Kur_Sad
07-07-2008, 07:18 PM
Susurluk günlerinde vatandaş lamba açıp kapatırken, Türk matbuatı meselenin merkezine Ülkücüleri koymuş nerede illegal bir faaliyet varsa Ülkücülere kakalamaya çalışıyorlardı.
Şöyle hafif bir Susurluk tefekkürü yaparsanız hepiniz hatırlayacaksınız. Bu "terörist" Ülkücüler neler yapmamıştı ki?
1 Mayıs 1977 olayları, Çorum / Maraş Katliamları, binlerce gencin ölümü; hasılı son otuz yılda memlekette ne kadar melanet varsa hepsini Ülkücüler işlemişti...
Kitapların, romanların merkezine de "Gladio"nun yerli işbirlikçisi Ülkücüler oturuvermişti hemen. Soner Yalçın'ı zengin eden de bu, Ülkücüleri Türkiye'nin geri kalmasının yegane sebebi olarak gösteren hikayeden kitaplardı.
İsimleri de güzeldi hani... "Gladio'nun Türk tetikçisi", "Reis" vs...
Bizim eski Maocu Soner ve onun "büyük abi"si Doğu, 9 Martçılıktan idamla yargılanmış Ali Kırca, yine Madanoğlu abisinin önünü açmak için sağa sola bomba bırakan 9 Martçı Hasan Cemal, yeni yeni romantizmi keşfetmiş Can Dündar ve onların değişik izdüşümleri köşelerini, gazetelerini ve televizyonlarını bu işe hasretmiş, "lanet" Ülkücüleri aşağılamakla meşguldü...
İslamcıların da yeni yeni bitleri kanlanmaya başlamış, bu "sövgü" korosunun yanında Ülkücülere saldırıyordu.
Yüzlerce insan evlerinden toplanıp içeri atılmış, cezasını çekmiş insanlar çocuklarının koynundan alınıp hapse tıkılmıştı. Ve o zamanlarda ülkede yargı vardı, demokrasi vardı ve inanırsanız insan hakkı vardı.
İşte o günlerde söylemiştim bizim Bakkal Hacı Yusuf'un bedduasını "ne ederseniz inşallah onu görürsünüz!"....
İlahi irade önce İslamcısına tokadı aşkediverdi...
Önce RP tepetaklak oluverdi. Üstelik Susurluk "kankaları"nın iteklemesiyle. Sonra Fazilet...
Ardından AKP'nin kapatma davası, gazete küpürlerinden hazırlanan bizim bile "böyle iddianame olmaz!" dediğimiz türden bir iddianame. Dün Ülkücüler için yargıyı gazlayıp, güya kırk yıllık problemleri çözmeyi ahdedenler birden "bağımsız yargı"ya ihtiyaç duydular.
Biz, onların yapamadığını yapıp fikir namusuna sığınıp onların da hakkını savunduk...
Sonra Ulusalcılar....
Dün yazdıkları hikayelerle Ülkücüleri bir devrin mahkumu ilan etmek isteyenler. Susurluk iftiralarının düzüldüğü dönemlerde "uyduruk" yayınlar, haberler ve kitaplarla Ülkücüleri suçlayanlar toplandı bu sefer...
"Derin devlet ortaya çıksın, Gladio çökertilsin" diyerek lamba yakıp söndürenler, sıcak yataklarından kaldırılanlar "yaren" çıkınca birden "Hukuk bunun neresinde?", "bu tutuklamalar kafaları karıştırıyor" demeye başladılar.
Hayli utangaç bir şekilde operasyona itiraz ettiler. Açıklamaları yaparken de "bildiğiniz gibi ben darbelerle, çetelerle otuz yıldır mücadele ediyorum...." Demeyi de ihmal etmeyerek...
Adına çirkin bir şekilde "Ergenekon" denilen operasyona itirazların altında yatan şeyin birisi operasyonun hukuki cephesindeki eksikliklerdi, ki buna biz de itiraz ettik...
Bu operasyonlar ile içeri atılıp, kendi iddiaları ile, mesnetsiz ve abartılı suçlamalara muhatap olanların geçmişe bakıp bir ders çıkartmaları da gerekmektedir. Yıllardır her fırsatta ilgili ilgisiz insanları ve Ülkücü camiayı çetelerle ilişkilendirerek insanların hayatlarını mahvettiler, Ülkücü camiayı milletin gözünden düşürmeye çalıştılar.
Bugün kendileri aynı duruma düştüler. Umarım bundan bir ders almışlardır.
Ama bu operasyonun en önemli sonucu Uğur Mumcu'dan bu yana otuz yıldır pompalanan bir efsanenin çökmesidir.
Bu, Derin Devlet = Ülkücüler şeklinde formüle edilen bir manipülasyonun iflas etmesidir. Bu aynı zamanda Susurluk manipülasyonlarının da çöküşüdür...
Can Dündar'ından Altaylı'sına, Cumhuriyet'inden, Hürriyet ve Milliyet'ine bu operasyona karşı geliştirilen muhalefetin arkasındaki sebep de budur. Bu arkadaşların tüylerini diken diken eden şey operasyondaki hukuksuzluklar değil, Susurluk'tan bu yana dillendirdikleri iddiaların aksine "karanlık ilişkiler ağı"nın arkasından Ülkücülerin değil "Ulusalcı" dost, arkadaş ve ağabeylerin çıkmasıdır...
