View Full Version : Gençlerbirliği / Neden Anadolu
Antis
07-05-2008, 06:46 AM
Selamlar herkese merhabalar her şeyin gönüllerinizce olması dileğiyle
Herkese Merhaba
Orhan Şeref Apak
"G.birliği'nin unutulmaz simgelerinden..."
Orhan Şeref Apak, kuşkusuz, Gençlerbirliği tarihinin unutulmaz şahsiyetlerinden biridir. 1930’lardan 1960’lara kadar uzanan geniş bir zaman kesitinde, aralıklarla, Gençlerbirliği’nin idarî ve teknik yöneticiliğini yapmış; rahatlıkla söylenebilir ki, kulübün yapısını, karakterini, ”huyunu” biçimlendiren izler bırakmıştır.
1906 doğumlu olan Orhan Şeref Apak, çok kısa bir süre futbol oynadı. İstanbul'da Süleymaniye kulübünün kadrosunda yer aldı; Orhan Öktem ”Büyük Orhan”, o da ”Küçük Orhan”dı. Ancak sakatlandı ve futbolu bırakmak zorunda kaldı. Futbol dünyasından kopmadı, derhal idareciliğe soyundu. Ondaki futbol yöneticisi cevheri o zamandan belliydi: Burhanettin Doğançay’ın dediği gibi: ”Pek futbol oynamamıştı ama 19 yaşında İstanbul muhtelitini[karmasını] turneye götürmüştü!” Varlıklı bir aileye mensup değildi. Memuriyet bulmak için Ankara'ya geldi. Protokol İşleri Daire Başkanlığına kadar yükseleceği Dışişleri Bakanlığına girdi. Futbol tutkusu sürüyordu. Ankara Altınordusu'nda [eski Ankara İdman Yurdu], Ankaraspor’da, başka anlatımlara göre Çankaya’da idarecilik yaptı. Bu sırada Gençlerbirliği’yle de yakından ilgilenmeye başlamıştı. 1936 Galatasaray kongresinde çıkan anlaşmazlık üzerine kurulan Güneşspor'un Ankara şubesini üstlendi, hatta 1938’e dek genel kaptanlık yaptı. Ancak 1938’den itibaren ilgisini ve mesaisini tamamen Gençlerbirliği’ne hasredecekti. (1960’ların sonlarında da kısa bir dönem Adanaspor’da yöneticilik yapmıştır.)
1940’lar boyunca, Orhan Şeref Apak Gençlerbirliği’nin kâh resmen kâh fiilen Umumî Kaptanı idi. Oyuncuların bütün meseleleriyle ilgileniyor, okul ve iş sorunlarını çözüyordu. Avni Bulduk, ”Orhan Şeref Apak olmasa, Hasan Polat, Hasan Polat olamazdı” diyor: ”Orhan Şeref Hariciye Vekaletinde memurdu ama harçlıkla marçlıkla idare ederdi Hasan Polat'ı. Çok zor şartlarda okumasına yardımcı oldu onun.” Bulduk, kendisinin de, Orhan Şeref'in ”cebinde büyüdüğünü söylüyor: ”Ondan kopya aldım ben herşeyi.” 1940’lardaki Umumî Kaptanlığının son döneminde, 1949-50 döneminde Gençlerbirliği Başkanlığını yürüttü Orhan Şeref Apak. 1950’deki tartışmalı kongreden sonra bir müddet kulüpte aktif görevlerden uzaklaştı, zaten bu arada Futbol Federasyonu Başkanlığı yapmaktaydı. 27 Mayıs askerî müdahalesi döneminde, 1960-61’de Gençlerbirliği Başkanlığını yeniden emanet aldı. 1965’e dek kulübün yönetiminde yer aldı; ”Orhan Bey”, diğer yöneticilerin hürmet ettiği, başlıbaşına bir müessese gibiydi o zaman...
Avni Bulduk’un anlatımıyla ”haftaymdaki limonun parasının zor denkleştirildiği” zamanlarda kulübü ayakta tutmanın zorluklarından geçen bu üstad yönetici, doğal olarak, ziyadesiyle tutumluydu! 1960’ların başında takımın genç yıldızlarından olan Tugay Özçeri, ”Orhan Şeref Apak fevkalade az para verirdi. Ama niçin verdiğini de bilirdi!” diyor. 1960’larda yönetimde bulunan Turhan Oğan, şöyle anıyor Onu: ”Ayıp belki söylemek ama biraz fazla maddiydi. Para konularında ihtilafımız çok olmuştur. Futbol Federasyonu'ndayken millî takımın antrenmanı için sahamızı kullanırlar, bize para vermesi lazım, vermez...” Gençlerbirliği’nin 2. Ligde geçen çileli senelerden sonra İlhan Cavcav yönetiminde düze çıkışı sırasında da futbol kamuoyunda çok takılınan ”tutumlulu” davranışının kurumsal köklerinde, Orhan Şeref’in güçlü damgasını unutmamalı!
Otoriterdi; ”babacan” bir otoriter olarak hatırlanıyor. İnsanları hoş tutmayı bilen ve önemseyen birisi... ”Rüzgârın Oğlu Zeynel”, ”İnsan psikolojisini onun kadar iyi bilen az kişi tanıdım” diyor. Ve tabii, üst düzey bir Hariciye bürokratı olarak, ”etiket kurallarını” iyi bilen, sporcuların ”oturup kalkmayı bilmesine” önem veren, takımının daima ”efendi gibi” davranmasına dikkat eden bir terbiyeci... Gençlerbirliği’nin ”kolej takımı” olarak bilinmesinde, centilmenliğiyle nam salmasında, Orhan Şeref Apak’ın okul müdürü üslûbunu hatırlatan yöneticiliğinin payı gözardı edilemez.
Önceki sayfalarda aktarılan birçok anektoddan da anlaşılmış olmalı, ”futbol ajanı” ve ”teknik direktör” meziyetleri de üstündü, bu futbol adamının. Keşfettiği ya da doğru mevkiye oturtarak verimini artırdığı o kadar çok oyuncu vardı ki! Hafları solaçığa, açıkları içe çeker, sonunda mutlaka bir ”buluş” yapardı. Teknik direktörlüğün kurumlaşmasına, yani 1960’ların ortalarına dek, yöneticilik yaptığı her dönemde Gençlerbirliği’nin takım tertibinde, oyun taktiğinde mutlaka parmağı vardı Onun. 1960’larda oyun anlayışına yaptığı katkıya, izleyen bölümde birçok vesileyle değinilecek.
