozlu acıklamalarını yapamamıshmıdır? veya bu operasyon, o acıklama üzerinde nasıl bir etki yapmış olabilir.?
Birileri oyle iddia ediyor diye degil, kendi mantıgınız ile tartın degerlendirin; Eger gercektende anayasa mahkemesindeki konuya bir etkisi olma ihtimali var ise izah edin sözlerimden cark edecegim.
Bu yazıyı yazdım. Hala aynı düşüncedeyim.
ve sözlerimden cark edeceğim.
eger bu samimi tavrım
TAVRIN BANA O KADAR TANIDIK GELİYOR Kİ.
gercekten size tanıdık geliyorsa, böyle bir durumla sık sık karshılasıyorsanız bu ülkemiz için kıvanc verici olması gerekir.:D
Oysaki yukarıda belirttiğim bana tanıdık gelen tavırın, bu ülkenin bashındaki buyuk sorunlarından birisi oldugunu düsünüyorum.:cool:
hsr_1979
07-04-2008, 12:31 PM
Mustafa abi size bir şey sormak istiyorum:
Tayyip Erdoğan'ın gerçketen İslami değerlere saygısından dolayı mı Türban Sorununu gündeme getirdiğini düşünüyorsunuz?
-İktidara gelmezden evvel yaptığı ABD ziyareti,
-İslami değerlere getirdiği "Ilımlı İslam" yorumu ,
-milli değerlere getirdiği "Türkiyelilik","Ortalama Türk" yorumları,
-ABD ve AB den gelen aleyhte yorumlar hakkında,
ne düşünüyorsunuz?
-22 Temmuz seçimlerinde, ABD,AB,Yunanistan, Ermenistan,Kuzey Irak ayni sözde Kürdistan vs. yetkilileri ve basınınca
verilen desteğin gerçekten Türkiyenin gelişmesini istedikleri için verildiğine inanıyor musunuz?
mustafa06
07-04-2008, 02:28 PM
hsr1979,
Mustafa abi size bir şey sormak istiyorum:
Tayyip Erdoğan'ın gerçketen İslami değerlere saygısından dolayı mı Türban Sorununu gündeme getirdiğini düşünüyorsunuz?
Bence hayır, kimsenin kalbini bilemem ama ben böyle düsünüyorum.
Türbanın gundeme gelmesi sadece İslami gerekche ile olsaydı, sartlar ne olursa olsun, üniversite ile sınırlı tutulmaması gerekirdi.
Esasen konuya bakarken, kişi rte olarak değil, bashbakan rte olarak bakmak gerekir. Bashortusunu belki RTE kişi olarak islami deger kabul edebilir, Bu farklı bir sheydir. Konuya bashbakan rte olarak yaklashmak zorunda oldugu için, teklif üniversite ile sınırlı tutulmushtur.
Siyasetcilerin toplumdaki sorunlara duyarlı olmak gibi sorumlulukları vardır. Yıllardır sayıları ne olursa olsun bazı insanların egitim alma hakkı bashortusu nedeni ile engellenmektedir. MHP ile birlikte akp de bu soruna duyarlı olmuştur.
''Toplumun sorunları arasında en acil sorun bu mu idi'' diye sorulabilir.
Herkese göre oncelik değişen bir tercihtir. Tercihin dogru olup olmadıgının degerlendirilebileceği tek yer secim sandıgıdır. Sanırım herkes kendi hesabını yapıyordur.
Örneğin, Dünya krize girerken, kapatma davasının acılması shu anda Turkiyenin önceliğimi idi, Bu nedenle Türkiye belki 20 milyar dolar, belki 50milyar para kaybedecek diye sorabilirim cünkü ben ekonomiye öncelikli baktığım için bunu sorarken, savcının önceliği farklı olmalı ki, actı.
-
İktidara gelmezden evvel yaptığı ABD ziyareti,
-İslami değerlere getirdiği "Ilımlı İslam" yorumu ,
-milli değerlere getirdiği "Türkiyelilik","Ortalama Türk" yorumları
amerikaya gitmeyen birisini gösterebilirmisin?
yabancıların ılımlı islam,ve karshıtını dillendirdiklerini biliyorum ama akp den ılımlı islam deyimini duymadım. islamın cheshitleri olmaz, islam islamdır dediğini duydum
Ortalama turk nedir? samimi olarak bilmiyorum.
22 Temmuz seçimlerinde, ABD,AB,Yunanistan, Ermenistan,Kuzey Irak ayni sözde Kürdistan vs. yetkilileri ve basınınca verilen desteğin gerçekten Türkiyenin gelişmesini istedikleri için verildiğine inanıyor musunuz
Valla kimin kimi desteklediği karıshık konu ornegin yıllarca 150 ülkenin sosyalist enternasyonale üye partileri(batıda Pek cogu iktidara gelmişlerdi) kendi üyeleri olan chp yide desteklemişlerdi.
bunun fazla bir önemi olmamalı. cunku gazete okumak bile zor gelen sade insanların oyunu onlar değil Türkiyedeki gelişmeler etkiler.
Konuya gelince; Eger siz, akp nin 22 temmuz secimlerini kazanmasının nedenini bir kach ayda unuttu iseniz ben ne diyebilirim ki?
Onlar destekledikleri için mi, nisan ayında akpnin oyları %25 lerin cok altına düshmüştü? chp ile mhp nin koalisyon yapmaları için cabalar gundeme oturmushtu.
secimlerden cok öncesi ile ilgili burada da paylashılmış abd den gelen yorum ve yazılara bakarsan destek değil, yok etme cabaları oldugunu görürsün. hele bazıları bizim medyada günlerce işlenirdi. yazan kişilerin abd hükümetinin görüşlerini yansıttıgının yazıldıgınıda bulabilirsin.
haaa allah yoklugunu vermesin bizim akıllı! solcular elbirliği ile bi muhtıra birde arkasından 367 kararı verdiler akp nin oyunu patlattılar.
Bana shunu net olarak soyleyebilirmisin akp nin oylarının bu seviyeye gelmesinde yabancıların mı, yoksa bizim sosyal demokrat solcuların mı etkisi fazladır?
Bunun cevabını bulursak gerisi bosh laftır.
Küçük bir not; Yerel secimler yaklashıyor, kapatma davası acıldıktan sonra yapılan anketlerde akp nin oyu yeniden tırmanısha gecmiş. en son duydugum %39 du. sosyal demokratlar biraz daha caba gösterirlerse herhalde bu kez akpye % 50 yi gecirirler.
Şehbir
07-04-2008, 03:11 PM
Örneğin, Dünya krize girerken, kapatma davasının acılması shu anda Turkiyenin önceliğimi idi, Bu nedenle Türkiye belki 20 milyar dolar, belki 50milyar para kaybedecek diye sorabilirim cünkü ben ekonomiye öncelikli baktığım için bunu sorarken, savcının önceliği farklı olmalı ki, actı.
HOCAM SİZ YOLU AÇMIŞSINIZ ÇOKTAN..
BİZ KIRK KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ BİLİRİZ, DEĞİL Mİ HOCAM ?
Hazine düzenli olarak tahvil, bono, ihale vb. araçlarla piyasadan para çeker ve borçlanır.
Bu borçlanmalarda geri ödemeyi de düzenli olarak aylık 5 Milyar YTL ile 9 Milyar YTL arasında yapar.
Yani her ay 5 ile 9 Milyar YTL arası geri ödeme yapar.
2-3 yıldır yapılan borçlanmalarda Temmuz ve Ağustos 2008'e öyle bir yük oluşturuldu ki.
Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte.
Hazine'nin borç ödemelerinin 43 Milyar YTL'si Temmuz 2008 ve Ağustos 2008'de.
Yani 5 ile 9 Milyar YTL'yi öderken güçlük çeken,
hatta ödeyemeyen, tekrar borçlanan hazine,
Temmuz ve Ağustos'ta 43 Milyar YTL ödeyecek.
Bu rakam (43 Milyar YTL) yaklaşık 6 aylık ödemeye denk geliyor.
Hazine bu parayı bulabilmek için yine borç alma yoluna gidecek ve bulamayacak.
Nereden bulsun piyasada para yok.
Para bulamayınca ne olacak ekonomik kriz.
YTL olarak para kimde, 2001 krizinden beri bizlere 1.70'lerden $ satan yabancı fonlarda.
Bu krizin tarihini önceden hazırladılar.
Bilinçli bir şekilde hazırladılar.
Öyle bir tarihe denk getirdiler ki, sorumlusu AKP olmasın istediler.
Yani Temmuz, Ağustos 2008'de kim ne yaparsa yapsın kriz kaçınılmazdı.
En önemlisi;
Bu krizin sorumlusu kim olacak biliyor musunuz?
AKP'nin kapatılmasını isteyen Yargıtay Başsavcısı, belki de (kapatılırsa) Cumhuriyetin Anayasa Mahkemesi ve AKP'ye hayır diyen yurtsever muhalefet.
Kapatma davası, tesadüf bu ya Temmuz, Ağustos aylarında görülecek. Belki de kapatma kararı çıkacak.
Diyecekler ki, AKP'ye açılan dava siyasi belirsizlik yarattı, piyasa tedirgin oldu, krizin nedeni budur.
Diyecekler ki, AKP'ye açılan dava nedeniyle siz esnaflar, siz çiftçiler, siz memurlar, siz işçiler battınız.
Diyecekler ki, AKP'ye açılan dava nedeniyle sizler borçlarınızı ödeyemediniz, işleriniz durdu, 10 yıllardır çalıştırdığınız işyerleri kapanmak zorunda kaldı.
Halbuki öyle değil.
Her şey ne kadar güzel olursa olsun, 43 Milyar YTL gibi ödeyemeyeceğiniz bir borcu 2 aya özellikle toplarsanız kriz gelir.
Temmuz, Ağustos 2008'i hazırlayan AKP'dir.
Kapanma davasını da özellikle hızlandırmak isteyen AKP'dir.
Neden başbakan çırpınıp duruyor bir an önce bitsin şu dava diye.
Çünkü dava olmasa kriz kendi kafalarında patlayacak.
Bu durumda sorumlunun AKP olduğunu dağdaki koyun bile anlayacak.
Bakın bu yazının tarihi 30 Haziran.
Türkiye; Ağustos, Eylül, Ekim…. aylarında ekonomik kriz çıkaran Cumhuriyet Başsavcısını, krizi büyüten Anayasa Mahkemesini ve AKP'nin kapatılmasını destekleyen muhalif yurtsever kişi ve kuruluşları konuşacak.