Bunun şokunu Can Dündar ve diğer "karıştırmacı" yazarların yüzünde okuyabiliyoruz...
Memet Akbaş
http://www.etikhaber.com/content/view/58568/27/
Şöyle hafif bir Susurluk tefekkürü yaparsanız hepiniz hatırlayacaksınız. Bu "terörist" Ülkücüler neler yapmamıştı ki?
1 Mayıs 1977 olayları, Çorum / Maraş Katliamları, binlerce gencin ölümü; hasılı son otuz yılda memlekette ne kadar melanet varsa hepsini Ülkücüler işlemişti...
Kitapların, romanların merkezine de "Gladio"nun yerli işbirlikçisi Ülkücüler oturuvermişti hemen. Soner Yalçın'ı zengin eden de bu, Ülkücüleri Türkiye'nin geri kalmasının yegane sebebi olarak gösteren hikayeden kitaplardı.
İsimleri de güzeldi hani... "Gladio'nun Türk tetikçisi", "Reis" vs...
Bizim eski Maocu Soner ve onun "büyük abi"si Doğu, 9 Martçılıktan idamla yargılanmış Ali Kırca, yine Madanoğlu abisinin önünü açmak için sağa sola bomba bırakan 9 Martçı Hasan Cemal, yeni yeni romantizmi keşfetmiş Can Dündar ve onların değişik izdüşümleri köşelerini, gazetelerini ve televizyonlarını bu işe hasretmiş, "lanet" Ülkücüleri aşağılamakla meşguldü...
İslamcıların da yeni yeni bitleri kanlanmaya başlamış, bu "sövgü" korosunun yanında Ülkücülere saldırıyordu.
Yüzlerce insan evlerinden toplanıp içeri atılmış, cezasını çekmiş insanlar çocuklarının koynundan alınıp hapse tıkılmıştı. Ve o zamanlarda ülkede yargı vardı, demokrasi vardı ve inanırsanız insan hakkı vardı.
İşte o günlerde söylemiştim bizim Bakkal Hacı Yusuf'un bedduasını "ne ederseniz inşallah onu görürsünüz!"....
İlahi irade önce İslamcısına tokadı aşkediverdi...
Önce RP tepetaklak oluverdi. Üstelik Susurluk "kankaları"nın iteklemesiyle. Sonra Fazilet...
Ardından AKP'nin kapatma davası, gazete küpürlerinden hazırlanan bizim bile "böyle iddianame olmaz!" dediğimiz türden bir iddianame. Dün Ülkücüler için yargıyı gazlayıp, güya kırk yıllık problemleri çözmeyi ahdedenler birden "bağımsız yargı"ya ihtiyaç duydular.
Biz, onların yapamadığını yapıp fikir namusuna sığınıp onların da hakkını savunduk...
Sonra Ulusalcılar....
Dün yazdıkları hikayelerle Ülkücüleri bir devrin mahkumu ilan etmek isteyenler. Susurluk iftiralarının düzüldüğü dönemlerde "uyduruk" yayınlar, haberler ve kitaplarla Ülkücüleri suçlayanlar toplandı bu sefer...
"Derin devlet ortaya çıksın, Gladio çökertilsin" diyerek lamba yakıp söndürenler, sıcak yataklarından kaldırılanlar "yaren" çıkınca birden "Hukuk bunun neresinde?", "bu tutuklamalar kafaları karıştırıyor" demeye başladılar.
Hayli utangaç bir şekilde operasyona itiraz ettiler. Açıklamaları yaparken de "bildiğiniz gibi ben darbelerle, çetelerle otuz yıldır mücadele ediyorum...." Demeyi de ihmal etmeyerek...
Adına çirkin bir şekilde "Ergenekon" denilen operasyona itirazların altında yatan şeyin birisi operasyonun hukuki cephesindeki eksikliklerdi, ki buna biz de itiraz ettik...
Bu operasyonlar ile içeri atılıp, kendi iddiaları ile, mesnetsiz ve abartılı suçlamalara muhatap olanların geçmişe bakıp bir ders çıkartmaları da gerekmektedir. Yıllardır her fırsatta ilgili ilgisiz insanları ve Ülkücü camiayı çetelerle ilişkilendirerek insanların hayatlarını mahvettiler, Ülkücü camiayı milletin gözünden düşürmeye çalıştılar.
Bugün kendileri aynı duruma düştüler. Umarım bundan bir ders almışlardır.
Ama bu operasyonun en önemli sonucu Uğur Mumcu'dan bu yana otuz yıldır pompalanan bir efsanenin çökmesidir.
Bu, Derin Devlet = Ülkücüler şeklinde formüle edilen bir manipülasyonun iflas etmesidir. Bu aynı zamanda Susurluk manipülasyonlarının da çöküşüdür...
Can Dündar'ından Altaylı'sına, Cumhuriyet'inden, Hürriyet ve Milliyet'ine bu operasyona karşı geliştirilen muhalefetin arkasındaki sebep de budur. Bu arkadaşların tüylerini diken diken eden şey operasyondaki hukuksuzluklar değil, Susurluk'tan bu yana dillendirdikleri iddiaların aksine "karanlık ilişkiler ağı"nın arkasından Ülkücülerin değil "Ulusalcı" dost, arkadaş ve ağabeylerin çıkmasıdır...
Bunun şokunu Can Dündar ve diğer "karıştırmacı" yazarların yüzünde okuyabiliyoruz...
Memet Akbaş
http://www.etikhaber.com/content/view/58568/27/