Orhan Şeref Apak, sadece Gençlerbirliği’nin değil, Türk futbolunun unutulmaz şahsiyetlerinden biri. 1952-54, 1957-58, 1965-70 dönemlerinde üstlendiği Futbol Federasyonu Başkanlığı sırasında, devrimci denebilecek adımlar attı. Genç ve ümit milli takımların kurulması, 1. Millî Ligin, ardından 2. ve 3. liglerin örgütlenmesi, sistemli antrenör kurslarının açılması, Orhan Şeref Apak’ın gerçekleştirdiği projelerdir. Futbolun ülke sathına yayılması, Onun inisyatifinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, Anadolu kulüplerinin kurucu kuşağının derin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Hatta Eskişehirspor’un kurucu yönetimi, sırf Orhan Şeref Apak’a sevgi ve şükran ifadesi olarak, onun sevgili kulübünün, Gençlerbirliği’nin renklerini seçmiş, kırmızı-siyahı kuşanmıştır! Burhanettin Doğançay, ”Hiç unutmam, ‘bir gün gelecek, milli kümede İstanbul'dan takım olmayacak’ derdi”, diye hatırlıyor ve devam ediyor: ”Başka bir memlekette olsa, futbolun gelişmesine yaptığı hizmetlerden dolayı Orhan Şeref Apak'ın 10-12 heykeli dikilirdi en aşağı.” 1973 yılında hayata veda eden bu futbol üstadı, Gençlerbirliklilerin gurur simgelerinden biri olarak hatırlanacak.
Kaynak:Ankara Rüzgarı, s. 117-120.
Antis
07-05-2008, 06:48 AM
Hasan Polat
"Gençlerbirliği’nin ebedi simgelerinden"
"Oğlum oğlum, bak...Biz burada görevdeyiz. Ben Gençlerbirliği'ni seyrederim, desteklerim, ama haksızlık yapmam... Mağlup olur, küme düşer, bir şey yapamam... ama akşam eve gider 'çocuğum öldü' diye ağlarım..."
1940’lı yıllar, özellikle Gençlerbirliği’nin Türkiye birinciliğini kazandığı 1941-46 kesiti, Hasan Polat’ın futbolunun olgunluk çağıdır. Bu dönemde Hasan Polat Gençlerbirliği’yle özdeşleşmiş, kulübün ebedî simgelerinden biri haline gelmiştir. Gençlerbirliği için, bir yıldız futbolcu olmasından çok daha fazla şeyler ifade ediyordur artık O...
Hasan Polat, Gençlerbirliği’nin yaklaşık yirmi yıllık bir döneme damgasını vuran oyun karakterini de belirlemiştir. Spor tarihçisi Veli Necdet Arığ’ın anlatımıyla, “en iyi müdafaa taarruzdur” ilkesine dayanan bir karakterdi bu: “Gençlerbirliği kapanık oynamazdı, açık oynardı. Hasan Polat arkadan destek vererek sürekli ileri çıkmasını söylerdi takımın.” Hasan Polat, orta üçlünün ortasında, “libero” kavramının olmadığı bir zamanda günümüz liberosunun gördüğü işlevi görüyor, oyunu yönlendiriyor, hücumları organize hale getiriyordu. Mükemmel top tekniğinin yanısıra, uzun isabetli pasın Türk futbolundaki ilk ustalarından biri, belki de ilk ustası olarak hatırlanıyor. Zündap Hüseyin, “Hasan Abi kimseyle mücadele etmez, yalnız topla oynardı” diyor; eski stil oyun kurucu karakteri buradan da belli! Hücuma dönük orta saha oyuncusu olarak çok da gol atıyordu Hasan Polat. Bir başka spesiyalitesi, kafa toplarına müthiş hâkimiyeti ve kafa toplarını yönlendirmedeki maharetiydi.
Burhanettin Doğançay, Hasan Polat hakkında sözün özünü söylüyor: “Hasan,Türkiye’de gelmiş geçmiş en iyi santrhaf! Korkunç bir fizik, disiplin, kendine çok iyi bakıyor, çok kabiliyetli, havadan top alamazsın... Avrupa'da olsa, kimbilir ne olurdu!” Ne yazık ki, ulusal ve yerel futbolun içine kapanık olduğu bir zamanda oynamış, üstelik en parlak yıllarını, bu içine kapanıklığın alabildiğine arttığı Dünya Savaşı yıllarında yaşamıştı bu büyük oyuncu. Onun yıldızının parladığı 1936-1948 döneminde Türkiye Millî takımı sadece bir tek maç oynamıştı: 1 Ağustos 1937’deki bu Yugoslavya maçı, Hasan Polat’ın tek millî müsabakası olarak kalmıştır. Ama ulusal futbol ortamında herkes farkındaydı Onun: O zaman da gücün, ilginin -ve el altından verilen paranın- merkezi olan İstanbul kulüpleri Hasan Polat’ı çok istemişlerdi. Özellikle de, Onun kaptanlığındaki Gençlerbirliği’ne iki Türkiye birinciliği finali kaybeden Beşiktaş -üstelik kendisinin Beşiktaş'a sempati duyduğu da biliniyordu! Ama Hasan Polat, kendi sözleriyle, “İstanbul'dan yapılan tekliflerin hepsini refüze etmiş”ti. “Gençlerbirliği'ni bir çocuğu gibi seviyor”du O, başka bir takımı düşenemezdi, düşünmedi de (askere alınarak “celbedildiği” Harbokulu dışında!).
Hasan Polat, yeteneklerinin ötesinde karizmatik şahsiyetiyle, sadece kendi takımı üzerinde değil, rakip oyuncular ve hakemler üzerinde bir otoriteydi. Halim Çorbalı’nın sözleriyle: “O zaman Hasan Abi hakeme şöyle bir baktığım zaman hakemi bile etkilerdi. İltimas anlamında değil. ‘Yaptığın iş yanlış, dikkat et’ manasına... Çok iyi arkadaşlığımız vardı bütün takım, ama Hasan abiye karşı ekstra bir hürmetimiz vardı.” Onunla beraber oynamış her oyuncunun hafızasında, “Hasan abinin bakışı”nın yeri var! Bütün mazeretleri unutturan bir bakıştı o.