Alperen61
07-04-2008, 04:31 PM
Mustafa abi size bir şey sormak istiyorum:
Tayyip Erdoğan'ın gerçketen İslami değerlere saygısından dolayı mı Türban Sorununu gündeme getirdiğini düşünüyorsunuz?
-İktidara gelmezden evvel yaptığı ABD ziyareti,
-İslami değerlere getirdiği "Ilımlı İslam" yorumu ,
-milli değerlere getirdiği "Türkiyelilik","Ortalama Türk" yorumları,
-ABD ve AB den gelen aleyhte yorumlar hakkında,
ne düşünüyorsunuz?
-22 Temmuz seçimlerinde, ABD,AB,Yunanistan, Ermenistan,Kuzey Irak ayni sözde Kürdistan vs. yetkilileri ve basınınca
verilen desteğin gerçekten Türkiyenin gelişmesini istedikleri için verildiğine inanıyor musunuz?
Tek kelime ile Harikasınız.Sizi tebrik ediyorum...
mustafa06
07-05-2008, 02:40 AM
[B]HOCAM SİZ YOLU AÇMIŞSINIZ ÇOKTAN..
BİZ KIRK KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ BİLİRİZ, DEĞİL Mİ HOCAM ?
O degerlendirme yazısını kim yazdı bilmiyorum. ama verdiği bilgilerden Türkiyenin nereye gittigini görebilecek kadar ileri görüşlü oldugu anlashılıyor.
hatta sonuchta bir sheydaha soyluyor
Türkiye; Ağustos, Eylül, Ekim…. aylarında ekonomik kriz çıkaran Cumhuriyet Başsavcısını, krizi büyüten Anayasa Mahkemesini ve AKP'nin kapatılmasını destekleyen muhalif yurtsever kişi ve kuruluşları konuşacak.
Bu sozlerle geleceğe ıshık tutuyor, tartıshmaların boyutu shu yönde gelişecek diyor.
Diğer bilgilerin doğrulugu (olabilirde olmayabilirde) ile ilgili elimizde net bir belge yok ama kesin olan bir shey kapatma davasının acılmasından bu yana (gerekce ne olursa olsun bu bir gercektir) faizler 15 lerden 23 lere gelmiştir.
Kapatma gercekleshirse tartıshmaların odagında savcı ve mahkeme kararı olacagıda doğrudur.
Bu yazıyı yazan kişi gelecekle ilgili bu kadar ileri tahmin yapabiliyorda, 3 ayda ekonominin sorunlarını ve yashanacakları gorebiliyorda, sahi devletin içerisinde olan savcımız neden görememiş,
gitmiş en berbat dönemde dava achmış?
Shartlar bu kadar acık bir shekilde ortada iken; gecen yıl veya gelecek yıl dava achsaydı. Bu sene akp bu sıkıntıları yashasaydı. Her shey gün gibi ortaya cıksaydı. mahkemenin yapmaya calıshtıogını halk oyları ile yapsaydı akpyi silseydi. daha iyi olmazmıydı?
sahi hemde secimler yaklashırken akpnin kelinin gözükmesini neden istememişler. Bunu bana izah edebilirmisin?
Bunu kach kez tekrar ettim akp nin gitmemesini en chok shu solcular istiyor diye.
göndermezler, akp gitmek istesede bırakmazlar.
...........
Farkında iseniz , sizin ortaya koydugunuz o yazıdaki düsünceye eleshtiri getirmedim, sadece o yazıdan yola cıkarak değerlendirme yaptım.
Yapılan o degerlendirmeye birde farklı acıdan bakmayı deneyelim ;
kapatma sonucu gelecek eleshtirilere karshı ''bak demiştik'' diyebilmek için karshı propaganda calıshması neden olmasın?
Objektif insanlar iki ihtimale de acık olmalıdır.
Aybike
07-07-2008, 03:08 PM
Altemur hocam demirin yasini hemen anlamis cevabini da ona gore vermis.Ellerinden operim hocam..
mustafa06
07-08-2008, 02:49 AM
Altemur hocam demirin yasini hemen anlamis cevabini da ona gore vermis.Ellerinden operim hocam..
Önemsediği de bir gercek.
ASYA_ANADOLU
07-08-2008, 10:52 AM
Demİr KaĞan Adli ArkadaŞ GerÇekten Oakdar GÜzel Yerlere Dİkakt EtmİŞkİ Öncelerİ Yazilarini BÜyÜk Bİr Şevkle OkuduĞum Altemur KiliŞ Cevaplarini Zor VermİŞ Ben Öyle Algiladim.altemur KiliÇ MİllİyetÇİ Bİr Yazardir Ama Oda AtatÜrk'Ü PutlaŞtiranlarin MİllİyetÇİlİĞİnİ Yapiyor.tÜrk MİllİyetÇİlİĞİ Yapmiyor.yazilarini Artik Okumuyorum ÇÜnkÜ Kahrolasi Chp Cİzgİsİnde Ve Ulasalci Çİzgİde.kuranda Kapanmak Varmi DemİŞ Pekİ Altemur Bey Kuranda Yari Çiplak DolaŞmak Namahrem BÖlgelerİnİzİ GÖstere GÖstere DolaŞmakmi Var Meydanlarda Neden Bu KİŞİlerİ Kaleme Almiyorsunuzda.vay Efendİm Tayyİp İn GÜl Ün Hanimi Kapali İmİŞ.
Kapali Olmak Neden Bazi Zİhnİyetlere ÖcÜ Gelİyor.burasi MÜslÜman TÜrkİye.bİzler AÇik Gİyİnene KariŞmiyoruzda Sİze O Haklari Kİm Verİyor.
Saygilar
MÜslÜman TÜrk Sevdalisi
Aybike
07-08-2008, 02:01 PM
Demirin bu sene beyni sulanmis...son zamanlarda nerelere takildigini arastirmak lazim..
Aklima bana anlattigi idealleri geliyorda..:)
Demir Kağan
07-08-2008, 04:35 PM
Demirin bu sene beyni sulanmis...son zamanlarda nerelere takildigini arastirmak lazim..
Aklima bana anlattigi idealleri geliyorda..:)
Ideallerde zerre bir degisiklik yok ama fikri bakimdan degistigimi soyluyorum zaten. Altemur Kilic'a yazdigim e-posta'da degisimimi ve sebeplerini gorebilirsin zaten abla.
hsr_1979
07-08-2008, 05:11 PM
Demİr KaĞan Adli ArkadaŞ GerÇekten Oakdar GÜzel Yerlere Dİkakt EtmİŞkİ Öncelerİ Yazilarini BÜyÜk Bİr Şevkle OkuduĞum Altemur KiliŞ Cevaplarini Zor VermİŞ Ben Öyle Algiladim.altemur KiliÇ MİllİyetÇİ Bİr Yazardir Ama Oda AtatÜrk'Ü PutlaŞtiranlarin MİllİyetÇİlİĞİnİ Yapiyor.tÜrk MİllİyetÇİlİĞİ Yapmiyor.yazilarini Artik Okumuyorum ÇÜnkÜ Kahrolasi Chp Cİzgİsİnde Ve Ulasalci Çİzgİde.kuranda Kapanmak Varmi DemİŞ Pekİ Altemur Bey Kuranda Yari Çiplak DolaŞmak Namahrem BÖlgelerİnİzİ GÖstere GÖstere DolaŞmakmi Var Meydanlarda Neden Bu KİŞİlerİ Kaleme Almiyorsunuzda.vay Efendİm Tayyİp İn GÜl Ün Hanimi Kapali İmİŞ.
Kapali Olmak Neden Bazi Zİhnİyetlere ÖcÜ Gelİyor.burasi MÜslÜman TÜrkİye.bİzler AÇik Gİyİnene KariŞmiyoruzda Sİze O Haklari Kİm Verİyor.
Saygilar
MÜslÜman TÜrk Sevdalisi
Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi)
görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar
salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut
oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin
oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip
oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem
yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!(Nur suresinde 31)
- Görünen kısımlar müstesnada yüz ve el parantez içinde yazılmış, yani bu içtihatla bulunmuş.
-Ziynetin Günümüz anlamı ile (Gerdanlık, Yüzük, Bilezik gibi) takılarmıdır yoksa Erkeğin gözünün kaydığı "Avret" yerlerimidir? belli değildir?
- Başörtülerini yakalarının üzerine alsınlar denmektedir. Günümüzde bile arap erkeklerinin başörtüsü kullandığı düşünülürse, ve o zamanlarda dikişli elbise olmadığı gözönünde tutulursa Dış bahçeyi Süpürürken göğüslerinin görünmesi muhtemeldir ve erkeğin göz kaymasını engelleyecek aracak ozaman başörtüsüdür.
Kadınların avret yerlerini belli edecek şekilde dolaşmalarına karşıyım. Sizce Kapanmak saçının bir telin bile göstermemek için önce bir bandana ardından "Türban" ile sıkı sıkı sarınmak mıdır? Eğer öyle ise Dar tişörtler ile hızlıca yürürken benim dikkatimi neden göğüslerini belli edip titretmektedir? Yada Dar etekler/pantolanlar giyip, afedersiniz poposu omirilikkemiğinin 5 cm sağ ve soluna oynamaktadır? Bana elli kere tövbe dedirtmektedir?
Sözün özü kadının saçını görmeyle erkeğin Nefsi uyanmaz ama göğsünü "Namahrem erkeklerin" karşısında tir tir titretirse, kıvırtırsa erkeği günaha sokar.
[Ne kadar örtülüde yazmış olsam ima etmiş olduğum organların gerçek nalmalarından dolayı bayan forumdaşalreımızdan özür dilerim.]
A'raf 7/ 26 : «Ey Ademoğulları (kadınlar ve erkekler)! Size ayıp yerlerinizi örtecek örtü ve bir de süs elbisesi indirdik. Fakat TAKVA ELBİSESİ hepsinden hayırlıdır.»
(...)
SÜNNET'E GÖRE ÖRTÜNME
Buharî, Ebu Dâvud, Nesaî'den gelen bazı hadislere göre Peygamber Efendimizin zamanında, kadın ve erkek müslümanlar ayni su kapından abdest almaktaydılar. Ebu Dâvud'un eserinde : Kadın ve erkek, ellerimizi aynı kaba sarkıtıp daldırarak toplu halde abdest alırdık. denmektedir. Bu da gösteriyor ki Asrısaadet'te kadınlar erkekler yanında abdest uzuvlarını açabiliyorlardı. O halde dirseklere kadar kollar, ayaklar, yüz ve başın abdeste, meshe esas olacak kısmı serbesttir. Bu yerleri de abdest dışındaki zamanlarda kapatmak hassasiyetini gösterenlere saygı duyulur, ancak bunu yapmayanlar hor görülmez.