“Tam manasıyla bir koordinatör, bir otorite, bir ahlâk abidesi, bir baba, bir ağabey, bir amca...Ne derseniz deyin. Gençlerbirliği'ni yıllarca omuzlamıştır.” 1940’ların sıkı taraftarı, 1964/65 döneminin Gençlerbirliği başkanı İbrahim Sıtkı Hatipoğlu, Hasan Polat’ın kulüpteki yerini böyle tanımlıyor. Gerçekten de Hasan Polat, Gençlerbirliği’nin çok şeyiydi. Kendi ifadesiyle: “Gençlerbirliği benim üçüncü bir evladım gibidir. Ben 1935'te intisap ettim. 1952'ye kadar orada bulundum. Gençlerbirliği'nin hem oyuncusu oldum, hem takım kaptanı oldum, hem genel kaptanı oldum, ondan sonra yöneticisi oldum.” Olgunluk döneminde, teknik yönetime Orhan Şeref Apak ağırlığını koyduğu 1940’ların ikinci yarısına dek, takımın fiilî antrenörlüğünü de yürütmüştü: “Kabiliyetli gençler üzerinde devamlı işlemeler yapmışımdır. Gençlerbirliği'nin futbolcularının o seviyeye çıkmasında âmil olmuşumdur. İsmim antrenör değildi, ama bir antrenör gibi onlarla meşgul olmuşumdur. Her futbolcuyla en azından 10-15 dakika meşgul olurdum. İdmanı ben yaptırırdım.” Sadece sahada kaptan değil, saha dışında da genel kaptandı, takımın genel sevk ve idaresinde Onun inisyatifi vardı: “İdarecilerle tanışmamla, idarecileri anlamamla.. fiilî netice itibarıyla ben Gençlerbirliği'nin en aktif, en popüler, en güvenilir oyuncusu haline geldim. Gelen çocukların halet-i ruhiyesi, görüşleri falan o istikamette olmuştur. Bir empoze veya vazifelendirme değil. Kendiliğinden olmuştur. Ben orada daima bir ağabey rolünü oynamışımdır. Ve bununla övünürüm, hiçbir zaman onları kötü bir yola sevketmemişimdir. Bir galibiyetten sonra barlara, meyhanelere, umumhanelere gitmek diye bir şey yoktur. Çünkü ben inanırım ki futbolcu sahada yorulduğu kadar dışarda da yorulursa ondan kolay kolay randıman alamazsınız. Hayatı mazbut geçmeyen insanlar futbolda istikrarlı bir performans gösteremezler. Ben Gençlerbirliği'nde oynayan çocukları, önemli müsabakalarda galip gelsek bile hiçbir zaman kötü yerlere götürmemişimdir. Ödül olarak afedersiniz bazılarının yaptığı gibi barlara falan değil... toplu halde seviyeli bir lokantada bir yemek yemeye... En büyük ödül buydu. Zaten paramız da yoktu. Zaten o zaman bütün kulüpler amatördü. Saha hasılatıyla geçiniyordu. Kulübe yardım da aidat meselesiydi. Çıkartıp cebinden milyonlar verecek taraftarımız yoktu.”
Antis
07-05-2008, 06:50 AM
Hasan Polat, 1930’lardan 1950’lere uzanan -hatta 1960’larda da örnekleri görülen- bir geleneğe uygun olarak, Gençlerbirliği’nde oynarken bir yandan üniversitede okumaya, bir yandan da devlet memuriyetinde çalışmaya devam etmişti. 1936-39 döneminde Maliye Bakanlığı Bütçe Mali Kontrol Şefliğinde çalıştı. Hukuk Fakültesi’nden 1938’de mezun oldu. Yine futbolculuğu sürmekteyken, 1947-47’de Sümerbank Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılığı, 1947-50’de Ankara Stadyum ve Hipodrom Müdürlüğü yaptı, 1950-53’te Sümerbank Teftiş Kurulu’ndaki yönetim görevine döndü. 1952’de futbolu bıraktıktan sonra 1953-54’te Hereke Defterdar Yünlü Sanayi Müessese Müdür Vekilliği, 1954-55’te Merinos Müessese Müdürlüğü, 1955-57’de Sosyal Sigortalar Kurumu Teftiş Kurulu Başkanlığı yaptı. 1957 genel seçimlerinde, Demokrat Parti lideri Adnan Menderes, 1930’ların sonunda Türk Spor Kurumu’yla meşgul olduğu dönemden tanıdığı Hasan Polat’ı kendi kontenjanından Trabzon milletvekilliğine aday gösterdi. 1957-60’ta Trabzon milletvekili olarak parlamentoda bulunan Hasan Polat, 27 Mayıs askerî müdahalesinden sonra bir müddet Yassıada’da hapis yattı. Sonrasında ”çalışmaya mecburdum”, diyor: ”Askerî idare bizim bütün emeklilik haklarımızı da kaldırmıştı. Gayrımeşru yollardan veya titrimle, ismimle iş takip ederek servet sahibi olmuş değildim...” 1966-68 döneminde Sümerbank Başmüşavirliğinde bulunacak, daha sonra özel sektörde uzun yıllar yönetici olarak çalışmaya devam edecekti.
Fakat Hasan Polat’ın kariyerinde asıl önem taşıyan yöneticiliği, iki dönem yaptığı Futbol Federasyonu Başkanlığıdır: 1955-57’de ve 1970-76’da. Her ikisinde de iz bırakmış, atılımlar, yenilikler yapmıştır. Örneğin ilk Federasyon Başkanlığı sırasında profesyonel kulüplerin genç takım kurnma zorunluluğu getirmesi, Türkiye’de genç futbolcu yetiştirme düzeninin oluşumunda tayin edici bir adımdır. Böylelikle, Namık Katoğlu’lardan, Ali Rıza Ertuğ’lardan, Orhan Şeref Apak’lardan gelen bir Gençlerbirlikli geleneğine yeni bir halka eklemiş; Türkiye’nin futbol büroksasisinde, Türkiye futbol ortamının modernleşmesinde Gençlerbirliklilerin oynadığı öncü, örgütçü rolü zenginleştirmiştir Hasan Polat. Kendisinden aktaralım: ”1955 senesinde ben Federasyon Başkanı oldum. 55'in şubat ayından 57'nin Ekim ayına kadar. O zaman federasyonda biz üç hatta iki kişiydik. Altay Kulubünden gelen Mamato Salim vardı, meşhur idareci. Benden çok yaşlı bir adamdı. Bir de Halit diye bir çocuk vardı. O zaman beş yıllık plan yapmıştım, sonra tatbik etmediler. Bu planın içerisinde hakemlik, A takımlar, genç takımlar ve saha meseleleri realize edilecekti. 1957 Ekim'inde milletvekili seçildikten sonra bir müddet yine devam ettim Federasyon Başkanlığına aslında... Macaristan'ı ilk defa yenen bir Federasyonun başkanıydım ben. 1956 senesi, 18 Şubat'tır. Macaristan o zaman Avrupa'nın önde gelen takımıydı, hepsini eziyordu. Ben ideal olarak o takımı Türkiye'ye getirme peşine düştüm. Talep ettikleri parayı temin edemiyorduk, rahmetli Menderes'e gittim, ‘kabul’ dedi, ‘ben öderim’ dedi. Ama Türk parası üzerinden hesap ettirdi. O zaman döviz sıkıntımız vardı. Macar Federasyonu 200 bin Türk parası karşılığında Türkiye'ye gelmeyi kabul etti. İstanbul'a geldiler, İstanbul'daki Macar Ticaret Ateşesi bunları ikaz etti: Türk parasının değeri yoktur diye. Bu sefer çevirdiler, dolar üzerinden istediler. Ben yine rahmetli Menderes'e gittim, öyle halloldu... 1955'te Federasyon Başkanı olduğum zaman Türkiye'deki maçların bir kısmını ecnebi hakemler idare ediyordu. Ben bu işe müdahale ettim ve dedim ki, Türkiye'ye ecnebi hakem bundan sonra gelemez. Türk hakemliği ondan sonra güçlenmiştir. Benden sonraki federasyonlar tekrar ecnebi hakem ithal ettiler. Ben 70 senesinde ikinci defa Federasyon Başkanı olduğum zaman bu manzarayla karşılaştım. Yine aynı kararı aldım, bunun müsbet neticesi olarak ben Dünya Kupası'na hakem gönderdim. İkinci Federasyon Başkanlığı döneminde ecnebi oyuncuları da hem adet olarak hem kalite olarak sınırlamıştım. Kendi millî takımında son üç sene içinde top oynamayan bir kimse Türkiye'ye gelemez, diye...”
Trajiktir, Hasan Polat ikinci Futbol Federasyonu Başkanlığındaki ilk imzalarından birini, Gençlerbirliği’nin 2. lige düşüşünü tescil etmek için atacaktı! Gençlerbirliği'yle kurumsal, resmî bir bağı yoktu, fakat elbette ”hissî münasebeti vardı, o zaten hiç kesilmemişti...” 1960’ların Gençlerbirlikli oyuncuları, İstanbul’daki maçlarında bu karizmatik adamın otellerine ziyarete geldiğine, soyunma odalarına inerek onlara moral verdiğine, Gençlerbirlikli olmanın anlamını anlattığına az tanık olmamışlardı! İlk devrede mağlup duruma düştükleri bir maçın devre arasında hışımla soyunma odasına inen Hasan Polat’ın o sert bakışının ve ”yeneceksiniz!” ‘talimatının’ takımı ikinci yarıda nasıl ayağa kaldırdığı, 1960’ların unutulmaz kalecisi ”Köylü” Selçuk’un hâlâ hatırında! İlerdeki bölümlerde, 1970’teki o kahredici küme düşüş hikâyesi yer alıyor... O esnada, Gençlerbirliği’ni sevenler arasında ”Hasan Abi bir şey yapabilir mi?” umudu uç vermişti, çaresiz, gizli gizli... Diğer takımların küme düşmemek için çevirdiği dolaplardan dem vuruluyor, ”kötü yola teşebbüs ve tenezzül etmeme”nin cezasının küme düşmek olmasına isyan ediliyordu. Düşüşten sonra Hasan Polat’ı Federasyon’da ziyaret ederek ”gadre uğradık, bir şey yapılamaz mıydı!?” diye serzenişte bulunan Gençlerliler, Hasan Abilerinin "Oğlum oğlum, bak" diye onlara nasıl çıkıştığını hatırlıyorlar: "Biz burada görevdeyiz. Ben Gençlerbirliği'ni seyrederim, desteklerim, ama haksızlık yapmam... Mağlup olur, küme düşer, bir şey yapamam... ama akşam eve gider 'çocuğum öldü' diye ağlarım..." Katoğlu’lardan, Ertuğ’lardan, Apak’lardan ”Gençlerbirliği mentalitesi”ni böyle öğrenmişti Hasan Polat.
Kaynak:Ankara Rüzgarı (Ankara, 2003) kitabından (s. 70-77).
TÜRKÇE
07-05-2008, 06:59 AM
Bu konuyu burdan kaldırırlar
Biraz ingilizce felan metin koysaydın
Antis
07-05-2008, 10:01 AM
Saolasın koyuncu kardeş bilmiyordum özür dilerim,yanlız ingilizcem pek yok galiba ben paylaşımda bulunamayacağım her neyse kalın sağlıcakla
TÜRKÇE
07-05-2008, 10:27 AM
Saolasın koyuncu kardeş bilmiyordum özür dilerim,yanlız ingilizcem pek yok galiba ben paylaşımda bulunamayacağım her neyse kalın sağlıcakla
Yok aga
ana sayfada türkistan bölümü var orada türkçe serbest
İstediğin kadar
Antis
07-05-2008, 02:56 PM
siteye yabancı olunca işte,yönlendirdiğin için çok teşekkür ederim saol
Antis
07-05-2008, 04:01 PM
İlgili arkadaşlar kusuruma bakmayıp bu başlığı gerekli gördükleri yere taşırlarsa çok memnun olur kendilerine teşekkür ederim
Antis
08-03-2008, 03:01 PM
2008-2009 futbol sezonu maraton kombineleri satışa çıkmıştır.
17 lig maçında geçerli olcak maraton kombineleri bu yıl çok ucuz.
KDV li fiyatı 59 lira olan kombineleri kredi kartıyla da alabilirsiniz.
kombineler:beştepe Gençlerbirliği tesislerinde satılmaktadır,haydigencler.com
Antis
08-12-2008, 12:00 PM
DOĞUM TARİHİ CUMHURİYET İLE YAŞIT CUMHURİYET'İN TAKIMI GENÇLERBİRLİĞİNDEN SONRA GELELİM NEDEN ANADOLU'YA
Neden Anadolu
Bugün Amerika’da sömürdüğü ülkelerde aynı şeyi yapıyor önce karıştır insanları birbirine düşür onlar birbirleriyle uğraşırken Amerikalılar da ganimeti taşımaktadırlar yani dünyada sistem her yerde aynı değişmez sömürünün tek şekli budur,Bugün bu sistemi Ülkemizin en sevilen futbol oyununa yansıttığımızda aynı şeyi İstanbul'un üçüzleri borazancıbaşı medyasıyla tetikçisi ve de maşası federasyonuyla çok sıkıştığında da ülkenin resmi kurumlarıyla aynı şekli Anadolu takımlarına uygulamaktadır bugün bizler ya birbirimizle uğraşıp birbirimize düşman olup bu bizans oyununa geleceğiz hep birlikte kaybedeceğiz ya da bu oyuna karşı birlik olacağız hep birlikte kazanacağız,birbirimizle uğraşmamızın hiç birimize faydası olmaz ama doğruları savunup birlik olursak işte o zaman,nedenmi
Bugün başarılı olan ülkelere ve de ülkeler arası başarılarının nedenleri nedir diye bakacak olursak gelişmiş ülkeleri ve başarılarını hep takdir ederiz. acaba biz neden böyle değiliz diye dövünüp dururuz hiç kimse ne medya ne de bu pastayı gotürenler diğerlerini düşünmez yukarıdakiler aşağıdakileri veya tabanı bilinçlendirmezler çünkü bu durum çıkarlarına hemde işlerine ters gelir insanın doğasında bu vardır. paylaşmayı sevmezler bu sebeplede uyuyan devi niye uyandırsınlar menfaetlerinden olsunlar bir ara TV kanal D akşam haberlerinden sonra spor haberlerine başlarken koca bir ülkeye yayın yapıyor olmasına rağmen istanbulun dışındaki şehirleri enayi yerine koyarak 3 büyüklerden spor haberi diye başlıyordu veya takımınızın üçüzlerle oynadığı maçı canlı yayında izliyorsunuz TV'de spikerin sizin golü attığınız an ile golü yediğiniz andaki ses tonuna dikkat edin veya üçüzlerin golü attığında ekranda bakıyorsunuz ekrana bir yazı "iyiler her zaman kazanır",mesala Tüm ülkeye yayın yapan gazetelerin spor sayfalarını ise okuduğunuz da sayfalar 3 takım arasında paylaştırılmış bu durum da şehrinizin dışına çıktığınız da yabancı bir ülkeye gitmiş gibi takımınızla irtibatı tamamen koptuğunu görürsünüz ülkeyi değil çıkarlarını düşünen bu medyadan bir şeyler beklemek ya bilinçsizlik ya da bahanedir,İşte çocukluğunuzdan itibaren beyinlerinize bu şekilde pompalanıyor yanlışlar haksızca adaletsiz bir biçimde.