(Bkz. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk - Kur'an'daki İslâm - Say: 615-616)
http://www.kurandasevgi.gen.tr/kkadin/bolum6/baslik6.htm
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
dizelerini söyleyen Vatan Şairimize karşın, İngiliz Mandası isteyenlere sorsan M.Akif'i çok severler. Hatta onaların hocaları "Darül Harp" yani İslami kuralalrın uygulanmadığı Gayrimüslimlerce işgal altında bulunduğunu iddia etmiş ve Cuman Namazının kılnmasıa gerek yoktur bile demiş...
Aybike
07-09-2008, 03:16 AM
Ideallerde zerre bir degisiklik yok ama fikri bakimdan degistigimi soyluyorum zaten. Altemur Kilic'a yazdigim e-posta'da degisimimi ve sebeplerini gorebilirsin zaten abla.
Degisimin hosuma gitmedi.......Sen ideallerinde kal..
Demir Kağan
07-11-2008, 06:38 AM
Degisimin hosuma gitmedi.......Sen ideallerinde kal..
orrayt.:lol:
Şehbir
07-11-2008, 07:50 AM
TÜRK ORDUSU / YAŞAR NURİ ÖZTÜRK.
Türk Ordusundan rahatsızlıkta Batı-Siyasal İslam birlikteliği
Batı'nın, özellikle Avrupa'nın Türk Ordusu'na kini tarihin tanıdığı en amansız kinlerden biridir.
İngilizler İstanbul'u işgal ettiklerinde ilk istedikleri, Cuma selamlığındaki askerlerimizin oradan uzaklaştırılması olmuştur. (Atatürk'ün Bütün Eserleri, 8/138)
Türkiye, benzeri bir rahatsızlığa, AKP iktidarı döneminde tanık oldu. Anımsayalım, bir AKP 'milletvekili'nin TBMM'deki 'Mareşal Atatürk' tablosuyla, TBMM'de güvenlik görevi yapan askerlerin yürüyüşleri sırasında çıkardıkları seslerden şikâyeti üzerine, 2000'li yıllarda tartışılmıştı.
Aynı AKP'nin kurmay isimleri Türk Ordusu'ndan rahatsızlıklarını değişik vesilelerle ve değişik tavırlar sergileyerek ortaya koymaktadırlar. Bir milletvekilinin,Türk Ordusu'na mensup birliklerin ve okulların Ankara dışına çıkarılmasını ve başkentin 'askerî bir kent' görünümünden kurtarılmasını istemesi ayrı bir örnektir.
Ayrı ve talihsiz bir örnek...
Ne ilginç! Atatürk'ten rahatsızlık konusunda, Haçlı Batı ile siyasal İslamcı odaklar tarihin her döneminde bir biçimde kader ve mücadele birliği yapmışlardır. Bugün de aynen böyle yapmaktalar.
Tam bu noktada, Falih Rıfkı Atay şu ibret verici tespiti vicdanlarımıza iletiyor:
"Kurtuluş Savaşı öncesindeki işgal sırasında, ordu kumandanlarını şu veya bu vasıta ile küçük düşürmek bir parola idi." ((Atatürk'ün Bütün Eserleri, 8/138)
Bugün de aynı değil mi?
İlker Başbuğ'un İsrail gezisi sırasında çekilen resimleri ve bunların dinci bir gazetede yayınlanması, Türk Ordusu'ndan rahatsızlığın tarafları arasındaki yardımlaşmanın yeni bir belgesidir. O fotoğrafları o dinci gazeteye kimler servis yaptı? Her halde turist rehberleri değil.
TÜRK ORDUSU NEDEN RAHATSIZ EDİYOR
Batı'nın Türk ordusuna kininin sebebi sadece Türk ordusunun caydırıcılığı, Haçlı tasallut ve emperyalizmi karşısındaki susturucu ve püskürtücü gücü değildir. Sebeplerin başında, Türk ordusunun, sadece ordu olarak kalmayıp Türk tarihinde aydınlık ve atılımın öncüsü oluşu gelmektedir.
Türkiye, bunca devrimi böylesine kansız ve kavgasız bir biçimde ve çok kısa bir zaman çerçevesinde nasıl başardı? Ordunun, sadece 'asker' olarak kalmayıp, aydınlanma ve ilerlemenin öncülüğünü de yapmış olması sayesinde...
Türkiye'nin işte böyle bir kaderi olagelmiştir. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ama gerçek budur.
Türkiye, sanayi devrimini gerçekleştirmemiş, bunun için de, cumhuriyet ve demokrasiyi taşıyan temel iki sınıf olan burjuva ve proleteryayı oluşturamamış bir ülkedir. Buna rağmen hem cumhuriyeti hem de aydınlanmanın motor unsurları olan temel devrimleri akıl almaz bir maharetle hayata geçirebilmiştir. Nasıl? Ordu'nun aydınlanmadaki öncülüğü sayesinde...
Batı'da; demokrasi, özgürlük, insan hakları ve aydınlanmanın yaratıcı ülkelerinden biri olan Fransa'da, sanayi devrimi yaşanmış, burjuva ve proletarya doğmuş olmasına rağmen, cumhuriyetin yerleşmesi büyük badirelerden sonra gerçekleştirilebilmiştir. Serüvene bakın:
1792 cumhuriyetin kuruluşu, 1799 Napolyon'un İmparatorluğunu ilanı, 1814 yeniden krallığa dönüş, 1848 ikinci cumhuriyetin ilanı, 1852 yeniden imparatorluk tartışması ve nihayet 1871'de bugünkü anlamda cumhuriyetin kuruluşu.
Batı bunları biliyor. Batı, bizim birçok nimeti ve değeri, Atatürk'ün eşsiz dehası sayesinde bedavadan elde ettiğimizi de biliyor. Millet olarak bizi kıskanırken, birey olarak Atatürk'e tatmin bulmaz bir kinle diş biliyor. Batı için Atatürk, Orta Asya steplerinin metafizikten habersiz, aydınlık, akıl ve bilim nedir bilmez vahşilerini, tarihsel süreç anlayışlarının hiçbiriyle izah edilemeyecek bir maharetle, aydınlanmanın doruğuna taşıyan, cumhuriyet ve laiklikle donatan affedilemez bir düşmandır.
Atatürk öldü, bu iş bitti diyemezsiniz. Diyebilmenize engel bir güç ve gerçek var: Türk Ordusu.
Türk Ordusu, Atatürk demek, Atatürk'ün ölümsüzlüğünün göstergesi ve garantisi demektir.
Türk ordusu, tagallüp ve tahakküm unsuru değil, öncelikle aydınlanma ve demokrasi unsuru olarak yer almıştır bizim tarihimizde. Batı şöyle düşünmekte ve bunun gereğini yapmayı değişmez iman olarak taşımaktadır: Türk ordusu ya yok olmalı, yahut da ruhu pörsütülmelidir. Birincisini yapmak imkânsız denecek kadar zordur. İkincisine gelince, Türkiye'nin içinden elde edilecek hain ve gafillerle gerekli işbirliği kurulursa amaca ulaşmak mümkündür.
İşte bugün bu 'mümkün' gördükleri amaca ulaşmaya çalışıyorlar. Çünkü Haçlılar biliyorlar ki, İslam dünyasında, o arada Türkiye'de, Atatürk'ün Anıtkabri'ni yok etmeyi Kâbe'yi yok etme şartına bağlasalar, buna razı olacak alçakların sayısı epeycedir.
Batı, özellikle son birkaç yılda, İslam dünyasında yakaladığı bu tarihsel fırsatı heba etmemek için can havliyle çırpınıyor. Esasında nefret ettiği AKP'yi bağrına basıp var gücüyle desteklemesi AKP'de, az önce değindiğimiz hayatî emellerine uygun her şeyi bulmasındandır.
O halde, Türk ordusunu tâciz etmek ve etkisizleştirmek Avrupalı için iki maksada hizmet etmektedir:
1. Haçlı emel ve egemenliğine darbe vuran bir numaralı gücü zaafa uğratmak,
2. İslam dünyasının kaderini değiştirecek örneklere imza atan bir aydınlatma ve ilerletme gücünü etkisiz kılmak.
Büyük Atatürk, Türk ordusunun, işaret ettiğimiz bu özellikli durumuna çok erken bir zamanda dikkat çekmiştir. 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu'da yaptığı bir konuşmada bu gerçeğin altını emsalsiz bir vukufla şöyle çiziyor:
"Ordumuz, milletin ilerleme ve yükselme adımlarına öncü olmuştur. Milletimizin bütün inkılaplarında birinci adımı işgal etmiştir. Diğer milletlerde, ordu ile millet yekdiğeriyle daima karşı karşıyadır. Halbuki iş bizde tamamıyla tersinedir..." (Atatürk'ün Bütün Eserleri, 17/290)
İşte, Türk Ordusu dendiğinde Haçlı Batı'yı rahatsız eden temel sebep budur.
Bu temel sebebi bilmeden Türkiye'nin dış politikalarına, özellikle AB ile ilgili politikalarına yön vermeye kalkmak, uçuruma giden kayalıklarda gözleri bağlı olarak yol almaya benzer. Böyle bir yol alışın en dikkat çekici örneği ise AKP iktidarının uyguladığı dış politika, özellikle AB politikasıdır.
AKP'NİN DIŞ POLİTİKASI
Büyük üzüntü duyarak söylemeliyim ki, AKP'nin uyguladığı genelde Batı politikaları, özel olarak da AB politikaları Türkiye üzerindeki Haçlı emellerine tatmin fırsat ve imkânı yaratan, temelinden basiretsiz politikalardır. Eğer 'basiretsiz' tâbirine itiraz ediliyorsa, onun yerine kullanılacak kelime çok daha ağır ve sarsıcı olacaktır.
Bu politikaların üçüncü bir izahı yoktur.
Daha neyi bekleyecekler! Gün bu gündür.
İLK ADIM MGK
Türk Ordusu'nu etkisizleştirme operasyonu, MGK'ya tasallutla başladı.