Bugün Barcelona_Cadase / Manchester_Blackborne veya Milan ülkesinde deplasma,na gittiğin de acaba orada ne kadar taraftarı var hepimizde biliyoruz bir hiç,bunda ne var diyeceksiniz rekabetin,yarışmanın,mücadelenin olmadığı yerde ülke başarısı hiç olmaz,maelesef sadece bizim ülkemizde Futbolumuz ve taraftarlık bir şehrin içine kilitlenmiş bir durumda.
2007/2008 sezonun ilk yarı maçlarının oyanandığı bir hafta yaşanan örnek her zaman tekerrür etmiştir mesala Kayserispor,Sivasspor aynı hafta iki ist.takımını yendiler medyalarıyla birlikte haftalarca eleştirdikleri sindirdikleri hakemleri maçtan sonra yine topa tutarak nasıl yenildikleri değerlendirilip duruldu,birazda rakibinize saygı duysanızda Anadolu takımlarının o maçta ne kadar iyi oynayıp başarılı bir şekilde yendiğinden bahsetseler allah rızası için.
Futbolu ve de taraftarlığı bir şehrin içine kilitlenmiş bir ülkeden bir şeyler beklemek malta veya forea adaların dan beklemek gibi bir şey. işin başka bir boyutu daha var Acaba Brezilya nın yurt dışın da kaç futbolcusu oynuyor 5 binlerden bahsediliyor bizim ise 5 i geçmiyor fiziki yapısı spora bu kadar yatkın bir ulusun durumu niye böyle
Ümit milli futbolcularımızın yaşları ilerlediğin de A millli de olmaları gerekirken niye kayboluyorlar diyorlar,çok genç yaşta zamanından önce üçüzlere transfer olursa,senede 30 transfer hatta milyon dolarla gelen yabancıların yedeği olunca onlar da mecburen İstanbul gece alemine dağılmamış olsalar kesinlikle kaybolmazlar,amaç zarar vermek dimi bir futbolcuya veya hocaya gereğinden fazla hak etmediği parayı vererek haksız rekabeti sağlayarak yurt dışına saolsunlar iyi döviz çıkışını sağlıyorlar yada burda yeni parlayan bir futbolcumuzun veya hocanızın aklını hemen çelerler sizin küme düşmeniz veya şampiyonluk iddianız varmış yok ülke futbolu geriye gidiyormuş onlar için çok önemlimi.
Futbolcuyu,hocayı bırakın bu ülkede yatırımın ağırlığından tutun çalışmaya gidenine kadar insanlar hep oraya koşuyor sonuç ortada gelişmiş ülkeler gibi 100 yıllık projelerimizde yok allah göstermesin devamlı orada ileriye dönük depremden de bahsediliyor acaba japonlar gibi şimdiden önlemimizi aldıkmı.
Avrupa ya baktığımızda İkinci ligden çıkan bir takımın ülkesinin üst liginde şampiyon olma şansı var. Ama şampiyonu belli olan başka bir ülke varmı? Acaba ülkemizde 10 tane takımımız şampiyonluğa oynasa bu çocuklar kaybolurmu son 50 yıla bakacak olursak 4. üncü bir takımın şampiyon olma şansı yok denecek kadar az. İstanbulda yerleşmiş veya orada ikamet eden birisinin bu takımlardan birini tutmasından doğal bir şey yoktur saygı duyuyorum. Ama bu takımlar dan biri anadoluya gittiğinde adam memleketini bırakıp karşı türübüne geçip şehrine küfür ediyor. Bugün o kadar nüfusca durumları iyi olan illerimiz dururken hakmı iki ilden 9 takımın olması bu gidişle seneye dahada artacak gibi gözüküyor yanlışlar,her zaman doğruları söyleyip yanlışlara karşı neler yaparızı konuşacağımıza,genel sorunlarımızı görmezden gelip kişisel çıkarlarımızı düşünmekle kendimizi avutuyoruz.
Bu ülkede sporda da sistemli birlik içerisinde ve de bilinçlenme olmadığı sürece spor ve başka alanlar dahil daha bizi bu Avrupada çok tokatlarlar bizi böyle boynu bükük gönderirler,daha çok yakında yaşadık örnekleri sürekli de yaşıyoruz.
Avrupada en basiti bir tenis turnuvasında dahi ortaya konan ödülde şanslar her iki taraftan kim kazanırsa kazansın eşit burda ise tam tersi şampiyonluğu kaybetse bile pastayı alan belli yani avrupada şahsa,kişiye,takıma göre değil başarıya göre kim kazanırsa ona veriliyor. Yalnız bizim gibi geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinde durum tabiki biraz farklı kim güçlüyse kimin arkasında Federasyon, Mafya, Hükümet, Boranzancıbaşı medya varsa o kazanıyor ve parsayı alıp gotürüyor,buradaki garip durum olayın başında diyorlarki ey anadolu takımı sen şampiyon olsan dahi sana ödül yok,para yok varmı böyle bi şey allah allah bir turnuvaya katılıyorum daha olayın başında kaybediyorum rekabeti ortadan kaldırarak aslında ben değil ülkem kaybediyor burda biz yine siyasette amerikanın piyonu olduğumuz gibi futbolda da üçüzlerin piyonu durumuna düştük hiç önemli değil savunduğumuzun sonuna kadar arkasındayız,yıllardır daha sezonun başında üçünden biri kazanıyor varmı dünyada böyle bir şey adam daha sezon başlamadan böylece şampiyonluğunu ilan etmiş olmuyormu ,yani anadolu takımları bu gün şampiyon olsa dahi sezon öncesi periyodik olarak belirlenmiş üç istanbul takımının aldığı şampiyon dilimini alamayacaklar'dır,şampiyon olmasının hiç bir önemide kalmamaktadır,zaten olabilme ihtimalleri tamamen ortadan kaldırılmıştır sonuca gelelim 50 yıldır o şehrin içinden çıkıyor şampiyon ali cengiz oyunlarıyla iyi saygı duyuyoruz sonuç ne türk futbolunun geldiği nokta nedir.
Ben sıkıldım neden avrupanın tokadını yemekten bıktım sen bizi tokatlarken iyi bu dünyada ne ekersen onu biçersin daha öğrenemedinizmi,her sene 50 trilyon harcayan sizsiniz bir futbolcuya 28 trilyon veren sizsiniz bu ülke futbolunun suçluları ortada bu devlet bunlara arsa verir,dükkan verir,vergisini affeder,bunların başkanlarına büyük ihaleler verir,bilet fiyatları elli milyonsa bilet üzerinde bir milyon göstererek teberrulu bilet sattırır daha ne istiyorsunuz daha niye beğenmiyorsunuz,sıkılıyorsunuz bilmiyorum bu ülkede parasızlıktan bir çok 1 lig anadolu takımlarının bir çoğu şimdi alt kümelerde oynamıyormu sizin oynadığınız yıllarda maalesef kurtardılar ist. takımlarının bir alt kümeye inmesini engellediler özelliğiniz ne ülkemizin çıkarları için bu safhaları atlatacağız bundanda kendi irademizle kimsenin etkisinde kalmadan zamanında kaldıysak da bundan sonra zararın neresinden dönersek kardır sözünden davranarak hareket edeceğimize, çocukluğumuzda ya şu beni aşılamıştı,şu beni dürtmüştü demeden doğruyu sadece doğruyu savunacağımıza eminim.
Ben kimseye hiç bir takımın reklamını yapmıyorum anadoluda doğrusuda o kendi memleketinizin takımınıda tutabilirsiniz avrupada olduğu gibi , burda bide çarpıklık var biz ulusca yönlendiriliyoruz,illa üçüzlerden birini tutmak zorunda değilizki,tabular yıkılmak içindir ülke futbolunda başarıda o zaman gelir futboldan bıkmaz vede tam tersi keyif alırız. İspanyada geçen dönemde gördük real madrit deplasmanda kupa maçında bir üçüncü lig takımıyla 1-1 berabere kaldığında orda taraftarı varmıydı ve o üçüncü lig takımı ve seyircisi o maçta nasıl haz aldı gördük,aynı ülkenin takımları şampiyonlar liginde final oynamadımı,İspanyanın iki kulübü UEFA'da final oynamadımı dostlar,bizlerde görürüz inşallah finalde iki takımımızı.
Antis
09-14-2008, 06:18 AM
Ank.belediyesi-Ankaragücü ile birleşecekmiş Ank.belediyesinin hakları da düzenlenecek bir yasayla çok sevdiklerinden İzmire yasal değil ama hiç önemi yok neden yasada bir ilin takımı başka bir ile taşınamıyor diye yazıyorlardı benim okuduğum da eee ne yapılacak bizim yasalar lastik gibi ama yine de yeterli olmuyor,baktın yasa başkasına uydu sana uymadı o zaman o yasayı iki şekilde bir karşıya birde kendine göre değiştireceksin kendilerine ayrı çalışanlara ayrı yasa çıkardıkları gibi,ayrıca bir yere çok düşük maaşla da olsa işe başlasanız çok sıkı bir güvenlik araştırması ile karşılaşırsınız,ama kendileri için hiç önemli değil,burdaki gariplik acaba hangi taraf daha çok önem teşkil etmekte ülkemizin geleceği için,dürüstlüğün vede doğruluğun karşıtını söylememize gerek yok biliniyor.
İnsanın aklı balık aklı gibi diyorlar ya doğru geçmişte olanları not alıp bir aklınızın bir köşesinde tutmayıp tedbiri elden bıraktığınızdan toplumun üzerinden geçinen uyanıklar bu durumdan faydalanırlar her zaman,şöyle biraz geriye gidersek Askere hakemlik ve belediye başkanlarına da kulüp başkanlıkları yasaklanmıştı şimdi sizlere sorsam Ank.belediyesporun gerçek kulüp başkanı kim diye acaba kaç kişi bilir bende bilmiyorum,o zaman asker hakemlerin de giderken dünya nimetlerinden kopmamaları için yerlerine kukla durumunda birilerini bırakmaları gerekirdi emsal olarak,her kim olursan ol bizim hakkaniyetimiz ve adeletimiz bu işte,bu yanlış durum hacettepe olayında da mevcut.
İktidarın elinde olmayan belediyeleri ele geçirme planı belediyenin birinide sen almasan da diğerini de başkası alsa ne olur karşındaki sanki bu ülkeden değil,durum demokrasinin gereği değilmidir,insanlar tornadan çıkma tek tip insan oluncamı demokrasi oluyor,durum iç açıcı gözükmemekte ülkede sendikalardan spora kadar her şeyi ele geçir medyasına kadar sistemi alternatifsiz bırakıp tek tip diktotaryal bir sistem sorsanız demokrasi derler örneği derseniz bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde Asyada,Afrikada ve güney Amerikada çok.
ABD'de siyasi vs bir başkanın veya bir belediye başkanının görev süresi 2 dönemdir,Newyorklular belediye başkanları çok başarılı olduğu için bir dönem daha kalması için ne yapsak diye düşünüyorlar maelesef bir çözüm yok yasalar belli zaten adamcağız da çıkıp şunu sölüyor ben benden sonrakinin hakkına hukukuna etki ve geçiş yapmadan bırakmam lazım kesinlikle olmaz diyor.
Bide bize bakın seçimle her gelen Siyasiler,belediye başkanları,sendika başkanları,kulüp başkanları,şöför ve bakkal başkanlarına kadar adamlar 50 yılı aşkın allah gecinden versin sağlıklarına bir şey olmasın da koltuğu bırakmıyorlar benim yaşım 51 çocukluğumdan bu yana seçimle gelinen bir çok yerde hala aynı kişiler oturuyor 50 yıldır,bir emeklinin çalışma ömrü dahi 25 yıl bu ülkede 60 yıl olmuş seçimle gelmiş hala makam işgal eden insanlar var yahu bu demokrasi mi şimdi,genç nüfusuz diye övünüyorlar o zaman gençlerimizin önü açın bari, milyonlarca gencimiz üniversitelisi dahil işsiz.
Gelişmiş ülkelerde seçimle gelinen yerlere bildiğimiz meslek gözüyle bakılmıyor oralara çok lüzum içeren bir bölge olması itibari balığın baştan sağlıklı olması düşüncesinden yola çıkılarak hareket edilmekte,onun içindir ki demokrasinin en adeletli yeri olması gerekliliği sebebiyle kuyumcu terazisi gibi kefelerinin daralarının eşit olması gerektiğinden bu ülkelerde 2 dönem bilemediniz 3 dönem görürsünüz seçilenleri ve de o ülkeler de uygun kişileri hemde çok uzun bir elemelerden geçerek o noktaya gelirler tabiki bu kısa görev süreleri boyunca da alınlarının akıylada bırakırlar yoksa ilerisi için kendileri çok zararlı çıkacaklarını çok iyi bilmekteler.
Bizim ülkemizde ise 2-3 dönemden fazla kaldıkları için nasıl olsa bu uzun dönemde kendi istemleri yönünde işleri yoluna koyduktan sonra sistemi alt üst edip bıraktıklarında da ak kaşıktan çıkan süt gibi giderler,maelesef geri kalmışlığımız burdan belli bırakın iki dönem seçilip adeletlice görev yapıp gitmeyi buralar da indiragandi yapmak bir meslek olmuş,ABD’de hadi sıkıysa bir vergi kaçır veya yolsuzluk yap demokrasi acaba oradaki mi bizdeki mi.