Tabiî önce MGK, sonra da devamı...MGK bunların, âdeta korkulu rüyası idi. Varsa yoksa MGK. Bunların MGK ile ilgili söz ve tavırlarını okuyunca insan gayrı ihtiyarı şunu düşünüyor: Güneş tutulmaları, gök taşlarının düşmesi, ozonun delinmesi, doğal felaketlerin ortaya çıkması, 11 Eylül terör dehşeti vs. şu bizim MGK yüzünden olmasın!..
Gerçek şu ki, Hıristiyan Avrupa'nın bir tür 'üst kurmaylar Grubu' olan Avrupa Parlamentosu (AP) için MGK, asırlarca korkulu rüyalar yaşatmış bir gücün sembolü olarak ortadadır. Bu sembolden rahatsız olmamalarını beklemek, sadece saflık değil, ahmaklık olur...O MGK ve hatırlattığı güçler ayakta durdukça, bizi AB'ye üye yapacaklarını sanmak da öyle...Unutmayalım, AKP iktidarının oylarıyla MGK'nın kolu-kanadı kırılıp 'sivilleştirilme' işlemi TBMM'de tamamlandığı gün (30 Ağustos 2003) Avrupa âdeta bayram etmişti. Türkiye ve Türkleri tâciz eden demeçleriyle ünlü Günter Verhuegen, gülücükleri ve heyecan dolu demeçleriyle bu bayramın âdeta resmî duyurusunu yapmıştı.
MGK'nun işini bitirdiler; şimdi doğrudan doğruya orduya bindiriyorlar. Fırsatlar yaratarak, bahaneler üreterek, sağdan girerek, soldan girerek, şöyle veya böyle, belirli aralıklarla Türk Ordusu'na mutlaka ve muhakkak sataşıyor veya saldırıyorlar.
6 Ekim 2004 İlerleme Raporu'nu, 17 Aralık 2004 Zirve Kararları'nı, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi'ni ve nihayet, 8 Kasım 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi'ni okuyun, bu söylediklerimi belgeleyecek çok şey bulacaksınız.
Suat İlhan, işin gerçeğini ta bel kemiğinden yakalamış. Şöyle yazıyor:
"Anlaşılıyor ki, Avrupa, bin yıldan daha uzun zamandan beri kahrını çektiği Türk Ordusu ile, AB mevzuatı içinde hesaplaşmaya niyetleniyor. Gerçekte hesaplaşmaya başladılar. AB'nin açık amaçlarından birinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni küçültmek, etki ve caydırıcılığını azaltmak olduğu anlaşılıyor." (Suat İlhan, Avrupa Birliğine Neden Hayır, s.27-28)
Türk milleti, ordusuna tasallut ve sataşmanın en kahırlı dönemini yaşıyor denebilir.
SÖZÜN ÖZÜ
Avrupa'nın Müslüman Türk'ü tarihe gömme düşünün gerçeğe dönüşmesinin talep belgesi olan Sevr, Mustafa Kemal tarafından engellendi. Gök gözlü kumandan, kollarına girip savaş meydanlarına çektiği milletiyle Sevr'i yırtıp bir paçavra gibi yazanların ve imzalayanların suratına attı.
Mustafa Kemal, Batılı-Haçlı kini doruk noktasına çıkaran bir iş yaptı. Onu asla affetmezler. Mustafa Kemal onların genlerini tâciz etti, tarihsel rüyalarını kararttı, ufuklarını, ocaklarını söndürdü.
Mustafa Kemal Atatürk'e yönelik Batı düşmanlığını değerlendirirken bu arka planı unutmak gafletini gösterenlerin aklına şaşarım.
Şimdi, Türk yeniden 'Hasta Adam' haline getirildi. Düyunu Umûmiye, değişik adlar altında yeniden yaratıldı. Sevr'in şartlarını, çeşitli gerekçelerle 'sineye çekilir' bulan yeni Damat Ferit ekipleri ihdas edilip gereken yerlere oturtuldu.
Batılı-Haçlı için gün tam bu gündür. Korkulu rüyanın tepelenmesi için uygun zamandır.
Mustafa Kemal'i olmayan bir Sevr kulvarındayız.
Yaşar Nuri Öztürk
Demir Kağan
07-13-2008, 11:34 AM
Basligin formatini degistirdim, kose yazarlarina gonderdiginiz mektuplari, e-postlari burada yayinlayabilirsiniz.
Rahmi Turan'in Hurriyetteki bugunku kosesinde yazdiklari bunlar:
Rahmi TURAN
rturan@hurriyet.com.tr
Din ve vicdan
ÜLKEMİZDEKİ olaylar, ne yazık ki, din eksenli bir kavga haline dönüştürülüyor.
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin!
Türkiye’de insanlarımızın dini vecibelerini yerine getirmelerinde zorluk var mı? "Bana ibadetimi yaptırmıyorlar!" diyen kaç kişi var?
Ülkemizin 85 bin camisi açık değil mi? Günde beş vakit ezan okunmuyor mu?
90 bin din görevlisi yok mu? 35 bin cami yaptırma derneği faaliyette değil mi?
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi, 8 bakanlık bütçesine eşit değil mi?
Daha ne istiyorsunuz mübarekler?
İlle de türban, ille de şeriat mı lazım?
Türkiye’yi neden bir din devleti haline getirmek istiyorsunuz?
Masum bir başörtüsü gibi tanıtılan türban serbest bırakılsa, bu kafalar kim bilir daha neler isteyecekler?
* * *
Şimdi rakamlara bakalım:
Türkiye’de yaklaşık 70 bin okul, 85 bin cami, 90 bin din görevlisi var. Dünyadaki tüm Müslüman ülkeler arasında en yüksek rakam!
Ülkemizdeki hastane sayısı ise camiden 70 defa daha az... Sadece 1220 sağlık kuruluşumuz var. Uygar ülkelerin en düşüğü!
90 bin din görevlisine karşılık 77 bin doktorumuz bulunuyor. (Ülkemizde 100 kişiye bir din görevlisi, 900 kişiye bir doktor düşüyor.)
Almanya’da 70 bin sağlık kurumu, 8 bin kilise, Fransa’da 60 bin sağlık kurumu, 9 bin kilise bulunuyor ve Avrupa’da artık hiç kilise yapılmıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışında devletten maaşlı görevlisi 1260 kişi...
Çeşitli yerli ve yabancı kuruluşların yaptıkları araştırmalara göre Türkiye’de şeriat isteyenlerin oranı yüzde 22. (Araştırma yapılabilen ülkelerin en yükseği.)
Türkiye’de cuma namazına gidenler 20 milyon kişi. (Nüfusu yaklaşık Türkiye kadar olan ve şeriatla yönetilen İran’da 7 milyon kişi.)
"Dini kitaplara mı, bilimsel kitaplara mı inanırsınız?" sorusuna "Dini kitaplara inanırım" diyenlerin oranı "Bilimsel kitaplara" diyenlerin iki katı. (30 yıl önce tam tersi idi.)
Sonuçların, istatistik yapılmayan Suudi Arabistan, Afganistan, Sudan gibi ülkelerde Türkiye’den daha kötü çıkacağı sanılmıyor!
* * *
Türban üzerinden din ticareti yapan siyasi kadro, söz Türkiye sevgisine gelince mangalda kül bırakmıyor. Ne kadar çok seviyorlar ülkeyi! Sevdikleri için de kadrolaşma sürecini tamamlamaya, "Cumhuriyet ilke ve devrimlerini" birer birer yıkmaya çalışıyorlar.
Shakespeare ne diyor?
"Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgárı sevdiğini söylüyorsun, rüzgár çıkınca pencereni örtüyorsun...
İşte bundan kokuyorum, çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun!"
* * *
Adam, dini siyasete alet ederek ülkede önemli bir kişi olmuş. Sormuşlar:
"Değiştim, değiştim, diyorsun. Söylesene, hangi açıdan değiştin?"
"Tabii ki maddi açıdan" demiş önemli kişi:
"Eskiden garibanın tekiydim, şimdiyse, ayıptır söylemesi, trilyonlarla oynuyorum. Oğlum bile parayla dans ediyor!"
Demir Kağan
07-13-2008, 11:34 AM
Bu da benim ona gonderdigim bir e-posta:
Sayın Rahmi Turan,
Öncelikle ellerinizden öperim. Bu e-postayı 13 Temmuz 2008 Pazar tarihli yazınızı okuduktan sonra bu yazınızı eleştirmek için gönderiyorum. İnsanlardan ellerini vicdanlarına koyup söylemelerini istemişsiniz, peki siz elinizi gerçekten vicdanınıza koyup yazdığınıza emin misiniz? Neden böyle soruyorum? Çünkü..
Bugün Türkiye'deki olaylar din eksenli bir kavga haline dönüşmüyor ya da din eksenli bir kavga değil, bu sadece ve sadece iktidar mücadelesidir. Statükonun, jakobenizmin, despotizmin iktidarın halkın eline, seçilenlerin eline geçmemesi için verdiği bir iktidar kavgasıdır bu. Bu kavga halkın zaferiyle sonuçlanacaktır, üçyüz yıl dahi sürse, bu kavgayı kazanacak tek taraf halktır.
İnanç, bireyin tüm hayatını düzenleyen bir sistemdir. İnancı sadece ibadetle özdeşletirmek büyük bir hatadır çünkü inanç sadece ibadetten oluşmaz. Belli emirler vardır ve bu emirler doğrultusunda bireyin hayatı düzenlendir. Kaldıki bunun adı inançtır, insanlar inanıyorlar ve inandıkları gibi yaşıyorlar. Bu neden değiştirilmeye çalışılıyor? Ayrıca belirtmem gerekiyor ki yazınız buram buram din düşmanlığı kokuyor.
Kimseye şeriat lâzım değil ancak kızlarımız başlarındaki örtüyle üniversitelere giremiyorlar. Biraz düşünelim, diyelimki bu kızlar başörtüsünü siyasi bir simge olarak takıyorlar, başlarını açtıklarında bu fikirlerinden vazgeçecekler mi? Vazgeçmeyecekler. Bunu gayet iyi biliyoruz hepimiz. Bu büyük bir zorbalıktır. Zorbalıkla bir yere varılamayacağını görmek ise hiç de zor değildir.
Cami ve okul ile cami ve sağlık kurumu karşılaştırması hayli hastalıklı bir zihniyetin ürünüdür. Cami bir ibadethane, sağlık kurumu sağlık hizmeti veren bir yer, okul ise eğitim hizmeti veren bir yerdir. Yani günde beş vakit gidilip ibadet edilen bir yer ile eğitim ya da sağlık hizmeti verilen bir yeri nasıl karşılaştırabiliyorsunuz bunu bir türlü anlamış değilim. Okul sayısının az olması, sağlık kuruluşlarının sayısının az olması sizi ilgilendirdiği kadar camiye giden insanları da ilgilendiriyor çünkü bu insanlar da hastalanabiliyorlar ya da bu insanların çocukları da okula gidiyor. Eğer insanlarımızın bu konuda bir talebi olmadığını düşünüyorsanız, buyrun devlet hastahanelerini, ssk hastahanelerini ve diğer sağlık kuruluşları geziniz, insanlar ne düşünüyorlar öğreniniz. Bu ülkede kendisi okuyamayan insanlar, çocuklarını okutmak için yemiyorlar, içmiyorlar ve çocuklarının eğitimi için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar çünkü kendileri eğitimsizliğin sonuçlarını bizzat yaşıyorlar. Kaldıki burada sorgulanması gereken cami sayısının okul ya da sağlık kuruluşu sayısından neden fazla olduğu değil, insanların çocuklarını nasıl okutacağı yahut insanların rahatsızlandıklarında doktora nasıl gidecekleridir. Devlet insanların çocuklarını okutmalarına kolaylık sağlıyor mu? Asgari ücretle geçinen bir ailenin çocuğunu yahut çocuklarını ne tür zorluklarla okuttuğu hakkında herhangi bir fikriniz var mı? Bu kadar vicdanınız var mı? Bunu düşünebildiğinizi zannetmiyorum çünkü siz ideolojik düşünüyorsunuz, bu ülkedeki insanların nasıl yaşadıkları, ne yaptıkları, nasıl doğdukları, nasıl öldükleri sizin umrunuzda değil. Siz sadece kendi ideolojinizin bu ülkede hakim kalmasını istiyorsunuz, tek derdiniz bu.
Rakamlara bakalım demişsiniz. 70 bin okul, 85 bin cami olduğunu söylemişsiniz. Sayın Turan, Bakanlığın verdiği rakamlara göre 25 bin, eğitim sendikalarına göreyse 165 bin öğretmen açığı var. 100 bin okul, 50 bin cami olsun, kimse bir şey kaybetmez ancak öğretmen açığının nasıl kapatılması gerektiğini düşünüyorsunuz? 77 bin doktor demişsiniz, NTVMSNBC'nin 29 Haziran Pazar tarihli haberine göre 108 bin doktor var. 77 bin de olsa, 108 bin de olsa bu korkunç bir durumdur. 108 bin doktor 70 milyon insana bakmak zorunda. Bu sayının arttırılması için herhangi bir öneriniz var mı? Avrupa'da kilise yapılmaması bizim Avrupa'ya bu konuda benzememizi mi gerektiyor? İslâm'ın bir kilisesi mi var ki kaçalım?
Gelelim şeriat mevzusuna, ülkede şeriat isteyenlerin sayısını %22 olarak vermişsiniz. Bu da gösteriyor ki ülkenin %78'i laiklik yanlısı ve bu gayet güzel bir durum. İnsanlarımız laiklikten gayet memnunlar. Bizim insanımızın tek derdi var o da insan gibi yaşamak. Bu ülkede insanların insan gibi yaşamasından mı yanasınız yoksa insan gibi yaşamamasından mı? Öyleyse ideolojik düşünmeyi bırakmanız gerekmekte çünkü kimsenin "Cumhuriyet ilke ve devrimlerine" kastı yok. Sadece insan gibi yaşamak..
Bu ülke hepimize yetecek kadar büyük ve güzel, hepimize yetecek kadar. Türkçüsüne de, İslamcısına da, Kemalistine de, Sosyalistine de, Türk'üne de, Kürt'üne de, Ermeni'sine de, Rum'una da yetecek kadar büyük ve güzel. Yeter ki kimse bir diğerinin üstünde hakimiyet kurmaya çalışmasın, birilerini geri plana atmaya, diğerine zorbalık yapmaya çalışmasın. Biz ideolojik düşünmeyi bırakana kadar bu ülkede başını kaldıramayacaktır.
Herhangi bir hatam olduysa özür diliyor, tekrar ellerinizden öpüyorum.
Saygılarımla
Muhammet S. AYDIN
Demir Kağan
07-18-2008, 05:45 PM
Bu sayin yazar ama cevap veremez sahsiyet anladiginiz uzre cevab veremedi.
caletoy
07-30-2008, 03:17 PM
vay be... bilgi icin tesekkürler
Demir Kağan
07-30-2008, 03:41 PM
vay be derken?
Aybike
07-30-2008, 04:11 PM
Bu ülke hepimize yetecek kadar büyük ve güzel, hepimize yetecek kadar. Türkçüsüne de, İslamcısına da, Kemalistine de, Sosyalistine de, Türk'üne de, Kürt'üne de, Ermeni'sine de, Rum'una da yetecek kadar büyük ve güzel. Yeter ki kimse bir diğerinin üstünde hakimiyet kurmaya çalışmasın, birilerini geri plana atmaya, diğerine zorbalık yapmaya çalışmasın. Biz ideolojik düşünmeyi bırakana kadar bu ülkede başını kaldıramayacaktır.DEMIS DEMIR...
Bende diyorumki:
BU Ulkede,
HAKIMIYET KAYITSIZ SARTSIZ TURKUNDUR..
Demir Kağan
07-30-2008, 04:46 PM
fasizmin alemi yok efenim. :cool:
Aybike
07-31-2008, 06:52 AM
ben fasist degilim..:)
Şehbir
07-31-2008, 07:07 AM
ben fasist degilim..:)
HİÇ BELLİ OLMUYOR !!
ASIYON, KESİYON, SONRA DA YOK DİYON..
BU NASIL İŞ ?
Aybike
07-31-2008, 07:09 AM
ben oyle yabanci dilde bisey degilim..
Şehbir
07-31-2008, 07:13 AM
ben oyle yabanci dilde bisey degilim..
MODERN HİTLER Mİ DİYELİM O ZAMAN SANA !
Aybike
07-31-2008, 07:19 AM
Hayir...O isin Turkcesi yokmu?
Demir Kağan
07-31-2008, 07:21 AM
cagdas hitler. :cool:
hsr_1979
07-31-2008, 08:04 AM
Hayir...O isin Turkcesi yokmu?
TÜRKÇÜLÜK gibi aba
Demir Kağan
07-31-2008, 08:11 AM
Turkculuk irkcilik midir?
hsr_1979
07-31-2008, 08:17 AM
Hayır, Türkçülük kısaca herşeyin Türk için Türke göre olmasıdır.
Bir kuruluşu yabancıya satmaktansa, Türke %4-5 altına satmaya razı olmaktır.
Yabancıda 10 lira ise Türkte 12 lira ise onu tercih etmektir.
Şehbir
08-01-2008, 07:22 AM
1 Ağustos Arifesinde TMT’ye ve KKTC’ye Karşı Yürütülen Psikolojik Harp(I)
Emete GÖZÜGÜZELLİ CİVAN
(Ayşe Kocatürk)
Kıbrıs Türkleri üzerinde Annan planı sürecinden bu yana süren psikolojik harp son günlerde artmış vaziyette sürdüğü gözlemlenmektedir. Batı dünyası ve seçilmiş misyonerleri gerek Kıbrıs Türkleri gerekse Türk dünyası ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çok keskin sonuçlar doğurtacak operasyonlar düzenlediği ortaya çıkmaktadır. Her zamanki gibi bu operasyonlar medya kanallarının görsel yada yazılı metinleri ile gerçekleştiriliyor. Şimdi Kıbrıs’ta gelinen son sürece bakmakta fayda vardır. Bilindiği üzere, Talat ve Hristofyas arasında aralıklarla başlatılan görüşmelerin sonuncusu olan 25 Temmuz 08 tarihinde gerçekleşen yüzyüze görüşme arifesinde yapılan ortak açıklamada 3 Eylül’de özlü görüşmelerin başlayacağı mesajının verilmesi “çözüm gelecek” hayalinde olanlardan büyük memnuniyet gelmesine de imkan kılmıştır. Bu durum esasen daha önce gerçekleşen mutabakatlar zincirinin devamını öngörmektedir. Bu mutabakatlar zincirinde Kıbrıs Türkü zemin kaybetmeye doğru gittiği apaçık bir gerçektir. Zira bugüne kadar rumlarla varılan mutabakatlarda Kıbrıs Türk egemenliğinin sulandırılması yönünde varılan anlaşmalar geleceğimizin ciddi anlamda tehlikeli sürece sokulmasını da imkan yaratabilecek pozisyondadır. Zira sözlü söylenen demeçlerden ziyade, altına imza atılan veya onaylanan maddelerden yeni başlanacak olan süreçte sınava girilecektir.
Nitekim, uzunca bir süredir, Mehmet Ali Talat’ın 8 Temmuz 2006 mutabakatından bu yana 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz 2008 anlaşmalarında sergilediği tavizkar tutum, ne üzücüdür ki başlayacak olan 3 Eylül görüşmelerinde karşımıza çıkacak ana konulardan biri olacaktır. Özellikle de iki ayrı egemen halkın yaşadığı Kıbrıs’ta tek egemenlik ve vatandaşlık esaslarına dayanarak federal bir çözüm modelinde eyalet sistemi altında bir uzlaşıya gidilmesi yönünde gelen Rum taleplerine Talat’ın onay vermesi durumun ciddiyetini daha bariz bir şekilde ortaya koymaktadır.
Nitekim,çözüm beklentisinde olan tarafların beklentisi 2009’da bu işi bitirmek ve tek egemenlik ve vatandaşlık esasına dayalı bir uzlaşı ile çözüme kavuşmaktır. Dünya basını ve Avrupa Birliği,ABD ve diğer dış unsurlar, bugüne kadar varılan mutabakatlardan en az Rumlar kadar alınan sonuçlardan memnuniyet duymaları gelişen süreci dikkatlice değerlendirmenin önemini de ortaya koymaktadır. Zira bugüne kadar Kıbrıs Türkleri ile herhangi bir şekilde egemenlik paylaşımında bulunmayı reddeden GKRY’nin acaba neden bugün gelişmelerden ve egemenlik hususunda bir anlaşmaya gidilmesinden memnuniyet duymaktadır?