Tek eksik spor üzerinden istismarcılıktı oda tamam Mehmet ali şahin Antalya için, Unakıtan es es için uğraşırken,kürşat tüzmen makamında mersin için futbolcuya imza attırıyor maşşallah vs daha bilmediklerimiz cabası,Ankara'da 4-5 yıl öncesini hatırlayanlar bilir Ank.belediyesinin 1000'e yakın değişik branşlarda yurt dışında madalyalar alan 1000 civarında amatör sporcuları vardı ne hikmetse gerçi nedeni de belli o yıllarda o amatör branşları kapatıp 1000'e yakın sporcuyu dağıtıp neden futbol'a geçildiği bu yüzden de olimpiyatlarda başarısızlıklarımızın nedeni de ortada,Amatör sporcu üzerinden bir yol olmuyor napsınlar,geçen bir yerde okudum Özaldan bu yana bu değişen belediye sistemlerimiz sayesinde belediyelerimiz iş adamı üretim çiftliği haline gelmiş diğer yönü ise bir taşla iki kuş vurma derler ya işte o belediye takımları,belediye takımlarının delegeleriyle hem federasyonu elde tutuyorsun hemde belediyeliklerin tamamını sonra ne var kardeşim yurt dışında da var sanki LONDRA belediyesi,Paris belediyesi diye takım orda yokmu varmıki acaba.
Mağazanın vitrininde ise var sa yoksa üçüzler beyaz sayfalarla bu kulüplere ülkenin tüm imkanlarını kaynaklarını akıtın her yıl üçünden birini şampiyon yapın oh ne iyi ne güzel,Aurellonun ispanya ya gidişinden pişman olması bu yanlışı haksız vergisiz algısız kazancı bal gibi göstermekte,kulübüne 15 milyon euro futbolcuya 3,5 milyon euro verip yurt içi başarılarıyla yurdumuzun insanlarını medya aracılığla aldıkları teneke kupalarıyla kandırsınlar yurt dışı fiyasko,neymiş çeğrek finale kalmış 50 yılda hepsi bu,yahu adamlar her yıl finalinde iki takımıyla oynuyor senin o kendini başarılı gördüğün yerde,Aha bu yılda takımın biri sezona fiyasko ile diğerleride her hafta biri 9 kişilik rakiplerle oynuyor bu nasıl büyüklükse çünkü geçen sezon 29 hafta beyaz sayfa açtıkları hafta müdahele edilmişti sivas başlarda tehlike arz etmiyordu çünkü,bu yıl müdahale erken başladı Trabzonun dişini erken göstermesi vesilesiyle işi sağlama alıyorlar galiba,baksanıza rakipleri iki haftadır iki kişi eksik durumda rakipleriyle oynamaya başladı,yaa birincisinde hakem haklıda ikincisinde haksız ya siz hiç ingiliz ligleri izlemiyorsunuz ya da işte,Alt liglerimiz ise futbolcularının bonservis bedellerini federasyona yatıramadığından maça çıkamaz bu nasıl bir adaletse.
Antis
09-14-2008, 06:19 AM
TRT kime hitap ediyor?
Yazılı,görsel basın ve de spor yazarları kamu görevi yaparlar. Eğitici ve öğretici vasıtadır,araçtır kitleleri aydınlatmaktır görevleri.Bunu yaparkende taraflı olamazlar ahlak yasasına hukukuna aykırı hareket etmeleri suç teşkil etmektedir.Spor basını,yazarları,yorumcuları, kulüplerin Amigo yazarlığını değil kamunun elamanı olup tarafsız bir şekilde görevlerini yapmaları gerekmekte.
Balık baştan kokar diye boşa söylenmemiş devletin resmi kanalı TRT’nin üç sezon öncesi Levent Özçelik tarafından Pazar akşamları yapılan spor proğramında puan sıralamasına göre yukardan aşağıya ne takımlara ne renklerine ne de başka bir yönlerine bakılmaksızın eşit yorum ve pozisyon değerlendirmesi için özen gösteriliyordu.Daha sonra ne hikmetse bizde adettir iyi giden bir şeyi bozmak Levent Özçelik’ten sonra onun yerine,ben buna kasıtlı olarak diyeceğim getirilen Erdoğan Arıkan’ın ilk işi proğrama 4 takımın rengini temsil eden futbol topu koyarak art niyetli düşüncesiyle süper ligin Akşam haberinden sonra başlayan spor proğramında gece 12’ye kadar bu dört takımı değerlendikleri yetmiyormuş gibi birde gece 12 den sonra bu takımların tekrar özet görüntülerini vermeleri,kendi takımlarının yorumsuz,pozisyonsuz 2 dakikalık maç özetini seyretmek için uyumamaya çalışan insanları uyuttuktan sonra gece 1’de Anadolu takımlarının lehine olanı değil aleyhine olan pozisyon değerlendirmeleriyle kendilerince saolsunlar keyifli ve adaletli bir proğram yaptıklarını sananlara ne diyelim.
Haksızca aleyhimize verilen,lehimize verilmeyen penaltılarıımızı,sahada bile 11-11 oynatılmayışımız ile adaletsiz haksızca yönetilen maçlarla ilgili taraflı değerlendirmelerden o kadar çok örnek var ki,bu adamlar her hafta hakem hatalarından maç kaybettik diye de sızlanırlar bide kazandıkları maçları nasıl kazandıklarını hiç söylemezler ama,kaybettiğimiz Maç içerisinde yapılan hataları hakemin etkide kalma maç stresine ve korkusuna bağlamaya alıştırıldık tamam kabul.Akşam devletin kanalında spor proğramını izlerken en azından bir adaletli bir yayın beklemek hakkımız değilmi.
Hata yapmak insanlık gereği herkesin hakkı ne varki Adalet beklemek başka,Adalet sağlamak ve bunu eşit dağıtmakla yükümlü olanların sebeb olduğu yanlışlar diğer şehirlerimizin,yerel takımlarımızın ve de taraftarlığının zarar görmesini sağlıyarak zayıflamasını sağlamakta birde bu TRT kanalıyla süper ligi iki proğram şeklinde ayırarak,bölerek kitlelerin beyinlerine bu şekilde haksızca pompalanıyorsa düşündürücü,özel medyayı konuşmaya gerek bile yok.
Antis
10-24-2008, 12:23 PM
Bu ülkede adam olmak zor.Daha zoru da adam gibi kalmak.Ama adamın var ise her şey kolay,çünkü kriterin olmadığı yerde tek şey güç.O nedenle gücü eline geçiren her istediğini yapmakta serbesttir.Bu sadece futbolumuz için değil,bu bir ülke gerçeğidir.
Sistemin tüm unsurlarıyla düzgün işlediği durumda kurtarıcıya gerek yok duyulmaz da çünkü kahraman sistemin ta kendisidir oralarda krallara,imraratorlara pek gerek duyulmaz.
Bu takım Milletin takımı belli bir kesimin değil,belli bir şehrin de , bir futbolcuyu Aday kadroya seçerken de formayı hak edene vermelisiniz,işinizi adaletli yapacaksınız teknik taktik yerine yanlış gaz vermekle,prim vermekle de olmaz.
Geçen bir yerde okudum A.Milli takım’da Fatih Terimin yardımcısı Oğuz Çetin’in yıllar önce kendisiyle ilgili anlattığı anılarında 7 yıl Sakaryaspor formasını giydim bir kere A.Milli takıma çağrılmadım.Fenerbahçe’ye transfer olduğum sezon daha resmi maç oynamadan hazırlık kampında A.Milli takıma çağrıldım,demek ki değişen bir şey yok,o zaman’dan bu zamana hiçbir şey değişmemiş.