Özellikle de Yunanistan ve Rum partilerinin hemen hemen hepsi(AKEL,DİKO,EDEK,DİSİ vb) görüşmelerin ana hedefinin “Tek egemenlik ve vatandaşlık” zemininde Kıbrıs’ı yeniden birleştirmenin olduğunu açıklarlarken, Hristofyas’ın sözcüsü Stefanu “İstediğimiz işgali ve yerleşikliği sona erdirecek, toprağı halkı,ekonomiyi ve kurumları iki toplumlu, iki kesimli federasyon çerçevesinde birleştirecek bir çözümdür” şeklindeki Temmuz ayı sonunda yaptığı beyanatı içinde bulunduğumuz hayati konumu da gözler önüne sermektedir.
Annan planında olduğu gibi batı dünyasının sivil toplum örgütlerine aktardığı fonlar yardımı ile meydanlara dökülen bazı çevreler bu kez yeniden örgütlenme yoluna giderek, adanın yeniden birleştirilmesi yönünde ses çıkaracak eylemler, mitingler vb gibi hazırlık çalışmaları içerisine girdikleri gözlemlenmektedir.
Rumların “Tek vatandaşlık ve egemenlik” konusundaki söz ve demeçlerinin yanı sıra Hristofyas’ın “Yeni bir ortaklık değil, yenilenmiş bir ortaklık” sözleri karşısında KKTC Cumhurbaşkanlık Sözcüsü Sayın Hasan Erçakıca’nın Hristofyas’ın vurguladığı bu söz karşısında yaptığı açıklamada “Yenilenmiş değil,yeni bir ortaklık devleti kurulacak. Yeni devlet hem KKTC hem de Kıbrıs Cumhuriyeti unsurlarından oluşacak” açıklaması yapsa da maalesef duyulan tedirginliğin giderilmesine imkan kılmamıştır. Ne yazık ki bu tür söylemler sözde söylenmekteyse de esasen tarafların arasında gerçekleştirilen mutabakatlara yansıtılmamaktadır.
1 Ağustos Arifesinde TMT’ye ve KKTC’ye karşı yürütülen Psikolojik Harp(II)
İçinde bulunduğumuz süreçte Kıbrıs Türk halkı üzerinde neden yeni bir psikolojik savaş sürdüğünü izah etmek lazımdır.
8 Temmuz 2006’daki Talat-Papadopulos görüşmesinde BM himayesinde varılan 5 maddelik mutabakat esasen Annan planı veya benzer bir planın sunulamayacağını da ortaya koymuştu. Zaten Rum yönetimi de bunu her fırsatta dile getirdi. 2008’de Hristofyas’ın başkan seçilmesi ile akan sular daha berraklaştı ve 21 Mart’tan itibaren süren görüşmeler temelinde yapılan ortak açıklamalarda beyan edilen “Tek egemenlik ve vatandaşlık” konusunun esasen “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin devamını öngördüğünün de açık sinyallerini verdi. 23 Mayıs ve ardından da 1 Temmuz görüşmelerinde bu husus vurgulandı ve açıkça bu konuda anlaşmaya varıldığının açıklamaları yapıldı. Bunlara ilaveten de taraflar arasında eyalet sistemi temelinde yeni bir birleşik Kıbrıs yaratılacağının mesajları deşifre edildi. İşte böylesine önemli bir süreç Anavatan Türk kamuoyunda işlenmesi gerekirken birden Ergenekon operasyonu kapsamında alınan yeni gözaltılar ile türkiyenin gündemi değiştirildi. Ne tesadüftür ki Kıbrıs konusunda ciddi anlamda ses çıkaracak olan kişiler arasında olan Paşalar “terörist” damgası ile tutuklandılar.
Taraflar arasında en son yapılan 25 Temmuz görüşmesinde de birçok konuda uzlaşmaya vardıkları iddia edilen metinlerin referanduma yeni bir plan adı ile sunulacağı açıklandı. Nitekim Barış Harekatını kınama etkinliklerine Baf’ta katılan Rum lider Hristofyas, Kıbrıs sorununun önemli yönlerinin çoğu noktalarında görüş birliği sağlandığını açıkladı ve yeni devletin bugünkünün devamı(yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin) olacağını belirtti. Bu gelişmenin ardından güneyde günlük yayımlanan Fileleftheros gazetesi de Türklerin egemenlik konusunda yumuşadığını ve “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin lağvedilmeyeceğini yazdı.
Kıbrıs Türklerinin geleceği ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken Avrupa Parlamentosu’nda yaklaşık sekiz ay bekletilen bir rapor taslağı gündeme getirilerek kabul edildiği açıklandı. Söz konusu rapor adadan Türk askerinin çıkarılması çağrısında bulunarak Kıbrıs’ın bir AB toprağı olduğu açıklandı. Ne ilginçtir ki bu konuda AP’da hazırlanan raporun özellikle de 20 Temmuz 1974 Mutlu barış harekatı haftasına denk düşürülerek açıklanması adada bir “işgal” sorunu varmış şeklindeki Rum-Yunan ve içimizdeki bazı misyoner kişilerin yaygaracılığı ile örtüşmesi hayli düşündürücüdür. Özellikle de bu dönemde Türkiye’deki bazı ulusal basın ve yayın organlarının Kıbrıs Türkünün tarihi öz değerlerini karalayan ve sanki de 1974 Mutlu Barış Harekatı’nın meşruluğunu suistimal eden yayımlara geçmesi Türk halkı üzerinde var olan psikolojik harp operasyonunun da bir parçasını oluşturmaktadır.
Hatırlatmak gerekirse Psikolojik harp, savaş yada barış dönemlerinde dost, tarafsız veya düşman hedef toplumlarının kendi çıkarları yönünde tutum ve davranışlarını yönlendirmek, kitleyi etkilemek için ekonomik, siyasi, kültürel, askeri, teknolojik, sosyal ve hatta dini alanlarda planlanarak uygulanan tüm faaliyetleri kapsamaktadır. Psikolojik harp uygulama olarak psikolojik harekatı kapsar. Psikolojik harekat kapsamında bir ülkeyi ayakta tutan değerlerin yıpratılarak, kendi milli menfaatlerini gerçekleştirmek üzere yürütülen faaliyetlerdir. Kıbrıs’ta da özellikle Kıbrıs Türkünün adada sahip olduğu Türklük kimliğini, Devletini, Anavatanla olan bağlarına tahammül edemeyen batı dünyasının oryantalizim projesi kapsamında(Doğu toplumlarının politik, kültürel vs eritilmesi ) bir savaş vermektedir. Bu savaş kapsamında içteki(veya dıştaki) kurum, parti, sivil toplum örgütleri ve medya kullanılarak hedef seçilen halk veya kitle üzerinde farkına varılamayan bir operasyon gerçekleştirilerek seçilen halkın etki altına alınması arzulanır. Bu operasyon kapsamında kendi kurumlarına, polis ve ordusuna, dini, kültürel değerlerine, yargı sistemine karşı yalan haberler yayılması hedeflenerek toplumda bir “korku ve güvensizlik” yaratılması hedeflenir. Bu korkunun yaratılması için de görsel ve yazılı medya(radyo,tv,gazete,dergi,broşür..)kanalları vasıtası ile anılan değerler için yıpratıcı bilgiler verilmesi planlanır ve uygulanır. Verilen bilgiler uzun uzadıya anlatılır ki, halkın mücadele azmi kırılarak bir çaresizlik içerisine düşmesi sağlansın. Bunun için yalan haberler günlerce yazılır, çizilir ve tartışılır.
Yapılan operasyonlarda halka bir korkunun veya güvensizliğin verilmesinden öte seçilen halkın kendi tarihi değerleri, kimliği, kültürü, dini hatta kurumlarına(yargı, polis vb) güveni yitirilerek, kendisine gösterilen diğer ulusu yada kurumu üst görmesi hedeflenir. İşte şuan Kıbrıs Türküne karşı yapılan savaş da budur. KKTC’deki halkın egemenliğinden vazgeçerek birleşik Kıbrıs’a inanmaları için yapılan yayımlar ekseninde Kıbrıs Türkü umutsuzluğa sürüklenmek istenmektedir.
Özellikle de Türkiye’de başlatılan Ergenekon operasyonu kapsamında Kıbrıs’taki TMT teşkilatının da ayni kapsamda tutulacak yer altı teşkilatları arasında yer aldığını iddia edecek kadar çılgınca yayımlar yapmayı kendine misyon edinen bazı medya kuruluşlarının temsilcilerinin kime ne maksatla hizmet ettikleri ayrı bir merak konusudur.
Şehbir
08-01-2008, 07:22 AM
Temmuz ayında çıkan Tempo dergisinde ”1913’ten günümüze Gizli Örgütlenmelerin Anatomisi” başlıklı yazıda, ”Kıbrıs’ta TMT” alt başlığı ile verilen haberde ”1958’de kurulan TMT, Türk subayları tarafından organize edildi. Kuruluşunda Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı bulunduğu iddiası, örgüte meşrutiyet kazandırdı. Amacı Rum terör örgütü EOKA’ya karşı Türklerin can ve mal güvenliğini korumaktı. Bu örgütün üyeleri arasında Rauf Denktaş bile vardı. Ancak TMT hakkında da pek çok söylenti çıktı. Bunlar arasında barış yanlısı Rum ve Türklerin öldürülmesi de bulunuyordu...” şeklindeki iddiaları ve yorumları tamamı ile Kıbrıs Türk tarihinin gerçeklerinin saptırılarak öz değerlerimizin karalanması anlamına geldiği ortaya çıkmıştır. Burada Yarbay Rıza Vuruşkan’ın resminin de Hrant Dinki öldüren Ogün Samas ile ayni karelerde yer alması durumun ne kadar talihsizce yapıldığının da ayrı bir göstergesidir.
1 Ağustos Arifesinde TMT’ye ve KKTC’ye karşı yürütülen Psikolojik Harp(III)
Tempo dergisindeki yorumda Genel Kurmay Başkanlığı’nın TMT’yi kurduğu şeklindeki iddianın örgüte meşrutiyet kazandırdığı şeklindeki açıklaması, sanki de Genel Kurmay başkanlığının gizli silahlı örgüt kurmaya meyilli olduğu savını doğururken, bu son operasyonda(ergeneokon) tutuklanan emekli orgeneral seviyesindeki paşaların da gizliden silahlı örgüt kurmakla suçlandıkları iddiasına destek niteliği yaratmaya çalışarak TSK’ni yıpratma maksadı taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Bahsekonu yorumda TMT’nin sanki de barış yanlısı olan Türk ve Rumları öldürmek için kurulduğunu ortaya atarak bu konuda özellikle de bilgi sahibi olmayan insanların kafasında ”Acaba bu gerçekten böylemi” sorusunun doğmasını yaratmaya çalışmaktadırlar. Enis Tayman ve İpek Özbey’in birlikte kaleme aldıkları bu makale, sözkonusu şahısların Kıbrıs Türk tarihi ile ilgili ne kadar bilgiden yoksun olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Yine TMT’nin bu yıl 1 Ağostos’da 50’nci yılı etkinlikleri öncesinde 27 Temmuz 2008’de Taraf gazetesi yazarlarından Ayşe Hür’ün ”Othello’nun Güzel Ülkesi Kıbrıs” isimli köşe yazısında TMT ile ilgili yer alan çirkin iddialar ortaya atılması, kimlerin hangi tarafta olduğunun da açık göstergesi olmuştur.
Hür anılan yazısında ”...20. yüzyılın ilk yarısı İngilizlerin tavrı sayesinde yumuşak geçti ama, 1955’te Rumlar İngiliz sömürgecilerini adadan kovarlarken, Türkler Enosis korkusu ile İngilizleri destekleyince iki toplumun arası açıldı. Ardından ise uluslarararası aktörler ve Anavatanlar karıştı. Rumlar ”Enosis”, Türkler ”Taksim” dediler. Rumlar ”Akritas planı” Türkler ”geçici Merhale Planı” dediler ve 1960’da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğü altında kurulan, iki toplumun eşit haklara sahip olduğu bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’ni 1974 yılında yıkmayı başardılar. Ayni çevreler iki toplumu birleştirmemek için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar...” şeklindeki açıklamaları tarih bilincinden yoksun bir gazetecinin yazdığı yalan yanlış bilgileri kamuoyuna duyururak emperyalizme uşaklık ettiğinin de apaçık göstergesi olmuştur.
Belirtilen bu sahte, yanlış ve saptırılmış tarihi gerçeklerin düzeltmesi şu şekildedir; Bir kere Kıbrıs Türkleri Enosis korkusu ile İngilizleri destekleyerek iki toplumun arası açılmamıştır. 1 Nisan 1955 tarihinde kurulan terör örgütü EOKA, ada genelinde başlattığı Kıbrıs Türklerine yönelik baskı, şiddet ve katliamın bir sonucu olarak Kıbrıs Türkleri kendi kendilerine bir direnişe gitmişlerdir. Kaldıki Kıbrıs Türkleri İngilizlerin yanında olmamışlardır. Bu böyle olsaydı 1957-58 şehitleri verilmezdi. Ayni zamanda, meydanlarda Rumların Enosis çığırtkanlıklarını protesto için toplanan sivil ve masum ve de silahsız soydaşlarımızın üzerlerine jeeplerini sürerek ve ateş açarak şehitler verilmesine sebep olan İngilizlerdir;(ingilizlerin Türklere karşı yaptıkları ayrımcılıkları dile getirmek apayrı bir makale konusudur).
Hür’ün iddia ettiği gibi adadaki Türkler, İngilizler’i destekledikleri için iki toplumun arası açılmadı. Yüzyıllardan beri enosis çığırtkanlığı yapan Rumların özellikle de Makarios III’ün 1950’de adaya ayak basması ardından gizlice silahlanma yoluna Yunanistan desteği ile gidilmesi ve bir gerilla taktik savaşı ekseninde adada huzursuzluk yaratarak enosis’i gerçekleştirme hedefi öncesindeki 1954 yılında Rumların 1950 yılında adada gerçekleştirdikleri plebisit sonuçlarının BM’de kabul ettirmeye çalışarak adanın Yunanistan’a ilhakını öngören çağrıda bulunmaları ile zaten uluslararası aktörlerin ve doğal olarak anavatanların konu ile yakından ilgilenmelerine sebep olmuştur.
Bayan Hür’ün, kaleme aldığı bahsekonu yazıda ”Kıbrıs Cumhuriyeti”nin 1974 yılında yıkıldığından bahsetmesi de esasen kendisinin ne denli Kıbrıs tarihi konusunda cahil olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Kıbrıs Cumuhriyeti 1974 yılında yıkılmamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti önce Makarios’un 30 Kasım 1963’teki 13 maddelik anayasa değişlişklik önerileri ile ortadan kaldırılmak istenmiş ve bu başarılmayınca da 21 Aralık 1963 yılında Kıbrıs Türklerine karşı etnik temizlik operasyonu başlatılarak Noel’e kadar topyekün Kıbrıs Türklerinden kurtulma planı hedeflenmişti. Bu Kıbrıs Türkünün TMT liderliğinde teşkilatlanma yoluna gitmesi ile adada engellendi. Kıbrıs Türkü tam 11 yıl boyunca ada genelinde %3’lük gettolarda yaşamak zorunda bırakıldıklarında, kimi zaman aç, kimi zaman susuz mücadele etmişler ve Rumun boyundurluğunu kabul etmemişlerdir. Bayan Hür’ün aç kalan Kıbrıs Türkünün vitaminini almak için ovalardan topladığı otlarla ekmek ve yemek yaptığını bilmemesi normaldir. Zira kendisi uzun yıllar Amerika’da rahat ortamlarda yabancı dostları ile şarap tokuştururken ada halkının yaşadıklarını bilmemesi bizlerin öz tarihini karalama ve yanlış bilgileri kamuoyuna saptırmasına asla yetki vermez.
1 Ağustos Arifesinde TMT’ye ve KKTC’ye karşı yürütülen Psikolojik Harp(IV)
Bayan Hür bahsekonu yazısında Kıbrıs Türklerinin öz tarihi ve değerleri ile dalga geçer gibi yeni bir tarih yazma girişiminde bulunmakta olduğu gözlemlenmiştir. Hür anılan yazısında ”Balkan savaşı bittiğinde, Türk toplumu, İngiliz yönetimine başvurarak Kıbrıs’ın İngiltere ve Mısır’a bağlanmasını isteyecek kadar çaresizdi” diyerek Türklerin bu arzusu sonucunda İngiltere’nin ada halkının talebini öne sürerek adayı ilhak ettiğini yazmaktadır. Bu şekildeki asılsız açıklamaları ile biz Kıbrıs Türklerini aşağılama yoluna giden Hür’ün Güney’den ne kadar para aldığını merak etmemize de imkan kılmıştır. Çünkü bu tür idddiaları sadece Türk milleti çıkarları aleyhine davranan kişilikler yapabilir...
Bayan Hür’ün ne geçmişteki Kıbrıs Türk mücadelesini ne de bugünkü mücadelelerini tanımadığı apaçık bir gerçektir. Başka milletlerin uşağı olma sevdasında olsaydı bu halk, çoktan Rum yada İngiliz mandasında olurdu. Osmanlı’nın çöküş dönemine denk düşen Balkan harbi ve sonrasında gelişen süreçte, Osmanlı topraklarını kaybeder pozisyona gelmesinden ötürüydi ki adayı İngiltere’ye kiralamayı şartlı olarak kabul etmişti. Kaldıki Birinci Dünya Savaşı yaşandığı yıllarda, İngilizler Kıbrıs Türklerine karşı en ağır baskılarını uygularlarken, adada Türk kimliğinin kullanılmasına dahi müsaade etmemekteydiler. Örneğin Kıbrıs Türk tarihinde utançla anılan Sir Münir gibi satılmış kişilerin İngiliz mandasını kabul eder nitelikte davranmaları tüm topluma mal edilemez. Nitekim, tarihin hiçbir evresinde Kıbrıs Türkü ingiliz boyundurluğuna geçmek(iltihak) için bir talepte bulunmamıştır. Bu duruma ilaveten, Bayan Hür bize ”Anadolu’da bir zümre Amerikan ve İngiliz mandasını istiyordu” şeklinde bir açıklamada bulunsa kendisine hak verebilirdik. Çünkü Anadolu’da belirli bazı aydınların manda yönetimini arzuladıkları bilinse de esasen tüm Türk halkının bunu istediği yorumunun dile getirilme imkanını ne bize ne bayan Hür’e vermediğini ifade etmek gerekmektedir. Şayet bu tip yorumları getirme çabasında olunursa, işte bu durum atalarımıza ve tarihimize açık bir saldırı niteliğini taşır. Halkı yanıltma ve mandacı bir milleti simgeler...Dolayısıyla tarihi gerçeklerin saptırılarak tarihimize dil uzatılması ve milletimizin karalanması asla kabul edilemez!
Öte yandan bayan Hür bahsekonu yazısında ”Kemalist kadroların Kıbrıs’ı önemsemediği”nden bahsederek bunun 1923 Lozan Barış Antlaşmasında belli olduğunu yazmıştır. Buna ilaveten Hür yazısında Türklerin ada’dan ayrılmasına karşı çıkan tarafın İngilizler olduğunu, Türkleri Rumlara karşı bir denge unsuru görenin de İngilizler olduğunu iddia etmektedir. Bayan Hür’ün Kemalist kadrolar olarak ifade ettiği ekibin Kıbrıs’ı önemsemediği iddası tamamı ile saptırılmış ve gerçek dışı bir durumu yansıtmaktadır. Hal böyle olsaydı, Türkiye Lozan’da 16. Madde üzerinde tadil edilmesi yönünde bir mücadele vermeyecekti. Neydi bu 16. Maddenin ilk şekli? Lozan Antlaşması’nda ilk olarak 16. maddede ”Türkiye kendi dışında kalan arazi ve adalar ile ilgili ilhak, istiklal veya herhangi bir diğer idare şekli hakkında, alınan ve alınacak olan bütün kararları kabul ve tasdik eder” hükmü getirilmişti. Bu maddeye şiddetli şekilde itiraz eden Türk heyetinin ana gerekçesi adalar ve özellikle de Kıbrıs’ta uygulanacak yönetime herhangi bir şekilde karışma hakkı olmamasıydı. Türkiye’nin tamamı ile Kıbrıs’tan kopartılmasıydı. Nihayetinde 16. madde düzeltildi ve ”Bu arazi ve adaların mukadderatı, ilgililer tarafından tayin edilecektir.” hükmü getirildi.