Daha geçtiğimiz sezonlar da Rizespor’dan Beşiktaş’a gelen Koray Avcı’da geçen sezon Gençlerbirliği’inden Fenerbahçe’ye gelen Gökhan Gönül’de takımlarını değiştirmelerinin akabinde anında A.Milli takıma seçilmemişlermiydi. İlerlemiş yaşıyla GS’de kadroya giremeyen ama A.Milli kadroya çağırılan Ergün Pembe bu sezon Gaziantep’de oynadığı için mi alınmıyor,sezonun ilk yarısında GS’de dahi kadroya dahi alınmayan ve de tutulmayıp,beğenilmediği halde kulübüne baskı yaparak bu adam bana lazım Sabri yi oynatın diyorsun aynı düşünceyi Kayserispor’da oynatılmayan Gökhan Ünal için neden düşünmüyorsun.
Mehmet Topuz ve Mehmet Yıldız daha ne yapsın? Biri takımına Türkiye kupasını kazandıran en önemli isimlerden biri,diğeride üçüzlerle şampiyonluk mücadelesinde en büyük katkıyı sağlıyarak takımının başa baş puanlara gelmesine sebep olan Sivasspor’un lokomotifi,bu çocukları bizans kabul etmese de onlar Türkiye’nin gönüllerinde vardılar ve olmaya da devam edecekler.
Faruk Süren’in GS’de başkan olduğu dönemde en kızdığı kişilerden biri Fatih Terimdir sebebi ise çok paralar harcatıp başarısız olunca da kulübü bırakıp kaçmasıdır demişti Fatih Terim için ,birde GS’nin bugününe bakın zor gününde takımını şampiyon yapan alt yapıdan ismi sanı duyulmayan Cevat hoca,süper lig’de başarılı hocamı Çankırı belediyespor’dan gelip de Gençlerbirliği Oftaş’ı çalıştıran Osman Özdemir örneğin,daha bir de yanlışları da olsa sırf Fatih Terim için harcanan Ersun Yenal var.
Herkes ailesini geçindirmekle yükümlü olduğu bakmak için daha zor mücadeleler vererek özverilerde bulunarak çok düşük maaşlar karşılığı hırpalanıp ne eziyetler çekmiyor mu bu ülkede yurdumun insanları,ya sizler,sizleri diğer profesyonellerden farklı kılan nedir,bedavaya mı yapıyorsunuz,bu yüksek paraları,sahte milliyetçilik numaralarıyla o zaman neden almadan yapmıyorsunuz bu görevleri,Türk futbolu’nunun ekolünden bahsedenler,İstanbul’un dışına çıkıp Anadolumuzun diğer şehirlerinin koşullarına bir baksın,Alt liglerin koşullarına bir baksın.
Futbolcusu,Hocası,Eli kalem kalem tutan yazarı ve de Anadolu şehrinden çıkıp da sırf menfaetleri için bizans’a giden yöneticisi,Sizleri Anadolu yetiştirmedi mi o zaman Anadolu’muz da bu kadar insan sıkıntı çekerken,bırak eğitimini çocuğuna bir ekmek yedirmenin sıkıntısını yaşarken bu devlet asgari ücretliden dahi vergi alırken sizlerden göstermelik alınan kayda değer bir şeyler alınmadığı,muaf tuttuğu halde sizler daha doymadınız mı doğduğunuz,yetiştiğiniz Anadolu ya ihanet ediyorsunuz.
Not:Bu yazıyı Euro-2008 Finallere gitmek üzere seçilen millitakımımız için yazmıştım görüldüğü gibi Finallere kadar yapılan maçlarda kadroya çağrılan Mehmet Topuz,Mehmet Yıldız,Giray Kaçar,Gökhan Ünal vs bu isimler ne hikmetse finallere gelinince elendiler bu arkadaşlarımız şayet üçüzlerden birine transfer olsalardı Gökhan Gönül gibi sakat da olsalar çağrılacakları kesindi,bu çocukların suçu sözleşmeleri bittiğinde takımlarını satmamalarıdır,üçüzlere gitmemeleridir.
Örnekliyelim:Gençlerbirliği’nde futbolcularamızdan Belçikalı Filip Deams’e avrupaya geri dönüş yapmayı düşündüğünde tesadüf konuşma fırsatı bulup sorduğumda çocuğunun olduğunu yetiştirme ile ilgili gitmesi gerektiğini burdaki güzel ayrıntı ise şuydu cevabının devamında ,kendisinin sezon sonu sözleşmesinin bittiğini o zaman giderse kulübünün para kazanamıyacağını ama kulübüm beni devre arasında M.Gladbach'a satarsa 500 bin dolar kazanacak şimdi gitmem daha iyi olur demişti.
Evet arkadaşlar bu insanlara ne diyoruz her neyse boş verin,Şimdi kendi ülkemize dönüp kendi futbolcularımızdan örnek verelim gerçi bu örneklerden ülkemizde çok,Bizde Uğur Boral sözleşmesi devam eden parasını aldığı sezonun ortasında kulübünden habersiz gidip fenere imza atmıştır o kulüpte bir başka kulübün topçusuna kulübüyle anlaşması devam ederken 6 ay öncesinden imza attırmıştır,futbolcumuz yarım sezon parasını aldığı halde bizde bu şekilde oynamıştır,eden bulur dünyası,sizce bu durum etik ise ne kadar faydalı olduğunu söylemeye gerek yok,sezon sonu geldiğinde de bedava elini kolunu sallıyarak gitmiştir.
Örnekleri çoğaltacak olursak GS'den Emre vs FB'den Tuncay vs örnekler çok olduğu gibi bu sistemde de çoğalacağı da kesin ayrıca taraftara parmak gösteren,iddia,baahis,şike yapan,askerlik için yurt dışına kaçan,sakat da olsa bunlar kadroya çağrılır,bu formayı herkes giymemeli,bu forma parayla,pulla değerlendirilemez bu forma bu ülkenin namusu şerefidir sen bu şekilde yanlış yapanları ödüllendir kadroya alınması gereken oyuncularmızı cezalandır yani bu adamlardan Milli takım futbolcusu olsa ne olur ki,daha çok prim almak,daha çok para kazanmak tek düşünceleri para başka bir amaçları düşünceleri olduğunu sanmıyorum bu şekilde başarı gelmez,insanların bu dünyda bir şerefi bir haysiyeti bir onuru olmalı,her şey para olmamalı,başka bir gerçek de insanlar paralandıkça daha iyi olacaklarına bizim ülkemizde daha çok dejenere olmakta daha çok bozulmaktalar,paranın ön plana çıktığı toplumumuzda maalesef toplumsal değerlerimizi,kültürümüzü iyice kaybetmeye başladık.
Hayatlarını doğru yönde kazanan haklıdır,Amaca giden her yolu meşru gören çarpık zihniyetle hayatın hiçbir alanında işiniz olmamalı”haksızlık yapmak haksızlığa uğramaktan daha acıdır”.gs'den kaleci aykutu alsaydı o bile yeterliydi final için.
vBulletin® v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.