Şehbir
08-01-2008, 07:23 AM
Bu noktada Bayan Hür’e şu hatırlatmayı yapmakta fayda vardır; belirtmiş olduğu Kemalist kadrolarda özellikle de İsmet İnönü döneminde 1964 yılında Türklere karşı yapılan etnik temizlemeyi önlemek için Türkiye’nin verdiği tepki karşısında Amerika’nın ünlü Johnson Mektubunu çıkarması sonrasında İnönü’ye Fransız gazeteci bir sual yöneltmiş ve İnönü mevcut durumla ilgili şu cevabı vermişti; “Dünyada yeni bir düzen kurulur ve Türkiye Cumhuriyeti o düzende olması gereken yerde olur”. Bu cümleyi iyi anlamak gerekmektedir. İnönü o dönemde batı dünyasının Kıbrıs Türklerine karşı yapılan soykırımlar karşısında gereken tedbirleri almamasından ötürü durumu kınarken, Türkiye’nin gerekirse yeni dünya düzeninde olması gereken yerde Türkiye yerini alır diyerek burada Kıbrıs’ta ne yapılması gerekiyorsa Türkiye’nin de bunu yapacağı mesajını korkusuzca verdiği ortaya çıkmaktadır..
1 Ağustos Arifesinde TMT’ye ve KKTC’ye karşı yürütülen Psikolojik Harp(V)
Bayan Hür’ün “Özel Harp Dairesi’nin Becerikli Çocuğu:TMT” alt başlıklı yazısında TMT’nin kurulumu ile ilgili tarihi süreci eksik ve yetersiz yazmanın ötesinde ifade ettiği “TMT’nin tüzüğüne göre Türk toplumu aleyhine faaliyet gösterenler hangi milletten olursa olsun önce bir ihtar mektubu ile uyarılacak, eğer bir düzelme olmazsa, teşkilat üyelerinden seçilen üç kişilik ekip tarafından dövülecekti. Dayakla yola gelmeyenin cezası ölüm olacaktı. Ölüm şekli ve ne gibi silah kullanılacağı idare heyeti tarafından tespit edilecekti. İhtar ve dayak, barış zamanları kullanılacak, karışık zamanlarda vakit kaybetmenin aleyhte olacağı durumlarda doğrudan üçüncü maddeye geçilecekti. (Teşkilatın sorumlu isimleri, ölüm cezasının Türklere hiç uygulanmadığını idda ettiler ancak 1960’ta Bayraktar Camii’nin iddia edildiği gibi EOKA tarafından değil Türkler tarafından bombalandığını yazan haftalık Cumhuriyet gazetesinden Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet’in bu fasıldan öldürüldüğü hep söylendi)...” şeklindeki iddiaları ile TMT örgütünü bir terör örgütü gibi lanse etmeye çalışması Bayan Hür’ün öz kimliğinin ne olduğunu merak etmemize imkan kılmıştır.
Bir kere TMT teşkilatının yemini şu şekildeydi; Kıbrıs Türkünün yaşayışı ve hürriyetine, malına, her türlü ananesine ve mukaddesatına, her nerede ve kimden olursa olsun vaki olacak tecavüzlere karşı koymak için, kendimi YÜCE TÜRK ULUSUNA ADADIM. Gördüğüm, duyduğum ve hissettiklerimi ve bana emanet edilenleri hiç kimseye ifşa etmiyeceğime, ifşaatın ihanet sayılacağına ve cezasının ölüm olduğuna, verilecek cezayı seve seve kabul edeceğime namusum ve şerefim üzerine AND İÇERİM.
Yukarıdaki TMT yemininden de anlaşılacağı üzere Hür’ün iddia ettiği gibi bir TMT tüzüğü yoktur. TMT yemini ise sadece ve sadece Kıbrıs Türkünün can ve mal güvenliğini korumak için verilen yeminden ibarettir. İsmail Tansu’nun anılarında ise TMT lideri Yarbay Rıza Vuruşkan’ın adaya geleceğinde kendisine verilen emirler içerisinde yer alan ; “Lider Kıbrıs’ta TMT’ye veya Türk toplumuna yönelik; hainlik, casusluk, bozgunculuk, soygunculuk, gasp ve eşkiyalık gibi girişimlere fırsaat vermeyecek önlemleri önceden alacaktır. Bu gibi faaliyetlerin olması halinde, suçları sabit olanlar, liderin oluşturacağı özel bir kurul tarafından cezalandırılacaktır. Ancak, ıslah edilmedikleri için ortadan kaldırılması gerekenler olursa bunun için Özel Harp Dairesi Başkanından izin alınacaktır.” şeklindeki maddenin Bayan Hür tarafından saptırılarak farklı cümleler içerisinde yorumlanması ortaya attığı iddiaların asılsız ve gerçek dışı olduğunu da ortaya koymaktadır. Kaldı ki Bayraktar Camii 1960’da değil, 1962’de Rumlar tarafından bombalanmıştır. Bu bombalamanın ise geçtiğimiz yıl Rumlar tarafından gerçekleştirildiği Rum basınında yer almıştır.
Buradan da açıkça anlaşılacağı üzere, Bayan Hür tarihi gerçekleri saptırmayı kendisine marifet bilerek insanları yanıltmayı ve dış unsurların çıkarlarına hizmet etmeyi kendisine misyon belirlemiştir. Acaba bunları yazmak için mi Amerika’dan koparak Türkiye’de Taraf gazetesinde çalışmayı kime hizmet için kabul etmiştir?
1 Ağustos Arifesinde TMT’ye ve KKTC’ye karşı yürütülen Psikolojik Harp(VI)
Özellikle de Bayan Hür’ün “Olaylar Tırmanıyor” alt başlığında “Ne tesadüf ki, Vuruşkan ve ekibinin Ada’ya ayak bastığı tarihten itibaren toplumlararası olaylar tırmandı...iki tarafın devletleri yada ‘derin devleti’ tarafından yönlendirilen EOKA ve uzantıları ile TMT ve uzantıları adayı kan gölüne döndürdüler” şeklindeki yorumu hem TMT teşkilatını karalamak, hemde Kıbrıs Türkünün bugün var olmasına imkan kılan nice isimsiz kahraman şehitlerine ve gazilerine yani tüm Kıbrıs Türk halkını lekelemek maksadını taşıdığını açığa çıkaran ana gösterge olurken, Hür’ün ne derece Kıbrıs Türk tarihinden yoksun zavallı bir şahsiyet olduğunun da apaçık bir göstergesi olmuştur.
Hal böyleyken şu suali sormak lazımdır; Tıpkı bir Rum ağzı gibi yazan Bayan Hür ortaya attığı bu çirkin ve tarihi gerçeklerden yoksun iddiaları acaba kimlere hizmet için yapılmaktadır? Kendisi acaba Rum yönetiminden veya diğer dış unsurların lobilerinden ne kadar maddi yardım almaktadır? Tüm bu ve buna benzer suallerin cevabını nasıl yapacağı doğrusu merak konusudur.
Bayan Hür’ün yazısının son bölümünde ifade ettiği “1974 müdahalesinin haklı yanları vardı ama ‘yemeğin pişirilmesinde’ Türk tarafının katkısı hiçbir zaman irdelenmedi diyerek TMT’yi “1960 anaysal düzenini ortadan kaldırmak ve Rumları ve Türkleri öldürmek için kurulduğu” iddiasında bulunarak bir Rum milliyetçisi gibi yazı yazmasından ötürü kendisini şiddetle kınıyoruz.
En son cümlelerinden olan ve yine saçmalayan Bayan Hür, “Sonuçta ortaya ‘Türk kontragerillasının doğum ve talim yeri’ olan garip oluşum çıktı. Rauf Denktaş’ın KKTC devlet başkanlığı ile TMT tipi yapılanmalar iyice kurumsallaştı yada Kıbrıs adeta TMT’leşti” yorumu hıyanetin sesi olan Bayan Hür’ün gerçek zihniyetini de açığa çıkarmıştır.
Bayan Hür’e bu noktada şunları sormak lazımdır; Kıbrıs Türkünün tarihini ve TMT kuruluşunu acaba okudunuz mu? Kıbrıs Türkünün topyekün TMT teşkilatını desteklediğinden haberiniz var mı? KKTC bir kontragerilla deme hakkını nereden elde ediyorsunuz? Siz PKK ile KKTC’yi bir mi tutmaya çalışıyorsunuz? Bugün Kıbrıs TMT’leşti inancınız neden sizi rahatsız ediyor? Bu konuda yaptığınız yorumları kimden ve hangi fonlardan paralar alarak yazma ihtiyacı hissettiniz? O çok korktuğunuz TMT ve KKTC bugün tüm Kıbrıs Türkünü temsil etmesi neden sizi rahatsız ediyor? Unutmayınız ki, Kıbrıs Türkü tarihi ile onur duyar! TMT’nin kim olduğunu size anlatmanın bir faydası yoktur. Zira anlatsak da anlamayacaksınız. Ancak, TMT Teşkilatını veya KKTC’yi karalamak tüm Kıbrıs Türküne bir hakareti niteliği taşır.
Bayan Hür sanki bir Rum vatandaşı gibi kendi öz değerlerimize ve tarihimize dil uzatmayı marifet sayarak yazılar yazmayı “demokratik hak ve özgürlük” olarak nitelendirerek Türk milletini ve KKTC Devletini aşağılamayı bir “hak” sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Hiçkimse size bu hakkı veremez! Unutmayın ki tarih tekerrürden ibarettir. Ve devran dönecektir, o sap da dönecektir...
Bayan Hür veya Tempo dergisi gibi Kıbrıs Türkünün tarihi gerçeklerini saptırarak Kıbrıs Türk mücadelesinde önemli bir yeri olan TMT Teşkilatını neredeyse bir terör örgütü sınıfına sokulmasına asla müsaade edilemez. Bizim namusumuz olan KKTC ve TMT teşkilatına dil uzatmak en büyük haysiyetsizliklerden biridir.
Şehit kanları ile kurulan KKTC Devletinin varoluşuna imkan kılan TMT’nin 50. Yılını şerefle kutlarken, bugün TMT’nin askeri kanadı olarak Kıbrıs Türkünün can ve mal güvenliğini, sınırlarını korumak için 1976 yılında kurulan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımızın kuruluşunun 32. Yılını, ayni zamanda adanın Osmanlılar tarafından fethinin 437.yılını en içten dileklerimle kutlarım.
Son söz olarak bilgi bilenle bilgi sahibi olmayan arasındaki fark; biri bilgisi biri iftiraları ile yazıp konuşmasıdır. Bunun içindir ki, Akıllı milletine tarihine değerlerine sahip çıkar, akılsız da başka milletlerin mandasını benimseyerek onların söylemek istediklerinin tellalcılığını yapar...
31 Tem. 08
13:24
vBulletin® v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.